5 Kasım 2023 Pazar

Yöre Mimarlığı Nostalgia

Yöre Mimarlığı Nostalgia

 

…Batı dünyasında klasiğe geri dönüş anlayışı tartışmalıdır

 

Bilinçsizi (yöreseli)

Bilinçsizi yorumlamak kolay olsaydı…

…50’i yıllardan bu yana yöre mimarlığı akademisyen olmayanlar tarafından sürekli acınacak biçimde yorumsuz, akademisyenler tarafından ise öznel ve ancak bağlamıyla birlikte yorumlu olmaktan öteye götürülemedi.

 

Toplumsal ve fiziksel ortamın değişmesiyle geleneksel konut metruk olmaktadır. Bu karşı konması güç ampirik bir bulgudur.

Toplumda yaşam biçiminin değiştiği gözardı edilmemesi gereken bir olgudur. O zaman eski kabuğa bunca özlem niçin?

 

Doğu Karadeniz yöreselinde mekân kişiliksiz olmayıp sanılanın aksine son derece ayırdedilmiştir.

Boyutlarda tekrarlara rastlanmakla birlikte, kesin standartlar söz konusu değildir,

 

…mimarın yapısını gerçekleştirmeden önce hayalinde canlandırması…

 

Yöre mimarlığı hoştur, göz alıcıdır. Çevreye imgelem kolaylığı sağlayabilir. Çevre dokusunu zenginleştirmede etkili olabilir. Ancak geleceğin kentsel dokusunda yöre mimarlığından esinlenmiş "evlere" yer olmayacaktır.

Gür, Şengül Öymen (1984), Yöre Mimarlığı Nostalgia, Mimarlık Dergisi, Sayı: 200, s. 3-5

… 

Yöre Mimarisi

Yöre Mimarisi

Yöre mimarileri evreni, "çağdaş" şehirlere karşıt olarak bize mekanik ve sürekli - mutlak olmayan bir anlayışı yansıtmaktadır.

 

… Levin de yöre mimarisinde her kişinin bir mimar olduğunu belirtiyor. Toplum dışından gelen etki ve itişler sonucunda, eskiden doğal davranışlarla "farkında olmayarak" bitirdiği yapısı yerine şimdiki yapı kararlarım eli ayağına dolaşırmış gibi huzursuzlukla ve tutuklukla aldığını da belirtiyor…

(Bilgi ve toplumsal süreçler…)

 

Betonun birçok bölgede niçin daha ucuz malzeme yerine geçtiğini pek iyi bilmiyoruz (süre, işçilik, nakliye, vs). Betonun bütün imkanlarının araştırıldığını da bilmiyoruz. Özellikle Türk şehirlerinde çok ilkel beton kullanımını ise biliyoruz. Şimdiye kadar yüzyılımızda birçok bölgede yöre mimarisi ile yarışan betondur herhalde.

Germen, Aydın (1974), Yöre Mimarisi, Mimarlık Dergisi, Sayı: 127, s. 5-9

… 

Uğur Tanyeli - Hakkı Sedad Eldem

Uğur Tanyeli - Hakkı Sedad Eldem

Hüsrev Paşa / dört çocuğu seçip, kendi parasıyla eğitim görmek üzere Paris’e yolladı.

İbrahim Ethem 1839’a dek bu kentte kalarak maden mühendisliği öğrenimi yapacak ve Türkiye’ye dönüşü sonrasında çeşitli yüksek devlet görevlerinde bulunup 1877-78’de sadrazamlığa kadar yükselecekti.

Sedad Hakkı Eldem / bu Rum asıllı çocuğun soyundan gelmektedir.

 

“Aman efendim! Bu ne çok yazı. Mimar konuşmaz çizer”.

 

…ana düşünceleri oldukça yalındır: Türkiye’ye özgü bir m im arlık yaratılmalıdır / Türkiye’ye özgü yeni m im arlık Türk ulusal geleneği ile ilişkilendirilmelidir; çağdaş teknoloji yadsınmamak, tam aksine, kullanılmalıdır. / s. 18

 

(eserleri) Geçmişin kavranıp aydınlatılmasından çok, yazarı olan mimarın ürünlerinin gerekçelerinin, meşruiyet nedenlerinin aydınlatılması için yararlıdırlar.

 

Eldem, ulus-devlet olarak yeniden kurulan bir ülkede kültürel açıdan yaşamsal olan bir sorunsala eğilir: Ulus-devletin ulusal geleneklerde tem ellenen bir kültürel arka planı olmalıdır. / s. 20

O, tanımı gereği olarak yerel nitelikte olan bir vernaküler konut mimarisi çoğulluğundan ulusal geçerliliği olan bir “Türk Evi” evrensel kategorisi icat eder.

 

…özellikle yönetici üst sınıfların İstanbul’da odaklanan konut geleneğini eksen alan bir çerçevede historiyografik açıdan strüktüre eder. Geç 18. ve erken 19. yüzyılda varılmış bir mimari sonucu, Türk Evi kategorisinin temel nitelikleri olarak tanımlar. / s. 21

 

…samimi olduğu hiçbir akademik meslektaşı yoktur.

 

Eldem m im arlığının en temel özelliğinin karşıtlar arasındaki çatışma olduğu öne sürülebilir.

 

Son 120 Sene İçinde Türk Mimarisinde Millilik ve Rejyonalizm Araştırmaları

Sedad Hakkı Eldem / s. 189 vd.

 

Modern mimarinin çeşitli sözde fonksiyonel özelliklerinden başka başlıca hususiyeti Türk mimarisinden ve civarından uzak durması olmuştur.

 

…iki taraflı asi idim. İlk olarak kubbeli-kemerli Neo-Türk’e İkincisi de enternasyonel kübiğe şiddetle karşı idim. Aynı şiddette de Türk evine aşık ve hayrandım.

 

…mimarimizin ve şehirciliğimizin doğru rayına girebilmesi için mutlaka mevcut kıymetlerimizden istifadeyi ön plana çıkarmasını bilmeliyiz. Böylece herhangi bir yabancı akıntıya kendimizi kaptırmaktan kurtarmış oluruz. Yerli mimarimizden öğrenelim derken, kesinlikle şekil ve dekor taklitçiliğinden sakınmalıyız. / s. 193

 

Sedad Hakkı Eldem 1908 yılında İstanbul’da doğmuş…

 

Mimari tahsili Cağaloğlunda Sanayi-i Nefise mektebinde başladı, Fındıklı’da Güzel Sanatlar Akademisi’ni birincilikle bitirdi ve üç senelik bir “ikmal-i tahsil” bursu kazandı. Bu süreyi Fransa, İngiltere ve Almanya’da geçirdi ve Jansen’in yanında şehircilik ihtisası yaptı.

 

…hocalık mesleğini ciddiye almış ve şakaya müsade etmemiştir.

Tanyeli, Uğur (2001), Hakkı Sedad Eldem, Boyut Yayınları, İstanbul

… 

Türkiye’de Kültürel Kimliğin Mimariye Etkisi

 

Türkiye’de Kültürel Kimliğin Mimariye Etkisi

Esra Dönmez – 2006

 

…kültür çevrenin biçimlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

 

(Kültür kavramı)

 

Kimlik / kim sorusuna verilen cevaplar…

 

Mimari = (Bilim + Teknoloji) x Sanat.

 

Mimari = Fonksiyon x (Strüktür + Konstrüksiyon) x Sanatsal Değer

 

Kültür kavramı ülkemizde, ‘bilgi’ kavramı ile karıştırılmaktadır.

… bilgi yarışmalarının ‘kültür yarışması’ adı altında sunulması, bu konudaki katılaşmış yanılgıyla, ondan kaynaklanan kavram kargaşasının başlıca sebebidir / s. 28

 

…tarihsel yapıt belirli bir çağın, belirli bir dönemin koşullarıyla biçimine kavuşmuştur. Bunların belirgin niteliği zamansallıktır.

…bir yapıtın canlılığını, yaşamsallığını sürdüren en önemli etken onun fonksiyonudur.

 

 

Cumhuriyet’in ilan edildiği günlerde ülkemizdeki tek mimarlık okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi/Güzel Sanatlar Akademisi’nde iki tarz mimari öğretisi vardı: Osmanlı ve Rönesans, Vedat Bey Osmanlı üslubunu, Guiliano Mongeri ise Rönesans mimarlığını öğretiyorlardı.

 

1923-1927 yılları arasındaki döneme ‘1. Ulusal Mimarlık’, ‘Neo-Klasik’ (Neo-Osmanlı) üslubu hakim olmuştur

 

1930 ve 1940 yılları arası ulusal mimariye geçiş dönemidir denilebilir.

 

Ekonomik bunalım Türkiye’yi devletçi uygulamaya yönelttiği gibi, ulusçu duyguların canlanmasına neden olan etkenlerin başında gelmiştir.

 

1930-1940 dönemi içinde göze çarpan ulusal mimarlık özellikleri gösteren yapıların en başta gelenleri Sedat Hakkı Eldem tarafından yapılmıştır.

 

1940 yılına gelindiğinde gelişen ulusçuluk fikirleri mimariyi de etkilemiş ve İkinci Ulusal Mimari Dönemi başlamıştır.

 

1940’ların sonlarına doğru ulusal mimarlık düşüncesinin etkisinin azalmaya başladığı görülmektedir.

Gelenekselin analizi ve bunun çağdaş uygulamalarda başarılı bir biçimde yorumlanması her mimarın yapabileceği bir çalışma değildir. Bu konuda en doğru örnekleri, gelenekselin akılcı bir biçimde soyut ifadesini Sedat Hakkı Eldem’in yapıtlarında görmekteyiz.

Dönmez, Esra (2006), Türkiye’de Kültürel Kimliğin Mimariye Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü

Türkiye’de Planlı Kırsal Yerleşmelerin Tarihsel Gelişimi ve Erken Cumhuriyet Dönemi Planlı Kırsal Mimarisinin Korunması Sorunu

 

Türkiye’de Planlı Kırsal Yerleşmelerin Tarihsel Gelişimi ve Erken Cumhuriyet Dönemi Planlı Kırsal Mimarisinin Korunması Sorunu

 

Birinci bölümde / Osmanlı Dönemi’nden 1970’li yıllara kadar gerçekleştirilen planlı köy uygulamalarını ve bunların fikirsel boyutunu değerlendiren yayınlar ile Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan konuyla ilgili belgeler incelenmiştir.

 

İkinci bölümde planlı kırsal yerleşme olgusunun daha iyi anlaşılabilmesi için tarihsel kökenlerinin orta konarak mimarlık ve toplum tarihi açısından anlamı tanımlamaya çalışılmıştır.

 

Üçüncü bölümde / Türkiye ölçeğinde gerçekleştirilen planlı kırsal yerleşme uygulamaları / mimarlık tarihi açısından değerlendirilmiştir.

 

Dördüncü bölümde tezin alan araştırması için seçilen Trakya’da yapılan belgeleme çalışmaları açıklanmıştır.

 

Beşinci bölümde / planlı kırsal mimarisi / cumhuriyet mimarisi / ve mimarlık tarihi / tartışılarak ortaya konulmuştur.

 

Altıncı bölümde Trakya Umumi Müfettişliği Dönemi’nde gerçekleştirilen planlı kırsal mimari uygulamaları / tartışılmıştır.

 

Giriş

…ilk tespitler, “örnek köy” olarak tanımlanan planlı kırsal yerleşmelerin, devletin ağırlıklı olarak yurtdışından gelen göçmenlerin barınma sorununu çözmeye yönelik olarak kırsal kesimde sürdürdüğü sıradan bir yapılaşma çabası olduğu yönündeydi (s. 1).

 

19. yüzyılın ikinci yarısında

 

İlk aşamada göçmenlere boş arazi verilerek, yerleşik çiftçi düzenine geçmeleri hedeflenmişse de bunun başarılması için uygun yaşama koşullarının sağlanması gerektiği de görülmüştür (s. 3).

 

…köy birimini kalkınmanın temeli olarak gören Trakya Umumi Müfettişi Kazım Dirik

 

…planlı yerleşme kavramının gelişiminin insan topluluklarının yönetim biçimleriyle ilgisine kısaca bakıldığında, planlamada her zaman için karar verici bir otoritenin varlığının söz konusu olduğu görülür.

 

 

19. yüzyıl, modern kent planlamasının gereklerinin somut olarak ortaya çıktığı dönemdir.

 

Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılın ikincisi yarısından itibaren, belli bölgelerde devlet tarafından planlanan kırsal yerleşmeler, sistemli ve yoğun bir biçimde oluşturulmaya başlanmıştır. / s. 27 - 28

 

Yüzyıl sonunda bir köy yerleşmesinin yalnız konutlardan oluşmasının yeterli olmadığı, okul, cami gibi kamusal yapıların da mutlaka yerleşmede bulunması gerektiği öngörülerek yerleşmenin “toplumsal boyutu” ortaya konmuştur.

 

İttihat ve Terakki döneminde, çağdaşlaşmanın iki ayağı modern yerleşme ve fenni tarım olarak tanımlanmış, dolayısıyla yerleşmenin mimarisi de modern bir köy toplumu yaratmanın ana konularından biri olmuştur. / s. 88

 

3. ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE PLANLI KIRSAL YERLEŞME YAKLAŞIMI

1920’li yıllarda köy inşaatlarının küçük yerel müteahhitler tarafından yaptırılması benimsenmiş, ekonomik kısıtlılık, malzeme sağlama ve özellikle de yapı ustası bulma zorlukları nedeniyle de, çoğu yapı ve köyün niteliği yasal çerçeveyle tanımlanan düzeye ulaşamamıştır.

 

18 Mart 1924’de, 2. Anayasa’dan bir ay önce çıkartılan 442 sayılı Köy Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin köy sorununun çözümüne verdiği önemi gösteren, kapsamlı bir yasadır

 

Bu yasa ile ilk kez köye “tüzel kişilik” verilerek, resmen en alt yönetim birimi olarak tanımlanmıştır.

 

Samsun ve çevresi, mübadil yerleştirmede önemli bir rol oynamış bölgelerden biridir. 50.000 kadar göçmen bu alana yerleştirilmiş ve arşiv belgelerinden anlaşıldığı üzere sekiz adet numune köy inşa edilmiştir.

 

1924 yılının ortalarında her bölgede farklı mimari tarzlar öngören ve yerel koşullar çerçevesinde farklı uygulama yöntemleriyle gerçekleştirilmeye çalışılan numune köy uygulamalarına başlanmış, ancak yeterli verim alınamaması üzerine, 1925 yılının başında Dâhiliye Vekâleti ülke genelinde tek tip proje uygulamasına geçmiştir. / s. 132

 

1924’de İzmir yangını sonrası İzmir imar planının yabancı uzmanlara yaptırılmasıyla başlayan süreçte, İstanbul, Ankara, Bursa, Adana gibi büyük kentlerin yanı sıra, Gaziantep, Edirne, Niğde, Balıkesir, Tavas gibi daha küçük kent ve kasabaların da planları hazırlatılmıştır.

 

1936’dan itibaren illerin Beş Yıllık Köy Kalkınma Planı yapması istenmiştir.

 

Bu dönemde / Köy anketi ve monografya çalışmaları ile köylerin mevcut fiziksel, toplumsal ve ekonomik durumu hakkında bilgi derlenmeye başlanmış

1930’lu yıllardaki aydın çabası, Türk aydınının köy sorununa yönelmesi açısından önemli bir aşama olmakla birlikte, köye dışarıdan bakan öğütçü bir söylem olarak yayınlarla sınırlı kalmıştır

…temel amaç, köy nüfusunun köyde yaşamaya devam edeceği öngörüsüyle, onun köyünde çağdaş bir biçimde yaşamasının sağlanmasıdır. / s. 139

 

1930’lu yıllarda Devlet bir yandan mevcut köylerin yapılı çevre düzenini Köy Kanunu’na uygun hale getirmek için çaba gösterirken, bir yandan da köy kurma uygulamalarına devam etmiştir.

 

Yeniden Kurulacak Köylerde Nazara Alınması Gereken Genel Sağlık Şartları Hakkında Talimatname / s. 151 vd.

1933’te / hazırlanmıştır

Söz konusu şartnamede köy yeri seçimi ve yapıların mimari özellikleri bir imar yönetmeliği düzeyinde ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır.

…köy, havadar, güneş ışığı gören hafif meyilli yerde kurulmalıdır.

Zeminin rutubet sorunu oluşturmayacak nitelikte olması önemlidir.

 

…su bulunmayan bölgelerde köy kurulması önerilmez.

 

…köy ızgara planlı olacaktır.

 

Köy evinin önünde çiçek bahçesi ve ağaçlık bulunacak, ahır ve samanlık kesinlikle evden ayrı olarak inşa edilecektir.

 

Ev taş temelli olacak, duvarları kerpiçten yapılabilecektir. 30 cm subasman üzerinde taban yapılacak, zemin ile subasman arasında boşluk bırakılacak, yapının tabanı yer rutubetinden korunacaktır.

 

1935’den itibaren devlet yoğun olarak köy kurmaya başlamıştır.

Bulgaristan ve Romanya’dan gelenler ağırlıklı olarak Trakya’da iskân edilmekle birlikte, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde de göçmen köyleri kurulmuştur.

 

TRAKYA UMUMİ MÜFETTİŞLİĞİ DÖNEMİ’NDE KURULAN PLANLI KIRSAL YERLEŞMELER (1934–1941) / s. 163

 

Trakya’nın Geleneksel Kırsal Mimarisi / yalnız fiziksel çevre özelliklerine değil, toplumsal değişimlere de bağlı olarak büyük farklılıklar içermektedir. Aynı coğrafi özelliklere sahip bölgede yer alan komşu köyler arasında, hatta aynı köy içinde bile farklı mimari gelenekleri gözlemlemek olasıdır.

 

Trakya genelinde kırsal yerleşmelerde kapalı doku görülür. Ev avlu içinde yer alır, ahır ve ağıl evin arkasında ön avludan bağımsız bir biçimde konumlanır.

Cami, köyün merkezini belirleyen yapıdır.

 

Ergene Havzası’nda genel olarak tek tip bir mimari gelenek söz konusudur. İnce uzun dikdörtgen biçimli, uzun cephe boyunca uzanan “hayat” niteliğindeki sundurmaya açılan odalar şeklinde tanımlanabilecek olan bu yapılar, bölgede “muhacir evi” olarak adlandırılır. Ancak ilginç olan, göçmenler farklı bölgelerden ve farklı zamanlarda gelmiş olsalar da, genel olarak hep bu plan tipini uygulamışlardır

Sundurmalı evlerde temel olarak bir yaşama ve bir işlik mekânı bulunur. / s. 178

 

İğmeli yapı sistemi, iki ağaç gövdesinin tepe noktasından birleştirilmesiyle oluşan kemer biçimindeki çatkıların, düzenli aralıklarla arka arkaya sıralanıp, yatayda da “germe” olarak tanımlanan, daha ince ağaç gövdeleriyle birbirine bağlanmasıyla taşıyıcı iskeleti oluşturulan yapı sistemidir. Bu yapıların iskeleti kurulduktan sonra, yapının türüne göre gerekiyorsa, “pargı” olarak tanımlanan 3–4 cm kalınlığında ince dallar da, iskeletin daha az boşluklu olması için örgüye katılır. İskeletin üzeri saz ya da sap demetleriyle kaplanarak, yapı örtülmüş olur. Yapının işlevine bağlı olarak, gerekiyorsa içi ve dışı çamur harcı ile sıvanarak masif duvarlar elde edilir. İğmeli yapılar kemer biçimli çatkılardan oluştukları için, biçim olarak ters çevrilmiş bir sepet görünümündedir. Yapının beden duvarı aynı zamanda çatısıdır. / s. 180

 

(Alan araştırması)

 

ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ PLANLI KIRSAL MİMARİSİNİN KÜLTÜR VARLIĞI DEĞERİNİN TANIMLANMASI VE KORUMA SORUNLARI / s. 279

 

SONUÇ / s. 336

 

ERES, Zeynep (2008), Türkiye’de Planlı Kırsal Yerleşmelerin Tarihsel Gelişimi ve Erken Cumhuriyet Dönemi Planlı Kırsal Mimarisinin Korunması Sorunu, Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü

Türkiye’de Göçebe Mesken Örneği: Çadır

 

Türkiye’de Göçebe Mesken Örneği: Çadır

Orhan Gürbüz

 

Bugün, Türkiye’de çadırlara Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Akdeniz ve kısmen Batı Anadolu bölgelerinde rastlanmaktadır.

En yaygın olan çadır tipi “Kara (kıl) Çadır'dır. Kullanılan diğer çadırlar ise, “alacık (alay cık)” ve “topak ev’dir.

 

Çadırlar bir ekonomik faaliyet ve yaşam tarzının parçası olmaları ve doğal şartlarla ilişkileri açısından coğrafi bir olaydır.

 

…göçebe yaşam ve ekonomik faaliyete Anadolu’da genellikle Toros sıradağları ve çevresinde rastlanmaktadır.

 

Ana malzeme olarak çadır örtüsü, çadırın tipine bağlı olarak keçi kılından dokunur veya deve ve koyun yününden yapılmış “keçe” kullanılır. Çadırda kullanılan diğer malzeme ahşap direkler veya dallar ile sağlam ipler ve kazıklardır.

 

Türkiye’de en sık rastlanılan göçebe mesken “kara Çadır”dır. Bu tip çadırlara genellikle siyah renkli olduklarından dolayı bu ad verilir. Keçi kılından yapıldıkları için “kıl çadır” adıyla da anılır.

 

Kara çadırı oluşturan malzeme “çadır çulu” adı verilen örtü, taşıyıcı ahşap direkler, sağlam ipler ve ahşap kazıklardır. Bunların toplam ağırlığı genellikle yüz kiloyu geçmez.

Kara çadırın ana akşamını oluşturan örtü, keçi kılından yapılan iplikten imal edilir. Keçi kılı nispeten kalın iplik haline getirilir.

Direklerin çadır örtüsünü delmesini önlemek için tepe kısımlarına çanak veya bakara denilen daireler konulur.

 

Eskiden sahipsiz yani devlete ait olan boş araziler özel ve tüzel kişilerin mülkiyetine girmiştir. Böylece göçebe çobanlar için bu arazilerde serbestçe hayvan otlatma imkanı ortadan kalkmıştır.

Göçebeleri yerleşik hayata zorlayan diğer bir etken de nüfus artışıdır.

Gürbüz, Orhan (1997), Türkiye’de Göçebe Mesken Örneği Çadır, Türk Coğrafya Dergisi, Sayı: 32, s. 185-195

Türkiye’de Ahşap Ev’in Bölgelere Göre Yapısal Olarak İncelenmesi ve Restorasyonlarında Yöntem Önerileri

 

Türkiye’de Ahşap Ev’in Bölgelere Göre Yapısal Olarak İncelenmesi ve Restorasyonlarında Yöntem Önerileri

 

1. Bölümde; Tarihsel süreç içerisinde, yerleşik düzene geçiş ile başlayıp, Türkiye’de çeşitli kültür bileşenlerinin izlerim taşıyarak gelişen konut mimarisinin, büyük bölümünü oluşturan ahşap evlerin, kökeni ve gelişimi irdelenmektedir.

2. Bölümde; Genel olarak ılıman, yağışlı ve ormanlık bölgelerin ürünü olarak ortaya çıkan ahşap evler, 18.yüzyıl ortalan ve 20.yüzyıl başlan olarak tarihlenebilen, 36 adet örnek evin özellikleri doğrultusundaki yapısal sistemleri ile İncelenmektedir.

3. Bölümde; geleneksel ahşap evin günümüz koşullarında yapısal koruma sorunları, yapısal bozulma nedenlerine bağlı olarak ortaya konulmaktadır.

 

İncelenen ahşap evler, 18.yüzyıl sonlan ve 20.yüzyıl başlan arasındaki süreçte inşa edilmişlerdir.

…ahşabın bünyesinde bulundurduğu fiziksel olanaklarla, her dönemde yaşam koşullarına uyum sağlayacak nitelikte ve kolay oluşturulması, islami inanışlarla şekillenen dünya malı dünya da kalır, felsefesinden hareketle kalıcılık özelliği aranmayan konstrüktif yapım yöntemleri ile çabuk üretilmesi, ahşap evlerin yaygınlaşmasında önemli etmendir.

 

19.yüzyıl başlarına kadar gelmiştir. Endüstri Devriminin öncesi “Zenaate Dayalı” düzeninde önemli bir yeri olması nedeniyle ahşap işçiliği gelişmiş ve çok güzel eserler verilmiştir.

 

S.H.Eldem, geleneksel ev plan tiplerinin dört ana grupta toplamıştır;

• Sofasız plan tipi

• Dış sofalı plan tipi

• İç sofalı plan tipi

• Orta sofalı plan tipi

 

Geleneksel ev mimarisinde toprak, taş, tuğla, ağaç olmak üzere dört çeşit malzeme kullanılmıştır. Topraktan yapılan binalara kerpiç, taştan ve tuğladan yapılanlara kârgir, ağaçtan yapılanlara ahşap veya yansı kârgir, yansı ahşap olanlara yanmkârgir bina denilmektedir / s. 15

 

Ahşap, Türk ev yapımında oldukça yaygın kullanılan malzeme olmuştur.

 

Geleneksel Ahşap ev yapı sistemlerini üç ana başlıkta toplamak mümkündür.

1. Ahşap Yığma Sistem; Ağacın doğal halde veya işlenerek yatay bir düzende birbiri üstüne konması ve köşelerinin geçme tekniği ile birleştirilmesidir.

2. Ahşap Karkas Sistem; Temel veya yığma (taş, kerpiç, ahşap) sistem üzerine ahşapların çatılarak taşıyıcı bir sistem oluşturmasıdır. Bu sistem duvar yüzeyi oluşturulurken kullanılan tekniğe göre aşağıda belirtilen alt gruplara ayrılmıştır.

Ahşap karkas sistemin arasının kerpiç, tuğla, taş veya ağaç ile dolgu yapılması,

- Ahşap karkas sistemin arasının tuğla, taş veya kerpiç ile düzgün olmayan bir teknikte doldurulması ve bağdadi sıvanması veya tahta kaplanması,

Ahşap karkas sistemin belirgin modüler (panel) kurgu sistemi ile oluşturulup arasının tahta veya taş ile dolgu yapılması,

Ahşap karkas sistemin arasının boş bırakılıp dış taraftan tahta kaplanıp, iç taraftan bağdadi tekniğinde sıvanması biçiminde uygulanmıştır.

3. Karma Sistem; Farklı yapı sistemlerinin bir arada kullanılmasıdır.

Bu üç ana başlıkta belirtilen yapı sistemleri ile oluşturulan ve ana taşıyıcı malzemesi ahşap olan evler, tez konusu içinde “ahşap ev” olarak kabul edilmiştir. / s. 20

 

Ahşapta, genellikle hücrelerin yapısı; yumuşak bir madde olan, selüloz (C6 H10O5) dan, liflerin yapısı ise sert bir madde olan, lignin (C10H13O3) x den meydana gelmiştir.

Ağaç yaşlandıkça bünyesinde lignin artmaktadır.

 

İklimsel veriler, ahşap evlerin biçimlenişinde ve yerleşim dokularının oluşturulmasında belirleyici en önemli etken olmuştur.

 

Batı Karadeniz Bölgesi Plan Tipleri: 18.yüzyıl sonuna kadar açık sofalı plan tiplerini korumuşlardır

Açık sofalı planda iki odalı tipler kareye yakın bir dikdörtgen plan üzerine kurulmuştur.

Doğu Karadeniz Bölgesi Plan Tipleri: Sofalar açık olmayıp, korunaklı yapılmışlardır

Hayatlı ya da açık sofalı planlar Ardanuç, Artvin ve Trabzon evlerinin bazılarında uygulanmıştır

Trabzon'da 17.yüzyıhn son yıllan 19.yüzyıl arası açık sofalı ev plan tipi görülmüştür. Geniş sofalar doğuda avluya baktırılarak, geniş dış manzaradan faydalandırılmıştır

Trabzon'un batısında ise toprak zeminli aşhane yerine ayrı bir mutfak planda yerini almış ve yemek pişirilen, ev halkının zaman zaman oturma, yemek yeme eylemlerini karşılayan bir mekan olmuştur. / s. 46

 

Tahta yığma olarak üretilen evlere, Trabzon ve doğusunda kalan bölgede “taraba” denilmektedir.

 

Çatı Yapım Yöntemi: Ahşap yığma olarak inşa edilmiş evlerde, ağaç öğelerinin sonuncusu taban aşığı olarak kullanılmış, mahyada düzenlenen aşıklar üzerine 30-60 cm aralıklarla yerleştirilmiş yuvarlak veya yontulmuş ağaç merteklerle basit eğimli sistem kurulmuştur

Ahşap karkas evlerde uygulanan eğimli çatılarda, ilke olarak çatı bağlantısı ve makası kullanılmamış, genelde oturtma sisteminde çözümlenmiştir. / s. 54

 

Saçak; Çok yağışlı bir bölge olduğu için, genelde geniş saçak yapışmıştır. Saçak genişlikleri 80-1.80 cm arasında değişmiş, saçak ucunda oluk yapılmamış, yağmur sularının bir an önce toprağa iletilmesine çalışılmıştır.

 

Çatı örtüsünün diğer bir çeşidi olan işlenmiş ağaç malzeme ile oluşturulmuş örneklere / Bolu-Artvin ve çevresinde rastlanmıştır.

(bu çatı örtüsüne) Rize ve Artvin’de “hartama” / Bolu-Gerede, Safranbolu ve çevresinde / “pedavra” denilmiştir. / s. 56

 

Doğu Karadeniz bölgesine özgü orta mekan olan aşhanede sürekli ateş yanan büyük ocaklar yapılmış ve çoğunlukla bu mekanda baca olmayıp, dumanlar çatı arasında bırakılan deliklerden atılmıştır.

Dumanın evin içinde yayılmasını önlemek için ocağın veya ateş yanan yerin üstüne gelen bölümde tavandan sarkan aşhane perdesi denilen bir ayırıcı yapılmıştır. / s. 62

 

Orta Anadolu Bölgesi / s. 104 vd.

 

Batı Anadolu Bölgesi / s. 135 vd.

 

Güney Anadolu Bölgesi / s. 168 vd.

 

Marmara Bölgesi / s. 195 vd.

 

Dışa kapalı geleneksel aile yapısı, ailenin toplum içindeki yeri ve günlük yaşantısındaki genel özelliklerin etkisi ve islami inanışlar ile bütün bölgelerde benzer tasarlanan planlar görülmektedir. Bu etki ile biçimlenen evlerde, servis mekanlarına sahip alt katlar dışa kapalı ve iç kısımda bir bahçe veya avlu oluşturmakta, üst katlar ise ortak bir yaşama mekanı ile buraya açılan odalardan meydana gelmektedir.

 

GELENEKSEL AHŞAP EVİN YAPISAL KORUMA SORUNLARI

 

Yapım, Onarım Hataları: Evlerin ilk yapımında veya onaranında, yanlış malzeme seçimi detay hatalarına bağlı gelişen tahribatlardır. Yakın çevreden (ekonomik ve kolay bulunması) elde edilen ve genellikle yumuşak dokulu (çam, köknar, kavak) ağaçlar, fazla işlenmeden kabuklan soyularak yapıda kullanılmıştır. / s. 272

 

Koruyucu kaplamaların (özellikle üst örtü) bakımsızlığı yapıyı ısı ve su yalıtımı açısından zayıflatır.

 

Evlerin gelir getirisi için yıkılmaya terkedilmesi veya yakılmasıdır. Çeşitli nedenlerle terkedilen evlerin, malzeme temini için (kapı, dolap, tavan ve benzeri süsleme elemanlarının sökülüp alınması) tahrip edilmesi Anadolu’da oldukça yoğun görülen bozulma nedenidir.

 

Aile yapısının değişmesi ve çekirdek aile yapışma dönüşmesi ev boyutlarını etkilemiş, mevcut evler bölünerek kullanılmaya başlanmış, yeni evler de daha küçük ve daha çok insanı barındırmaya yönelik olarak hızla üretilmiştir. Sahip değiştiren evler, yeni sahiplerine uygun yapısal değişimlere uğramıştır.

 

…rutubet artarsa ahşabın boyutları büyümekte, azalırsa boyutlar küçülmekte, bu olay pratikte “ahşap çalışır” şeklinde ifade edilmektedir.

Ahşabın doğal kusurları olan budaklar, yarıklar, yaralar, urlar gibi anatomik bozukluklar, ahşabın boyuna çalışmasını arttırmaktadır. / s. 290

 

SONUÇ; GELENEKSEL AHŞAP EV’İN YAPISAL KORUNMASI İLEİLGİLİ KURAMSAL VE YAPISAL AÇIDAN ÖNERİLERİN GELİŞTİRİLMESİ

12-17 Haziran 1995 de Finlandiya Soumenline’de yapılmış olan ICOMOS Uluslararası Eğitim Komitesi toplantısında kabul edilen metinde olduğu gibi “koruma eyleminin amacı anıtın gizli kalmış değerlerini ve özelliklerini göz önüne alarak en üst seviyede bir uygulama standardına ulaşmak için koruma eylemi sorumluluğu yüklenebilecek bir uzman yönetiminde çeşitli meslek guruplarının ortak çalışması ile gerçekleştirilmeli ve yapıya müdahale gerekli olan en az düzeyde tutulmalıdır / s. 298

Çobancaoğlu, Tülay (1998), Türkiye’de Ahşap Ev’in Bölgelere Göre Yapısal Olarak İncelenmesi ve Restorasyonlarında Yöntem Önerileri, Doktora Tezi, Mimar Sinan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

Türk Konut Mimarisinde Tarihsel Süreklilikler Orta Asya ve Anadolu

Türk Konut Mimarisinde Tarihsel Süreklilikler Orta Asya ve Anadolu

Geçmişte kendisini Batı – Doğu dünyası ayrımı ve tarihsel toplumların yönetici sınıflarına has prestijli, anıtsal ve askeri yapılarla sınırlandıran mimarlık tarihi, günümüzde, geçmiş toplumlardaki tüm ekonomik-sosyal tabakalara özgü mekânsal özellikler ve yerleşme kalıplarının araştırılmasını hedeflemektedir.

 

Orta Asya kaynaklı göçer Türk mimarisinde mekânsal algıdan söz edildiğinde insan-çevre bütüncüllüğü öne çıkar.

 

Mekân tarifi mimarlığın özünü oluşturur ve sınırsız doğanın içerisinden çeşitli hacimlerin insani eylemler ile eşleştirilerek tanımlanmasını içerir.

 

“Yer” tanımına geri dönülürse mekânsal kurgunun iki boyutundan söz edilebilir: fiziksel kurgu ve işlevsel kurgu.

 

Orta Asya Türklerinin temel yaşam birimi olarak kabul edilen “yurt” ele alındığında mimari form üretiminin çevresel ve kültürel referansları anlaşılabilir. Anadolu’da “topak ev” olarak adlandırılan yurt geometrik form olarak silindir bir kaidenin üstüne oturtulan eşit çaplı yarım küreden (kubbe) oluşur. Yurt üç boyutta hasır örgü mantığı ile teşekkül ettiği ve keçeyle örtüldüğü için hafiftir. Katlanabilir olan hasır strüktür sayesinde yurt kolayca taşınabilir.

 

Pişirme yeri (ocak) dairesel planın merkezinde yer alırken çeperlerin oturma, yatma, yeme vb. çeşitli işlevler ile yüklendiği ve bu işlevleri karşılayan elemanların taşınmaya hazır biçimde oldukları görülür

 

…bozkırda mekân tanımının başlama noktasını yurt oluşturur.

 

Kazakistan-Çu Vadisi, Türkmenistan, Aral Gölü çevresi ile Sırderya Boyları’nda ortaya çıkan ve Ortaçağa ait olduğu kabul edilen konutlar Türklerin Anadolu’da oluşturdukları yapı çevreleriyle mekânsal süreklilikler göstermektedirler

 

Güncel bulguları dikkate alan daha geniş bir bakış açısından hareket ile Türk mimarisinde tarihsel sürekliliklerin araştırılmasında “göçebe” ve “yerleşik” kategorilerinin anlamsızlaştığı görülmektedir.

 

XI. ve XII. yüzyıllardan itibaren Türk topluluklarının Anadolu’daki nüfus artışı ile bu coğrafyaya has çevresel özellikler ve yapı gelenekleriyle harmanlanmış sivil konut mimarisi oluşmuştur.

 

Anadolu çevresindeki coğrafyalar ile kültürel etkileşimleri değerlendiren Doğan Kuban Anadolu’nun coğrafi özellikleriyle ilişkili bir “Türk Evi Tipi” ortaya koyar

 

Mekânda işlevsel esneklik, çok amaçlılık, dönüştürülebilirlik, hafiflik, yalınlık değişik coğrafyalara yayılan Türk toplumlarında konut mekânının zaman üstü ilkeleri halini almıştır.

 

Anadolu geleneksel konut mimarisinde de mekânsal kurguyu

araştırırken birbiriyle bütünleşik iki düzeyden söz etmek mümkündür:

i. İşlevsel Kurgu:

ii. Fiziksel Kurgu:

 

Türk evindeki odaların en önemli özellikleri kendi başlarına, yapı içinde belirli eylemleri karşılayan birimler olmalarıdır.

 

Küçükerman tarafından Türk evi odası ve topak ev arasında kurulan benzerlikte öne sürülen ortak noktalardan olan “çok amaçlı orta alan” ve “oturma için biçimlenen çevresel alan” Alexander’in öne sürdüğü “kalıp” tanımına uyum sağlamaktadır. Bu kalıplar Batı Anadolu’da Yörüklerin kullandığı kara çadırlarda da görülmektedir

 

…alaçık adı verilen ve topak evin türevi olarak görülen çadır sisteminin ön uzantısı olarak ortaya çıkan talvar dikkat çekicidir. Talvar Anadolu’nun farklı yörelerindeki yerleşik düzen konutlarında hayat, köşk veya ayazlık adı verilen açık ve yarı açık mekânlar ile işlevsel manada bir akrabalık sergiler.

 

Günümüzde Anadolu’da halen kullanılmakta olan geleneksel konutların Orta Asya kültürü ve antik Anadolu kültürleriyle ilişkileri konusunda tarihin derinliklerinden elde edebildiğimiz malzemeler kesin yargılara varmak için yetersizdir.

 

…mimaride kültürel özgünlüklerin aranması noktasında esas incelenmesi gereken bir mimari kalıbı oluşturan bağlam – problem – çözüm çakışması ya da işlev – form – teknik çakışmasıdır. Mekân kurgusunda işlev – malzeme örtüşmeleriyle kültüre özgü nitelikler, kültürel yaklaşımları ve çevre duyarlıkları açığa çıkacaktır.

Kavas, Kemal Reha (2012), Türk Konut Mimarisinde Tarihsel Süreklilikler Orta Asya ve Anadolu, Belleten, Cilt: 76, Sayı: 276, s. 503-538


Türk Doğu Karadeniz Evlerinin Geleneksel Mimarisi ve Tasarım Özellikleri

 

Türk Doğu Karadeniz Evlerinin Geleneksel Mimarisi ve Tasarım Özellikleri

Coğrafyaya bağlı özellikler/nitelikler yöredeki mimari karaktere biçimini veren etkenlerin başında gelir. Yerleşimler dağınıktır; iki ev arasında 1-2 km mesafe olabilir.

Geleneksel mimari; malzemeler doğal çevreden temin edilir; dolayısıyla olumlu anlamda ekolojik değeri vardır.

Evin planı, sosyal yapıyla ilişkili olarak şekillenir; evin büyüklüğü, oda sayısı ailenin ihtiyacına göre şekillenir. Bölgede kıyı şeridine paralel olarak batından doğuya gidildikçe evler büyür; Ardeşen-Hopa tarafında konak biçiminde evlere tesadüf edilir.

Evlerin planı arazi eğimi, manzara ve güneş ışığına göre belirlenir.

Fidan, Muhammed Said vd. (2016), Türk Doğu Karadeniz Evlerinin Geleneksel Mimarisi ve Tasarım Özellikleri, Mugla Journal of Science and Technology, Cilt: 2, No: 2, s. 24-29

Tüketim Kültürünün Mekansallaşması Bodrum Örneği

 

Tüketim Kültürünün Mekansallaşması Bodrum Örneği

Bodrum, tatile, dinlenilmeye gidilen ‘başka’ bir yer değil, İstanbul’un bir kesiminin taşındığı uzak bir ‘sayfiye semti’dir

 

Tüketim / tüketim simülasyonu vs.


Esmer, Gizem (2012), Tüketim Kültürünün Mekansallaşması Bodrum Örneği, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü

Tarihi Kent Dokusu ve Mimari Mekânların Geleceğe Taşınmasında Bir Yöntem Önerisi Sivas Örneği

Tarihi Kent Dokusu ve Mimari Mekânların Geleceğe Taşınmasında Bir Yöntem Önerisi Sivas Örneği

 

Birlik (2006) doktora çalışmasında kimlik, görsel kimlik ve tarihi çevre kavramlarını araştırarak Trabzon kenti örneğinde sit alanlarında sivil mimari yapıların cephe tipolojileri incelenmiştir.

 

Çöl (1998)’ün isimli çalışmasında kent kimliği kavramı araştırılmıştır.

Demir (2006) tarafından hazırlan çalışmada kentlerin kimlik probleminin sosyal, mimari, siyasi ve kültürel boyutlarını araştırmıştır

Deniz (2004)’in “Konya'da Farklı Üç Kentsel Mekânda Kent Kimliği Üzerine Bir Araştırma” isimli araştırmada kent kimliğini ve şehirlerin kimliklerinin değişimi Konya örneklemi üzerinden incelemiştir.

 

Deniz (2021) “Kentsel bellek bağlamında Tarsus Tarihi Ticaret Merkezi'nin değerlendirilmesi” isimli çalışmasında / belleğin korunarak geleceğe aktarılması için öneriler geliştirmiştir.

 

Mutlu (2020) “Yeniden yapılanma sürecinde kentsel bellek mekânlarının korunması” isimli çalışmasında birey veya grup ile mekân arasında kurulan anlamlı bağların, kimlikli şehirlerin oluşumu için potansiyel bir güç taşıdığını ifade etmiştir.

 

Mekânın sözlük anlamı "yer, bulunulan yer" olarak tanımlanırken, kentsel kelimesi ise sözlükte "kentle ilgili, şehirle ilgili" şeklinde yer alır

 

Kentlinin kullanamadığı ve içine giremediği bir mekân kentsel mekân olarak değerlendirilemez.

 

Kamusal alan, 1962 yılında yayınlanan Jürgen Habermas'ın Kamusallığın Yapısal Dönüşümü kitabında ön plana çıkmıştır.

 

Kültür ve tarih kentin kimliğini belirleyen en önemli faktörlerdir.

 

Bir kenti başka bir kentten ayıran özellik tarihi yapıları, kent tasarımıdır

 

Toplumların kendilerini yaşadıkları kente ait hissedebilmeleri için kent kimliğinin korunması gerekmektedir. Bu açıdan kentsel kimliğin korunabilmesi, kent içinde yer alan tarihsel dokuların gündelik yaşama entegre edilerek korunmaları ile mümkündür

 

Sivas kenti Anadolu coğrafyasının ortasında, İç Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Kızılırmak bölümünde yer almaktadır

Deniz seviyesinden ortalama 1000-1500 m yükseklikte

 

Sivas isminin kaynağı

‘Sebaste’ Sebasteia eski Yunancada (Augustus Şehri) ismi, bu ismin Pontus kralı Polemon’un hanımı Pitodoris tarafından verildiği düşünülmektedir. Sebaste isminin tarihi süreçte “Sivas”a dönüştüğü bir başka rivayettir. Başka bir görüş de, bugün “Sivas” olarak kullanılan ismin “Sipas”tan geldiğidir. Bir başka rivayet de “üç göze” anlamına gelen “Sipas”tan kaynaklandığı ve zamanla “Sivas”a dönüştüğü yönündedir.

 

Sivas’ta geçmişte; Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Romalılar ve Bizanslılar hâkimiyet sürmüştür. Türklerin hâkimiyeti ise Alparslan'ın Anadolu'yu fethiyle birlikte başlamıştır.

 

Türklerin Sivas’ta inşa ettiği bilinen ilk yapı 1197 tarihli Sivas Ulucamisi’dir.

 

Sivas kent gelişimi ve tarihi süreç içerisinde yapılan uygulama imar planları değerlendirildiğinde 1915 Badrik planlarından başlayarak korunması gereken eserlere özel önem verildiği görülmektedir. Özellikle 70’li yıllardan itibaren artan tarihi dokuların ve mimari mekanların korunmasına yönelik 23.07.1983 tarihinde yürürlüğe konulan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Türkiye’de koruma bilinci daha da artmıştır. Kanun ve ilgili mevzuatların Sivas özelinde planlara yansıması 2000’li yıllarda gerçekleşmeye başlamıştır. Sivas merkezde yer alan çok sayıda sivil mimari örnekleri 90’lı yıllarda tescil edilememiştir. 2005 yılında Bakanlar Kurulu yazısına istinaden koruma kurulunun çalışmalarına başlaması Sivas için yeni bir dönem oluşturmaktadır. Belediyesince yaptırılan 2012 yılı Revizyon İmar Planında taşınmaz kültür varlıklarının bulunduğu imar adalarında ve çevresinde konut ve ticaret fonksiyonlarının yerine yeşil alan ve sosyal donatı fonksiyonlarının getirildiği görülmektedir. Ancak 2017 Kısmi Revizyon İmar Planı ile birlikte kamu yükü getiren bu alanların birçoğu yeniden eski haline getirilmiştir. Söz konusu değişikliklerin bazıları plana itirazlar neticesinde kısmen tekrar yeşil alan ve sosyal donatı fonksiyonlarına kavuşmuştur. 2020’li yıllarda ise Sivas Belediyesi paydaş kurumlarla ortak hareket ederek Güdük Minare ve çevresi, Taşhan çevresi ve birçok tescilli camii çevresi gibi tescilli yapıların bitişindeki ve komşuluğundaki ada ve veya parsellerin plan değişikliğine giderek kamulaştırma çalışmalarını sürdürmektedir. / s 145-146

 

Türk, Haydar (2022), Tarihi Kent Dokusu ve Mimari Mekânların Geleceğe Taşınmasında Bir Yöntem Önerisi Sivas Örneği, Doktora Tezi, Konya Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü


Şavşat’ta Geleneksel Köy Meskenleri ve Başlıca Sorunları

 Şavşat’ta Geleneksel Köy Meskenleri ve Başlıca Sorunları

Hayati Doğanay 

Fatih Orhan

 

Şavşat’taki geleneksel köy meskenleri, yapı gereci olarak ahşap kullanımının yaygın olduğu, ev ve eklentileri ile bir bütünlük arz eden ve kış odası, ayvan, köşki ve buhari gibi kendine özgü kısımları bulunan, plan ve yapı teknikleri açısından oldukça ilgi çekici özelliklere sahip olan beşeri eserlerdir.

 

Dağlık ve engebeli topoğrafik yapısına bağlı olarak, dağınık yerleşme dokusunun egemen olduğu sahada, volkanik kayaçlar (özellikle bazalt ve andezit) yaygın olarak bulunur.

…en geniş alana yayılmış ağaç türleri ise, ladin, göknar ve sarıçamdır.

 

…yüksek köylerde taş kullanımı artmıştır. Yörenin nemli bir iklime sahip olması ve topraktan rutubet alması nedeniyle taş malzeme, konutların özellikle temel kısmında yoğun bir şekilde kullanılmıştır.

 

…en fazla kullanılan çatı örtü malzemesi ise, sac-eternittir

…hâlâ kullanımı devam eden bir çatı örtü malzemesi de ahşaptan yapılmış ve yörede bedevra olarak adlandırılan hartamadır

Hartamalar, erken çürümeleri ve çatıdaki diziliş düzenlerinin bozulma ihtimalinin yüksek olmasından dolayı, çok kullanışlı çatı örtü malzemeleri olmayıp, hemen hemen her yıl bakıma ihtiyaç duyarlar.

 

Sahada tamamıyla ahşap malzemeden yapılmış köy konutları olduğu gibi, ahşabın diğer bazı malzemeler ile, özellikle de taşla beraber kullanımı da oldukça yaygındır.

 

Sahada genel olarak hayvan barınağı olarak kullanılan alt kat, blok veya tomruk çantı tekniği ile inşa edilmektedir.

 

…ateşe dayanıklı taşlar (Meydancık yöresinde karhana adı verilir)

…ilk katın üzerini örten döşeme kirişleri, yörede satapav adı verilen döşeme tahtaları ile kaplanır.

 

…köy konutlarının kendine özgü özelliklerinin başında, iki veya çoğunlukla da üç tarafının, yörede ayvan adı verilen (Meydancık çevresinde çardak, tantraba gibi isimlendirmeleri de vardır) balkonlarla çevrili olması gelir. Ayvanlar aynı zamanda eve ilk girilen kısımdır. Salon her iki tarafından ayvana açılır. Söz konusu balkonlar, bazılarında süslemelerin de yer aldığı ahşap çitlerle çevrilmiştir. Sahadaki geleneksel köy konutlarının bir diğer ayırt edici ve özgün özelliği ise, söz konusu bu ayvanların altında asma tuvaletlerin yapılmasıdır

 

…ayvanın manzarası en güzel olan yerinde köşk (yöresel ifade şekli ile köşki) adı verilen bölümlerin olması

 

Şavşat evlerinde, olumsuz iklim koşullarından en az etkilenmek amacıyla, pencere sayısı ve ebatları oldukça sınırlı tutulmuştur. Ayrıca dışarıdan pencereleri kapatabilmek için de ahşap kepenkler takılmıştır. Kış aylarını başka yerlerde geçirecek olan aileler, bunları (Meydancık yöresinde akoşka adı verilir) kapatıp, evlerinden öyle ayrılırlar.

 

Doğanay,  Hayati – Orhan, Fatih (2014), Şavşat’ta Geleneksel Köy Meskenleri ve Başlıca Sorunları, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 1, s. 273-297

Sürdürülebilir Mimarlık Bağlamında Geleneksel Konya Evi Üzerine Bir İnceleme

 

Sürdürülebilir Mimarlık Bağlamında Geleneksel Konya Evi Üzerine Bir İnceleme

Ahmet Cemil Kuşcu

 

…çevre kirliliği paralelinde oluşan ekolojik dengenin bozulması

Canlıların varlıklarını devam ettirebilmeleri, yaşam ortamlarının sürdürülebilirliğiyle mümkündür.

 

Ekolojik mimarlık, yabancılaştığımız doğal çevreyle bir bütünleşme çabasıdır.

 

Tarihsel gelişimi içinde ekoloji, ilk olarak Alman zoolog Ernst Haeckel tarafından

“hayvanların canlı ve cansız çevreleriyle ilişkisi”ni belirtmek için oekologie (Yunanca oikos:”ev”, “barınak” ve logos:”bilim”) terimi kullanılmıştır.

 

Mimarlığın temel ilkeleri / yararlılık, dayanıklılık ve güzellik.

 

arazinin en yararlı biçimde kullanılması ve binanın gerek araziye, gerekse çevreye uyum sağlamasıdır.

 

İran’daki sıcak ve kurak yörelerdeki “badgir” diye adlandırılan rüzgâr kapanları iri bir bacayı andırır

Rüzgâr kuleleri / Tepe bölümü 1–2 metre yükseklikte, ince uzun şerit biçiminde boşluklar açılmıştır. Rüzgâr bu şeritlerden içeri girerek, şaft boyunca zeminine kadar inerek bir hava hareketi yaratır.

 

Kaba biçilmiş bir kerestenin başka ürünlere dönüştürülmesi, fırında kurulması ve işlenmesi için 5,3 MJ/kg enerji harcanmaktadır. Oysa, aynı amaçlı kullanılacak çelik için 35 MJ/kg, alüminyum için ise 145 MJ/kg enerji tüketilmektedir.

 

Türk Evi, Osmanlı Devletinin sınırları içinde Rumeli ve Anadolu bölgelerinde oluşmuş ve 500 sene kadar devam etmiş, kendi özellikleriyle belirginleşmiş bir ev tipidir.

Plan şemaları içinde dış ve açık sofalı tipler, köşklü ve eyvanlı uygulamalarla dikkati çeker. Odaların birbirine bitişik olmasından çok, sofanın uzantılarıyla birbirinden ayrılarak özerklik kazanması plan şemalarının en özgün niteliğidir.

 

Tarihi dönemlerde ismi Lykaonia olan Konya’dan ilik söz eden kişi Klasik Dönem Grek yazarlarından Xenophon olmuştur. Aynı zamanda Xenophon İkonion’un Frigya’nın en son şehri olarak zikredilmektedir.

 

Geleneksel Konya evinde çatı örtüsü toprak dam, saçaklar ise saz saçak ya da kirpi saçak şeklindedir.

 

Konya evlerinin geleneksel cephe kaplaması toprak sıvadır.

 

Konya'da iklimin de etkisi ile evlerde daha çok iç sofalı plan tipi uygulanmıştır.

 

Konya’da bodruma izbe denir. İzbe; yarısı toprak altında ve yüksekliği yaklaşık 250 cm olan ve üstteki evi rutubetten koruyan bir yerdir.

 

Konya çevresinde bulunan tarihi yapılarda yaygın olarak kullanılan ve yörede Sille Taşı olarak bilinen andezitik tüflerin kapiler su, emme katsayısı betona yakın, traverten, kireçtaşı ve granitten daha yüksektir.

 

Gödene Taşı: Taşın neojen devrinde meydana gelen göllerde oluşan göl kalkeri olduğu ve içinde silis parçaların yoğun olduğunu söylemektedir. Yoğunluğu ve mukavemeti fazla bir taş olduğundan eski yapıların temellerinde fazlaca kullanılmıştır.

 

Geleneksel Konya evlerinin temel üstü duvarları kerpiçtir. Kerpiç, fırında pişirilmeden sadece güneşin ısısıyla kurutulan çiğ tuğla olarak tanımlanabilir. Ana malzemesi topraktır.

 

Konya evinde kullanılan ahşabın en çok katran, çam, meşe, kavak ve ardıç ağaçlarından oluşmaktadır.

 

Kuşcu, Ahmet Cemil (2006), Sürdürülebilir Mimarlık Bağlamında Geleneksel Konya Evi Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

 

Sürdürülebilir Bir Yayla Evi Projesi

 

Sürdürülebilir Bir Yayla Evi Projesi

Ahmet Koçhan

Şengül Öymen Gür

 

Mimari tasarıma yön veren doğal etkenler arasında, bölgenin iklim koşulları önemli bir yere sahiptir.

Bina, insan ve çevre arasındaki dengenin kurgusunu yansıtan bir kabuktur.

 

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin deniz ve kıyı turizmi potansiyeli istenen düzeyde değildir.

 

Binalarda Isı kaybı iki şekilde oluşur: Birincisi, dış ortamdan iç ortama havanın girmesi veya içerdeki havanın dışarıya çıkmasıyla, hava değişiminden dolayı oluşan ısı kaybıdır. İkinci ısı kaybı ise, yapı dış yüzey elemanları üzerinden iletimsel yolla olur.

 

tüm pencereler için 12 mm aralıklı, çift camlı, ahşap doğrama ve ahşap kapı düşünülmüştür.

yayla evinin kuzey cephesinin büyük oranda toprağa gömülü olarak tasarlanmasının, ısı kayıplarının azaltılmasında avantaj sağlayacağı Kabul edilmiştir.

 

Yayla evinin güney cephesinde tasarlanan sera ve trombe duvarı eğimi 69° olarak alınmış ve Isı gereksiniminin olmayacağı yaz döneminde ise bu bölgeler gölgede kalacak şekilde tasarlanmıştır. Böylece yaz aylarında iç mekanda aşırı bir ısı artışının olması önlenecektir.

 

SONUÇLAR

yayla evinin gereksinim duyduğu ısı enerjisinin, Aralık ayında % 84, Ocak ayında % 99 ve diğer aylarda tamamının, güneş enerjisinden pasif yararlanma yoluyla karşılanabileceği hesaplanmıştır.

 

Koçhan, Ahmet - Şengül Öymen, Gür (2000), Sürdürülebilir Bir Yayla Evi Projesi, Domus, Sayı: 7

Suha Arın Belgesellerinde İnsan Mekân İlişkisi

Suha Arın Belgesellerinde İnsan Mekân İlişkisi

Gülçin Çakıcı

 

Suha Arın, belgesellerinde insan-mekân arasındaki ilişkiyi öne çıkaran bir üslubu benimsemiştir.

 

Arın, belgesellerinde özellikle Anadolu’yu mekân olarak ele alırken; bu makro mekânı çoğunlukla mikro mekânlar aracılığıyla anlatmış, insanların bu mekânlarla olan ilişkilerine yer vermiş, mekânın insanla var olduğu görüşünü desteklemiştir.

 

Lefebvre’nin “mekân üretim şekilleri” kuramı, belgesel sinemanın insanı ve mekânı “temsil” edişini bir kurama bağlama noktasında bu çalışmanın merkezinde yer almaktadır.

 

Çalışma boyunca araştırılan kaynaklardan hareketle varılan; mekânın insansız, insanın da mekânından bağımsız telaffuz edilemediği, eksik kaldığı görüşüdür.

 

1.BÖLÜM

“İNSAN” VE “MEKÂN” ARASINDAKİ İLİŞKİ

İnsan ve mekân arasındaki ilişkinin “duygu” temeline oturan “aidiyet” kavramı; “mekânın arayışındaki insan”; mekânın insan için ne ifade ettiği, insanın neden mekânsız olamayacağı, mekânsız olan insanın yarım kalacağı, her insanın kendisine ait hissetmek istediği bir mekâna ihtiyaç duyduğu üzerinden ele alınmaya çalışıldı. / s. 4

 

İnsan ben-merkezli algısı sonucu devingen ve dinamik kişisel mekanı ile var olur.

 

Yer kavramını kimliğin kurucusu olarak niteleyebiliriz.

 

Mekân düşünceleri, anıları toplar.

 

Her toplumsal davranış bir konumda gerçekleştiğinden aynı anda bir mekânsal davranıştır (Gür / s. 115).

 

…insanın sosyalliğini oluşturan “anlamlar, gelenekler ve bağlılıklar yer kavramı etrafında oluşur

 

Mekân ‘bulunulan yer, ortam’ anlamına geldiği gibi ‘varolmak’ anlamını da içermektedir.

 

İnsanın / kendisini bir mekâna ait hissetme ve kendisini bir mekânla özdeşleştirme, hatta tanımlama duygusu / insanın var oluş sebeplerinin başında gelmektedir…

 

Kendileme bir yerin ya da mekânın dönüştürülmesinde ortaya çıkan bir otorite, bir denetim göstergesidir.

 

Mekân Arapçadan dilimize geçen ve ‘kevn’ (olmak) kökünden türeyen bir kelimedir. Genellikle ‘oturulan yer’ anlamında kullanılmakla birlikte ‘bulunulan çevre, ortam, yaşanan dünya ve kâinat’ anlamlarını da içeriyor.

 

Mekânın var oluş hali insana bağlıdır.

 

Mimari, bedenin zaman içinde mekânla bütünleşmesiyle ve hareketle eklemlenmesiyle etki yaratmaktadır.

 

Le Corbusier’e göre de mimarlığın amacı duyguları harekete geçirmektir. Mekân ve karakter, tanımlanmış mekânın (yer) iki temel unsurudur.

 

bu çalışma da“mekân”ın “yer”e dönüşmesinin insan tarafından deneyimlenmesi ile mümkün olacağı düşüncesine dayanmaktadır.

 

‘Mekân (Space)’, ‘Yer (Place)’den daha soyuttur. Ayrımı tanımlanmamış mekân, daha iyi tanıdıkça ve değer verdikçe ‘yer’e dönüşmektedir.

Ne zaman ki mekân üç boyutlu bir yapı, derinlik kazanır o zaman yere dönüşür.

Yeri karakter sahibi yapan; insanın yanında, içinde deneyimlerin barındığı tarihtir, anıdır / s. 15

Mekânın üretildiği ham madde doğanın kendisidir. (Lefebvre, s. 11–12) (İnsan doğayı yitirdiği miktarda mekanı da yitirir. Doğaya yabancılaşma diye de okunabilir bu korelasyon).

 

Gaston Bachelard ve Heidegger fiziksel mekâna şiirsel ve felsefi açıdan bakma gerekliliğini öngörmüşlerdir

 

Sosyal mekân, üç kavramı içinde barındırır: biçim, yapı ve işlev… (Başka bir mekan kategorisi için de aynı kavramları sıralamak durumunda kalırdık)

 

Toplumsal bir süreç olarak mekân, toplumun altyapı ve üstyapıya ait değerleri ile şekillenir (Hakkı Yırtıcı, Çağdaş Kapitalizmin Mekânsal Örgütlenmesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005, s. 2).

 

Pierre Nora bayramları, amblemleri, anıtları ve anma törenlerini, ayrıca övgü söylevleri, sözlükleri ve müzeleri “Hafıza Mekânları” olarak adlandırmaktadır (Pierre Nora, Hafıza Mekânları, Mehmet Emin Özcan(çev.). Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2006, s. 9)

 

Mekân, insanın var oluş yeridir. İnsan da yaşamı deneyimlediği ölçüde mekânı “yer”e dönüştürür ve onu var eder.

 

…insan yaşadığı yere benzer.

Ev, insanın dünyada ve varlık içinde bulunma biçimidir.

 

İnsandaki “mekân duygusu” kavramını şekillendiren, “aidiyet” hissidir.

 

İnsanın dünya yüzünde varlığını sürdürebilmesi çevre ile uygun bir etkileşim içinde olmasına bağlıdır (Doğan Kuban(aktaran); Mimarlık Kavramları-Tarihsel Perspektif İçinde Mimarlığın Kuramsal Sözlüğüne Giriş, TEM Yayın, İstanbul 1998, s. 9).

 

Kültürün kuralcı ve anlatısal, yönlendirici ve nakledici yönü bireylere “biz” deme imkânı veren “kimlik” ve “aidiyet” temellerini yaratır. Tek tek bireyleri böyle bir “biz”de birleştiren, bir yandan ortak kurallar ve değerlere bağlılık, öte yandan ortak yaşanmış geçmişin anılarına dayanan, ortak bilgi ve kendini algılayış biçiminin oluşturduğu bağlayıcı yapıdır (Assmann, s. 21).

 

Bütün kimlikler, bir toplumsal ilişkiler sistemi içinde oluşur ve birbirlerini karşılıklı tanımaları gerekir (David Morley- Kevin Robins (aktaran), s. 74,).

 

Ruh zamanda, insan mekânda devinir.

 

İnsanın mekânı deneyimlemesinin özünde mekânın işlevselliği gizlidir.

 

Biçim işlevi izler

 

Folklor, bizim dünyayı algılayışımızın bir aracıdır. Bir anlamda geleneklerimiz ve onlara yüklediğimiz anlamlar üzerinden yaşadığımız coğrafyayı yeniden yaratırız (Ryden, s. 63).

 

2. BÖLÜM

“BELGESEL SİNEMA” VE “İNSAN” İLE “MEKÂN” ARASINDAKİ İLİŞKİ

Belgeseli çekilecek konunun-olayın-kişinin-vb. yönetmen ve ekibi tarafından en ince ayrıntısına kadar araştırılması gerekmektedir. Çünkü belgeselin birincil amacı izleyiciyi ‘aydınlatmak’ tır.

 

Belgeselcinin belgeselde işleyeceği konu ile ilgili “sentezci bir bakış açısı” ile bir yorum oluşturması ve bu yorum üzerinden izleyiciye “evrensel mesaj” vermesi gerekir.

 

belgeseller, bugünü yarına taşıyan yapıları vasıtasıyla ‘unutma’ olgusuna direnen yapıdadırlar.

 

İnsanın / karakteristiği / ayırıcı göstergesi, metafizik doğası olmayıp, yaptığı iştir.

 

Mekân” başlı başına bir “anımsama” nesnesi olarak işlev görmektedir

 

Hafıza mekânları anımsadığımız şeyler değil, fakat hafızanın mayalandığı yerlerdir

 

Arın’ın belgesellerinin temelinde, “insan” ları sahip oldukları kültürel değerler üzerinden “temsil etmek” vardır.

 

“Eski Evler Eski Ustalar” dizisi içerisinde Anadolu coğrafyasına has ev mimarisi, bu mimariye şekil veren “ustalar” üzerinden ele alınmaktadır.

 

“Kula’da Üç Gün” belgeselinde de Arın, yok olmaya yüz tutmuş geleneksel Kula evlerinin mimarisini, belgeselin merkezine oturttuğu bir düğün töreni çevresinde işlemiştir.

 

“Fırat Göl Olurken” / “insan”ların “mekânları”nı kaybedişlerine ilişkin duyguları

 

‘farkındalık’ olmadan hatırlamak mümkün değildir.

 

Suha Arın’ın belgesellerinde mekânların, onları oluşturan coğrafi, kültürel ve toplumsal çevreyle ve en önemlisi “o mekân”da yaşayan, “o mekân”ı yaşayan insanlarla ilişkilendirilerek izleyiciye sunulduğu görülür.

 

Arın, belgesellerinde üslup olarak “insanlar” aracılığıyla “mekânlara” anlam yükler.

 

Arın, Anadolu’yu belgesellerine mekân olarak seçerken, Anadolu Evini de belgesellerinin çoğunda “omurga” olarak kullanmıştır.

Bachelard cisimleşmiş bir bellek nosyonu sunar. Bedenlerimiz, karşılaştığımız ilk evi unutmazlar. Evin ayırt edici özelliği fiziksel olarak içimizde yazılıdır. Anılar maddi olarak yerleşirler ve bu nedenle Bachelard açısından anın zamansallığı, mekânsal olarak köklenir.

 

mimari ile birlikte yok olmaya yüz tutan “insan”

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

SUHA ARIN BELGESELLERİNDE “İNSAN” VE “MEKÂN” ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ANALİZİ

“dünyada otantik olarak yaşamadıkça fiziksel mekân yetersizdir.”

 

“Fırat Göl Olurken” Dizisi

Fırat çevresinde yaşayan insanların, “Fiziksel Alan”larından kopuşları ya da kopmak zorunda kalışları onların mekân olarak “Fırat”a ilişkin geliştirdikleri “Zihinsel” ve “Sosyal Alan”larından da kopmaları anlamına gelmektedir.

 

Kemancı Müslüm, “Fırat gibi dolaşıyorum işte. Rızkım için yani.” diyor.

 

“Eski Evler Eski Ustalar” Dizisinden “Sisler Kovulunca”

Belgeselde, Doğu Karadeniz’de çeşitli inşaat ustalarının “ev”leri inşa edişlerinde işlevselliği ön planda tutuşları, başka bir deyişle, yaşam deneyimleri üzerinden mekânı işlevsel boyuta taşımları ele alınmıştır. Bu, çalışmanın ilk bölümünde değinilen insan ile mekân arasındaki ilişkinin “Deneyimsel Bağ”ına örnek teşkil etmektedir.

Frank Lloyd Wright’ın benzer şekilde belirttiği gibi, “insani yaşamın zorunlu bir yorumudur mimari…” / Frank Lloyd ve Ev, Boyut Kitapları, İstanbul 2002, s. 11

 

“Dünya Durdukça Mimar Sinan’ın Hayatı ve Eserleri” Dizisinden “Erciyes’ten Süleymaniye’ye”

 

Safranbolu’da Zaman (1976)

…tam manasıyla bir “mekân” belgeselidir.

Zaman, mekânda iz bırakır.

 

Tahtacı Fatma (1979)

 

Kapalıçarşı’da Kırk Bin Adım (1980)

İstanbul güzelinin çeyiz sandığı. Kapalıçarşı, kapalı kutu. / Suha Arın, “Kapalıçarşı’da Kırk Bin Adım”, 1980, (dakika 01’04”/ 01’34”)

 

Kula’da Üç Gün (1983)

 

“Kariye” (1984) ve “Ayasofya” (1991)

 

Altın Kent İstanbul (1996)

 

4. BÖLÜM

SONUÇ VE ÖNERİLER

İnsanların anılarını var eden, onları ayakta tutan mekânlarıdır. Mekân yok olmaya yüz tuttuğunda; insanların anıları da tehlikeye girer. Onlar da yitirilmeye yüz tutar. / s. 79

 

Çakıcı, Gülçin (2007), Suha Arın Belgesellerinde İnsan Mekân İlişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul


Salıpazarı Geleneksel Kırsal Konut Oluşumu

Salıpazarı Geleneksel Kırsal Konut Oluşumu

Şükran Keskin

 

…çalışmanın ilk amacı; Samsun Salıpazarı’nda bulunan geleneksel kırsal ahşap evlerin, kırsal mimari gelenekteki konut mekân oluşumu ve yerinin incelenmesidir.

 

1500 adet geleneksel Türk evinin rölövesini çıkaran Eldem, sonuç olarak 4 Adet plan tipinde Türk Evi’ni gruplamıştır.

Sofasız Plan Tipi

Dış Sofalı PlanTipi

İç Sofalı Plan Tipi

Orta Sofalı Plan Tipi

 

Samsun İlinin Salıpazarı ilçesinde yaşam; arkeolojik buluntulara bakılarak M.Ö 500’lü yıllara dayanmaktadır.

 

İlçenin % 80'i engebeli-dağlıktır.

Salıpazarı’nda kırsal konutlar çantı evlerdir.

…zemin katta ‘tam’ ve ‘mağaza’ bulunmaktadır.

Taş; yörede konutlarda en yaygın temelde görülmektedir. Bu taşlar ırmaklardan özel olarak seçilip getirilmektedir. Sebebi yöre halkına göre, güneş ve suya uzun süre maruz kalmasından dolayı iyice dayanıklı hale gelmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Yörede ahşap yapıların temel sisteminde temel zeminin içine gömülü değil yüzeyde, yapıya ve zemine uygun yöre taşları ile zeminden koparılarak tekrar ahşap bir temel kasnağı oluşturulan koordinatların üzerine karaboğaz tekniği ile yerleştirilmektedir.

 

Aralık, yörede geleneksel kırsal konutların yüksek oranla hepsinde yapılmış olan ve kırsal mimari karakteristiğin önemli unsurlarındandır.

Aralık yolu ıslak hacimleri evin hayat’ından(sofasından) uzak yere çekmiştir.

Aralık mekânı, modern konutta koridor adını alarak yörenin kentsel konutlarında görülmektedir.

 

Ardiye, yörede kuru yiyecek ve fermante yiyeceklerin,(turşu, salça, asma yaprağı

vb.)depolandığı alanlardır. Ardiyeler genelde bir üst başlıkta anlatılmış olan Aralık yoluna bağlı olduğu gözüktüğü gibi iki katlı evlerde zemin katta bir oda ya da giriş bölümünde bu ihtiyaçla kullanılmıştır.

 

Türk evinin en önemli cephe karakteristiği cumbalardır. Kırsalda geleneksel evlerde bu arketipin yerini aynı biçim mantığı ile çıkmalar almıştır.

 

İçersi-ev gibi kelimelerle diye adlandırılan mekân; yörede gözlemler doğrultusunda, yeme içme, yemek pişirme, yatma, dinlenme gibi ihtiyaçlara cevap veren bir yaşam alanıdır.

 

Mağazada ailenin kuru yiyecekler, mısır unları, turşular, hayvan yemleri, kepek arpa vs. depolama anlamında daha büyük gıda çuvallarının vs. olduğu depolama birimidir.

Bu mekân evin dış kapısının açıldığı boş alandır, Merdiven, merdiven altı taş değirmen burada bulunur.

 

Yöre insanının hayvanlarını barındırdığı yere bölgede ‘tam’ denilmektedir.

 

duvarlar ahşap yığma duvar tipolojisindedir.

 

Döşeme zeminde taşıyıcı elemanların üzerine, üst katlarda ise taşıyıcı duvarların üzerine ızgara sistemle düşey kirişler atılarak oluşturulan çatkı iskeletinin üzerine yapılmıştır.

 

Serenderler konutların hemen 3-5 metre yakınlığında konumlanır. Yöre halkından öğrenildiğine göre ‘seren’ler eskiden buzdolabının olmadığı tarihlerde çok önemli azık deposu durumunda olduğu öğrenilmektedir

 

Kırsal yerleşmelerde halk, topladığı mahsulünü mevsimlik kurutma-pişirme işlemleri için büyük fırınlar inşa etmiştir. Fırınlar serender inşa mantığı gibi dört ayak üzerine konumlanan bir çatının altına inşa edilmiştir. Genelde yerden yarım metre yüksekliğinde bir temel döşemesinin üzerine yarım küre şeklinde bir fırın oyuğu şeklindedir. Oyuğun içine odunlar yerleştirilir köz olduktan sonra fırın kullanıma hazır hale gelir. Önünde araç-gereç koyabilmek için küçük bir çıkması bulunur. / s. 53

 

Yörede harman zeminde sınırlanmış üstü açık dövülmüş fındığı kurutmak için, fındığın serildiği alanlardır.

 

Harmanların bazı hanelerde direk toprağın üzerine fındığın serildiği görülmüş bazı hanelerde ise fındığı toprağın neminden korumak için ve fındığın toprağa karışmaması için betonarme bir zemin oluşturulup etrafı 70-80 cm istinat duvarı ile sınırlandırıldığı görülmüştür.

 

…çoğu evin hemen yakınında çeşme bulunmakta kaplarla suyu eve taşıma yolu ile ulaştırılmaktaydı.

 

Salıpazarı Bölgesi tipik bir Orta Karadeniz kırsal konut dokusuna sahiptir. Salıpazarında Plan tipolojisi olarak orta ve iç sofalı plan tipi görülmektedir.

 

Keskin, Şükran (2022), Salıpazarı Geleneksel Kırsal Konut Oluşumu, Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Ankara

… 

Rize–İkizdere–Dereköy Geleneksel Konutları İncelemesi ve Asım Ekşi Konutu Restorasyon Önerisi

Rize–İkizdere–Dereköy Geleneksel Konutları İncelemesi ve Asım Ekşi Konutu Restorasyon Önerisi

Mehmet Ali Otyakmaz

 

Rize İli İkizdere İlçesi Dereköy Köyü’ndeki geleneksel konut mimarisi

1700’lü yılların başında kurulan Dereköy Köyü; kurulduğu ilk zamanlarda Rum nüfusun çoğunlukta olduğu ve Rumca adı Velkü olan bir yerleşim yeridir.

 

Dereköy Köyü’nde incelenen konut örneklerinin, malzeme, yapım sistemi ve plan tipolojisi bakımından özgün kırsal konut oldukları görülmektedir.

 

Alanda incelenen konut örneklerinde, ahır katı ve samanlık katı seviyesindeki tüm cephelerde ‘temel’ işlevi de gören taş malzeme kullanılmıştır.

 

               

 

Otyakmaz, Mehmet Ali (2019), Rize–İkizdere–Dereköy Geleneksel Konutları İncelemesi ve Asım Ekşi Konutu Restorasyon Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü


Rize Halk Mimarisi Malzeme ve Yapım Teknikleri

Rize Halk Mimarisi Malzeme ve Yapım Teknikleri

Hamiyet Özen

 

Rize ili konum olarak, Doğu Karadeniz Bölgesi kıyısında Batı yönünde Trabzon ve Doğu yönünde Artvin ili ile komşudur.

Batıdan doğuya doğru akarsuların sınır oluşturduğu, denize açılan derin vadilerde yerleşme alanları mevcuttur.

Vadiler arasında kültürel benzerlik ve farklılıklar söz konusudur. Bu farklılıklar ve benzerlikler yörenin mimarisini değişik şekillerde etkilemiştir.

 

Doğal koşullar ve yerel ustaların becerisi ile şekillenen yapı kültürü Halk Mimarisi olarak tanımlanmaktadır. Zengin halk mimarisi farklı yapı türleri, malzeme ve yapım teknikleriyle ön plana çıkmaktadır. Evlerin dışında (köy ve yayla evleri), seranderler, değirmenler, köprüler ve camiler halk mimarisinin önemli diğer yapı örnekleridir.

 

Mimari, yapıldığı yerin iklim özelliklerini ve topoğrafyasını, kültürel özelliklerini, ekonomik yapısını, inanç sistemini ve yerel değerlerinin binada biçimlenişidir.

 

Mimarinin şekillenmesinde önemli etkenler, Doğal ve Çevresel Koşullar; topografya, bitki örtüsü, iklim koşulları, jeolojik yapı, doğal yaşam, ulaşım, görsel karakter (peyzaj) olarak sırlanabilir.

 


 

Halk mimarisinde yapıları yapanlar mimarlar değil yerel ustalar ve ev sahipleridir. Onlar bir önceki nesilden öğrendikleri geleneğin aktarıcılarıdır.

 

…en eski yapı malzemeleri taş, toprak (kerpiç-tuğla) ve ahşaptır. Bu üç temel yapı malzemesi halk mimarisinde, ilkel toplumlardan günümüze kadar kesintisiz ve geliştirilerek kullanılmıştır.

 


Malzeme seçimi ve kullanımı (öncelik sıralaması):

 Temin edilme koşulları,

 İşlenebilme olanakları,

 Etkilere karşı dayanımı (uygulama, bakım, koruma),

 Sanatsal olarak kullanabilme olanaklarıdır.

 

Rize halk mimarisinin temel yapı malzemesi ahşaptır. Bunda önemli etken bölgenin zengin orman alanlarına sahip olması ve ahşabın kolay temin edilip, işlenebilmesidir. Binalarda yaygın olarak kullanılan ağaç türleri çam, ladin, pelit, kestane ve cevizdir

 

Ahşap malzeme, yapıların duvar sistemlerinde (taşıyıcı ve bölücü), döşemelerinde, doğramalarında (kapı-pencere), çatılarında (alt konstrüksiyon ve üst örtüsünde) ve sabit donatılarında (dolap, yüklük, sedir), iç mekan merdivenlerinde kullanılır

 

(Taş) Rize halk mimarisinde ahşap malzemenin tamamlayıcısı olmuştur.

…dere yataklarından toplanan yuvarlak, farklı renklerde, büyüklüklerde olan türleri dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ocaklardan temin edilen taş malzeme ahır katı ve nemle temas eden duvarlarda tercih edilmektedir. Yapıların toprakla ve nemle temas ettiği bölümlerinde, eğime kurulmuş evlerde eğim yönünde oldukça geniş, kalkan duvarında olarak, ahır duvarlarında ve ahşap iskelet sistemlerde dolgu malzemesi olarak tercih edilmektedir.

 

Duvarların yükleri zemine aktardığı sistemler yığma (kagir), yatay ve düşey elemanların aracılığıyla yüklerin zemine aktardığı istemlere ise iskelet olarak adlandırılmaktadır.

Duvar sistemlerine göre yapım tekniği şöyle sınıflandırılmaktadır:

 Ahşap Yığma (Çantı) Sistemler

 Ahşap İskelet (Çatma) Sistemler

 Karma Sistemler

 

Binalarda taş duvar kalınlıkları yaygın olarak 50-60 cm kadardır. Eğime kurulmuş evlerde ise eğim yönünde yani toprağın yükünü taşıyan kalkan duvarın kalınlığının 100-120 cm kadar çıktığı örnekler mevcuttur

 

Ahşap döşemeler duvarlar tarafından taşınmaktadır. Yan yana gelen tahtalar arasında oluşan ince boşluklardan alt kata toz sızmaması için bazı evlerin tavanlarında tahtaların birleşme yerlerine ahşap çıtalar çıkılmaktadır. Aşhanenin zemini ise sıkıştırılmış topraktır.

 

Yağışı bol olan Rize’de evlerin tamamında eğimli ve geniş saçaklı çatılar mevcuttur.

 

Ahşap yığma sistemde, yükleri duvarların taşıdığı 3-5 cm kalınlığında geleneksel yöntemle (el hızarıyla) biçilmiş tahtalar kullanılır. Üst üste oturtulan ahşapların şekillendirdiği duvarların köşe bağlantılarında farklı detaylarda geçme teknikleri bulunmaktadır. Yaygın geçme detayı “Boğaz Geçme” tekniğidir. Bu yapım sistemine yerelde Taraba adı da verilmektedir.

 

…tahtaların boyutları istenilen genişliği sağlamadığı durumlarda ara dikmeler yerleştirip iki yanında çalma boğaz tekniği ile yuvalar açılarak tahtalar bir birine eklenerek daha geniş açıklıkların geçilmesine olanak sağlanmaktadır. Yığma sistemlerde, benzer teknik kapı ve pencere boşluklarında da kullanılmaktadır. Mekan genişliğini arttırmak için araya konulan bu direğe armoz direği ya da ortasında kalması halinde orta direk denilmektedir

 

“Dolma” ya da “Göz Dolma” adı verilen bu teknik, dış duvarlarda ahşap iskelet sistemin içine düşey ve yatay bölücü elemanlarla oluşturulan dikdörtgen gözlerin taş malzeme ile doldurulmasıdır.

Ahşap iskelet sistemde, bazı örneklerde dikdörtgen kutuların içinde çapraz ahşap elemanlar kullanılmıştır ve buna “Muskalı Dolma” tekniği adı verilmiştir.

 

Dolma duvarlarda, taş ve ahşabın birleştiği kenarlardan hava girmemesi için dolgu taşı ile ahşap arasına elenmiş kil ve kireç karışımıyla elde edilen macun kıvamında derz malzemesi sıvanmaktadır. Zamanla ahşabın kararması, taşların farklı renklerde olması ve derzlerin beyaz rengi son derece estetik görünüm katmaktadır.

Özen, Hamiyet (2019), Rize Halk Mimarisi Malzeme ve Yapım Teknikleri, Geleneksel Rize Mimarisi Üzerine Araştırmalar, Haşim Karpuz, Editör, Revak, Rize Araştırmaları Vakfı, İstanbul, s.61-77

Rize İli Kırsal Ahşap Konut Yapılarının Mekân Kurgusu

Rize İli Kırsal Ahşap Konut Yapılarının Mekân Kurgusu

Ahmet Büyüksofuoğlu

 

BATI ANADOLU BÖLGESİ

Yapıların özellikleri bölgelere göre değişim göstermekle birlikte genelde cepheleri bağdadi sıvayla kaplı ahşap ağırlıklı yapılar gözlemlenmektedir.

 

Evlerin iç bölme planlarında genellikle iç sofa ya da açık sofa kullanılmaktadır. Güney’de ve kıyı kesiminin batısında açık sofa kullanılırken, Kuzeyinde ve kıyı kesiminin doğusunda iç sofa kullanılmaktadır.

 

Taşlık adı verilen bölüm evin arkasındaki bahçe ile bütünleşmektedir.

merdivenlerden öncellikle sofaya, sofadan da evin diğer odalarına geçiş sağlanır. Sofaların manzarayı geren köşe taraflarına ise sekili köşkler eklenmiştir.

 

DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

…düzenleme ve plan şemaları karasal iklimsel özelliklerine göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmiştir. Yapılardaki sofalar iklim gereği oldukça küçülmüş

Sofanın / işlevlerini ise bu bölgedeki Tandır Evleri üstenmektedir.

İslam dinini benimseyen halk, mahremiyet olgusunu göz önüne almış ve yapılarını dışa, sokağa kapalı şekilde oluşturmuştur.

Evlerin düzeni de yine inançları çerçevesinde haremlik-selamlık şeklinde tasarlanmıştır.

 

İÇ ANADOLU BÖLGESİ

İç Anadolu Bölgesi, ağaç, taşlık ve kayalık açısından kıt kaynağa sahip olduğu için yapılarında temel malzeme olarak kerpiç kullanılmıştır.

duvarlarında yığma kerpiç tuğla, damlarında ise kavak atkılar üzerinde kerpiç toprak kullanılmıştır.

Ev tiplerinde kullanılan şekillerden ilki Hayatlı bir diğeri ise Sofalıdır.

Sofalı evlerde mabeyne karşılık girişten başlayıp bina boyunca uzanan bir sofa yer almaktadır. Bu tip sofalar ‘Karnıyarık’ olarak adlandırılmakta, sofanın iki yönünde de ikişer oda bulunmaktadır. Sofalı evlerin alt kattaki odaları genellikle kışlık olarak, üst kattaki odaları ise yazlık olarak kullanılmaktadır.

 

MARMARA VE TRAKYA BÖLGESİ

İstanbul, sarayları, yalıları, köşkleri, ayrık ve bitişik evleri ve ilk kargir apartmanları ile Türk evlerinin en güzel ve en karakteristik örneklerini bünyesinde barındırmaktadır.

Büyük ve açık sofalı evler açısından zengin olan Edirne, özellikle yapılarının sadeliği, mimari üslubunun zarif oluşu ile anılmaktadır.

 

KUZEY ANADOLU BÖLGESİ

Bölgedeki evlerin planı 18.yüzyılın sonuna kadar açık sofalı olarak kullanılmıştır. Ancak ilerleyen zamanlarda plan iç ve orta sofaya doğru kaymıştır.

 

RİZE

Serenderlerin alt katını alttan ‘kumar’ denilen ağacın çubukları ile ızgara şeklinde örülmüş olan ‘Ambar’ oluşturmaktadır. Bu ambarlarda ızgaralı pencereler kullanılarak ambarın içerisinde hava sirkülasyonu sağlanmaktadır.

Çardaklar yapı olarak serenderin sadece bir veya iki yüzünü sarabileceği gibi, serenderin tamamının çevreleyen yapıda da olabilirler.

 

Sedat Hakkı Eldem, bu ev tiplerinin Trabzon'dan Çoruh nehrine kadar uzandığı için Rize evleri için ''Çoruh Evler'' tabirini kullanmıştır.

 

Planlarda sofalar kapalı ve korunaklıdır buna karşılık odalar klasik tarzdadır. Eski evlerde odalarda da ocaklar ve yanlarında maşalıklar da vardır.

 

…yapılarda özellikle odaları birbirine bağlayan ve hayat adı verilen mekanlar dikkat çeker.

Yöredeki evlerde göze çarpan bir diğer unsur da aşhane/mutfaklardır. Günlük yaşantının hareketli olduğu bölgede aşhane/mutfaklar avlu kullanımını kolaylaştırmak ve kolay girilip çıkılabilen bir alan oluşturmak için yamaç taraflarında inşa edilir.

 

Yatak odaları, genelinde olduğu gibi vadiye bakan aşağı yöndedir.

 

Yöredeki tuvaletler genelde evin dışında ya da evin uzağında bulunur.

 

…mobilya kullanma akımı geleneksel ev yapısının bozulmasına sebep olmuştur.

 

Yamaç yapısına sahip evlerin çoğu tek yaşama katından (zemin kat) oluşur. Ancak köylerdeki evlerde yatak odası olarak kullanılmak üzere üst katlar inşa edilir. İnşa edilen bu üst katların hafif olması için dış duvarların yapımı sırasında malzeme olarak ahşap kullanılır.

Yapılar inşa edilirken eğimli kısım ahır, ahırın üstü de yaşam katı olarak planlanır. Eğimin çok olduğu yerlerde ise ahır katı ile yaşam katı arasına bir ara kat eklenir.

 

…ahşap Rize mimarisinin de temel malzemesi olma özelliğine sahiptir. Ancak bölgede ikinci malzeme olarak taş da kullanılmaktadır.

 

Ahşap Yığma Sistem / Sistemi oluşturan taşıyıcı eleman genellikle moloz ya da kesme taşla yapılan duvarlardır.

 

Karma Sistem / Yörenin bazı yerlerinde bu sistem ‘Taraba’ bazı yerlerinde de ‘Dolma’ olarak isimlendirilir.

…bu sistemin temel ya da bodrum kat duvarlarında kagir yığma sistemi, üst katlarında ise ahşap karkas ve ahşap yığma sistemi kullanılır.

 

Büyüksofuoğlu, Ahmet (2019), Rize İli Kırsal Ahşap Konut Yapılarının Mekân Kurgusu, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, İstanbul