Sayfalar

1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 1. cilt - Notlar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 1. cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2007

 


BİRİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BİRİNCİ KISMI

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

 

Allah her şeyi yokluktan var etti ve varlığı kendi "kelimelerine" dayandırdı

 

Her kulun bir ismi vardır ki o isim o kulun rabbidir (bu, o insanın fıtratına baskın gelen İlahi İsimdir). Kul beden, bu isim ise onun kalbidir.

 

Hakikat-i Muhammedi

Hz. Muhammed alemin özü ve varlık sebebidir.

 

Allah’ın önce bir su cevheri yarattı

Bu cevher İlahi celal karşısında eriyerek bugünkü unsurların temelini oluşturdu

Allah'ın heybetiyle bu cevher erimiş, buhardan gökler, köpükten ise yer yaratılmıştır.

 

(Abdülaziz el-Mehdavî’ye yazdığı mektup)

Adem sadece topraktan bir varlık değil, tüm İlahi isimleri toplayan bir "mahal"

Melekler Adem'deki karanlığı (toprağı) görüp onun içindeki nuru ve isimlerin yüceliğini başlangıçta kavrayamadı

İblis insanın içindeki "kötülüğü emreden nefs" ve şehvetleri görüp ona nefretle baktı

 

Hakk’ın nuru her zaman var, ancak kulun arzuları bir "bulut" gibi bu nuru perdeler

 

Göz ucunla bedenime doğru bakma / Ruhunu şarkılarla beslemekten uzak dur / Zat’ın zat deryasına dal da / Gözlere açılmamış sırları gör.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN İKİNCİ KISMI

Fihrist Bölümü

Birinci Fasıl: Marifetler

İkinci Fasıl: Muameleler

Üçüncü Fasıl: Haller

Dördüncü Fasıl: Menziller

Beşinci Fasıl Münâzeleler (Yükseliş ve İnişin Çakışması)

Altıncı Fasıl: Makamlar

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ÜÇÜNCÜ KISMI

Kitabın Girişi

İlimlerin Mertebeleri

1. Akıl İlmi: Delil ve inceleme yoluyla elde edilen bilgilerdir. Aklın bilgisi yanılabilir.

2. Haller İlmi: Sadece zevk ve tatma (yaşama) yoluyla öğrenilebilen ilimlerdir (balın tadı gibi).

3. Sır İlimleri: Aklın gücünün ötesinde, Ruhu'l-Kuds’ün kalbe üflediği ilimlerdir; peygamberler ve veliler bu ilme has kılınmıştır.

Sırlar ilmi olan bu üçüncü sınıfın özelliği şudur: Bir insan onları bildiğinde, bütün ilimleri öğrenir ve kuşatır.

 

Eğer bir bilgi doğruysa (özellikle ahlak ve nefis terbiyesi konusunda), onu kimin söylediğine bakılmaksızın kabul edilmelidir.

 

Filozofun dinsiz olduğu iddiana gelince, bir insanın dinsiz olması söylediği her şeyin geçersiz olduğu anlamına gelmez.

 

Allah'a giden yolun dört unsuru

Çağrılar: İrade, azim, himmet ve niyet gibi içsel itkiler.

Dürtüler: İstek, korku ve tazim (yüceltme).

Ahlak: Başkasına yarar sağlayan (geçişli) ve bireysel kemal (geçişsiz) ahlakı.

Hakikatler: Zat, sıfat, fiil ve meful (oluşlar) mertebelerine dair keşifler.

 

Allah ehline tahsis edilmiş ilmin etrafında döndüğü esas, yedi meseledir: Onları bilene hakikat ilimlerinden herhangi bir şeyi anlamak güç gelmez. Bu yedi mesele Allah’ın isimlerini bilmek, tecellileri bilmek, Hakkın kullarına şeriat diliyle olan hitabını bilmek, varlığın yetkinliğini ve eksikliğini bilmek, hakikatleri yönünden insanı bilmek, hayale dayanan keşfi bilmek, hastalık ve çarelerini bilmek.

 

İnsanlar doğuştan gelen temiz bir fıtratla Allah'ı bilirler. Kelam ilmi ise çoğu zaman bu temiz fıtrata kuşku bulaştırır.

Allah, onları fıtratın sahihliği üzerinde bırakmıştır... Onlar, birisi tevile yeltenmediği sürece, bu konuda doğru ve sahih bilgiye sahiptir.

Kelam ilmi, dini inkar edenlere veya şüphe yayanlara karşı bir kalkan olarak geliştirilmiştir.

 

Şeytanın ezan okunurken uzaklaşmasının sebebi, müezzin lehine tanıklık etmek zorunda kalmak istememesidir.

 

Allah var idi ve hiçbir mekan yoktu, şimdi de öyledir.

Harfsiz, sessiz ve dilsiz ezeli bir kelamla konuşur. Kur'an, Tevrat, Zebur ve İncil bu konuşmanın tezahürleridir.

Eryen Kubbesi / dört yöne ait alimler

Batılı alim, varlığın fiziksel ve mantıksal temelini "cevher" ve "hadis" (sonradan var olan) kavramları üzerinden açıklar.

Arazlar (nitelikler) kendi başlarına var olamazlar, mutlaka bir mekanda (cevherde) bulunurlar. Yer değiştiremezler; her an yeniden yaratılırlar.

Allah; cisim değildir (bileşimi kabul etmez), araz değildir (başkasına muhtaç değildir) ve cevher değildir (boşluk ve dolulukla sınırlanamaz).

 

Doğulu alim

Evrendeki nizam (muhkem yapı), bir yaratıcının ilmini; yokluktan varlığa çıkarma ise mutlak kudretini kanıtlar.

Bir şeyin var olması ile yok olması eşit ihtimalken, var olmasının tercih edilmesi ancak bir "İrade" ile mümkündür.

 

Şamlı alim

Allah yaratır, kul ise bu fiili "kesp" eder (üstlenir). İrade ile hareket arasındaki bu bağ, sorumluluğun temelidir.

İyi ve kötü, nesnelerin özünden değil, şeriatın ve gayenin belirlemesinden kaynaklanır.

 

Yemenli alim

Bir şeyi ilk kez yaratan, onu bozduktan sonra tekrar inşa etmeye de kadirdir.

 

Hak ile mümkün (yaratılmış) arasındaki ilişki, ancak sahih kanıtlarla kurulabilir.

 

Hakk’ın zatı bilinmez, ancak müşahede edilir; buna karşılık Ulûhiyet (Tanrılık vasıfları) bilinir fakat müşahede edilmez.

Sınırlı olan varlığın (mümkün), Mutlak olanı (Zorunlu Varlık) zat yönünden bilmesi imkansızdır. İkisi arasında ortak bir yön bulunamaz; çünkü mümkün yokluğa tabidir.

 

Yaratılış, Ulûhiyetin hükümlerinin bir sonucudur.

Çünkü kahredilen olmaksızın kahreden, güç yetirilen olmaksızın güç yetiren olamaz.

Herhangi bir isim hükümsüz kalsa idi, işlevsiz kalırdı. Halbuki ulûhiyette işlevsizlik imkansızdır.

 

Uluhiyetin bir sırrı vardır, ortaya çıksaydı, Uluhiyet batıl olurdu.

 

Kötülük bir şeyin özü değil, ilahi bir hükümdür ve irade sadece yaratılan şeylere yönelir.

 

Allah'ın zatının mümkünlere çeşitli yönlerden temas etmesiyle isimler çoğalır.

Bütün bunlarda hakikat tektir. Sadece ilişilenlerin hakikatleri nedeniyle ilişmeler artmış, isimlendirilenler nedeniyle isimler çoğalmıştır.

 

Akıl nuruyla Ulûhiyetin bilgisine... iman nuruyla ise akıl, zatın ve Hakk’ın kendisine izafe ettiği niteliklerin bilgisine ulaşır.

 

Varlıklar değişmez ve hakikatler başkalaşmaz. Binaenaleyh ateş suretiyle değil hakikatiyle yakar.

 

O’nu bilseydin O olmazdı; O seni bilmeseydi sen olmazdın. ... Bilinen sensin.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DÖRDÜNCÜ KISMI

Birinci Bölüm

Kâbe / Kalp gözü açık olanlar için bu "cansız" yapı, ilahi bir ayna hükmündedir.

 

Kâbe "varlığın kalbi," ancak asıl Kabe, insanın kalbidir.

 

(Kâbe’ye Giriş)

 

İkinci Bölüm

Birinci Fasıl

"Hükümdarın mertebesi" olarak insan, tüm isimlerin ve meleklerin kendisine yöneldiği bir merkezdir.

 

Harfler, alemin sırlarını taşıyan "imamlar"dır. Harfler; feleklerin dönüşü, doğa (sıcaklık, soğukluk vb.) ve ilahi isimlerle doğrudan bağlantılıdır.

 

Elif, Ze, Lam: İlahi Mertebe

Nun, Sad, Dat: Beşeri Mertebe

Ayn, Gayn, Sin, Şin: Cin Mertebesi

Diğer 18 Harf: Melekût Mertebesi

 

Harflerin de insanlar gibi "mizaçları" vardır.

 

Elif: En özel harftir. Dört zıt özelliği (sıcaklık, soğukluk, yaşlık, kuruluk) kendinde toplar. Bu yüzden her aleme uyum sağlar.

 

Sıcak ve Kuru Harfler: Hareketin ve oluşun temelini oluşturur.

Soğuk ve Nemli Harfler: Daha durağan ve latif harflerdir (He ve Hemze gibi).

 

Nun: İnsan mertebesinin merkezidir.

 

Meleklere ait olan 18 harf, insanın bilgileri algıladığı 18 feleğe tekabül eder.

 

Arif: Hareketi her zaman "doğrusal" (Hakk'a giden) olandır.

Abid (İbadet eden): Hareketi "geriye doğru" (başlangıç noktasına dönen) olandır.

 

Ruhların hayatı kendinden (zatından) kaynaklandığı için ölmezler. Bedenin canlılığı ise ruhun bir yansımasıdır (Güneş ışığının yeryüzüne yansıması gibi).

 

Zıt kutupların birleşmesiyle evrenin dört temel direği meydana gelir:

Ateş: Sıcaklık + Kuruluk

Hava: Sıcaklık + Yaşlık (Hayatın nefesidir, her şeyi hareket ettirir).

Su: Soğukluk + Yaşlık

Toprak: Soğukluk + Kuruluk

 

Harfler ve elementlerin ilişkisi

 

İlahi Mertebe (Nun): "Biz" (Nahnu) sırrını taşır. Allah ve kul arasındaki ilişkiyi temsil eder.

İnsan Mertebesi (Mim): Mim üçlüdür (Ye, Elif, Hemze'yi içerir), insanın mükemmelliğini simgeler.

Cin Mertebesi: Cim, Vav, Kef, Kaf.

Hayvan Mertebesi: Dal, Ze, Sad, Ayn, Dat.

Bitki Mertebesi: Elif, He, Lam.

Cansızlar Mertebesi: Ba, Ha, Ti, Ye, Fe, Ra…

 

Fıtrat: İnsanın ruhlar alemindeki "Bela" (Evet, Rabbimizsin) sözüyle başlayan tevhid dinidir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BEŞİNCİ KISMI

Harflerin Mertebeleri

Azamet (Ceberut) Alemi: He (هـ) ve Hemze (ء). En yüksek ve kudretli harflerdir.

Yüce (Melekût) Alem: Ha (ح), Hı (خ), Ayn (ع), Gayn (غ). Ruhsal boyutu temsil ederler.

Aşağı (Mülk/Şehadet) Alem: Ba (ب), Mim (م), Vav (و). Maddi ve görünen alemi temsil ederler.

Karışık ve Berzah Alemler: Elif, Vav ve Ya gibi harfler, bir halden diğerine geçişi temsil eder.

 

Avam (Sıradanlar): Cim, Dat, Ha, Dal, Gayn ve Şın.

Seçkinlerin Seçkini (Hulasatu'l-Hulasa): Ba (ب) harfi burada zirvededir.

Sure Başlarındaki Harfler (Hurûf-u Mukatta'a): Bu 14 harf (Elif, Lam, Mim, Sad vb.), harfler aleminin en üstün "seçkinlerini" oluşturur.

 

Bakara Suresi ve Elif-Lam-Mim

Elif'in harekeden yoksun olması, zata işaret eder.

 

Kudüs'ün Fethi (Hicri 583) / Cifr ve Ebced

 

Harfler alemi, ilahi emirlerin taşındığı ve varlığın inşa edildiği bir "şifreler" sistemidir. Elif vahdeti (tekliği), Nun ise yaratılışın dairesini tamamlar. İnsan bu harflerin sırlarını (imanın 70 küsur şubesi gibi) çözdükçe, kainatın kendisine "amade" kılındığını fark eder.

 

Elif (Zat): Tevhidin ve Allah'ın mutlak birliğinin simgesidir. Satıra inmesi, Allah'ın "dünya göğüne inmesi" gibi, mutlaklıktan yaratılış alemine olan yönelişidir.

Lam (Sıfat/Kudret): Elif ile Mim arasındaki bağdır. Yaratan (Mükevvin) ile yaratılan (Oluş) arasındaki vasıtadır. İlahi kudretin yaratılanlara ulaşmasını sağlayan bir köprüdür.

Mim (Fiil/Mülk): "Aşağıların aşağısına" inen, somutlaşmış alemi ve mülkü temsil eder. Mim'in dairesel yapısı, yaratılışın tamamlanmasını ve madde dünyasını simgeler.

 

Vav (Ruhsal/Yüce): Meleki peygamberleri (Cebrail gibi) ve vahyi temsil eder.

Ya (Süfli/Bileşik): Beşeri peygamberleri ve cisimler alemini temsil eder.

 

Zâlike

Allah ile yaratılmışlar arasındaki mesafe "Sıfat"lar ile belirlenir. Zâlike kelimesindeki Lam harfi orta alemdendir ve sıfat mahallidir. Kulun niteliklerinden arınarak (Lam ve Mim'den geçerek) sadece Elif (Zat) ile baş başa kalması hedeflenir.

 

Başlangıçtaki Elif-Lam-Mim birlik (cem) mahalliyken, Zâlike'l-Kitâb ifadesindeki Elif ve Lam artık ayrışma (fark) ve surelerin sırlarının ortaya çıkış aşamasıdır.

 

Sen Allah'ı değil, ancak O'nun hakkındaki "bilgini" bilirsin. Senin bildiğin şey aslında sendeki bilgidir ve o bilgi senin perdendir.

Bilgi, kulun aynasıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTINCI KISMI

Harfler Hakkında

 

Elif

Muhakkiklere göre Elif bir harf değildir; harflerin aslıdır. Sayıların içindeki "bir" gibidir.

Cem (toplayıcılık) makamıdır.

 

Hemze

Elementi Ateş, doğası sıcak ve kurudur. Cinler ve bitkiler üzerinde otoritesi vardır.

 

He

Varlığın silindiği ama hakikatin parladığı noktadır. Hem toprak hem hava unsuruna sahiptir.

 

Ayn

Hayvanlar alemi üzerinde otoritesi vardır. Doğası sıcak ve yaştır.

 

Ha (ح)

Gayb alemindendir. Sırların beşer fikrinden gizlendiği harftir. Cansız varlıklar (madenler) üzerinde otoritesi vardır. Doğası soğuk ve yaştır; unsuru Su'dur.

 

Gayn

Ayn gibidir ama tecellisi daha kahredici ve tehlikelidir.

 

Hı (خ)

Gayb ve melekut alemine aittir. Hem cenneti hem cehennemi (aşağı ve yukarı yönleriyle) içinde barındıran bir hikmet taşır.

 

Kaf (ق)

Ceberut (kudret) alemindendir. Anka kuşu ve insan bu harften var olur.

 

Kef (ك)

Ümit ve korku arasındaki berzahtır.

 

Dat (ض)

Ceberut sırlarını taşır. Rahman'ın melekutunda gece yürüyüşünü (İsra) simgeler.

 

Cim (ج)

Kendisine kavuşmak isteyeni yükseltir.

 

Şin (ش)

Gayb ve ceberutun orta alemine aittir. Üç dişli yapısıyla üç sırrı barındırır. Otoritesi hayvanlardadır ve mizaçları (huyları) düzenler.

 

Ya (ي)

"Risalet (Peygamberlik) Ya'sı"dır. Cansız varlıklar üzerinde otoritesi vardır ve tüm surelerin sırrını içinde taşır.

 

Lam (ل)

Ezeliyet makamıdır. Ayaktayken Zat'ı, otururken oluş alemini gösterir.

 

Ra (ر)

Muhabbet ve vuslat (kavuşma) harfidir.

 

Nun (ن)

Varlığın noktasıdır.

 

Tı (ط)

Mülk ve ceberutun harfidir. Hükümdarlıktaki hakikati ve geminin felekteki seyrini simgeler.

 

Dal (د)

Oluş aleminin değişimini ama aynı zamanda "devam"ı temsil eder. Hayvanlar üzerinde otoritesi vardır.

 

Te (ت)

Bazen görünür, bazen gizlenir.

 

Sad (ص)

"Hakk'a dönüşün" (rücu) sembolüdür.

Doğruluk (Sıdk) ve Suret harfidir.

Kalp, ilahi tecellilerin sığdığı tek mekandır.

 

Ze (ز)

Kahır alemine aittir. Tenzih (Allah'ı noksanlıklardan uzak tutma) ile fena (Tanrı'da yok olma) arasındaki bir sırra sahiptir.

 

Sin (س)

Varlığın dört temel sırrını taşır. Otoritesi hayvanlardadır.

 

Zi (ظ)

Kahır alemindendir. Hem su (soğuk/yaş) hem hava (sıcak/yaş) unsurlarını bünyesinde toplar. Hakikatin güzelliği onunla görünür.

 

Zel (ذ)

Hayvanlar üzerinde otoritesi vardır.

 

Se (ث)

Gayb ve lütuf alemindendir. Üç gün (Pazar, Pazartesi, Salı) içindeki tecellileriyle (Zat, Sıfat, Fiil) alemi mutlu eder. Unsuru Topraktır.

 

Fe (ف)

Tahkik (hakikati onaylama) alemindendir. Ruhlar ve suretler arasındaki karışımı temsil eder.

 

Ba (ب)

Altındaki nokta, kalbin Allah'a olan kulluğuna (ubudiyet) işarettir. Besmeledeki konumuyla Hakk'ın naibi (temsilcisi) gibidir.

 

Mim (م)

İnsan üzerinde otorite kuran harftir.

 

Vav (و)

Cinler üzerinde otoritesi vardır.

 

Lam-Elif

Lam ve Elif bir araya geldiğinde aralarında bir meyil (arzu) doğar.

Lam, Elif'e göre daha etkindir; adeta bir aşığın maşukuna yönelmesi gibi Elif'e doğru eğilir.

 

Lam-Elif sadece bir "yokluk" (hayır) ifadesi değil, Zat, Hak ve İnsan arasındaki kucaklaşmanın sembolüdür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YEDİNCİ KISMI

Harf aleminin kutbu Elif'tir.

Vav ve Ya: Bunlar uzatma ve yumuşatma harfleridir. Varlığın esnekliğini ve akışını temsil ederler.

Elif, Vav, Ya ve Nun. Bunlar i'rabın (dilbilgisel hareketin) temelidir, yani varlığın değişimindeki sabit noktalardır.

 

Gayb ve Lütuf Harfleri

Gayn, Sad, Kef, He, Te, Fe, Şin, Hı, Se, Ha.

Bu harfler Cebrail’in vahyi kalbe indirmesi gibi sessiz, derinden ve letafetle etki ederler. Muhammedi sırrın lütuf yönünü taşırlar.

 

Şehadet ve kahır harfleri…

 

Harflerin mahreçlerini (çıkış yerlerini) bilmek, onların hangi felekten (kozmik küreden) doğduğunu bilmektir. Her harf, kainatın döngüsünde bir saate veya bir burca karşılık gelir.

 

Sayıların Metafiziği

Harflerin sadece sesleri değil, şekilleri ve noktaları da evrensel bir hiyerarşiyi yansıtır.

Ra ve Ze, Nun'un yarısıdır. Lam, Elif ve Nun'un birleşimidir. Bu, varlığın birbirine eklemlenmiş bir bütün olduğunu gösterir.

 

Doğrusal Hareket: Himmeti doğrudan Hakk'a yönelten harfler.

Baş Aşağı Hareket: Sırları aleme ve yaratılmışlara indiren harfler.

Yatay/Eğik Hareket: Yaratan ile yaratılan arasında köprü kuran harfler.

Münezzeh (Yalnız) Harfler (Gaybın Anahtarları): Elif, Vav, Dal, Zel, Ra, Ze. Bunlar kendinden sonrakine bitişmezler.

 

Harflerin noktaları (Vech), onların bilinmesini sağlar. Eğer nokta harfin üstündeyse marifetleri (haller, ahlak, keramet), altındaysa amelleri (hakikatler, makamlar) temsil eder. Hiç noktası olmayan "kuru" harfler ise Araf (Sıfatsızlık) makamını temsil eder.

 

İKİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN SEKİZİNCİ KISMI

İkinci Fasıl

Kelimelerin Farklılaşmasını Sağlayan Harekeler

Harfler insan bedenine, harekeler ise bu bedeni canlandıran ruha benzer.

 

İrap Harekeleri (Değişken): Ref (ötre), Nasb (üstün), Cer (esre). Bunlar varlığın hallerine (makamlarına) göre değişen ruhsal durumlardır.

Bina Harekeleri (Sabit): Fetha, Zamme, Kesre. Bunlar varlığın özündeki değişmez fıtratı temsil eder.

 

Nükte ve İşaret

İsim (Zat): Kendi başına kaim olan varlık.

Fiil (Olay): Bir zaman ve mekana bağlı, bir fail (özne) gerektiren oluş.

Harf (Rabıta): İki varlık arasındaki ilişkiyi kuran ilahi bağ.

 

Her harfin aslı "mebni" (sabit/değişmez) olmaktır.

 

Kur’an ve Sünnet’teki teşbih (benzetme) içeren ifadeler (Allah’ın eli, yüzü, inmesi, gülmesi vb.) karşısında âlimler üç gruba ayrılır

Hadis Ehli (Ehl-i Zâhir): Bu ifadelerin anlamını araştırmazlar, Allah’a havale ederler (tefviz). "Anlamını bilmem ama inanırım" derler.

Teorik Akılcılar (Kelâmcılar): Bu ifadeleri akli kanıtlarla yorumlarlar (tevil). Örneğin "el" kelimesini "kudret" olarak açıklayarak Allah’ı cisimleştirilmekten tenzih ederler.

Muhakkik Sufiler (Keşif Ehli): Bunlar kalplerini teorik düşünceden boşaltmışlardır. Allah, onlara keşif yoluyla bu ifadelerin hakiki ve tenzih dolu anlamlarını doğrudan öğretir. Onlar ne akılcılar gibi zorlama yorum yaparlar ne de zâhir ehli gibi bilgisiz kalırlar; "nur-u ilahi" ile her ifadeyi yerli yerine koyarlar.

 

Üçüncü Fasıl

Bilgi

Kalp, cilalanmış bir ayna gibidir. Her yönüyle tecelliyi kabule hazırdır. Kalbin "paslanması", onun maddeye veya sebeplere yönelip Allah’tan gafil kalmasıdır. Zikir ve Kur’an, bu pası silerek kalbi asıl parlaklığına kavuşturur.

 

Akıl, eşyayı ancak kıyas yoluyla (benzerlik kurarak) bilebilir.

Allah ile yaratılmışlar arasında cins, tür veya şahıs bakımından hiçbir benzerlik yoktur.

Akıl ancak duyuları, tecrübeleri ve zorunlu bilgileri kullanarak sonuca varır. Allah bu araçların hiçbirine sığmaz.

 

İlk Akıl: Allah’tan bilgiyi vasıtasız alan ilk mahluktur. Bütün ulvi ve süfli bilgileri taşır.

Nefis: Bilgiyi İlk Akıl’dan alır ve eyleme (fiil) dönüştürür.

Efrad (Tekler) ve Kutup: Manevi hiyerarşide "Efrad" denilen yüksek ruhlu melekler ve insanlar, İlk Akıl’ın otoritesi altında değildir; onlarla aynı mertebededirler.

 

Üçüncü Bölüm

Allah’ın "benzeri yoktur"

 

Hak ile kul arasında inayetten (iyilikten) başka bağ, hükümden başka sebep yoktur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DOKUZUNCU KISMI

Soru Edatları

Hel (Mı/Mi): Varlığı sorgular. Allah'ın varlığı zorunludur, sorgulanamaz.

Ma (Nedir): Mahiyeti/özü sorgular. Allah'ın bir "türü" veya "cinsi" olmadığı için mahiyeti bilinemez.

Keyfe (Nasıl): Niteliği sorgular. Allah nitelikten (keyfiyet) münezzehtir.

Lime (Niçin): İlleti/nedeni sorgular. Allah hiçbir nedenin sonucu değildir.

 

Beş Duyu: Allah duyulur bir nesne değildir.

Hayal: Sadece duyuların verilerini birleştirir. Allah hayal edilemez.

Fikir: Kıyas yoluyla çalışır. Allah'ın benzeri yoktur ki kıyas yapılsın.

Akıl: Kendi başına Allah'ı kavrayamaz; ancak Allah'ın ona "ihsan ettiği" bilgiyi kabul edebilir.

 

Ruhun Sırra Üflenmesi

"İki parmak" sembolizmi, cennet ve cehennem gibi zıtlıkların ve ilahi isimlerin tecellilerini ifade eder.

Benzer şekilde "Allah'ın avucu", "sağ eli", "gülmesi", "öfkelenmesi" ve "unutması" gibi ifadelerin her birinin mecazi ve tenzih edici bir yorumu vardır.

 

Dördüncü Bölüm

Kalbin manevi coşkusu (vecd), Mekke gibi mübarek yerlerde zirveye ulaşır.

Salihlerin yaşadığı mekânlar, o kişilerin himmetini saklar. Cüneyd-i Bağdadi'nin zaviyesi veya İbrahim Edhem’in mağarası gibi yerlerde duyulan huzur, orayı imar eden melekler ve ruhaniyetten kaynaklanır.

 

Ümmehatü'l-Esma

Her hakikatin başında bir ilahi isim bulunur ve bu isim o hakikatin "Rabbi"dir.

 

İsimlerin Yedi İmamı

el-Hayy (Diri): Diğer tüm isimlerin temelidir.

el-Alim (Bilen): Hikmet ve takdiri sağlar.

el-Mürid (İrade Eden): Seçimi ve tahsisi yapar.

el-Kadir (Güç Sahibi): Yokluğu varlığa çıkarır.

el-Kail (Söyleyen/Mütekellim): Ezeli hitabı ulaştırır.

el-Cevad (Cömert): Varlığı lütfeder.

el-Muksit (Adil): Her şeyi yerli yerine koyar.

Bu yedi isim, el-Müdebbir (Yöneten) ve el-Mufassil (Ayrıntılandıran) isimlerinin yönetimi altındadır.

 

Beşinci Bölüm

Besmele

"Ba" Harfi (ب): Varlık "Ba" ile zahir olmuştur. Ba'nın altındaki nokta, Yaradan ile yaratılanı ayıran sınırdır. Şibli'nin "Ben Ba'nın altındaki noktayım" sözü, kulun kulluk hakikatini temsil eder.

"Sin" Harfi (س): Fakirlik ve muhtaçlık içinde "sakin" (harekesiz) olmuştur. Kulun teslimiyetini simgeler.

"Mim" Harfi (م): Mülk ve melekût âlemini temsil eder. "Ba" harfiyle (yaratılmışlık) birleşince boyun eğer, ama "Elif" (Zat) tecelli edince tesbih makamına yükselir.

 

Elif (ا): Allah'ın Zat'ını temsil eder. Besmele'de (Bismillah yazarken) Elif gizlenmiştir (düşmüştür). Elif (Mutlak Varlık) doğrudan görünseydi, diğer harfler (nispi varlıklar) O'nun nurundan yok olurdu. Elif'in gizlenmesi, âleme bir rahmettir; böylece yaratılmışlar varlıklarını sürdürebilirler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ONUNCU KISMI

Allah İsminin Harf Sırları

Elif (ا): Zat'ı temsil eder. Tek başına durur ve kendisinden sonraki harfe bitişmez. Bu, Allah'ın "Kendisinden başka hiçbir şeyin olmadığı" ezeli yalnızlığına (Vahdaniyet) işarettir.

İki Lam: Birinci Lam Mülk (görünen), ikinci Lam Melekût (görünmeyen) âlemidir. İki Lam arasındaki bağ, bu iki âlemi birbirine bağlayan Ceberut (ruhlar/nefisler) merkezidir.

He (ه): Hüviyet (Oluk) makamıdır. Zikrin en yüce mertebesidir. Yazıda Lam'a bitişik gibi görünse de, aradaki gizli Elif nedeniyle aslında ondan ayrıdır. Bu, Yaradan'ın yaratılanla asla karışmadığının kanıtıdır.

 

Elif gibi kendisinden sonraki harfe bitişmeyen 5 harf

Dal (د): Cisim (Madde).

Zel (ذ): Beslenen varlık.

Ra (ر): Duyumsayan (Hisseden) canlı.

Ze (ز): Düşünen varlık.

Vav (و): Dile sahip olan, ifade eden.

 

er-Rahman

Rahman isminde "Mim" (م) ile "Nun" (ن) arasında okunmasına rağmen yazılmayan bir Elif vardır. Bu, Zat'ın sıfatların içinde gizlenmiş olduğunun işaretidir.

 

Harflerin Mahreçleri

Melekût (Ruhlar): Elif, Hemze ve He (Boğazın en derininden gelir).

Ceberut (Enerji/Nefs): Lam (Dilin ortasından gelir).

Mülk (Madde): Vav (Dudaklardan çıkar).

 

er-Rahman ismindeki "man" (نم)

Mim (م): Melekût (Ruhlar) âlemini temsil eder. Şekli bir daire gibidir; bu daire ruhun bölünmezliğine ve sonsuzluğuna işarettir.

Nun (ن): Mülk (Cisimler) âlemini temsil eder.

Mim ile Nun arasında yazıda görünmeyen bir Elif vardır. Bu Elif, iki harfi (ruh ve cismi) birbirine bağlayan ilahi iradedir.

 

Bismi: Hz. Adem'dir (Başlangıç). İsimleri yüklenmiştir.

er-Rahim: Hz. Muhammed'dir (Sonuç). O isimlerin anlamını (Cevamiu’l-Kelim) taşır.

 

er-Rahim ismindeki harfler

Elif: İstiva (Allah'ın Arş'a yönelmesi) ve Bilgi.

Lam: İrade ve Nun (Hokka).

Ra: Kudret ve Kalem.

Ha: Arş.

Ya: Kürsi.

Mim: Gökyüzü ve Yeryüzü.

 

Ruh (Kelime): Allah'ın ilk yarattığıdır. Başta kim olduğunu bilmezken, Allah ona tecelli eder. Ruh, Allah'ı "Rabbim" diyerek tanır.

Nefs'in Yaratılışı: Ruh, "Benim bir mülküm yok mu?" diye sorunca Allah ondan Nefs'i çıkarır.

 

Ruh: Bir hükümdardır, veziri Akıl'dır. Nefsi ilahi hakikate çağırır.

Heva (Arzu): Diğer hükümdardır, veziri Şehvet'tir. Nefsi dünyanın peşin zevklerine çağırır.

 

Fatiha

Fatiha, Allah ile kul arasında ikiye bölünmüştür:

Allah'a ait kısım: "Hamd alemlerin Rabbinedir... Din gününün sahibidir." (Zat ve sıfatların övülmesi).

Ortak kısım: "Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz." (Kulun yönelişi, Allah'ın yardımı).

Kula ait kısım: "Bizi dosdoğru yola ilet..." (Talep ve hidayet).

 

Fatiha, ruhun kendi kaynağını (Rab) bulma yolculuğudur.

 

Ruh, tevhid ordusuyla; Heva (arzu) ise kuruntu ve aldatış ordusuyla savaşır. Ruh, "yokluk kılıcıyla" heva'yı öldürdüğünde, nefs temizlenir ve ruh ile nefs tek bir şey haline gelir. İşte bu, insanın kendi "Din Günü"nde ulaştığı zaferdir.

 

Allah'ın "Melik" ve "Kahhar" isimlerinden önce "Rahman ve Rahim" isimlerini zikretmesi, kulların kalplerini alıştırmak ve ümitvar kılmak içindir.

 

İman Türleri

Taklit İmanı: Avama aittir.

Bilgi İmanı: Delil sahiplerine (kelamcılar/alimler) aittir.

Görme (Müşahede) İmanı: Ariflere aittir.

Hak İmanı: Hakikate vakıf olanlara aittir.

Hakikat İmanı: İşin kaynağına ulaşanlara aittir.

 

Münafıklar, kalplerindeki şüphe (hastalık) nedeniyle bu mertebelerin hiçbirine yerleşemezler. Onlar sadece "hayal hazinesinde" kurdukları putlara taparlar. İnsanlarla karşılaştıklarında "inandık" derler, ancak kendi karanlıklarına (şeytanlarına) döndüklerinde asli ayrılıklarına geri dönerler.

Mümin, aynada Hakk'ı; münafık ise sadece kendi hayalindeki putları görür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON BİRİNCİ KISMI

Altıncı Bölüm

Ruhani Yaratılışın Başlangıcı

Heba (Toz/Cevher): Varlığın ilk maddesidir.

Her türlü sureti kabul etmeye hazır bir "harç" gibidir.

 

Hakikat-i Muhammediye: Heba içinde ilk beliren nurdur. Bu nur, "Akıl" olarak da isimlendirilir ve tüm alemin efendisidir. Her şey bu nurdan pay alarak var olmuştur.

 

Bilinenler dört kısımdır

Hak (Mutlak Varlık): Nedensiz var olan. Zat-ı İlahi bilinemez, ancak sıfatları ve fiilleriyle tanınabilir.

Hakikatler Hakikati: Ne var ne de yok olan, hem kadim hem hadis ile nitelenebilen tümel bir asıldır. Hakikatlerin hakikati, her varlıkta kendi tümel hakikatiyle bulunur.

Büyük Alem: Melekler, felekler ve tabiat unsurlarının toplamı.

Küçük Alem (İnsan): Allah’ın halifesi olan ve tüm alemin sırlarını kendinde toplayan varlık.

 

Büyük âlemdeki her şeyin insanda bir karşılığı vardır. Arş bedene, Kürsü nefse, yedi gezegen ise insanın hafıza, akıl ve hayal gibi güçlerine benzer.

 

Yedinci Bölüm

Beşeri Cisimlerin Yaradılışının Başlangıcı

Allah her şeyi ya "Ol" emriyle ya da "tek eliyle" yaratmışken; insanı (Adem'i) "iki eliyle" yaratmıştır.

İki El: Celal ve Cemal (Güzellik ve Görkem) sıfatlarını veya Zahir ve Batın (Görünen ve Görünmeyen) özelliklerini temsil eder.

 

İnsan, hem ulvi (yüce) hem süfli (aşağı) alemleri kendinde birleştirdiği için halifedir.

 

Allah'ın yarattığı ilk gök olan Atlas Feleği (Kuşatıcı Gök), içinde hiçbir yıldız veya gezegen barındırmayan şeffaf ve sade bir yapıdadır.

Bu felek aynı zamanda Cennet'in çatısı olan Arş'tır.

 

Beşeri Cisimler ve Türleri

Adem’in Cismi: Topraktan, "iki el" ile yoğurularak, ana ve babasız yaratılmıştır.

Havva’nın Cismi: Adem’in sol kaburga kemiğinden (bir erkekten), anne olmadan yaratılmıştır.

İsa’nın Cismi: Bir kadından (Hz. Meryem), baba olmadan ilahi bir "üfleme" (ruh) ile yaratılmıştır.

Ademoğullarının Cismi: Anne ve babadan, cinsel birleşme ve rahimdeki süreçlerle yaratılmıştır.

 

Akıl ile Fikir Arasındaki İmtihan

Fikir (Düşünce): Hayal gücündeki verileri kullanır. Ancak hayal, duyulardan gelen yanıltıcı bilgilerle dolu olabilir. Fikir, bu kısıtlı malzemeyle "mutlak hakikati" bulmaya çalışırken sık sık yanılır.

Akıl: Fikrin getirdiği bu (bazen kusurlu) bilgileri kabul edip hüküm verir.

 

İnsan yeryüzünün halifesidir çünkü yeryüzü değişim (oluş ve bozuluş) alemidir; ilahi isimlerin tüm cilveleri ancak burada tam olarak ortaya çıkar.

 

Sekizinci Bölüm

Hakikat Arzı

Hurma

Adem'in hamurundan artan kısımdan hurma ağacı yaratılmıştır.

 

Hurmadan sonra artan, susam tanesi kadar küçük bir parçadan ise akılları hayrete düşüren, Arş'tan ve Kürsi'den daha geniş bir "Arz" (Yer) yaratılmıştır.

 

Hakikat Arzı bir "Misal Alemi" veya "Berzah" tabakasıdır.

Oradaki her taş, ağaç ve maden canlıdır, akıllıdır ve kendine has bir dili vardır.

Bu alemde değişim, yaşlanma veya ölüm yoktur.

Burada altın meyveler, gümüş nehirler ve farklı diller konuşan varlıklar vardır. Meyveler kopardıkça anında yenisi biter.

Burada üst üste inşa edilmiş 13 muazzam şehir bulunur. Bu şehirlerin yapısı, sürekli artan nüfusu barındıracak şekilde göğe doğru yükselir.

Bu alem, dünyadaki "Suretler"in asıl vatanıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON İKİNCİ KISMI

Dokuzuncu Bölüm

Cinler

Cinler (Ateş + Hava), "mâric" denilen dumanlı veya dumansız ateşten (tutuşmuş havadan) yaratılmıştır. Hava unsuru onlara diledikleri şekle girme (teşekkül) ve latiflik kazandırırken; ateş unsuru onlara gurur, üstünlük ve sürat verir.

 

İnsan (Toprak + Su) / Hz. Adem iki ağır unsurdan yaratılmıştır. Toprak ona tevazu ve istikrar kazandırırken, su ona yumuşaklık ve hayat verir.

 

Bir ruhanî, duyusal bir surette (insan veya hayvan formunda) ortaya çıktığında, bir insan ona baktığı sürece o suretten çıkamaz. İnsanın bakışı onu o formda hapseder.

 

Cinler, kemiklerdeki "yağ kokusu" ve havada taşınan besin özleriyle beslenirler. Bu, fiziksel bir yeme değil, koklama ve özü çekme yoluyladır.

Üremeleri "birbirlerinin içine girmek" suretiyle, dumana benzer bir şekilde gerçekleşir.

 

Cinlerde toprak ve suyun sağladığı "istikrar" ve "derin düşünme" yetisi zayıftır. Ateş ve hava onları aceleci yapar.

 

Onuncu Bölüm

Mülk

Hz. Adem henüz yaratılmamışken o peygamberdir. Hz. Adem’den Hz. İsa’ya kadar gelen tüm peygamberler, aslında Hz. Muhammed’in o dönemlerdeki vekilleridir.

İslam şeriatı önceki şeriatları ortadan kaldırmaz, onları kendi içinde eritir ve kemale erdirir.

 

Alem, bir "Hükümdar"ın (Allah) tanınması için bir "mülk" (evren) olarak tasarlanmıştır. Bu mülkün en yetkin meyvesi ve mührü Hz. Muhammed'dir.

 

Hz. Adem ile başlayan ve Hz. Muhammed ile kemale eren insaniyet süreci, Allah'ın bu dünyadaki "Hükümdarlığını" (Melik ismini) izhar etme sürecidir. / Mülk

 

On Birinci Bölüm

(Varlıktaki/oluştaki etki ve tepki ilişkisi)

 

Yaradılışın döngüselliği

Havva, bir anne olmaksızın Adem'den (erkekten) yaratılmıştır.

İsa, bir baba olmaksızın Meryem'den (kadından) yaratılmıştır.

 

"Kün" (Ol) emri

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON ÜÇÜNCÜ KISMI

On İkinci Bölüm

Hz. Muhammed, bedenen gelmeden önce "Bâtın" (gizli) isminde peygamberdi. Vekilleri olan diğer peygamberler onun şeriatını yansıtıyordu. Bedeniyle zuhur ettiğinde ise hüküm "Zâhir" (açık) ismine geçti.

 

Allah'a şükretmek, sebepleri (ana-babayı) yaratanın Allah olduğunu bilmektir.

 

İnsandaki öfke, korku, hırs veya haset gibi duygular özü itibarıyla kötü değildir; sorun bu duyguların yanlış yerde (mahal) kullanılmasıdır.

 

On Üçüncü Bölüm

Arş’ı Taşıyanlar

Arş'ı dünyada dört, ahirette sekiz kişi taşır. Bu sekiz taşıyıcı; suret, ruh, gıda ve mertebe hakikatlerinden oluşur.

 

Akıl (Kalem): Allah’ın ilk yarattığı nurdur.

Nefs (Levha): Kalem’in üzerine yazdığı kozmik hafızadır. Kıyamete kadar olacak her şey buraya kaydedilir.

Doğa (Tabiat): Bu nurani süreçten sonra karanlık (yokluk) ile nurun birleşmesinden cisimler alemi doğar.

 

On Dördüncü Bölüm

Peygamberlerin Sırları ve Kutuplar

Bir veli, ravileri zayıf olduğu için reddedilen bir hadisin gerçekte doğru olduğunu, bizzat Hz. Peygamber’in ruhaniyetinden veya melekten (Cebrail) duyarak teyit edebilir.

 

Hükmü Koruyanlar: Fıkıh ve zahiri şeriatı koruyan âlimler (Ebu Hanife, Şafii vb.). Bunların sırrı Kürsi'dedir.

Sırrı ve Hali Koruyanlar: Ledünni ilme sahip olan sufiler (Cüneyd-i Bağdadi, Bistami vb.). Bunların sırrı Arş'tadır.

 

Kutup / Muhammedi Ruh: Âdem henüz su ve toprak arasındayken peygamber olan bu ruh, her devirde farklı isimlerle (Kutup) zuhur eder.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON DÖRDÜNCÜ KISMI

On Beşinci Bölüm

Nefesler ve Kutuplar

 

Müdavi'l-Kulum: "Yaraları iyileştiren" demektir.

Bu kutup, kimya (simya) ilmini ve madenlerin hakikatini bilir.

 

Varlık aleminin idaresi

Pazar / İdris Peygamber / Güneş / Ruhanilik, ışık, sesler, nagmeler, mizaç

Pazartesi / Âdem Peygamber / Ay / Mutluluk/bedbahtlık, isimlerin özellikleri

Salı / Harun Peygamber / Merih / Yönetim, ordu düzeni, savaş hileleri, hidayet

Çarşamba / İsa Peygamber / Utarid / Vehim, vahiy, rüya tabiri, yazı, sanat, sihir

Perşembe / Musa Peygamber / Müşteri / Bitkiler, güzel ahlak, ibadetlerin kabulü

Cuma / Yusuf Peygamber / Zühre / Cemal, ünsiyet, tasvir, haller ilmi

Cumartesi / İbrahim Peygamber / Satürn / Sebat, süreklilik, kalıcılık

 

Kutupluk makamı Müdavi’l-külûm’dan sonra el-Müsteslim'e geçer. Onun temel uzmanlığı Zaman (Dehr) bilgisidir.

Zaman bir İsimdir

 

Mesafe arttıkça (yeryüzüne inildikçe) "tortu" ve "perde" (şehvet, arzu, kuşku) artar.

 

On Altıncı Bölüm

Süfli Menziller ve Evtad

İnsan, evrendeki tüm parçaların bir özetidir.

 

Şeytanın insana yaklaştığı dört yön, manevi zaafları temsil eder. Bu yönleri kapatmak, belirli ilimlerin kapısını açar

Şeytan insana önden yaklaştığında insan duyularında kuşkuya düşer, hata eder. Önden yaklaşan şeytanı defedebilirse Nur ilimleri, kesin kanıtlar ve keşif bilgisine ulaşır.

Şeytan insana arkadan yaklaşırsa insan asılsız iddialara kapılır. Eğer bu şeytanı defedebilirse sadıkların ilmine, doğruluk/hakikat ilmine ulaşır.

Şeytan sağdan yaklaşırsa insanın imanı zayıf düşer. Bu şeytanı defedebilirse hakikati hayalden ayırır.

Şeytan soldan yaklaşırsa insan inkara, şirke düşer. Bu şeytanı defedebilirse tevhide ulaşır.

 

Musa’nın Asası

Sihirbazlar nesnelerin özünü değiştirmedi, sadece insanların gözünde bir hayal (yanılsama) oluşturdular.

Musa’nın asası gerçekten yılana dönüştü

Musa'nın korkması, onun mucizeyi kendisinin yapmadığını, Allah'ın bir fiili olduğunu bildiğinin kanıtıydı. Sihirbazlar bu korkuyu görünce, olayın beşeri bir hile olmadığını anlayıp iman ettiler.

 

Evtad (Dört Direk)

Evtad, dünya nizamının üzerinde durduğu dört manevi sütundur.

Bunlar Kabe'nin rükünleri gibi dünyayı dengede tutarlar ve peygamberlerin ruhaniyetinden yardım alırlar.

 

Bu dört direk, yeryüzünün sarsılmasını önleyen manevi denge unsurlarıdır. Şeytanın dört yönden (ön, arka, sağ, sol) gelmesine karşılık, her yönde bir Veted (Direk) bulunur ve o yöndeki insanlara şefaat eder.

 

Öndeki Direk

İnsanın "zahiri" ve "müşahede" alanıyla ilgilidir.

Arka Sahibi Direk

Varlığın "kökeni" ve "nefsin derinlikleri" ile ilgilidir.

Sağ Sahibi Direk

"Ruhani güçler" ve "geçişler" ile ilgilidir.

Sol Sahibi Direk

"Dünyevi oluş" ve "madde" ile ilgilidir.

 

Allah doğruyu söyler ve doğru yola hidayet eder.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder