2 Haziran 2026 Salı

Adem Solak - Şiddeti Anlamak - Notlar

Adem Solak  - Şiddeti Anlamak - Notlar

Cezaevi Görüşmeleri

Hegem Yayınları, 2009

 


Bu bir "vaka" çalışmasıdır...

 

Cezaevleri / doğal bir insan laboratuvarı

 

Birinci Bölüm

Profesör Anne, Kızı Tarafından Öldürüldü

Başak Aydıntuğ

Hukuk fakültesi öğrencisi Başak Aydıntuğ'un, tıp profesörü olan annesini (Prof. Dr. Olcay Tiryaki Aydıntuğ) öldürmesi; şiddetin sadece eğitimsizlik ve yoksullukla açıklanamayacağını gösteren çarpıcı bir örnektir.

 

Başak Aydıntuğ / Anne ve babasının yoğun iş temposu (gece geç saatlerde eve dönmeleri) nedeniyle büyükanne ve dedesinin yanında büyümüş.

Çocukluğundan itibaren ebeveynlerinin şiddetli kavgalarına, annesinin babasına ve kendisine yönelik ağır küfürlerine, aşağılamalarına ve fırlatılan eşyalara (fiziksel ve psikolojik şiddet) tanık olmuş.

Ebeveynlerinin boşanması ve babasının yeniden evlenmesi sonrası annesinin tüm öfkesini kendisine yönelttiğini, üzerindeki duygusal baskının katlanılamaz boyuta ulaştığını ve cinayet anında "aklıyla ruhunun karardığını" belirtmiştir.

Cezaevine girmesini, annesinin psikolojik baskısından ve "zincirlerinden kurtulma" olarak niteleyerek bir tür özgürleşme olarak tanımlamıştır.

 

Cinayete Götüren Yol

Muhafazakâr ve baskıcı bir ailede büyüyen Aslınaz, evlilik vaadiyle kandırılıp tecavüze uğrar, sonrasında yaşadığı ağır travma ve yıllar sonra karşılaştığı yeni bir aldatılma üzerine cinayet işler.

Ailesinin sert ve disiplinli yapısı, erken yaşta yüklenen sorumluluklar nedeniyle 16 yaşında kendisinden 10 yaş büyük birine sığınmış.

Tuzağa düşürülerek dövülmüş, tecavüze uğramış; aile korkusu nedeniyle olayı kimseye anlatamayarak intihar girişiminde bulunmuş.

Yıllar sonra kendisini iyileştirdiğini düşündüğü bir evlilik hazırlığı sürecinde, partnerinin "seninle sadece eğlendim, ciddi değildim" demesi üzerine, yanındaki bıçakla adamı öldürmüştür.

 

Ogün Samast: Hrant Dink Cinayeti

Ogün Samast mülakatı: Cinayetten yaklaşık bir hafta sonra (27 Şubat 2007) Kandıra F Tipi Cezaevi'nde 115 soruluk bir mülakat uygulanmıştır.

Samast, okuldan ayrılmamış olsaydı veya futbol oynadığı takımdan atılmamış olsaydı bu suçu işlemeyeceğini ifade etmiş.

Küçümsenmeyi, azarlanmayı veya laf atılmasını şiddet olarak görmezken; manevi değerlere hakareti, baskıyı, kaba sözü ve engellenmeyi şiddet olarak tanımlamış.

 

TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu'nun 30 bin lise öğrencisi (60 il) verilerine göre: Erkek lise öğrencilerinin %13'ten fazlası (Türkiye genelinde tahminen 468 bin öğrenci) okula giderken bıçak/çakı taşımaktadır.

Erkek lise öğrencilerinin yaklaşık %21,7'si (dörtte birinden fazlası) bir tür yaralayıcı/öldürücü silah taşımaktadır.

 

21 ilde cezaevindeki ~1650 çocuk/genç üzerinde yapılan araştırmaya göre:

Cezaevindeki gençlerin %47,3'ü dışarıdayken delici/kesici alet, %28,2'si (kızlarda %37,8) ateşli silah taşıdığını belirtmiş.

 

İllere göre bıçak/çakı taşıma oranları: Samsun (%80) ve Konya (%62,5) başı çekmektedir.

 

Cezaevindeki gençlerin %46'sı, "Annem-babam öfkeli davranmasaydı suç işlemezdim" demiştir. Veriler, şiddetin ailede öğrenilip sokağa ve okula taşındığını; "suçlu çocuk" tanımından ziyade "suça sürüklenen çocuk" yaklaşımının doğruluğunu ortaya koymaktadır.

 

Türkiye geneli kavga sonrası "pişman olurum" (%41,9) derken; Trabzon'da gençlerin %56'sı "ağlarım/üzülürüm" yanıtını vermiştir.

 

Cezaevindeki gençlerin %21,7'si bedenine doğrudan zarar vermiş (jiletleme vb.), %28,1'i ise bunu düşündüğünü ifade etmiştir.

 

Cezaevindeyim İşte

Öz babası tarafından ensest ilişkiye maruz bırakılan bir kadının çocukluğundan cezaevine uzanan trajik yaşam öyküsü.

 

Rahip Santoro Cinayeti

Sanık (O.A.) ile cezaevinde yürütülen 8 aylık psiko-sosyal izleme/terapi süreci

 

Sanık (O.A.); Hitler, Marx, evrim teorisi, faşizm, komünizm ve materyalizm arasında gidip gelen, radikal kitle hareketlerine meraklı bir profil çizer.

 

Küreselleşme, kitle iletişim araçları ve dış dünyadaki gelişmeler (Irak Savaşı, karikatür krizleri vb.), yerel çevresinde yaşayan bir genci kendisinden çok uzak ideolojik çatışmaların faili veya tarafı haline getirebilmektedir.

 

O.A.’nın okul geçmişi, kurumsal ihmaller ve akran zorbalığıyla doludur. İlkokuldaki fiziksel şiddet ve "sıra dayağı" uygulamaları, çocuğun adalet duygusunu erken yaşta zedelemiştir.

 

O.A.’nın anlatılarında sıkça vurguladığı "Lider olma, güçlü olma, kendimi fark ettirme" arzusu, yaşadığı ezilmişlik ve güçsüzlük duygusunun (aşağılık kompleksinin) bir telafisi niteliğindedir.

 

Kilisedeki rahibin kendisini azarlayıp kovması, genci tetikleyen ana faktördür.

 

Yüz yüze görüşmelerde danışan; kaygı, ortam şartları, beden dili ya da uzmanı yönlendirme isteği nedeniyle savunma mekanizmaları geliştirip gerçek benliğini saklayabilir.

Bireyin geniş bir zaman diliminde, kendi isteğiyle kitap okuması ve altını çizdiği satırlar, savunma mekanizmalarından arınmış doğal bir bilinçaltı dışavurumu sunar.

 

Olay sonrasında ailevi hasret dışında eyleminden dolayı pişmanlık duymamış; aksine cezaevinde özel koruma altında tutulmasını ve ilgi görmesini "narsisistik bir doyum" aracı olarak kullanmıştır.

 

18 yıl 10 ay hapis cezasını duyan O.A., ilk kez "çocuk olmasının" kendisini korumaya yetmediğini anlamış, kahkaha ve hareketlilik arkasına sakladığı ağır bir şok ve tükenmişlik yaşamıştır.

 

Birinci Bölümü Bitirirken

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Birey, zihninde o eylemi (cezalandırma, öldürme, hesap sorma) defalarca yaşar. Neyin veya kimin hedef alındığı fark etmeksizin, zihinde yüzlerce kez işlenen bir suçun gerçek hayatta bir kez daha işlenmesi an meselesidir.

 

Şiddete başvuran bireylerin geçmişinde benlik yaralanmaları, yalnızlık, çaresizlik ve aile içi iletişim kopuklukları yatar.

 

Çocuklara 12 yaşına kadar yüz binlerce kez "yapma, etme, konuşma" gibi baskılayıcı ifadeler kurulması, çocukların algı ve duygu dünyasını tahrip eder.

 

İkinci Bölüm

Çok Sıradışı Bir Olay Bilge Köyü Katliamı

4 Mayıs 2009, 44 kişinin yaşamını yitirdiği Mardin Bilge Köyü Katliamı

 

Baş şüpheli, Şıh Mehmet/Mehmet Çelebi: Eğer yeterince güçlü kin ve öfkeyle parmağınız bir kere tetiğe gittiyse... beynin verdiği ilk emirden sonra parmağınız elinizin, elinizin öfkenizin kontrolüne geçmiş demektir.

 

Aşiret Kültürü

Dış tehditlere karşı güçlü kenetlenme sağlar.

Gerilimli durumlarda bireylerin tarafsız kalma hakkı yoktur.

Devlet adaletinin güçlüden yana olduğuna dair yaygın bir inanç vardır. Sorunlar resmi adliye yerine yerel usullerle (Haki, Örfi, Şeri) çözülmeye çalışılır.

 

İhtilaflar genellikle dışarıdan ziyade aynı sülale içinde (özellikle amcaoğulları gibi 3. kuşak arasında) liderlik, rant paylaşımı, toprak/kadastro sorunları ve kıskançlık/haset nedenleriyle patlak verir.

 

Bölgede şiddet kavramı yalnızca "yaralama ve öldürme" olarak algılanmakta, aile içi dayak normal karşılanmaktadır.

 

Üçüncü Bölüm

 

 

Bir Terör Hükümlüsüyle Cezaevi Görüşmeleri, Şemdin Sakık

Sevgi ve şefkatten yoksun; dayak, kavga ve haksızlığın sorun çözme yöntemi olarak kabul edildiği kozmopolit ve parçalanmış bir aile ortamında büyümüş

Babasının çok eşli yapısı içinde annesinin ve kendi öz kardeşlerinin maruz kaldığı ağır ayrımcılık ("üvey evlat" muamelesi, sömürü, kapı dışı edilme ve aşırı yoksulluk), bireyde derin bir öfke, ezilmişlik ve intikam duygusu oluşturmuş

Bölgedeki silahlanma kültürü, komşu aşiretlerle yaşanan kan davaları, mülklerin ateşe verilmesi ve kolektif şiddet sahneleri ilk "eğitimini" oluşturmuş

 

18 yıl boyunca aralıksız olarak doğa şartlarına (aşırı soğuk, kar, yağmur) ve sürekli yakalanma korkusuna maruz kalmak, ağır bir ruhsal tahribat ve iliklere işleyen bir üşüme hissi yaratmıştır.

Doğada yaşamanın getirdiği psikolojik ezilmişlik, sıcak bir barınağı veya lüks evi olan insanlara karşı gizli bir düşmanlığa dönüşmüştür.

 

Düşman, doğa ve böcek/sürüngen tehditlerine karşı sürekli "savunma pozisyonunda" (dizleri karna çekerek, silahı kucakta tutarak) yatma zorunluluğu derin ve düzenli uykuyu imkânsız kılmaktadır.

Yıllarca süren kronik uykusuzluk; sinir sistemini bozarak sakin kişilikleri asabi ve saldırgan hale getirmekte, cildi erken yaşlandırmakta (35'li yaşlarda yüzde ağır kırışıklıklar, gözaltı torbaları) ve bilişsel fonksiyonları yavaşlatmaktadır.

Düzensiz beslenme ve sürekli açlık; ülsere, mide kanamalarına, kronik kusmaya, vücutta yağ bezelerine, aşırı kilo kaybına (karnın çökmesi nedeniyle karın boşluğuna taş bağlama) ve bağışıklık sisteminin çökmesine neden olmaktadır.

 

İnsani duygularını ve üzüntüsünü tamamen kaybetmeyen anlatıcı, kardeşinin ölümünden sonra geçmişiyle ve hayatla tüm bağlarını koparmış; silahını yaşamının merkezine koyarak "intikam" odaklı bir savaşçıya dönüşmüştür.

 

Kız kardeşi Adife'nin ölümü anlatıcıda "intikam ve şiddet" odaklı radikal bir kırılma yaratmışken, 1992'de dağa katılan Laleş ile tanışması tam tersi bir etki yapmıştır. İçindeki yıkıcı yapıyı ("Frankeştayn") yok ederek silahlı mücadeleyi, ölümü ve öldürmeyi sorgulamasına yol açmıştır.

 

Nihayetinde silahlı mücadelenin Kürt ve Türk halkına yıkım, keder, hezimet ve enkaz dışında bir şey getirmediği kanatına vararak örgütsel fanatizmi ve "Şemdin" kimliğini tamamen reddetmiştir.

 

PKK Ankara merkezli ve Türkiye'ye has koşullardan doğdu

Suriye, İran ve Irak gibi komşu ülkeler örgütü kendi çıkarları (su sorunu, sınır güvenliği, rekabet vb.) doğrultusunda Türkiye'ye karşı bir koz olarak kullandı

12 Eylül sonrası Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde uygulanan sistematik işkence ve baskı politikaları örgüt için en büyük militan kazanma ve meşruiyet alanına dönüştü

 

Geçmişte aileler devletin ve toplumun baskısı/tecridi nedeniyle çocuklarını dağdan indirmek için büyük çaba harcıyordu.

Çocukları dağda olan aileler artık tecrit edilmemekte; aksine toplumda itibar ve DTP (veya legal siyaset) kanalıyla siyasi/ekonomik rant elde etmektedir.

 

Yazar (Adem Solak) Felsefe/PDR geçmişi olan, cezaevleri, aile araştırmaları, TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu ve şiddeti önleme projelerinde koordinatörlük yapmış bir akademisyen/uzmandır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder