4 Haziran 2026 Perşembe

Walter Scheidel - Büyük Düzleyici - Notlar

Walter Scheidel - Büyük Düzleyici - Notlar

Taş Devri’nden Günümüze Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi

The Great Leveler: Violence and the History of Inequality from the Stone Age to the Twenty-First Century

Mütercim: S. Erdem Türközü, Fol Yayınları, 2023

 


GİRİŞ: EŞİTSİZLİĞİN MEYDAN OKUMASI

Tehlikeli ve Büyüyen Eşitsizlik

2015 yılında gezegendeki en zengin 62 kişi, insanlığın daha yoksul yarısının... sahip olduğu kadar özel net servete sahipti.

Benzer dengesizlikler toplumların kendi içinde de var olurlar. Şu anda en zengin 20 ABD'li, ülkelerindeki hanelerin en alttaki yarısının toplamı kadar gelire sahip…

 

Dört Atlı

Tarih boyunca eşitsizlik barışçıl yollarla değil yalnızca büyük şiddet içeren şoklarla azaltıldı.

Dört Atlı: kitlesel seferberlik savaşı, dönüştürücü devrim, devletlerin çöküşü ve ölümcül salgınlar…

 

Nasıl Yapılacak?

Eşitsizliği ölçmek için Gini katsayısı ve gelir payları gibi temel ölçütleri kullanmış…

 

BİRİNCİ KISIM: EŞİTSİZLİĞİN KISA TARİHİ

Eşitsizliğin Yükselişi

İlkel Düzlenme

İnsan öncesi primat kökenlerimiz hiyerarşiktir; ancak insanlar silah kullanımı, dil ve işbirliği sayesinde "tersine tahakküm hiyerarşisi" kurarak uzun süre eşitlikçi avcı-toplayıcı kabileler olarak yaşamıştır.

 

Büyük Eşitsizleşme

Holosen dönemiyle birlikte tarım ve hayvancılığın başlaması, kaynakların biriktirilmesine ve miras bırakılmasına olanak tanıyarak eşitsizliği kalıcı hale getirmiştir. Besin kaynaklarının evcilleştirilmesi insanları da evcilleştirdi.

 

Özgün "Yüzde 1"

Devlet kurumlarının inşası, siyasi gücü maddi zenginliğe dönüştüren seçkin bir yönetici sınıf yaratmıştır. Siyasi eşitsizlik iktisadi eşitsizliği pekiştirdi ve büyüttü.

 

Eşitsizlik İmparatorlukları

Erken Çin

Han Hanedanlığı'nda servet; ticaret, toprak mülkiyeti ve memuriyet üzerinden yoğunlaşmıştır. Devletin müdahale çabalarına rağmen, "zengin ve iyi durumdaki kişilerin toprak satın alarak... yoksullar üzerinde tahakküm kurarak varlık biriktirmeleri" engellenememiştir.

 

Roma İmparatorluğu

Fetihler yoluyla elde edilen devasa kaynaklar, Roma senatör sınıfını tarihin en zengin gruplarından biri yapmıştır.

Roma'da "en zengin %1'lik kesimin salt geçimliğin ötesinde erişilebilir üretim artığının çoğunu hortumladığı" bir yapı oluşmuştur.

 

İmparatorluk Örüntüleri

Osmanlı, Memluk ve İspanyol sömürge imparatorluklarında siyasi güce sahip yönetici sınıf, yolsuzluk ve haraç sistemleri aracılığıyla servetlerini artırma yolundan sapmamışlardır.

 

Bir Aşağı Bir Yukarı

İkiz Tepeler

Avrupa tarihinde eşitsizlik grafiği, Roma dönemi ve modern öncesi dönem olmak üzere iki büyük zirve yapmış; bu zirveler arasında Roma'nın çöküşü ve Kara Ölüm gibi "düzleyici" olaylar yaşanmıştır.

 

Yeni Zirvelere Tırmanmak

Veba sonrası toparlanma, sömürgecilik ve küresel ticaretin genişlemesiyle eşitsizlik yeniden tırmanışa geçmiştir. Özellikle Hollanda gibi ticari merkezlerde sermayenin kentlerde yoğunlaşması... kentleri son derece eşitsiz yerler yaptı.

 

Avrupa'nın Ötesi

Osmanlı terekeleri üzerinden yapılan analizler, eşitsizliğin 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Doğu'da da benzer bir artış eğilimi gösterdiğini kanıtlar.

Kırsal alanlardaki Gini katsayıları 1500-1510'larda 0,54 seviyesindeyken, 1820-1830'larda 0,66'ya yükselmiştir. En üst servet dilimlerinin payında da benzer bir artış gözlenmiştir.

 

Uzun On Dokuzuncu Yüzyıl

Sanayileşme ve modern ekonomik büyüme, 1914'e kadar olan dönemde servet yoğunlaşmasını en uç noktalara taşımıştır.

 

Britanya

1700'de en zengin %1'in servet payı %39 iken 1910'larda %69'a çıkmış; 1873'te toprak mülkiyeti Gini katsayısı 0,94 ile zirveye ulaşmıştır. Gelir eşitsizliği ise düşmek yerine tüm 19. yüzyıl boyunca yüksek ve istikrarlı kalmıştır.

 

Fransa

En üst %1'in kişisel servetteki payı 1807'de %43-55 seviyelerindeyken 1913'te %55-72 bandına fırlamıştır.

 

Almanya (Prusya)

Prusya'da en yüksek %1'lik gelir payı 1874'te %13-15 iken 1891'de %17-18'e yükselmiş, Gini katsayısı 1906'da tepe noktasına ulaşmıştır.

 

ABD

1774'ten 1860'a kadar gelir Gini katsayısı 0,44'ten 0,51'e, en zengin %1'in servet payı ise %14'ten %32'ye yükselmiştir. Bağımsızlık Savaşı ve İç Savaş (Güney'de) kısa süreli yerel düzleşmelere yol açsa da; sanayileşme, kentleşme ve kitlesel göç ile 1910'da en zengin %1'in servet payı %46'ya ulaşmıştır (örn. John D. Rockefeller'ın serveti ortalama işçi ücretinin 2,6 milyon katıydı).

 

Ancak bu yükseliş, Birinci Dünya Savaşı ile başlayacak olan "Büyük Azalma" dönemiyle kesintiye uğrayacaktır.

1914–1945 arasındaki kitlesel seferberlik savaşları (1. ve 2. Dünya Savaşları) ile komünist devrimler, dünyadaki sermaye stokunu ve zengin seçkinlerin servetini yerle bir etmiştir.

Batı Avrupa'da sermaye/GSYH oranı %60 küçülmüş; Rusya, Çin, Kore ve Doğu Avrupa'da komünist rejimlerin mülkiyet el koymalarıyla servet yoğunlaşması tamamen sarsılmıştır.

 

İKİNCİ KISIM: SAVAŞ

Topyekun Savaş

Japonya

Japonya, 20. yüzyılın başlarında dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biriyken, İkinci Dünya Savaşı ile birlikte radikal bir dönüşüm yaşamıştır.

Ülkenin en zengin %1'lik kesiminin gelir payı 1938'de %19,9 iken, yedi yıl içinde %6,4'e gerilemiştir.

Bu büyük düzlenmenin temel nedenleri arasında kitlesel seferberlik, savaşın yarattığı fiziksel yıkım, hükümetin ücret ve fiyatlar üzerindeki sıkı denetimleri ve yüksek enflasyon yer almaktadır.

 

Topyekun savaş, seçkinlerin servetini ve gelirlerini benzeri görülmemiş bir ölçekte eriterek Japonya'yı bugün dünyanın en eşit gelişmiş ülkelerinden biri olan Danimarka'ya benzer bir topluma dönüştürmüştür.

 

Savaş sonrası ABD işgali, savaş sırasında başlayan düzlenme sürecini kurumsallaştırmış ve pekiştirmiştir.

İşgal hükümetinin üç ana hedefi; "zaibatsu'nun tasfiyesi, emeğin demokratikleşmesi ve toprak reformunun yapılması" olmuştur.

Özellikle toprak reformu sayesinde, kiralanmış arazilerin oranı %50'den %9'a düşmüş ve kırsal kesimdeki gelir eşitsizliği (Gini katsayısı) 0,5'ten 0,35'e gerilemiştir.

Ayrıca, en yüksek marjinal gelir vergisi oranları %60-75 seviyelerine çıkarılarak servet birikimi denetim altına alınmıştır.

Aşırı şiddet, Japon toplumu içindeki aşırı gelir ve servet eşitsizliklerini düzlemiştir.

 

Büyük Azalma

Otuz Yıl Savaşı / 1914-1945

Japonya deneyimi istisnai değildir; iki dünya savaşı gelişmiş dünyada gelir ve servetin çarpıcı bir şekilde seyrelmesine neden olmuştur.

Bu dönem, Charles de Gaulle'ün ifadesiyle "Otuz Yıl Savaşları'nın dramı" olarak adlandırılmaktadır.

ABD, Fransa ve Kanada gibi ülkelerde en üst gelir payları savaş yıllarında hızla düşmüş, bu düşüş savaş sonrası dönemdeki azalma oranlarından kat kat daha yüksek olmuştur.

Savaş, "20. yüzyılda geçmişi silen ve toplumun temiz bir sayfa açarak yeniden başlamasını sağlayan" temel bir güç olmuştur.

 

Savaşların eşitleyici etkisi

Mali Dengeleme: Savaşları finanse etmek için getirilen ve zenginleri hedef alan aşırı yüksek artan oranlı vergiler (bazı ülkelerde %90'lara ulaşan marjinal oranlar) en üst gelir gruplarını sarsmıştır.

 

Sendikalaşma ve Demokratikleşme: Savaş seferberliği, işçilerin örgütlenme gücünü artırmış ve genel oy hakkının genişlemesini sağlamıştır.

Max Weber'in belirttiği gibi, "Demokratikleşmenin temeli her yerde tamamen askeri niteliktedir”.

 

Sermaye Kaybı: Savaşın yarattığı fiziksel yıkım, enflasyon ve mülklere el konulması, servet sahiplerinin varlıklarını eritmiştir.

 

Sanayi Öncesi Savaşlar ve İç Savaş

Modern öncesi dönemde, nüfusun büyük kısmının askere alındığı kitlesel seferberlik savaşları oldukça nadirdir.

Amerikan İç Savaşı bu türün erken bir örneğidir.

Savaş, Kuzey'de vurgunculuk nedeniyle eşitsizliği artırırken, Güney'de köleliğin kaldırılmasıyla mülk sahibi seçkinlerin servetini yok etmiştir.

Güney'de "kişi başına ortalama servet bu 10 yıl içinde %62 oranında" düşmüştür.

 

Antik dünyada kitlesel seferberlik örnekleri incelendiğinde, Çin'deki Savaşan Devletler ve Klasik Atina öne çıkmaktadır. Atina'da deniz gücüne dayanan kitlesel seferberlik, yoksul yurttaşların siyasi gücünü artırmış ve zenginlerin "liturji" adı verilen vergilerle savaş masraflarını karşılamasını sağlamıştır.

Sparta'da ise militarist bir eğitim rejimi ve eşit toprak dağılımı ideali bulunsa da zamanla servet yoğunlaşması engellenememiştir.

Miras sistemi ve zorunlu katkı payları nedeniyle zamanla servet az sayıda ailede toplandı. MÖ 480'de 8.000 olan yurttaş sayısı, mülksüzleşme nedeniyle MÖ 240'ta 700'e kadar düştü.

Kartaca ile yapılan İkinci Pön Savaşı'nda (Hannibal'a karşı) nüfusunun %8-12'sini (yetişkin erkeklerin %50-75'ini) askere alarak tarihin en yüksek seferberlik oranlarından birine ulaştı.

 

Geleneksel savaşlar (kralların sporu), genellikle galipler arasında servet birikimine ve eşitsizliğin artmasına neden olmuştur. Yağma ve fetih, kazanan seçkinleri zenginleştirirken mağlup olanları mülksüzleştirmiştir.

 

İç Savaş

Modern iç savaşlar, kitlesel seferberlik savaşlarının aksine genellikle eşitsizliği artırmaktadır. Fiziksel sermayenin yok olması yoksulları daha çok etkilerken, "savaş vurguncuları... büyük karlar elde" etmektedir.

İspanya İç Savaşı bir istisna olarak görünse de buradaki düşüş yeniden dağıtımcı politikalardan ziyade iktisadi kötü yönetim ve otarşiden kaynaklanmıştır.

 

ÜÇÜNCÜ KISIM: DEVRİM

Komünizm

Tarihteki şiddetli halk ayaklanmalarının çoğu başarısız olsa da, 20. yüzyıldaki komünist hareketler hem iktidarı ele geçirmeyi hem de mülkiyeti düzlemeyi başarmıştır.

 

Sovyet Rejimi

Bolşevikler, 1917'de özel mülkiyeti "ebediyen lağveden" Toprak Kararnamesi ile seçkin sınıfları tasfiye etmiştir.

Lenin'in başlattığı bu süreçte, "Zenginler, şık hanımlar... hepsi süpürülüp atıldı.”

Çarlık yönetici sınıfı (yaklaşık 500 bin kişi) ve üst burjuvazi (125 bin kişi) ya katledildi ya da ülkeden kaçtı.

 

Stalin dönemindeki zorla kolektifleştirme ise büyük insani maliyetlerle (milyonlarca ölüm) "orta köylüleştirme"yi sağlamıştır.

Stalin, kırsaldaki özel mülkiyeti tamamen bitirmek için kulakları "bir sınıf olarak tasfiye etme" kararnamesini çıkardı. 1,8 milyondan fazla köylü sürgün edildi, yüz binlercesi idam edildi veya Gulag kamplarına gönderildi. Suni kıtlıklar nedeniyle yaklaşık 6 milyon köylü öldü.

Tarım %93 oranında devlet kontrolüne geçti.

 

Şiddet ve baskı sayesinde Sovyet dönemi boyunca gelir eşitsizliği göstergesi olan Gini katsayısı ~0.26-0.28 gibi dünyadaki en düşük seviyelerde tutuldu.

 

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması ve devlet baskısının kalkmasıyla "ahbap-çavuş kapitalizmi" ortaya çıktı.

Rusya'da piyasa Gini katsayısı 1990'da 0.28 iken 1995'te 0.51'e fırladı.

Devlet varlıklarının yağmalanmasıyla en zengin %10'luk kesim ulusal servetin %85'ine el koydu; oligarklar türedi ve nüfusun üçte biri yoksulluk sınırının altına düştü.

 

Mao'nun Çini

Çin'de toprak reformu, köylülerin toprakbeylerini aşağıladığı ve öldürdüğü "acı toplantılar" ile gerçekleştirilmiştir.

Mao bu süreci, "köylüler ile toprakbeyleri arasındaki en iğrenç sınıf savaşı... bir ölüm kalım mücadelesidir" şeklinde tanımlamıştır.

1950'lerin ortasında kentsel burjuvazi de tasfiye edilerek mülkiyet devlete devredilmiştir.

 

Kuzey Vietnam, Kuzey Kore, Küba ve Nikaragua gibi ülkeler de benzer mülksüzleştirme süreçlerinden geçmiştir.

 

Kuzey Vietnam

Çin modeli esas alınarak kınama toplantıları ve "despot toprakbeyi" kotaları getirildi. Fransa'nın 1954'te çekilmesiyle 800 bin varlıklı kişi güneye kaçtı, kalan topraklar yoksullara dağıtıldı. İdamlar Çin'e kıyasla çok daha az (birkaç bin) olsa da süreç kolektifleştirme ile tamamlandı ve ekili alanın %90'ı devlet kontrolündeki kooperatiflere dönüştürüldü.

 

Kamboçya

En uç örnek olan Kamboçya'da Kızıl Kmerler, kentsel nüfusu "Yeni Halk" olarak adlandırıp zorla kırsallaştırarak nüfusun dörtte birinin ölümüne yol açan vahşi bir düzleme gerçekleştirmiştir.

1975'te Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler, şehir/kır eşitsizliğini tek gecede yok etmek için Phnom Penh dahil tüm kentleri boşalttı. Şehir sakinleri "Yeni Halk" adı altında kırsala sürüldü ve tüm varlıklarına el kondu.

Nüfusun yaklaşık dörtte biri (2 milyona yakın insan) açlık, infazlar, ağır çalışma şartları ve işkenceyle öldürüldü.

Bu dönemde Kampuchea Komünist Partisi'nin 16.000 üyesi Tuol Sleng hapishanesinde katledildi.

 

Komünist rejimlerin baskısı, piyasa güçlerini kısıtladığı sürece eşitliği korumuştur; ancak bu baskı gevşediği ya da ortadan kalktığı anda eşitlenme tersine döner.

 

Lenin'den Önce

Fransız Devrimi

Devrim, feodal hakları kaldırarak ve Kilise topraklarına el koyarak bir miktar düzleme sağlasa da, bu durum 20. yüzyıl devrimlerinin yanında sınırlı kalmıştır.

 

Taiping İsyanı

19. yüzyıl Çin'indeki bu isyan, "hiçbir şeyi kendi şahsi kullanımları için saklamayıp her şeyi herkesin ortak kullanımı için Tanrı'ya verdiklerinde" her şeyin eşit olacağı bir dünya hayal etse de, sistematik bir düzleme gerçekleştirememiştir.

 

Kırsal İsyanlar

Meksika (1910) ve Bolivya (1952) devrimleri gibi istisnalar dışında, modern öncesi köylü isyanları (Flaman isyanı, Jacquerie, Alman Köylü Savaşı) genellikle kanlı bir şekilde bastırılmış ve kalıcı bir düzleme sağlamamıştır.

 

Kentlerde ve Şehir Devletlerinde İsyan

Şehir ayaklanmaları genellikle vergi ya da yolsuzluk odaklı kalmış, zenginliği kökten yeniden dağıtma hedefine ulaşamamıştır.

 

Modern öncesi dünyada, 20. yüzyıldaki gibi radikal bir düzleme için gerekli olan ideolojik taahhüt ve şiddet araçları yoktu.

El Salvador'daki 1932 isyanı örneğinde olduğu gibi, köylülerin "palalarına" karşı devletin "makineli tüfekleri" vardı. Modern döneme kadar elitler şiddet tekelini elinde tutarak her türlü isyanı kanlı şekilde bastırmıştır.

 

20. asrın komünist devrimleri yaklaşık 100 milyon insanın hayatına mal olmuştur.

Kan dökülerek, büyük acılar pahasına satın alınan maddi eşitlikten geriye bugün neredeyse hiçbir şey kalmamıştır.

 

DÖRDÜNCÜ KISIM: ÇÖKÜŞ

Devletin İflası ve Sistemlerin Çöküşü

Sistem çöküşü, "yerleşik bir toplumsal karmaşıklık düzeyinin hızlı ve önemli ölçüde kaybı" olarak tanımlanır ve zenginlerin yoksullardan çok daha fazlasını kaybetmesine neden olur.

 

Devletin İflası / Siyasi iktidarın tebaa ve toprak üzerindeki denetimini kaybetmesi, iç/dış rakiplere boyun eğmesi ve asgari güvenlik/gelir mekanizmalarını dahi yürütememesidir.

 

Sistem Çöküşü / Çok daha derin ve yıkıcı bir süreçtir. Sadece siyasi yapının değil; ticaretin, okuryazarlığın, mimarinin, şehir yaşamının, bürokrasinin ve toplumsal karmaşıklığın tamamen ortadan kalkmasıdır.

 

Devlet çöktüğünde:

Zenginlerin zenginliğini koruyan hukuk ve güvenlik şemsiyesi yok olur.

Devlet makamlarından elde edilen devasa rantlar sıfırlanır.

Her ne kadar çöküş tüm toplumu yoksullaştırsa da, "Zenginlerin düşecek çok daha fazla yeri vardır." Köylü zaten sınırda yaşarken, seçkinler tüm varlığını, statüsünü ve hatta canını kaybeder. Böylece gelir ve servet dağılımının en üst ucu biçilmiş olur.

 

Çin’de Tang Hanedanı'nın Tasfiyesi

Tang Hanedanı'nda küçük bir seçkin ve aristokrat aile zümresi, vergilerden muaf bir şekilde devleti, en karlı makamları ve devasa toprak malikanelerini (özellikle başkentler Chang'an ve Luoyang merkezli olarak) tekellerine almışlardı.

 

Asi savaşbeyi Huang Chao, aristokrasiyi hedef aldı. "Bürokrat nefreti" nedeniyle binlerce devlet adamı, aristokrat ve eğitimli sınıf katledildi, malikaneleri ve dutlukları yakıldı. Sonraki 20-30 yıl boyunca devam eden iç savaşlar, darbe girişimleri ve katliamlar neticesinde Tang aristokrasisi tarih kayıtlarından neredeyse tamamen silindi.

960'ta Song Hanedanı kurulduğunda eski aristocracy yok olmuş, onların yerini taşradan gelen tamamen farklı ve yeni aileler almıştır. Devletin çöküşü, en tepedeki serveti fiziki olarak yok ederek toplum piramidini düzleştirmiştir.

 

Devletin çöküşü Lorenz eğrisinin en üstündeki %1'lik dilimi biçer.

 

Batı Roma İmparatorluğu'nun Parçalanması

5. yüzyılda Roma devletinin iflası, Akdeniz genelindeki devasa senatör mülklerini parçalamış ve ultra zengin aristokrasinin sonunu getirmiştir.

 

MÖ 13. yüzyılda Hitit, Mısır, Asur, Ugarit ve Yunanistan'daki Miken sarayları ticaret ve diplomasiyle birbirine bağlı devasa bir "dünya sistemi" oluşturmuştu.

Deniz Halkları akınları, ardı ardına gelen deprem fırtınaları, kuraklık ve iç isyanların birleşmesiyle (sistemik felaket) MÖ 1200'den sonra tüm bu saray ekonomileri yıkıldı.

MÖ 10. yüzyıla gelindiğinde lüks eşya dolaşımı bitti, yazı unutuldu, devasa sarayların yerini tek odalı basit evler aldı.

 

Güney Yukatan'daki Tikal, Calakmul gibi şehir devletleri; yeşim taşı, mermer, devasa tapınaklar ve derin bir sınıfsal tabakalaşmayla yönetiliyordu.

Endemik savaşlar, aşırı nüfus baskısı, çevresel bozulma ve kuraklık sonucu şehirler terk edildi (Tikal nüfusunun %90'ını kaybetti).

Yönetici sınıf tamamen ortadan kalktı ("rüzgarla savruldu"). Arkeolojik insan kalıntıları incelemeleri, Klasik dönemde seçkinler ile halk arasındaki beslenme ve diyet farklarının MS 800'den sonra tamamen yok olduğunu gösterir.

 

Dünyanın en büyük kentlerinden biri olan Teotihuacan'da halk veya dış güçler, doğrudan seçkinleri ve devlet simgelerini hedef alan sistemli bir yıkım gerçekleştirdi. Saraylar, heykeller ve anıtsal binalar yakılıp yıkıldı; hatta seçkin gömütleri bile parçalandı.

Siyasi gücün ve denetim kurumlarının fiziki olarak tasfiye edilmesi, elitlerin sömürü mekanizmasını tamamen bitirdi.

 

Tiwanaku İmparatorluğu, Titicaca Gölü civarında hendeklerle halktan soyutlanmış, lüks içinde yaşayan ve zanaatkarları kendine bağlayan kapalı bir elit merkeziydi.

Şiddetli kuraklık devleti zayıflattı; çıkan isyan ve kargaşada törensel saraylar yerle bir edildi, eliti temsil eden heykeller tahrif edilip gömüldü.

 

Somali'de Çağdaş Devlet İflası

1991'den sonra Somali'de merkezi hükümetin çöküşü, Barre rejiminin halkı sömüren "vampir" yapısını sona erdirmiştir.

 

Devlet hiyerarşilerinin şiddetle sona ermesi, servet eşitsizliğini azaltan "mahşerin üçüncü ve en eski atlısıdır.

 

BEŞİNCİ KISIM: VEBA

Kara Ölüm

Dördüncü Atlı: Mikroplar, Malthus ve Piyasalar

Malthusçu bir mantıkla, nüfusun azalması emeğin değerini artırırken toprağın değerini düşürür.

Eşitsizliği azaltmak için mikropların ve piyasaların el ele verip birlikte çalışması gerekti.

 

Geç Ortaçağ Salgını

14. yüzyıldaki Kara Ölüm Avrupa nüfusunun %25-45’ini yok etti.

Bu yıkım, işgücü kıtlığı yaratarak ücretleri iki katına çıkarmış ve toprak sahiplerinin gelirlerini baltalamıştır: Toprak kiraları ve faiz oranları hem mutlak olarak hem de ücretlere göre düştü. Toprak sahipleri kaybederken, işçiler kazanmayı artık umabilirlerdi.

 

Salgın Hastalıklar, Kıtlık ve Savaş

Avrupalıların Amerika’ya taşıdığı hastalıklar yerli nüfusun %90’ına varan kayıplar vermesine neden olmuş, başlangıçtaki baskıcı sömürge sisteminden sonra 17. yüzyılda işgücü kıtlığı nedeniyle reel ücretlerde dört katlık bir artış yaşanmıştır.

 

Justinianus Vebası

MS 6. yüzyıldaki bu salgın, Bizans ve Mısır’da nüfusu kırıp geçirerek reel ücretlerin üç katına çıkmasına ve kiracıların daha iyi koşullar elde etmesine yol açmıştır.

 

Antoninus Vebası

Roma İmparatorluğu'nda yaşanan bu salgın sonrası, mülkiyetin yoğunlaşmasının azaldığı ve emeğin kazançlı çıktığı görülmüştür.

 

Kıtlıklar vebalar kadar etkili bir düzleyici olmadı, çünkü etkileri kısa süreli kaldı ve işgücü/toprak oranlarını kalıcı olarak değiştirmedi.

 

Pandemiler

Pandemiler, milyonlarca insanın ölümü pahasına eşitsizliği azaltan son derece acımasız ve son kertede sürdürülemez bir mekanizma görevi görmüşlerdir.

 

Siprianus Vebası (MS 250'ler)

İskenderiye nüfusunun %60'ından fazlasının kaybedildiği tahmin edilmektedir. Mısır’daki nominal ücretlerdeki ani sıçrama, salgının yarattığı işgücü kıtlığına işaret eder.

 

Salgınlar; kitlesel seferberlik savaşları, yıkıcı devrimler ve devlet çökmeleri ile birlikte eşitsizliği azaltan en acımasız mekanizmalardan biridir.

 

Otuz Yıl Savaşları'nda Augsburg

Augsburg, savaş (Otuz Yıl Savaşları) ve salgın hastalıkların (veba ve tifüs) bir arada işlediği mükemmel bir "düzlenme" örneğidir.

Savaş Öncesi (1618): Şehirde servet yoğunlaşması aşırı düzeydeydi. En zengin %10'luk kesim servet vergisinin %91,9'unu ödüyordu ve Gini katsayısı 0,933 seviyesindeydi.

 

1627–1628 ve 1632–1633 veba dalgaları orantısız şekilde yoksul halkı vurmuştur.

İsveç ve İmparatorluk güçlerinin işgalleri, ağır vergiler, enflasyon ve 1634-1635 kuşatmasındaki kıtlık (yamyamlık vakaları) kenti çökertmiştir.

Şehir nüfusu \%50 - 60 oranında azalmıştır.

Büyük sermaye neredeyse tamamen erimiştir.

 

ALTINCI KISIM: ALTERNATİFLER

Reform, Durgunluk ve Temsil

Barışçıl Düzleme Arayışı

Barışçıl yöntemler şiddet içerenler kadar etkili değildir.

Düzlemenin ölçeği büyük ölçüde şiddetin ölçeğinin bir işlevidir: Ne kadar çok güç harcanırsa o kadar çok düzlenme meydana gelir.

 

Toprak Reformu

Başarılı toprak reformları genellikle savaş veya devrim tehdidi altında gerçekleşti.

 

Borç silmek eşitsizlik üzerinde kalıcı etki sağlamaz.

 

Köleliğin kaldırılması ise tek başına değil, Amerikan İç Savaşı gibi şiddetli çatışmalarla düzleme sağladı.

 

İktisadi Krizler

Tarihsel veriler, iktisadi büzülmelerin ve finansal krizlerin eşitsizliği sistematik olarak azaltmadığını göstermektedir.

1911-2010 yılları arasındaki bankacılık krizleri incelendiğinde, eşitsizliğin azalmaktan ziyade artma eğiliminde olduğu görülmüştür.

 

1929 Büyük Buhranı, özellikle ABD'de sermaye gelirine bağımlı zengin kesimin servet payını (%51,4'ten %40'lara) ve gelir payını düşürerek güçlü bir eşitleyici etki yaratmıştır. Ancak bu durum büyük ölçüde ABD ile sınırlı kalmış; Avustralya, Fransa ve Hollanda'da etkisi mütevazı ve geçici olmuş, Almanya ve Kanada gibi ülkelerde ise eşitsizlik sabit kalmış veya yükselmiştir.

 

Demokrasi

Daron Acemoğlu ve arkadaşlarının 184 ülke üzerindeki çalışması, demokrasinin piyasa veya harcanabilir gelir eşitsizliği üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve tutarlı bir düşürücü etkisi olmadığını ortaya koymuştur.

 

Hükümetlerin sol partilerin elinde olup olmamasının genel gelir eşitsizliği üzerinde neredeyse hiç etkisi yoktur.

 

İktisadi krizler ve barışçıl demokratik süreçler, arkalarında şiddetli dışsal baskılar (savaş, yıkıcı devrim vb.) olmadığı sürece tek başlarına servet ve gelir eşitsizliğini kalıcı olarak azaltma gücüne sahip değildir.

 

İktisadi Kalkınma ve Eğitim

Göç

Düşük gelirli bireylerin büyük çaplı göçü tıpkı salgın hastalıklar gibi nüfus düzleyici bir mekanizma olarak eşitsizliği dengeleyebilir.

Hissedilir bir etki için göçün devasa ölçekte ve çok özel tarihsel koşullarda gerçekleşmesi gerekir.

 

Simon Kuznets'in iktisadi kalkınmanın (sanayileşme ve kentleşme süreçlerinin) eşitsizliği önce artırıp sonra azaltacağı yönündeki "ters U eğrisi" modeli, teorik olarak cazip olsa da ampirik testlerde geçerliliğini yitirmektedir.

 

Şiddetli ve yıkıcı şokların bulunmadığı bir ortamda, eşitsizlikte uzun vadeli, kalıcı ve nitelikli bir azalma yaşandığına dair somut bir kanıt yoktur.

Latin Amerika

Latin Amerika; Batı ve Doğu Avrupa'nın aksine 20. yüzyıldaki kitlesel seferberlik savaşlarına (Dünya Savaşları) ve dönüştürücü komünist devrimlere doğrudan maruz kalmamıştır. Bu nedenle, barışçıl düzlenmenin imkânlarını test etmek için ideal bir örnektir. Fakat bu "korunaklı" alanın tarihsel bilançosu, eşitsizliğin dirençle yükselmeye devam ettiğini gösterir.

 

1870–1920 (İhracata Dayalı Küreselleşme): Hammadde ihracatı seçkinlere orantısız fayda sağlamış, Gini katsayılarını tırmandırmıştır.

 

1914–1945 (Dış Şoklar ve Geçiş): Dünya Savaşları ve Büyük Buhran gibi bölge dışı krizler ticareti kesintiye uğratmış; eşitsizlik yükselmeye devam etmiştir (Gini: 0,377'den 0,428'e).

 

1950–1980 (İthal İkameci Sanayileşme ve Korumacılık): Devlet öncülüğünde büyüme ve korumacılık dönemi de genel eşitsizlik artışını engelleyememiştir (15 ülkenin 13'ünde eşitsizlik artmış, ortalama Gini 0,535’e ulaşmıştır). İstisnalar (Arjantin'de Perón dönemi, Guatemala'daki kanlı iç savaş dönemi) ya kısa ömürlü olmuş ya da şiddet/popülist zorlama içermiştir.

 

1980–1990'lar (Kayıp On Yıl ve Borç/Kriz Yılları): Borç krizleri, durgunluk ve sonrasındaki neoliberal liberalleşme eşitsizliği zirveye taşımıştır (2002 civarı Gini tırmanışı).

 

2000–2010 arasında Latin Amerika genelinde (17 ülkenin 14'ünde) Gini katsayısında ~5 puanlık tarihi bir düşüş yaşanmıştır.

Bunun Nedenleri

Çin ve küresel piyasaların hammadde talebi kırsal ücretleri geçici olarak yükseltmiş, ancak talep düşünce bu etki kaybolmuştur.

 

Evo Morales: "Entelektüel ve mesleki kapasiteyi toplumsal vicdanla birleştirirseniz bir şeyleri değiştirebilirsiniz"

Latin Amerika deneyimi, büyük toplumsal şiddet, savaş ve devrimsel şokların yokluğunda, eşitsizlikte kalıcı ve radikal bir düşüşün gerçekleşmediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

Öyle Olsaydı Ne Olurdu? Tarihten Karşıolgular

Tarih, iktisadi büyümenin şiddetli şoklar olmadığı sürece eşitsizliği artırdığını göstermektedir.

 

Aşırı eşitsizlik devleti zayıflatarak kendi çöküşünü hazırlayan şiddetli şokları tetikleyebilir.

 

Eğer 20. yüzyıldaki dünya savaşları olmasaydı, bugün Batı dünyası çok daha yüksek eşitsizlik düzeylerine sahip olacaktı.

 

YEDİNCİ KISIM: TEKRARLANAN EŞİTSİZLİK VE DÜZLENMENİN GELECEĞİ

Bugün

Yeniden Canlanan Eşitsizlik

1980’lerden itibaren gelişmiş ülkelerde eşitsizlik hızla artmaya başlamıştır. "En üstteki 'yüzde 1' tarafından elde edilen tüm gelirin payı 1980 ile 2010 yılları arasında %50 ila %100'den fazla yükseldi".

 

Piyasalar ve Güç

Bu artışın nedenleri arasında teknolojik değişim, sendikaların zayıflaması, küreselleşme ve zenginler lehine yapılan vergi indirimleri yer alır.

 

Gelecek Ne Getiriyor?

Baskı Altında

Gini ölçümleri en yüksek gelir gruplarının kazançlarını yakalamakta yetersiz kalır; düzeltmeler yapıldığında eşitsizliğin çok daha yüksek olduğu görülür.

Bildirilmeyen deniz aşırı (offshore) servetler hesaba katıldığında hanehalkı servet eşitsizliği daha da artmaktadır.

 

Kıta Avrupası'ndaki düşük harcanabilir gelir eşitsizliği, piyasa şartlarının kendiliğinden getirdiği bir durum değil, devletin piyasa gelirlerini aşırı derecede vergilendirip yeniden dağıtmasının sonucudur. Ancak bu sistem sürdürülebilirlik sınırına gelmiştir.

Birçok Avrupa ülkesinde devlet harcamaları GSYH'nin %50'sini aşmıştır ve sosyal harcamalarda bir platoya (doyum noktasına) ulaşılmıştır.

2050'ye kadar Avrupa'da çalışma çağındaki nüfus %20 azalacak, 65 yaş üstü bağımlılık oranı %28'den %50'ye çıkacaktır. Düşük iktisadi büyüme ile birleştiğinde emeklilik ve sağlık harcamaları bütçelere muazzam yük getirecektir.

 

Avrupa'daki yaşlanmayı ve işgücü açığını kapatmanın tek yolu kitlesel göçtür ("Üçüncü Demografik Geçiş"). Ancak bu durum eşitsizliği yönetmeyi zorlaştırmaktadır.

Göçmenlerin ortalama eğitim ve istihdam oranlarının daha düşük olması işgücü piyasasında kutuplaşmayı artırabilir.

 

ABD'de gelire dayalı konut ayrışmasının artması, kamusal hizmetlerin adil dağılımını bozmakta ve eşitsizliği nesiller boyu kalıcı kılmaktadır.

 

Bilgisayarlaşma, ABD'deki mesleklerin yaklaşık yarısını tehdit etmekte; sermaye-emek dengesini emek aleyhine bozarak işgücü piyasasını kutuplaştırmaktadır.

 

Reçeteler

Vergi Reformları

Eğitim ve Fırsat Eşitliği

Sosyal Koruma ve Piyasaların Düzenlenmesi

 

Uluslararası çalışma standartları veya "küresel servet vergisi" gibi öneriler, ülkeler arası çıkar çatışmaları ve rekabet nedeniyle ütopiktir.

 

İktisatçıların sunduğu reçetelerin teorik olarak çekici görünse de siyasi gerçeklikten kopukturlar.

 

Atlıların Olmadığı Bir Dünya Var Olabilir mi?

Kitlesel seferberlik savaşlarının ve komünist devrimlerin devrinin kapandığı bir dünyada, düzleyici mekanizmaların yokluğu eşitsizliğin artmaya devam edeceği anlamına gelir.

 

EK: EŞİTSİZLİĞİN SINIRLARI

GİS (Income Possibility Frontier): Branko Milanovic ve arkadaşlarının geliştirdiği bu kavram, belirli bir kişi başına ortalama GSYH düzeyinde kuramsal olarak mümkün olan en yüksek gelir eşitsizliği derecesini ifade eder.

 

Bir toplumda herkesin hayatta kalabilmesi için asgari bir geçimlik gelire (fizyolojik taban) ihtiyacı vardır. Kişi başına düşen GSYH, asgari geçim düzeyine ne kadar yakınsa, elitlerin el koyabileceği "artık" (surplus) o kadar azdır ve azami uygulanabilir Gini katsayısı o kadar düşük olur.

 

Sanayi öncesi yoksul toplumlarda kişi başına GSYH çok düşük olduğu için 0,45'lik bir Gini, elitlerin fizyolojik artığın %75-%80'ine el koyduğu anlamına gelir (GİS'e çok yakındır). Yani bu toplumlar kendi potansiyelleri dahilinde olabilecek en yüksek eşitsizlik düzeyinde yaşamışlardır.

 

GSYH büyüdükçe toplumsal olarak kabul edilebilir asgari ihtiyaçlar da arttığı için, kuramsal olarak ulaşılabilecek azami Gini tavanı (1,0'e yaklaşmak yerine) aşağıya doğru çekilir.

 

Toplumlar zenginleştikçe, kuramsal olarak mümkün olan azami eşitsizlik derecesi artar.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder