Walter
Scheidel - Büyük Düzleyici - Notlar
Taş Devri’nden Günümüze Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi
The Great Leveler: Violence and the History of Inequality
from the Stone Age to the Twenty-First Century
Mütercim: S. Erdem Türközü, Fol Yayınları, 2023
GİRİŞ: EŞİTSİZLİĞİN MEYDAN OKUMASI
Tehlikeli ve Büyüyen Eşitsizlik
2015 yılında gezegendeki en zengin 62 kişi, insanlığın daha
yoksul yarısının... sahip olduğu kadar özel net servete sahipti.
Benzer dengesizlikler toplumların kendi içinde de var
olurlar. Şu anda en zengin 20 ABD'li, ülkelerindeki hanelerin en alttaki
yarısının toplamı kadar gelire sahip…
Dört Atlı
Tarih boyunca eşitsizlik barışçıl yollarla değil yalnızca
büyük şiddet içeren şoklarla azaltıldı.
Dört Atlı: kitlesel seferberlik savaşı, dönüştürücü devrim,
devletlerin çöküşü ve ölümcül salgınlar…
Nasıl Yapılacak?
Eşitsizliği ölçmek için Gini katsayısı ve gelir payları gibi
temel ölçütleri kullanmış…
BİRİNCİ KISIM: EŞİTSİZLİĞİN KISA TARİHİ
Eşitsizliğin Yükselişi
İlkel Düzlenme
İnsan öncesi primat kökenlerimiz hiyerarşiktir; ancak
insanlar silah kullanımı, dil ve işbirliği sayesinde "tersine tahakküm
hiyerarşisi" kurarak uzun süre eşitlikçi avcı-toplayıcı kabileler olarak
yaşamıştır.
Büyük Eşitsizleşme
Holosen dönemiyle birlikte tarım ve hayvancılığın başlaması,
kaynakların biriktirilmesine ve miras bırakılmasına olanak tanıyarak
eşitsizliği kalıcı hale getirmiştir. Besin
kaynaklarının evcilleştirilmesi insanları da evcilleştirdi.
Özgün "Yüzde 1"
Devlet kurumlarının inşası, siyasi gücü maddi zenginliğe
dönüştüren seçkin bir yönetici sınıf yaratmıştır. Siyasi eşitsizlik iktisadi
eşitsizliği pekiştirdi ve büyüttü.
Eşitsizlik İmparatorlukları
Erken Çin
Han Hanedanlığı'nda servet; ticaret, toprak mülkiyeti ve
memuriyet üzerinden yoğunlaşmıştır. Devletin müdahale çabalarına rağmen,
"zengin ve iyi durumdaki kişilerin toprak satın alarak... yoksullar
üzerinde tahakküm kurarak varlık biriktirmeleri" engellenememiştir.
Roma İmparatorluğu
Fetihler yoluyla elde edilen devasa kaynaklar, Roma senatör
sınıfını tarihin en zengin gruplarından biri yapmıştır.
Roma'da "en zengin %1'lik kesimin salt geçimliğin
ötesinde erişilebilir üretim artığının çoğunu hortumladığı" bir yapı
oluşmuştur.
İmparatorluk Örüntüleri
Osmanlı, Memluk ve İspanyol sömürge imparatorluklarında
siyasi güce sahip yönetici sınıf, yolsuzluk ve haraç sistemleri aracılığıyla
servetlerini artırma yolundan sapmamışlardır.
Bir Aşağı Bir Yukarı
İkiz Tepeler
Avrupa tarihinde eşitsizlik grafiği, Roma dönemi ve modern
öncesi dönem olmak üzere iki büyük zirve yapmış; bu zirveler arasında Roma'nın
çöküşü ve Kara Ölüm gibi "düzleyici" olaylar yaşanmıştır.
Yeni Zirvelere Tırmanmak
Veba sonrası toparlanma, sömürgecilik ve küresel ticaretin
genişlemesiyle eşitsizlik yeniden tırmanışa geçmiştir. Özellikle Hollanda gibi
ticari merkezlerde sermayenin kentlerde yoğunlaşması... kentleri son derece
eşitsiz yerler yaptı.
Avrupa'nın Ötesi
Osmanlı terekeleri üzerinden yapılan analizler, eşitsizliğin
16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Doğu'da da benzer bir artış eğilimi
gösterdiğini kanıtlar.
Kırsal alanlardaki Gini katsayıları 1500-1510'larda 0,54
seviyesindeyken, 1820-1830'larda 0,66'ya yükselmiştir. En üst servet
dilimlerinin payında da benzer bir artış gözlenmiştir.
Uzun On Dokuzuncu Yüzyıl
Sanayileşme ve modern ekonomik büyüme, 1914'e kadar olan
dönemde servet yoğunlaşmasını en uç noktalara taşımıştır.
Britanya
1700'de en zengin %1'in servet payı %39 iken 1910'larda
%69'a çıkmış; 1873'te toprak mülkiyeti Gini katsayısı 0,94 ile zirveye
ulaşmıştır. Gelir eşitsizliği ise düşmek yerine tüm 19. yüzyıl boyunca yüksek
ve istikrarlı kalmıştır.
Fransa
En üst %1'in kişisel servetteki payı 1807'de %43-55
seviyelerindeyken 1913'te %55-72 bandına fırlamıştır.
Almanya (Prusya)
Prusya'da en yüksek %1'lik gelir payı 1874'te %13-15 iken
1891'de %17-18'e yükselmiş, Gini katsayısı 1906'da tepe noktasına ulaşmıştır.
ABD
1774'ten 1860'a kadar gelir Gini katsayısı 0,44'ten 0,51'e,
en zengin %1'in servet payı ise %14'ten %32'ye yükselmiştir. Bağımsızlık Savaşı
ve İç Savaş (Güney'de) kısa süreli yerel düzleşmelere yol açsa da; sanayileşme,
kentleşme ve kitlesel göç ile 1910'da en zengin %1'in servet payı %46'ya
ulaşmıştır (örn. John D. Rockefeller'ın serveti ortalama işçi ücretinin 2,6
milyon katıydı).
Ancak bu yükseliş, Birinci Dünya Savaşı ile başlayacak olan
"Büyük Azalma" dönemiyle kesintiye uğrayacaktır.
1914–1945 arasındaki kitlesel seferberlik savaşları (1. ve
2. Dünya Savaşları) ile komünist devrimler, dünyadaki sermaye stokunu ve zengin
seçkinlerin servetini yerle bir etmiştir.
Batı Avrupa'da sermaye/GSYH oranı %60 küçülmüş; Rusya, Çin,
Kore ve Doğu Avrupa'da komünist rejimlerin mülkiyet el koymalarıyla servet
yoğunlaşması tamamen sarsılmıştır.
İKİNCİ KISIM: SAVAŞ
Topyekun Savaş
Japonya
Japonya, 20. yüzyılın başlarında dünyanın en eşitsiz
ülkelerinden biriyken, İkinci Dünya Savaşı ile birlikte radikal bir dönüşüm
yaşamıştır.
Ülkenin en zengin %1'lik kesiminin gelir payı 1938'de %19,9
iken, yedi yıl içinde %6,4'e gerilemiştir.
Bu büyük düzlenmenin temel nedenleri arasında kitlesel
seferberlik, savaşın yarattığı fiziksel yıkım, hükümetin ücret ve fiyatlar
üzerindeki sıkı denetimleri ve yüksek enflasyon yer almaktadır.
Topyekun savaş, seçkinlerin servetini ve gelirlerini benzeri
görülmemiş bir ölçekte eriterek Japonya'yı bugün dünyanın en eşit gelişmiş
ülkelerinden biri olan Danimarka'ya benzer bir topluma dönüştürmüştür.
Savaş sonrası ABD işgali, savaş sırasında başlayan düzlenme
sürecini kurumsallaştırmış ve pekiştirmiştir.
İşgal hükümetinin üç ana hedefi; "zaibatsu'nun
tasfiyesi, emeğin demokratikleşmesi ve toprak reformunun yapılması"
olmuştur.
Özellikle toprak reformu sayesinde, kiralanmış arazilerin
oranı %50'den %9'a düşmüş ve kırsal kesimdeki gelir eşitsizliği (Gini
katsayısı) 0,5'ten 0,35'e gerilemiştir.
Ayrıca, en yüksek marjinal gelir vergisi oranları %60-75
seviyelerine çıkarılarak servet birikimi denetim altına alınmıştır.
Aşırı şiddet, Japon toplumu içindeki aşırı gelir ve servet
eşitsizliklerini düzlemiştir.
Büyük Azalma
Otuz Yıl Savaşı / 1914-1945
Japonya deneyimi istisnai değildir; iki dünya savaşı
gelişmiş dünyada gelir ve servetin çarpıcı bir şekilde seyrelmesine neden
olmuştur.
Bu dönem, Charles de Gaulle'ün ifadesiyle "Otuz Yıl
Savaşları'nın dramı" olarak adlandırılmaktadır.
ABD, Fransa ve Kanada gibi ülkelerde en üst gelir payları
savaş yıllarında hızla düşmüş, bu düşüş savaş sonrası dönemdeki azalma
oranlarından kat kat daha yüksek olmuştur.
Savaş, "20. yüzyılda geçmişi silen ve toplumun temiz
bir sayfa açarak yeniden başlamasını sağlayan" temel bir güç olmuştur.
Savaşların eşitleyici etkisi
Mali Dengeleme: Savaşları finanse etmek için
getirilen ve zenginleri hedef alan aşırı yüksek artan oranlı vergiler (bazı
ülkelerde %90'lara ulaşan marjinal oranlar) en üst gelir gruplarını sarsmıştır.
Sendikalaşma ve Demokratikleşme: Savaş seferberliği,
işçilerin örgütlenme gücünü artırmış ve genel oy hakkının genişlemesini
sağlamıştır.
Max Weber'in belirttiği gibi, "Demokratikleşmenin
temeli her yerde tamamen askeri niteliktedir”.
Sermaye Kaybı: Savaşın yarattığı fiziksel yıkım,
enflasyon ve mülklere el konulması, servet sahiplerinin varlıklarını eritmiştir.
Sanayi Öncesi Savaşlar ve İç Savaş
Modern öncesi dönemde, nüfusun büyük kısmının askere
alındığı kitlesel seferberlik savaşları oldukça nadirdir.
Amerikan İç Savaşı bu türün erken bir örneğidir.
Savaş, Kuzey'de vurgunculuk nedeniyle eşitsizliği
artırırken, Güney'de köleliğin kaldırılmasıyla mülk sahibi seçkinlerin
servetini yok etmiştir.
Güney'de "kişi başına ortalama servet bu 10 yıl içinde
%62 oranında" düşmüştür.
Antik dünyada kitlesel seferberlik örnekleri incelendiğinde,
Çin'deki Savaşan Devletler ve Klasik Atina öne çıkmaktadır. Atina'da deniz
gücüne dayanan kitlesel seferberlik, yoksul yurttaşların siyasi gücünü artırmış
ve zenginlerin "liturji" adı verilen vergilerle savaş masraflarını
karşılamasını sağlamıştır.
Sparta'da ise militarist bir eğitim rejimi ve eşit toprak
dağılımı ideali bulunsa da zamanla servet yoğunlaşması engellenememiştir.
Miras sistemi ve zorunlu katkı payları nedeniyle zamanla
servet az sayıda ailede toplandı. MÖ 480'de 8.000 olan yurttaş sayısı,
mülksüzleşme nedeniyle MÖ 240'ta 700'e kadar düştü.
Kartaca ile yapılan İkinci Pön Savaşı'nda (Hannibal'a karşı)
nüfusunun %8-12'sini (yetişkin erkeklerin %50-75'ini) askere alarak tarihin en
yüksek seferberlik oranlarından birine ulaştı.
Geleneksel savaşlar (kralların sporu), genellikle galipler
arasında servet birikimine ve eşitsizliğin artmasına neden olmuştur. Yağma ve
fetih, kazanan seçkinleri zenginleştirirken mağlup olanları mülksüzleştirmiştir.
İç Savaş
Modern iç savaşlar, kitlesel seferberlik savaşlarının aksine
genellikle eşitsizliği artırmaktadır. Fiziksel sermayenin yok olması yoksulları
daha çok etkilerken, "savaş vurguncuları... büyük karlar elde"
etmektedir.
İspanya İç Savaşı bir istisna olarak görünse de buradaki
düşüş yeniden dağıtımcı politikalardan ziyade iktisadi kötü yönetim ve
otarşiden kaynaklanmıştır.
ÜÇÜNCÜ KISIM: DEVRİM
Komünizm
Tarihteki şiddetli halk ayaklanmalarının çoğu başarısız olsa
da, 20. yüzyıldaki komünist hareketler hem iktidarı ele geçirmeyi hem de
mülkiyeti düzlemeyi başarmıştır.
Sovyet Rejimi
Bolşevikler, 1917'de özel mülkiyeti "ebediyen
lağveden" Toprak Kararnamesi ile seçkin sınıfları tasfiye etmiştir.
Lenin'in başlattığı bu süreçte, "Zenginler, şık
hanımlar... hepsi süpürülüp atıldı.”
Çarlık yönetici sınıfı (yaklaşık 500 bin kişi) ve üst
burjuvazi (125 bin kişi) ya katledildi ya da ülkeden kaçtı.
Stalin dönemindeki zorla kolektifleştirme ise büyük insani
maliyetlerle (milyonlarca ölüm) "orta köylüleştirme"yi sağlamıştır.
Stalin, kırsaldaki özel mülkiyeti tamamen bitirmek için
kulakları "bir sınıf olarak tasfiye etme" kararnamesini çıkardı. 1,8
milyondan fazla köylü sürgün edildi, yüz binlercesi idam edildi veya Gulag
kamplarına gönderildi. Suni kıtlıklar nedeniyle yaklaşık 6 milyon köylü öldü.
Tarım %93 oranında devlet kontrolüne geçti.
Şiddet ve baskı sayesinde Sovyet dönemi boyunca gelir
eşitsizliği göstergesi olan Gini katsayısı ~0.26-0.28 gibi dünyadaki en düşük
seviyelerde tutuldu.
1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması ve devlet baskısının
kalkmasıyla "ahbap-çavuş kapitalizmi" ortaya çıktı.
Rusya'da piyasa Gini katsayısı 1990'da 0.28 iken 1995'te
0.51'e fırladı.
Devlet varlıklarının yağmalanmasıyla en zengin %10'luk kesim
ulusal servetin %85'ine el koydu; oligarklar türedi ve nüfusun üçte biri
yoksulluk sınırının altına düştü.
Mao'nun Çini
Çin'de toprak reformu, köylülerin toprakbeylerini
aşağıladığı ve öldürdüğü "acı toplantılar" ile gerçekleştirilmiştir.
Mao bu süreci, "köylüler ile toprakbeyleri arasındaki
en iğrenç sınıf savaşı... bir ölüm kalım mücadelesidir" şeklinde
tanımlamıştır.
1950'lerin ortasında kentsel burjuvazi de tasfiye edilerek
mülkiyet devlete devredilmiştir.
Kuzey Vietnam, Kuzey Kore, Küba ve Nikaragua gibi ülkeler de
benzer mülksüzleştirme süreçlerinden geçmiştir.
Kuzey Vietnam
Çin modeli esas alınarak kınama toplantıları ve "despot
toprakbeyi" kotaları getirildi. Fransa'nın 1954'te çekilmesiyle 800 bin
varlıklı kişi güneye kaçtı, kalan topraklar yoksullara dağıtıldı. İdamlar Çin'e
kıyasla çok daha az (birkaç bin) olsa da süreç kolektifleştirme ile tamamlandı
ve ekili alanın %90'ı devlet kontrolündeki kooperatiflere dönüştürüldü.
Kamboçya
En uç örnek olan Kamboçya'da Kızıl Kmerler, kentsel nüfusu
"Yeni Halk" olarak adlandırıp zorla kırsallaştırarak nüfusun dörtte
birinin ölümüne yol açan vahşi bir düzleme gerçekleştirmiştir.
1975'te Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler, şehir/kır
eşitsizliğini tek gecede yok etmek için Phnom Penh dahil tüm kentleri boşalttı.
Şehir sakinleri "Yeni Halk" adı altında kırsala sürüldü ve tüm
varlıklarına el kondu.
Nüfusun yaklaşık dörtte biri (2 milyona yakın insan) açlık,
infazlar, ağır çalışma şartları ve işkenceyle öldürüldü.
Bu dönemde Kampuchea Komünist Partisi'nin 16.000 üyesi Tuol
Sleng hapishanesinde katledildi.
Komünist rejimlerin baskısı, piyasa güçlerini kısıtladığı
sürece eşitliği korumuştur; ancak bu baskı gevşediği ya da ortadan kalktığı
anda eşitlenme tersine döner.
Lenin'den Önce
Fransız Devrimi
Devrim, feodal hakları kaldırarak ve Kilise topraklarına el
koyarak bir miktar düzleme sağlasa da, bu durum 20. yüzyıl devrimlerinin
yanında sınırlı kalmıştır.
Taiping İsyanı
19. yüzyıl Çin'indeki bu isyan, "hiçbir şeyi kendi
şahsi kullanımları için saklamayıp her şeyi herkesin ortak kullanımı için
Tanrı'ya verdiklerinde" her şeyin eşit olacağı bir dünya hayal etse de,
sistematik bir düzleme gerçekleştirememiştir.
Kırsal İsyanlar
Meksika (1910) ve Bolivya (1952) devrimleri gibi istisnalar
dışında, modern öncesi köylü isyanları (Flaman isyanı, Jacquerie, Alman Köylü
Savaşı) genellikle kanlı bir şekilde bastırılmış ve kalıcı bir düzleme
sağlamamıştır.
Kentlerde ve Şehir Devletlerinde İsyan
Şehir ayaklanmaları genellikle vergi ya da yolsuzluk odaklı
kalmış, zenginliği kökten yeniden dağıtma hedefine ulaşamamıştır.
Modern öncesi dünyada, 20. yüzyıldaki gibi radikal bir
düzleme için gerekli olan ideolojik taahhüt ve şiddet araçları yoktu.
El Salvador'daki 1932 isyanı örneğinde olduğu gibi,
köylülerin "palalarına" karşı devletin "makineli tüfekleri"
vardı. Modern döneme kadar elitler şiddet tekelini elinde tutarak her türlü
isyanı kanlı şekilde bastırmıştır.
20. asrın komünist devrimleri yaklaşık 100 milyon insanın
hayatına mal olmuştur.
Kan dökülerek, büyük acılar pahasına satın alınan maddi
eşitlikten geriye bugün neredeyse hiçbir şey kalmamıştır.
DÖRDÜNCÜ KISIM: ÇÖKÜŞ
Devletin İflası ve Sistemlerin Çöküşü
Sistem çöküşü, "yerleşik bir toplumsal karmaşıklık
düzeyinin hızlı ve önemli ölçüde kaybı" olarak tanımlanır ve zenginlerin
yoksullardan çok daha fazlasını kaybetmesine neden olur.
Devletin İflası / Siyasi iktidarın tebaa ve toprak
üzerindeki denetimini kaybetmesi, iç/dış rakiplere boyun eğmesi ve asgari
güvenlik/gelir mekanizmalarını dahi yürütememesidir.
Sistem Çöküşü / Çok daha derin ve yıkıcı bir süreçtir.
Sadece siyasi yapının değil; ticaretin, okuryazarlığın, mimarinin, şehir
yaşamının, bürokrasinin ve toplumsal karmaşıklığın tamamen ortadan kalkmasıdır.
Devlet çöktüğünde:
Zenginlerin zenginliğini koruyan hukuk ve güvenlik şemsiyesi
yok olur.
Devlet makamlarından elde edilen devasa rantlar sıfırlanır.
Her ne kadar çöküş tüm toplumu yoksullaştırsa da,
"Zenginlerin düşecek çok daha fazla yeri vardır." Köylü zaten sınırda
yaşarken, seçkinler tüm varlığını, statüsünü ve hatta canını kaybeder. Böylece
gelir ve servet dağılımının en üst ucu biçilmiş olur.
Çin’de Tang Hanedanı'nın Tasfiyesi
Tang Hanedanı'nda küçük bir seçkin ve aristokrat aile
zümresi, vergilerden muaf bir şekilde devleti, en karlı makamları ve devasa
toprak malikanelerini (özellikle başkentler Chang'an ve Luoyang merkezli
olarak) tekellerine almışlardı.
Asi savaşbeyi Huang Chao, aristokrasiyi hedef aldı. "Bürokrat
nefreti" nedeniyle binlerce devlet adamı, aristokrat ve eğitimli sınıf
katledildi, malikaneleri ve dutlukları yakıldı. Sonraki 20-30 yıl boyunca devam
eden iç savaşlar, darbe girişimleri ve katliamlar neticesinde Tang
aristokrasisi tarih kayıtlarından neredeyse tamamen silindi.
960'ta Song Hanedanı kurulduğunda eski aristocracy yok
olmuş, onların yerini taşradan gelen tamamen farklı ve yeni aileler almıştır.
Devletin çöküşü, en tepedeki serveti fiziki olarak yok ederek toplum piramidini
düzleştirmiştir.
Devletin çöküşü Lorenz eğrisinin en üstündeki %1'lik dilimi
biçer.
Batı Roma İmparatorluğu'nun Parçalanması
5. yüzyılda Roma devletinin iflası, Akdeniz genelindeki
devasa senatör mülklerini parçalamış ve ultra zengin aristokrasinin sonunu
getirmiştir.
MÖ 13. yüzyılda Hitit, Mısır, Asur, Ugarit ve
Yunanistan'daki Miken sarayları ticaret ve diplomasiyle birbirine bağlı devasa
bir "dünya sistemi" oluşturmuştu.
Deniz Halkları akınları, ardı ardına gelen deprem
fırtınaları, kuraklık ve iç isyanların birleşmesiyle (sistemik felaket) MÖ
1200'den sonra tüm bu saray ekonomileri yıkıldı.
MÖ 10. yüzyıla gelindiğinde lüks eşya dolaşımı bitti, yazı
unutuldu, devasa sarayların yerini tek odalı basit evler aldı.
Güney Yukatan'daki Tikal, Calakmul gibi şehir devletleri;
yeşim taşı, mermer, devasa tapınaklar ve derin bir sınıfsal tabakalaşmayla
yönetiliyordu.
Endemik savaşlar, aşırı nüfus baskısı, çevresel bozulma ve
kuraklık sonucu şehirler terk edildi (Tikal nüfusunun %90'ını kaybetti).
Yönetici sınıf tamamen ortadan kalktı ("rüzgarla
savruldu"). Arkeolojik insan kalıntıları incelemeleri, Klasik dönemde
seçkinler ile halk arasındaki beslenme ve diyet farklarının MS 800'den sonra
tamamen yok olduğunu gösterir.
Dünyanın en büyük kentlerinden biri olan Teotihuacan'da halk
veya dış güçler, doğrudan seçkinleri ve devlet simgelerini hedef alan sistemli
bir yıkım gerçekleştirdi. Saraylar, heykeller ve anıtsal binalar yakılıp
yıkıldı; hatta seçkin gömütleri bile parçalandı.
Siyasi gücün ve denetim kurumlarının fiziki olarak tasfiye
edilmesi, elitlerin sömürü mekanizmasını tamamen bitirdi.
Tiwanaku İmparatorluğu, Titicaca Gölü civarında hendeklerle
halktan soyutlanmış, lüks içinde yaşayan ve zanaatkarları kendine bağlayan
kapalı bir elit merkeziydi.
Şiddetli kuraklık devleti zayıflattı; çıkan isyan ve
kargaşada törensel saraylar yerle bir edildi, eliti temsil eden heykeller
tahrif edilip gömüldü.
Somali'de Çağdaş Devlet İflası
1991'den sonra Somali'de merkezi hükümetin çöküşü, Barre
rejiminin halkı sömüren "vampir" yapısını sona erdirmiştir.
Devlet hiyerarşilerinin şiddetle sona ermesi, servet
eşitsizliğini azaltan "mahşerin üçüncü ve en eski atlısıdır.
BEŞİNCİ KISIM: VEBA
Kara Ölüm
Dördüncü Atlı: Mikroplar, Malthus ve Piyasalar
Malthusçu bir mantıkla, nüfusun azalması emeğin değerini
artırırken toprağın değerini düşürür.
Eşitsizliği azaltmak için mikropların ve piyasaların el ele
verip birlikte çalışması gerekti.
Geç Ortaçağ Salgını
14. yüzyıldaki Kara Ölüm Avrupa nüfusunun %25-45’ini yok etti.
Bu yıkım, işgücü kıtlığı yaratarak ücretleri iki katına
çıkarmış ve toprak sahiplerinin gelirlerini baltalamıştır: Toprak kiraları ve
faiz oranları hem mutlak olarak hem de ücretlere göre düştü. Toprak sahipleri
kaybederken, işçiler kazanmayı artık umabilirlerdi.
Salgın Hastalıklar, Kıtlık ve Savaş
Avrupalıların Amerika’ya taşıdığı hastalıklar yerli nüfusun
%90’ına varan kayıplar vermesine neden olmuş, başlangıçtaki baskıcı sömürge
sisteminden sonra 17. yüzyılda işgücü kıtlığı nedeniyle reel ücretlerde dört
katlık bir artış yaşanmıştır.
Justinianus Vebası
MS 6. yüzyıldaki bu salgın, Bizans ve Mısır’da nüfusu kırıp
geçirerek reel ücretlerin üç katına çıkmasına ve kiracıların daha iyi koşullar
elde etmesine yol açmıştır.
Antoninus Vebası
Roma İmparatorluğu'nda yaşanan bu salgın sonrası, mülkiyetin
yoğunlaşmasının azaldığı ve emeğin kazançlı çıktığı görülmüştür.
Kıtlıklar vebalar kadar etkili bir düzleyici olmadı, çünkü
etkileri kısa süreli kaldı ve işgücü/toprak oranlarını kalıcı olarak
değiştirmedi.
Pandemiler
Pandemiler, milyonlarca insanın ölümü pahasına eşitsizliği
azaltan son derece acımasız ve son kertede sürdürülemez bir mekanizma görevi
görmüşlerdir.
Siprianus Vebası (MS 250'ler)
İskenderiye nüfusunun %60'ından fazlasının kaybedildiği
tahmin edilmektedir. Mısır’daki nominal ücretlerdeki ani sıçrama, salgının
yarattığı işgücü kıtlığına işaret eder.
Salgınlar; kitlesel seferberlik savaşları, yıkıcı devrimler
ve devlet çökmeleri ile birlikte eşitsizliği azaltan en acımasız
mekanizmalardan biridir.
Otuz Yıl Savaşları'nda Augsburg
Augsburg, savaş (Otuz Yıl Savaşları) ve salgın hastalıkların
(veba ve tifüs) bir arada işlediği mükemmel bir "düzlenme" örneğidir.
Savaş Öncesi (1618): Şehirde servet yoğunlaşması aşırı
düzeydeydi. En zengin %10'luk kesim servet vergisinin %91,9'unu ödüyordu ve
Gini katsayısı 0,933 seviyesindeydi.
1627–1628 ve 1632–1633 veba dalgaları orantısız şekilde
yoksul halkı vurmuştur.
İsveç ve İmparatorluk güçlerinin işgalleri, ağır vergiler,
enflasyon ve 1634-1635 kuşatmasındaki kıtlık (yamyamlık vakaları) kenti
çökertmiştir.
Şehir nüfusu \%50 - 60 oranında azalmıştır.
Büyük sermaye neredeyse tamamen erimiştir.
ALTINCI KISIM: ALTERNATİFLER
Reform, Durgunluk ve Temsil
Barışçıl Düzleme Arayışı
Barışçıl yöntemler şiddet içerenler kadar etkili değildir.
Düzlemenin ölçeği büyük ölçüde şiddetin ölçeğinin bir
işlevidir: Ne kadar çok güç harcanırsa o kadar çok düzlenme meydana gelir.
Toprak Reformu
Başarılı toprak reformları genellikle savaş veya devrim
tehdidi altında gerçekleşti.
Borç silmek eşitsizlik üzerinde kalıcı etki sağlamaz.
Köleliğin kaldırılması ise tek başına değil, Amerikan İç
Savaşı gibi şiddetli çatışmalarla düzleme sağladı.
İktisadi Krizler
Tarihsel veriler, iktisadi büzülmelerin ve finansal
krizlerin eşitsizliği sistematik olarak azaltmadığını göstermektedir.
1911-2010 yılları arasındaki bankacılık krizleri
incelendiğinde, eşitsizliğin azalmaktan ziyade artma eğiliminde olduğu
görülmüştür.
1929 Büyük Buhranı, özellikle ABD'de sermaye gelirine
bağımlı zengin kesimin servet payını (%51,4'ten %40'lara) ve gelir payını
düşürerek güçlü bir eşitleyici etki yaratmıştır. Ancak bu durum büyük ölçüde
ABD ile sınırlı kalmış; Avustralya, Fransa ve Hollanda'da etkisi mütevazı ve
geçici olmuş, Almanya ve Kanada gibi ülkelerde ise eşitsizlik sabit kalmış veya
yükselmiştir.
Demokrasi
Daron Acemoğlu ve arkadaşlarının 184 ülke üzerindeki
çalışması, demokrasinin piyasa veya harcanabilir gelir eşitsizliği üzerinde
istatistiksel olarak anlamlı ve tutarlı bir düşürücü etkisi olmadığını ortaya
koymuştur.
Hükümetlerin sol partilerin elinde olup olmamasının genel
gelir eşitsizliği üzerinde neredeyse hiç etkisi yoktur.
İktisadi krizler ve barışçıl demokratik süreçler,
arkalarında şiddetli dışsal baskılar (savaş, yıkıcı devrim vb.) olmadığı sürece
tek başlarına servet ve gelir eşitsizliğini kalıcı olarak azaltma gücüne sahip
değildir.
İktisadi Kalkınma ve Eğitim
Göç
Düşük gelirli bireylerin büyük çaplı göçü tıpkı salgın
hastalıklar gibi nüfus düzleyici bir mekanizma olarak eşitsizliği
dengeleyebilir.
Hissedilir bir etki için göçün devasa ölçekte ve çok özel
tarihsel koşullarda gerçekleşmesi gerekir.
Simon Kuznets'in iktisadi kalkınmanın (sanayileşme ve
kentleşme süreçlerinin) eşitsizliği önce artırıp sonra azaltacağı yönündeki
"ters U eğrisi" modeli, teorik olarak cazip olsa da ampirik testlerde
geçerliliğini yitirmektedir.
Şiddetli ve yıkıcı şokların bulunmadığı bir ortamda,
eşitsizlikte uzun vadeli, kalıcı ve nitelikli bir azalma yaşandığına dair somut
bir kanıt yoktur.
Latin Amerika
Latin Amerika; Batı ve Doğu Avrupa'nın aksine 20. yüzyıldaki
kitlesel seferberlik savaşlarına (Dünya Savaşları) ve dönüştürücü komünist
devrimlere doğrudan maruz kalmamıştır. Bu nedenle, barışçıl düzlenmenin
imkânlarını test etmek için ideal bir örnektir. Fakat bu "korunaklı"
alanın tarihsel bilançosu, eşitsizliğin dirençle yükselmeye devam ettiğini
gösterir.
1870–1920 (İhracata Dayalı Küreselleşme): Hammadde ihracatı
seçkinlere orantısız fayda sağlamış, Gini katsayılarını tırmandırmıştır.
1914–1945 (Dış Şoklar ve Geçiş): Dünya Savaşları ve Büyük
Buhran gibi bölge dışı krizler ticareti kesintiye uğratmış; eşitsizlik
yükselmeye devam etmiştir (Gini: 0,377'den 0,428'e).
1950–1980 (İthal İkameci Sanayileşme ve Korumacılık): Devlet
öncülüğünde büyüme ve korumacılık dönemi de genel eşitsizlik artışını
engelleyememiştir (15 ülkenin 13'ünde eşitsizlik artmış, ortalama Gini 0,535’e
ulaşmıştır). İstisnalar (Arjantin'de Perón dönemi, Guatemala'daki kanlı iç
savaş dönemi) ya kısa ömürlü olmuş ya da şiddet/popülist zorlama içermiştir.
1980–1990'lar (Kayıp On Yıl ve Borç/Kriz Yılları): Borç
krizleri, durgunluk ve sonrasındaki neoliberal liberalleşme eşitsizliği zirveye
taşımıştır (2002 civarı Gini tırmanışı).
2000–2010 arasında Latin Amerika genelinde (17 ülkenin
14'ünde) Gini katsayısında ~5 puanlık tarihi bir düşüş yaşanmıştır.
Bunun Nedenleri
Çin ve küresel piyasaların hammadde talebi kırsal ücretleri
geçici olarak yükseltmiş, ancak talep düşünce bu etki kaybolmuştur.
Evo Morales: "Entelektüel ve mesleki kapasiteyi
toplumsal vicdanla birleştirirseniz bir şeyleri değiştirebilirsiniz"
Latin Amerika deneyimi, büyük toplumsal şiddet, savaş ve
devrimsel şokların yokluğunda, eşitsizlikte kalıcı ve radikal bir düşüşün
gerçekleşmediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Öyle Olsaydı Ne Olurdu? Tarihten Karşıolgular
Tarih, iktisadi büyümenin şiddetli şoklar olmadığı sürece
eşitsizliği artırdığını göstermektedir.
Aşırı eşitsizlik devleti zayıflatarak kendi çöküşünü
hazırlayan şiddetli şokları tetikleyebilir.
Eğer 20. yüzyıldaki dünya savaşları olmasaydı, bugün Batı
dünyası çok daha yüksek eşitsizlik düzeylerine sahip olacaktı.
YEDİNCİ KISIM: TEKRARLANAN EŞİTSİZLİK VE DÜZLENMENİN GELECEĞİ
Bugün
Yeniden Canlanan Eşitsizlik
1980’lerden itibaren gelişmiş ülkelerde eşitsizlik hızla
artmaya başlamıştır. "En üstteki 'yüzde 1' tarafından elde edilen tüm
gelirin payı 1980 ile 2010 yılları arasında %50 ila %100'den fazla
yükseldi".
Piyasalar ve Güç
Bu artışın nedenleri arasında teknolojik değişim,
sendikaların zayıflaması, küreselleşme ve zenginler lehine yapılan vergi
indirimleri yer alır.
Gelecek Ne Getiriyor?
Baskı Altında
Gini ölçümleri en yüksek gelir gruplarının kazançlarını
yakalamakta yetersiz kalır; düzeltmeler yapıldığında eşitsizliğin çok daha
yüksek olduğu görülür.
Bildirilmeyen deniz aşırı (offshore) servetler hesaba
katıldığında hanehalkı servet eşitsizliği daha da artmaktadır.
Kıta Avrupası'ndaki düşük harcanabilir gelir eşitsizliği,
piyasa şartlarının kendiliğinden getirdiği bir durum değil, devletin piyasa
gelirlerini aşırı derecede vergilendirip yeniden dağıtmasının sonucudur. Ancak
bu sistem sürdürülebilirlik sınırına gelmiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde devlet harcamaları GSYH'nin %50'sini
aşmıştır ve sosyal harcamalarda bir platoya (doyum noktasına) ulaşılmıştır.
2050'ye kadar Avrupa'da çalışma çağındaki nüfus %20
azalacak, 65 yaş üstü bağımlılık oranı %28'den %50'ye çıkacaktır. Düşük
iktisadi büyüme ile birleştiğinde emeklilik ve sağlık harcamaları bütçelere
muazzam yük getirecektir.
Avrupa'daki yaşlanmayı ve işgücü açığını kapatmanın tek yolu
kitlesel göçtür ("Üçüncü Demografik Geçiş"). Ancak bu durum
eşitsizliği yönetmeyi zorlaştırmaktadır.
Göçmenlerin ortalama eğitim ve istihdam oranlarının daha
düşük olması işgücü piyasasında kutuplaşmayı artırabilir.
ABD'de gelire dayalı konut ayrışmasının artması, kamusal
hizmetlerin adil dağılımını bozmakta ve eşitsizliği nesiller boyu kalıcı
kılmaktadır.
Bilgisayarlaşma, ABD'deki mesleklerin yaklaşık yarısını
tehdit etmekte; sermaye-emek dengesini emek aleyhine bozarak işgücü piyasasını
kutuplaştırmaktadır.
Reçeteler
Vergi Reformları
Eğitim ve Fırsat Eşitliği
Sosyal Koruma ve Piyasaların Düzenlenmesi
Uluslararası çalışma standartları veya "küresel servet
vergisi" gibi öneriler, ülkeler arası çıkar çatışmaları ve rekabet
nedeniyle ütopiktir.
İktisatçıların sunduğu reçetelerin teorik olarak çekici
görünse de siyasi gerçeklikten kopukturlar.
Atlıların Olmadığı Bir Dünya Var Olabilir mi?
Kitlesel seferberlik savaşlarının ve komünist devrimlerin
devrinin kapandığı bir dünyada, düzleyici mekanizmaların yokluğu eşitsizliğin
artmaya devam edeceği anlamına gelir.
EK: EŞİTSİZLİĞİN SINIRLARI
GİS (Income Possibility Frontier): Branko Milanovic ve
arkadaşlarının geliştirdiği bu kavram, belirli bir kişi başına ortalama GSYH
düzeyinde kuramsal olarak mümkün olan en yüksek gelir eşitsizliği derecesini
ifade eder.
Bir toplumda herkesin hayatta kalabilmesi için asgari bir
geçimlik gelire (fizyolojik taban) ihtiyacı vardır. Kişi başına düşen GSYH,
asgari geçim düzeyine ne kadar yakınsa, elitlerin el koyabileceği
"artık" (surplus) o kadar azdır ve azami uygulanabilir Gini katsayısı
o kadar düşük olur.
Sanayi öncesi yoksul toplumlarda kişi başına GSYH çok düşük
olduğu için 0,45'lik bir Gini, elitlerin fizyolojik artığın %75-%80'ine el
koyduğu anlamına gelir (GİS'e çok yakındır). Yani bu toplumlar kendi
potansiyelleri dahilinde olabilecek en yüksek eşitsizlik düzeyinde
yaşamışlardır.
GSYH büyüdükçe toplumsal olarak kabul edilebilir asgari
ihtiyaçlar da arttığı için, kuramsal olarak ulaşılabilecek azami Gini tavanı
(1,0'e yaklaşmak yerine) aşağıya doğru çekilir.
Toplumlar zenginleştikçe, kuramsal olarak mümkün olan azami
eşitsizlik derecesi artar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder