Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 18. Cilt - Notlar
Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2012
OTUZ BEŞİNCİ SİFİR
Şarap, aklı örterken ilahi sırları izhar eder. Ancak bu
sırların dünyada ifşası yasaktır. "İçen neşelenir" ifadesi, kulun Hakk'ın
varlığında fani olup kendi benliğinden kurtulmasını simgeler.
Âlimler su (hayat), Yemen adamları süt (ifade/ilim), ilham
ehli bal (açık bilgi), sır ehli ise şarap (hakikat) içer. Hz. Peygamber miraçta
sütü seçerek ümmetini taşkınlıktan ve sırları ifşa ederek helak olmaktan
korumuştur.
Akıl "bağ" demektir (ikal); insanı kayıt altına
alır ve mutlak hakikati görmesini engeller.
Kalpte heva bulunmasaydı, ibadet edilmezdi
Allah'a duyulan iştiyak ve aşk da aslında bir tür ulvi
"heva"dır.
Cennette akıl (yasaklayıcı/sınırlayıcı güç) yoktur, sadece
arzu (şehvet) vardır. Cehennemde ise akıl devrededir; kişi yaptığı hataları
idrak ettiği için hüznü ve azabı artar.
Yakîn Mertebeleri
İlme’l-Yakîn: Bilginin otoritesine teslim olmak
(duymak/bilmek).
Ayne’l-Yakîn: Müşahede ve görme (gözlemlemek).
Hakka’l-Yakîn: O şeyin bizzat kendisi olmak (yaşamak/olmak).
Allah'ı sadece tenzih etmek (uzak tutmak), O'nu
sınırlamaktır. Gerçek muvahhid (birleyen), varlıkta O'ndan başka hiçbir fail ve
mevcud olmadığını görendir.
İnsan, bağları (yükümlülükleri) olduğu sürece iddiadan
kurtulamaz. Ölüm gelip "körlük" çözüldüğünde, her şey bir misal
suretinde hayali mertebeye taşınır. Kişi orada amellerini görür; ya sevinir ya
da "keşke toprak olsaydım" diyerek pişman olur.
Hz. Hızır'ın düzelttiği duvar gibi, sırlar da
"büyük-emin" kimselere emanet edilir.
İnsanlar aslında kendi zihinlerindeki "ilah"
tasavvuruna ibadet ederler. Kıyamet günü Allah, insanların reddettiği bir
surette tecelli ettiğinde O'nu tanımazlar; ancak kendi inançlarındaki alamet
ortaya çıkınca kabul ederler.
Hakikati anlamayan, başkanlık sevdasıyla
"siyasetin" yolunda körleşen kişi, ölüm vaizini duyduğunda tövbe
etmek ister ama artık çok geçtir.
Melek cenine rızkını, ecelini, amelini ve bedbaht mı yoksa
mutlu mu (şaki/said) olacağını yazar.
Namaz kulumla benim aramda ikiye bölünmüştür.
Kul el-Hamdülillah dediğinde, aslında Hak onun diliyle
kendine hamd eder.
Kişi keşif veya rüyada henüz gerçekleşmemiş olan kıyameti
tüm dehşetiyle görebilir. Bu, zamanın ve mekânın ötesindeki
"cevherlerin" birbirini tanımasıdır.
"Her şey helak olucudur, ancak O'nun yüzü
müstesna." Bu ayetteki "yüz"den kasıt, kulun kendi varlığı
değil, o kulda tecelli eden ilahi hakikattir.
Münafık "iki yüzlü" demektir. Âlem de çift
(zıtlar) üzerine yaratılmıştır.
Sana ait olmayan bir şeyi başkasına vererek
"fedakârlık" (işar) yaptığını sanma. O zaten sahibinindir. Hakiki
arif, elindekini sahibine (Allah'a) ulaştıran bir aracıdır.
Bir veli, zahiri rivayet zinciri zayıf olsa bile, keşif
yoluyla duyduğu bir hadisin Hz. Peygamber’e ait olduğunu doğrulayabilir (veya
tersi). Bu, bilginin kitaptan değil, doğrudan "Hayy" olan Allah'tan
alınmasıdır.
Melekler, şeriat getirmek için inmez fakat "cem"
(birlik) ve "tafsil" (ayrım) bilgilerini kalplere indirmek için
inmeye devam ederler.
Gökyüzü bir çatı, yeryüzü bir beşiktir. Göğü ayakta tutan ve
herkesin göremediği o "direk", İnsan-ı Kâmil'dir.
Rüzgar kandili söndürürken ateşi gürleştirir. Sorun rüzgarda
değil, ulaştığı yerin (mahallin) istidadındadır.
Dinlerin ve meşreplerin farklılığı, ilahi hakikatin ulaştığı
insanların kabiliyet ve arzularının farklı olmasından kaynaklanır.
İblis sadece "zahir"de (görünürde) kalıp "Ben
ateştenim, o topraktan" diyerek kıyas yaptığı için yanıldı.
Sadece zahirde kalmak büyük bilgiyi kaçırmak; sınırı aşan
tevil ise sapmadır.
Manevi hayat bir ev ise temeli tevhid, sütunları ise
İslam'ın şartlarıdır.
Evin çatısız olsun. Çünkü çatı, kul ile gök (ilahi
rahmet/yağmur) arasında perdedir.
Allah, sürekli konuşan (el-Mütekellim)
olduğu için kula düşen konuşmak değil, mutlak bir sessizlikle dinlemektir.
Başkasına yönelmek, Hakk'a saygısızlıktır.
Beşer kelimesi "temas" (mübaşeret) kökünden gelir.
Kulun söze vefa göstermesi bir cefadır. Çünkü vefada bir
"benlik" iddiası vardır. Gerçek vefa, karşılık beklemeksizin, hatta
kendi vefasını bile görmeksizin Hakk'ın emrini yerine getirmektir.
Ölmeden önce ölmek, bu dünyadayken ilahi müşahedeye
ulaşmanın adıdır.
Kul, Allah’a hangi sıfatla (örneğin merhamet veya tevazu)
yönelirse, Allah da ona o sıfatla tecelli eder. Karşılaşma (münazele), bu iki frekansın birleştiği noktada
gerçekleşir.
Cennetteki dereceler, kişinin dünyada Kur’an’dan (yaşayarak)
okuduğu ayetlerin sayısı ve derinliği kadardır.
Arif, ameli yaparken gayret gösteren ama gerçek failin
(yapanın) Allah olduğunu kesin bir delille bilendir.
Senin üzerinde o an hangi hal
(hastalık, zenginlik, hüzün) hakimse, o halin bağlı olduğu ilahi isim senin
"Rabbin"dir.
Bir balığa "domuz" derseniz, ismin getirdiği hüküm
(haramlık) o canlıya yüklenir. Yani hüküm, isimlendirmeye ve isme bağlıdır.
İhsan makamı; Zat, Sıfat ve
Fiil üçlüsünün birleştiği "teklik" (fert) makamıdır.
İnsan Allah'ı tenzih ederken (noksan sıfatlardan uzak
tutarken), aslında O'nu kendi sınırlı aklıyla bir kalıba sokmuş olur.
Gerçek tenzih, Allah'ın kendisini tespih etmesidir.
İnsan rızkı veya nasibi için yorulmamalıdır; hakikatte sana
ait olan zaten seni talep eder.
Keşke / imkansızlığa delalet eder.
Sidre-i Münteha'nın kökleri aşağıda, dalları ise en yüce
mertebededir
Salih amel işleyenlerin ruhu ağacın meyveli dallarına
ulaşır; orada acıkmaz ve çıplak kalmazlar. Kötü amel sahipleri ise köklerde
kalır, meyvesiz ve yapraksız bir sıkıntı içinde bedbaht olurlar.
Şeriat, hakikati koruyan bir kabuktur. Akıl ise şeriatı anlayan
temeldir. Akıl olmadan şeriat, şeriat olmadan hakikat iddiası geçersizdir.
Kul, Rabbinin katındaki mertebesini
öğrenmek isterse, kendi nefsinde Rabbinin ne kadar değeri olduğuna bakmalıdır.
Kişi kendi içindeki ilahi emrin ağırlığını ne kadar
gözetiyorsa, Allah katındaki ağırlığı da odur.
Kendini bilen Rabbini bilir
Bir şeyin var olması için Allah'ın ona "Ol" (Kün)
demesi gerekir. Eğer "yok olan" (mümkün), bu emri henüz yokluk
halindeyken işitme yeteneğine sahip olmasaydı, bu emir boşlukta kalırdı.
Nesnelerin hakikatleri yoklukta "sabittir".
Allah'ın iradesi onlara yöneldiğinde, o hakikatler bu ilahi sözü "idrak
eder" ve varlık sahasına çıkar.
İnsan aceleden yaratıldı
İnsanın aslı "yokluktan varlığa çıkış" (intikal)
olduğu için, tabiatında sürekli bir hareket ve "acelecilik" vardır.
Kişi nefsini kendi bencil arzularından arındırdığında,
içinde uyanan her "arzu" aslında Hakkın iradesi haline gelir.
Ağzında acı safra olan birinin balı acı sanması gibi, insan
da kendi içindeki arıza veya eksiklik nedeniyle Hakk'ın tecellisini yanlış
yorumlayabilir. Sorun "balda" (Hak'ta) değil, "tadanın
dilindedir" (kulun bakış açısındadır).
Allah'ın kuluna icabet etmesi, kulun Allah'ın çağrısına
icabet etmesiyle doğrudan ilişkilidir.
Allah "Ol" dediğinde, biz "olmakla" O'na
icabet ettik. Şimdi biz dua ettiğimizde, O da bize rahmetiyle icabet eder.
Seher vakti, ne tam karanlık (cahillik) ne de tam
aydınlıktır (kesin bilgi). Bu yüzden "benzeşme" (müteşabih)
mahallidir.
İstiğfar, sözlükte "örtünmek" demektir. Arif, seher
vaktinde müteşabih olanın (karışık görünenin) içinde kaybolmamak ve Hakk'ın
hakikatini yanlış yorumlamamak için Allah'ın himayesine sığınır (istiğfar
eder).
Emanet, insanın taşıdığı ilahi bir yüktür.
Urvetü'l-Vüska (Sağlam İp)
Bu ip, kul ile Rabbini birleştiren dairedir. Bir ucu kul
(hadis/zamanlı), diğer ucu Rab'dir (kadim). Bu bağ hiçbir zaman kopmaz çünkü
varlık bu taksimat üzerine kuruludur.
Sen Allah'ın bir ayetisin (delilisin). Eğer kendi
"ayetliğine" veya nimetlere çok dalarsan, seni var eden "Müsemma"dan
(Allah) perdelenirsin.
OTUZ ALTINCI SİFİR
560
Seyr-ü Sülük Eden Müride ve Kemale Ermiş Kimselere Allah'ın İzniyle Fayda
Verecek Hikmetli Tavsiyeler
Bir yerde günah işlendiğinde, o mekânın aleyhte şahitliğini
iptal etmek için oradan ayrılmadan önce mutlaka bir ibadet (zikir, tövbe,
namaz) yapılmalıdır.
Tırnak keserken veya tıraş olurken abdestli ve zikir halinde
olmak gerekir. Çünkü bedeninden ayrılan her parça (saç, tırnak, deri), seni
hangi hal üzere terk ettiyse o halle şahitlik edecektir.
Sen bir karış gidersen, O bir kulaç gelir. Bu, müridin
niyetindeki sadakatin karşılığının katlanarak verileceğinin müjdesidir.
Mürid, önce kendi azaları ve duyguları üzerinde Allah'ın
halifesi olmalıdır. Kendi iç dünyasında adaleti kuramayan, dış dünyada Hakk’ı
temsil edemez.
Bir iyiliğe niyet edip yapamasan bile, o niyeti bozmadığın
her an için sana sevap yazılır. Bu, niyetin zamana yayılmış bereketidir.
"Lâ ilâhe illallah"
Kelime-i tevhid söyleyen birine, hataları olsa bile
düşmanlık beslenemez. Çünkü o, Allah’ın genel velayeti (dostluğu) altındadır.
Allah’a yaklaşmanın
iki yolu
Farzları yerine getiren kulda Hak, o kulun işitmesi, görmesi
ve eli olur. Burada kul fani olur, fiili işleyen Hak’tır. Bu, "Zorunluluk
Kulluğu"dur.
Kul nafilelerle yaklaştığında Hak, kulun işitme ve görme
gücü olur. Burada kul, kendi iradesiyle (ihtiyari) Hakk'a yöneldiği için Hak
ona destek olur.
Kıyamette farz namazlardaki gedikler, nafile namazlarla
kapatılır. Bu yüzden hiçbir nafileyi küçük görmemek gerekir.
Her söz, yanında "güçlü bir gözetmen" (melek)
varken söylenir.
Yağmur yağdığında "falan yıldız sayesinde yağdı"
demek Hakk'ı örtmektir (küfürdür).
Birinin ihtiyacını bilip de gücün yettiği halde
karşılamamak, o kula zulmetmektir.
Canlı bir varlığın suretini (resmini) yapan, rububiyetle
(yaratıcılıkla) yarışmış sayılır.
Fitne, kelime anlamıyla "altının ateşte
saflaştırılması" demektir.
Mal, Hakk'a yardımcı olma (yardımcılık yakınlığı) makamına
ulaştıran bir araçtır.
Evladını Allah yolunda "feda edebilen" (itaat ve
rıza ile), mahlukatın en üstün mertebesine çıkar.
Uyku bir nevi ölümdür. Mürid, "Allah tektir (vitr),
teki sever" sırrınca, vitir namazını kılıp tek sayı üzerine (abdestli ve
hazır) uyumalıdır.
Allah’a iman edip de rızkı sadece dükkândan, maaştan veya şahıslardan
beklemek "gizli şirk"tir.
Takvanın alameti, rızkın "hesap edilmeyen yerden"
gelmesidir.
Eğer rızkın beklediğin yerden geliyorsa, henüz tam anlamıyla
Allah’a itimat etmiş (tevekkül) sayılmazsın.
Sebepler kullanılmalı ama kalp onlara bağlanmamalıdır.
Sadece Allah’a itimat et, her şey Allah’ın elinde
Sebepler O’nun perdesi, sadece Allah ile beraber ol.
İmanının sağlamlığını ölçmek istiyorsan kalbine bak. Eğer
kalbin sebeplere bağlanmışsa imanını eleştir.
Haklı bile olsan dini konularda tartışmayı terk et.
İnsanları razı etmek imkânsızdır; bu yüzden tek amacın
Hakk’ı razı etmek olmalıdır.
Allah’ı zikreden diridir, zikretmeyen ise biyolojik olarak
yaşasa da manen ölüdür.
Sen bir gemisin. Eğer nefsinin isteklerine uyup gemiyi
delersen, sadece sen değil, seninle beraber olan tüm manevi melekelerin de
helak olur.
Sadaka kelimesi Arapça "sadak" (güçlü, sağlam)
köküyle ilişkilidir. İnsan doğası gereği cimri yaratılmıştır; bu yüzden malını
vermesi ancak büyük bir içsel güç ve zorlanma (sadakat) ile mümkündür.
Sadaka veren kişinin üzerindeki darlık zırhı her verişinde
genişler ve onu ferahlatır. Cimri niyetlendiğinde ise zırhın halkaları boğazını
sıkar.
Kul bilmelidir ki; kendi rızkını başkası yiyemez, mülkünde
olan ama başkasına ait olan rızık da mutlaka sahibine ulaşacaktır. Bu bilgi,
eldeki malı çıkarmayı kolaylaştırır.
"Heva" (arzu), insanın içindeki en yakın kâfirdir
çünkü her nefeste ilahi nimetleri örter. İnsan nefsi her an ilahi davete
muhalif bir özellikte yaratıldığı için, kul her an cihat halindedir.
Müminin zaruret dışında insanlardan bir şey istemesi,
kalbinde "hayadan kaynaklanan bir ateş" oluşturur. Çünkü mümin,
ihtiyacını kendisi gibi muhtaç olan bir kula değil, her şeyin sahibi olan
Rabbine arz etmelidir.
Allah’ın dinine bilgiyle, kalemle veya amelle yardım eden
herkes hadisteki "Ensar" hükmündedir.
İnsan yalan söylediğinde, ruhani bir koku yayılır ve
melekler bu kokudan dolayı o kişiden uzaklaşır.
İki namaz arasını dünya kelamıyla (lağv) doldurmadan zikir
ve tefekkürle geçirmek, o ameli "İlliyyîn" (en yüce makam) defterine
yazdırır.
"Evvabin" / Allah'a dönenlerin namazı
Dünya işlerinde yavaş ve sabırlı (teenni), ahiret işlerinde
(namaz, cenaze, misafirlik) ise aceleci olunmalıdır.
Akrabalık bağı (Rahim), Rahman isminin bir dalıdır; bu bağı
koparan Allah ile bağını koparır.
İstişare edilen kişi emindir; eğer bir evlilik hakkında
fikir sorulursa, bildiği gerçeği (fitneye yer vermeden) söylemek emanetin
gereğidir.
Kötü rüyalar kimseye anlatılmamalıdır; anlatılmayan rüya
zarar vermez.
Kendini veya bir başkasını cehennemden azat etmek isteyen
kişi, 70 bin defa "La ilahe illallah" zikrini yapmalıdır.
Hak ile hükmet, hevaya uyma. Bu adaletin gereğidir.
İnsanların arasını bulmak en büyük hayırdır. Ara bozmak
(fitne) ise iyilikleri berberin saçı kestiği gibi yok eder.
Başkasına dua etmeden önce kendine dua etmelisin. Bu, bir
kibir değil, kulun kendi muhtaçlığını itirafıdır. Kendi nefsine merhamet
etmeyen (onu günaha sokan), başkasına merhamet edemez.
Temizlik Rabb'in rızasını celbeder. Güzel koku sürmek
sünnettir.
Kıbleye saygı…
İnsanın dünyada "cezalandırılması", tövbe etmesi
için bir rahmettir.
Duada en güçlü vesile Allah’ın İsmi, sonra kulun halidir.
Ezan vakti, savaş meydanı, namazın başlangıcı gibi anlar "icabet"
kapılarıdır.
Her türlü yapma veya terk etme eyleminde niyetin "Allah
için" olması, o eylemi ibadete dönüştüren tek şarttır.
Maddi konularda kendinden aşağıda olanlara bakmak şükrü
artırır; makam sahiplerine göz dikmek ise nefsi taşkınlığa iter.
İnsan, Kur’an’ı öğrendiğinde "Rahman’ın vekili"
olur.
Hadis okumak, Hz. Peygamber ile konuşmaktır.
Kıbleye yönelen hiç kimse günahı nedeniyle kâfir ilan
edilemez. Birine kâfir diyen, eğer o kişi kâfir değilse, bu hükmün kendisine
döneceğini bilmelidir.
Müminin ayıbını yüzüne söylemek onu mahcup eder, arkasından
söylemek gıybettir, onda olmayanı söylemek iftiradır.
Yöneticiler zalim de olsa, Allah'ın onlar vasıtasıyla
defettiği kötülükler daha büyük olabilir.
Misafirin hakkı üç gündür; fazlası sadakadır.
İnsanlarla konuşurken ya sadaka vermeli, ya iyilik yapmalı
ya da insanların arasını bulmalıdır.
Gece en az on ayet okuyan "gafillerden" sayılmaz.
Kadir Gecesi sadece Ramazan'ın son on gününde değil, tüm
sene içinde döner. Bu yüzden her geceyi Kadir bilerek dua ve istiğfarla
geçirmek gerekir.
Borçlunun yükünü hafifletmek veya ona mühlet vermek, kıyamet
günü Allah'ın gölgesinde gölgelenmeye vesile olur.
Deccal’den korunmak için Kehf suresinin başındaki on ayeti
ezberlemek gerekir.
Yediğin her lokmayı yuttuğunda Allah’a şükret
İnsanları, Allah'ın onları sınadığı (günah, ahlak veya
yaratılış) konularda asla kınamamalısın.
Kınama oklarını başkasına değil, kendi nefsine
yöneltmelisin.
İnsanlara başka, Allah'a başka görünmek (ikiyüzlülük) büyük
bir hatadır.
Bilgisizlik mazeret değildir.
Binekli olan yürüyene, yürüyen oturana, yaşça küçük olan
büyük olana selam vermelidir.
Sen seni köleleştirenin kulusun
İnfak eden için melekler "yerine başkasını ver"
(halef) diye dua ederken, cimri için "malını telef et" diye dua
ederler. Buradaki "telef", malın hayırsız yollarda elden çıkmasıdır.
Sana hıyanet edene hainlik etmemek, mazeret kabul etmek ama
mazeret beyan etmemek (suizanna yol açmamak için) yüksek bir ruhsal
olgunluktur.
OTUZ YEDİNCİ SİFİR
Tavsiye/ler
Bir topluluğun vasisi, elçisi veya şahidi olmak, ağır vebali
olan işlerdir. Mecbur kalmadıkça bu tür yüklerin altına girme
Çörek otu / ölüm hariç her derde deva
Kibre karşı / bir avuç toprak…
Toprak üzerinde binekli bir toprak!
Horozun ötüşü meleğin gelişine, eşeğin anırması şeytanın
varlığına işaret…
Mümin; namaz, oruç ve zekâtla tanınır
Münafık; konuşunca yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete
ihanet eder.
Zalim, kendinden zayıfı ezer, üstündekine isyan eder, zulme
destek olur.
Tembel, ihmal edinceye kadar geciktirir, zayi edinceye kadar
ihmal eder.
Hz. Adem’in cennetten indirildikten sonra tövbesinin
kabulüne vesile olan kelimelerde Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’in sevgisi ve
hürmeti yer alır.
Bismillah ve’l-hamdülillah
Hüznün müjdesi
Yapacağım, edeceğim, umarım sözleri hüsran getirir
(ertelemeden ötürü).
Aydınlanmış yol, ertelemeyi kabul etmez.
Bilgi, paylaşılmak ve yaşanmak için verilmiş bir emanettir.
Şehvetlere (aşırı arzulara) bağlı kalpler benden
perdelenmiştir.
Kapıyı kapa, sebepleri kes, el-Vehhab ile otur ki seninle
konuşsun.
Senin kapında zulme uğramış insanlar varken benim duam sana
ne fayda verir? Onların bedduası, benim duamdan daha hızlı ulaşır.
Allah'ın isminin ağırlığı karşısında hiçbir günah duramaz;
ancak bu, o ismin kalpte ne kadar yer ettiğiyle (ihlasla) doğru orantılıdır.
Amelin sureti (şekli) ne kadar parlak olursa olsun, eğer
içindeki niyet Allah için değilse, o amel bir puttan farksızdır.
Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu
kişidir.
İnsan söylemediği sözün hâkimidir, ancak söz ağızdan çıktığı
an söz insana hâkim olur.
Her gece yatağa girmek kabre girmek, sabah uyanmak ise
kıyamet günü dirilmek gibidir.
Rabbim! Beni razı olduklarından eyle.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder