David
Riches - Antropolojik
Açıdan Şiddet - Notlar
The Anthropology of Violence
Mütercim: Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yayınları, 1989
Önsöz
Şiddet, tek bir evrensel modelle açıklanamaz; en iyi şekilde
farklı kültürel ortamlarda ve çeşitli sosyal durumlar içinde incelenerek
anlaşılabilir.
Araştırmaların temel yöntemi; "topluluk" veya
"küçük grup" düzeyindeki alan araştırmaları aracılığıyla sosyal
hayatın yaşandığı doğrudan ortamlara katılmaktır.
Kitap, Amazon Kızılderililerinden Kuzey İrlanda’ya kadar
geniş bir coğrafyada şiddeti basitten (tehdit) karmaşığa (öldürme) pek çok
biçimiyle inceler.
Şiddet Olgusu - David Riches
Şiddetin Anlamı
Gündelik dildeki "şiddet" terimi son derece
duygusal, bağlama göre değişen ve öznel bir içeriğe sahiptir.
Anglosakson genel kültüründeki "avam teorileri",
şiddeti doğası gereği "irrasyonel" ve "vahşi" olarak görme
eğilimindedir.
Şiddet biyolojik bir zorunluluk değil, toplumsal kurgunun ve
imgelemin bir ürünüdür.
Şiddetin Dinamiği
Şiddet terimi eylemi yapandan çok, onu izleyen veya ona
maruz kalan tarafından kullanılır. Bir edime "şiddet" demek, ona
yalnızca fiziksel zarar değil, "gayri meşruluk" atfetmektir.
Şiddeti uygulayan aktör, kendi eylemini gayri meşru veya
"şiddet" olarak adlandırmayı reddeder; onu bir zorunluluk,
kahramanlık veya meşru bir araç olarak görür.
Devletin uyguladığı fiziksel zor geleneksel olarak
"yönetim/siyasi organizasyon" olarak adlandırılırken, devlet dışı
gayri meşru güç kullanımı "şiddet" sayılır.
Aktörün gözünde şiddet, öngörülebilir bir amaca ulaşmak için
seçilen stratejik bir araçtır.
Şiddet eylemlerinin temelinde caydırıcılık yatar.
İntikamcı / Karşı tarafın güç kazanmasını ve yeniden
saldırmasını engellemek ister. İntikamda "çekirdek amaç"
(caydırıcılık) çoğunlukla geçmişin onarılması söyleminin arkasına saklanır;
zira yeni çatışmaları davet etmek istenmez.
Şiddet, meşruluğunun tartışılması, yanlış anlaşılmasının zor
olması, son derece hissedilir olması ve asgari donanım gerektirmesi gibi dört
temel özelliğe dayanır.
Bu yönüyle hem araççı hem de dışavurumcu amaçlar için ideal
bir kaynaktır.
Şiddetin en temel niteliklerinden biri, serbest kaldığında
kontrolden çıkmaya son derece yatkın olmasıdır.
Şiddet, duyulara doğrudan hitap eder; fark edilmesi ve
hatırlanması çok kolaydır.
Şiddet, yüksek görünürlüğü sayesinde harika bir iletişim
aracıdır.
Fail, karşı tarafın kabul edilebilir/edilemez bulduğu
"meşruluk sınırını" çok iyi tartar. Şiddetin etkili olması için bu
sınırın tam olarak "yanlış/yasak" tarafında yer alması gerekir.
Alkol ve Şiddet
Alkol tüketimi ve şiddet kültürel olarak kalıplanmıştır.
Alkol her zaman şiddet getirmez; barışçıl "fiesta" veya sohbet
ortamlarına da eşlik edebilir.
Hayvanlar ile insanlar arasındaki karşılaştırmalar
yüzeyseldir. İnsan şiddeti, insan zihninin eşsiz kapasiteleri ve "şiddetin
denetlenemezliği/öngörülemezliği hakkındaki toplumsal bilgi" üzerinden
açıklanmalıdır.
Akrabalık bağlarının genişliği kabile içi şiddeti
dizginlerken, yabancılara yönelik şiddeti meşrulaştırabilir.
Devlet otoritelerinin sıkı denetim kurduğu yerlerde şiddet
küçük/adi vakalarla sınırlı kalır; devlet otoritesinin gerilediği dönemlerde
organize mafya şiddeti tavan yapar.
İspanya'da Ayaklanmalar: Casas Viejas 1933 ve Madrid 1981 - John Corbin
Sembolist teoriye göre şiddet, sadece fiziksel zor değil,
"kimliklerin tecavüze uğramasıyla" ilgilidir.
Endülüs kültüründe kilit kavramsal yapı şereftir.
İnsan varoluşu ev (casa) ve sokak (calle) sınırları
etrafında kuruludur; ev mahremiyeti ve özerkliği temsil ederken, sokak politik
mücadelenin alanıdır.
İstihdam edilmek ise özerkliği teslim etmek, araçsızlaştırılmak,
sembolik olarak hadım edilmek ve hayvanlaştırılmaktır.
Casas Viejas olayında anarşist işçiler ve sivil muhafızlar
arasındaki çatışma, şerefe yönelik tecavüzlerin karşılıklılığı silsilesidir.
Şiddet, mücadelenin sokaktan eve (calle'den casa'ya)
geçmesiyle tırmanmış ve büyük bir katliamla sonuçlanmıştır.
Buna tezat olarak, Tejero'nun Madrid parlamento baskını bir
sokak (calle) olayı olarak kalmış ve fiziki katliamdan kaçınmıştır. Ancak
milletvekillerini iç çamaşırlarıyla sokağa çıkarma tehdidi, onları domestikleştirerek,
hayvanlaştırarak, çocuklaştırarak, kadınlaştırarak sembolik olarak depolitize
etmektir.
'Le Mal Court': Başsız Bir Toplumda Görünen ve Görünmeyen Şiddet
Kamerun'daki Mkakolar - Elisabeth Copet-Rougier
Şiddet (violence) kelimesinin İngilizcedeki ve Fransızcadaki
anlamlarını karşılaştırdığımızda derhal görürüz ki kelime, kavramsal olarak
çift anlamlı ve görelidir. İngilizcedeki asli anlamı fiziksel saldırganlıktır;
yasadışı bir haksızlık. Fransızcada kelimenin iki temel an lamı var: Biri
İngilizcedeki anlama yakındır, öteki ise rıza göstermesini sağlamak için birine
baskı uygulama fikrini ifade eder. Bu ikinci anlamda dolaylı, ahlaki şiddetten
söz etmiş oluyoruz.
Mkako toplumunda hem dış düşmanlara yönelik yamyamlık gibi
açık fiziki şiddet örnekleri hem de topluluk içinde büyücülük ve cadılıkla
yürütülen görünmeyen şiddet biçimleri mevcuttur.
Mkako dilinde şiddet sosur (nefes/susuzluk/kuvvet) ve mguru
(meşru güç) gibi kelimelerle ifade edilir. Yetişkin erkekler arasında fiziksel
şiddet topluluk (entre-soi) içinde kesinlikle yasaktır, çünkü kandaşın kanını
dökmek kişinin kendi kanını akıtmasıyla eşdeğer olup ölüme (simbo) yol açar.
Fiziksel şiddet yalnızca savaş (ndjambi) yoluyla dışarıya yönlendirilir ve iç
düzeni yeniden üretmenin dış bir aracıdır.
Topluluk içinde fiziksel şiddet yasak olduğundan, rekabet
cadılık (lembo) gibi görünmeyen şiddet biçimleri alır. En tahripkar olan
"vampir cadılık", akrabalık ve mekân sınırlarını birbirine karıştırır.
Cadılar kandaşlarını tek başlarına yerlerse ölecekleri için, kurbanlarını
akraba olmayan diğer cadılarla değiş tokuş etmek zorundadırlar; böylece sosyal
hukukun temelleri en asosyal hareket içinde yeniden kurulur.
Başsız toplumda siyasi düzen, bir kişi yararına
saptırılabilen şiddeti kapsar ancak kalıcı düzen kurulamaz, çünkü güçlerin bir
kurumda cisimleşmesinin imkanı yoktur. Şiddet, yıkıcı kullanım için de kurumsal
kullanım için de el altında bir araçtır.
Şiddetin Ritüel Kullanımı: Uganda'daki Gisular Arasında Sünnet - Suzette
Heald
Sünnet, erkek çocuğa tam yetişkin statüsü vermenin ötesinde,
onda "lirima" yaşama kapasitesi yaratır.
Lirima, öfke, kıskançlık, nefret ve utanç gibi olumsuz
duygularla bağlantılı, kontrol dışı yaşanan şiddetli bir erkeklik niteliğidir.
Gisular arasında kişilerarası şiddet oranı çok yüksektir ve
bu durum lirimaya atfedilir.
Sünnet esnasında çocuğun acı karşısında hiçbir korku
belirtisi göstermemesi istenir; buradaki amaç olumsuz duyguları olumluya
dönüştürmek (katarsis) ya da baskıcı bir travma yaratmak değil, doğrudan
"lirimayı tahrik etmek" ve şiddeti beslemek için şiddeti kullanmaktır.
Sünnet ritüeli bu yönüyle askeri psikolojideki
"savaşçılık sınavı"na (tehlikeye karşı duyarsızlaştırma) benzer.
Ancak bu ritüel, barışçıl modern hayatta "liriması en
küçük bir provokasyonda fokurdayabilecek" tehlikeli ve saldırgan erkekler
yaratarak kültürel bir açmaz üretir.
"Şiddetsiz" Bir Toplumda Yamyamlık, Ölüm ve Egemenlik Görüntüleri
- Joanna Overing
Venezuela'daki Orinoco nehrinin kolları dolaylarında yaşayan
bir orman halkı olan Piaroalar için her tür ölüm, büyücülükle işlenmiş
cinayettir ve genellikle de yabancı kabilelerin büyücülerinin bu cinayet
suçlusu olduğuna hükmedilir.
Yabancıların yaptığı bu cinayete karşılık, katilin tüm
köyünü yok eden Piaroa bombası adlı güçlü bir intikam sihriyle misilleme
yapılır.
Piaroalar asla doğrudan fiziksel şiddetle öldürmezler; kendi
elleriyle cinayet işlemek doğrudan bir yamyamlık edimi sayılarak katile ölümcül
bir hastalık (suripa) getirir; bu yüzden öldürme büyü yoluyla dolaylı ve
vekiller aracılığıyla yapılmalıdır.
Piaroa toplumu, gündelik hayatta fiziksel saldırı ve zora
hiç yer vermeyen son derece barışçıl bir toplumdur. Ancak hastalık ve ölüm
durumlarında kendilerine dayatılan azami şiddete maruz kalırlar ve kendileri de
kozmik düzeyde şiddet uygularlar.
Piaroa mitolojisi mutfak sanatının gelişmesi ile yamyamlık
ve ölümlülük arasında bağ kurar; mitik dönemde tüm varlıklar insan biçiminde
olduğundan, her yemek yeme yamyamcaydı.
Piaroalar, orman hayvanlarıyla karşılıklı yamyamlık
ilişkisindedir. Şaman, koruyucu dualarla ve Tanrıların yardımıyla yenen hayvanı
sebzeye dönüştürerek bu yemenin bir iç yamyamlık edimi olmasını önler.
Hastalıklar ise mitik dönemde kültürlerini kaybeden hayvanların ve ruhların
intikam olarak kurbanı yemesi sürecidir.
Şiddetin Güzelliği: Japon Sinemasında Jıdaıgekı Yakuza ve
"Çıplaklı" Filmler - Brian Moeran
Dönem filmleri (jidaigeki) ile modern filmler (gendaimono)
arasındaki ayrım feodalizmden kopuşu simgeler.
Savaş sonrası dönemde yakuza (gangster) filmleri ve
pornografik ("pembe/çıplaklı") filmler hem cinselliği hem de şiddeti
aşırı ölçüde vurgulayan bir tarz geliştirmiştir.
Japon sinemasında öldürme sahneleri estetize edilir ve kan
dökmenin detayları coşkuyla gözlenir.
Eleştirmenlere göre, chanbarada kanın ve kan dökmenin uyarım
yükü, irkiltmesi ve özdeşleştirme duygusu aynı derecede orgazmiktir.
Mishima Yukio'nun eserlerinde ve intiharında (seppuku)
olduğu gibi, ölüm "bir görüntüdür... ötesinde bir saf su pınarı
vardır" ve bu durum saflık, güzellik, güç ve ahlakın nihai birleşimidir.
Geleneksel inançları reddeden nihilizm, Japonların kökü
eskiye uzanan geçicilik (mujö) duygusuyla bağlantılıdır.
Cinsel haz, ölüm ve estetik takdir anlarında, dil aradan
çekilir ve zamanın akışı fethedilir.
İspanyol Boğa Güreşinde Şeref, Haysiyet ve Şiddet Sorunu - Garry Marvin
Dışarıdan bakanlar için boğa güreşi, hayvana fiziksel zarar
verilmesi ve kan akıtılması nedeniyle bir "şiddet" olayıdır, ancak
İspanyolca'daki violencia terimi yerel taraftarlar (aficionados) tarafından bu
eylemleri nitelemek için kullanılmaz.
Şiddet ve Düzen
Boğa güreşinde şiddet edimleri, son derece kontrollü
kurallar, estetik yasalar ve protokoller çerçevesinde düzenli ve kabul
edilebilir yollardan meydana gelir.
Boğa güreşi özünde ritüel bir olaydır; matadora prestij
kazandıran şey, öldürmenin kendisinden ziyade, bu eylemin gerçekleştiriliş
şeklidir.
Akdeniz şeref kodlarında şerefi korumanın son noktası
fiziksel şiddet potansiyelidir ve itibar kamu önünde savunulmalıdır.
Matador, kızgın ve vahşi boğanın (ki o da tam, hadım
edilmemiş bir erkek rakip olarak görülür) meydan okumasına korkusuzca karşılık
vererek kendi erkeklik imajını ve namını kamu önünde kanıtlar.
Boğa güreşinde bir "şiddet estetiği" yoktur,
seyirciler hayvana eziyet edilmesinden zevk almazlar.
Estetik değer, matadorun tehlike karşısındaki
soğukkanlılığına ve peleriniyle boğaya egemen olmasına ("baskı altındaki
zarafet") dayanır.
Boğa güreşini vahşi ve barbarca gören Anglo-Sakson bakış
açısı, kendi kültüründe insan ve hayvan dünyaları arasındaki mesafenin kapanmış
olmasını yansıtır.
Avstralya'daki Aborigine'lerin Kampında Toplu Dövüş - David McKnight
Mornington Adası'ndaki Aborigine topluluğunda dövüşme, adeta
başlıca sosyal faaliyet haline gelmiştir.
Boomeranglar ve dövüş sopaları (nulla nulla) gibi ölümcül
silahlar dövüşlerde yaygın olarak kullanılır.
Lardiller geleneksel olarak küçük klan alanlarına sahiptiler.
Adada kuzey, güney, doğu ve batı şeklinde dört başlıca bölge
ve rüzgar yönü/rüzgarsız yön ayrımı vardı.
Bazı dövüşler "hesaplaşma" adı altında kurallarla,
ritüellerle ve iki taraf arasında darbeleri savuşturan "ortacılar"
yardımıyla düzenlenirdi.
1914'te kurulan Presbiteryen misyonu, çocukları yurtlara
yerleştirerek geleneksel yapıyı bozdu ve kasıtlı bir kuşak farkı yarattı.
Erkekliğe kabul törenlerinin yasaklanmasıyla yaşlılar
gençlik üzerindeki otoritelerini ve kutsal dillerini (Demiin) kaybettiler.
Kişilerin kandırıldıklarını veya hakarete uğradıklarını
düşündüklerinde bağıra bağıra yakınmaları ve küfretmeleri dövüşleri başlatır.
Gençler kimin daha iyi dövüşçü olduğunu kanıtlamak için
dövüşe isteklidirler; yaşlılar ise fiziksel güçlerini kaybettiklerinden ancak
"kenarda durup bağırmakla" yetinirler.
Yüksek akrabalık yoğunluğu sosyal ilişkilerde ağır bir
gerilim ve çatışma üreterek şiddet olaylarını artırır.
"Keyfiler", "Açık Tribün Çeteleri" ve "Kavga
Şirketleri": Futbol Fanatiği Davranışının Sosyolojik Bir Açıklamasına
Doğru - Eric Dunning, Patrick Murphy ve John Williams
Futbol fanatizmi (İngiliz hastalığı) 1980'lerde Britanya'da
en ciddi kamu sorunlarından biri haline geldi ve kulüplerin Avrupa kupalarından
men edilmesine kadar ulaştı.
Serseri davranışların en ısrarlı failleri olan sert
çekirdek, rakip taraftarlarla dövüşmeyi "maça gitmenin" ayrılmaz bir
parçası olarak görür ve örgütlü "dövüş şirketleri" (çeteler)
kurarlar. Maçlara taraftar kıyafetleri olmadan, polisten gizlenerek giderler ve
pusu kurarak rakipleriyle çatışırlar.
Fanatiklerin büyük kısmı ağırlıkla aşağı/kaba işçi sınıfı
kökenlidir. Suttles'ın "düzenli segmentasyon" teorisine göre, kentsel
mahalle düzeyindeki mikro çeteler, dışarıdan gelen ortak bir tehdit (rakip
takım taraftarları) karşısında hızla birleşerek daha büyük tribün ittifakları
kurarlar.
Kaba işçi sınıfı sitelerinde çocukların sokaklarda
yetişmesi, cinsiyetlerin erken ayrılması ve fiziksel güce verilen önem, genç
erkeklerde maço erkeksiliğinin açıkça saldırgan biçimlerini ve şiddete yönelik
yüksek hoşgörüyü üretir. Eğitim ve iş dünyasında hor görülen bu gençler, statü
ve kimlik kazanma yolu olarak fiziksel girişkenliğe ve dövüşe yönelirler.
1960'larda basının (özellikle tabloid basının) kitle
kargaşalarını sansasyonel ve askeri bir retorikle sunması, bu tür olayları
kışkırtıcı bulup heyecan arayan gençleri stadyumlara çekerek sorunu daha da
tırmandırmıştır.
Kuzey İrlanda'nın Kırsal Kesiminde Şiddet: Sosyal
Bilim Modelleri, Avam Yorumları ve Yerel Değişimler - Graham
McFarlane
Sosyal bilimcilerin modelleri genellikle çatışmayı ekonomik
yoksulluk, iç sömürgecilik, emperyalizm veya sınıf çıkarlarının mezhepsel
gizemlileştirilmesi gibi "ekonomi politik" temellerle açıklar.
Sosyal antropologların modelleri ise kırsal kesimdeki
"geçici anlaşma" (modus vivendi) ve dinsel bölünmeyi kesen
entegrasyon/uyum bağları üzerinde yoğunlaşarak şiddeti bir yana bırakma
eğilimindedir.
Kırsal kesim halkının avam modelinde, mezhepsel bölünme
kabul edilse de uç şiddet eylemlerinin sorumluluğu kesinlikle
"dışarıdakilere" (outsiders) veya akli dengesi bozuk kişilere
yüklenir.
Yerel komşuların birbirine zarar verebileceğine inanmak
istenmez.
Şiddet olaylarından sonra geliştirilen retorik açıklamalar,
"eylem ile kabul edilebilir normlar arasındaki mesafeyi kültürel olarak
kapatmayı" hedefler.
Kırsal sınır bölgelerindeki Protestan azınlık, cumhuriyetçi
militanlar tarafından part-time Protestan milislerin kurşunlanması silsilesi
karşısında geleneksel "kuşatma zihniyeti"ne geri dönerek şiddeti
temel bölünmenin kaçınılmaz bir uzantısı olarak görmeye başlamıştır.
Şiddet ve İrade - David Parkin
Violence (Fiziksel
Şiddet): Birincil anlamıyla yasadışı fiziksel zor kullanımını ifade eder.
Maddi, gözle görülür tahribat veya fiziksel kısıtlamadır. Kurumlaştırılmış
meşrulukla (devlet, yasalar) görelileşir (Örn. Gardiyanın kural içi güç
kullanımı "yasa" sayılırken, sınırı aşması "şiddet" olur).
Violation (Metafizik
Kirletme / İhlal): "Tecavüz etmek", "ihlal etmek" veya
desecrate (kutsal olanı kirletmek/saygısızlık) anlamına gelir. Burada asli olan
nesnel/fiziksel zarar değil; estetik, dinsel ve metafizik değerlerin/inançların
bütünlüğünün bozulmasıdır (Örn. Kenya’da Kuran’ın üzerine işenmesi olayında
kitaba fiziksel bir zarar gelmese de yapılan eylem devasa bir violation /
ihlaldir).
Londra Anakent Polisi’nin "Otomobil Hırsızlığı" afişi
"Block his knock-off" (Çalmasını önle) sloganının
tersyüz edilmiş hali "Knock his block off" (Kafasını kır) ifadesini
çağrıştırır. Afiş, sıradan vatandaşı özel mülkünü şiddetle savunmaya
yönelterek, polisin yasadışı şiddet söylemiyle "suç ortaklığı"
kurması paradoksunu yaratır.
Kenya’daki Giriama etnografyası, Batı'daki katı
"cinayet/intihar" veya "yasal/yasadışı" karşıtlıklarının
ötesine geçen bütüncül ve metafizik bir yapı sunar.
Giriama dilindeki kufwa kwa viha, hayatın bütünlüğüne
tecavüz eden (vakitsiz) her türlü ölümü kapsar. Cinayet, intihar, savaşta ölmek
ve kazalar (ağaçtan düşme, boğulma, araba kazası) tek bir metafizik çatı
altındadır.
Savaşta, kavgada veya kazada insan öldüren (ya da kurban
olan) kişiler, maktulün kanını ve uğursuzluğunu simgeleyen kilatso adı verilen
negatif bir duruma geçerler.
Kilatso, failden veya kurbandan bağımsız özerk bir kirlilik
kuvvetidir. Arındırılmazsa aileye sıçrar ve yeni şiddet/ölüm vakalarına yol
açar.
Viha ile ölenler sanzu (kutsal giysi) giydirilmeden,
tabutsuz ve ev dışında gömülür.
Kilatso kirliliğini evden tamamen söküp atmak için
marjinal/yabancı kişiler araç olarak kullanılır. Örneğin, ölen kişinin dula
kalan karısı, durumu bilmeyen tamamen "dışarlıklı" bir erkekle
(genelde uzak bölgeden gelen bir Luo erkeğiyle) cinsel ilişkiye girer. Bu
bihaber yabancı erkek, farkında olmadan kilatso kirliliğini yüklenip kendi
memleketine götürür.
Viha (Kötü Ölüm / Dışsal Şiddet)
İnsanın iradesini ve kontrolünü aşan, dışarıdan gelen ve
insanüstü/özerk bir yıkım kuvvetidir. Kazalar (hindistancevizi düşmesi vb.),
anlık bıçak kavgaları veya savaşlar bu kategoridedir.
Viha kirlilik (kilatso) getirir. Bu yüzden viha ölümlerinde
öncelik katili bulup cezalandırmak değil, topluluğu arındırmaktır.
Utsai (Cadılık / İçsel Şiddet)
Topluluğun ve hanenin içinden doğar. Kıskançlık,
çekememezlik veya hırstan kaynaklanan, insanın bilinçli zarar verme niyetine
dayanır.
Cadılar ahlaki topluluğun bir parçasıdır. Her insan
öfkelendiğinde potansiyel bir cadıdır. Cadılığın çözümü ceza/hesap sorma veya
failin itirafıdır.
Toplumlar, şiddeti ve faillerini kategorize ederek kendi
ahlaki, hukuki ve siyasi sınırlarını yeniden inşa ederler.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder