4 Haziran 2026 Perşembe

Norman G. Finkelstein - Soykırım Endüstrisi - Notlar

Norman G. Finkelstein - Soykırım Endüstrisi - Notlar

Yahudi Acılarının İstismarı

Holocaust Industry: Reflections on the Exploitation of Jewish Suffering

Mütercim: Erkan Saka, Gökçe Kaçmaz, Söylem Yayınları, 2001

 


Giriş

Elie Wiesel / Soykırım temsilcisi

 

Soykırım söylemi güç, iktidar ve çıkar ilişkileri doğrultusunda inşa edilmiş radikal bir ideolojik kurgudur.

 

Soykırım endüstrisini İsrail; Filistinlilere yönelik işgal politikalarını ve ABD'nin buna koşulsuz desteğini meşrulaştırmak için kullanır.

 

Bölüm 1: Soykırım Sömürülüyor

İkinci Dünya Savaşı'nın bitişinden 1967 yılına kadar Nazi soykırımı Amerikan kültürel ve siyasi hayatında neredeyse tamamen göz ardı edildi.

Bu kamusal suskunluğun asıl nedeni, Soğuk Savaş döneminde Batı Almanya'nın SSCB'ye karşı ABD'nin önemli bir müttefiki haline gelmesidir.

Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) ve İftira Karşıtı Birlik (ADL) gibi anaakım Yahudi örgütleri resmi ABD çizgisine uymuş, McCarthy dönemindeki cadı avına ve solcu Yahudilerin tasfiyesine aktif olarak katılmışlardır.

 

Bu durum 1967 Arap-İsrail Savaşı ile kökten değişti.

 

1967 Arap-İsrail Savaşı ve Dönüm Noktası 1967 Haziran Savaşı'ndan önce İsrail, ne ABD'nin stratejik planlamasında ne de Amerikan Yahudilerinin yaşamında merkezi bir öneme sahipti.

Ancak 1967 savaşıyla birlikte İsrail'in ezici gücü ABD tarafından keşfedilmiş ve İsrail, ABD'nin Ortadoğu'daki vekili haline gelmiştir.

Bu durum, Amerikan Yahudi elitlerinin iktidar mekanizmalarına girişini kolaylaştırmıştır. Stratejik yatırımlarını korumak için Amerikan Yahudi elitleri Soykırım'ı 'hatırladılar.

Soykırım, bu dönemden sonra İsrail'e yönelik eleştirileri bastırmak için ideolojik bir silah olarak tasarlanmıştır.

İdeolojik olarak biçimlendikten sonra Soykırım, İsrail'e yönelik eleştirilerin saptırılmasında kullanılacak biricik silah haline geldi.

 

Savaş sonrasında Amerikan Yahudileri ekonomik ve sosyal olarak zirveye ulaşmış, kişi başına düşen gelirleri Yahudi olmayanların iki katına çıkmıştır.

 

Yahudiler sağa kayıp sınıf çıkarlarını savunmaya başladıkça, kendilerine yönelik her türlü muhalefeti "anti-semitizm" olarak damgalamışlardır.

Soykırım'ın dile getirilmesi Yahudiler'e karşı yapılan her türlü eleştiriyi meşruiyet zemininden çıkarma işlevi görüyordu: çünkü Siyonistlere göre bu tür eleştiriler ancak patolojik bir nefretten kaynaklanabilirdi.

 

Bölüm 2: Sahtekarlar ve Tarih

Soykırım'ın ideolojik iskeleti iki dogmaya dayanır: Soykırım'ın tamamen benzersiz (eşsiz) bir tarihsel olay olduğu ve Yahudi olmayanların Yahudilere karşı ebedi ve akıldışı bir nefret beslediği iddiaları.

 

Soykırım bilinci, aslında resmi ve propaganda amaçlı bir endoktrinasyon, bir dizi sloganın dile getirilmesi ve yanlış bir dünya görüşüdür. Gerçek amacı da kesinlikle geçmişin anlaşılması değil, bugünün manipülasyonudur.

 

Ebedi Anti-Semitizm Dogması: Yahudi karşıtlığının nesnel koşullardan bağımsız, patolojik bir hastalık olduğunu savunarak Yahudileri her türlü meşru eleştiriden muaf tutar.

Boas Evron'a göre bu durum "bilinçli bir paranoya yaratılmasıyla eş değer bir şeydir" ve Yahudilerin diğer halklara karşı yapacağı her şeyi mübah görmesine yol açar.

 

Soykırım endüstrisi, kendi dogmalarını beslemek için tarihi tahrif eden sahtekarlıkları göklere çıkarmıştır:

 

Jerzy Kosinski - "Boyalı Kuş" (The Painted Bird)

Savaş boyunca Polonyalı köylüler tarafından korunmasına rağmen Kosinski, kitabında onları sadist anti-semitikler olarak tasvir etmiştir

Kitap, Wiesel tarafından "en iyi suçlamalardan biri" olarak övülerek best-seller yapılmıştır.

 

Binjamin Wilkomirski - "Parçalar" (Fragments)

Kendisini toplama kampından kurtulan bir yetim olarak tanıtan yazarın aslında Yahudi bile olmadığı ve savaşı İsviçre'de geçiren Bruno Doessekker adlı bir İsviçreli olduğu ortaya çıkmıştır. Sahtekarlık ortaya çıkmadan önce kitap ödüller kazanmış, müzelerin baş tacı edilmiştir.

 

Daniel Jonah Goldhagen - "Hitler'in Gönüllü Cellatları"

Goldhagen'ın tüm Alman halkını patolojik bir nefretle canileşmiş olarak gösteren kitabı, Elie Wiesel tarafından göklere çıkarılmış ancak Raul Hilberg gibi saygın tarihçilerce "değersiz" ilan edilmiştir.

 

Washington'daki ABD Soykırım Anısı Müzesi gibi kurumlar tamamen siyasi amaçlarla kurulmuştur.

 

Bölüm 3: Çifte Şantaj

"Soykırım'dan Sağ Kalanlar" Kavramının Tahrifi

Savaş sonunda kamplardan sağ kurtulan gerçek Yahudi sayısının en fazla 100.000 olduğu tahmin edilmektedir. Ancak tazminat taleplerini artırmak için bu sayı suistimal edilerek şişirilmiştir.

Eğer her sağ kaldığını iddia edenin sözüne inanırsak, o zaman Hitler kimi öldürdü?

 

Almanya, 1952'den itibaren milyarlarca dolar tazminat ödemiştir. Ancak bu paraları doğrudan bireysel kurbanlara dağıtmakla yükümlü olan Maddi Talepler Konferansı, anlaşmaları çiğneyerek fonları kendi kültürel projelerine, kurumsal bürokratlarına ve hahamlara aktarmıştır.

Tazminat meselesi, Soykırım endüstrisinin anlaşılmasına katkıda bulunacak çok değerli bilgiler verir.

 

Dünya Yahudi Kongresi (WJC) başkanı Edgar Bronfman ve New York Şehir Denetçisi Alan Hevesi önderliğinde İsviçre'ye karşı büyük bir karalama kampanyası ve ekonomik boykot başlatılmıştır.

İsviçre bankalarının 7 ila 20 milyar dolarlık uyuyan hesaba el koyduğu iddia edilmiş ve İsviçre 1,25 milyar dolar ödemeye zorlanmıştır. Ancak bağımsız Volcker ve Bergier komisyonları, İsviçre bankalarının sistemli bir hile yapmadığını, belgeleri yok etmediğini ortaya koymuştur.

Diğer taraftan, ABD bankalarının da benzer uyuyan hesapları olduğu ancak hiçbir denetime tabi tutulmadığı belgelenmiştir.

 

İsviçre zaferinin ardından endüstri, Alman özel sektörüne yönelerek köle işçiler için 5,1 milyar dolarlık yeni bir tazminat koparmıştır. Görüşmeler sırasında, hayatta olduğu iddia edilen eski Yahudi köle işçi sayısı sistemli olarak artırılmış, bu da dolaylı olarak soykırım inkarcılarının ekmeğine yağ sürmüştür.

Knesset üyesi Michael Kleiner, Talepler Konferansı'nı şu sözlerle suçlamıştır: Nazilerin işini başka yollarla devam ettiriyor. Konferans profesyonel bir gizlilik içinde hareket eden ve çirkin bir kamusal ve ahlaki yozlaşmaya uğramış sahtekar bir kuruluştur.

 

Sovyet Bloku'nun çöküşünden sonra WJRO, Polonya ve Belarus gibi halihazırda yoksul olan Doğu Avrupa ülkelerinden, savaş öncesi Yahudi cemaat mülklerinin iadesini talep etmiştir. Bu durum, bölgede anti-semitizmin yükselmesine yol açmıştır. ABD hükümeti de bu şantaj sürecinde yaptırım gücünü WJRO lehine kullanmıştır.

 

Sonuç

ABD'de Soykırım eğitimi birçok eyalette zorunlu tutulurken ve binlerce akademik çalışma yayınlanırken, Kongo'daki 10 milyon kurban gibi diğer büyük katliamlar tamamen göz ardı edilmektedir.

 

ABD kendi işlediği ya da suç ortağı olduğu suçlarda (Vietnam, Guatemala, Doğu Timor, Irak yaptırımları sonucu ölen 1 milyon çocuk) gayet tabii olarak asla Soykırım hassasiyeti göstermemektedir.

 

Nazi soykırımının anormalliği olayın kendisinden değil, onu sömüren bir endüstrinin varlığından kaynaklanmaktadır.

Soykırımda ölenler için yapılacak en soylu görev onların anısını korumak, çektiklerinden bir şeyler öğrenmek ve - son olarak da- onları rahat bırakıp, huzur içinde yatmalarını sağlamaktır.

 

Ek 1: Peter Novick'e Cevap

Chicago Üniversitesi'nden Peter Novick'in, kitaba yönelttiği "yanlış aktarım" suçlamalarına verilen cevaplar…

 

Ek 2: Burt Neuborne İle Bir Atışma

The Nation dergisinde avukat Burt Neuborne / İsviçre ve Alman şirketlerine karşı açılan davaların kurbanlara adalet sağladığını savunur

On binlerce Soykırımzede'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan 90 yıl sonra hala hayatta olacağını iddia etmek Soykırım'ı çıkar amaçlı bir şakaya çevirmektir.

 

Ek 3: Filistin-İsrail Anlaşmaları'nın Gerçek Yüzü

Siyonist hareketin kuruluşundan itibaren temel hedefi Filistin'de ezici çoğunluğu Yahudilerden oluşan homojen bir devlet kurmaktı.

1948 Savaşı sırasında Arap nüfusun büyük kısmı sürülerek siyonist fethin ilk evresi tamamlandı.

1967 / Altı Gün Savaşı ile Batı Şeria ve Gazze işgal edildi. Artık kitlesel sürgün uluslararası konjonktür nedeniyle zorlaştığından, İsrail "toprağı alma fakat nüfusu izole etme" (kuşatma, su ve toprak kaynaklarına el koyma) stratejisine (Allon Planı) yöneldi.

 

Oslo ve Wye River anlaşmaları Filistinlilere bağımsızlık getirmek yerine, İsrail'in işgalini "uzaktan kumandalı" bir vekalet sistemine (Bantustan modeline) dönüştürdü.

 

Anlaşmaların temel mantığı, Yaser Arafat ve Filistin Yönetimi'ni (FÖY) İsrail'in güvenliğini sağlayan bir "taşeron polis gücü" haline getirmektir.

Arafat liderliğindeki Filistin Özerk Yönetimi, aslında İsrail'in güvenlik ve polisiye işlerini yürüten ve kendi halkına baskı yapan bir araca dönüştürüldü.

 

Oslo sürecinden sonra da İsrail'in Filistinlilere yönelik yargısız infazları, kitlesel tutuklamaları, ev yıkımları ve yasallaştırılmış işkence yöntemleri kesintisiz devam etti.

ABD yönetimi (Clinton ve Al Gore), Filistin Yönetimi'nin kendi halkına uyguladığı keyfi gözaltı, işkence ve taraflı yargı süreçlerini "terörle mücadele" adı altında övmüş veya bunlara göz yummuştur.

 

Ek 4: Shoah İşi: Bir Röportaj

Viktor Frölke'nin Finkelstein ile yaptığı röportajdır.

 

Nazi zulmünün kurbanları Yahudi örgütlerine duydukları güvenden daha fazlasını Alman Hükümetine duyuyor.

 

(Raul Hilberg ile yapılan röportaj)

İsviçre bankalarındaki sahipsiz Yahudi hesaplarının toplam değerinin 20 milyar dolar olamayacağını, 1930'larda Yahudilerin çoğunun orta/yoksul sınıfta yer aldığını ve hesaplarda sadece birkaç bin frank bulunduğunu vurgular.

 

ABD üniversitelerinde "Soykırım" konusunun akademisyenler ve gazeteciler için bir ikbal/kariyer kapısı haline geldiğini ifade eder.

 

Ek 5: Komplo Üretmek Ya Da Tabuları Yıkmak?

Soykırım endüstrisi / komplo teorileri üretmedi. Bilakis Clinton yönetimi ve Yahudi lobilerinin kurumsal çıkar ilişkilerini somut kanıtlarla ortaya koydu.

 

Soykırım Endüstrisi

İsrail, Soykırım'ı Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği savaş suçlarını meşrulaştırmak için yegane ideolojik kalkan olarak kullandı

Eğer bu Soykırım silahı olmasaydı, İsrail politikalarının savunulmazlığı açıkça günyüzüne çıkacaktı.

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder