Norman
G. Finkelstein - Soykırım Endüstrisi -
Notlar
Yahudi Acılarının İstismarı
Holocaust Industry: Reflections on the Exploitation of
Jewish Suffering
Mütercim: Erkan Saka, Gökçe Kaçmaz, Söylem Yayınları, 2001
Giriş
Elie Wiesel / Soykırım temsilcisi
Soykırım söylemi güç, iktidar ve çıkar ilişkileri
doğrultusunda inşa edilmiş radikal bir ideolojik kurgudur.
Soykırım endüstrisini İsrail; Filistinlilere yönelik işgal
politikalarını ve ABD'nin buna koşulsuz desteğini meşrulaştırmak için kullanır.
Bölüm 1: Soykırım Sömürülüyor
İkinci Dünya Savaşı'nın bitişinden 1967 yılına kadar Nazi
soykırımı Amerikan kültürel ve siyasi hayatında neredeyse tamamen göz ardı
edildi.
Bu kamusal suskunluğun asıl nedeni, Soğuk Savaş döneminde
Batı Almanya'nın SSCB'ye karşı ABD'nin önemli bir müttefiki haline gelmesidir.
Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) ve İftira Karşıtı Birlik
(ADL) gibi anaakım Yahudi örgütleri resmi ABD çizgisine uymuş, McCarthy
dönemindeki cadı avına ve solcu Yahudilerin tasfiyesine aktif olarak
katılmışlardır.
Bu durum 1967 Arap-İsrail Savaşı ile kökten değişti.
1967 Arap-İsrail Savaşı ve Dönüm Noktası 1967 Haziran
Savaşı'ndan önce İsrail, ne ABD'nin stratejik planlamasında ne de Amerikan
Yahudilerinin yaşamında merkezi bir öneme sahipti.
Ancak 1967 savaşıyla birlikte İsrail'in ezici gücü ABD
tarafından keşfedilmiş ve İsrail, ABD'nin Ortadoğu'daki vekili haline gelmiştir.
Bu durum, Amerikan Yahudi elitlerinin iktidar
mekanizmalarına girişini kolaylaştırmıştır. Stratejik yatırımlarını korumak
için Amerikan Yahudi elitleri Soykırım'ı 'hatırladılar.
Soykırım, bu dönemden sonra İsrail'e yönelik eleştirileri
bastırmak için ideolojik bir silah olarak tasarlanmıştır.
İdeolojik olarak biçimlendikten sonra Soykırım, İsrail'e
yönelik eleştirilerin saptırılmasında kullanılacak biricik silah haline geldi.
Savaş sonrasında Amerikan Yahudileri ekonomik ve sosyal
olarak zirveye ulaşmış, kişi başına düşen gelirleri Yahudi olmayanların iki
katına çıkmıştır.
Yahudiler sağa kayıp sınıf çıkarlarını savunmaya başladıkça,
kendilerine yönelik her türlü muhalefeti "anti-semitizm" olarak
damgalamışlardır.
Soykırım'ın dile getirilmesi Yahudiler'e karşı yapılan her
türlü eleştiriyi meşruiyet zemininden çıkarma işlevi görüyordu: çünkü Siyonistlere
göre bu tür eleştiriler ancak patolojik bir nefretten kaynaklanabilirdi.
Bölüm 2: Sahtekarlar ve Tarih
Soykırım'ın ideolojik iskeleti iki dogmaya dayanır:
Soykırım'ın tamamen benzersiz (eşsiz) bir tarihsel olay olduğu ve Yahudi
olmayanların Yahudilere karşı ebedi ve akıldışı bir nefret beslediği iddiaları.
Soykırım bilinci, aslında resmi ve propaganda amaçlı bir
endoktrinasyon, bir dizi sloganın dile getirilmesi ve yanlış bir dünya
görüşüdür. Gerçek amacı da kesinlikle geçmişin anlaşılması değil, bugünün
manipülasyonudur.
Ebedi Anti-Semitizm Dogması: Yahudi karşıtlığının nesnel
koşullardan bağımsız, patolojik bir hastalık olduğunu savunarak Yahudileri her
türlü meşru eleştiriden muaf tutar.
Boas Evron'a göre bu durum "bilinçli bir paranoya
yaratılmasıyla eş değer bir şeydir" ve Yahudilerin diğer halklara karşı
yapacağı her şeyi mübah görmesine yol açar.
Soykırım endüstrisi, kendi dogmalarını beslemek için tarihi
tahrif eden sahtekarlıkları göklere çıkarmıştır:
Jerzy Kosinski - "Boyalı Kuş" (The Painted Bird)
Savaş boyunca Polonyalı köylüler tarafından korunmasına
rağmen Kosinski, kitabında onları sadist anti-semitikler olarak tasvir etmiştir
Kitap, Wiesel tarafından "en iyi suçlamalardan
biri" olarak övülerek best-seller yapılmıştır.
Binjamin Wilkomirski - "Parçalar" (Fragments)
Kendisini toplama kampından kurtulan bir yetim olarak
tanıtan yazarın aslında Yahudi bile olmadığı ve savaşı İsviçre'de geçiren Bruno
Doessekker adlı bir İsviçreli olduğu ortaya çıkmıştır. Sahtekarlık ortaya
çıkmadan önce kitap ödüller kazanmış, müzelerin baş tacı edilmiştir.
Daniel Jonah Goldhagen - "Hitler'in Gönüllü Cellatları"
Goldhagen'ın tüm Alman halkını patolojik bir nefretle
canileşmiş olarak gösteren kitabı, Elie Wiesel tarafından göklere çıkarılmış
ancak Raul Hilberg gibi saygın tarihçilerce "değersiz" ilan
edilmiştir.
Washington'daki ABD Soykırım Anısı Müzesi gibi kurumlar
tamamen siyasi amaçlarla kurulmuştur.
Bölüm 3: Çifte Şantaj
"Soykırım'dan Sağ Kalanlar" Kavramının Tahrifi
Savaş sonunda kamplardan sağ kurtulan gerçek Yahudi
sayısının en fazla 100.000 olduğu tahmin edilmektedir. Ancak tazminat
taleplerini artırmak için bu sayı suistimal edilerek şişirilmiştir.
Eğer her sağ kaldığını iddia edenin sözüne inanırsak, o
zaman Hitler kimi öldürdü?
Almanya, 1952'den itibaren milyarlarca dolar tazminat
ödemiştir. Ancak bu paraları doğrudan bireysel kurbanlara dağıtmakla yükümlü
olan Maddi Talepler Konferansı, anlaşmaları çiğneyerek fonları kendi kültürel
projelerine, kurumsal bürokratlarına ve hahamlara aktarmıştır.
Tazminat meselesi, Soykırım endüstrisinin anlaşılmasına
katkıda bulunacak çok değerli bilgiler verir.
Dünya Yahudi Kongresi (WJC) başkanı Edgar Bronfman ve New
York Şehir Denetçisi Alan Hevesi önderliğinde İsviçre'ye karşı büyük bir
karalama kampanyası ve ekonomik boykot başlatılmıştır.
İsviçre bankalarının 7 ila 20 milyar dolarlık uyuyan hesaba
el koyduğu iddia edilmiş ve İsviçre 1,25 milyar dolar ödemeye zorlanmıştır.
Ancak bağımsız Volcker ve Bergier komisyonları, İsviçre bankalarının sistemli
bir hile yapmadığını, belgeleri yok etmediğini ortaya koymuştur.
Diğer taraftan, ABD bankalarının da benzer uyuyan hesapları
olduğu ancak hiçbir denetime tabi tutulmadığı belgelenmiştir.
İsviçre zaferinin ardından endüstri, Alman özel sektörüne
yönelerek köle işçiler için 5,1 milyar dolarlık yeni bir tazminat koparmıştır.
Görüşmeler sırasında, hayatta olduğu iddia edilen eski Yahudi köle işçi sayısı
sistemli olarak artırılmış, bu da dolaylı olarak soykırım inkarcılarının
ekmeğine yağ sürmüştür.
Knesset üyesi Michael Kleiner, Talepler Konferansı'nı şu
sözlerle suçlamıştır: Nazilerin işini başka yollarla devam ettiriyor. Konferans
profesyonel bir gizlilik içinde hareket eden ve çirkin bir kamusal ve ahlaki
yozlaşmaya uğramış sahtekar bir kuruluştur.
Sovyet Bloku'nun çöküşünden sonra WJRO, Polonya ve Belarus
gibi halihazırda yoksul olan Doğu Avrupa ülkelerinden, savaş öncesi Yahudi
cemaat mülklerinin iadesini talep etmiştir. Bu durum, bölgede anti-semitizmin
yükselmesine yol açmıştır. ABD hükümeti de bu şantaj sürecinde yaptırım gücünü
WJRO lehine kullanmıştır.
Sonuç
ABD'de Soykırım eğitimi birçok eyalette zorunlu tutulurken
ve binlerce akademik çalışma yayınlanırken, Kongo'daki 10 milyon kurban gibi
diğer büyük katliamlar tamamen göz ardı edilmektedir.
ABD kendi işlediği ya da suç ortağı olduğu suçlarda
(Vietnam, Guatemala, Doğu Timor, Irak yaptırımları sonucu ölen 1 milyon çocuk) gayet
tabii olarak asla Soykırım hassasiyeti göstermemektedir.
Nazi soykırımının anormalliği olayın kendisinden değil, onu
sömüren bir endüstrinin varlığından kaynaklanmaktadır.
Soykırımda ölenler için yapılacak en soylu görev onların
anısını korumak, çektiklerinden bir şeyler öğrenmek ve - son olarak da- onları
rahat bırakıp, huzur içinde yatmalarını sağlamaktır.
Ek 1: Peter Novick'e Cevap
Chicago Üniversitesi'nden Peter Novick'in, kitaba yönelttiği
"yanlış aktarım" suçlamalarına verilen cevaplar…
Ek 2: Burt Neuborne İle Bir Atışma
The Nation dergisinde avukat Burt Neuborne / İsviçre ve
Alman şirketlerine karşı açılan davaların kurbanlara adalet sağladığını savunur
On binlerce Soykırımzede'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan 90 yıl
sonra hala hayatta olacağını iddia etmek Soykırım'ı çıkar amaçlı bir şakaya
çevirmektir.
Ek 3: Filistin-İsrail Anlaşmaları'nın Gerçek Yüzü
Siyonist hareketin kuruluşundan itibaren temel hedefi
Filistin'de ezici çoğunluğu Yahudilerden oluşan homojen bir devlet kurmaktı.
1948 Savaşı sırasında Arap nüfusun büyük kısmı sürülerek
siyonist fethin ilk evresi tamamlandı.
1967 / Altı Gün Savaşı ile Batı Şeria ve Gazze işgal edildi.
Artık kitlesel sürgün uluslararası konjonktür nedeniyle zorlaştığından, İsrail
"toprağı alma fakat nüfusu izole etme" (kuşatma, su ve toprak
kaynaklarına el koyma) stratejisine (Allon Planı) yöneldi.
Oslo ve Wye River anlaşmaları Filistinlilere bağımsızlık
getirmek yerine, İsrail'in işgalini "uzaktan kumandalı" bir vekalet
sistemine (Bantustan modeline) dönüştürdü.
Anlaşmaların temel mantığı, Yaser Arafat ve Filistin
Yönetimi'ni (FÖY) İsrail'in güvenliğini sağlayan bir "taşeron polis
gücü" haline getirmektir.
Arafat liderliğindeki Filistin Özerk Yönetimi, aslında
İsrail'in güvenlik ve polisiye işlerini yürüten ve kendi halkına baskı yapan
bir araca dönüştürüldü.
Oslo sürecinden sonra da İsrail'in Filistinlilere yönelik
yargısız infazları, kitlesel tutuklamaları, ev yıkımları ve yasallaştırılmış
işkence yöntemleri kesintisiz devam etti.
ABD yönetimi (Clinton ve Al Gore), Filistin Yönetimi'nin
kendi halkına uyguladığı keyfi gözaltı, işkence ve taraflı yargı süreçlerini
"terörle mücadele" adı altında övmüş veya bunlara göz yummuştur.
Ek 4: Shoah İşi: Bir Röportaj
Viktor Frölke'nin Finkelstein ile yaptığı röportajdır.
Nazi zulmünün kurbanları Yahudi örgütlerine duydukları
güvenden daha fazlasını Alman Hükümetine duyuyor.
…
(Raul Hilberg ile yapılan röportaj)
İsviçre bankalarındaki sahipsiz Yahudi hesaplarının toplam
değerinin 20 milyar dolar olamayacağını, 1930'larda Yahudilerin çoğunun
orta/yoksul sınıfta yer aldığını ve hesaplarda sadece birkaç bin frank
bulunduğunu vurgular.
ABD üniversitelerinde "Soykırım" konusunun
akademisyenler ve gazeteciler için bir ikbal/kariyer kapısı haline geldiğini
ifade eder.
Ek 5: Komplo Üretmek Ya Da Tabuları Yıkmak?
Soykırım endüstrisi / komplo teorileri üretmedi. Bilakis Clinton
yönetimi ve Yahudi lobilerinin kurumsal çıkar ilişkilerini somut kanıtlarla
ortaya koydu.
Soykırım Endüstrisi
İsrail, Soykırım'ı Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği
savaş suçlarını meşrulaştırmak için yegane ideolojik kalkan olarak kullandı
Eğer bu Soykırım silahı olmasaydı, İsrail politikalarının
savunulmazlığı açıkça günyüzüne çıkacaktı.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder