2 Haziran 2026 Salı

David Riches - Antropolojik Açıdan Şiddet - Notlar

David Riches  - Antropolojik Açıdan Şiddet - Notlar

The Anthropology of Violence

Mütercim: Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yayınları, 1989

 


Önsöz

Şiddet, tek bir evrensel modelle açıklanamaz; en iyi şekilde farklı kültürel ortamlarda ve çeşitli sosyal durumlar içinde incelenerek anlaşılabilir.

 

Araştırmaların temel yöntemi; "topluluk" veya "küçük grup" düzeyindeki alan araştırmaları aracılığıyla sosyal hayatın yaşandığı doğrudan ortamlara katılmaktır.

 

Kitap, Amazon Kızılderililerinden Kuzey İrlanda’ya kadar geniş bir coğrafyada şiddeti basitten (tehdit) karmaşığa (öldürme) pek çok biçimiyle inceler.

 

Şiddet Olgusu - David Riches

Şiddetin Anlamı

Gündelik dildeki "şiddet" terimi son derece duygusal, bağlama göre değişen ve öznel bir içeriğe sahiptir.

 

Anglosakson genel kültüründeki "avam teorileri", şiddeti doğası gereği "irrasyonel" ve "vahşi" olarak görme eğilimindedir.

Şiddet biyolojik bir zorunluluk değil, toplumsal kurgunun ve imgelemin bir ürünüdür.

 

Şiddetin Dinamiği

Şiddet terimi eylemi yapandan çok, onu izleyen veya ona maruz kalan tarafından kullanılır. Bir edime "şiddet" demek, ona yalnızca fiziksel zarar değil, "gayri meşruluk" atfetmektir.

 

Şiddeti uygulayan aktör, kendi eylemini gayri meşru veya "şiddet" olarak adlandırmayı reddeder; onu bir zorunluluk, kahramanlık veya meşru bir araç olarak görür.

 

Devletin uyguladığı fiziksel zor geleneksel olarak "yönetim/siyasi organizasyon" olarak adlandırılırken, devlet dışı gayri meşru güç kullanımı "şiddet" sayılır.

 

Aktörün gözünde şiddet, öngörülebilir bir amaca ulaşmak için seçilen stratejik bir araçtır.

Şiddet eylemlerinin temelinde caydırıcılık yatar.

 

İntikamcı / Karşı tarafın güç kazanmasını ve yeniden saldırmasını engellemek ister. İntikamda "çekirdek amaç" (caydırıcılık) çoğunlukla geçmişin onarılması söyleminin arkasına saklanır; zira yeni çatışmaları davet etmek istenmez.

 

Şiddet, meşruluğunun tartışılması, yanlış anlaşılmasının zor olması, son derece hissedilir olması ve asgari donanım gerektirmesi gibi dört temel özelliğe dayanır.

Bu yönüyle hem araççı hem de dışavurumcu amaçlar için ideal bir kaynaktır.

 

Şiddetin en temel niteliklerinden biri, serbest kaldığında kontrolden çıkmaya son derece yatkın olmasıdır.

 

Şiddet, duyulara doğrudan hitap eder; fark edilmesi ve hatırlanması çok kolaydır.

Şiddet, yüksek görünürlüğü sayesinde harika bir iletişim aracıdır.

 

Fail, karşı tarafın kabul edilebilir/edilemez bulduğu "meşruluk sınırını" çok iyi tartar. Şiddetin etkili olması için bu sınırın tam olarak "yanlış/yasak" tarafında yer alması gerekir.

 

Alkol ve Şiddet

Alkol tüketimi ve şiddet kültürel olarak kalıplanmıştır. Alkol her zaman şiddet getirmez; barışçıl "fiesta" veya sohbet ortamlarına da eşlik edebilir.

 

Hayvanlar ile insanlar arasındaki karşılaştırmalar yüzeyseldir. İnsan şiddeti, insan zihninin eşsiz kapasiteleri ve "şiddetin denetlenemezliği/öngörülemezliği hakkındaki toplumsal bilgi" üzerinden açıklanmalıdır.

 

Akrabalık bağlarının genişliği kabile içi şiddeti dizginlerken, yabancılara yönelik şiddeti meşrulaştırabilir.

 

Devlet otoritelerinin sıkı denetim kurduğu yerlerde şiddet küçük/adi vakalarla sınırlı kalır; devlet otoritesinin gerilediği dönemlerde organize mafya şiddeti tavan yapar.

 

İspanya'da Ayaklanmalar: Casas Viejas 1933 ve Madrid 1981 - John Corbin

Sembolist teoriye göre şiddet, sadece fiziksel zor değil, "kimliklerin tecavüze uğramasıyla" ilgilidir.

Endülüs kültüründe kilit kavramsal yapı şereftir.

 

İnsan varoluşu ev (casa) ve sokak (calle) sınırları etrafında kuruludur; ev mahremiyeti ve özerkliği temsil ederken, sokak politik mücadelenin alanıdır.

 

İstihdam edilmek ise özerkliği teslim etmek, araçsızlaştırılmak, sembolik olarak hadım edilmek ve hayvanlaştırılmaktır.

 

Casas Viejas olayında anarşist işçiler ve sivil muhafızlar arasındaki çatışma, şerefe yönelik tecavüzlerin karşılıklılığı silsilesidir.

Şiddet, mücadelenin sokaktan eve (calle'den casa'ya) geçmesiyle tırmanmış ve büyük bir katliamla sonuçlanmıştır.

Buna tezat olarak, Tejero'nun Madrid parlamento baskını bir sokak (calle) olayı olarak kalmış ve fiziki katliamdan kaçınmıştır. Ancak milletvekillerini iç çamaşırlarıyla sokağa çıkarma tehdidi, onları domestikleştirerek, hayvanlaştırarak, çocuklaştırarak, kadınlaştırarak sembolik olarak depolitize etmektir.

 

'Le Mal Court': Başsız Bir Toplumda Görünen ve Görünmeyen Şiddet Kamerun'daki Mkakolar - Elisabeth Copet-Rougier

Şiddet (violence) kelimesinin İngilizcedeki ve Fransızcadaki anlamlarını karşılaştırdığımızda derhal görürüz ki kelime, kavramsal olarak çift anlamlı ve görelidir. İngilizcedeki asli anlamı fiziksel saldırganlıktır; yasadışı bir haksızlık. Fransızcada kelimenin iki temel an­ lamı var: Biri İngilizcedeki anlama yakındır, öteki ise rıza göstermesini sağlamak için birine baskı uygulama fikrini ifade eder. Bu ikinci anlamda dolaylı, ahlaki şiddetten söz etmiş oluyoruz.

 

Mkako toplumunda hem dış düşmanlara yönelik yamyamlık gibi açık fiziki şiddet örnekleri hem de topluluk içinde büyücülük ve cadılıkla yürütülen görünmeyen şiddet biçimleri mevcuttur.

 

Mkako dilinde şiddet sosur (nefes/susuzluk/kuvvet) ve mguru (meşru güç) gibi kelimelerle ifade edilir. Yetişkin erkekler arasında fiziksel şiddet topluluk (entre-soi) içinde kesinlikle yasaktır, çünkü kandaşın kanını dökmek kişinin kendi kanını akıtmasıyla eşdeğer olup ölüme (simbo) yol açar. Fiziksel şiddet yalnızca savaş (ndjambi) yoluyla dışarıya yönlendirilir ve iç düzeni yeniden üretmenin dış bir aracıdır.

 

Topluluk içinde fiziksel şiddet yasak olduğundan, rekabet cadılık (lembo) gibi görünmeyen şiddet biçimleri alır. En tahripkar olan "vampir cadılık", akrabalık ve mekân sınırlarını birbirine karıştırır. Cadılar kandaşlarını tek başlarına yerlerse ölecekleri için, kurbanlarını akraba olmayan diğer cadılarla değiş tokuş etmek zorundadırlar; böylece sosyal hukukun temelleri en asosyal hareket içinde yeniden kurulur.

 

Başsız toplumda siyasi düzen, bir kişi yararına saptırılabilen şiddeti kapsar ancak kalıcı düzen kurulamaz, çünkü güçlerin bir kurumda cisimleşmesinin imkanı yoktur. Şiddet, yıkıcı kullanım için de kurumsal kullanım için de el altında bir araçtır.

 

Şiddetin Ritüel Kullanımı: Uganda'daki Gisular Arasında Sünnet - Suzette Heald

Sünnet, erkek çocuğa tam yetişkin statüsü vermenin ötesinde, onda "lirima" yaşama kapasitesi yaratır.

 

Lirima, öfke, kıskançlık, nefret ve utanç gibi olumsuz duygularla bağlantılı, kontrol dışı yaşanan şiddetli bir erkeklik niteliğidir.

Gisular arasında kişilerarası şiddet oranı çok yüksektir ve bu durum lirimaya atfedilir.

 

Sünnet esnasında çocuğun acı karşısında hiçbir korku belirtisi göstermemesi istenir; buradaki amaç olumsuz duyguları olumluya dönüştürmek (katarsis) ya da baskıcı bir travma yaratmak değil, doğrudan "lirimayı tahrik etmek" ve şiddeti beslemek için şiddeti kullanmaktır.

Sünnet ritüeli bu yönüyle askeri psikolojideki "savaşçılık sınavı"na (tehlikeye karşı duyarsızlaştırma) benzer.

Ancak bu ritüel, barışçıl modern hayatta "liriması en küçük bir provokasyonda fokurdayabilecek" tehlikeli ve saldırgan erkekler yaratarak kültürel bir açmaz üretir.

 

"Şiddetsiz" Bir Toplumda Yamyamlık, Ölüm ve Egemenlik Görüntüleri - Joanna Overing

Venezuela'daki Orinoco nehrinin kolları dolaylarında yaşayan bir orman halkı olan Piaroalar için her tür ölüm, büyücülükle işlenmiş cinayettir ve genellikle de yabancı kabilelerin büyücülerinin bu cinayet suçlusu olduğuna hükmedilir.

Yabancıların yaptığı bu cinayete karşılık, katilin tüm köyünü yok eden Piaroa bombası adlı güçlü bir intikam sihriyle misilleme yapılır.

Piaroalar asla doğrudan fiziksel şiddetle öldürmezler; kendi elleriyle cinayet işlemek doğrudan bir yamyamlık edimi sayılarak katile ölümcül bir hastalık (suripa) getirir; bu yüzden öldürme büyü yoluyla dolaylı ve vekiller aracılığıyla yapılmalıdır.

 

Piaroa toplumu, gündelik hayatta fiziksel saldırı ve zora hiç yer vermeyen son derece barışçıl bir toplumdur. Ancak hastalık ve ölüm durumlarında kendilerine dayatılan azami şiddete maruz kalırlar ve kendileri de kozmik düzeyde şiddet uygularlar.

 

Piaroa mitolojisi mutfak sanatının gelişmesi ile yamyamlık ve ölümlülük arasında bağ kurar; mitik dönemde tüm varlıklar insan biçiminde olduğundan, her yemek yeme yamyamcaydı.

 

Piaroalar, orman hayvanlarıyla karşılıklı yamyamlık ilişkisindedir. Şaman, koruyucu dualarla ve Tanrıların yardımıyla yenen hayvanı sebzeye dönüştürerek bu yemenin bir iç yamyamlık edimi olmasını önler. Hastalıklar ise mitik dönemde kültürlerini kaybeden hayvanların ve ruhların intikam olarak kurbanı yemesi sürecidir.

 

Şiddetin Güzelliği: Japon Sinemasında Jıdaıgekı Yakuza ve "Çıplaklı" Filmler - Brian Moeran

Dönem filmleri (jidaigeki) ile modern filmler (gendaimono) arasındaki ayrım feodalizmden kopuşu simgeler.

Savaş sonrası dönemde yakuza (gangster) filmleri ve pornografik ("pembe/çıplaklı") filmler hem cinselliği hem de şiddeti aşırı ölçüde vurgulayan bir tarz geliştirmiştir.

 

Japon sinemasında öldürme sahneleri estetize edilir ve kan dökmenin detayları coşkuyla gözlenir.

Eleştirmenlere göre, chanbarada kanın ve kan dökmenin uyarım yükü, irkiltmesi ve özdeşleştirme duygusu aynı derecede orgazmiktir.

Mishima Yukio'nun eserlerinde ve intiharında (seppuku) olduğu gibi, ölüm "bir görüntüdür... ötesinde bir saf su pınarı vardır" ve bu durum saflık, güzellik, güç ve ahlakın nihai birleşimidir.

 

Geleneksel inançları reddeden nihilizm, Japonların kökü eskiye uzanan geçicilik (mujö) duygusuyla bağlantılıdır.

Cinsel haz, ölüm ve estetik takdir anlarında, dil aradan çekilir ve zamanın akışı fethedilir.

 

İspanyol Boğa Güreşinde Şeref, Haysiyet ve Şiddet Sorunu - Garry Marvin

Dışarıdan bakanlar için boğa güreşi, hayvana fiziksel zarar verilmesi ve kan akıtılması nedeniyle bir "şiddet" olayıdır, ancak İspanyolca'daki violencia terimi yerel taraftarlar (aficionados) tarafından bu eylemleri nitelemek için kullanılmaz.

 

Şiddet ve Düzen

Boğa güreşinde şiddet edimleri, son derece kontrollü kurallar, estetik yasalar ve protokoller çerçevesinde düzenli ve kabul edilebilir yollardan meydana gelir.

 

Boğa güreşi özünde ritüel bir olaydır; matadora prestij kazandıran şey, öldürmenin kendisinden ziyade, bu eylemin gerçekleştiriliş şeklidir.

 

Akdeniz şeref kodlarında şerefi korumanın son noktası fiziksel şiddet potansiyelidir ve itibar kamu önünde savunulmalıdır.

Matador, kızgın ve vahşi boğanın (ki o da tam, hadım edilmemiş bir erkek rakip olarak görülür) meydan okumasına korkusuzca karşılık vererek kendi erkeklik imajını ve namını kamu önünde kanıtlar.

 

Boğa güreşinde bir "şiddet estetiği" yoktur, seyirciler hayvana eziyet edilmesinden zevk almazlar.

Estetik değer, matadorun tehlike karşısındaki soğukkanlılığına ve peleriniyle boğaya egemen olmasına ("baskı altındaki zarafet") dayanır.

 

Boğa güreşini vahşi ve barbarca gören Anglo-Sakson bakış açısı, kendi kültüründe insan ve hayvan dünyaları arasındaki mesafenin kapanmış olmasını yansıtır.

 

Avstralya'daki Aborigine'lerin Kampında Toplu Dövüş - David McKnight

Mornington Adası'ndaki Aborigine topluluğunda dövüşme, adeta başlıca sosyal faaliyet haline gelmiştir.

Boomeranglar ve dövüş sopaları (nulla nulla) gibi ölümcül silahlar dövüşlerde yaygın olarak kullanılır.

 

Lardiller geleneksel olarak küçük klan alanlarına sahiptiler.

Adada kuzey, güney, doğu ve batı şeklinde dört başlıca bölge ve rüzgar yönü/rüzgarsız yön ayrımı vardı.

 

Bazı dövüşler "hesaplaşma" adı altında kurallarla, ritüellerle ve iki taraf arasında darbeleri savuşturan "ortacılar" yardımıyla düzenlenirdi.

 

1914'te kurulan Presbiteryen misyonu, çocukları yurtlara yerleştirerek geleneksel yapıyı bozdu ve kasıtlı bir kuşak farkı yarattı.

Erkekliğe kabul törenlerinin yasaklanmasıyla yaşlılar gençlik üzerindeki otoritelerini ve kutsal dillerini (Demiin) kaybettiler.

 

Kişilerin kandırıldıklarını veya hakarete uğradıklarını düşündüklerinde bağıra bağıra yakınmaları ve küfretmeleri dövüşleri başlatır.

Gençler kimin daha iyi dövüşçü olduğunu kanıtlamak için dövüşe isteklidirler; yaşlılar ise fiziksel güçlerini kaybettiklerinden ancak "kenarda durup bağırmakla" yetinirler.

 

Yüksek akrabalık yoğunluğu sosyal ilişkilerde ağır bir gerilim ve çatışma üreterek şiddet olaylarını artırır.

 

"Keyfiler", "Açık Tribün Çeteleri" ve "Kavga Şirketleri": Futbol Fanatiği Davranışının Sosyolojik Bir Açıklamasına Doğru - Eric Dunning, Patrick Murphy ve John Williams

Futbol fanatizmi (İngiliz hastalığı) 1980'lerde Britanya'da en ciddi kamu sorunlarından biri haline geldi ve kulüplerin Avrupa kupalarından men edilmesine kadar ulaştı.

 

Serseri davranışların en ısrarlı failleri olan sert çekirdek, rakip taraftarlarla dövüşmeyi "maça gitmenin" ayrılmaz bir parçası olarak görür ve örgütlü "dövüş şirketleri" (çeteler) kurarlar. Maçlara taraftar kıyafetleri olmadan, polisten gizlenerek giderler ve pusu kurarak rakipleriyle çatışırlar.

 

Fanatiklerin büyük kısmı ağırlıkla aşağı/kaba işçi sınıfı kökenlidir. Suttles'ın "düzenli segmentasyon" teorisine göre, kentsel mahalle düzeyindeki mikro çeteler, dışarıdan gelen ortak bir tehdit (rakip takım taraftarları) karşısında hızla birleşerek daha büyük tribün ittifakları kurarlar.

 

Kaba işçi sınıfı sitelerinde çocukların sokaklarda yetişmesi, cinsiyetlerin erken ayrılması ve fiziksel güce verilen önem, genç erkeklerde maço erkeksiliğinin açıkça saldırgan biçimlerini ve şiddete yönelik yüksek hoşgörüyü üretir. Eğitim ve iş dünyasında hor görülen bu gençler, statü ve kimlik kazanma yolu olarak fiziksel girişkenliğe ve dövüşe yönelirler.

 

1960'larda basının (özellikle tabloid basının) kitle kargaşalarını sansasyonel ve askeri bir retorikle sunması, bu tür olayları kışkırtıcı bulup heyecan arayan gençleri stadyumlara çekerek sorunu daha da tırmandırmıştır.

 

Kuzey İrlanda'nın Kırsal Kesiminde Şiddet: Sosyal Bilim Modelleri, Avam Yorumları ve Yerel Değişimler - Graham McFarlane

Sosyal bilimcilerin modelleri genellikle çatışmayı ekonomik yoksulluk, iç sömürgecilik, emperyalizm veya sınıf çıkarlarının mezhepsel gizemlileştirilmesi gibi "ekonomi politik" temellerle açıklar.

Sosyal antropologların modelleri ise kırsal kesimdeki "geçici anlaşma" (modus vivendi) ve dinsel bölünmeyi kesen entegrasyon/uyum bağları üzerinde yoğunlaşarak şiddeti bir yana bırakma eğilimindedir.

 

Kırsal kesim halkının avam modelinde, mezhepsel bölünme kabul edilse de uç şiddet eylemlerinin sorumluluğu kesinlikle "dışarıdakilere" (outsiders) veya akli dengesi bozuk kişilere yüklenir.

Yerel komşuların birbirine zarar verebileceğine inanmak istenmez.

Şiddet olaylarından sonra geliştirilen retorik açıklamalar, "eylem ile kabul edilebilir normlar arasındaki mesafeyi kültürel olarak kapatmayı" hedefler.

 

Kırsal sınır bölgelerindeki Protestan azınlık, cumhuriyetçi militanlar tarafından part-time Protestan milislerin kurşunlanması silsilesi karşısında geleneksel "kuşatma zihniyeti"ne geri dönerek şiddeti temel bölünmenin kaçınılmaz bir uzantısı olarak görmeye başlamıştır.

 

Şiddet ve İrade - David Parkin

Violence (Fiziksel Şiddet): Birincil anlamıyla yasadışı fiziksel zor kullanımını ifade eder. Maddi, gözle görülür tahribat veya fiziksel kısıtlamadır. Kurumlaştırılmış meşrulukla (devlet, yasalar) görelileşir (Örn. Gardiyanın kural içi güç kullanımı "yasa" sayılırken, sınırı aşması "şiddet" olur).

 

Violation (Metafizik Kirletme / İhlal): "Tecavüz etmek", "ihlal etmek" veya desecrate (kutsal olanı kirletmek/saygısızlık) anlamına gelir. Burada asli olan nesnel/fiziksel zarar değil; estetik, dinsel ve metafizik değerlerin/inançların bütünlüğünün bozulmasıdır (Örn. Kenya’da Kuran’ın üzerine işenmesi olayında kitaba fiziksel bir zarar gelmese de yapılan eylem devasa bir violation / ihlaldir).

 

Londra Anakent Polisi’nin "Otomobil Hırsızlığı" afişi

"Block his knock-off" (Çalmasını önle) sloganının tersyüz edilmiş hali "Knock his block off" (Kafasını kır) ifadesini çağrıştırır. Afiş, sıradan vatandaşı özel mülkünü şiddetle savunmaya yönelterek, polisin yasadışı şiddet söylemiyle "suç ortaklığı" kurması paradoksunu yaratır.

 

Kenya’daki Giriama etnografyası, Batı'daki katı "cinayet/intihar" veya "yasal/yasadışı" karşıtlıklarının ötesine geçen bütüncül ve metafizik bir yapı sunar.

Giriama dilindeki kufwa kwa viha, hayatın bütünlüğüne tecavüz eden (vakitsiz) her türlü ölümü kapsar. Cinayet, intihar, savaşta ölmek ve kazalar (ağaçtan düşme, boğulma, araba kazası) tek bir metafizik çatı altındadır.

 

Savaşta, kavgada veya kazada insan öldüren (ya da kurban olan) kişiler, maktulün kanını ve uğursuzluğunu simgeleyen kilatso adı verilen negatif bir duruma geçerler.

Kilatso, failden veya kurbandan bağımsız özerk bir kirlilik kuvvetidir. Arındırılmazsa aileye sıçrar ve yeni şiddet/ölüm vakalarına yol açar.

 

Viha ile ölenler sanzu (kutsal giysi) giydirilmeden, tabutsuz ve ev dışında gömülür.

Kilatso kirliliğini evden tamamen söküp atmak için marjinal/yabancı kişiler araç olarak kullanılır. Örneğin, ölen kişinin dula kalan karısı, durumu bilmeyen tamamen "dışarlıklı" bir erkekle (genelde uzak bölgeden gelen bir Luo erkeğiyle) cinsel ilişkiye girer. Bu bihaber yabancı erkek, farkında olmadan kilatso kirliliğini yüklenip kendi memleketine götürür.

 

Viha (Kötü Ölüm / Dışsal Şiddet)

İnsanın iradesini ve kontrolünü aşan, dışarıdan gelen ve insanüstü/özerk bir yıkım kuvvetidir. Kazalar (hindistancevizi düşmesi vb.), anlık bıçak kavgaları veya savaşlar bu kategoridedir.

Viha kirlilik (kilatso) getirir. Bu yüzden viha ölümlerinde öncelik katili bulup cezalandırmak değil, topluluğu arındırmaktır.

 

Utsai (Cadılık / İçsel Şiddet)

Topluluğun ve hanenin içinden doğar. Kıskançlık, çekememezlik veya hırstan kaynaklanan, insanın bilinçli zarar verme niyetine dayanır.

Cadılar ahlaki topluluğun bir parçasıdır. Her insan öfkelendiğinde potansiyel bir cadıdır. Cadılığın çözümü ceza/hesap sorma veya failin itirafıdır.

 

Toplumlar, şiddeti ve faillerini kategorize ederek kendi ahlaki, hukuki ve siyasi sınırlarını yeniden inşa ederler.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder