Wolfgang
Sofsky – Mahremiyet, Bir Manifesto
- Notlar
Verteidigung des Privaten: Eine Streitschrift, Verlag C.H.
Beck, Münih, 2007
Translated by Steven Rendall, Princeton University Pres, Oxford,
2008
İzler
Anton B. sabah binadan ayrıldığında, üç kez kaydedilmişti bile.
Anne ve babasıyla yaptığı konuşma bir telefon şirketinin bilgisayarına
kaydedilmişti.
Kapıdan çıktığı an apartmandaki kameralara kaydedilir,
ailesiyle yaptığı telefon görüşmeleri telekomünikasyon şirketi tarafından
arşivlenir.
Şirketinin yer altı otoparkına ulaşmadan önce bile, kamusal
alandaki varlığının neredeyse her anı kaydedilmişti. Ofisine, bilgisayar çipi
bulunan ve kayıt altına alınan bir kart kullanarak girdi.
Bilgisayar ile klavye arasına yerleştirilen donanımsal tuş
kaydediciler (keylogger), güvenilir konumlarda çalışan kişilerin bile yazdığı
her şeyi kaydeder.
Vergi dairesi, banka hesaplarını ve kredi kartıyla yapılan
otel ödemelerini kişinin bilgisi dışında inceleyebilir.
Akıllı sağlık kartları, acil bakımı kolaylaştırma
bahanesiyle "teşhislerin, tedavilerin ve reçetelerin yanı sıra organ
bağışı anlaşmasının da kaydedildiği bir bilgisayar çipi" barındırır.
Sokaklarda dolaşan neredeyse görünmez küçük gözetleme
dronları, şüpheli sesleri dinleyen birer vızıltı kaynağıdır.
Süpermarket girişlerindeki X-ray cihazları kişinin
kıyafetlerinin veya iç çamaşırlarının altında ne sakladığını göstermekle
kalmıyor, çıplak vücut şeklini de açıkça gösteriyor.
İnternet servis sağlayıcıları, ziyaret edilen web siteleri,
alışveriş geçmişleri ve arama motoru verileri anında kaydedilir.
Şeffaf vatandaş bilgisayar çağında hayatın ne kadar kolay
olduğunu takdir ediyor. Gözetlenmemeyi, anonim olmayı, ulaşılamaz olmayı
tereddütsüz bir şekilde reddediyor. Kişisel özgürlüğünün azaldığını
hissetmiyor.
Medya toplumunun yasasına göre, görülmeyen kimse yok
sayılır. İnsanların korktuğu şey gözlemlenmek değil, kimsenin onlara dikkat
etmemesidir.
Güç ve Gizlilik
Güç her zaman etki alanını genişletmeye çalışır.
İnsanların egemenliğe uyması (uygunluğu) kuralları ve
kurumları kalıcı kılar.
Gizliliğin savunulması, özgürlüğü kurtarmaya yönelik ilk
adımdır.
Özel alan, egemenlikten arınmış ve bireyin kontrolü
altındaki tek kaledir.
Totaliter sistemlerde gizliliğin yok edilmesi, insanlığın
yok edilmesine giden ilk adımdır.
Demokratik rejimlerde ise gözetim ve kısıtlamalar;
"güvenlik, kamu sağlığı, bakım ve düzen" bahasıyla ve hukuk/ahlak
kılıfı altında meşrulaştırılarak yürütülür.
Polis devletleri suistimalleri, tutuklamaları, işkenceleri
ve infazları araç olarak kullanır.
Siyaset dışı kalmak, oy vermemek, iktidar oyunlarına
kayıtsız kalmak modern ideolojiler tarafından "demokrasiye ihanet"
olarak nitelendirilir.
Oysa siyasi özgürlük, her şeyden önce siyasetten özgürlüktür.
Modern devlet, tebaasına duyduğu derin şüphe nedeniyle
"her şeyi" bilmek ister.
Gözetimin genel bir şüpheye dönüşmesiyle "Herkes
gözetleniyor, herkes suçlu olabilir" mantığı yerleşir.
Herkesin gözetlendiği ve şüpheli görüldüğü bir ortamda
toplumsal güven yok olur, bireyler arasındaki sosyal bağlar kopar.
Retrospektifler
Duvar, tekerlek, saban veya yazı gibi insanlığın en önemli
keşiflerinden biridir. Mesafe sağlar ve saldırılara karşı koruma sağlar.
Antik Roma
Kamusal (publicus) ve özel (privatus) arasında kesin bir
ayrım vardı. Devlet dininin olmaması, mülk devrinin serbestliği gibi alanlar
özeldi ancak yönetici elitlerin evlilikleri, vasiyetleri ve ahlaki yaşamları
kamu denetimine ve eleştirisine tabidir.
Erken Rönesans
Belediyeler, ailelerin özel alanına şüpheyle yaklaşarak özel
binaların inşasını, evlilik törenlerini, çeyiz miktarlarını, davetli sayılarını
ve hatta giyim kuşamı (hangi düğmelerin, kürklerin takılacağını) resmi moda
kılavuzlarıyla düzenlemiştir.
Kilise
Fransisken ve Dominikan rahipleri ruhani danışman ve günah
çıkarıcı olarak ailelerin iç dünyasına nüfuz etmiş, duyuların kullanımını
canonical kurallarla denetlemiştir.
Fransız Devrimi
Ulus adına tüm özel çıkarlar bastırıldı.
Giysiler ideolojik birer işaret haline geldi, vatansever
kokart takmayanların hayatı tehlikeye girdi.
Mahremiyetin dağılımı sınıfsal olarak eşitsiz olmuştur].
Yoksullar tek bir odaya sıkışırken, üst sınıflar kendilerine ait odalara
sahipti.
Manastırlar, kışlalar, cezaevleri ve akıl hastaneleri
zamanın değişiminden muaftır.
Bu kapalı kurumlardaki disiplin gücü "tecrit, bedenin
eğitimi, her yönden görünürlük" ilkelerine dayanarak insanların zihnine
nüfuz etmiştir.
Özgürlük ve Gizlilik
Saldırıya uğramayan kişi özgürdür. Gizlilik, kişisel
özgürlüğün kalesidir.
Dışarıdan gelen davetsiz misafirler (meraklı komşular,
bürokratlar, ahlakçılar) yalnız bırakılma hakkını ihlal eder.
Özgürlük ancak mesafe ve hareketlilik arttıkça büyür.
Büyük şehir, bireye ihtiyaç duyduğu anonimliği sunar.
Modern özel alanın mekânı büyük şehirdir.
Homojenleşme / Kamuoyu baskısı ve dışarıdan yönlendirmeler,
tutum ve fikirleri tek tipleştirir, bireysel eylem enerjisini azaltır.
Mahremiyet ahlaki iyiliği garanti etmez, kendi başına bir
amaçtır.
Modern devletin "bakım ve önlem sağlama" vaadi,
vatandaşlarını mülksüzleştiren ve haklarından mahrum bırakan bir tahakküm
mekanizmasıdır.
Mahremiyet kalesi, devlet gücünün sınırsızca genişlemesini
engelleyen yegane engeldir.
Benliğin Toprakları
Bir insanın bütünlüğü, bağımsızlığının veya vicdanının
tanınmasıyla başlamaz. Özü, insanın haysiyetinde veya onurunda değil, aksine
yalnız bırakılmasında bulunur.
Görmek ve duymaktan farklı olarak dokunma, mesafeyi ortadan
kaldırır ve insanı doğrudan etkiler. İstenmeyen dokunuşlar doğrudan birer
tahakküm eylemidir.
Kütüphanedeki masalar, park bankları gibi geçici sabit
alanlar ve ceket, çanta gibi kişisel eşyalar kimliğimizin maddi altyapısını
oluşturur.
Israrcı bakışlar, kaba gürültüler (cep telefonları, yüksek
sesli müzik) ve başkalarının salgıları/kokuları (ter, tükürük vb.) kişisel
alanı ihlal eden birer akustik ve hijyenik çevre kirliliğidir.
Nezaket ve görgü kuralları, erdem ve ahlakla değil, biçimin
gerekleriyle insanları birbirinden uzak tutar.
Görgü kuralları düşmanlığı sınırlar içinde tutarak barışçıl
ve mesafeli bir birlikte yaşam sağlar.
Nezaketin sonu aynı zamanda özgürlüğün ve sosyal güvenliğin
de yok olması anlamına gelir.
Kişisel alanın klasik yıkımı tutuklamadır; polisin sert
müdahaleleriyle mahkumun vücudu üzerindeki dokunma yasağı kaldırılır ve kişi
çaresizliğe sürüklenir.
X-ray cihazları ve didik didik aranan çantalar, yabancı
ellerin mahrem alana girmesinin yarattığı o nahoş hissi kalıcı kılar.
Vücudun Sırları
İnsanlar kendilerini başkaları tarafından görülmeye
bırakmadan önce görünümlerini düzeltirler.
Banyo, yatakla birlikte insanın dış kabuğunu bırakıp utanç
duygusunu silip atabileceği son sığınaktır.
Utanç, toplumsal aşağılanma korkusundan kaynaklanmaz.
Kişi kendini başkalarının gözüyle görmeden önce kendi
gözüyle gözlemlediği için utanır.
Cinsel sapkınlıklar, bağımlılıklar veya psikiyatrik
geçmişler gibi sırlar ifşa olduğunda toplumsal felaket ve itibar suikastı
başlar.
Acı, en temel bireyselleştirme ilkesidir.
Acı paylaşılamaz veya temsil edilemez, kişi bedeninin
kafesine hapsolur.
Ölüm hastanelere ve bakımevlerine hapsedilmiş, ölmekte olan
insan sahte bir iyileşme tiyatrosuyla korkusuyla yalnız bırakılmıştır.
İntihar, en özel eylemdir, en büyük antisosyal eylemdir.
Toplum, bu radikal özgürlük eylemini hemen
"depresyon" veya "genetik kusur" gibi uzman tanımlarıyla
patolojikleştirmeye çalışır.
Günümüzde insanlar para ve geçici bir şöhret için
bedenlerini ve en mahrem hikayelerini televizyonlarda gönüllü olarak
sergilemektedir.
Modern devlet etik kurullar bahanesiyle bedenin
derinliklerine nüfuz eder.
Sonuçta, insan hayatının ne zaman başlayıp ne zaman sona
erdiğine egemen olan karar verir.
Devlet, organ naklini kolaylaştırmak adına "beyin
ölümü" kavramını tanımlayarak varlığını kanıtlar; iç organlar kamu
yetkililerinin eline geçer.
Özel Alanlar
Ev, bireyi hiçliğin korkusundan koruyan bir kabuktur.
19. yüzyıl burjuva evi, misafirlerin kabul edildiği salonlar
ile yatak odası gibi yasak alanları birbirinden kalın sınırlarla ayırıyordu.
Kanalizasyon ve sifonlu tuvaletlerin kararnameyle zorunlu
kılınması bile o dönemde özgürlüğe saldırı olarak protesto edilmişti.
Bireysel oda ve kişisel alan, ancak 20. yüzyılın ikinci
yarısında "demokratikleşerek" alt ve orta sınıflara yayılabildi.
Çalışma odası, yatak odası ve hatta bireysel daireler,
bireyin toplumun veya aile bireylerinin bakışlarından kaçabileceği alanlardır.
Yıllardır yaşadığımız mekândaki nesneler (eski bir sandalye,
çekmeceli dolap, çocukluk oyuncağı) ile bedenimiz arasında bir tür
"uyurgezer güven duygusu" oluşur. Karanlıkta bile elimizin neyin
nerede olduğunu bilmesi, özel alanın bedenimizle bütünleştiğini gösterir. Bu
düzene yetkisiz müdahale, yaşam alanımıza doğrudan bir saldırıdır.
Araba, hem kamusal bir statü sembolü hem de "tekerlekli
bir özel oda"dır. İnsanlar trafik sıkışıklığında bile dışarıya kapalı bu
alanda makyaj yapabilir, diş fırçalayabilir, yalnız kalabilir veya anonimce
hareket edebilirler.
İğne deliği kadar küçültülen dinleme cihazları (böcekler),
yönlü mikrofonlar ve pencerelerdeki titreşimi okuyan lazer teknolojisi, evlerin
duvarlarını akustik olarak saydam hale getirir (Lazer mikrofon teknolojisiyle
kilometrelerce uzaktan pencere titreşimleri okunarak odadaki en gizli
konuşmalar bile filtrelenip kaydedilebilir). Kameranın varlığı insanı temkinli
olmaya zorlarken, görünmeyen böcekler insanı tuzağa düşürür.
Kapıların, duvarların kaldırılması veya cam mimari, insan
utanç ve mahremiyet alanlarını siler.
Çocuğun korunması, aile içi şiddet, terör veya organize
suçla mücadele gerekçeleriyle kamuoyu ve devlet; yatak odalarına ve aile içi
ilişkilere müdahale eder.
Baskınlar özel alana yapılan en acımasız müdahaledir. Evin
işgal edilmesi, eşyaların acımasızca tahrip edilmesi ve mahremiyet havasının
yok edilmesi, insanlarda tam bir çaresizlik ve derin bir güvensizlik bırakır.
Özel Mülkiyet
Özel mülkiyet modern dünyada sürekli olarak ahlaki açıdan
eleştirilir.
Rousseau'nun mitine göre bir araziyi çitle çeviren ilk kişi
mülkiyet toplumunu kurmuştur.
Ancak gerçekte eşitsizlik hırsızlıktan değil, iş bölümü ve
yeteneklerin uzmanlaşmasından doğmuştur.
Mülkiyet, insanlar arasındaki sınırları çizerek barışçıl bir
düzen oluşturur.
Hiçbir şeye sahip olmayan biri hiçbir şey paylaşamaz.
Benim olanın senin olandan ayrılması toplumsal düzeni
yaratır.
Mülkiyetin ortadan kaldırılması, bireyi kamusal bir figüre
indirger.
Özel mülkiyetin siyasi güvencesi olmadan kişisel özgürlük
olmaz.
Devletin mülkiyeti vergilerle millileştirmesi bireysel
özgürlüğe yönelik büyük bir tecavüzdür.
Vergiler belirli bir amaçla toplanmaz, siyasetçiler bunları
keyfi olarak israf edebilir.
Oysa devletin birincil görevi refah sağlamak değil, sadece
koruma ve güvenlik sağlamaktır.
Vergileri toplamak için bankacılık gizliliği kaldırılır,
mali ve sosyal yetkililer tüm hesaplara erişir, banka müşterisi
şeffaflaştırılır.
Kazanılan gelirin vergilendirilmesi bu nedenle gizli bir tür
zorunlu çalışmadır. Birey artık kendi üzerinde tekel sahibi değildir.
İnsanlar bu sömürüden ancak kayıt dışı ekonomiye kaçarak
kurtulabilir.
Bilgi
Toplumda her birey diğerinin zihnindekini okumaya, onu
gözlemlemeye çalışır.
Kendini sunma sanatı, "herkes gibi görünmemek ama aynı
zamanda hiç kimse gibi de görünmemek" dengesidir. Aşırı eksantriklik
toplumu tuhaf yalnızlar topluluğuna, aşırı uyumculuk ise karakter yoksunu
fırsatçılar topluluğuna dönüştürür.
İnsanlar hareketlerini, jestlerini, dil sürçmelerini ve
beden dillerini tamamen kontrol edemezler. Deneyimli bir gözlemci, kişinin
göstermek istediğinden fazlasını okur.
Hain / Maliyet-fayda analizi yapar, çıkarı uğruna güveni
satar. Ancak bilgiyi sattığı an alıcı gözünde değerini yitirir.
Röntgenci ve Hacker / Motivasyonu ticari veya ideolojik
değil, merak ve şehvettir. Yasaklanan bölgeyi izinsiz ele geçirme zaferiyle
yetinir; çoğu zaman kurbana doğrudan zarar vermeden sadece izler.
Standartlaştırılmış formlar (gelir, aile, mülk kayıtları)
bireyin hayatını bürokratik denetime açar.
Terör, suç ve istikrarsızlık gerekçeleriyle devlet;
vatandaşına sürekli şüpheyle yaklaşan, "uzun hafızalı, kocaman kulaklı ve
gözlü bir Leviathan"a dönüşür. Toplanan anonim veriler birleştirildiğinde
birey tamamen şeffaf hale gelir.
Bankalar, kart şirketleri ve reklamcılar, kişisel tüketici
profilleri oluşturmak için veri toplar. Müşteriler genellikle indirim veya
kolaylık karşılığında kendi veri izlerini isteyerek bırakırlar.
Devlet ile özel sektörün veri birleştirme kapasitesi,
bireyin gözlemlenmediği hiçbir alan bırakmaz. Devlet, şirketlerin topladığı
devasa verileri kullanarak kendi gözetim ağını tamamlar.
Düşünce Özgürlüğü
Kırbaç kullanmaktan vazgeçmek isteyen her güç, eylemleri
gözlemlemeli ve düşünceleri yönlendirmelidir; tehlikeli bağlantıları ortadan
kaldırmak ve yıkıcı eylemleri durdurmak için insanların ne yaptığını takip
etmelidir.
Gözlem bedenle sınırlı kaldığından, iktidar düşünceleri
yönlendirmek ister.
Zihnin politikası, insanların ne düşündüğünü öğrenmeyi
değil, onlara ne düşünebileceklerini aşılamayı amaçlar.
Propaganda, sansür ve pedagojiyle zihne nüfuz edilerek içsel
bir hapishane kurulur.
Yakın ortaklıklarda kişi kendini kaybedip tamamen
partnerinin zihnine bağımlı hale gelebilir.
Beyin yıkama; "lider", "vatan",
"düşman" gibi klişe formüllerle hayal gücünü yok eder.
Siyasi amaçlar için kelimeler yeniden tanımlanır. Örneğin;
işten çıkarmalara "kolaylaştırma", tehditlere "barış
teklifi", fetihlere "özgürlük savaşları", hükümet müdahalelerine
"vatandaşı koruma" denir.
Okullardaki egzersizler, ezberler ve hataların kırmızı
kalemle cezalandırılması normu inşa eder.
Sınavlar, bilgi doğrulamasını bir güç töreniyle birleştiren
gözetim araçlarıdır.
Tarih resmi mitlerle sürekli yeniden yazılır, kolektif
suçlar inkar edilir ve resmi görüşe aykırı özel anılar dışlanır.
Sadece görüş çeşitliliği gerçeği ortaya çıkarabilir.
Sansür ve yasaklamalar zihinsel uyuşukluğa yol açar.
Fanatizm ve şiddetin temeli dini coşkuda değil, gerçekten
inanmak istemeyen bir inancın kırılganlığındadır.
Gerçek inanç, dogmalarda değil kişisel kutsal deneyimde
yatar.
Kötüye kullanılamayan bir özgürlük, özgürlük değildir.
Kültürel rölativizm ve hoşgörü çağrıları entelektüel
korkaklığı gizler.
İnsanların uyumculuk içinde yaşamasının sorumlusu sosyal
koşullar değil, kendi tembellikleri ve korkaklıklarıdır.
İnsanlar kendi akıllarını kullanmak yerine başkalarının
onlar adına karar vermesini tercih ederler.
Tembellik, korkaklık ve ilgisizlik hâlâ bağımlılığın en
önemli nedenleridir.
Kendi isteğiyle eleştiri silahlarını bırakan herkes,
yargılama ve karar verme gücünü de bırakır.
Sonuçta, herkes tamamen şeffaf öznelere dönüştü…
Özel alan çoktan ortadan kalktı.
Artık gözlemlenmesine ve soruşturulmasına gerek yok, çünkü
herkesin zaten ne düşündüğü ve ne yaptığı biliniyor.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder