21 Ocak 2019 Pazartesi

İstikbal Gazetesine Göre Trabzon’da Mübadele ve İskan


Mesut Çapa - İstikbal Gazetesine Göre Trabzon’da Mübadele ve İskân

Trabzon’da yayınlanmakta olan İstikbal gazetesi, yöredeki iskân uygulamaları hakkında bilgi veren tek kaynak niteliğini taşımaktadır.

Trabzon başlangıçta iskân mıntıkalarına dahil edilmemişti (s. 631).

Rumların en fazla bulunduğu Maçka kazasında dahi Rumlar, topraktan aldıkları ürünlerle değil, koyun ve sığırlarından sağladıkları gelirler ve “taşçılık” vesaire gibi sanatlar sayesinde geçinirlerdi. Bunların çoğu Rusya ve İstanbul’a giderek kalaycılık ve bakırcılık yaparlardı. Maçka’da ziraat yok denecek kadar azdı.

Trabzon’da sadece arazinin hasılatıyla geçinebilen köylü hemen hemen hiç yoktu.
Rumili’den gelecek göçmenler arasında çok az sayıda sanatkâr vardır, bunların hemen tamamı çiftçidir.

Rus işgali esnasında Rumlar Türklere ait evleri tamamen yakıp yıkmışlardı.
Akçaabat’ta Rumların tamamı Ruslarla birlikte kazayı terk etmişlerdi (s. 632).

Trabzon’un iskân mıntıkası olarak tespit edilmesinde, önceden burada Rumların yaşamış olmaları önemli bir etken olmuştu; ancak, bu insanlar nasıl geçinirlerdi diye düşünülmemişti (s. 633).

Rumlar gidince Maçka’da nüfus kalmamıştır.

Rumeli’nden Trabzon’a, Drama’dan Akçaabat’a…
…bunlar geldikleri bu yeni çevreye uyum sağlayamamışlardı
Bunlar yaylacı olup hayvancılıkla geçiniyorlardı.
Akçaabat’ta olduğu gibi toprağı kazma ve bel ile işlemeyi bilmiyorlardı… (s. 635)

Vekâlet, Akçaabat’a ilk gelen iki köy halkının (Drama’nın Çalıyatı ve Duspat köylerinden gelen mübadillerin) müracaatları üzerine buraya bir müfettiş göndermişti. Barınamayacaklarına kanaat getirilince, bunlardan bir kısmı Safranbolu’ya diğer bir kısmı da Kelkit’e sevk edilmişti (s. 636).

8 Şubat’ta, Trabzon’da mübadeleye tâbi iki bine yakın Rum bulunuyordu. Bunların çoğu Çömlekçi semtine yerleştirilmişlerdi (s. 639). (Memleketin başka illerinden gelen Rumlar da Trabzon’daki mübadil kalabalığının içindedir)

Birinci iskân mıntıkasına dahil edilmesine rağmen, Trabzon’a göçmen iskân edilememişti; zirâ, burası sanıldığı gibi iskâna elverişli değildi. Akçaabat’ta kalan tütüncü birkaç göçmen dışında, gelenlerin hemen hepsi çeşitli sebeplerle Anadolu’nun muhtelif yerlerine dönmüşlerdi (s. 641).

---
Çapa, Mesut. (1991), İstikbal Gazetesine Göre Trabzon’da Mübadele ve İskan, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 8

Geçmişten Geleceğe Çaykara Dernekpazarı


Geçmişten Geleceğe Çaykara Dernekpazarı
Hazırlayanlar: Hasan Hüsnü Durgun – İsmail Sarı – Orhan Durgun
Çaykara ve Dernekpazarı Kültür Yardımlaşma Cemiyeti Yayını, Seçil Ofset, İstanbul, 2005

Çaykara ve Dernekpazarı Tarihi, Hanefi Bostan (s. 17-94)
1947’den önce ilçe Kadahor adıyla anılıyor (s. 17).

Dernekpazarı / eski adı “Kondu”

Bölgenin en eski yerleşimcileri MÖ. 3 ila 2. bin yılda bu bölgede yaşadığı kabul edilen Gas/Kas ve Gud/Gutiler’dir (s. 20).

Daha sonra Kafkas halklarından Mar, Tibaren ve Mosklar bu bölgede yaşadı
MÖ. 700’den itibaren Kimmerler ve onların hemen ardından İskitler bölgeye geldi
Medler MÖ. 606’den itibaren tüm Küçük Asya’ya hakim oldular. Medlerin hükümranlığına MÖ. 547’de Persler son verdi
Pers hakimiyeti ise MÖ. 334’de Büyük İskender tarafından sona erdirildi.
MÖ. 312-280 yılları arasında Büyük İskender’in generalleri tarafından yönetilen bölge MÖ. 280’de Pers soyluları tarafından kurulan Pontus Devleti idaresi altında yönetilmeye başlandı. Pontus Devleti MÖ. 63’te yıkıldı ve bölge Roma İmparatorluğunun eline geçti. Hıristiyanlık bu dönemde bölgede yayılmaya başladı. Roma 395 yılında parçalanınca bölgenin kontrolü Bizans İmparatorluğuna geçti. Bizans döneminde 530 yılında bölgeye Bulgar Türkleri yerleştirildi.
1204 yılında Trabzon’da Komnenoslar Bizans’tan bağımsız bir krallık kurdular. Bu dönemde yaklaşık 40 bin Kuman/Kıpçak bölgeye yerleşti. 1050’li yıllardan itibaren bölgeye yerleşmeye başlayan Türkler, 1200’lerin sonlarında Trabzon’un batı sınırlarına kadar dayandılar.
Gaza Beylikleri döneminde Trabzon kuşatıldı ancak alınamadı. 1457’de Rafıziler Trabzon’u kuşattı ve bunun hemen ardından Fatih, bu bölgeye sefer düzenledi. 1461’de Trabzon ve bütün Doğu Karadeniz bölgesi Osmanlı Devletinin hakimiyeti altına alındı.

Of civarında da Çepni köyleri mevcuttur.
Of’a bağlı Cumapazarı (Hol) köyündeki Müslüman Çepniler buraya Kürtün’den gelmişlerdir.
Of’un Eskipazar mevkiinde Kavak Camii haziresinde Çepnilere ait mezarlar vardır.
Dernekpazarı’nın Çalışanlar (Kalanas) köyünde de Çepniler vardır.

1466’da Karamanlı Beyliği ortadan kaldırılınca Konya’dan bu bölgeye zorunlu iskan yapılmıştır (s. 29).
1501’den sonra Rafızilerden kaçan Akkoyunlular Trabzon’a iltica edip bölgeye yerleştirildiler.
1515’te Dulkadiroğlu beyliği ortadan kaldırılınca Maraş ahalisinden pek çok aile Maraş’tan sürülerek bölgeye iskan edildi.

1929-1973 Yıllarında Çaykara’da Afete Bağlı Göç, Hikmet Öksüz, (s. 107-114)
5-7 Temmuz 1929’da aralıksız devam eden yağışlar bölgede heyelana neden oldu. Bunun neticesinde bölgede yaşayan pek çok aile Maçka ve Bayburt’a göç etti.

1959 ve 1965 yıllarında da bölgede sel felaketlerinden dolayı can ve mal kayıpları meydana geldi. Bunların neticesinde 1959’da 145 afetzede Van’ın Özalp kazasındaki örnek köye; 1965’te afetzede 408 aile Hatay’ın Kırıkhan ilçesine göç etti.
1973 yılında da 61 aile Gökçeada’ya göç ettiler.

Solaklı Çayı Havzasında Bitkiler ve Bitki Örtüsü, Salih Terzioğlu, (s. 257-276)

Ağrı kesici: Orman gülü / Komar çiçeği (L. Rhododendron ponticum) taze veya kurutulmuş yapraklarıyla çay yapılıp içilir. Komar balı da aynı maksatla tüketilebilir.

Ateş düşürücü: Karamuk / Kadıntuzluğu (L. Berberis vulgaris) bitkisinin kökü, yaprakları ve meyvesi ateş düşürücü olarak kullanılır.

Bağırsak hastalıklarına karşı muşmula (beşbıyık) meyvesi tüketilir.
Bağırsak kurdu: Şimşir ağacının yaprakları kurutularak çay yapılır. Bu ağacın gövde kabukları da aynı amaçla kullanılabilir.

Çıban tedavisi: Göknar reçinesi


İdrar sökücü: Civanperçemi (L. Achillea millefolium) çiçeğinin çiçek ve yaprakları kurutularak çay yapılıp içilir.
Aslanpençesi (L. Alchemilla pseudocartalinica) yapraklarıyla yapılan çay içilir.

İştah arttırıcı: Civanperçemi (L. Achillea millefolium) çiçeğinin çiçek ve yaprakları kurutularak çay yapılıp içilir.
Mor kantaron  (L. Centaurium erythraea) çiçek ve dalları kurutularak çay yapılır. Bu çay iştah açıcı olarak içilir.

Kan temizleyici: Zimilaçi / Gıcır (L. Smilax excelsa) dikeninin taze sürgünleri veya kurutulmuş kökleri kan temizleyici özelliği için tüketilir.

Süt arttırmak, süt getirici: Rezene (L. Foeniculum vulgare) bitkisinin yaprak ve meyveleri süt arttırıcı olarak kullanılır.

Öksürük: Güzelavratotunun (L. Antropa belladona) kurutulmuş yaprakları çay yapılarak içilir.
Tansiyon düşürücü: Kestane ağacının yapraklarıyla yapılan çay bu maksatla kullanılır.
Karayemişin taze yaprakları öksürük kesici olarak kullanılır.

Yara tedavisi: Göknar reçinesi yaranın üzerine sürülür. Kızılcık çiçeğinin yaprakları yaranın üzerine kapatılarak tedavi edilir.
Damar otunun (L. Plantago major) taze veya kurutulmuş yapraklarıyla yara tedavi edilir.

Yatıştırıcı, sakinleştirici: Kırlangıçotunun (L. Chelidonium majus) kurutulmuş çiçek ve dalları çay yapılarak içilir.
Geyik dikeninin (L. Crataegus monogyna) çiçek ve meyveleri hem yatıştırıcı hem de tansiyon düşürücü olarak kullanılır.
Ban otunun (L. Hyoscyamus reticulatus) toprak üstü kısımları kuvvetli yatıştırıcıdır.

Kumaş boyası (sarı renk için): Boyacı papatyasının (L. Anthemis tinctoria) toprak üstü kısmı kumaş boyamada kullanılır.
Karamuk / Kadıntuzluğu (L. Berberis vulgaris) bitkisinin kökü, yaprakları ve meyvesi iplik boyası olarak kullanılır.
Yabani kendir (L. Datisca cannabina) kumaşlara sarı renk vermek için kullanılır.
Boyacı katırtırnağı (L. Genista tinctoria) çiçekleri ve dalları iplik boyamada kullanılır.

Hayvanların deri parazitlerine karşı: Doğu noel gülü (L. Helleborus orientalis) bitkinin toprakaltı kısımlarıyla hayvanın vücudu ovalanarak tedavi edilir.
Deri hastalıklarına karşı Katran ardıcının (L. Juniperus oxycedrus) dal, kök ve gövdesinden elde edilen katran haricen kullanılır.
İneklerin sütünü arttırmak için: Tavşanmemesi / Mercan (L. Ruscus colchicus) otunun taze yaprakları hayvana yedirilir.

Halk Takvimi Doğrultusunda Bir/Bin Yıllık Koşu, H. Hüsnü Durgun, (s. 289-296)
Yöresel takvim soyut bir adlandırmadan çok yaşanan coğrafi ve iklim özelliklerini somutlaştıran anlayışla biçimlenir.
Yörede halk takvimi “bizum hesap…” denilerek ifade edilir. Rumi takvime göre ayın kaçı olduğu “esçi hasab…” denilerek belirlenir.

Ocak / Kalandar: Daha önce yapılmış olan kış hazırlıkları ve kışlık ihtiyaçlar temin edilir. Hava müsaitse tarlalarda önceki hasat döneminden kalan artıklar temizlenir.

Şubat / kuçuk: Ocak başında veya kuzina etrafında zaman geçirilir. El işleri, sohbetlerle geçer bu dönem. Eskiden keten/kendir dokumacılığı yapılırdı bu dönemde. Eğer yabani hayvanlar görülürse ortalıkta, erkekler ava çıkarlar.

Mart / Mart: Dert ayıdır. Hava iyiyse tarlalar bellenir.

Nisan / Abril: Tarlalar ekime hazır hale getirilir. Mısır ekimi yapılır. Güneşli havalarda hayvanlar otlağa çıkarılır. Ay sonuna doğru yaylacılar mezralara çıkar. Mezracılar çayırların bakımını yaparlar.

Mayıs / Mayıs: Köylerde kalanlar tarlaları çapalar. Boyu bir karışı aşan mısır fideleri seyreltilir. Mezracılar ormanlardan kışlık odun temin ederler.

Haziran / Çerez: Herkes yaylaya çıkar. Fındıklıkların içlerindeki otluklar temizlenir. Kesilen otlar kurutulmak üzere mereklere, ahırların bitişiğindeki hanlara veya tavan arasına / dağniya çıkarılıp serilir.

Temmuz / Çuruk: Nem ve rutubetten dolayı küf bu ayda büyük meseledir. Yüksek kesimlerdeki yayla çayırları biçilir. Kesilen otlar köylere indirilir Çürük ortası denir bu döneme. Bazı yaylalarda şenlikler yapılır ot kesimi bittikten sonra.

Ağustos / Ağustos: Rakımı düşük yerlerde fındık hasadı yapılır.

Eylül / İstavrit: Yayla dönüşü bu aydadır. Hayvanlardan elde edilen mahsul küleklere yerleştirilir. Bahçelerdeki fasulyeler harçilerden / hereklerden toplanır. Turşuluk olanlar ayrılır. Soyulup kurutulan fasulyeler renkli olanları ayrı şekilde bez torbalara koyulur.

Ekim / Koç: Tarlalardan ürün toplama işlerine devam edilir. Turşuculuk yapılır. Mısır gövdeleri yerden 20/30 cm yukarıdan biçilir. Toplanan mısır gövdeleri 2-3 metre çapında bir daire oluşturacak şekilde bir araya toplanıp bağlanır. Bu mısır yığınlarına femon denir.

Kasım / Uzum: Kışın hayvanların altına sermek üzere yaprak toplanır.

Aralık / Sığırkoyan: Kışlık odun hazırlıkları tamam edilir. Peynirler tuzlanarak kurunlara yerleştirilir.

Yaşamın Evreleri, İsmail Sarı, (s. 297-314)
Doğum eskiden ebeler nezaretinde gerçekleşirdi. Doğumu yapılacak çocuk ebesinin huyundan edinir düşüncesiyle ebenin seçimine dikkat edilir. Çocuğun göbeği kesilirken tekbir getirilir. Bebeğin sırtı tokatlanır, ılık suyla yıkanarak gözleri ovulur, burnu sıkılır, kafası ovalanır. Sırt üstü yatırılıp kollarından tutularak kaldırılır. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur.
Bebek sabırlı olsun diye doğumundan sonra bir namaz vakti geçinceye dek emzirilmez.

Bebek kundaklandıktan sonra ebe çocuğu kucağına alıp sağ kulağına üç defa ismini söyler.

Doğumdan sonraki 40 gün hem bebek hem de lohusa için önemlidir, bu dönemde her ikisine de çok dikkat edilir. Yalnız bırakılmazlar. Evin ve çevrenin temizliğine çok dikkat edilir. Nazarı dokunabilecek kişilerden sakınılır. Doğumdan sonraki birkaç gün ebe sürekli olarak lohusanın yanında kalır. Doğumdan sonraki 10 gün boyunca gelin; 40 gün boyunca da bebek evden dışarıya çıkarılmaz. 
Doğum yapan annesinin yatağına “loğusa yatağı” denir.

Gelinin baba evinde hazırlanan beşik damadın evine gönderilir. Bebek her gün yıkanır.

Yörede çalgılı, eğlenceli sünnet düğünü yapılmaz.

Evlilikler daha çok görücü usulüyle gerçekleşir. Beşik kertmesi yoktur. Eş seçimine gençler genelde itiraz etmez; taraflardan birinin sevdası varsa kaçma/kaçırma olayları yaşanır.
Kaçırılan kızın oğlana rızası var ise “uyma gitti” denir. Kız, oğlana kaçarsa “peşe gitti” denir.
Günümüzde gençlerin tanışıp anlaşmaları neticesinde evlilikler gerçekleşmektedir.

Görücü ziyaretinde eve gelenler niyetlerini açtıktan sonra olumlu karşılanırlarsa birkaç gün sonra söz kesme ziyaretine gidilir. Söz kesme aynı zamanda nişan anlamına geldiği için bu yörede bir de nişan töreni yapılmaz.

Süt hakkı: Gelinin annesine alınan hediyelere denir.
Eskiden hazır giyim yaygın değildi ve bu nedenle “elbise kesme” adeti vardı. Düğünden önce gelin ve damadın giyineceği kıyafetler için kumaş alınır ve bunlar terziye verilirdi.

Gelin evden çıkarken eşiğe bir kaşık konur, gelin bu kaşığı kırarak evden çıkar. Böylece kırıcı olabilecek alışkanlık ve huylarını baba evinde bıraktığını temsil etmiş olur.

Kapılık: Gelinin damat evine girmeden önce aldığı hediyedir.

Düğünde ve yedi ziyaretlerinde türkücüler atma türkülerle atışırlar.

Askere uğurlanacak gençlerle köyün diğer delikanlıları bir evde toplanarak gece sabaha kadar eğlenirler.
Askerden dönen gencin evine yapılan ziyaretlere baklava ile gidilir.

Gurbet bu bölge insanı için kaçınılmaz yazgıdır.
…gurbet nedeniyle bölge dışına giden ve farklı yaşam biçimlerine uyum sağlayan insanlar bölgelerine döndüklerinde yöresel yaşam tarzının değişmesine de sebep olmuşlardır.

Defin
Ölü mezara konulduktan sonra imam mezara döner. Hafifçe mezarın üzerine eğilerek ölünün telkinlerini yapar. Telkin bir anlamda ölüye imanın şartlarını hatırlatmaktır.
Kırklık: ölünün ardından kırk gün boyunca Yasin suresinin okunmasıdır.

23 Haziran Sultan Murat Şehitleri Anma Günü

Çürük ortası,
Ağustos yedisi yayla şenlikleri,

Kalandar kutlamaları
Kalandarın ilk günlerinde 8-15 yaşlarındaki gençlerin eğlenceleridir.
Çeşitli kıyafetler giyinip yüzlerini tanınmaz hale gelecek şekilde boyayan gençler, kapı kapı dolaşır ve evlerden yiyecek toplarlar.
Bunlardan birisi yaşlı adam kılığına girer, elindeki çuvalla evlerden bir şeyler ister.
Oyunculardan biri kadın kılığına diğeri de Karakoncilo kılığına girer.
Kalandar gecesi
Devlet bacası
Dolduran tası
Cennet hocası

Vermeyen aşı
Cehennem hocası
Üstünde erkek kuşağı
Ahırda dişi buzağı

Hacı uğurlama, dönüşte hacılık ziyaretleri

Askı asma
Ev yapan kişilere komşuların yardım etmesi maksadıyla düzenlenir.

Oynaya Oynaya Çocuk Oyunları, H. Hüsnü Durgun – İsmail Sarı, (s. 337-346)
Oyunların çoğunda yaşamın sonraki dönemlerine hazırlayıcı unsurlar göze çarpar. Yöre coğrafyası insanın karşısına çok çeşitli fiziksel zorluklar çıkarır. Dolayısıyla yöredeki çocukların çevik, dayanıklı ve güçlü olması gerekir. Pek çok oyun bu yönde katkılar sağlar çocuklara.
Yörede eskiden pek çok iş imece usulüyle yapılıyordu bundan dolayı birlik beraberliğe önem/değer verilirdi. Takım oyunlarının fazla oluşu birlik ve beraberlik talimi gibidir.

Çelik Çomak / Çalika Oyunları
Dürtme
Yaylalarda oynanır. Oyuncuların elinde bir değnek vardır. Değneğin ucuyla yeri eşelemek/çizmek suretiyle 1-1,5 metrelik bir daire ve bundan çıkan dar bir kanal hazırlanır oyun alanında. Oyunda bir de 25-30 uzunluğunda “çelik” adı verilen bir sopa vardır.
Oyunu başlatan ebe, dairenin içinde durarak çomağı elindeki değnekle dürtmek suretiyle kanalın üzerinde ileriye doğru iter. Maksadı bir sonraki oyuncunun çeliğe vurabilmesini engellemektir. Hamlesini yaptıktan sonra sıradaki oyuncuyu ismini söylemek suretiyle çağırır.
Sıradaki oyuncu çemberin içine gelerek değneğiyle çomağı dürtmeye çalışır. Eğer çeliğe değemezse orada bekleyen diğer oyuncular çeliğe vurup kanaldan uzaklaştırırlar. Şimdiki amaç çeliği değnekle vurmak suretiyle çembere taşımaktır. Bunu yaparken diğer oyuncular da değnekleriyle çeliği uzaklaştırmaya çalışırlar. Bunu yaparken ebenin değneğinden sakınmaları gerekir. Ebe değneğini bunlardan birine değdirirse bu defa o kişi ebe olur. Dolayısıyla oyuncular çeliğe vurmaya çalışırken ebenin elindeki değneği de yine ellerindeki değnekle vurmak suretiyle kendilerinden uzak tutmak durumundadırlar.

Kavurmalı
Tüm oyuncuların elinde değnek bulunur.
Oyunculardan biri çeliği havaya atar. Diğer oyunculardan biri elindeki değnekle çelik yere düşmeden ona var gücüyle vurur. Çeliğin düştüğü yere önce ebe giderse sorun yok fakat diğer oyunculardan biri çeliğe ulaşırsa ellerindeki değnekle çeliği başlangıç noktasına sürmeye çalışırlar. Ebe bu sırada değneğiyle çeliğe dokunabilirse yeniden başlangıç atışı yapılır.

Dikmece / Fidefter
Tüm oyuncuların elinde değnek vardır.

Eşeleme / Kokocefter / Korden
Herkesin elinde ucu biraz sivri değnek vardır.
Ebe çeliği havaya atar, diğer oyuncu buna havadayken vurmaya çalışır.

s. 339-346
Çali oyunu

Taş oyunları
Düz (üçtaş)
İç içe iki dikdörtgenin merkezinden köşelere dikey, yatay ve çaprazlama çizgiler çizilir. Oyuncular ellerinde üçer taşı oluşan bu şeklin üzerindeki kesişme noktalarını kullanarak oyuna devam ederler. Amaç üçtaşı yan yana getirmektir.

Düztaş / Lep

Beş taş

Koltaş
Ağır bir taşı uzağa fırlatmaya çalışırlar.

Kuyu oyunu

Suda / Çizgi oyunu
Seksek oyunu

İncir / Yemiş çekisi

Tek mi çift mi oyunu

Fişek / Tepenek oyunu
Oyuncular tepenek/misketlerle fişek, kovan vurmaya çalışır.

Fişek / Kopça oyunu

Fincan oyunu
Oyuncular, altına yüzük/para saklanan fincanı tahmin etmeye, bulmaya çalışırlar.

Döndürgeç / Ziğoyir oyunu
Yere çakılan bir kazığın üzerine yatay vaziyette bir başka kalas, dengede duracak şekilde konur. Oyunculardan biri yatay vaziyetteki kalası ucundan tutar. Diğer bir oyuncu yatay kalasın diğer ucunda karnı üzerinde asılı kalır. Ayakları yere basan kişi kalası döndürmeye başlar.

Kaydırgit / Şurunkal / Çimen kayağı
Hartama tahtasının bir ucuna ayakları dayamak için çıta çakılır ve oyuncular tahtanın üzerine oturarak çimenli yamaçlarda kayarlar.

Tepenek / Misket oyunu

Kuyulu tepenek

Yüzük oyunu

Çaykara ve Dernekpazarı’nda Geleneksel Mutfak, H. Hüsnü Durgun, (s. 351-356)
Uzun yıllar yoksul ve dışa kapalı kalmış olan yörede geleneksel yiyecekler yakın zamanlarda kadar bozulmadan varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Son 40 yıl içinde öncelikle mutfak yapısı (mimari) ve sonra mutfakta kullanılan eşyalar değişti, buna bağlı olarak pek çok yemek artık geleneksel usule uygun olarak yapılmaz olmuştur.

Mısır çorbası, süt çorbası, bakla çorbası, kabak çorbası, lahana çorbası

Fuçi: İneğin doğum sonrası ilk sağımdaki sütü biraz tuz eklenerek kızgın pilekide pişirilir. Piştikten sonra muhallebi kıvamına gelen süt, servis kaplarına alınıp üzerine toz şeker serpilerek yenir.

Kuymak
Yemeğin esasını mısır unu oluşturur. Kullanılan yağ ve yağın miktarı, unun miktarı, kullanılan peynir ve peynirin miktarı ve de pişirme usullerine göre çok çeşitli şekillerde yapılabilir. Malzemelere süt, ayran ve / veya kaymak da eklenebilir.

Muhlama
Tereyağı eritilir, sonra buna silme peynir ilave edilir. Yağı ağır bulanlar su katabilir. Piştikten sonra üzerine yumurta da kırılabilir.

Ekmekler
Mısır ekmeği, pleki ekmeği, kabak ekmeği, hamsi ekmeği

Bir Söz Yangını Atışma Türküleri, H. Hüseyin Durgun, (s. 373-406)
1962 yılında Akdoğan Köyünün Kuçunka bölgesinde iki kadın atışır. Kadınlardan biri erkek kıyafeti giyinen Afacan; diğeri de yörenin meşhur türkücüsü Şehriye’dir:
A- Şehriye satar misun
Şeftali satar misun

Ş- Ben yoruldum bu gece
Kocamla yatar misun

A- Sen her gece kocani
Birine satar misun

Ş- Çıplak baldurlar ile
Her göze batar misun

A- Boyun var iki kariş
Çok daha uzar misun

Ş- Desem sana orospi
Bilmem ki kizar misun

A- Zengin müşteri bulsan
Nişani bozar misun

Ş- Her dostunun ardindan
Kör kuyi kazar misun

A- Seni türküci derler
Destan da yazar misun

Ş- Bana Şehriye derler
Yarim kadar var misun (s. 377)

Atışma türküleri yaşamın içinden çıkarak oluşturulduğu için yöre ile ilgili özgün toplumsal değer ve nitelikleri belgelerler (s. 405).

Yürek Çarpıntıları Türküler-Destanlar-Ağıtlar, Hasan Hüseyin Durgun, (s. 407-430)
Çaykara-Dernekpazarı ilçelerinde söylenen türküler çalınan çalgıların ya da bunun yerine heceleri farklı tonlarda söylemek suretiyle oluşturulan ezgi / gayde eşliğinde söylenirler. Yol havaları da bu usulle söylenir.
Yörede söylenen türkülerde a, b, a, b ve a, b, c, b kafiye sıralanışı daha yaygın görülür.
Dizeler genelde 7 hecelidir.
Pek çok türkü tek dörtlükten mürekkeptir.

Destanlar toplumsal ağıtlar ise kişisel felaketleri konu edinirler.

Trabzon Folkloru Kapsamında Çaykara – Dernekpazarı Halkoyunları ve Halk Müziği, Orhan Durgun, (s. 431-472)
Trabzon ilinde görülen halk oyunlarına genel olarak horon denir. İlin doğusu ve batısına gidildiğinde komşu illerin kültürel özelliklerinden ötürü oyunlardaki motiflerin, ritmin değiştiği görülür.
İl genelinde çok çeşitli horon oyunu vardır. Bununla birlikte horonlar genellikle sallama, sıksara, düz horon, atlama gibi adlarla anılırlar. Diğer horon çeşitlerinin büyük bölümü de en çok bilinen belli horon oyunlarının küçük değişiklikler ihtiva eden biçimleridir.

Horon çoğunlukla düz bir sıra veya halka şeklinde dizilerek oynanır.
Kemençe, davul-zurna veya kaval eşliğinde oynanır. Çaykara-Dernekpazarı civarında kemençeye daha ziyade kaval eşlik eder.

Düz horon, atlama gibi bazı horon oyunlarında kemençeci veya bir solist türkü de söyleyebilir. Ve yine temposu çok hızlı olmayan bazı horonlarda horon halkası da koro halinde türküye eşlik edebilir.

Horonların oluşmasında çeşitli tarihsel etkilerin yanı sıra, engebeli arazi yapısının, fırtınalı havaların ve hırçın denizin etkili olduğu muhakkaktır.
Yörenin coğrafi yapısından ötürü bölgede yaşayan insanlar çevik olmak zorundadırlar. Yörede düz ve geniş alan bulmak da zordur. Yörenin bu özellikleri horonlarda görülen hızlı ve sert hareketlerde kendilerini göstermektedir.

Horon oyunları genelde yavaştan hızlıya doğru bir tempoda oynanırlar.

Kalabalık horon halkaları atlama, düz horon ve yenlik horonu gibi daha az beceri gerektiren nispeten yavaş tempolu oyunları oynarlar.

İlin batısında oynanan horonlarda daha geniş hareketler yer alır. Ezgiler tiz, hareketler hızlıdır.
İlin doğusunda horonlar daha kısa ve kesik hareketlerden oluşur ve ezgilerinde sesler daha kalın ve karmaşıktır.

Erkek Horonları
Horonkurma, hozangel, sallama, sıksara

Kadın Horonları
Horonkurma, düzhoron, sallama, atlama, lankepson, tahir-tahir

Çalgılar
Horonlar çok hızlı oynandıkları için oyuna uygun ezgilerin çalınabilmesi için zurna ve davul çalgıları normalinden daha kısa boylu ve küçüktür. Kısa boylu olduğu için zurna çalgısı bu yörede zil zurna ve cura zurna adlarıyla anılır.
İlin doğusunda kemençeye daha ziyade kaval eşlik eder. Kaval yol havası için de daha uygun bir çalgıdır.

Kaval
Yörede kaval çalgısı sert bir ağaç olan şimşirden yapılmaktadır. Değişik sesler çıkarması için farklı ağaçlardan da yapılabilir. Yaklaşık 40 cm uzunluğunda, dilli ve altı deliklidir. Kavalın boyu uzun olduğu için sesi kalındır.

Kemençe
Yörede çalınan kemençeler 50-60 cm uzunluğa sahiptir. Yayla yollarında, yürürken çalınacak olan kemençeler kısa boyludur. Üç telli olan kemençe yayla çalınır. Yaklaşık 50 cm uzunluğundaki yayın çubuğu gürgen, kızılcık gibi ağaçlardan yapılır. Günümüzde çelik telden yapılan yayın telleri eskiden atın kuyruk kılından yapılırdı.
Kemençenin gövdesi erik, ardıç, dut, ceviz ve maun gibi çeşitli ağaçlardan yapılabilir. Kemençenin kapağı ise ladin veya köknar ağacından yapılır.

Giysiler
Geleneksel erkek kıyafetlerinde siyah renk hakimdir. Erkek giysileri geneli itibarıyla başlık, yelek, gömlek, zıpka, kemer/kuşak, çizme/çarıktan oluşur. Bunlar içinde sadece gömleğin rengi beyazdır.
Aksesuar olarak hamayil, muska, köstekli saat, bıçak bulundurulurdu.

Kadın giysileri köyden köye küçük farklılıklar arz edebilir.

Yayla şenlikleri genellikle 20 Temmuz – 20 Ağustos tarihleri arasında yapılır.


Yaşamın Gülümseten Yüzü Fıkralar, Hasan Hüseyin Durgun, (s. 491-504)
Atışmalardaki söz ustalığı fıkralarda daha da vurucu bir deyişle karşımıza çıkar.
Holo’nun Domuzları
Holo köylerinde bir kış çok fazla yaban domuzu görünür. Köylüler bir avcıyı göreve çağırırlar. Avcı isteklerini sıralar: Bir çift kıl çorap, bir kavran tereyağı, peynir, kavurma, fındık vs.
Bunun üzerine köylülerden biri:
Hey kurban olayim Holonun domuzlarina; ne yağ isterler ne peynir… (s. 492)

Büyülü Esintiler Dünyası Efsaneler-Masallar-Halk Hikâyeleri, Mehmet Kazancı, (s. 505-516)

İnanmalar ve Halk Hekimliği, Yahya Düzenli-İsmail Sarı, (s. 517-528)
Cazu: Cazu / Cazi (Cadı) yılın beli dönemlerinde deniz aşırı bir yere veya Kırım’a, Cazular toplantısına giderler. Orada yeni cazuluklar öğrenip geri dönerler.
Cazular yaylalarda ve köylerde ineklerin sütüne, yağına dadanırlar. Mutfağın bereketini kaçırırlar.
Cazuların bazısı kuyrukludur. Kuyruklu olanları daha becerikli ve dolayısıyla daha tehlikelidir.
Cazulara mayısa da denir. Mayısalar özellikle yeni doğanlara musallat olurlar. Çocuk ölü doğarsa veya doğumdan hemen sonra ölürse sebebinin mayısa olduğu söylenir.
Üzerlerinde insan pisliği bulunan mayısalar, Kırım’a gidecekleri zaman insan pisliği sürünüp süpürgeyi ters şekilde bacaklarının arasına alırlar. Gidecekleri yerin adını söyleyip gözlerini kapatırlar. Gideceği yerin parolasını söyleyemezse bir dikenliğe takılıp kalırlar ve mayısalık yetenekleri sona erer.

Yeni ayda sebze-meyve dikmek iyidir.
Yazın baca dumanı geri verirse ertesi gün hava bozar.
Yerel hesapla Ağustos’un 7’sinde tarla-bahçe işi yapılmaz, aksi halde çalışanın vücudunda yara/leke çıkar.

Gelin, kına gecesi avcunda tuttuğu parayı gerdek gecesinde kocasının cebin koyarsa hiçbir zaman parasız kalmazlar.

Likohanç / Kurtkızanı

Tırnak yiyenin çocuğu olmaz.
Kendir tohumu yiyen sağır kalır.

Hekimlik
Cereyana tutulan kişinin başına kızılağaç yaprakları sarılırsa iyi olur.

Kırık çıkık: Buğday unu ve yumurta akıyla hamur yapılarak kırık bölge sarılır.

Çıban: Mısır unuyla yapılmış az yağlı kuymak yaranın üzerine sarılır.

Baş ağrısı: Başı ağrıyan kişinin alnına tuzlanmış patates sarılır.

Mide ağrısı: ballı süt içilir.

Göz ağrısı: Demli çay buğusu ile gözler tedavi edilir.

Bal tutması: Hasta kişi beline kadar toprağa gömülür, toprak zehri çeker ve hasta iyileşir.

Kesik yara: Kanayan yerin üzerine yosun ve tütün kapatılır. Sinir otu yaranın üzerine kapatılarak kanama durdurulmaya çalışılır.

Böcek ısırığı: Bir beze koyulan yoğurdun sıvı kısmı toprağın üzerine koyularak süzülür. Süzülen yoğurt ısırılan yerin üzerine kapatılır.

Şeker hastalığı: Karayemiş çekirdekleri aç karna yenilirse şeker hastalarına iyi gelir.

Akrep ısırığı/sokması: Kuru toprak ile sirke karıştırılarak ısırılan yere sürülür. İncir yaprağının sütü ısırılan yere sürülür.

Arının soktuğu yere soğuk demir tutulursa, sokulan yer şişmez

Grip ve soğuk algınlığına karşı karabiber tüketimi arttırılır. Karabiberli süt tür rahatsızlıklara iyi gelir.

Meteoroloji
Doğu yönünde bulutlanma görülürse hava bozar, yağmur yağar.
Kuzeyden gelen rüzgâr daima yağmur getirir.
Kurt kızanında gün tutulur: Şubat’ın son 9 ve Mart’ın ilk 9 günü havanın durumu nasıl ise yılın genelinin de öyle olacağına inanılır.

Sözün Özü Atasözleri-Deyimler-Bilmeceler, Yahya Düzenli-H. İbrahim Düzenli, (s. 529-

Cin çufur olmak
Eliyi çok ikarsan ya osuru ya siçar
Uşenenun oğli olmmadi olan da doğri durmadi

Yöremizden Geleneksel El Sanatları, Alaybey Karoğlu-Hasan Hüseyin Durgun, (s. 537-546)

Ahşap: Konut inşasında da kullanılan kestane, ceviz, çam, dut, kayın gibi ağaçlardan masa, sandalye, konsol ve sandıklar yapılır.
Şimşir ve kayın ağaçlarından kaşık, kepçe;
Ladin ve çeşitli çam türlerinden mutfakta kullanılan kaplar, yemlik, yayık, yer sofrası, sofra ayaklığı yapılır.

Tarla ve bahçelerde çalışanlara yardımcı olan aletlerden kazma, çapa, bel, tırpan, orak, balta, tahra, orak vs. demirciler tarafından imal edilir.

Dokumacılık
Yün ipliklerden çorap, kazak, fes gibi eşyalar dokunur.
Evlerdeki tezgâhlar 1950-60’lı yıllardan sonra kullanım dışı tutulduğu ve kenevir ekiminin de yasak olmasından dolayı kendir dokumacılığı ortadan kalkmıştır.

Danteller kullanıldıkları yere ve yapım usulüne göre adlandırılırlar (Yatak odası takımı, oturma odası takımı gibi).
Şekli yuvarlak olan dantel süslemeler yatak odalarında; kare ve dikdörtgen şekilli danteller daha ziyade oturma odalarında kullanılır.

Kültürümüzde Ketan Dokumacılığı, Ahmet Yıldırım, (s. 547-550)
Botanik bilimindeki adı Canabis sativa olan kenevir (yörede “kendir” diye anılır), aynı familyadan olan ısırgan otuna benzer. Yöre iklimi kenevir yetiştirmeye çok uygundur. Ortalama boyu 1-1,5 metre olan kenevirin bu yörede 3 metreye kadar uzamaktadır.
Genelde Nisan ortalarında ekilir. Ağustos sonunda sökülür.
Lifleri kolay soyulsun diye sık aralıklarla ekilir ve sökülür. Söküm zamanlarında tohumluk olacak kendirler tarladan sökülmez. Bunlara kuvel denir.
Sökülen kendirler desteler halinde bağlanarak dikey şekilde bir duvara yaslanarak kurumaya bırakılır.
Kurudukları zaman yaprakları sıyrılır.
İyice kuruyan kendir gövdelerinden lifleri ayrılmaya başlar.
Soyulup bağ bağ ayrılan lifler sepetlere koyulur ve ardından tokmakla dövülür. Dövme işlemi su gücüyle çalışan düzenekler yardımıyla yapılırdı. İyice ezilen liflerin dış kabukları soyulur.
Lifler 2 veya üç yerinden kesilerek kısa boylu bağ haline getirilir. Bundan sonra taraktan geçirilerek ipeksi hale getirilirler. Bunun ardından vurçiyle bir kez daha taranırlar. Bu ikinci tarama işlemi, iplikleri inceltmeye yarar.
Bu saydığımız süreçlerden geçen kendir lifleri artık eğirme işlemine hazırdır.
Eğrilen iplikler ağartılmak üzere tola denilen ahşaptan yapılmış kaba konur. İplik kelepleri tolaya yatırıldıktan sonra üzerlerine ince bir bez gerilir. Bezin üzerine kül serilir. Sonra da külün üzerine kaynar su dökülür. Bu sayede külden çıkan soda kelepleri ağartır. Kelepler beyazlayıncaya dek kaynar su defalarca külün üzerine dökülür.
Beyazlayan kelepler çahralara yerleştirilerek masuralara sarılırlar. İplikler artık dokuma için kullanıma hazırdır.

Yerel Sözlüğe Başlangıç, Hasan Hüseyin Durgun, (s. 551-558)

Yerleşme ve Evler, M. Reşat Sümerkan, (s. 561-572)
Yapı malzemelerinin seçiminde bölgenin aşırı yağışlı ve nemli iklimi belirleyici olmuş, yapı ustaları malzemelerini yörenin bu özelliklerine göre seçmişlerdir. Evlerin yer seçiminde ve yönlendirilmesinde de bu koşullar belirleyici olmuştur.
Başlıca yapı malzemeleri ahşap ve taştır.
Yapının çatısı için özellikle kestane ağacı tercih edilir.
Doğu Karadeniz bölgesinde arazi şartları nedeniyle evlerin arasında geniş mesafeler görülür. Yakın akraba ve kardeşlerin evleri ancak birbirine yakın olur. Arazinin eğimli olması, düz alanların az olması, tarıma elverişli arazilerin köyde dağınık olması evlerin arasını açmıştır.

Evlerin temeli ve ahır olarak kullanılan zemin katı taştan örülür. Ahır katının duvarlarının inşasında her zaman özenli işçilik görülmez. Ahırın dip kısmındaki duvar eğimli arazide inşa edilen evlerde istinat duvarı işlevi görür. Ahırın zemini ahşap döşemeyle kaplıdır. Tavan yüksekliği 2 metre kadardır. Pek çok yapıda ahırın tavan örtüsü ile evin zemini arasında boşluk bulunur. Bu bölüm ahırın havalandırması ve ot saklamak için kullanılır.

Evin giriş katı genelde dolma tipi olmakla birlikte yüksek rakımlı köylerde ahşap duvarlı evler de vardır.
Evlerin yamaca bakan, arka kısmı her zaman taştan yapılır. Bu bölümün inşasında olası bir toprak kaymasına karşı duvarın dirençli olması için mümkün olduğunca kalın taş kullanılır.
Ahşap duvarlar 5-6 cm kalınlığında ve 25-30 cm genişliğindeki tahtaların üst üste bindirilmesi suretiyle inşa edilir. Bu tahtalar köşelerde boğaz geçme ve aralarda ise kavela tekniği ile birbirine eklenir.
Ahşap iskeletli çatma duvarlar: Ahşap dikme ve kirişlerin araları taş kırıklarıyla doldurulmak suretiyle inşa edilir. Ahşap kirişlerin arası kare (göz dolma) veya üçgen (muska dolma) şeklinde gözler oluşturur. Göz dolma veya muska dolma bina cepheleri bu gözlerin yüzeyi boyanarak dekoratif görünüm ortaya çıkarılır.
Evlerin iç bölmeleri ahşaptır. Bazı evlerin güneş gören cephelerinde balkon çıkıntıları görülür. Bu balkonların kullanım amacı ot, mısır fasulye gibi ürünleri kurutmaktır.
Çatı arası evlerin alçak tavanlı bir katı gibidir. Genelde ot ve odun depolamak maksadıyla kullanılır. Çatı katına evin içinden ulaşıldığı gibi evin dışında, arka cephede de bir girişi bulunur. Çatı katında iyi hava alması için saçak altları ve pencere boşlukları olabildiğince geniş tutulur.
Yöre bol yağış aldığı için çatılar olabildiğince eğimli inşa edilir. Genelde iki yöne eğimli, semer çatı tercih edilir. Evin arka kısmında, yamaca su gitmesi istenmez. Toprağın gevşeyip heyelana sebep olması ihtimali vardır çünkü. Bu nedenle çatının eğimi yamaç tarafa değil diğer yönlere verilir.

Çatı örtüsü olarak eskiden hartama, bunun ardından yörede imal edilen kiremitler kullanılmıştır.

Koridoru bulunan evlerin planı, koridor (sokak) kullanımına göre 3 farklı tiptedir: düz bir koridor, iki yana ayrılan “T” biçiminde koridor ve haç biçiminde olan koridor.
Sokak evin içinde odalar arasında irtibatı sağlar.

Evlerin planında belirleyici olan bir başka unsur aşhanenin konumudur. Aşhane döşemesi topraktır. Bir köşede yerin oyulmasıyla oluşturulmuş ocak bulunur. Aşhaneye evin iki cephesinde bulunan kapılardan girilebilir.

Eklentiler
Ambar, merek ve serender bu bölgede görülen ev eklentileridir. Arazinin çok dik olduğu bölgelerde ev eklentileri görülmez. Evin çeşitli odaları ambar ve depolama işlevini yerine getirecek şekilde inşa edilmiştir.

Ceviz ağacını güve vurur, dolayısıyla yapı malzemesi olarak tercih edilmez. Daha çok ev içinde eşya, mobilya yapımında kullanılır.
Pelit (meşe) ağacı neme ve güveye karşı dayanıklıdır.
Çam ağacı hartama yapımında tercih edilir.
Kepçe, kaşık gibi mutfak aletleri kızılağaçtan yapılır.
Kızılağaç suda kolay çürümez.
Rutubetin az olduğu yaylalarda yapı malzemesi olarak da kullanılır.
Şimşirin urlu olanları makbul tutulur, çünkü patlamaz.
Şimşir çok sert olduğu için güve tutmaz. Daha çok el aletlerine saplık olarak kullanılır.
Gürgen ağacı kolay güve alır bu nedenle yapı malzemesi olarak tercih edilmez.

Yapı malzemesi olarak kullanılacak olan kestane kesildikten sonra 2-3 sene ormanda bekletilir. Bekleme işlemi tamam olduktan sonra ihtiyaç nispetinde ağaç biçilir.