28 Ağustos 2015 Cuma

Adam Kuper - İlkel Toplumun İcadı

Adam Kuper - İlkel Toplumun İcadı
Bir İllüzyonun Dönüşümleri


Kitapta işaret edilen illüzyon “ilkel toplum” düşüncesidir.
Yani bu kitap temel olarak antropoloji adlı bilimsel disiplinin başlığı altında okuduğumuz metinlerin büyük bölümünün (1980’lere değin yazılan hemen bütün antropoloji metinlerinin) akla hakaret, vakit kaybı, ömür israfı olduğunu söylemeye çalışıyor.
Antropologlar neden böyle bir saçmalığa mesai ayırdılar; çünkü batı uygarlığı için “üstün insanın uygarlığı” uygarlığın ulaştığı en mükemmel ve en üstün seviye demeye çalışıyorlardı. Zira bu düşünce işlenirse, batılının sömürge faaliyetlerini gizleyebileceklerdi; öyle ya, ilkel ve geri olana medeniyet götürüyorlardı…


Notlar
Darwin Türlerin Kökeni’ni 1859’da yayımladı. Bunu takip eden yirmi yıl içerisinde ilkel toplumu konu edinen bir sosyoloji monografi dizisi sahneye çıktı.

Darwin’in başarısı Darwinci olmayan antropolojiyi besledi (Antropoloji daha en başında Lamarckçı bir çizgide gelişmiştir).

Darwin’in teorisindeki temel problem (…) evrimin bir yöne ya da ilerlemeye sahip olmaması, bir plan dahilinde seyretmemesiydi.

Onlar daha çok Spencer’in insanlık tarihinin bir ilerleme tarihi olduğu ve bütün toplumların tek bir evrim cetvelinde dizilebileceği yönündeki düşüncelerini paylaşıyorlardı. (s. 11)

Marx, Weber, Durkheim, Tönnies… Her biri yeni dünyayı geleneksel toplumun karşıtı olarak anlıyorlar ve bu geleneksel toplumun arkasında ilkel ya da iptidai toplumu görüyorlardı.

Ataerkil otorite güç kaybına uğradı. Yerel gruplaşmaların önemi hayli arttı. Sonuçta akrabalık üzerine kurulan toplum yerini devlet temelli topluma devretti. Kandan toprağa, verili statüden sözleşmeye yapılan geçiş insanlık tarihinde görülen en büyük devrimdi.

Antropolojinin ilk yıllarında kabul ettiği geleneksel önermeler:
1-    En ilkel toplumlar akrabalık ilişkileri üzerine kuruludur.
2-    Akrabalık organizasyonu soy temeline dayanır.
3-    Soy grupları dış evlilik yapıyor.
4-    İlkel kurumlar bu topluluklarda korunuyordu.
5-    Özel mülkiyetin gelişmesiyle birlikte soy oluşumları yok oldu.

H. Maine ve çağdaşları ilkel toplumu sosyal antropolojinin alanına yerleştirdiler.

İlkel toplum düşüncesi birkaç neslin siyasi ve tarihi bilincine işlemiştir. Antropolojiden habersiz kimseler için bile artık bu düşünce tarihine gömülmelidir.

…ilkel toplumun (temel) birimi aileydi, modern toplumunkiyse birey.

Statü / aileden kaynaklanan, verilmiş hak ve yükümlüler için (…) statü / sözleşmenin karşıtıydı. Statü ilişkileri ilk toplumları, sözleşme ilişkileri ise modern toplumları tanımlıyordu.

Lewis Henry Morgan
1818’de New York Aurora’da on üç çocuğun dokuzuncusu olarak dünyaya geldi.
1844’de hukuk diplomasını aldı.

Morgan zenginleştikçe politikaya atıldı.
Hint meseleleri komisyonunun başkanı oldu.

Filologlara göre Avrupa dillerinin çoğu Sanskritçeyle uzaktan ilişkiliydi.
Sami dilleri de benzer şekilde birbiriyle ilişkiliydi ve bunlar da Asya kökenliydi.

Max Müller Turanca dediği üçüncü bir dil soyunun daha olduğunu açıkladı.
Bu, Avrupa’nın kuzey kısmı ve güney-dönencesel kısmı olmak üzere iki kolu oldu. Bu dönencesel dil ailesi dünyadaki hepsi değilse bile çoğu dilleri kapsıyordu ve Sanskritçeyle ilişkisi olmayan asıl Hint dili Tamil ve Amerikan Hintlilerinin dilleri ve bunlar arasındaydı. (s. 62)

Yeni Dünya’nın kâşifleri Hind’e ulaştıkları izlenimiyle yerlilere Hintli adını vermişlerdi.
Bu hatalı bir tanımlamaydı ancak tarih/bilim çalışmaları bu hatayı haklı çıkardı.

Mülkiyet ilişkileri / bugünkü anlamında uygarlığın çekirdeğidir.

Evrimsel tekâmül Tanrı’nın düşüncelerini sergiler…

İlk antropolojik çalışmalar… ana teması siyasi kurumların gelişimiydi.
Gitgide yerini inanç rasyonellik sorunlarına bırakıyordu.

E. B. Tylor, Quaker mezhebine mensup bir ailedendi.

Tylor’ın 1860’lardaki ana temalarından biri teknolojik gelişmeler olmuştur.

Tylor özellikle dilin evrimsel gelişimiyle ilgileniyordu.

Dil / din/ evrim / tekâmül

Totemizmde kişi kendisini ve klan arkadaşlarını totemiyle özdeşleştirir.

Malinowski / başlangıçta doğa bilimcisiydi,
Freud’un başlangıç noktası Darwin’di.

Etnoloji meselesi / Durkheim (s. 130)

Ağ toplumu / organik dayanışma (s. 132)

Durkheim’ın ahlaktan kastettiği bireysel heveslerin grubun menfaatlerine baş eğmesiydi.

Franz Boas, 1858’de Minden’de, Westphalia’da doğdu.
Orta sınıf bir Alman Yahudisiydi.
İlk araştırması ışık hızı ölçümü üzerineydi.
Baffin Adasında bir yıl alan araştırması yaptı.

Malinowski’ye göre aile bağları fert menfaatleriyle ilişkiliydi. Klan bağlarıysa bireyin taşımak zorunda olduğu kamusal ve siyasal bir yüktü.

Levi-Staruss / ittifak teorisi (s. 231)

Levi-Staruss:
1908’da Brüksel’de doğdu.
Fransa’da okudu.
Sorbonne’da felsefe öğretmeni yetkisi aldı.
1935-39 yılları arasında Sao Paulo’da alan çalışması/araştırması yaptı.
Savaşta ABD’ye kaçtı.

Mübadele ve mukabele kaideleri insanın şuuraltına kazınır.

Rivers, Avustralya sosyal yapısının geleneksel özelliklerini benimsiyordu ancak Melanezya’nın çok farklı olduğu iddiasındaydı. Avustralya, sınıflar arası grup evliliğine dayanırken Melanezya’da evlilikler soya göre izlenen özel akrabalıklarla özellikle çapraz kuzenlerle yapılıyordu. (s. 255)

Levi-Staruss, farklı çapraz kuzen evliliği tiplerinin farklı sosyal yapı tiplerini ürettiği inancındaydı.

İlkel toplum fikri reddedilseydi sosyal antropoloji de onunla beraber sona erecek miydi?
Kültürel ve sosyal antropoloji bugün ilkel toplumdan vazgeçti.
Bunun yerine kültür antropolojisi geleneğini kucaklıyor…

Amacım, özel bir geleneği ifşa ederek onun bizi nasıl pençelediğini göstermek, bizi tarihimizin bir kısmından kurtarmaktı. Biz kendimizi kurtarırsak belki diğerlerini de kurtarabiliriz. (s. 267)
---

The invention of primitive society
Transformations of on illusion
Türkçeleştiren: İsmail Türkmen
İnsan Yayınları

Aralık 1995

25 Ağustos 2015 Salı

İsmet Özel - Çenebazlık

İsmet Özel - Çenebazlık


Ufuneti sözle almak isteyenler katında şiir müreccahtır.
Ölü kelimeleri anmak bazı yaşama alanlarının, bazı vasıflarını tebarüz ettirmiş insanların yaşama alanlarının ortadan kalktığını hatırlatmamıza yarayacaktır. (s. 9)

Ufunetini alır / bu, “ateşini düşürür” demektir.

Şiirde biyografi anlamı etkilemez, anlamdan etkilenir.

Avrupa için Türkler hep belâ idi. Türkler ise Avrupa’ya her orada neyin olgunlaştığını öğrenmek maksadıyla baktılar.

Dil varlığın evi imiş! Hah, evin haline bak! (s. 12)


…her gösteriş bir sahtekârlık…

Dünyaya ne halimiz varsa görelim diye gelmedik; dünyaya gelişimiz halimizin ne olduğunu öğrenelim diyedir. (s. 13)

İnsanın gücü mükemmel bir itirafa bile yetmez.

Divan edebiyatı dışında bir edebiyat Türk milletini ayaklar altına almak isteyenlerin bunu başaramayacaklarını göstermek kastıyla doğdu. Şiire can veren pes etmeyiş ruhuydu. Ruhun bedeni neredeydi?
Türk şiiri bedenini mütarekeden sonra buldu. (s. 15)

Şiirin Özgürlüğü
Şiir, gücünü, biz düşünce dizisinin, bir öğretinin sözcüsü olmaya dayayamaz.

Şiiri tabana (insana) ve çağına yerleştirebilmemiz gerekir.

İmge ve Dizgin

İmge ve Açık Anlatımlı Şiir
İmgeler ortaya yalnız birtakım süslü kelime yığını koyuyor.

Bence bütün bu sakıncalar söyleyecek sözün yokluğundan doğuyor.

Şiir (…) insan gerçeğini ele almanın özel bir biçimidir.

Şiir yaşamın damıtık durumu olmalı, böylece bir biçim kurulmalıdır.
İnsan tekinin sorunlarıyla bağı kopmuş imgeden şiiri uzak tutmalıyız.

Tanrı Mezarını Isıtsın
Bir edebiyat yazısının sanat eseri olabilmesi için bir düşünceden kök salması, bir düşünceye uzanması zorunludur bence.

İkinci Yeni şairleri küçük şairlerdir.

Ahmed Arif’e Dostça Bir Açıklama
…faydasız eylemden kaçınmak…

Entelektüel şizofreni…

Eliot’a ulaşabilmek için çaba harcıyorken Nâzım Hikmet karşısında uyduğumuz coşkuyu saklamak gereğini duymuyorduk. Oysa bu şizofrenik bir durumdu.

Düşüncenin parçalanması, düşünceyle davranış arasındaki uyumsuzluğu gölgede bırakacak bir düzeydedir.

Nazım Hikmet / dünya proletaryasının devrimci mücadelesine destek olan şiirin en başarılı örneklerini vermiştir. (s. 34)

Demokrat-O-Federal Şiircilik LTD.
“Yavan bir romanımız var. Neden?
Çünkü şiirimiz yok.” Michelet

Şairler Intellect’in Pençesinde
…şiir içinden doğduğu topluluğun anlamıyla ve değerler bütünüyle uyumlu bir nabız vuruşu olarak vardır.

Şiir bir deneyimdir, zihni bir maraz değildir.
Şiir adına tehlikeyi göze alamayan birinin şiire yaklaşamayacağını iyi bilmek gerek.

Demon-Krasi’ye Karşı Şiir
Bugün dergilerde rastladığımız, bir araya getirilip önümüze kitap olarak çıkan şu şiirler yazılmasa olmaz mı?

Kafa tutmayan şiir, “öylesi değil, böylesi” diye diretmeyen şiir herhangi bir haberleşmeyi de yerine getiremeyen şiirdir,

Dilin gerçek, özgün yapısını kavradığımız zaman biliriz ki, bazı düşünceleri şiirleştirmek ne kadar olmayacak bir şeyse şiire düşünce aşısı yapabilmek aynı derecede imkânsızdır.

Şair önce kelimelere, sonra mısralara ve nihayet şiirin bütününe bizim (dağılmış olan) beşerî durumumuzu toparlar. Varoluşumuza bağlı endişelerimi kümeler.

On dokuzuncu yüzyıldaki (…) insanlık ilerliyordu. Yirminci yüzyıldaki insanlığın ilerlediği söylenemez…

Türkiye’de (…) medyaya hâkim unsurlar kendilerini şair olarak kabul ettirebildiler. Bu ülke böyle bir ülke. Bazı insanlar şair olmadıklarını kabul ettirebilmek için başbakan bile olmayı göze alıyorlar.

…modern zihniyetin doğmasında önemli yere sahiptir / Katolikler, Protestanlar, köylü savaşları…

…Türklük asla beden yapısıyla, hatta konuşulan dille alâkalı bir şey değil…

Dünyada kavmi ve dini ayı olan bir tek unsur var. O da Türk.

…ırk olarak aynı geçmişe sahip iki insandan birisi gayri Müslim ise ırkıyla tefrik edilir.

…sadece neye boyun eğdiyse onunla oluşumunu tamamlayan bir yaratık…

…sadece Allah’ın iradesine teslim olmuş olana diyoruz.

İnsan demek Müslüman demektir. Müslüman değilse ona insan-benzeri diyebiliriz.
Çünkü insan dediğimiz şey ünsiyet sahibi olan şeydir. İnsan yerle gök arasındaki kıstaktır, berzahtır. İnsan dediğimiz zaman ulvî ile süflî arasındaki alanı dolduran varlığa diyoruz.

Türkiye’de iki millet yaşıyor. Bir, menfaatlerini kâfirlerin menfaatleriyle özdeşleştirmiş olan millet; bir de Türk milletinin menfaatlerinin kâfirlerin menfaatleriyle zıtlaştığını içten içe bilen, hisseden bir millet.

Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir.
Herkes Müslüman olabilir ama herkes Türk olamaz.

Gagavuzların Türk olduklarından bahsediyorlar.
Böyle bir şey yok. Müslüman değilse, Türk değildir.

Etrüskler, Lombartlar, İtalyan mı? Keltler, Gotlar, Vizigotlar (…) Saksonlar hangi millet?

Tabii ki bizim geçmişimiz bir boşluktan ibaret değil.

Türklüğümüz de bu topraklarda oluşmuş bir şeydir.

Modern dünyanın oluşumu 14. yüzyılda başladı. Bir tarafta Türkler vardı, bir tarafta Avrupa.

…sistem ilk işleyişine 14. yüzyılda başladı.

14. yüzyılda İtalyan site devletlerinde temellerini attı ve merkezini 17. asırda Hollanda’ya taşıdı.

Hollandalılar taşımacılıktan büyük kârlar elde ettiler.
Borsa kurdular.
…bu sermaye hâkimiyetinin sonuç vermesi aynı zamanda siyasî hâkimiyetini de gerektiriyordu.

Dolayısıyla sistem, merkezini Amsterdam’dan Londra’ya taşıdı.
1945 / sistem merkezini Londra’dan New York’a taşımak gereğini duydu.

“non-market economy” / işleyişini piyasaya bağlamamış olan ekonomik düzen, Osmanlı Devleti’nde var idi.

1571 yılına kadar Avrupa medeniyeti, Türklerin yenilebileceğini hayal bile etmiyor.

1526 yılından 1571 yılına kadar panik içindeydiler.

1571 / Türk tehlikesi geçti…

“Artık bizim de bir vatanımız var, bizim de bir kültürümüz var, bizim de bir medeniyetimiz olacak” diye işe başladı Avrupalılar 17. yüzyılda.

Fatih Sultan Mehmet / (fetihten sonra) patriği yanına çağırdı.
Patrikhane, Bizans devrinde sahip olduğu yetkilerin belki yirmi misline, belki yüz misline ulaşıyor. Neden? Çünkü imparator Hıristiyanken, Ortodoks dünyasının sadece ruhlarına sahip olan Patrik, padişah Müslüman olduğu için Ortodoks dünyasının her şeyine hâkim oluyor.

Dolayısıyla tapu, hâkim oluyor.
Ticari işlemler, hepsi patriğin elinde oluyor…

Bu yüzden Müslim ve gayri Müslim bütün halk batı karşısında 1571 yılına kadar yekvücut idi. Ama gayri Müslimler “mühür kimde ise Süleyman odur” diye düşünüp yeni patronlarının başka bir yerde olduğunu ve bu eski patronun gününün dolduğunu düşündüler.

Türkiye’de İslamî siyaset, İslamcı siyaset diye bir işin başında olan insanları görüyorsanız, onların hepsi Türkiye’nin bir İslamî dönüşüm yaşamaması için görevlendirilmiş insanlar.

Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk deriz.
Siz diyeceksiniz ki “Yahu, bu olmaz.” Neden olmaz? Çünkü size 1839 yılından beri kâfiri düşman bilmemeyi öğrettiler. Kâfir düşman demek değilse, küfür düşman değilse sen kimsin, sen nesin?

…dinler arası diyalog / bunu savunanların hepsi kâfirlerin köpeğidir.

…bir şeylerin söylenmesinden çok anlaşılması önemlidir.

Öyle bakacağına yardım et
Veyahut sadece (…) “Aç!” diyebilirsiniz…

Ancak şiirle bağ kurduğumuz zaman kendimizi “aklı başında insanlar” telakki edebiliriz, çünkü insanın aklı başında olmayabilir, başka yerinde olabilir.

Cafcaflı laflar, dokunaklı cümleler meselesi değildir.
Şiir bizim insan olarak tanınmamızı mümkün kılan şeydir.

Şiir şairin neresinden çıktıysa okuyucunun da orasına ulaşır.

…şiir ve bilim, bir arada bulunabilecek şeyler değil. Bilim, sayılabilir şeylerle olan bir şey. Şiir sayılamaz şeylerle inşa edilen bir şey.

İnsanlardan feraset beklemenin vakti geçti.

Türkiye’de bir toplum hayatı var bu toplum hayatı kendini anlamlı kılmak için çaba harcamayan insanların yürüttükleri bir toplum hayatı.
---

Şûle Yayınları
Eylül 2006


19 Ağustos 2015 Çarşamba

Keith Robbins - I. Dünya Savaşı

Keith Robbins - I. Dünya Savaşı


Sahte bir mizah duygusu (…) bir trajediyle baş etmenin yegâne yolu olabilir.

Bu kitap (…) temel askeri operasyonların özlü bir öyküsünü vermeyi amaçlar… (s. 11)

1914 yazında Avrupa’daki eğitimli ve akıllı insanların çoğu (…) savaşa girmenin son derece akla uygun olduğunu düşünüyordu.

Avusturyalı şairler her mermiyle Almanya’nın insanlığın yeryüzündeki altın imparatorluğunu kurma yolunda olduğu düşüncesinden memnundu.

Franz Ferdinand (…) soylu bir aileden olmayan karısını 1914 Haziran’ında Bosna’ya götürdü. 28 Haziran, Sırp ordusunun 1389’da Osmanlı Türkleri tarafından imha edilmesinin yıldönümüydü.

Avrupa başkentlerinin olanlardan bir biçimde Sırp yönetimini sorumlu tutma tepkisi normaldi.

İmparator Franz Josef hiç sevilmeyen yeğeninin ölümünün ardından bir anda sempati duyulan biri haline geldi.

Resmi bir nota ancak 23 Temmuz’da Sırbistan’a gönderildi.

Fransa 1894’ten beri Rusya ile ittifak halindeydi.

Büyük devletler niçin savaş üzerinde düşünmeye istekliydiler?
(çünkü) 1914’te Avrupa’daki devlet sistemini karakterize eden rekabetlerin kesin olarak tanımlanması imkânsız olduğu için hepten acil olan ayakta kalma endişesini yansıtmasıydı.

Sırp bakanlar ordularını seferber ettiler (…) yanıtlarını (…) Avusturya elçisine ilettiler.

Avusturya-Macaristan 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaş ilan etti. (s. 23)

1 Ağustos akşamı (…) Rusya ve Almanya savaştaydı. Avusturya-Macaristan beş gün sonra Rusya’ya karşı bir savaş deklarasyonu verdi. (s. 24)

30 Temmuz (…) Fransız güçlerinin sınıra yaklaşması emredildi.   1 Ağustos’da genel seferberlik geldi. 2 gün sonra Almanya, Fransa’ya savaş ilan etti.

Rusya’daki Tolstoycular ve İngiltere’deki Quakerlar kendilerini silah taşıyamaz hissediyorlardı ve bütün savaş ülkelerde İsa’nın yakında geleceğine inanan gruplar olanların gerçekten Armageddon olup olmadığından kuşku duyuyorlardı. (s. 33)

Yıllar geçerken uygun görülen yegâne tanımlama sadece Büyük Savaş’tı.
1939’da patlak veren ikinci mücadele bu savaşı iki dünya savaşının birincisi yaptı.

1914
Hücum edenler üstünlüğü kaybetti.
Hızlı hareket Almanların önce düşmanlarını yenebilmelerini ve sonra diğerine dönmelerini sağlayacaktı (önce Batı cephesi sonra da Doğu cephesi).
Yoğun saldırı Batı’ya yapılmalıydı.

Belçika kaleleri (…) Liege’e saldıran Alman 1. Ordusuna karşı canlı bir savunma ortaya koydu.

Alsace-Lorraine

Verdun

29 Ağustos / Tannenberg Savaşı / Ruslar 100 bin esir ve birçok top kaybetti.

Rusya ve Osmanlı Devleti arasında Kars yakınlarında büyük bir çarpışma oldu.
Ruslar büyük bir Türk ordusunu yendi ve Türklerin bölgede Pan-Turancı bir ayaklanmayı körükleyen amacını şimdilik engelledi.

1915
Noel günü ateşkes ilan edildi.
Ertesi gün ateş tekrar başladı.

Savaş Batı cephesinde çıkmaza girmişti.
İngilizler Çanakkale’den başlayacak bir deniz saldırısıyla Osmanlı Devletinin alt edilebileceğini düşündü.

Müttefik devletlere ait savaş gemileri 19 Şubat’ta saldırıya geçtiler.
18 Mart’ta yeni bir saldırı oldu.

İngiliz, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı ve Fransız askerler Sir Ian Hamilton’ın komutasında bölgedeydiler.

25 Nisan’da çıkarma başladı.
Müttefik güçler, kıyıda çakılıp kaldı, ilerleyemediler.
70 bin kişilik istila kuvveti 20 bin kayıp verdi.

Müttefik devletlerin bölgedeki kaybı 200 bine ulaştı.
Türklerin de bir bu kadar kaybı vardı.

Müttefik devletler Selanik’te yeni bir üs kurdular.

Mezopotamya’da (…) petrol alanlarının korunması (…) o kadar az güçlükle başarılmıştı ki, Dicle vadisinden yukarıya ilerlemenin cazibesi karşı konulamayacak hale gelmişti.
Üç hafta sonra İngiliz birlikleri Bağdat’ın 32 km. kadar uzağında Medain’de yenildi.
Komutanları Townsend (…) Kut’a çekildi.
İki ya da üç hafta içerisinde, İngiltere ve Hindistan’dan gelecek ilave birliklerle kuşatmanın kalkacağını zannetti. Ancak Osmanlı Devletinin İngilizleri Mezopotamya’da bile yenebileceği görüldü.

İtalya’nın Mayıs ayı sonunda mücadeleye katılmasıyla müttefik devletler mütevazı bir teselli bulabildi.

İtalyan genelkurmay başkanı, Saraybosna suikastından iki gün sonra kalp krizinden öldü. (s. 55)

Mart ortasında Przemysl Ruslara teslim oldu (Avusturya-Macaristan İmparatorluğu açısından hayati öneme sahip bir kaleydi burası).
Bu mücadele sırasında yaşanan lojistik sıkıntılar Almanlara avantaj sağladı.

1916
Almanlar içi Fransa’yı yenmek ya da barış istemeye ikna etmek yaşamsal önem taşıyordu.
Bu nedenle yıpratıcı bir zemin belirlemek gerekiyordu.
(bunun için) Verdun istihkâmında karar kılındı.

21 Şubat’ta sadece o gün bir milyon top mermisinin ateşlendiği şiddetli bir bombardıman başladı.
Douamont Kalesi 25 Şubat’ta Almanların eline geçti.

Ağustos’ta ilk kez Alman kayıpları Fransız kayıplarını geçti.
Verdun’daki insan maliyeti tam olarak ifade edilemez ve tahminler değişiktir.
Fransızların yaklaşık yarım milyon, Almanların ise 400 bin insan kaybı vardı.
Bu (Verdun) meydan okurcasına Fransız kalan bir dramdı…

Somme
İngiliz topçuları 24 Haziran’da ateşe başladı ve 1 Temmuz’da kadar 1,5 milyon top mermisi ateşledi.
Somme savaşı 18 Kasım’sa sona erdi.
4,5 ay süren savaşta yaklaşık yarım mil yarım milyon Alman, 400 binden fazla İngiliz ve yaklaşık 200 bin Fransız hayatını kaybetti.

Grandük Nikolayeviç Türk birliklerinin Gelibolu’daki başarılarının ardından yayılmaları konusunda kaygılıydı.
General Yudeniç daha da güneye ilerledi.
Ocak’ta saldırı emrini verdi. Türkler Erzurum’da doğru geriye sürüldü.
Bir Karadeniz seferi Trabzon’un ele geçirilmesini sağladı.

1916 Haziran ayı / Hicaz’ın Haşimi yöneticileri Türk efendilerine karşı bir isyan düzenlediler ve Mekke ile Cidde’yi ele geçirdiler. Ancak asıl Türk garnizonunun bulunduğu Medine’yi almayı başaramadılar.
İsyan bitiyor gibiydi. Bitmemesinin nedenlerinden biri tanesi (…) T. E. Lawrence’ın gelişiydi.
Sina Yarımadasında İngiliz ve Türkler bir dizi çarpışmaya girişti.

1917
Başkan Wilson (…) zafersiz barış üzerine düşünmeleri gerektiği kanısındaydı.

1 Şubat’ta denizaltı savaşına başlamaya ilişkin hayati karar alındı.

12 Mart isyanı / Çar, isyanın üçüncü gününde tahttan çekildi.
Birleşik Devletler Almanya’ya savaş ilan etti.

1917, batı cephesinde İngiltere ve Fransa için her türlü standartta bir düş kırıklığı yılıydı.

Lenin Petrograd’da iktidarı ele geçirdi. Aralık ortasında ateşkes sağlandığında doğu cephesindeki savaş sona erdi.

1918
Rus imparatorluğu dağılma sürecindeydi.
İngilizler ve Fransızlar için de durum hiç de parlak değildi.
Ludendorff 1914’ten beri ilk kez batıya büyük bir saldırı düzenlemenin zamanının geldiğine inanıyordu.
Michael Harekâtının planlaması 1917 Kasım ortasında başladı.

Ludendorff (…) İngilizleri eski Somme savaş alanında vurmayı kararlaştırdı.

21 Mart’ta 96 km. uzunluğundaki hat üzerinde yoğun ve hızlı bir bombardıman başladı. (s. 81)

Amerikan birlikleri Fransız birliklerine katıldı.
275 binden fazla Amerikan askeri cephedeydi.

18 Temmuz sabahı Foch, karşı saldırının başlatılması emrini verdi.

21 Ağustos’ta daha geniş bir cephede saldırıyı sürdürdüler. Ayın sonunda Almanlar Hindenburg hattına geri çekildi.

11 Kasım’da ateşkesi imzalandı.

Lawrence, Hicaz demiryolunu kullanılmaz hale getirerek Medine ile bağlantıyı kesmeyi başardı.
İngilizler 1 Kasım’da Şam’a girdi.
Türk direnişi son buldu.
30 Ekim’de ateşkes imzalandı.

1914’de 6 milyon civarında insan savaşa gitti ve savaşın sonunda bu rakam on katına çıktı.

Bu savaşta topçu baraj ateşinden daha korkutucu bir şey yoktu.

Göz yaşartıcı gaz ilk olarak 1915 başlarında kullanıldı.

Uygarlık yükseldikçe insanlar alçaklaşıyor.

---

Türkçeleştiren: Müfit Günay
Dost Kitabevi

Eylül 2005