27 Ekim 2023 Cuma

Anadolu’dan Üç El Aleti ve Biçimsel Tipolojileri Balta, Makas, Çekiç

 

Anadolu’dan Üç El Aleti ve Biçimsel Tipolojileri Balta, Makas, Çekiç

Ufuk Barış Mutlu

 

Bursa’da tanıştığım, Devlet Sanatçısı ünvanlı sıcak demir ustası Yılmaz Emen’e Anadolu’ya özgü balta biçimini sorduğum zaman, bana kendi anneannesinden bir hikâye ile yanıt verdi: “Tezgâhın üstünde eti keser ve baltanın yanağını tabak gibi kullanarak, kestiği parçaları çömleğin içine taşırdı.” O yıllarda nacaklar, bir satır gibi kullanılmak üzere mutfaklarda da bulunurmuş.

 

İllüstrasyon, üç boyutlu modelleme, teknik çizim, fotoğraf, video ve yazı gibi teknikleri bir arada kullanmayı tercih ettim.

 

Aletler, biçimleri ve/veya işlevleri ile sınıflandırılır. Biçimleri, yapımında kullanılan materyaller sürekli modernleşse bile, insan elinin temel yapısı değişmediği sürece hemen hemen aynı kalacaktır.

 

https://www.sekme.fugamundi.org/sayi1arsiv-temas?goto=Merve+Sen

El Aletleri ve Hırdavat

 

El Aletleri ve Hırdavat

Burak Arslan

Serdar Aybek

 

Halkın yaşam standartlarını yansıtan, hayattayken, hatta öldükten sonra bile yanlarında olmasını istedikleri bu eşyalar…

 

…büyük bölümü bronz ve demirden üretilmiştir.

 

Akropolis’te yürütülen çalışmalarda çok sayıda nal ve nal çivisi bulundu.

 

Tarım ve hayvancılık, Metropolis’in günlük yaşamında hayati öneme sahipti. Verimli Küçük Menderes Vadisi’nde yürütülen faaliyetler kentin temel geçim kaynağını oluşturuyordu.

 

Orak, kazık, bıçak, spatula, zincir, halka, kazma, kürek ve hayvan damgalamada kullanılan aletler de buluntular arasında

 

Metropolis’teki hırdavat buluntuları arasında kapılara ait bronz kilit aksamları, anahtar mekanizmaları, anahtarlar ve kapı milleri oldukça yaygındır

 

Metropolis Kent Yaşam İnsan, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2023

El Aletlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği

 

El Aletlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği

El aletleri kullanımı sırasında basit bir çizikten ölüme kadar gidebilen yaralanmalar olabilir.

 

Bu kazaların başlıca nedenleri;

•Uygun olmayan alet kullanmak

•Aletleri yöntemine uygun kullanmamak

•Yetersiz bakım ve

•Uygun olmayan depolamadır

Adana Bölge Müzesindeki Yöresel Av Aletleri

 

Adana Bölge Müzesindeki Yöresel Av Aletleri

Müyesser Tosunbaş

 

Ala : Bir zeka ve hile eseri olan fakat, birazda manevi kabiliyet saklayan alet.

 

Keklik Alası: 76 cm eninde 122, cm. boyunda dikdörtgen şeklinde yekpare bir bez parçasıdır.

Bezin üzerine ala damgaları ile keklik alası tezyinatı yapılır.

Ala damgaları / boyaya batırılarak bezin üstüne basılır,

bezin ön tarafının üst kısmına iki renkli kulak dikilerek, kulakların altına iki göz deliği açılır. Avcı bu aleti sol eliyle arkada değneklerin birleştiği yerden bir kalkan gibi tutarak kendisi aletin ar- kasına saklanır.

 

Kuş Fakı: Yarım, daire şeklinde çubuk adını verdiğimiz bir değnek ile bunun üzerine kapanabilecek şekilde yerleştirilmiş ve kemik tutsak olarak adlandırdığımız kuzu kaburga kemiği (kemik tutsak) gerilerek kıl iple (yay) sıkıca bağlanmıştır. Çubuk ve kemik tutsağı ortalayan ince değneğe, ucunda küçük bir ağaç parçası (fak dili) bulunan bir ip bağlanmıştır. Kemik çubuk yaydan ayrılarak, fak diline eğreti bir şekilde tutturulur. Hazırlanan fak, gübreli bir yere gömülerek etrafına buğday serpilir. Fak etrafın- da uçuşan kuşlardan biri fak diline basınca dil kurtularak yay boşalır. Bu da buğday taneleri yemekle meşgul olan, diğerlerinden bir veya birkaçının tutulmasına sebep olur.

 

Kaplan Kabağı: bir su kabağının iki tarafının, daire şeklinde kesilerek bir tarafına deri geçirilip, diğer tarafının boş bırakılmasıyla meydana gelmiştir. Ayrıca derinin ortasından balmumu ile sertleştirilmiş bir ip geçirilmiştir. Balmumlu ipin ileri geri çekilmesiyle, deride meydana gelen gıcırtı, kabağın boşluğunda büyüyerek yankı yapar. Bunun neticesinde korkunç bir ses hasıl olur.

 

Turanç Dili: 10 cm uzunluğunda 1,5 cm çapında bir ağaç parçası, tam ortasından yarılarak, arasına ince ve dar bir dil yerleştirilerek, ağız kısmı bir iple bağlanmıştır

 

Tosunbaş, Müyesser (1976), Adana Bölge Müzesindeki Yöresel Av Aletleri, Türk Etnografya Dergisi, Sayı: 15, s. 101-104

Baltaya İmzasını Atan Usta Sıcak Demircilik ve Dövme Kastamonu Baltası Üzerine Bir Araştırma

 

Baltaya İmzasını Atan Usta Sıcak Demircilik ve Dövme Kastamonu Baltası Üzerine Bir Araştırma - FE

Gül Özsan

 

Görüştüğüm atölye sahiplerinin ve ustaların belirttiklerine göre Küçükpazar ve Mahmutpaşa’da belli meslekler Rum ve Ermeni ustalar tarafından yapılıyordu. Sedef kakmacılığı, İstanbul aynalarını, kadınların pek rağbet ettiği küçük fildişi, sedef ve gümüş kutuları yapanlar bu ustalardı.

 

MS 11. yüzyıldan önce demir daha çok mutfak araçları, zırh ve silah, yapımında kullanılıyordu. Demir işlerinin de çoğu, el körüklerinin kullanıldığı ocakta ısıtılıp örs üzerinde çekişle dövme tekniğiyle yapılıyordu. Ortaçağ’ın sonlarına doğru demirin mimaride ve süs eşyalarında kullanılma oranı da arttı.

sıcak demircilik / cakta kor haline getirilen demir, örs üzerinde çekiçle dövülerek biçimlendiriliyor. Daha sonra malzeme sertleştirilmek üzere suya daldırılıyor.

 

Görüştüğüm ustalar Türkiye’de yirmiden fazla balta çeşidinin olduğunu söylüyorlar…

 

19601ı yıllarda Küçükpazar’ın baltalarının çok tanındığını anlatıyorlar. Çok uzak yerlerden Küçükpazar’a balta almaya gelinirmiş.

 

Demirin şekillendirilebilmesi için önce ocakta ısıtılması gerekiyor. Demirin ısıtılması işine “tavlama” deniyor.

Demir kıskaçla örsün üzerine getirilen ısıtılmış demir, çekiş ve balyozla dövülüyor. Demire esas şekli veren balyoz olmakla birlikte, balyozun istenmeyen darbelerini düzeltmeyi ve balyoza vurulacak yerleri göstermeyi çekiç sağlıyor.

 

baltanın hızla dönen daire biçimindeki “tırtıklı” taşta biçiminin düzeltilmesi, keskinleştirilmesi ve siyah renginin ağartılarak parlatılması işi kaba tesfiye (taşlama ya da ağartma) olarak adlandırılıyor.

 

Kızgın demirin suya batırılıp çıkarılarak sertleştirilmesi işine “su verme (sulama)” deniyor. Bu iş önce baltanın çelik ağzının sertleştirilmesi amacıyla yapılıyor. Ancak hemen sonra baltanın tümüne de su verilerek sertleşmesi sağlanıyor. Su vermenin demirciliğin en önemli becerisi olarak anlatılıyor. Sulamayı iyi yapan bir kişi, gerçek anlamda usta kabul ediliyor.

 

Suda az tutulduğunda istenilen sertlik tutturulamıyor ve bu tür baltalar kısa sürede eğiliyor. Suda belli bir süreden fazla tutulduğunda ise aşırı sertleşme nedeniyle kırılabilme olasılığı artıyor.

 

Baltanın yüzeyi, parlak ve pürüzsüz hale getirebilmek için, küçük taş makinesine takılan daire biçimindeki keçeyle parlatılıyor.

 

…demirin soğumaması ve sık sık tavlanması için örsün ocağa yakın olması gerekiyor.

Üzerinde rahat çalışabilmesi için örsün, ustanın göbek hizasında olması sağlanıyor.

Nalcı örslerinin daha küçük olduğu, demircilerin kullandığı örsün genellikle 50 ile 80 kg arasında olduğu belirtiliyor. Örsün sivri ucu ve üzerindeki her iki delik, keser yapımında kullanılıyor.

 

Çeliğin suya batırıldığı (sulandığı) kaba yalak deniyor.

 

Balta yapımına başlamadan önce, kullanılacak tüm aletler balyozcu tarafından örse bitişik bir tezgâh üzerine konuyor.

(demir), kıskaçla tutularak ocakta tavlanıyor.

İstenilen tav rengi yakalandığı anda (sarı kırmızı renk), kıskaçla tutulup ocaktan çıkarılıyor. Örs üzerinde el çekiciyle vurularak istenilen kovan biçimine getiriliyor.

Kovan / yan baskı aletiyle Kastamonu baltasına ait kovan şekli veriliyor. Bu işleme “kalıplama” deniyor.

Kovanın iki ucu kaynakla birleştiriliyor.

…balta büyüklüğünde bir demir parçası, tavlama kıskacıyla tutularak ocakta tavlanıyor.

…balyozla dövülerek bu demir parçasına kaba balta şekli veriliyor. Buna “balta taslağı” deniyor.

…uzun bir çelik parçası, ocakta tavlanıp örs üzerinde keskiyle balta ağzı uzunluğunda kesiliyor.

Kaynak aşamasında; balta, kovan, balta taslağı ve çelik ağız kaynakta birleştiriliyor.

Tek parça durumuna gelen balta, tavlama kıskacıyla tutularak, kovan kısmı dışarıda bırakılarak yeniden tavlanıyor. Örs üzerinde dövülerek kaynak yerleri kapatılıyor ve daha ince şekillendiriliyor. Bu işlem, el çekici, düz baskı aleti, yan baskı aleti ve balyozla yapılıyor. Bu aşamada “ocak perdahı” olarak adlandırılıyor.

…kovanın son düzeltilmesi yapıhyor. Buna “doğrultma” deniyor. Balta yüzeyinin düzgün olup olmadığı son kez kontrol ediliyor. Bu işleme de “gönyeleme” adı veriliyor.

Taşlama ve tesfiyeden sonra / sulama işlemine geçmeden önce ocakta yalmzca baltanın ağzım tavlıyor. Sonra baltamn tavlanmış ağzına sabun sürüyor. Bu işlem, su verildikten sonra balta

ağzımn sertlik derecesini gösteren “meneviş” ve “ayva sarısı” renginin kolayca seçilebilmesi için yapılıyor.

 

Özsan, Gül (2008), Baltaya İmzasını Atan Usta Sıcak Demircilik ve Dövme Kastamonu Baltası Üzerine Bir Araştırma, folklor/edebiyat, cilt: 14, Sayı: 56, s. 261-276

İ. Hakkı Soyyanmaz - Gelenek ve İnançlarımızdan Örnekler

 

Gelenek ve İnançlarımızdan Örnekler - cilt14

 

Ağaçlarda da ruh olduğu kanısına varılmış, yemiş vermeyen ağaçları, Hızır - İlyas sabahı, korkutmayı düşünmüşler, balta ile yanlarına gidip, meyva yapmaz ise keseceklerini söylemişler. Turşahi’leri gelin yapmayınca ertesi yıl açmadığına inanmışlar, kuru fındık çubukları ile yerde gömülü altın, dut çubukları ile yer altı suyu aramışlardır.

 

Hayvanlar arasında, kendini korumaktan aciz olanlar, sürüler halinde, toplu gezerler. Kuvvete sahip olan yırtıcılar, tek tek dolaşırlar.

 

Yine sporlarımız da, ferdî sporlardır. Toplum sporları Avrupa sporları olup, bacak hareketleri ile ilgilidirler, Türk spor farı ise kol kuvveti istiyen sporlardır. Beden yapılarında, Türkler’in belden yukarı kısımları gelişmiş, Avrupacıların bacak kısımları gelişmiş ve uzamıştır.

İ. Hakkı Soyyanmaz, Gelenek ve İnançlarımızdan Örnekler, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Yıl: 24, Cilt: 14, No: 277, s. 6390-6392

İslam Tarihinde Mancınıklar ve Mancınık Teknolojisi Üzerine

 

İslam Tarihinde Mancınıklar ve Mancınık Teknolojisi Üzerine

Erkan Göksu

 

Mancınık / İlk olarak M.Ö. 5.-4. asırlarda üretildiği, Türkler ve Müslüman Araplar aracılığıyla Anadolu’ya ve oradan da Bizans’a ve Batı’ya ulaştığı bilinmektedir.

 

Muhâsara aletlerinin başında gelen ve ilk mekanik savaş aracı olarak değerlendirilen mancınık, germe (tension), bükme (torsion), çekme (traction) veya karşı ağırlık (counterweight) kullanma suretiyle bir direğin mihveri etrafında dönmesiyle işleyen veya dengeli bir hareketle büyük bir güçle taş, ok ve neft gibi sair cisimler fırlatan savaş aletidir.

 

…araştırmaya göre çekme gücüyle çalışan mancınıklar, 57-63 kg. ağırlığındaki taşları 75 metreden uzağa fırlatabilmekteydi.

 

Mancınıklar ok, taş, neft gibi tahrip amacı taşıyan maddelerin yanı sıra akrepler, veba ve diğer bulaşıcı hastalıklar taşıyan fareler, at ve insan ölüleri gibi şeyleri düşman mevzilerine atmak için de kullanılmıştır. Atılan maddenin hafif olduğu durumlarda genellikle kurşun ile ağırlaştırıldığı, neft gibi sıvı türden şeylerin ise büyük kâse şeklinde zincirli bir kaba konularak atıldığı bilinmektedir.

 

Bazı İslâm tarihçileri ise mancınığın ilk olarak, Nemrut tarafından, Hz. İbrâhim’i ateşe atmak üzere yapıldığını kaydetmişlerdir.

 

Göksu, Erkan (2019), İslam Tarihinde Mancınıklar ve Mancınık Teknolojisi Üzerine Bir Değerlendirme, Antakiyat/Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 2, s. 159-175

İ. Hakkı Soyyanmaz - Kabadayı Bıçakları

 

Kabadayı Bıçakları Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, cilt14

 

Kavuk, keçe külâh ve fes devirlerinde giyinişler ile ruhsal değişiklikler paralel yürümüştür. Kullanılan bıçak boyları da, her devirde biraz küçülmüştür.

 

Boyları bir metreden fazla, geniş ve ağır yapılı pala, babayiğit silâhlarıdır.

 

Kara kulaklı yatağan ve koltuk altı saldırmaları kabadayı bıçaklarıdır. Kabadayılar arasında bel bıçağı taşıyan hakir görülürdü. Döğüşlerde bıçak yüzünü kullanan kabadayıya arkadaşları selâm vermez, kötü lâkap takarlardı.

 

Boylan 70 cm. civarında bulunan koltuk altı saldırmaları ile kan oluklu delici niteliğini taşıyan bel bıçakları, külhanî kabadayı bıçaklarıdır. Külhanî kabadayılar arasında da, kama taşımak ayıptı.

 

Kırklareli bıçak ustalığının sona ermesinden sonra, Bursa bıçakları, Karadeniz Sürmene tipi bıçaklar, cembiye tipi bıçaklar, kama, ustura, farşata (falçata) v.s. kullanmaya, hile ile vurmaya, kendi aralarında kabadayı görüntüsüne bürünmek için döğüş çıkartmaya başladılar.

 

(bıçak) En yakın sırdaşına dahi, elden verilmezdi. Alan kimse, sap kısmına hafif tükürür gibi yapar, sonra kullanmaya başlardı. Bunun anlamı: “Aldığım aleti, silâh ve namus olarak kabul etmiyorum”, demekti.

 

külhanî kabadayılar arasında, vuruşmadan sonra bıçak yalamak gelenek halinde idi.

Bu gelenek, kan tutmasını gidermek için yapılırdı.

 

…gelin olacak kızın erkek kardeşi varsa, damadın kullandığı silâhını hediye etmesi gelenek halinde idi.

 

Bugün için, kasaturalara, “süngü” diyenler vardır. Delici niteliğini taşıyan bu silahlar, Türk silâhı değillerdir. Üç çaplı süngüler, Rus süngüleridirler, kasatura sayılmazlar.

 

(özenip te tatamadıkları şeylerle ilgili olarak)

Erginlik çağına ermemiş, erkek çocuklarda olursa; “özenmiş = Çık’ı şişmiş”, kızda olursa, “Memesi şişmiş”, derlerdi. Yine erkek çocuklarda “Oğulluğu akmış” denir, akan yapışkan sıvı,

özendiği yiyeceğe bulaştırılıp yed irilirse, kısır olmaz, diye bir inanç da vardı.

 

İ. Hakkı Soyyanmaz (1972), Kabadayı Bıçakları, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Yıl: 23, Cilt: 14, No: 275, s. 6325-6326

İsmail Hakkı Soyyanmaz - Kabadayılar, Silâh ve Gelenekleri

 

Kabadayılar, Silâh ve Gelenekleri - cilt14

 

Kabadayılar

Kavuklarına “Hüma kuşu kanadı”ndan tüyler koyarlardı. Taktıkları tüyler, bahadırlık nişanesi idi.

 

Türkler Avrupa Kıt’asına yayıldıklarında, Hristiyanlar arasında azınlık idiler. Gece hava karardıktan sonra Hristiyan mahallelerine giren Türkler geriye dönemeyip, hile ile vuruluyorlardı.

Ordu mensupları ve devlet adamları içinde gayrimüslimler vardı, Bu kişiler gizli bilgileri kendi azınlıklarına duyuruyorlardı.

İş, bu babayiğitlere düşüyor, hem karakol basıyor, hem de cinayet işleyenlerin cezalarını veriyorlardı.

Bu babayiğitler hiç bir Türk kardeşi ile döğüşmezdi. Kendi aralarında bir gerginlik olduğu durumlarda, mertçe karşılaşırlar, meydan okuyan, başından kavuğunu çıkartıp, diğerinin önüne bırakırdı.

“Kavuk çıkarma”nın anlamı, iki bahadır’ın döğüşmesi, bahadırlık şerefini düşüreceğinden, “Beni bahadır kabul etme” demekti.

 

Teke tek döğüşlerde, saldırmanın yüzünü kullanana, yere düşürdükten sonra ve önden kaçınca arkadan vurana, diğer arkadaşları selâm vermez, kavuğunda tüy varsa, söküp diğerine takarlardı.

 

Hayrettin Paşa’ya “Barbaros”, babayığitler’e de "Kabadayı” adlarını Türkler vermedi. Bunlar, gayrimüslimler tarafından verilen soğutucu isimlerdir.

 

Kabadayılık devrinin bağlaması, Barbaros’tan daha sonraki zamanlarda 1800 yıllarında, III. Selim zamanındadır.

 

Keçe külah zamanından sonra, gayrimüslimler, babayiğitleri elde ettiler. Kazançlarından bir miktar para ayırıp, geçimlerini temin etmeye kalktılar. Aralarında dostluk kurup, meyhanelere alıştırdılar.

Yorgunluk ayranı yerine rakı verip,, adına da “Aslan südü” dediler. “Kedi sirke içmez, rakıyı insan içer, suyu hayvan içer” dediler, “Hayvan hakkına insan hakkı karışmaz”, deyip, susuz içmeye alıştırdılar. “İçen yürekli olur”, anlamına gelen, kadehlerin üzerine kalp resimleri yaptılar.

 

Babayiğit gelenekleri. hakaretle karşılanmaya başladı. Kabadayılar arasına, bir birlerine karşı soğukluk girdi. Benim kavuğum değişiktir, anlamına gelen, keçe külahlarını buruşturup giymeye başladılar.

 

Rumlara uyarak, başlarına bir iki kulaç uzunluğunda şal sarıp, kalyoncu mintanı giyip, kollar sıvandı. Kol ve göğüslere doğru yapılmaya başlandı. Rum usulü bacaklar çıplak bırakılıp, diz çakşırı geydiler.

 

Bıyıklar, Alman usulü Alaburus buruldu. Perçemleri budayıp, aynalı tıraş olmaya başladılar. Aynalı tıraş: Tepe ustura ile kazınıp, yanlarda saç bırakılırdı.

Aynalı tıraşa yakın zamana kadar, halk arasında “Top ense-pırpır bıyık” denirdi. Giyinişlerine gene kendi aralarında, “Pırpırı kıyafet”, halk arasında da: “Baldırıçıplak”, denildi.

 

Türkçe kelimeler arasına kattıkları yabancı döküntüleri ile, “Argo” meydana geldi.

 

Azınlık mensupları / Türkler arasında mahalleliler arasında gerginlik meydana getirip, semtlerin kabadayılarını bir birlerine düşürdüler.

 

Bu arada iş yapmayıp, döğüşmeyi meslek haline getiren, haraç alarak geçimini temin eden,

külhanı kabadayılar türedi. Bunlar aldıkları haraçları, semt kahvelerinde masa üzerlerine dökerler, kendilerine yalnız bir altın alıp, diğerlerini taksim ederlerdi.

 

Külhanı kabadayılar arasında, kendi gitmeden, küçük bel bıçağını bir kırmızı beze sarıp, yeni yetişen gençlere vererek boyunlarına birer çapraz çevre astırıp tahsilat yapanları da vardı. (Boyuna çevre yahut mendil asmak, görevli anlamına gelir. Bu usûl, Tanzimat devrinden sonra başlamıştır.

 

İsmail Hakkı Soyyanmaz (1972), Kabadayılar, Silâh ve Gelenekleri, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Yıl: 23, Cilt: 14, No: 271, s. 6283-6286

İ. Hakkı Soyyanmaz - Kesici Silâhlarımız ve Geleneklerimiz

 

Kesici Silâhlarımız ve Geleneklerimiz - cilt14

 

Halk oyunları ve resmi - geçitlerde, millî giyiniş gösterileri arasında teşhir edilen bıçaklarda, bölgesel giyiniş ve bıçaklar arasında bağdaşma olmadığına tanık olmaktayım.

 

…bıçaklarımızda da, bölgesel olarak, konuşma – ağız farkları, türkü yapıları ve giyinişlerde olduğu gibi, zamanlara ve bölgelere göre, yapılış şekilleri ve ustalık farkları vardır.

 

1878 Osmanlı-Rus Savaşı öncesi, güzel görünüşlü fantazî bıçaklar, Bursa'da, kemikte dönmez, söğüt yaprağı bıçaklar da (Kırkılse) Kırklareli’nde yapılıyordu. Balkan Savaşından sonra, göçler ile Doğu Trakya halkının Anadolu'ya göçmesi ile Kırklarelı bıçak ustalığı söndü. Bursa bıçakları kullanılmaya başladı. Kuşak saran yaşlı kabadayılar, kabzalı bıçakları bellerine sokmazlardı. Bu olay iki sebepten yapılırdı. Birinci sebep, kuşaktan çekerken takılması, diğer sebep te, kabzayı haç, istavroz, kırış, put şekillerine benzetmiş olmalarıdır.

 

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethine hazırlanırken, Edirne’de topların, Kırklareli’nde de pala, yatağan ve saldırmaların yapılmasına ferman buyurduğunda, üzerlerine, “Fetih Suresi” yazılmasını, Akşemseddin hatırlatmıştı. Bu tip bıçaklar, Arap hançeri cembiye şekillerinde dönük olmayıp, düz yapıdadırlar.

 

Türk silâhları “Ezici”. Arap ve Acem silâhları “Kesici”, Hıristiyan silâhları da “Delici”, niteliktedir.

 

Türk yapısı, meç ve kılıçlarımız vardır. Birinci Dünya Savaşı Öncesine kadar, Askerî Okullarda kılıç dersleri Önemli derslerin başında yer alıyordu,

 

Kılıç Bilgisi, Halk Bilgisi dışında bir konudur. Kılıçlar halk silâhı değillerdir.

 

Tunaboyu - Deliorman ile Doğu Trakya Türkleri ve Batı Trakya Türkleri kama kullanmazlar, Gagauz ve “Z" harfi ile isimlenen bölge toplulukları arasında bölge bıçakları arasında sayılırlar.

 

…delici niteliğini taşıyan “kama”, Bizans silâhıdır. Türkler arasında bölge silâhı olmuşsa da, kuşak süsü olmaktan ileriye gitmemiştir. Her milletin silâhı, kendi gelenek ve içgüdülerine uygundur.

 

Türk’ün milli silâhı “Gürs”tür. Kesici silâhlarımızın, geniş ve pala benzeri olanları eski yıllara, dar ve kan oluğu bulunanlar son zamanlara aittir. Kesici ve delici niteliğini taşıyan yatağan, koltuk altı saldırmaları ve bel bıçaklan genellikle kırıs, kabzadan uzaktırlar. Sap kısımları bir miktar kına girer. Sap uçları muhtelif şekillerdi yapıldığı gibi, çatal olanlara “Çifte kulaklı = Kara kulaklı” denirdi.

 

Kabadayılar, kama taşıyan ile bıçağına isim yazdıranı makbul tutmazlardı.

Bugün için, eski dil alışkanlığından, kasaturalara süngü denilmektedir.

 

İ. Hakkı Soyyanmaz, Kesici Silâhlarımız ve Geleneklerimiz, Türk Folklor Araştırmaları, İstanbul, 1972, cilt: 14, sayı: 271, s. 6219-6220

Necmettin Giritlioğlu - Avcılık ve Av Aletleri

 

Necmettin Giritlioğlu - Avcılık ve Av Aletleri - 1

Doğu Karadenizde: Avcılık ve Av Aletleri (s. 357-358)

Necmettin Giritlioğlu

 

Doğu Karadenizin bilhassa Rize - Sarp arasını folklor ve etnografya bakımından elimden geldiği kadar tanıtmaya çalışacağım.

takip ettiğim plân

1. Avcılık ve av âletleri

2. Ziraat ve ziraat âletleri

3. Nişan ve düğün (Evlenme)

4 . Aile hayatı ve faaliyetler

5. Muifak âletleri ve eveşyası

6. Yapı (bina) şekilleri

7. Halk tababeti

8. Bunların haricinde kalan örf ve âdetler.

 

Avcılık

a) Kuş avı;

Bunu da iki kısımda inceliyeceğiz.

1 Süs için avlanan kuşlar;

2 Yemek için avlanan kuşlar.

b) Hayvan avı;

c) Balık avı.

 

Avlanma usulü (…)

 

Necmettin Giritlioğlu - Avcılık ve Av Aletleri - 2

Doğu Karadenizde: Avcılık ve Av Aletleri 2 (s. 426-427)

Necmettin Giritlioğlu

Yemek için avlanan kuşlar

 

Kışın etrafta kar bulunduğu zamanlarda çulluk ve yaban ördekleri daima sulak ve karın tutmadığı yerleri ararlar ve bilhassa gece akşamdan yatsıya kadar böyle yerlere inerler. Bu vaziyetten haberdar olan muhit avcıları mevki yerleri seçip kendilerine bir siper bularak beklerler.

 

Rize - Sarp arasında hep aynı formalite ile avlanan bıldırcınların avlama zahmeti — kanaatimce — pahalarına asla mukabil olamıyor. Fakat bu avcılığın zevk tarafı muhiti bir sal halinde kendine doğru sürüklemiştir.

 

Necmettin Giritlioğlu - Avcılık ve Av Aletleri - 3

Doğu Karadenizde: Avcılık ve Av Aletleri 3 (s. )

 

Yemek için avlanan hayvanların sayısı gayet azdır. Avlama usulleri de basittir. Bunlarda: Karakeçi, geyik, tavşan.

 

Karakeçi, yaylaların sarp kayalıklarında dolaşan ehlileşmemiş bir hayvandır.

Muhit halkı geyik etini mukaddes addeder ve avlanan geyiğin, eti bütün mahalleye yemeleri için dağıtılır. Derisi de namaz kılmada seccade olarak kullanılır.

 

Tavşan: Bu hayvan nadiren yemek için avlanır. Eti de pek makbul değildir. Çok zamanlar tarlalarda ekinlere musallat olduğundan / avlanır.

 

Necmettin Giritlioğlu - Avcılık ve Av Aletleri - 4

Doğu Karadenizde: Avcılık ve Av Aletleri 4 (s. 542-543)

 

Muhlim balık avcılığını ilk iki büyük kısma ayırmak lâzım:

1. Tatlı su balıklarının avlanması,

2. Deniz balıklarının avlanması.

1. Tatlı su balıkları birkaç usulle avlanır:

a. Elle, b. Saçma ile, c. Hususi surette hazırlanan ağla, d. Olta ile, e. Zehirliyerek f. Sürme ile, g. Bomba ile, h. Lesa,

 

Hususi suretle hazırlanan ağla balık avlama.

Muhitte buna (Hubeki) dedikleri de olur. Yine huni şeklinde işlenmiş ağdır. Fakat bu sefer ağzında bir yamuk taksimatı yapılmış yan kenarlar birer sopaya göz göz bağlanmış sapalar da 1,5 m, boyundadır. Ağ ancak 50 cm’lik yere gelir, gerisi el tutmak içindir. Paralel kenarlardan üstü serbest bırakılmış alt kenara kurşun- dizilmiştir. Tatlı su 'balıkları avlamada bu çak işe yarar. Sapalardan tutulup balığın geleceği yerlerde ağ bir — ağzı açık— torba şeklinde yerleştirilir. Balık ağı görmeden koninin içine girer. Geri dönüp çıkıncaya kadar sapalar bir araya getirilip kaldırılır ve balık da ağda kalır.

 

Sürme İle balık avlama.

Sürme deniz balık ağlarına benzer. Yalnız 6-7 metre düzgün normal bir ağaca üst kısımları bağlanmıştır. Sürmeyi (tutan, derenin bir kıyısından gider ve dereyi böylelikle tararlar sürerler.

 

Lesa ile balık avlama.

Lesa: Fındık çubukları alınır ve iki ucundan bir de ortasından konulan kuşaklara teker teker bağlanır. Baş taraftaki kuşak düz duracak, kuvvetlicedir. Ortadaki, orta sondaki esnektir ve bu tamamen daire şeklinde bükülür. O zaman son tarafları torba gibi olur. Derede daralarak dizilen taşların ağzına lesa yerleştirilir. Lesanın altından balık geçemeyecek şekilde kapanacaktır. Ön tarafta lesanın ön kuşağını aşan su çubuk aralarından orta kuşağa gelinceye kadar akacaktır (arkası kalkık olacak). Suyun akıntısına uyup gelen balık, su çubuklardan boşanınca torba şeklindeki arka kısımda kalacaktır.

 

 

 

Padişaha Armut Veren Köylü

 

Padişaha Armut Veren Köylü – TFA, cilt14

 

Kazancıyla günübirlik yaşayabilen oduncuya konuk olmuş padişah. Oduncu işte karısı evde, elinde bir şey yok, ikram olsun diye bahçedeki hacıhamza armudundan bir-iki tane sunabilmiş padişaha. Armudu seven padişah demiş, oduncu dönünce eve beni bulsun, onunla kardeşlik olmak isterim.

Akşam olup da oduncu dönünce eve karısı anlatmış, demiş böyle böyle; var git İstanbul’a, en yüksek konağı bul ve gör oradaki kardeşliğini. Oduncu düşmüş yola. Yolda jandarmaların önünde tutsak giden mahkumları görür, onlardan sanmasınlar beni diye düşünüp adımlarını hızlandırmış, kaçtığını sanan jandarmalar bunu da mahkumlardan sanıp yakalayıp atmışlar mahpushaneye.

Padişah ifadelerini alırken mahkumların sıra gelir oduncuya. Oduncu huzura çıkınca anlatır başından geçenleri. Padişah lalasına, bunu götür hazine odasına alsın ne isterse demiş. Oduncu gider hazine odasına. Görür duvarda asılı Kelam-ı kadim’i, evvela onu ister. Bir parça sicim görür ve onu da ister. Son olarak bir de balta alır. Lala para almasını söylese de başka bir şey almadan çıkar hazine odasından.

Padişah çağırıp huzura sormuş oduncuya neden para değil de bunları aldın diye. Tek tek anlatmış oduncu: Sicimle karısını asacakmış hacıhamza armuduna. Baltayla da armudu kesecekmiş. Kelam-ı kadim’i de yemin için kullanacakmış: ismi murat olanla bir daha konuşmamak üzere.

Padişahın ismi de murat idi ya.

 

Sakaoğlu, Saim (1972), “Padişaha Armut Veren Köylü Masalı”, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Yıl: 23, Cilt: 14, s. 273

Yusuf Ziya Bıçakçı - Bıçakçılık Sanatı Üzerine Notlar

 

Yusuf Ziya Bıçakçı Bıçakçılık Sanatı Üzerine Notlar - Türk Etnoğrafya Dergisi Sayı 6 Yıl 1963

 

Afyon, Tosya, Kastamonu, Malatya ve Balıkesirde bıçağın imali ve satışı dükkânlarda yapılırdı

Dükkânın arka kısmı ile ön kısmı arasında bir tahta perde bulunurdu. Bıçakçı ustası, arka tarafta bıçağın imali ile uğraşır. Ustanın oğlu veya çırağı da dükkânın ön kısmında oturarak camekâna

dizilmiş bıçakları satmak için müşteri beklerdi.

 

Bıçaklar makasla veya kalıpta kesildikten sonra ilk taslak, birkaç defa döğülmek suretiyle açık demirci ocaklarında tavlanır. Bu ocaklarda kullanılan kömür daha ziyade kestane kömürüdür.

 

Bıçakçı kömürün sağa sola dağılmasını önlemek için daima yanında ufak bir el süpürgesi bulundurur ve arada bir kömürü ıslatarak, taneciklerin birbirini tutmasını sağlamış olur,

 

İthal malı olan çelikleri tavlarken hiç bir zaman alevin üzerine su dökülmemelidir. Aksi takdirde karbonu fazla olan çelik çatlar, bunun içindir ki çeliğe karbonu fazla olduğunda suda değil, yağda su verilir.

 

…bıçağın çeliği alet çeliği ise 750-1000 derece arasında tavlanır. Ancak bıçakçı pratik olarak kıvamın edinmiş olduğu tecrübe ile “Koyu kiraz rengi-sarı kırmızı” rengi ile tanır. Bıçakçı, dövme işlemini 650 dereceye kadar tavladıktan sonra biçimlendirir.

 

BIÇAKÇININ KULLANDIĞI ÂLET VE TAKIMLAR

Örsün biri yuvarlak diğeri kare olmak üzere, sağ ve sol tarafında iki tane boynuzu vardır.

Örsler umumiyetle adi karbonlu çeliklerden yapılır,

 

Çekiç: Âdî karbonlu çeliklerden yapılır. Bıçakçılıkta parçayı tavlayıp dövmek suretiyle, şekillendirmeye yarayan bir alettir. Sapları dayanıklı olması bakımından gürgen ağacından yapıhr. Fakat Anadolu’daki bıçakçıların büyük bir kısmı çekiç sapını meşe ağacından yaparlar.

 

pirinç çekiçler de vardır ki, bunlar daha ziyade makina montajı veya tamiratında kullanılır.

Düz keski: Takım çeliklerinden yapılır. İçinde ( %o,6-o,9) karbon bulunur. Ayrıca vanadyumla çeliklerden de yapıhr. Keski ile bıçak şekillendirirken, fazlalıkları alınır.

 

bıçak yapılacak çeliği ebadına göre kestikten sonra elde edilen çubuk, ocağa sokularak şekillendirilir.

 

Malatya’nın hakikî yerlisi meşhur Mahmut Bıçakçı ustadır. Bıçakçılık sanatını Şam’dan getirerek Malatya’ya sokan Hacı Şevki'nin yanında çırak olarak çalışıp, bu sanatı kabiliyeti sayesinde kısa zamanda öğrenmiştir.

 

Hacı Şevki’nin ölümü üzerine 35 sene tek başına Malatya'nın bıçakçılık sanatını ilerletmiş, / 56 yaşında vefat etmiştir.

 

kollu testere makasla kesilemiyen kalın çubuklar ile bıçak namlusunun sapına perçin edileceği zaman, perçin çivisini istenilen boyda kesmek için kullanılır

 

Bıçak saplarını ( ağaç, boynuz, mika v.s. gibi) kesmek için geniş hatveli ve dar hatveli olmak üzere iki tip ağaç testeresi kullanılır.

 

Bıçağa yapacağımız sap ağaçtan olacak ise, zamandan faydalanmak amacı ile geniş hatveli testere kullanılır. Ağaç testerelerinde kesme yönü, kollu demir testere lerinde kesme işlemi yapılacağı sıradaki durumun aksi olarak, testerenin geri hareketi ile temin edilir

 

Mengenelerin / Vazifesi, bıçağı üzerine bağlıyarak eğelemek, saplarını törpü ile törpülemek,

perçinleri kesmek v. s. gibi işlemlerdir. Ayaklı mengenelerin heyeti umumiyesi dövme demirden ( çelik) yapılır. Ağız kısmı darbeye dayanıklı olması bakımından yekparedir.

 

Eğeler, malzeme yüzeyinden talaş kaldırmak için kullanılan bir alet çeşididir

Eğe iki kısımdan ibarettir.

a- Dişli kısım

b- Dişsiz kısım

Eğenin dişli kısmı malzemeye dalarak talaş kaldırır. Dişsiz kısım ise, sap geçirilmek üzere eğenin kuyruk kısmıdır. Eğeler umumiyetle % 0,9-1,5 karbon ihtiva eden çeliklerden yapılır

 

Kıskaç, / parçayı ocağa sokup tavlamak, üzerinde çekiç ve varyoz ile işlem yapabilmek için parçayı sıkmada kullanılır

 

el matkapları daha ziyade Sürmene (Trabzon) da kullanılır.

 

keçe, bıçağını dış güzelliğini muhafaza eder

Önce keçe dairevi olarak kesilir ve orta kısmı denilir.

Keçenin alın kısmına, zımpara tozu tutkal ile yapıştırılır.

Neticede (kaba, orta, ince zımpara tozları ile) üç tane keçe elde edilir.

tezgâh hazırlandıktan sonra bıçak önce kaba, sırasıyla orta ve ince keçelerden (zımpara tozlarından) geçirilerek parlatılır.

 

Bıçakçılık sanayinde iki türlü çelik vardır. Birincisi yüksek karbonlu çelik, İkincisi ise alçak karbonlu su çeliğidir. Su çeliği kendi memleketimizde yâni Karabükde yapılır.

 

Su çeliklerinde yapılan bıçaklar yağda sulanacak olursa gayet yumuşak olur. Yağda karbon almaz.

 

Bıçak yapacağımız çelik (makasda kesilmiş vaziyette) ocakta önce dövülerek taslaklanır. Buna ilk taslak denir. Bilâhare bıçak tam şeklini alıncaya kadar taşta veya eğe ile şekillendirilir, ikinci bir işlem olarak su vermek için ocağa sokulur. Isı işlemleri ile çeliği sertleştirmek için 5 usûl vardır.

a- Su verme ile sertleştirme,

b - Alevle sertleştirme,

c- Endüksiyon akımı ile sertleştirme,

d- Sementasyon (Karbon vererek veya karbonlama suretiyle sertleştirme),

e- Nitrüzasyon (Azot vererek veya azotlama suretiyle sertleştirme).

 

Çeliğin sertleşebilmesi için, içindeki karbon oranı en az % 0,25 kadar olmalıdır.

 

Çeliğe su verirken çekirdek kısmı daha yumuşak ve çevreye doğru daha serttir. Su vermek suretiyle sertleştirmede soğutucu madde olarak su, sulu eriyikler, sabunlu su, ergitilmiş tuz ve hava kullanılır.

 

Bıçakçılıkta en çok soğutma maddesi olarak su ve don yağı kullanılır. Bıçağı et rengine kadar tavladıktan sonra bıçak ağzı suyun yüzeyine dik gelecek şekilde sokularak suyun içerisinde döndürülür. Bıçağı su içerisinde sabit tuttuğumuzda soğuma işlemi az olacağından, dolay isiyle bıçak pek fazla su almaz.

Su verme işlemi için ne kadar tavsiyede bulunulur ise de, bu işlem birazda ustanın maharetine

kalmıştır. Bıçağa su verirken iç kısmında doğacak gerginliklerden dolayı bıçakda çarpılma ve çatlamalar husule gelecektir.

 

Bu / kusurları önlemek için:

1 - Çelik, su verme sıcaklığının çok üstünde olan sıcaklıklarda kızdırılmamalıdır.

2 - Soğutma hızı ne kadar yüksek olursa, çatlama ihtimali o kadar artar.

3 - Su verilecek parçanın bazı yerinin ince, bazı yerinin kalın olması da çatlama ve çarpılma tehlikesini artırır.

4 - Bileşiminde % 0,85 karbon bulunan çelik, su verme sıcaklığına kadar ısıtılınca, suverme

sıcaklığına kadar ısıtılmış başka bileşimdeki çeliklerin hepsinden daha çok karbon eritir ve hacmini büyütür.

5- Parça suverme sıcaklığında uzun müddet tutulmamalıdır.

6 - Isıtma yavaş ve düzgün olmalıdır.

7- Keskin geçiş yerleri veya yumuşak kalması gereken yerler sac, tel, aspest veya başka bir madde ile örtülmelidir.

 

Sulama ameliyeside bittikten sonra bıçağın kullanılacağı yere göre sert ve yumuşak yapmak için ocakta sularının düşürülmesi ancak, ayva sarısı, güvercin göğsü, menevşe moruğu rengine gelinceye kadar göz ile takip edilir. O renge gelince suya sokulur. Bu ameliyede bittikten sonra iş taşlamaya gelir. Taşta bıçağın üzeri tesviye edilir. Taşın bıçak gövdesi üzerinde bırakmış olduğu izler kaybetmek için keçeye tutulur.

 

Bıçağın üzerine yazı veya çiçek işlemek için bıçak hafifçe ısıtılır. Yazı yazılacak yere (Asitten müteessir olması için) ince bir tabaka bal mumu sürülür. Mum ile kaplamış olduğumuz tabaka üzerine sivri uçlu bir çizecekle zevkimize uygun olan çiçek veya yazı yazdır. Üzerine dökülecek olan kezzabın (nitrik asit) tesirini artırmak ve sağa sola dağılmasını önlemek için, yazılan yere tuz ekilir. Bilahere bıçağın yüzeyine kezzab dökülerek çelik yedirilir. 5-8 saat beklettikten sonra, bıçak sıcak suya batırdmak suretiyle üzeri temizlenir. Bal mumunun yapmış olduğu lekeyi temizlemek için ikinci bir defa yağlı ince keçeye tutulmak suretiyle yüzeyi parlatılır.

 

Boynuz saplı bıçaklar

İlk işlem sırası olarak boynuz, sap kısmının boyutuna göre kesilir. Kıvrıntılarını düzeltmek ve boynuzun bir daha atılıp, çarpılmaması için ateşde ısıtılarak, mengenede düz boynuz saplar için hazırlanmış kalıplara konarak sıkıştırılır. Boynuz ateşde ısı tesiri ile yumuşar ve kalıpda sıkıldığı gibi kalır. Soğuyunca kalıptan çıkarılır.

Boynuz sap yekpare yapılacak ise, testere ile namlunun gireceği kadar yarılır, bıçak sapı boynuzdaki yarılmış kısma geçirilir. Sap ile bıçağı birbirine monte etmek için perçin delikleri delinir ve çivilenir.

 

(Boynuz sap) 1- Kömür tozu veya zeytin yağını bir keçe parçasına sürterek parlatılır.

2- Politaj fırçasına ala sabunu sürmek suretiyle parlatılır.

3- Çam kömürü veya sapın kendi talaşını sürtmek suretiyle de parlaklık verilir.

 

sığır ve deve ayağının aşık kemiğinden yapılan saplar

…testere ile ikiye ayrılır / eğe ile tesviye edilir. Bıçağın sap kısmına üç tane çivi ile çivilenir.

Kendi talaşını sürtmek suretiyle parlaklığı temin edilir.

 

kemik saplılar gevrektir, çabuk kırılır.

 

Ağaç saplı bıçaklar: Umumiyetle gürgen ağacından yapılır. Hafiflik istenmesi icabeden yerlerde söğüt ağacından yapılmış saplar kullanılır.

Kaba eğe ile eğelenir, üzerine zımpara kağıdı yapıştırılmış taşta iyice temizlenir, cilalanır ve satışa arz edilir.

 

Kınlar ekseriyetle kuru söğüt ağacından yapılır. Bıçak namlu boyutuna göre ağaç kesilir.

ortasından testere ile ikiye biçilerek, oyma aletleri ile bıçağın aslına göre çizilerek oyulur.

oyulan parçalar ağaç tutkalı ile yapıştırılır.

üzerine deri geçirelecek olursa, bunun için hususi olarak saraçlara götürülerek kaplattırılır.

 

Bıçağın üzerine dalga vurulması

Bu ameliye, karbonu az olan çelik ile karbonu fazla olan çeliği karıştırmakla elde edilir. Pratik dille demir ile çeliği yoğurmakla bu sonuca ulaşılır.

Sonuçda bıçak yapıldığı ve zımpara taşına tutulduğu zaman, demirin bulunduğu (karbonu az çelik) kısımlar mat, çeliğin (karbonu fazla çelik) bulunduğu kısımlar parlak kalır.

 

Kalfalık – Ustalık Merasimi

Çocuk kalfalık çağına geldiği zaman, meslek erbabından müteşekkil bir toplum davet edilerek, usta tarafından çırağın kalfalığa terfi’inden dolayı bir ziyafet tertip edilirdi. Ziyafeti müteakip çocuğun yapmış olduğu işler teşhir edilir. Sonra çocuğa kalfalık derecesi verilirdi. Ustası tarafından, mesleğin bütün inceliklerini öğrendiği kanatı hasıl olunca, yine bu mesleğe ait esnaf

büyükleri ve kâhyası toplanarak kalfayı ikinci bir imtihana tabi tutarlardı. İmtihanı kazandığı

takdirde hoca vasıtasıyla usta duası okunurdu.

Usta duası: Usta duasında bıçakçıların Pirleri Hazreti Davud Aleyhisselâm ve Ebül Fethi Abdullah Hazretlerinin ve gelmiş, geçmiş bütün bıçakçı ustalarının ruhlarına Fatiha Sûresi okunur.

Usta duasından sonra, ustanın peştimalını usta namzedi olan kalfa kuşanarak, esnaf kâhyası tarafından “Allah selâmet versin” temennisinde bulunulur. Kalfa, başta ustası olmak' üzere kâhya ve esnaf büyüklerinin ellerini öperek işine başlar. Bu arada ustası tarafından yetiştirmiş olduğu yeni ustaya dükkânında kullanmak üzere gereken bazı takımlar hediye edilirdi.

 

Bıçakçılık Bursa’ya Vidinden gelmiştir. 93 Harbinden sonra muhacirler gelip yerleşmişler. Bıçakçılık sanatını bu göçmenler çırakları, oğulları vasıtasıyla geliştirerek bu günkü meşhur Bursa bıçakçılığı seviyesine ulaştırmışlardır. Bursa’da bıçakçı dükkânlarının büyük bir kısmı, bıçakçılar çarşısı ile maruf Tuz pazarı caddesindedir.

 

Bıçak çeşitleri

Bel bıçağı, kasap bıçağı, ekmek bıçağı, av bıçağı, börekçi bıçağı, döner bıçağı, muşamba bıçağı, satır, koltuk bıçağı, teke bıçağı, meyve bıçağı, sebze bıçağı, sofra bıçağı, kulaklı bel bıçağı, saldırmalar, kamalar, yüzme bıçakları

 

Bursa’da bıçakçılar başlıca üç ana grup altında toplanmışlardır.

a- Bıçakçılar

b- Çakıcılar

c- Testereciler

Testerecilerin yaptığı işler:

Bağ testeresi, üzüm aşı çakısı, zeytin aşı çakısı, lâstik kesme bıçağı ve hayvan kırkma taraklarıdır. Bağ testereleri daha ziyade böcekciler kullanırlar. Bu tip testerelerin üzerine eski ve yeni yazı ile şu mısralar vardır.

Hile ile iş gören

Mihnet ile can verir

veyahut

Ey gönül, bir can için her cana minnet eyleme

Ziyneti dünya için, Sultana minnet eyleme.

 

Tosya’da bıçakçılıkla uğraşan esnaf, bıçağı dükkânında imal eder ve yine dükkânında satar.

 

(Rivayete) göre, Yeniçeriler devrinde Akıskalı bıçakçı Osman usta Afyon’dan geçerken, o zamanın derebeyi ağlarından Molla Oğlu, Osman Ustayı alıkoymuş, burada yerleşerek, yetiştirmiş olduğu oğulları ve çırakları vasıtasıyla sanatı bu memlekete yaymıştır.

 

Afyon’da / keçe ile bıçağın üzerini parlatmaktan ziyade, dalga vurma metotları ile bıçak üzeri güzelleştirilir. İşlem sonunda hafif bir zımpara sürmek suretiyle parlatılır.

Teke bıçaklarının sırt kısmı ve dış bükeydir (muhaddep). Bu bıçak insan öldürmekten ziyade sırt kısmı ile dayak atmak için kullanılır.

Bıçakçı, Yusuf Ziya (1963), Bıçakçılık Sanatı Üzerine Notlar, Türk Etnoğrafya Dergisi, Sayı: 6, s. 102-114

5 Ekim 2023 Perşembe

18 ve 19. Asırda Kimyager Hekimlerin Kullandıkları Aletler

 

18 ve 19. Asırda Kimyager Hekimlerin Kullandıkları Aletler

 

17. Yüzyıldan itibaren Osmanlı tıbbında, “tıbb-ı cedîd” (yeni tıp), ya da “tıbbî kimyâ” denilen yeni bir akım ortaya çıktı.

Osmanlı hekimleri Paracelsus’un (1493-1541) ve diğer Avrupalı hekimlerin tıbbî kimyâya ait eserlerini incelemişler…

 

Tarsuslu Osman Hayri Mürşid’in Kenzüssıhhatü’l-ebdâniyye’si… Burada kimyâ âlet ve apareylerinin resimleri, distilasyon teknikleri özel adlarıyla ve îtina ile tarif edilerek tanıtılır.

 

Salih b. Nasrullah’ın Gâyetü’l-itkan’ı… Temiz çizimli renkli resimlerin bir kısmı metnin arasında, bir kısmı da metnin kenarlarındadır.

 

Evliya Çelebi (1611-1682) de, eczâ yapan çeşitli esnaf guruplarından söz eder. Bunlar, koruk tutyası, çiçek tutyası vs. yapan, dükkânsız “esnâf-ı tutyacıyân”; tarçın, zencefil gibi edviyeyi döverek macun yapan “esnâf-ı macuncıyân hindibâ, nane vb. edviyenin suyunu çıkaran “esnâf-ı meşrûbat-ı devâ”; kocaman bir at üzerinde küp kadar bakır kazanlar içre gülâb (gül suyu) satan Edirneli hâtûnlar ve dükkânlarda mâ-ivert (gülsuyu) ve mâi yasemin gibi ıtriyâta ait hoş kokulu sular satan “esnâf-ı gülâbcıyân”; bademden, servi kozalağından, cevizden ve daha çeşitli şeylerden yağ çıkartan ve halk’a yasemin, sümbül, gül vs. yağı satan “esnâf-ı edhan u edviye” dir.

 

Animistik görüşe göre her şey canlıdır ve bitkilerin de bir beden ve bir ruhu vardır”. Bitkinin tedâvi edici özelliği ise bitkinin “rûhuna” atfedilir: Şifâ, bitkiden insana geçen “ruh” sayesinde gerçekleşir.

 

Simyâger’in önemli bir tekniği de “bir bitki veya özsuyun ruhunu bir metale aktarabilmek ... metali, nebatî bir rûhun taşıyıcısı yapmak” ... idi.

 

Meselâ demir, limon suyu ile “kireçleştirildiğinde” ortaya çıkan kırmızı demir oksid kalp hastalıklarında kullanılırdı.

 

Diyarbakır yöresinde “sedef” (mater perlarum) limon suyunda birkaç gün bekletilir; eridikten sonra yüze sürülür. Gebelikten veya üzüntüden sonra ortaya çıktığı söylenen ve “gam kelefi” tâbir edilen yüzdeki siyah lekelere iyi geldiği anlatılır.

 

Simyâ preparasyonları bitki metâl karışımıdır. "Bitki külleri” ve “metalik oxidlerden” meydana gelmiştir.

 

Âletleri ısıya karşı korumak, çatlayanları tamir etmek için kullanılan çamur çeşitleri ve bunların yapılışı hakkında geniş bilgiyi yine “Gâyetü’l-itkan”da buluyoruz.

Bir cüz (bir kısım) çömlekçiler çamuru, bir cüz elenmiş kum, yarım cüz döğülüp toz hâline getirtilmiş at kuyruğu kılı (zeylü’l-feres). Bunlar sığır kanıyla ve bir mikdar kırkılmış yün ile yoğurulur, taş havanda iyice döğülür, gereken yerler bununla sıvanır.

Şişeden olan âletleri korumak için sertleştirilmiş çamur (tîn-i kavî) şu şekilde yapılır: Kiremid, kum ve demir cürûfunun (hubsü’l-hadîd) herbirinden beraber alınır, bunlar ince toz hâline getirilecek şekilde döğülür. Bu toz hâline getirilen miktarın iki katı çömlekçiler çamuru ve bir miktar kırkılmış keçi yünü katılır ve küllü su ile yoğrulur.

Eğer şişenin biryeri çatlarsa şu çamur (tîn) sürülür:

Sülüğen, döğülmüş cam, samg-ı ‘ar’ar, herbirinden (beraber) alınıp, bir miktar bezir yağıyla ateşte karıştırılır. Bu karışım çatlak yerlere sürülür. Veya buğday unu ve tîn-i ermeni ve kireç, herbirinden beraber döğülüp, yumurta akıyla yoğrulur ve çatlak yerlere sürülür

 

taktır" (damıtma) işlemi için îcad ettikleri aletler

İnbik-i bâride: Soğuk inbik.

Tavilü-l unk / boynu uzun: Bununla ruh esans gibi ince şeyler çıkarılır. Yağı (dühn) şişenin ağzına toplanmayan bazı eşya boynu uzun ile damıtıldığında, yağ “kar’anın” dibinde kalır.


 

1İnbik-i kebir

 

 

2 Tavilü-l unk


İnbik-i kebir: iki üç inbik üstüne geçer ve “mukabele-i inbîk’den” (tepesindeki inbikden) damıtılır. Bazı “hiddetli” (keskin) şeylerin şişeyi kırmaması için hükemâ icâd etmiştir.


 

 

3İnbik-i hayye

 

 

 

4 Devr-i daim


İnbik-i hayye: (yılan şeklinde inbik) Bakırdan yapılmıştır.

Devr-i daim: (devamlı devreden): Şişeden yapılmış “ta ’fîn ” (koku elde etme) âleti.

 

Koku elde etmenin bir şekli: Bir tencerenin içine yansına kadar su doldurup, bir ocak üzerine konur. Sonra tencerenin ağzına uysun bir varil konup (dibi delik delik, kalbur gibi olmalı) o varilin içine bir sacayağı konup, o üç ayaklının üzerine bez döşenir. Sonra, içine devâ (ilâç) konan kar’a bunun üzerine oturtulur, kar’anın ağzı ‘‘inbik-i a ’mâ” (kör inbik) ile sıkıca kapatılır. Fıçının içi zebl-ül feres (at kuyruğu kılı veya kuru ot) veya saman ile doldurulur, ağzına kapağı kapatılır, altından ateş yakılır. Su kaynayıp buharı varilin deliklerinden girince, samana hararet gelir ve o ,s, ile kar’a kızar. Bu yol ile kaç gün dilenirse altından ateşini eksik etmiyerek ve su azaldıkça resimde gösterilen kamıştan veya tenekeden yapılmış âletden sıcak su verilir.

 

Sözlükçe:

Âlât-ı kesire: Kısa aletler

Âlât-ı tevile: Uzun aletler

Ar’ar: Dağ selvisi; dikenli ardıç ağacı

Babunec: Papatya

Beyzu’l feylesof: “Yumurta şeklinde felsefeci şişesi” diye tarif edebileceğimiz bir kap

Bezir yağı: Tohumdan elde edilen yağ

Büzûr: Tohumlar

Cevz-i bevvâ: Küçük Hindistan Cevizi

Çiçek: Maddenin kristalleşmiş şekli

Çömlekçiler çamuru: Kumdan ve taştan temizlenmiş kil

Dühn-i ’ûd: ’ûd: ödağacı

Dühn-i yâbise: katı yağ

Dühniyyet: yağlı olmak, yağlılık

Ebhel: Ardıç meyvası, ardıç yemişi, ardıç tohumu

Eczâ-i mâ’iyyet: Hidrat; su ile başka bir maddenin karışmasından meydana gelen terkip

Edhân: Sürülecek, genellikle güzel kokulu yağlar

Edviye-i hârre: Sıcak ilâçlar

Efâvih: Güzel kokulu, râyihalı, baharat gibi kokan, esansı çok olan maddeler, aromatikler

Enbûbe: İnce boru

Habb-ı ‘ar’ar: Ardıç tohumu

Habbu’l-ğar: Defne ağacı tohumu

Hubs-u hadîd: Demir cürufu

Haşâyiş-i latîfe: Güzel otlar

Haşeb: Ağacın odun kısmı

Haşişe, haşiş: Ot

Hılt: Eski hekimlerin insan vücudunda varsaydığı, safra, sevdâ, dem, balgam gibi dört unsurdan her biri

Huzâma: Mathiola incana; kırmızı şebboy

‘Ilk butm (ilk bıtım): ‘ilk: sakız, mastika, macun. Sakız ağacının tohumlarından çıkarılan sakız

Kâbile, kabil: İnbikten geçirilenin toplana kaba verilen ad olabilir

Kar: Zift; birtakım ağaçlardan çıkan, çam sakızına benzer madde; ziftlemek, ziftle kaplamak

Kar’a (kara’): Su kabağı; kabak kap; gülsuyu kapları. Dibi geniş, küçük yemek kabına da bu ad verilir.

Karûre: Sırçadan yapılan kap

Kababe: Kababiye, kübabe, kuyruklu biber

Kemmûn: Kimyon

Lûhum: Etler

Lüzûcet: Yapışkanlık. Yapışıp uzaya şeyin hâli.

Mâ-i kibrit: Derişik sülfat asidi

Mâ-i mukattar: Damıtık su. Taktîr edilmiş, inbikten çekilmiş su

Milh: Tuz

Muavvecât: Eğri şekilli âletler

Mukattar: Taktîr edilmiş, inbikten çekilmiş; damıtılmış

Musa’îd, müsa’ad: Tas’îd edilmiş; ısıtılarak buharlaştırılmış yoğunlaştırılmış madde

Mütesa’id: Suûd eden, yukarı çıkan, yükselen; buharlaşan

Nuhâs: Bakır

Ratb, ratîb: Yaş, nemli; taze, yeşil

Rıtl: Ratl; bir litre kadar olan mâyi (sıvı) ölçeği. Büyük kadeh

Samg-ı ‘ar‘ar: Ardıç sakızı veya reçinesi

Suûd: Yukarı çıkma, yükselme; buharlaşma

Sülüğen: Kurşun-oksit; sülüğen tozu, kırmızı kurşun tozu. Çanak çömleği kurşun sır ile kaplamak; pencere camlarını kurşunla tutturmak.

Ta’fin: Bozulup, kokuşmasını sağlamak, kokutmak.

Taaffün: Çürüyüp kokma

Tahmîr: Mayalandırma; maya gibi tesir etme. Yoğurma, yoğurulma

Taktîr: İnbikten çekmek, damıtmak; inbikten geçirip birşeyin özünü elde etmek (distilasyon)

Tas’îd (tesîd): Bir cismin ısıtılarak buharlaştırılması (süblimasyon)

Tebahhur: Buhar hâline gelmek, buhar olup uçmak

Tin: Kil

Tutya, tutiya: Çinko asit

‘Unk: Boyun

 

Nil Sarı, Hatice (1988), 18 ve 19. Asırda Kimyager Hekimlerin Kullandıkları Aletler, Türk Dünyasında Kimya Bilimi ve Eğitimi Tarihi Kongresi, Kayseri, Türkiye, 14 Mart 1988, s.151-190

 

Paleolitik Çağ'da Yontmataş Alet Üretimi

 

Paleolitik Çağ'da Yontmataş Alet Üretimi

İrfan Deniz Yaman

…insanlık tarihinin büyük bir bölümünü kapsayan bu çağ içinde, aynı zamanda insanlık tarihinin en eski üretim şeklini görmekteyiz. Zaten insan türünü diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği, alet üretebilen bir canlı olmasıdır.

 

Bu çağdaki insan toplulukları konar-göçer bir yaşam sürdürmüşlerdir. Geçim ekonomileri ise avcılık ve toplayıcılıktır.

odun, kemik, boynuz gibi birçok hammadde, alet ve silah üretimi için kullanılmıştır.

insan türünü diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği, alet üretebilen bir canlı olmasıdır. Dolayısıyla üretim başlığı altında kronolojik bir sıralama yapılacak olursa, ilk üretimin alet üretimi konusunda olduğu görülür.

 

Paleolitik terimi, Yunanca Palaios=eski ve lithos=taş sözcüklerinden oluşmaktadır ve 1865 yılında John Lubbock tarafından önerilmiştir. Türkçe’de, Eski Taş Çağı ya da Yontma Taş Çağı anlamına gelir.

 

1964 yılında Olduvai Gorge (Tanzanya) da, Oldowan olarak bilinen en eski yontmataş alet kültürü ile birlikte, bu kültürün yapımcıları olan Homo habilis ismi verilen yeni bir insan türü keşfedildi.

 

İlerleyen yıllardaki keşiflerle birlikte, ilk Oldowan alet kültürüne ait tarihin 2,6 milyon yıl kadar eskiye gittiği anlaşıldı

 

Alt Paleolitik Dönem’de üretilen ilk alet türü olan Yontuk Çakıldan başlayarak, çok uzun süre kullanılmış olan el baltalarına, Orta Paleolitik Dönem’de görülen hazırlanmış çekirdeklerden elde edilen alet gruplarından, Üst Paleolitik Dönem’deki dilgisel teknolojiye ve son olarak Epipaleolitik ve Mezolitik süreçte görülen mikrolitik endüstriye kadar devam eden tüm süreç bir bütünün parçaları olarak değerlendirilmelidir.

 

Yaman, İrfan Deniz (2019), Paleolitik Çağ'da Yontmataş Alet Üretimi, Hazırlayan: Oktay Dumankaya, Çağlar Boyunca Üretim ve Ticaret: Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne (içinde), Bilgin Kültür Sanat Yayınları, Ankara, s. 45-67

Ağızlarda Alet Adlandırmaları

Ağızlarda Alet Adlandırmaları

 

Açgı: Açkı da denir. 1. Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç. 2. Demircilerin, baltanın deliğim açıp genişletmek için kullandıkları aygıt.

 

Açıkfora çarkı: Ayakkabılara süs yapmakta kullanılan demir araç.

 

Adu: Tahta kaşık yapımında kullanılan ucu eğri demirden, sapı ağaçtan oyma aracı.

 

Afyon bıçağı/algı/cızgı: Afyon koçağının sütünü almakta kullanılan araç.

 

Ağartma: Çeltik tokmağı.

 

Ağaşak: Kalaycılıkta, kaplara delik açmak için kullanılan ufak çivi.

 

Ağva: Hançer.

 

Alemit: İplik kelebini masaraya sarmaya yarayan dört tahta kanatlı araç.

 

Anadut: buğday saplarmı destelemeye, arabaya yüklemeye, harmanı aktarmaya yarayan, üç, dört, beş veya daha çok çatallı uzun saplı tahta araç.

 

Anatı: Yaba.

 

Apışık: Saçayak.

 

Arbaçan: Uç ayaldi merdiven.

 

Armudi/armudiye: Ağaç işlerinde süs yapmakta kullanılan rende.

 

Avadanlık: Duvarcı araçlarının tümü.

 

Ay: Kitaplar üzerine çizgi ve süs yapmakta kullanılan pirinç araç.

 

Aydemir: Yüzü yay biçiminde bir keser türü.

 

Ay demimi: Marangoz kalemi, demir kalem.

 

Aykuş: Nacak.

 

Ayva demiri: Lehim yapmada kullanılan kesere benzer araç.

 

Baftatakımı: nalbantların vida yapmak için kullandıkları araç.

 

Balamut: iki saplı testere.

 

Balçık: Bıçakların çelik ağzı ile ağaç sapları arasında bulunan korkuluk.

 

Bedrik: Yün örerken kullanılan alet.

 

Beldenat/bendanat: Arabaya ekin yüklemek için kullanılan yedi kadar çatalı olabilen ağaç çatal.

 

Bıcırgan: Demire açılan delikleri perdahlamak için kullanılan alet.

 

Biliştir: Duvarcı malası.

 

Bolatlı örs: Ayaklı küçük örs.

 

Bozlama: Çeltikten pirinç elde etmek için kullanılan taş tokmak.

 

Buda: Harman karıştırmakta kullanılan tahta araç.

 

Burar: Mengenenin sap kısmı.

 

Burç: Büyük demirci çekici.

 

Burmaç: Ucu çengel gibi eğri demir.

 

Cıcık: Ağaç ve madeni çivi.

 

Cibe: Ucu kıvrık örgü tığı.

 

Cizek: Tahtalar üzerine çizgi çekmek için kullanılan araç.

 

Culuklu: Teker göbeğini delmek için kullanılan demir araç

 

Çecik: Ağaç veya madenî çivi.

 

Çek: Hallaç tokmağı.

 

Çelmek: Bıçak ağzını keskinleştirmek.

 

Çeneli örs: Kalaycıların kapları düzeltmek için kullandıkları pervane biçimindeki araç.

 

Çetele: Orakla ekin biçerken diğer elle orağa yardımcı olmak için kullanılan ucu dirsekli araç.

 

Çımbar: Çulhaların dokudukları bezi tezgâhta gerip düzeltmek için kullandıkları iki ucu tırnaklı yassı bir demirden ibaret alet.

 

Çırak: 1. Yün dövmekte kullanılan sopa, 2. Semer dikilirken kamış ve deriyi bir arada tutmaya yarayan “T” harfine benzer sapı ahşap, ucu demir araç.

 

Çöğür: Kazma.

 

Çöksü: Bir şeyin kımıldamasını önlemek için kullanılan ağırlık, baskı, çivi.

 

Çömçe: Biçilen ekinleri yığmak için kullanılan araç.

 

Çöp: Mermerleri oymaya yarayan ucu sivri bir çeşit taşçı kalemi.

 

Çözer: Büyük kalbur.

 

Daldız: 1. Kapı ve pencere menteşelerini çakmak için kullanılan araç, 2. Düvenin altına çakmaktaşı çakmaya yarayan araç.

 

Daybane: Bitki yağı çıkarmakta kullanılan araç.

 

Dergi: Demir ya da ağaç tırmık.

 

Deveboynu: 1. Bakırcıların kapların ağız bölümünü kıvırmak için kullandıkları araç.

 

Devre: Tabakhanede derileri kireçlemek için kullanılan kıl fırça.

 

Dilmaç: Ot yığmak ve aktarmak için kullanılan iki çatallı araç.

 

Dirgen: Çatal, diğren, diren, dirget, yaba gibi isimlerle de bilinir; harmanda, biçilmiş hububat saplarını toplamaya mahsus alet.

 

Dişeyi: Keskinleştirmek için orağın ağız kısmını düğmekte kullanılan örs ile çekiç.

 

Dürgü: Döğgü de denilir. Keserin veya çekicin çivi çakmaya yarayan kısmı.

 

Eçene: Demirci keskisi.

 

Eğser: Ekser de denilir. Demirden çekiçle dövülerek yapılmış irice kara çivi.

 

Eşekayağı: 1. Tavana çivi çakılırken kullanılan yüksek örs, 2. Kalaycı örsü.

 

Farekuyruğu: 1. Anahtar deliği gibi küçük delikler açmak için kullanılan ince testere.

 

Filik: Vidayı çevirecek anahtar, tornavida.

 

Firece: Tabakların deriyi sıyırmak için kullandıkları araç.

 

Gaçı: Koyun kırkma makası.

 

Gadak: Ufak kunduracı çivisi.

 

Gasavruk: Tahta çivileri çakmadan önce ayakkabı köselesinin gereken yerlerine delik açmak için kullanılan araç.

 

Gavila: Teli örgü hâline getirmek için kullanılan demir araç.

 

Gavlete bıçağı: Tabaklıkta derilerdeki eti temizlemek için kullanılan tahta araç.

 

Gavrama: Orak.

 

Gaygana: Küçük demir tırmık.

 

Gayrak: Tırpan bileme taşı.

 

Gegek/gege: Saplı ya da sapsız, ahşap ya da demir çengel.

 

Gegeme: Kamyon kasalarma çakılan ucu kıvrık çivi.

 

Gelinye: Tahtaya çizgi çizmek için kullanılan tahta araç.

 

Gergep: Ayakkabı çivisi.

 

Gerinti: Orak.

 

Gıldırgıç: Kâğıt tomarı kesmek için kullanılan bir bıçak.

 

Gırlık: Koyun kırkma makası.

 

Gıyık: Çuvaldız.

 

Golastar: Büyük tomrukları kesmek için kullanılan iki ağızlı testere.

 

Gödele: Cendere gibi sıkıştıran alet.

 

Gönder: Marangozların cetvel yerine kullandıkları düz kenarlı ensiz tahta.

 

Göre: Demirci körüğü.

 

Gulbe: Balta ve keser sapı.

 

Hakendaz: Tandırdan kül almak için kullanılan büyük kürek.

 

Hartı: Harmanda taneleri toplamaya yarayan sıyırga.

 

Hayır: Susam ya da haşhaş dövülen tokmak.

 

Hederengi: Demircilikte ocaktaki ateşi karıştırmak için kullanılan ucu bükük, ince uzun saplı demir araç.

 

Helik: Ortasına iğ geçirilmiş, huni biçiminde, iplik bükmeye yarayan taş.

 

Heştek: Küpelerdeki kabartma kısımları yapmakta kullanılan araç.

 

Heve: Halı ve kilim dokunurken kullanılan demir tarak.

 

Hevekdeste: Sarımsak ezme tokmağı.

 

Hezek: Çatallı ağaçlardan yapılan taş çekme kızağı.

 

Hırsel: Gübre taşımakta kullanılan sedye.

 

Hocacık: Eşek semerine takılan iki ucu çengelli demir.

 

Inbal: Üvendirenin ucundaki demir çivi.

 

Işkı: iki yanı saplı ya da topuzlu arabacı bıçağı.

 

içene: Marangozların tahta yontmak için kullandıkları demir keski.

 

iğdemir: Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.

 

İğseri: Büyük çivi. Büyük iğne.

 

ilgi tığı: Ayakkabıcılıkta delik açmakta kullanılan ucu eğri demir araç.

 

iliştir: Sebze parçalamakta kullanılan pürtüklü araç.

 

İncenari: Bakırcı çekici.

 

İspenç: Enli, küçük testere, sıçaga.

 

Kaçaburuk: Çakılacak çiviler için ayakkabıların köselesinde delik açmak içim kullanılan sivri uçlu araç.

 

Kadak: Kodak veya koduk diye de söylenir. 1. Dökme çivi. 2. Tırpan ile sapı birbirine bağlayan çengel. 3. Bir buçuk okkalık tahıl ölçeği.

 

Kakkak: 1. Çivi. 2. Çekiç.

 

Kakma: Testere.

 

Kahç/kaluç: Küçük orak.

 

Kamburu: Ciltlenecek kitapların sırtlarını yuvarlatmak için kullanılan araç.

 

Kanara: üç çatallı çengel.

 

Kanırmaç: Manivela kolu da denir.

 

Karliça: Paslanmaması için üstü kalaylanmış çivi.

 

Karga: Tavana tutturulmuş tütün asma çengeli.

 

Kargın: Bir nevi büyük rende.

 

Karkıza: Kızılcık ağacından yapılmış çivi.

 

Karşı çekici: Bıçak dövmede kullanılan büyük çekiç.

 

Kavraç: Taşları kaldırıp yerine koymak için kenarlarından yakalayıp tutmaya mahsus iki kollu, maşa ve kerpeten gibi demir alet.

 

Kavrama: 1. Bodur ekinleri biçmek için kullanılan küçük orak.

 

Kavcar: 30-40 cm. uzunluğunda, kemik saplı çalı, budak kesmeye yarayan bıçak.

 

Kavila: Ağaç çivileri koyduktan sonra dışarıda kalan kısımları kesip düzlemek için kullanılan testere.

 

Kavsık: Çakmak takımından çakmaktaşına çarpmakta kullanılan demir.

 

Kaycı: Dikiş makası.

 

Kaza: 1. Bıçak saplarını düzeltmek için kukandan bıçakçı aracı, 2. Tahta kazıma ve düzeltme aracı.

 

Kazağı: Rende.

 

Kazıl: Çuvaldız.

 

Kefene/kefeni: Semer dikilirken avuç içinde tutulan ortası oyuk demir.

 

Kehan: Körpe sebzelerin topraklarını gevşetmek için kukandan ucu çengelli araç.

 

Kepir: Sap kovanı yapmakta kullanılan demirci aracı.

 

Kepkep: Ufak demir çivisi. Ayakkabıcılar kullanır.

 

Kepü: Baltanın sapını sıkıştırmak için kullanılan çivi, tahta, bez gibi şeyler.

 

Ker: Bıçak, çakı.

 

Kerenti: Tırpan.

 

Kerken: Kerki de denir. Kertik açmaya ve ağaç kesmeye mahsus bir nevi büyük balta ve dülger keseri.

 

Keybir: Demir üzerinde oyuk açmak için kullanılan küt ağızlı keski.

 

Keyme: Hevenk, sepet vb. şeyleri asmaya yarayan ağaçtan yapılmış çengel.

 

Kındıraç: Oluk veya yiv açmaya yarayan araç.

 

Kırık: Ot, çalı biçmek için kullanılan küçük orak.

 

Kırlık: Koyun kırkma makası.

 

Kısaç: Gısac, keseç, kıseç gibi isimlerle de bilinir. 1. Kıskaç, kerpeten. 2. Demircilerin kızgın demiri tuttukları maşa gibi bir araç.

 

Kıyık: 1. Küçük çuvaldız. 2. Yorgan iğnesi.

 

Kıyşak: Makas.

 

Kiniş: Kapı ve pencere tahtaları üzerinde oyuntu yapmakta kullanılan demir araç, rende.

 

Kirdebil: Kolsuz büyük odun bıçkısı.

 

Kopli: Ucu girintili çıkıntılı nacak.

 

Köfün testeresi: Taş kesme testeresi.

 

Köp: Küreğin, baltanın sap takılan yeri.

 

Kulaklı örs: Uç kısmı sivri, üstü yassı örs.

 

Kuy: Şal dokuma tezgâhı.

 

Küci: Kücü, gücü, kücüağacı, kücüdideği gibi isimlerle de bilinir. Dokuma tezgahlarında dik inen ipliklerin arasını açıp kapamaya yarayan demirden yapılma uzun dişli tarak

 

Kücüstür: Dört ayaklı demir sacayağı

 

Küçük örs: Çivi perçinleme örsü.

 

Küpleği: Balta ya da çapa demir başlığının delik kısmını genişletmek için kullanılan çelik araç.

 

Kürebi: Küpürü olarak da söylenir. Diken, çalı kesmeye yarayan yarım ay biçiminde küçük balta, keski.

 

Kürepe: Dağılan harmanı toplamakta kullanılan geniş ağızlı, uzun saplı tahta.

 

Küştere: Uzun marangoz rendesi.

 

Lamba küştüresi: Pencere çerçevesine cam yatağı açmak için kullanılan demir araç.

 

Lamba tığı: Tahta üzerine küçük oyma süsler yapmak için kullanılan küçük rende.

 

Lapatka: Kürek.

 

Limaki: Kunduracıların kullandığı bıçak eğesi.

 

Lom: Taşçıların kullandığı küskü.

 

Maço: Büyük taşçı çekici.

 

Madırga: Matraka da denilir. 1. Küçük taşları kırma aracı. 2. Duvarcı çekici. 3. Murç ve kaleme vurmakta kullanılan demir araç.

 

Malafa: Kuyumcuların yüzük düzeltme ve yüzük numarası saptama aracı.

 

Manar: Küçük balta.

 

Martila: Dört köşe, enlice başlı küçük çekiçtir, ince sanat işlerinde kullanılır, mıyane.

 

Maskala: Madeni satıhları parlatmak için üzerlerine sürtülerek pürtüklerini gidermek ve perdah yapmak üzere kuyumcuların kullandıkları alet, saykal demiri.

 

Matraka: Madırga, badirga gibi isimlerle de bilinir. Taşçıların ve heykeltıraşların taşı oymak için kaleme vurmak üzere kullandıkları iki başlı ve sapı elle tutacak kadar kısa ağır demir tokmak.

 

Meğel: Yamaçlardaki toprağı alt üst etmek için kullanılan büyük çapa.

 

Mehengir: Tahta ve keresteler üzerine uzunluğuna oyuk bir çizgi açarak o çizgi üzerinden boylu boyuna kırmak veya rende ile alınacak kısmı ayırmak için silici ve marangozların kullandığı gönye şeklinde bıçaklı alet.

 

Miyane: Kuyumcu çekici.

 

Monta çivisi: Ayakkabıcıların kullandığı kalıp çivisi.

 

Murtat: Kalaycıların kap kacak düzeltmek ve perçin yapmak için kullandıkları örse benzer demir araç.

 

Müfre/mühre: Sobacıların saclara delik açmak için kullandıkları araç.

 

Namlı: 1. Sapsız bıçak. 2. Bıçak yapılmak üzere ocaktan çıkarılan kızgın demir.

 

Nevregen: Deri ve mukavva oymak için kullanılan ucu hançer gibi eğri ve ağzı keskin alet.

 

Niyende: Sebze rendesi.

 

Ofulak: Büyük et bıçağı.

 

Oluklu: Tahta oymak, tahta üzerine süs yapmak için kullanılan çelik ağızlı araç.

 

Oygu: Tenekeden yuvarlak parçalar kesmek için kullanılan araç.

 

Öksevi: Fırın içindeki ateşi karıştırmaya yarayan uzunluğu 2,5 metreyi bulan özel değnek.

 

Örs kütüğü: Örsün sağlam durmasını sağlayan destek kütüğü.

 

Örse: Ayakkabıcı örsü; üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı gereci.

 

Pancar dikeli: Pancar çıkarmakta kullanılan, uzun bir sopa ve ucundaki iki uzun dişli demirden oluşan alet.

 

Patuma/patumatığ: Kıvrık uçlu kunduracı bizi.

 

Peftere: Hallaç tokmağı.

 

Pelvan: Değirmen taşlarını kaldırıp yerine koymak için kullanılan kaldıraç.

 

Peri: Büyük ayakkabıcı çivisi.

 

Pevle: Altın veya gümüş ziynet eşyalarını işlemekte kullanılan havan sapı biçimindeki araç.

 

Piris: Daha çok kadınların bahçelerde kullandıkları ufak el baltası.

 

Pusat: Alet ve edevat.

 

Rayba/pürüzalır: Boru ağızlarının genişletilmesi, biçimlerinin düzeltilmesi veya pürüzlerinin giderilmesi amacıyla kullanılan, çevresinde kesici yüzü bulunan alet.

 

Raspa: Demir ve ahşap yüzeylere yapışıp kalan kirleri ve pürüzleri kazımaya yarayan, ağzı keskin, çoğunlukla çelikten alet

 

Ruhlu: Cıva terazisi.

 

Sakallı örs: Kazanların yan yüzünü yapmak için kullanılan örs.

 

Salma: Ağaç kesmek ya da yontmak için kullanılan bir yanı keser, öteki yanı balta biçiminde araç.

 

Santıraş: Santış, santaş, suntıraş, sıntıraç, suntureç, satır gibi isimlerle de bilinir. Nalbantların büyükbaş hayvanların tırnaklarını kesmek için kullandıkları bir çeşit keski.

 

Sarat: Büyük delikli kalbur.

 

Saya: ince, dar ağızlı bıçak.

 

Sava: ince işçilikte kullanılan bir örs çeşidi.

 

Selce/siyil: Odun yarma kaması.

 

Senek: Dört çatallı demir dirgen.

 

Senek: Kasap kütüğü.

 

Senit: Ağaç fırın küreği.

 

Sersem: 1. Hayvanın ayağına çakılan çiviyi perçinlemek için kullanılan nalbant aygıtı. 2. Nalbant araçları konulan kutu.

 

Sıçaga: Sıvasa da denilir. Namlusu kısa ve oldukça enli bir marangoz testeresi. Kiniş testeresi olarak da bilinir.

 

Sındı: Sundu da denilir. Makas.

 

Sırçan: Üzerine masura geçirilen demir iğ.

 

Şive: Kaplardaki eğrilikleri düzeltmek için kullanılan, ucunda sivri bir demir bulunan tahta saplı araç.

 

Sivriç: Tütün fidesi dikme kazığı.

 

Soya: Çakı, bıçak.

 

Sönge: Ocağa atılan kütükleri ileri itmeye yarayan ucu ay biçiminde demir araç

 

Suğluk: Küçük bıçak.

 

Şadara: Büyük gözenekli kalbur.

 

Şahmerdan: Çok ağır bir çeşit tokmak veya çekiç.

 

Şayka: Büyük çivi.

 

Şeytanak/şeytani: Maymuncuk.

 

Şot: Keser.

 

Tabla tığı: Pencere ve kapı çerçevesini düzeltmekte kullanılan araç.

 

Taka: Bıçak sapı.

 

Talguk: Baltayı sağlamlaştırmak için sapıyla demiri arasına sokulan tahta çivi.

 

Tamlı: Ucu kırık kama.

 

Tanalya: Kunduracı pensesi.

 

Tantı: Uzun ağızlı, büyük soğan doğrama bıçağı.

 

Tapan: Demir bel.

 

Taplabuça: Doğrama kapılara lamba açmak için kullanılan araç.

 

Tar: Ağaç taşımak için kullanılan sal.

 

Tavşan: Marangoz rendesi.

 

Teber: 1. Kesme kısmı yarım ay biçiminde saraç bıçağı. 2. Ayakkabıcı bıçağı. 3. Bir çapa türü.

 

Tek ağız: Kalaycı çekici.

 

Tekne mıhı: Küçük boy duvarcı çivisi.

 

Tengeldek örs: Kap düzeltmek için kullanılan yuvarlak başlı demir araç.

 

Tengerek: Yün eğirmeye yarayan tahta araç, kirmen.

 

Tesviyeruhu: Su terazisi.

 

Tevge: Marangozların oyma işlerinde kullandıkları uzun ve keskin ağızlı keser.

 

Tımlı: Sapsız bıçak.

 

Tıraka: Bakırcılıkta bakıra son perdah vermeye yarayan alet.

 

Tifil: Duvar sıvasını düzeltmeye yarayan ağaç.

 

Topana: Ekmek bıçağı.

 

Torandili: Kalın ağaç çivi.

 

Tulup: Davar kırkma makası.

 

Uflak: Büyük et bıçağı.

 

Usku: Mala.

 

Üleşik: Su terazisi.

 

Usküre: Marangoz rendesi.

 

Vala: 1. İnce tel elek. 2. Bir duvarcı aracı, mala.

 

Varyoz: Balyoz.

 

Vergel: Çekiç.

 

Vezerye çivisi: “L ” harfi biçiminde ayna tutturma çivisi.

 

Yağrık: 1. Kasap kütüğü. 2. Odun yararken kullanılan kütük.

 

Yalım: Kılıç, bıçak gibi kesici araçların keskin yüzü.

 

Yamka/yamşa: Odun yarma kütüğü.

 

Yamkı/yamka: Tütün fidesi dikilirken kullanılan ucu sivri değnek.

 

Yastarda: Ağaç düzleme keskisi.

 

Yedecek: Kağnı ve saban oklarını boyunduruğa tutturmaya yarayan ağaç çivi.

 

Yoku: Dibek taşı.

 

Zemil: Gerilip gevşetilebilen ince bir testere tipi.

 

Zıvana bıçkısı: Pencerenin çerçeve tahtasına geçme açmak için kullanılan ucu sivri, ince demirli testere.

 

Zinar: Kalbur yapılırken kasnağın alt kısmını sicimle örmekte kullanılan ucu kıvrık demir araç.

 

Zobcuk: Tomruk kaldırma kaldıracı.

 

Terzi, Adem (2022), Ağızlarda Alet Adlandırmaları, Alet İşler (s. 528-541), Kanca El Aletleri A.Ş.