David
Trend - Medyada Şiddet Efsanesi -
Notlar
Eleştirel Bir Giriş
The Myth of Media Violence - A Critical Introduction
Mütercim: Gül Bostancı, Yapı Kredi Yayınları, 2008
Giriş
Boş Laflardan Oluşan Medyada Şiddet Kulesi
1970'lerde şiddet içerikli medyanın etkilerini ölçmek için
yürütülen bir araştırma…
Altı hafta boyunca gençlerin yarısının yalnızca şiddet
içerikli programlar izlemesine ve diğer yarısının da şiddet içermeyen
programlar izlemesine izin verildi.
Haftalar ilerledikçe şiddet içermeyen programları izleyen
gençler yumruk yumruğa kavga etmeye ve okulları tahrip etmeye başladı.
…şiddet içerikli programları izleyen grup eskisinden çok
daha sakin ve çalışkandı.
Şiddet içermeyen programları izleyen grup, sevdikleri
programları izlemelerine izin verilmediği için sinirlenmişti.
Televizyon izlemekten aldıkları keyfin ya da
mutsuzluklarının çocukların davranışları üzerinde izledikleri şiddetin
oranından çok daha fazla rol oynadığı ortaya çıktı.
Şiddet içerikli yayınların insan davranışı üzerindeki etkisi
doğrudan veya tek boyutlu değildir. Bireylerin beklentileri, o anki
tatmin/tatminsizlik düzeyleri ve kişisel bağlamları, izledikleri içerikten daha
belirleyici olabilmektedir.
Medyada Şiddet Nedir?
Şiddet betimlemeleri (mitoloji, dinî metinler, masallar,
sanat ve edebiyat) insanlık tarihinin ve hikâye anlatıcılığının ayrılmaz bir
parçasıdır.
Ahenksiz Sesler Topluluğu
Medyadaki şiddet tartışmasını zorlaştıran şey, tarafların
konuyu tek boyutlu açılardan ele almasıdır.
Tüketiciler: Çocuklarının izleme alışkanlıklarını
denetlemek için V-çip veya engelleme yazılımları gibi pratik yollar arayan
ebeveynler ve öğretmenler.
Yapımcılar: Öncelikli gündemi "izleyicilerin
dikkatini çekmek" ve kar elde etmek olan, ifade özgürlüğünü savunan
eğlence sektörü.
Destekçiler: Tüketicilerin endişelerini dile getiren
vakıflar ve hayır kurumları.
Uzmanlar: Kendi ihtisas alanlarının ve akademik
disiplinlerinin sınırlarıyla konuya bakan araştırmacılar.
Politikacılar: Kamu güvenliği ve aile değerleri
konusunda hassas görünerek seçmen desteği arayan, hızlı düzenlemeleri tercih
eden milletvekilleri.
Gazeteciler: Karmaşık bilimsel bulguları kısaltıp
abartarak kolay sindirilebilir sansasyonel raporlara dönüştüren haberciler.
Şiddet görselleri dil ve kültür engellerini kolayca aştığı
için, küresel medya şirketleri için en kârlı ihraç kalemi haline gelmiştir.
İzlemeyi Seviyoruz: Medyada Şiddetin Kısa Tarihi
Tarihsel Açıdan Medyada Şiddet
Şiddet, avcıların mağara duvarlarına maceralarını kazıdığı
günlerden beri hikaye anlatımının vazgeçilmez bir parçası olmuştur.
Homeros'un destanlarından Shakespeare'in akraba katli içeren
trajedilerine, kutsal kitaplardan Orta Çağ edebi eserlerine kadar her büyük
yapıt şiddet unsurlarını barındırır.
Matbaanın icadından sonra basılan ilk "gerçek suç"
kitapları da halkın bu yöndeki açlığını gidermiştir.
19. yüzyılda ucuz romanlar hakkında ilk toplumsal
protestolar yükselmiş ve eleştirmenler bunlarda "veba kadar kesin ve
yıkıcı olan ruhsal bir salgın... hastalıklı akıl sağlığının mikropları"
olduğunu iddia etmişlerdir.
Sinemanın icadıyla birlikte ilk filmlerin de (boks maçları,
kafa kesme sahneleri) merkezine şiddet yerleşmiştir.
Kanun Çabaları
Devlet sansürünü önlemek isteyen film yapım şirketleri,
kendi kendini denetleme mekanizmaları geliştirmiştir.
1980'lerde MTV ve hip-hop'ın yükselişiyle şarkı sözlerindeki
şiddet ve cinselliğe karşı Ebeveyn Müzik Kaynağı Merkezi (PMRC) kurulmuş ve
albümlere "Ebeveynlere Uyarı" etiketleri yapıştırılmıştır.
Benzer şekilde 2000'lerden sonra televizyonlara zorunlu
V-çip parçasının konulması gibi elektronik sansür yöntemleri getirilmiş ancak
Kaiser Ailesi Vakfı'na göre "ebeveynlerin yalnızca yüzde on beşinin V-çip
kullandığı" tespit edilmiştir.
Medyada Şiddet Tartışmalarının Tarihsel Devamlılığı
Ahlaki panik dalgaları yeni iletişim teknolojileriyle
paralel gelişir.
Edebiyat tarihçisi Harold Schechter bu durumu şöyle özetler:
"Çoğunlukla çocuklara ve işçi sınıfına yöneltilen... yeni bir kitle
eğlence aracı gelir. Hemen soylu reformcular onu toplumsal çöküşün bir
işareti... ilan ederler."
Media Histerisi ve Korku Kültürü
Toplumsal kaygılar, kitle iletişim araçlarının beslediği
genel bir korku kültürü ve nadir yaşanan trajik okul katliamları (Columbine
gibi) üzerinden canlı tutulur. Gerçek bir analiz yerine "çıkarımlar,
çağrışımlar ve ayrıntılar" tartışmanın ana yönünü belirler.
Media Histerisi Döngüsü
Ne zaman bir trajedi yaşansa aynı suçlama ayini tekrarlanır
ve kabahat video oyunlarına, gangster rap müziğine ya da silahlara atılır.
Yapımcılar sanatsal kararlarını savunurken, savunucu gruplar
ve politikacılar bu histeriden oya ve bağışa giden yolda faydalanırlar.
Kazan - Kazan Durumu
Medyadaki şiddet tartışması, sosyolog Howard Becker'ın
"ahlaki girişimci" olarak adlandırdığı, kültürel meseleleri kendi
çıkarları adına kullanan tanınmış kişilere hizmet eder.
Bu "ikame politikası", seçmenlerin dikkatini
yoksulluk ve eşitsizlik gibi daha karmaşık toplumsal sorunlardan uzaklaştırır.
Suç ve Şiddet Hakkındaki Gerçekler
Adalet Bakanlığı ve FBI verilerine göre, medyadaki şiddet
imgelerinin artışına rağmen şiddet suçları son on yılda yarı yarıya düşmüştür.
Okullardaki şiddet ve silah getirme oranları da belirgin
şekilde azalmıştır.
Akademik çevrelerde medyanın şiddete yol açtığı yönündeki
"ortak görüş birliği" iddiası da bir uydurmadır; binlerce olduğu öne
sürülen kesin çalışmaların gerçek sayısı 200'den azdır ve bulguları son derece
zayıftır.
İzlemek Bizi Vahşi Yapmaz: Medyada Şiddet Araştırmalarını Değerlendirmek
Şiddetin Biyolojisi
Tarih boyunca insan şiddetine biyolojik (Malthus, Darwin)
veya psikolojik (Freud, Jung) içgüdü kuramlarıyla yaklaşılmıştır. Dolf
Zillmann, şiddetin öfkenin doğal bir sonucu olduğu inancını "sahte
açıklama" olarak nitelendirir ve haber medyasının tehlikeleri abartarak
uyumsuz endişeler yarattığını savunur.
Şiddetin Psikolojisi
Akıl sağlığı uzmanları şiddetin deneyimlerle, çevreyle ve
örnek alınan kişilerin taklit edilmesiyle öğrenildiğini belirtir.
Medyanın katartik (duyguları boşaltan) bir etki yarattığı
varsayımı ise tamamen çürütülmüştür; bu teoriyi destekleyecek küçücük bir ikna
edici bilimsel veri bile yoktur.
Şiddet Kültürleri
Şiddet, grupların geliştirdiği ortak anlayışlardan
kaynaklanan kültürel bir sorundur.
Medyadaki şiddetin en büyük tüketicisi ergen erkek
çocuklardır ve bunu bir güç/cinsiyet ispatı olarak görürler.
Çocukların doğal olarak şiddete hevesli olduklarına dair ise
bilimsel bir kanıt yoktur.
Medyada Şiddetin Etkilerini Araştırmak
Deneysel araştırmalar şiddet izlemekle kısa süreli ve küçük
saldırganlık eğilimleri arasında bağ kurmaya çalışır.
Yetiştirme teorisi ise medyanın, "izleyicinin sosyal
gerçeklik anlayışına yaptığı katkılar" üzerinden uzun süreli bir dünya
görüşü inşa ettiğini savunur.
Laboratuar ve Saha Araştırmaları
Laboratuvar deneyleri, günlük izleme ortamının
yapaylaştırılması ve deneklerin kendilerinden beklenen davranışı sergileme
eğilimi göstermesi (deneyci isteği) nedeniyle eleştirilir.
Feshbach ve Singer'ın yatılı okul saha deneyinde, şiddet
içermeyen program izleyen çocukların daha saldırgan olması, en sevdikleri
programları izleyememenin getirdiği hayal kırıklığıyla açıklanmıştır.
Uzun Süreli Araştırmalar
Eron ve Huesmann'ın "22 Yıllık Çalışması", genç
yaşta şiddete maruz kalan çocukların ileride saldırgan olacağını iddia ederek
yasalara yön vermiştir.
Ancak Richard Rhodes, bu çalışmadaki "kesin
kanıt"ın aslında 145 yetişkin içinden sadece üç vakaya dayandığını ortaya
çıkararak, "sahte şiddetin insanları vahşi yaptığına dair hiçbir kanıt
yoktur" sonucuna varmıştır.
İçerik Analizi
Ulusal Televizyon Şiddet Çalışması (NTVS), televizyondaki
şiddet tasvirlerinin bağlamına dikkat çekmiş ve "şiddetin sonuçları
gösterilirse, şiddetin pişman olunacak ve cezalandırılacak bir şey olduğu
gösterilirse... şiddet tasviri olumsuz sonuçlar yaratmayabilir" tespitiyle
dogmaları sorgulamıştır.
Profesörlerin Savaşı
Akademik dünya, araştırma fonları ve unvan kaygılarıyla
"şiddet karşıtı" ve "izleyicinin eleştirel yeteneğini
savunan" iki kampa bölünmüştür.
Birçok bilim insanı, medyanın tek başına anti-sosyal
davranışın nedeni olamayacağını ve suçun sadece marjinal bir risk etkeni
olduğunu kabul etmeye başlamıştır.
Film ve Medya Çalışmaları
Komedi (sessiz sinemadaki fiziksel yıkımlar), suç (gangster
filmleri) ve kovboy filmleri gibi türlerin kendi şiddet formülleri vardır.
Kovboy filmleri, sınırın ehlileştirilmesi miti üzerinden ırk
ve cinsiyet hiyerarşilerini pekiştirmiştir.
Korku Zevki
Medya çalışmaları, anlamın tek yönlü iletilmediğini,
izleyicinin geçmişi, cinsiyeti ve deneyimleriyle sürekli bir "müzakere
meselesi" olduğunu gösterir.
Sam Peckinpah (Vahşi Belde) ve Steven Spielberg (Er Ryan'ı
Kurtarmak) gibi yönetmenlerin geliştirdiği stilistik ve estetik çekim
teknikleri şiddeti daha katlanılabilir ve çekici kılmaktadır.
Yeni Şiddet
Tarantino gibi yönetmenlerin "yeni şiddet" tarzı
ise ironiyi anlamayan genç izleyicilerde "dünyanın şiddet dolu bir yer
olduğu" inancını beslemektedir.
Korkuyoruz: Medyada Şiddet ve Toplum
Kimlik ve Korku
Günlük yaşamımız, her adımda uyarılara maruz kaldığımız bir
korku kültürüyle kuşatılmıştır.
Medyadaki şiddetin asıl zararı, George Gerbner'in
"acımasız dünya" sendromu olarak adlandırdığı, dünyayı iyi ve kötü
güçlerin sürekli çatıştığı tehlikeli bir yer olarak algılamamıza neden
olmasıdır.
Korku ve İstek
Tüketim ideolojisi, insanların sevgi ve güvenlik gibi temel
ihtiyaçlarını maddi nesneler (lüks arabalar, giysiler) satın alma arzusuyla
ikame eder.
Medyadaki güzellik kuralları egemen gruplara (beyaz, genç ve
zengin) göre belirlenerek diğer tüm profilleri dışlar ve değersizleştirir.
Erkeklik ise sertlik ve fiziksel güç kullanımıyla
ilişkilendirilir.
Cinsiyet ve Irk
"Şiddet gösterisi" filmleri erkek gücünü överken
kadınları kurban ya da cinsel nesne olarak konumlandırır.
Siyah kadınlar ve beyaz olmayan karakterler filmlerde ve
televizyonda genellikle canavarlaşmış birer "diğer" ya da kontrolsüz
şiddet uygulayıcıları olarak gösterilir.
Toplumlar, iç bütünlüklerini korumak için ortak düşmanlar
yaratıp "günah keçisi" mekanizmasını çalıştırırlar.
Suç ve Politika
Medyadaki suç hikayeleri, polisin ve ordunun karşı-şiddetini
yasal kılar. Televizyon haberciliği, gerçek suç oranlarının (özellikle
cinayetin) düştüğü dönemlerde bile suç haberlerini katlayarak vererek sansasyon
yaratır. Politikacılar bu yolla kaygılı seçmenlerin desteğini alır ve "Üç
Vuruş" gibi tepkisel, sert cezalandırma yasalarını meclisten geçirirler.
Terörizm Savaşı
Terörist figürleri medyada insan dışı, akılsız canavarlar
olarak resmedilir; bu da normal hukukta kabul edilmeyen gözetim ve tutuklama
yöntemlerini (Vatanseverlik Yasası vb.) haklı çıkarmak için kullanılır.
11 Eylül sonrasında medyanın sansür ve vatanseverlik
baskısıyla tek tipleşmesi, vatandaşların alternatif haber kaynaklarına ve
internete yönelmesini tetiklemiştir.
Medya tekelleşmesi, insanlara toplumsal sorunlar karşısında hiçbir
şey yapmamalarını söyler.
Şiddeti Durduramayız: Medyada Şiddetin Kullanılış Şekilleri ve Önemi
Şiddet ve Eğitim
Şiddet, insanlık tarihinin lügatinden çıkarılamaz;
geçmişteki hatalardan ders almak için Bağımsızlık Savaşı, Dünya Savaşları ve
Nazi Soykırımı (Holokost) gibi tarihi olayların şiddet boyutlarıyla öğretilmesi
gerekir.
Ancak Spielberg'in Schindler'in Listesi filmini izleyen lise
öğrencilerinin idam sahnesine gülmesi örneğinde olduğu gibi, şiddetin eğitsel
kullanımı bile izleyiciler tarafından beklenmedik şekillerde alımlanabilir.
Şiddet ve Sanat
Susan Sontag, insanların şiddet ve acı resimlerine olan
iştahının neredeyse çıplak bedenlere olan iştah kadar evrensel olduğunu yazar.
Hristiyan ikonografisinden (İsa'nın çarmıha gerilişi)
neoklasisizme, David ve Caravaggio'dan Goya'nın savaş karşıtı gravürlerine
kadar Batı sanatı her zaman şiddet imgelerine yaslanmıştır.
Şiddet ve Haberler
Fotoğraf makinesinin icadı savaş fotoğrafçılığını (Kırım'da
Fenton, İç Savaş'ta Brady) doğurmuştur.
Savaş zamanlarında devletler kamuoyu desteğini korumak için
bilgiyi ve görüntüleri daima filtrelemiştir.
Vietnam Savaşı televizyon ekranlarından evlere sansürsüzce
taşınarak büyük protestolara yol açarken, sonraki Körfez Savaşları görüntüleri
"zararsızlaştırılarak" bir video oyunu formatında sunulmuştur.
Medyada Şiddet Endüstrisi / Yeni Eğlence Ekonomisi
Medya, film, televizyon ve yayıncılık şirketlerinin dev
holdinglerle birleşmesi sonucu tamamen bir para oyunu haline gelmiştir.
Bugün Amerikan medyasını News Corp, General Electric, Time
Warner, Disney, Viacom ve Bertelsmann olmak üzere altı büyük çok uluslu holding
kontrol etmektedir.
Karlılık baskısı, küresel piyasada dil bariyerini en kolay
aşan formül olan şiddet ve aksiyona yönelimi durdurulamaz kılmaktadır.
Film Sektörü
1970'lerden itibaren sinema salonlarının ve kopyaların
artmasıyla "büyük bütçeli film" çağı başlamıştır (Jaws, Baba).
Riskleri azaltmak isteyen stüdyolar aksiyon ve şiddet formüllerine
odaklanmıştır.
Felaket Filmleri
Küresel ısınma, facialar ve dinozor saldırıları bilgisayar
animasyonlarıyla harmanlanarak en popüler felaket anlatılarını oluşturmuştur
(Titanic, Yarından Sonra).
Bilim Kurgu
Teknolojinin korkunç potansiyeli ve kıyamet endişeleri
şiddet ve dijital efektlerle sunulur (Yıldız Savaşları, Armageddon).
Korku
Travma, heyecan ve şiddet iştahını tatmin eden slasher ve
gerilim filmlerini içerir (13. Cuma, Kuzuların Sessizliği, Scary Movie).
Salon Arkasından Oyuncak Dükkanına
Filmler artık bağımsız eğlenceler değildir; ev videosu,
lisanslı oyuncaklar ve hazır yemek promosyonlarıyla devasa bir tüketim zinciri
oluşturur (Batman, Örümcek Adam).
Ev videosu patlaması sinema ürününü tecrübe edilen bir
şeyden "sahip olunan bir mala" dönüştürmüştür.
Televizyon
Newton Minow'un "uçsuz bucaksız çorak arazi"
olarak nitelediği televizyon, doğrudan evlere ulaştığı için endişelerin
merkezindedir.
Eleştirel İzleme
Muhafazakarlar ve liberaller televizyon içeriğinden farklı
nedenlerle rahatsızdır. Ancak "Kabul Teorisi", medyanın anlamının
metinden ziyade izleyicinin aklında yattığını savunur.
Dramatik Programlar
Karakollar ve hastaneler gibi kriz ortamlarını kurgulayarak
polisiye şiddet kullanımını meşrulaştıran suç dizileri (CSI) en karlı
prime-time programlarıdır.
Realite Programları
Kurgusal olmayan ama gerilim yaratmak için büyük oranda
uydurulmuş/düzenlenmiş senaryolarla fiziksel meydan okumaları sunar (Survivor,
Fear Factor).
Müzik Televizyonu
MTV, şarkıları satmak için cinsel içerikten ve kadınları
nesneleştiren yumuşak cinsel şiddet tasvirlerinden yararlanır.
TV Haberleri
"Kan varsa haber var" sözünün izinden giderek, suç
ve terörizmi dış bağlamı vermeden, dramatik etkileri abartarak nakleder.
Çocuk Programcılığı
Şirket birleşmeleriyle çocuk programları daha eğitici
görünse de alt çizgi değişmemiş ve Easy-Bake fırınlar ile GI-Joe oyuncakları
gibi tüketim alışkanlıkları ve cinsiyet rolleri çocukların bilincine
kazınmıştır.
Televizyonda Spor
Spor, erkek çocukların sosyalleşmesinde ve zafer/yenilgi
çatışmasını normalleştirmesinde güçlü bir rol oynar; oyuncuların ve
taraftarların kavgaları şiddeti beslemektedir.
Fakat Anlayabiliriz: Medyada Şiddet Tartışmasındaki Polemiklerin Ötesinde
Şiddet Yayıncılığı
Çocuk edebiyatı klasikleri de şiddet ve dehşet doludur
(Grimm Masalları, Hansel ve Gretel).
Harry Potter serisi de muazzam bir pazarlama ve tüketim ağı
olmasının yanı sıra, Lord Voldemort figürü üzerinden çağdaş terörizm
korkularını ve "biz ve onlar" klişelerini pekiştirir.
Bilgisayar ve Video Oyunları
Oyunlar filmlerden daha büyük bir pazar haline gelmiştir.
Grossman gibi isimler oyunları "şartlandırılmış katil makineleri"
olarak tanımlasa da ordunun kendi askere alma oyunu America's Army örneğinde
olduğu gibi, oyuncular oyun ile gerçeği karıştırmamaktadır.
Araştırmalar oyunların problem çözme becerilerini ve
refleksleri geliştirdiğini de göstermektedir.
Medyada Şiddete Duyulan İstek
Şiddet, sadece ticari bir açgözlülük ürünü değildir; Edmund
Burke'ün de belirttiği gibi, "başkalarının acılarından aldığımız
zevk" ve merakla bağlantılı, insan doğasının bir parçasıdır.
Şiddetin Estetiği
İzleyiciler şiddetin gerçek olmadığını bilir ve çoklu
kamera, yavaş çekim gibi stilistik kurgu tekniklerinden estetik bir zevk
alırlar.
Roland Barthes'a göre acı verici görüntüler bize dehşetin
çoktan bittiğini ve güvende olduğumuzu fısıldar.
Şiddet Anlatımları
Şiddet, anlatıma heyecan katan bir malzemedir.
Sam Peckinpah gibi öncü yönetmenler, şiddeti tüm dehşetiyle
göstererek izleyicileri savaşın vahşeti konusunda uyuşmaktan kurtarmayı ve
barışseverliğe teşvik etmeyi hedeflemiştir.
Medyada Şiddetin Etiği
Hannah Arendt'in belirttiği gibi, şiddet güç kazanmak veya
gücü elde tutmak için kullanılan işlenmemiş bir alettir.
Çocuk masallarından itibaren yaratılan ikili zıtlıklar
(iyi-kötü, kahraman-canavar), "biz ve onlar" şeklindeki adaletsiz
ahlaki savaş mantıklarını besler.
Şiddet ve Hafıza
Hızlı bilgi aktarımı çağında unuttuğumuz geçmiş acıları
hatırlamak etik bir görevdir. Susan Sontag'ın dediği gibi: Kalpsizlik ve hafıza
kaybı yan yana giderler.
Medyada Şiddete Karşılık Vermek: Çözüm sansür, devlet
yasakları veya gözlerini kapatmak değildir.
En etkili yaklaşım medya okuryazarlığı eğitimidir;
mesajların birer yapı olduğunun farkına varan izleyiciler, kendi yaşları,
kültürleri ve deneyimleriyle "eleştirel izleme" gerçekleştirerek
medyanın olumsuz etkilerini en aza indirebilirler.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder