Adem
Solak - Şiddeti
Anlamak - Notlar
Cezaevi Görüşmeleri
Hegem Yayınları, 2009
Bu bir "vaka" çalışmasıdır...
Cezaevleri / doğal bir insan laboratuvarı
Birinci Bölüm
Profesör Anne, Kızı Tarafından Öldürüldü
Başak Aydıntuğ
Hukuk fakültesi öğrencisi Başak Aydıntuğ'un, tıp profesörü
olan annesini (Prof. Dr. Olcay Tiryaki Aydıntuğ) öldürmesi; şiddetin sadece
eğitimsizlik ve yoksullukla açıklanamayacağını gösteren çarpıcı bir örnektir.
Başak Aydıntuğ / Anne ve babasının yoğun iş temposu (gece
geç saatlerde eve dönmeleri) nedeniyle büyükanne ve dedesinin yanında büyümüş.
Çocukluğundan itibaren ebeveynlerinin şiddetli kavgalarına,
annesinin babasına ve kendisine yönelik ağır küfürlerine, aşağılamalarına ve
fırlatılan eşyalara (fiziksel ve psikolojik şiddet) tanık olmuş.
Ebeveynlerinin boşanması ve babasının yeniden evlenmesi
sonrası annesinin tüm öfkesini kendisine yönelttiğini, üzerindeki duygusal
baskının katlanılamaz boyuta ulaştığını ve cinayet anında "aklıyla ruhunun
karardığını" belirtmiştir.
Cezaevine girmesini, annesinin psikolojik baskısından ve
"zincirlerinden kurtulma" olarak niteleyerek bir tür özgürleşme
olarak tanımlamıştır.
Cinayete Götüren Yol
Muhafazakâr ve baskıcı bir ailede büyüyen Aslınaz, evlilik
vaadiyle kandırılıp tecavüze uğrar, sonrasında yaşadığı ağır travma ve yıllar
sonra karşılaştığı yeni bir aldatılma üzerine cinayet işler.
Ailesinin sert ve disiplinli yapısı, erken yaşta yüklenen
sorumluluklar nedeniyle 16 yaşında kendisinden 10 yaş büyük birine sığınmış.
Tuzağa düşürülerek dövülmüş, tecavüze uğramış; aile korkusu
nedeniyle olayı kimseye anlatamayarak intihar girişiminde bulunmuş.
Yıllar sonra kendisini iyileştirdiğini düşündüğü bir evlilik
hazırlığı sürecinde, partnerinin "seninle sadece eğlendim, ciddi
değildim" demesi üzerine, yanındaki bıçakla adamı öldürmüştür.
Ogün Samast: Hrant Dink Cinayeti
Ogün Samast mülakatı: Cinayetten yaklaşık bir hafta sonra
(27 Şubat 2007) Kandıra F Tipi Cezaevi'nde 115 soruluk bir mülakat
uygulanmıştır.
Samast, okuldan ayrılmamış olsaydı veya futbol oynadığı
takımdan atılmamış olsaydı bu suçu işlemeyeceğini ifade etmiş.
Küçümsenmeyi, azarlanmayı veya laf atılmasını şiddet olarak
görmezken; manevi değerlere hakareti, baskıyı, kaba sözü ve engellenmeyi şiddet
olarak tanımlamış.
TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu'nun 30 bin lise öğrencisi
(60 il) verilerine göre: Erkek lise öğrencilerinin %13'ten fazlası (Türkiye
genelinde tahminen 468 bin öğrenci) okula giderken bıçak/çakı taşımaktadır.
Erkek lise öğrencilerinin yaklaşık %21,7'si (dörtte birinden
fazlası) bir tür yaralayıcı/öldürücü silah taşımaktadır.
21 ilde cezaevindeki ~1650 çocuk/genç üzerinde yapılan
araştırmaya göre:
Cezaevindeki gençlerin %47,3'ü dışarıdayken delici/kesici
alet, %28,2'si (kızlarda %37,8) ateşli silah taşıdığını belirtmiş.
İllere göre bıçak/çakı taşıma oranları: Samsun (%80) ve
Konya (%62,5) başı çekmektedir.
Cezaevindeki gençlerin %46'sı, "Annem-babam öfkeli
davranmasaydı suç işlemezdim" demiştir. Veriler, şiddetin ailede öğrenilip
sokağa ve okula taşındığını; "suçlu çocuk" tanımından ziyade
"suça sürüklenen çocuk" yaklaşımının doğruluğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye geneli kavga sonrası "pişman olurum"
(%41,9) derken; Trabzon'da gençlerin %56'sı "ağlarım/üzülürüm"
yanıtını vermiştir.
Cezaevindeki gençlerin %21,7'si bedenine doğrudan zarar
vermiş (jiletleme vb.), %28,1'i ise bunu düşündüğünü ifade etmiştir.
Cezaevindeyim İşte
Öz babası tarafından ensest ilişkiye maruz bırakılan bir
kadının çocukluğundan cezaevine uzanan trajik yaşam öyküsü.
Rahip Santoro Cinayeti
Sanık (O.A.) ile cezaevinde yürütülen 8 aylık psiko-sosyal
izleme/terapi süreci
Sanık (O.A.); Hitler, Marx, evrim teorisi, faşizm, komünizm
ve materyalizm arasında gidip gelen, radikal kitle hareketlerine meraklı bir
profil çizer.
Küreselleşme, kitle iletişim araçları ve dış dünyadaki
gelişmeler (Irak Savaşı, karikatür krizleri vb.), yerel çevresinde yaşayan bir
genci kendisinden çok uzak ideolojik çatışmaların faili veya tarafı haline
getirebilmektedir.
O.A.’nın okul geçmişi, kurumsal ihmaller ve akran
zorbalığıyla doludur. İlkokuldaki fiziksel şiddet ve "sıra dayağı"
uygulamaları, çocuğun adalet duygusunu erken yaşta zedelemiştir.
O.A.’nın anlatılarında sıkça vurguladığı "Lider olma,
güçlü olma, kendimi fark ettirme" arzusu, yaşadığı ezilmişlik ve güçsüzlük
duygusunun (aşağılık kompleksinin) bir telafisi niteliğindedir.
Kilisedeki rahibin kendisini azarlayıp kovması, genci
tetikleyen ana faktördür.
Yüz yüze görüşmelerde danışan; kaygı, ortam şartları, beden
dili ya da uzmanı yönlendirme isteği nedeniyle savunma mekanizmaları geliştirip
gerçek benliğini saklayabilir.
Bireyin geniş bir zaman diliminde, kendi isteğiyle kitap
okuması ve altını çizdiği satırlar, savunma mekanizmalarından arınmış doğal bir
bilinçaltı dışavurumu sunar.
Olay sonrasında ailevi hasret dışında eyleminden dolayı
pişmanlık duymamış; aksine cezaevinde özel koruma altında tutulmasını ve ilgi
görmesini "narsisistik bir doyum" aracı olarak kullanmıştır.
18 yıl 10 ay hapis cezasını duyan O.A., ilk kez "çocuk
olmasının" kendisini korumaya yetmediğini anlamış, kahkaha ve hareketlilik
arkasına sakladığı ağır bir şok ve tükenmişlik yaşamıştır.
Birinci Bölümü Bitirirken
Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Birey, zihninde o eylemi
(cezalandırma, öldürme, hesap sorma) defalarca yaşar. Neyin veya kimin hedef
alındığı fark etmeksizin, zihinde yüzlerce kez işlenen bir suçun gerçek hayatta
bir kez daha işlenmesi an meselesidir.
Şiddete başvuran bireylerin geçmişinde benlik yaralanmaları,
yalnızlık, çaresizlik ve aile içi iletişim kopuklukları yatar.
Çocuklara 12 yaşına kadar yüz binlerce kez "yapma,
etme, konuşma" gibi baskılayıcı ifadeler kurulması, çocukların algı ve
duygu dünyasını tahrip eder.
İkinci Bölüm
Çok Sıradışı Bir Olay Bilge Köyü Katliamı
4 Mayıs 2009, 44 kişinin yaşamını yitirdiği Mardin Bilge
Köyü Katliamı
Baş şüpheli, Şıh Mehmet/Mehmet Çelebi: Eğer yeterince güçlü
kin ve öfkeyle parmağınız bir kere tetiğe gittiyse... beynin verdiği ilk
emirden sonra parmağınız elinizin, elinizin öfkenizin kontrolüne geçmiş
demektir.
Aşiret Kültürü
Dış tehditlere karşı güçlü kenetlenme sağlar.
Gerilimli durumlarda bireylerin tarafsız kalma hakkı yoktur.
Devlet adaletinin güçlüden yana olduğuna dair yaygın bir
inanç vardır. Sorunlar resmi adliye yerine yerel usullerle (Haki, Örfi, Şeri)
çözülmeye çalışılır.
İhtilaflar genellikle dışarıdan ziyade aynı sülale içinde
(özellikle amcaoğulları gibi 3. kuşak arasında) liderlik, rant paylaşımı,
toprak/kadastro sorunları ve kıskançlık/haset nedenleriyle patlak verir.
Bölgede şiddet kavramı yalnızca "yaralama ve
öldürme" olarak algılanmakta, aile içi dayak normal karşılanmaktadır.
Üçüncü Bölüm
Bir Terör Hükümlüsüyle Cezaevi Görüşmeleri, Şemdin Sakık
Sevgi ve şefkatten yoksun; dayak, kavga ve haksızlığın sorun
çözme yöntemi olarak kabul edildiği kozmopolit ve parçalanmış bir aile
ortamında büyümüş
Babasının çok eşli yapısı içinde annesinin ve kendi öz
kardeşlerinin maruz kaldığı ağır ayrımcılık ("üvey evlat" muamelesi,
sömürü, kapı dışı edilme ve aşırı yoksulluk), bireyde derin bir öfke,
ezilmişlik ve intikam duygusu oluşturmuş
Bölgedeki silahlanma kültürü, komşu aşiretlerle yaşanan kan
davaları, mülklerin ateşe verilmesi ve kolektif şiddet sahneleri ilk
"eğitimini" oluşturmuş
18 yıl boyunca aralıksız olarak doğa şartlarına (aşırı
soğuk, kar, yağmur) ve sürekli yakalanma korkusuna maruz kalmak, ağır bir
ruhsal tahribat ve iliklere işleyen bir üşüme hissi yaratmıştır.
Doğada yaşamanın getirdiği psikolojik ezilmişlik, sıcak bir
barınağı veya lüks evi olan insanlara karşı gizli bir düşmanlığa dönüşmüştür.
Düşman, doğa ve böcek/sürüngen tehditlerine karşı sürekli
"savunma pozisyonunda" (dizleri karna çekerek, silahı kucakta
tutarak) yatma zorunluluğu derin ve düzenli uykuyu imkânsız kılmaktadır.
Yıllarca süren kronik uykusuzluk; sinir sistemini bozarak
sakin kişilikleri asabi ve saldırgan hale getirmekte, cildi erken
yaşlandırmakta (35'li yaşlarda yüzde ağır kırışıklıklar, gözaltı torbaları) ve
bilişsel fonksiyonları yavaşlatmaktadır.
Düzensiz beslenme ve sürekli açlık; ülsere, mide
kanamalarına, kronik kusmaya, vücutta yağ bezelerine, aşırı kilo kaybına
(karnın çökmesi nedeniyle karın boşluğuna taş bağlama) ve bağışıklık sisteminin
çökmesine neden olmaktadır.
İnsani duygularını ve üzüntüsünü tamamen kaybetmeyen
anlatıcı, kardeşinin ölümünden sonra geçmişiyle ve hayatla tüm bağlarını
koparmış; silahını yaşamının merkezine koyarak "intikam" odaklı bir
savaşçıya dönüşmüştür.
Kız kardeşi Adife'nin ölümü anlatıcıda "intikam ve
şiddet" odaklı radikal bir kırılma yaratmışken, 1992'de dağa katılan Laleş
ile tanışması tam tersi bir etki yapmıştır. İçindeki yıkıcı yapıyı
("Frankeştayn") yok ederek silahlı mücadeleyi, ölümü ve öldürmeyi
sorgulamasına yol açmıştır.
Nihayetinde silahlı mücadelenin Kürt ve Türk halkına yıkım,
keder, hezimet ve enkaz dışında bir şey getirmediği kanatına vararak örgütsel
fanatizmi ve "Şemdin" kimliğini tamamen reddetmiştir.
PKK Ankara merkezli ve Türkiye'ye has koşullardan doğdu
Suriye, İran ve Irak gibi komşu ülkeler örgütü kendi
çıkarları (su sorunu, sınır güvenliği, rekabet vb.) doğrultusunda Türkiye'ye
karşı bir koz olarak kullandı
12 Eylül sonrası Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde uygulanan
sistematik işkence ve baskı politikaları örgüt için en büyük militan kazanma ve
meşruiyet alanına dönüştü
Geçmişte aileler devletin ve toplumun baskısı/tecridi
nedeniyle çocuklarını dağdan indirmek için büyük çaba harcıyordu.
Çocukları dağda olan aileler artık tecrit edilmemekte;
aksine toplumda itibar ve DTP (veya legal siyaset) kanalıyla siyasi/ekonomik
rant elde etmektedir.
…
Yazar (Adem Solak) Felsefe/PDR geçmişi olan, cezaevleri,
aile araştırmaları, TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu ve şiddeti önleme
projelerinde koordinatörlük yapmış bir akademisyen/uzmandır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder