25 Nisan 2016 Pazartesi

Mantığın Gelişimi - Ortaçağda İslam Coğrafyasında Mantık

Ortaçağda İslam Coğrafyasında Mantık
Bu coğrafyada ilk mantık çalışmalarını yapanlar, Büyük İskender’in (MÖ 356 - 323) doğu seferi sonrasında Yunan kültürü ile tanışan Hıristiyan Süryanilerdir. Süryaniler, mantıköğretimine dini eğitimin bir parçası olarak yer vermekteydi. Sergius (ölümü 536), Paulus Persa (6.yy.) ve Severe Sebokht (7.yy.) bu dönemin güçlü mantıkçılarıdır.
Süryanilerin Yunan düşüncesiyle tanışması, Büyük İskender’in Doğu seferi sonrasında gerçekleşmiştir. İslam coğrafyasında ilk mantık çalışmaları, İskenderiye Okulunu izleyen Süryaniler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Süryanilerin önde gelen mantık okulları
1. Urfa Okulu: Edessa olarak da bilinir. Urfa’daki okulun kapatılmasından sonra Nusaybin Nastûrîliğin dini merkezi olmuştur.
2. Cundişâpûr Okulu: Nastûrîler tarafından kurulmuştur.
Süryanilerin mantık çalışmaları, bu coğrafyada bir mantık geleneğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Yunanca mantık metinlerini Arapçaya çeviren ilk kuşak çevirmenler bu okulda yetişmiştir.
3. Antakya Okulu: 3. yüzyılın sonunda kurulmuştur. Aristoteles’in Süryaniceye ilk olarak Probus tarafından bu okulda çevrildiği düşünülmektedir.
4. Nusaybin Okulu: Urfa okulunun kapatılması üzerine Nastûrîler tarafından Nusaybinde 326 yılında kurulmuştur.
5. Kınnesrin Okulu: Eski Halep olarak da bilinen ve Kuzey Suriye’de bulunan Kınnesrin şehrindedir.

İSLAM COĞRAFYASINDA MANTIK
Abbasi döneminin 7. halifesi Me’mûn (713-833 tarihleri) tarafından Bağdat’ta kurulan Beyt’ül-Hikme’de (Bilgelik Evi) farklı inançlardan pek çok iyi yetişmiş çevirmen çalışmıştır.
Bağdat okulunda bir yandan çeviri etkinliği devam ederken, bilinen mantık yapıtlarının Arapça yazan mantıkçılar tarafından yorumları (şerhleri) yapılmaya başlamıştır. Bu yorumlar uzunluğuna göre üçe ayrılmaktadır: muhtasar, telhîs ve tefsir.
10. yüzyıldan itibaren Müslümanlar mantık konusunda Süryanilerin sağladığı çeviri ve yorumlarla yetinmemiş, bağımsız çalışmalara yönelmişlerdir.
Fârâbî, Bağdat Okulunun bir temsilcisi olarak, Aristoteles’in mantığını, yine onun metinlerine bağlı kalarak İslami bir anlayışla yorumlamış ve yeniden inşa etmiş, İbn Sînâ ise daha bağımsız kalarak bir mantık sistemi oluşturmuştur.

Fârâbî
Bağdat okulunun en güçlü temsilcisidir. Bağdat’ta Yunan felsefesi yorumcusu ve çevirmeni Ebu Mişr Matta’nın yanında eğitim gördü. Fârâbî daha çok Aristoteles yorumlarıyla ünlüdür.
Fârâbî sadece Aristoteles mantığını yorumlamakla kalmamış, bunun dışında mantık öğreten kitaplar da yazmıştır.

Sözdizimci, terimlerin birleştirme (terkip) kurallarına göre birbirleriyle ilişkisini belirlemeye çalışır. Mantıkçının belirlemeye çalıştığı ise, kavramların yükleme (Arapça: haml, İngilizce: predication) ilişkisine göre birbiriyle ilişkisidir.
Sözdizim kuralları, dilden dile farklılık gösterir. Oysa mantık kuralları, her dilde akıl yürütme için geçerli olmalıdır.
Fârâbî’ye göre mantık hataya düşülmesi olanaklı her konuda akıl yürütme yetimizi doğru yönde tutmaktadır.
Fârâbî mantığı, tasavvurât (kavramlarla akıl yürütmeler) ve tasdîkât (önermelerle akıl yürütmeler) olarak iki kısma ayırmıştır. İlkinde amacın tanımlara ulaşmak olduğunu, ikincisinde ise tasımlara ulaşmak olduğunu belirtmiştir.

İbn Sînâ
İbn Sînâ mantık çalışmalarının önemli bir kısmına ‘Kitâbu’ş-fiifâ’ başlığı altında derlediği ansiklopedik çalışmasında yer vermiştir.
İşaretler ve Tembihler adlı kitabı İslam Dünyasındaki Mantık geleneğine damgasını vurmuştur.
İbn Sînâ’nın İslam mantık tarihi içindeki en önemli özelliği Aristoteles mantığının sorunlarını bağımsız bir mantık anlayışı içinde çözümleme ve çözmeye yönelmesidir. İbn Sînâ bu özelliğiyle İslam dünyasında bağımsız bir mantık geleneği oluşmasının yolunu açmıştır.

İbn Sînâ bir kavramın tanımında, onunla göreli olan bir kavrama başvurulmaması gerektiğini savunmaktadır. Tanımın şartlarından biri, tanımda kullanılan kavramların tanımlanan kavramdan önce bilinmesidir.

Aristoteles Organon’unda kipli önermeler ve kipli tasımlar konusunun bazı kısımlarını karanlıkta bırakmıştır. İbn Sînâ bunun farkında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Aristoteles kipli önermelerin tek biçimde anlaşılabileceğini kabul etmektedir.
Bir başka deyişle, Aristoteles kipli önermelerin (kipin önermenin tümünü etkilediği) de dicto (De dicto = söylenene ilişkin) okunuşunu tercih eder görünmektedir.
1. De dicto okumada ‘Her A zorunlu olarak B dir’ önermesi aslında ‘Zorunludur ki her A B dir’ önermesidir.
2. ‘Her A B dir’ önermesi ‘Bazı B A dır’ önermesine döndürülebilmektedir.
3. ‘q’ önermesi ‘p’ önermesinden çıkıyorsa ‘Zorunludur ki p’ önermesinden ‘Zorunludur ki q’ önermesi çıkar.
4. Sonuç olarak, ‘Zorunludur ki her A B dir’ önermesinden ‘Zorunludur ki bazı B A dır’ önermesi çıkar.
De dicto okumada döndürme geçerlidir ancak Aristoteles’in diğer isteği, yani yukarıdaki ilk karma tasımı kabul edip ikinciyi reddetmek, gerçekleşmemektedir. Çünkü bu durumda birinci tasım biçimi de geçersiz olur.
İbn Sînâ’nın bu soruna yaklaşımı onu kipli önermelerin yorumlanmasında, Latin mantığında olmayan, öze göre (zâtî) ve nitelemeye göre (vasfî) okuma ayrımı yapmaya götürmüştür:
1. Öze göre okumada ‘A zorunlu olarak B dir’ önermesi ‘A öznesinin gösterdiği varlık varolduğu sürece B olma özelliğini taşır’ anlamına gelmektedir.
2. Nitelemeye göre okumada ‘A zorunlu olarak B dir’ önermesi ‘A, A olduğu sürece, B olma özelliğini taşır’ biçimine dönüşür.
İbn Sînâ’nın yaptığı bu ayrıma göre, ‘Yürüyen zorunlu olarak hareket eder’ önermesi öze göre (zâtî) yorumlandığında yanlış olur. Çünkü yürüyen varlığın varolduğu sürece hareket edeceğini söylemek doğru değildir. Aynı önerme nitelemeye göre (vasfî) yorumlandığında ise doğru olur. Çünkü yürüyen bir insan, yürüdüğü sürece, hareket etmektedir.

İbn Sînâ, tasımlar konusunda kendinden önceki mantıkçıların kullandığı yüklemli tasım-bileşik tasım ayırımı yerine, Kıyasta iktirani-istisnai tasım ayrımını yapar. İktirani tasım, sonucun ya da sonucun çelişiğinin öncüllerde açık olarak bulunmadığı kıyastır. İstisnalı tasım ise, sonucun ya da sonucun çelişiğinin öncüllerde açık olarak bulunduğu kıyastır.

İbn Sînâ’nın mantık anlayışına göre yazılan ‘bağımsız’ mantık eserleri arasında özellikle öne çıkan el-Kazvînî el-Kâtibî (1220-1280) tarafından yazılan Şemsiyye risalesidir.

Gazâlî
10. yüzyıldan sonra mantık ve felsefenin Müslümanlar arasında yaygınlaşması karşısında Müslümanlar arasında mantık ve felsefeye karşı tutum konusunda farklı düşünceler daha yüksek sesle ifade edilmeye başlamıştır. Mantık taraftarı görüşün en etkili savunucusu Gazâlî’dir.

Gazâlî, tasımları kullanılan öncüllerin bilgi değeri bakımından ele almaktadır.
1. Doğuştan öncüller (evveliyât): Aklın duyular yardımı olmaksızın ulaştığı bilgilerdir. Matematik doğruları, ‘Bütün parçadan büyüktür’ gibi en temel metafizik doğrular bu türdendir.
2. Duyu öncülleri (mahsûsât): İnsanın iç ve dış duyum ile edindiği bilgilerdir.
3. Deneyim öncülleri (mücerrebât)
4. Sezgi öncülleri (hadsiyyât)
5. Kendinden öncüller (fıtriyyât): Aklın hemen bir orta terime varıp bu terim aracılığı yaptığı bir tasımla ulaştığı bilgilerdir. ‘İki sayısı altı sayısının üçte biridir’ önermesi bu türden bir bilgiyi ifade eder.
6. Aktarılmış öncüller (mütevâtirât): Akla dayanarak güvenilir olduğuna karar verilen bir topluluğun sözü ile elde edilen bilgilerdir.
7. Yaygın öncüller (meşhûrât): Toplumda yaygın olarak kabul edildiği, sık tekrarlandığı için doğru kabul edilen önermelerin ifade ettiği bilgilerdir. ‘Adalet gereklidir’ önermesinin bilgisi bu türdendir.
8. Yetkinlik öncülleri (makbûlât): İlgili konudaki bir uzman gibi güvenilir bir kaynağın sağladığı bilgidir.
9. Sanı (zan) öncülleri (maznûnât): Çelişiğinin doğru olma olanağını ortadan kaldıramadığımız halde, doğru kabul edilen önermedir.
10. Ara öncüller (müşebbihât): Akıl bilgisine de, deneyim bilgisine de, yaygın bilgiye de benzeyen ama bunlardan hiçbiri olmayan bilgilerdir.
11.Uzlaşım öncülleri (müsellemât): Tartışma sırasında karşı tarafın kabul ettiği ya da taraşarın karşılıklı olarak kabul ettiği, genel kabul görmüş önermelerin ifade ettiği bilgilerdir.
12.Kuruntu öncülleri (vehmiyyât): İnanmak için geçerli bir neden olmadan insanın yaradılışı gereği doğru kabul ettiği önermelerin ifade ettiği bilgilerdir.
13.İmge öncülleri (muhayyelât): İmgelemin (düşgücünün) ürünü olarak insanın kabul ettiği önermelerin dile getirdiği bilgilerdir. Hoşa gitmeyen birinin adını taşıdığı için, bir insandan sakınmak gerektiğini bildiren öncül bu türdendir.

Kabul ettikleri öncüller bakımından tasımın yer bulduğu beş sanat ayırt edilmektedir:
1. Tanıtlama (burhan)
2. Diyalektik (cedel)
3. Retorik (hitabet)
4. Poetika (şiir)
5. Yanıltmaca (sofizm, mugalata)
Bunlardan ilk altı türde olan bilgiler kesindir (yakini). Kesin öncüllerle yapılan tasım ise tanıtlamadır (burhani kıyas). Tartışmada (diyalektik, cedel) öncüller yaygın önermelerden oluşur. Yanıltmacada doğru olmadığı halde doğru gibi görünen öncüllerden hareket edilir. Retorikte yetkinliğe veya sanıya başvurulur. Poetik tasım, imgeye dayalı öncüllerle kurulan tasımdır.

İbn Rüşd
İbn Rüşd Bağdat Okulu anlayışına dönerek, Aristoteles mantığını metinlere bağlı kalarak yeniden yorumlamaya girişmiştir.
İbn Sina’yı ve Gazâlî’yi eleştirmiştir.

İslam Dünyasında Mantığa Yöneltilen Eleştiriler
Mantıkçıların dayanağı olan, tümellerin zihin dışındaki varlığı, kelam bakımından geçersizdir. Mantıkçıların başvurduğu ilke ve tasımların çoğu kelama göre geçersiz olduğuna göre bunların iman ve din konularında kullanılması kabul edilemez.

Gazâlî ve Râzî’nin çabalarıyla mantık kurallarının din kurallarına aykırı olmadığı kabul edilmiştir. Gazâlî sonrasında mantığa karşı şüpheci tutumun en dikkat çekici örneğini İbn Teymiyye (1263-1328) vermektedir. İbn Teymiyye’ye göre din konularında nasıl akıl yürütüleceği Kur’an’da ortaya konmuştur.
---
Mantığın Gelişimi
Doç. Dr. İskender Taşdelen
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın Nu: 2424
Ocak 2013, Eskişehir

21 Nisan 2016 Perşembe

İsmet Özel - Şiir Okuma Kılavuzu

İsmet Özel - Şiir Okuma Kılavuzu

...omuzlarının üzerinde kafa taşıyan bir adam…
Şiirden yoksun bir edebiyat ortamının yokluğunu hiçbir dahiyane açıklama gideremez.

Ekmek nasıl yenir?
Ayağındaki pabucu nasıl giydin?
Bu sorular önemli, ciddi sorulardır ve cevapları şiir nasıl okunur sorusunun cevabı kadar çetindir.

Niçin şiir okuruz?
Bir doyum sağlamak için.
Çünkü insan ne yaparsa hep bunun gibi muharrikler itkisiyle yapar.
İnsanlar öteki canlılar gibi davranışlarını güdülerinin peşi sıra yalıncak sürüklenmiş olsalardı hiçbir zaman kendi dışlarında nesnellik kazanmış olan sanattan, soyutlama düzeyinde bağımsız bir kimlik sahibi olan düşünceden bahsedemeyecektik.

İnsanoğlu, yaşama güdüleri ile yaşama biçimi arasındaki uyumu kendisi kurmak zorundadır.

İnsan dışındaki canlılar yaşamak için ne yapacaklarının bilgisine peşinen sahiptir.

İnsanın herhangi bir şeyi bilebilmesi için bilgi denilen bir soyutlukla ilinti kurması gerekir.

İnsan olmak yahut insan kalmak ancak bir bilgi dağarcığıyla yani birtakım soyut uzlaşma alanlarıyla mümkündür.

Sağlıklı ve dolaysız bildirişim şiirin doğmasını gerektiren pürüzleri ortadan kaldırır.

Şiir okuma isteği duymamız, yokluğunu hissettiğimiz bir şeyleri tamamlamak, bir zorluğu gidermek ve nihayet bir doyum sağlamak içindir.

“Bütün”

İnsanoğlunun yaşaması, bir parçası olduğu bu bütüne sıkı sıkıya bağlıdır.

İnsanın kendisinin de bir parçası olduğu bütünün açıklamasına değil, benimsenmesine giden yol üzerinde şiir vardır.

Şiir her insanın bütüne olan hasretini kamçılar.

İnsanoğlunun en sahici dili şiirdir.

İnsan, kendi insanlığını tartışmak istediği zaman,
Kendini çevreleyen nesnelerle olan bağlantısının vehametini kavradığı zaman şiir canlılık kazanır.

19. yüzyılda Avrupa’da şiirin çok canlı oluşu Batı medeniyetinin eline geçirdiği ile ne yapacağını bilemeyişi yüzündendir.

İnsan (…) kendini bir başkasına yansıtarak görmek istiyorsa (…) başkasına söyleyerek (…) kendini öğrenmek istiyorsa şiire başvurur.

İnsan (…) en sahici dilini (…) devreye sokabilirse şimdi içinde bulunduğu durumdan çıkabilir.

Dilin çok anlamlılığı gerçek olduğu için şiir gerçeğe sahip çıkar.

Sözler (…) şiirde (…) sırf kelime oldukları için önem kazanırlar.
İnsan mısralarda, şiirlerde hiç kimsenin elinden alamayacağı bir yurt bulur.

Şiir ancak kendi onuruna sahip çıkarak bize kadar gelirse şiirdir. Başka bir etkinlik içinde şiir aramak fanteziden öte anlam taşımaz.

Hangi metnin bir dünya görüşünün kaynağı olduğunu söylerseniz, o metnin artık şiir olmadığını söylemiş olursunuz.

Cesar Vallejo’nun bir şiiri:
Umuttan Söz Etmek İstiyorum
Yalnızca acı çekiyorum bugün.
Öyle derin ki acım bir sebebe bağlanamaz, sebepsiz de olamaz. Sebep ne olsun ki? Ona sebep olabilecek önemdeki şey nerde? Hiçbir şey sebebi değil, hiçbir şey ona sebep olabilecek güçte değil… (s. 32-33)

…sanat bize hakikati anlamayı öğreten yalandır.

Şiirde kelimeden vazgeçilmez ama şiir kelime sanatı değildir.
Şiir dil aracılığıyla dilin anlatım olanaklarının aşılmasıdır.

…özgürlüğün şiire ihtiyacı vardır.
Şiirin yeri ve işlerliği insanların yaptıklarının muhteva kazanışındadır.
Değerli olan eylemdir ama eylemin hangi değerde olduğunu ve giderek değerli olup olmadığını öğreten şiirdir.

Ucunda ölüm olmayan şeyi ciddiye almak zorunda değiliz.
Ayak sürüyen şiir dünya düzeninin ölgün ruhunda yuvalandığı için hesaba katılmaz.

…ayak direyişin örnekleri (…) iyi bakıldığında Türk şiirine varan yolun iki ana çizgiden oluştuğu farkedilecektir. Bunlardan biri ethos ağırlıklı Fikret-Akif-Nâzım çizgisi, diğeri pathos ağırlıklı Yahya Kemal-Ahmet Haşim çizgisidir.
Birincisi (…) ulaşılacak bir yer
Yeri, zamanı, insanı yoğurmayı gözeten bir çizgidir.
(İkincisinde) estetik yapı dildeki içkin özelliklerde aranır.
Onlarınki, devletten gelen bir şiirdir.

Türk şiiri modernleşmesini ethos ağırlıklı kanaldan değil de daha ziyade pathos ağırlıklı kanaldan akarak gerçekleştirdiyse bunun sebebini geçen zaman içinde şairlerin devlete milletten daha fazla yaslanmakta sakınca görmeyişlerinde bulabiliriz.

Dünyanın i’tizâli insanla varoluş arasında bir boşluk bırakır.

Bu yeryüzünde insanoğlu şairane mukimdir.
…insan bu “yalan” dünyada gerçekten şairane ikamet eder.

İnsanlık durumunun neliği hakkında bize bilimin öğreteceği hiçbir şey yoktur.
Neyi andı isek kendi insanlık durumumuzla varlık arasındaki bağlantıya açılırız.

Şiirin ayırıcı vasfının vezin, kafiye, mısra düzeni, musiki gibi biçime bağlı bir öğe olmadığını bilmemiz iyi olur.
Musiki ve onu mümkün kılan sanatlı sözler şiirin belkemiğini teşkil etseydi, tıkanık, ayrıntılardan kurulu Divan edebiyatını şiir için vazgeçilmez saymamız gerekirdi…

Şair, şiir, okuyucu
Aralıkta bir boşluk var. Boşluk.
Taoculara göre en değerli şey boşluktur.
S(ev)ginin evi olduğunu akıldan çıkarmamak lazım.
Şiir hoşumuza giden bir şey değildir, boşumuza gelen bir şeydir. (s. 83)

Şiir yüzümüze çarpan bir övgü veya sövgüdür.
Şiir bilim alanında hesaba katılan, felsefede söze konu edilen gerçeklerin yokedilmesiyle ayakta durur.
Olduğunu anlamakla övünenin ne kadar sövgüye müstahak olduğu şiir bilgisiyle farkedilir.

Kendini bilen insan da gittikçe azalmayı öğrenir. Kendilik bilgisi insana, insanlara olan ihtiyacı artırır. Kendini bilen insan yardımın insanlardan gelmeyeceğini de bilir.
---
Şule Yayınları

8. Baskı, 2004

29 Mart 2016 Salı

Mantığın Gelişimi - Megara ve Stoa Mantığı

Megara ve Stoa Mantığı
Megara Okulu
Mageralı Öklid’in kurduğu bir okuldur. Mageralı Öklid, Parmenides’in etkisindedir. Okulda mantığa özel bir önem verilirdi. Öyle ki Diodorus, bir davette kendisine yöneltilen mantık sorusuna yanıt veremediği güya intihar etmiştir.
Bu Okulda yetişen Eubulides’in çatışkıları bugün de tartışılmaktadır.
(1) “Şimdi söylediğim yanlıştır” önermesi doğru mu, yoksa yanlış mıdır?
(2) Kardeşini tanıdığını söylüyorsun ama az önce gelen başı örtülü adam senin kardeşindi.
(3) Kaç saçı olan bir adam kel değildir?
(4) Bir şeyi kaybetmemişsen o hâlâ senindir. Boynuzlarını kaybetmediğine göre senin boynuzların var.

Stoa Okulu
Stoa okulu ve Megara Okulu, mantık alanında yaptıkları çalışmalar bakımından birbirlerine yakındırlar. Okulun kurucusu Kition’lu Zenon’dur (yaklaşık İ.Ö. 350-260). Zenon’un özellikle dil ile ilgilendiği ve dilde birtakım değişiklikler önerdiği bilinmektedir.
Okulun önemi Khrysipos (İ.Ö. 280-210) döneminde artmıştır. Diogenes Laertius’a göre 705 civarında kitap yazmıştır ve verdiği listeye göre bunların 119 tanesinin başlığı mantıkla ilgilidir. Stoa okulunun eserleri günümüze ulaşmadığı için onlar hakkında ikinci el kaynaklardan malumat ediniyoruz.
Stoalılar mantığı etik ve fizik ile birlikte felsefenin parçalarından biri olarak görmekteydi.
Stoa mantığı bir önermeler mantığı, Aristoteles mantığı ise bir terimler mantığıdır.
Stoa Mantığını, mantığın gelişimindeki en önemli sayılan katkıları:
(1)“Çıkarım kuralı” fikrini geliştirerek, akıl yürütmeyi Aristoteles’ten farklı bir yaklaşımla ele almışlardır.
(2)Önerme eklemlerinin doğru yorumunun ne olması gerektiği konusunu tartışmaya açmışlar ve bu konuda ilk yaklaşımları ortaya koymuşlardır.
(3)Çatışkılar (paradokslar) ortaya koyarak, felsefi düşünmenin anahtar kavramlarının anlamlarını açıkça belirlemenin güçlüğüne dikkati yöneltmişlerdir.
(4)Kiplikleri (modaliteler) tanımlamaya girişmişler, kipli önermelerin özelliklerinin ve kipli önermeler arasındaki ilişkilerin bu tanımlar temelinde araştırılmasının yolunu açmışlardır.
(5)Lekton kavramını ortaya atarak bugünkü önerme kavrayışının başlangıç adımını atmışlardır.

ANLAM ANLAYIŞI
Stoalılara göre im (işaret) ve imlenen (işaret edilen) fiziksel nesnelerdir.
Anlam ise fiziksel bir nesne değildir. Her imin anlamı bir lektondur. Bir imin anlamı fiziksel bir nesne olmamasının yanı sıra zihindeki bir imge de değildir. Her kişinin zihnindeki imge o kişiye özeldir. Dolayısıyla imge özneldir. Lekton ise nesneldir.
Lekton tam ve eksik olmak olmak üzere ikiye ayrılır: Eksik lekton konu ve yüklemdir. Tam lekton tek başına bir anlam iken eksik lekton başka unsurlarla tamamlanmayı gerektirir. Örneğin, ‘yazıyor’ sözü ile dile getirilen lekton kimin yazdığının de bildirilmesini gerektirir. Eksik lekton özne (konu) ve yüklemdir. Mantık bakımından önemli olan tam lekton “savlanabilir” yani önermedir. Sorular, ünlemler önermenin dışındaki tam lekton türlerine örnektir.

STOA MANTIĞINDA ÖNERMELER
Stoa mantıkçıları önermeleri, önerme eklemlerini dikkate alarak türlere ayırıyorlardı. Dolayısıyla anlamdan ziyade biçimsel yapıya önem veriyorlardı.

Stoa Mantığında Kipler
Megara-Stoa mantıkçılarının üzerinde durduğu kipler olanaklılık, olanaksızlık, zorunluluk ve zorunsuzluk kipleridir. Stoa mantığında söz konusu kiplerin yorumlanışı özellikle koşul önermelerinin yorumlanışı yakından ilişkilidir.

Philo kipi önermenin özelliği olarak kabul etmektedir.
Philo bir kipin bir önerme eklemi olarak önermenin başına geldiği türden “Olanaklıdır ki ...” veya “Zorunludur ki ...” gibi önermeleri ele almaz.
Olanaklı, önermenin kendi doğası gereği, doğru olabilendir... zorunlu, doğru olan ve kendi dışında bir etki olmadığında, yanlış olamayandır. Zorunsuz, kendi dışında bir etki olmadığında, yanlış olabilen, olanaksız ise doğası gereği doğru olamayandır.

Olanaklılık anlayışını desteklemek amacıyla Diodorus “ana çıkarım” diye bir çıkarıma başvurmuştur. Buna göre aşağıdaki üç önerme hep birlikte doğru olamaz.
(1) Geçmiş hakkındaki her doğru önerme (şimdi) zorunludur.
(2) Olanaklı bir önermeden olanaksız bir önerme çıkmaz.
(3) Olanaklı ama ne şimdi doğru olan ne de gelecekte doğru olacak bir önerme vardır.

Stoa Mantığında Bileşik Önermeler
Stoa mantıkçılarının önerme eklemlerinin her birini ele aldıkları bilinmektedir.

STOA MANTIĞINDA ÇIKARIMLAR
Stoa mantıkçıları çıkarımı “öncüller ve sonuç önermesinden oluşan bir sistem” olarak tanımlamaktadır. Öncüller sonuç önermesine ulaşabilmek için kabul edilmiş olan önermeler, sonuç önermesi ise öncüllerin ortaya koyduğu önermedir.
Aristoteles’in mantığını kurarken matematikteki çıkarımları, Stoa mantıkçılarının ise gündelik yaşamda ve felsefede izlenen çıkarımları temel aldıkları söylenir. Aristoteles, mantık sistemini oluşturan tasımları koşul önermeleri biçiminde sunarken, Stoa mantıkçıları geçerli saydıkları çıkarım kalıpları biçiminde sunmuşlardır. Önemli bir nokta, çıkarım kalıplarında kullanılan değişkenlerin önerme değişkenleri olduğudur. Dolayısıyla, Aristoteles’in tasım mantığı bir ‘terimler mantığı’, Stoalıların geliştirmeye çalıştığı mantık sistemi ise bir ‘önermeler mantığı’ sistemidir.
Stoa mantıkçıları çıkarımları önce geçerli ve geçersiz olarak, geçerli çıkarımları doğru ve yanlış olarak ayırdıktan sonra, özel birtakım şartları sağlayan doğru çıkarımların tanıtlayıcı çıkarımlar olarak belirlemişlerdir.

Stoa mantıkçıları belirli geçerli çıkarım kalıplarını tanıtlanamaz çıkarımlar olarak sıralamışlar, çıkarım mantığını böylece ortaya koymuşlardır.
Birinci tip: Birincisi ise ikincisi. Birincisi. O hâlde ikincisi
İkinci tip: Birincisi ise ikincisi. İkinci değil. O hâlde birinci değil.
Üçüncü tip: İkisi birden değil: Birincisi ve ikincisi. Birincisi. O hâlde ikincisi değil.
Üçüncü tip: İkisi birden değil: Birincisi ve ikincisi. Birincisi. O hâlde ikincisi değil.
Beşinci tip: Ya birincisi ya da ikincisi. Birincisi değil. O hâlde ikincisi.

Stoa mantığındaki anlamıyla, tasım ya bu tanıtlanamaz çıkarımlardan biri olmalı veya bu beş tanıtlanamazdan birine indirgenebilmelidir.
Stoa mantıkçıları geçerli çıkarımların tümünün tasımlar olmadığını açıkça belirtmişlerdir.
Tanıtlanamazlar arasında yer almayan çıkarımların tanıtlanamazlara indirgenmesinde başvurulan kuralların (themata) sayısı dörttür. Bunlardan sadece birincisi ve üçüncüsü bilinmektedir.
Birinci thema şöyle ifade edilmektedir: İki önermeden bir üçüncüsü çıkıyor ise, o zaman ilk ikisinden biri ile sonucun çelişiğinden diğerinin çelişiği çıkar.
Üçüncü thema ise şöyle ifade edilir: İki önermeden bir üçüncüsü çıkıyor, bu üçüncü ile dışarıdan bir diğer ortak varsayımdan bir diğer önerme çıkıyor ise, bu diğer önerme ilk iki önerme ve dışarıdan gelen ortak varsayımdan çıkar.

Birinci thema Aristoteles’in birinci figüre indirgeme yönteminde başvurulan bir kurala karşılık gelmektedir. Üçüncü thema çağdaş kanıt kuramında “kesme” olarak adlandırılan kuraldır.

İkinci thema olabileceği düşünülen ifade şudur: İki önermeden bir üçüncü çıkıyor ise ve bu üçüncü ile [ilk iki önermenin] biri (veya ikisi) birlikte bir diğer önerme çıkıyorsa o zaman bu [son] önerme ilk ikisinden çıkar.
Dördüncü thema olabilecek bir ifade ise şudur: İki önermeden bir üçüncü çıkıyor ise, ve bu üçüncü ile [ilk ikin önermenin] biri (veya ikisi) ve bir (veya daha fazla) ek önermeden bir başka önerme çıkıyorsa o zaman bu son önerme ilk iki önerme ve bu ek önermeden (veya önermelerden) çıkar.
---

Mantığın Gelişimi
Doç. Dr. İskender Taşdelen
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın Nu: 2424
Ocak 2013, Eskişehir


Mantığın Gelişimi - Batı Mantığının Doğuşu

Batı Mantığının Doğuşu
Tarım ve ticaretin gerekleri ile sınırlanan matematik Mısır’da basit bir tümevarımlı düşünmeyle ele alınmaktaydı.
Matematiğin bir bilim niteliğini kazanması Yunanlılarca gerçekleştirilmiştir.
İlkçağ Matematiğinin ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri olan √2 sayısının bir irrasyonel sayı olduğunun kanıtlamasının bir felsefe okulu olan Pythagoras okulunda gerçekleştirildiği yaygın olarak kabul edilmektedir.
“Diyalektik” sözcüğü eski Yunancada “tartışma” anlamına gelen dialegesthai sözcüğünden türemiştir. Gerçekten, diyalektik yöntem genel bir ifade ile tartışan taraşardan biri tarafından diğerinin savının olanaksız bir sonuca yol açtığının gösterilmesidir.

Parmenides ve Zenon
Monizmin/tekçiliğin ya da birciliğin savunucusu Parmenides, “sadece bir vardır” şeklindeki temel önermeye “Var olan vardır” ve “Var olmayan var değildir” savlarını ekleyerek algıladığımızı düşündüğümüz değişimin bir yanılsama olduğu söylemiştir.
Buna göre yokluk sadece bir addır, bu nedenle onun hakkında bir şey bilinemez.
Parmenides var olanın yaratılmadığı, yok olmayacağı, öncesiz-sonrasız olduğu ve değişmediği sonuçlarına varmıştır.
Parmenides’in öğrencisi Zenon, hocasını savunmak için birtakım paradokslar ortaya atmıştır. Hareketle ilgili paradoksunda; herhangi bir mesafeyi almak isteyen biri önce bu mesafenin yarısını sonra diğer yarısını almak zorundadır. Sonra kalan yarımın yarısı ve onun da kalan yarısının yarısı vb. sonunda bütün mesafeyi almak için sonsuz noktadan geçmek gerektiği anlaşılır. Sonsuz sayıda işin sonlu bir sürede gerçekleştirilmesi ise olanaksızdır.
Bunun benzeri bir başka paradoksta Akhilleus kaplumbağayı hiçbir zaman geçememektedir.
Zenon’un ortaya koyduğu çatışkılar bize “hareket” gibi deneyimlerimiz dolayısıyla hakkında çok şey bildiğimizi düşündüğümüz ve kolaylıkla kullandığımız kimi kavramların aslında yanıtlanması güç sorular barındırdığını göstermektedir.

Platon
Platon bazı mantık ilkelerini ortaya koymuş olsa da bir mantıkçı olarak anılmaz.
Platon için felsefe demek diyalektik demektir ve matematikçinin düşünme biçimi diyalektiğe en çok yaklaşan düşünme biçimidir. Diyalektik, tümellerin özelliklerine ve tümellerin birbirleriyle olan ilişkilerine dayanır.
Platon’un kavramların tanımlanmasında bir yöntem olarak ele aldığı bölme (diaeresis) yöntemi Aristoteles’i oldukça meşgul etmiştir. Bu yöntemde bir kavram daha genel bir kavram aracılığı ile tanımlanmaya çalışılır. Sofist adlı diyaloğunda bölme yönteminin örneklerini vermektedir. Burada Platon sofistin yaptığı işi, (sanatı) “sanat” kavramını sürekli bölerek belirlemeye çalışır. Bunun için, sofistin sanatının her bölmenin sonucunda ortaya çıkan bölümlerden hangisinde kaldığına göre ilerler.
Aristoteles bölme yöntemini eleştirmektedir; ona göre bölme ile ancak baştan sahip olduğumuz bir tanıma nasıl ulaştığımızı gösterebiliriz.

Aristoteles
Aristoteles’in kurduğu mantık, çağdaş döneme kadar üzerine çok az ekleme yapılabilmiş, muhkem bir sistemdir.
Aristoteles’i izleyenler (peripatetikler) mantığı felsefenin aracı olarak kabul etmekteydi. Bundan dolayı mantık hakkındaki yazıları “araç” anlamına gelen organon adlı ciltte toplandı.
Organon’u oluşturan kitaplar:
Kategoriler, Topikler, Önerme Üstüne (Yorum Üstüne), Birinci Çözümlemeler, İkinci Çözümlemeler.

Kategoriler
Aristoteles bu eserinde töz, nitelik, nicelik, bağıntı, yer, zaman, görelik, etki, edilgi, iyelik kategorilerini inceler.
Kategoriler’in terim türlerini veya önermedeki özne ile yüklem arasındaki yükleme ilişkisinin türlerini mi, terimlerin işaret ettiği varlık türlerini mi incelediği tartışmalıdır. İkincisi kabul edildiğinde, Kategoriler mantıktan daha çok metafiziğe ilişkin görülebilir.
Aristoteles’in Kategoriler’de varlık türlerini, bu varlıklara işaret eden ifadelerin dildeki özelliklerini ipucu kabul ederek incelediği yorumu en ılımlı yorum olarak görülebilir.
Aristoteles Kategoriler’de özellikle töz ve nitelik kategorileri üzerinde durur.
Tözü ikiye ayırır: ilk (protai) ve ikinci (deutorai) töz. Örneğin, belli bir insan, insan tözünün ancak bir şubesidir. Bu nedenle tür bir töz ve onun alt kategorileri olan cinsler ayrıca töz olarak ele alınıyorlar. 
İlk tözlerin (varlıkbilimsel) önceliği görüşü sonucunda, Aristoteles öznesi bir ilk tözü gösteren bir tekil terim, yüklemi ise bir ikinci tözü gösteren bir genel terim olan, “Sokrates insandır” gibi, özne-yüklem önermelerini temel önermeler olarak kabul etmiştir. Genel olarak yüklem ilk töz, özne ise ikinci tözdür.
Aristoteles’in hem ilk hem de ikinci tözleri töz olarak kabul etmesi, kurduğu mantık sisteminde tekil ve genel önermeler arasındaki ayırımı bulanıklaştırmıştır.

Önerme Üstüne
Önerme Üstüne önermenin (apophansis) ne olduğunu, önerme türlerini ve önermeler arasındaki karşıolum ilişkilerini konu alır. Aristoteles her önermenin özne ve yüklem olmak üzere iki kısımdan oluştuğunu kabul etmektedir. Bu durumda, koşul önermeleri gibi, önerme eklemleri ile birleştirilmiş önermelerden oluşan tümceleri önerme saymamak gerekir.

Topikler
Topikler Aristoteles’in diyalektik tartışmalarda izlenecek yöntem üzerine çalışmasıdır. Yunancadaki ilk anlamı ‘yer’ olan ‘topos’ sözcüğünü, “tartışmalarda sıklıkla yinelenen tema veya kalıp” olarak yorumlayabiliriz.
Bir problemin diyalektik problem sayılabilmesi için tartışmalı bir konuda olması gerekir: Öyle ki, bu konuda ya insanlar hiçbir kanı sahibi değildir, ya halk bilgelerin aksine, ya bilgeler halkın aksine düşünür ya da bunların her biri kendi içlerinde karşıt görüşlere sahiptir.
Sorgulayıcı tartışmayı başlatır. Bundan sonraki görevi aldığı yanıttaki çelişkiyi ortaya koymaya çalışmaktır.
Tartışma yanıtlayanın yanıtlayıcının önermeye verdiği “evet” veya “hayır” cevabıyla başlar.
Yanıt “evet” ise, sorgulayıcı yanıtlayıcının kabul edemeyeceği öyle bir önerme bulmalıdır ki yanıtlayıcı başta kabul ettiği tezi bu sonucundan dolayı şimdi reddetmek zorunda kalsın.
Yanıt “hayır” ise, sorgulayıcı yanıtlayıcının kabul edeceği öyle bir önerme bulmalıdır ki yanıtlayıcı başlangıçta değilini ileri sürerek reddettiği tezi şimdi kabul etmek zorunda kalsın.
Aristoteles ortaya koyduğu yaklaşımın konusu ne olursa olsun, her tartışmada kullanılabilir olmasını istemektedir. Bunun için de, tarafların tartışma konusu olan problem (problema) veya tezin (protasis) konusunun veya yükleminin ne olduğuna göre değil, konu ile yüklemin mantık bakımından ilişkisine bakarak tartışmasını önermektedir.
Bir önermede yüklem özneye göre ya bir tanım, ya bir özellik, ya cins ya da ilinek durumundadır. Bunlar yüklenebilirler ya da yaygın olarak tümeller olarak adlandırılır.
Bir önermede yüklem öznenin özünü belirtiyor ise yüklem özneye ait tanımdır.
Önermede yüklem öznenin belirttiği türe ait bir özelliği dile getiriyor ise bu önermede yüklem özneye ait bir özelliktir.
Bir önermede yüklem öznenin ait olduğu türü de içeren daha geniş bir sınıfı belirtiyor ise yüklem özneye ait bir cinstir.
Yüklem öznenin zorunlu olmaksızın sahip olduğu bir özelliği gösteriyor ise, yüklem özneye ait bir ilinektir.
İleri sürülen bir tezin çelişik sonuçlara yol açtığının gösterilmesiyle çürütülmesi ve bir tezin düzgün biçimde reddedilmesi önermelerin değillerinin belirlenmesini gerektirmektedir.
Reddedilen bir önermenin ileri sürdüğü tezin zorunlu sonucu olduğunu veya reddettiği tezin kabul ettiği bir önermenin zorunlu sonucu olduğunu rakibe gösterebilmek için, ileri sürülen akıl yürütmelerin ikna edici olması gerekir. Akılcı tartışmada ikna edici değeri olan akıl yürütmeler geçerli akıl yürütmelerdir.
Aristoteles geçerli akıl yürütme biçimlerini ortaya koymak için Birinci Çözümlemeler’de mantığın sistemini geliştirmiştir.

Başarılı bir diyalektik tartışma ancak sorgulayıcı ve yanıtlayıcının ortak eseri olarak ortaya çıkabilir.

Mantık için önemli bir kavram aynılık, yani özdeşlik kavramıdır. Aristoteles aynılığın sayısal, türsel ve cinssel aynılık olarak üç farklı şekilde uygulandığını söylemektedir.
Bir şey için birden fazla isim kullanıldığında sayısal aynılık söz konusudur.
Birden fazla ancak bir tek türden olan şeyler için uygulandığında türsel aynılık söz konusudur.
Birden fazla ancak bir tek cinsten olan şeyler için uygulandığında cinssel aynılık söz konusudur.

Birinci Çözümlemeler
Birinci Çözümlemeler, Organon’un tasım mantığına ayrılmış kısmıdır. Aristoteles’e göre tasım (sullogismos), belirli önermelerin varsayılmasıyla, diğer bir önermenin bu varsayımlardan ötürü zorunlu olarak çıktığı uslamlamadır.

Aristoteles’in Birinci Çözümlemeler’de ele aldığı tasımlar özel bir geçerli çıkarım biçimidir. Bu çıkarımlar üç terimle elde edilmiş iki kategorik öncül ve bir sonuç önermesinden oluşur.
Sonuç önermesinde geçmeyen terim her iki öncülde de bir kez geçer ve orta terim olarak adlandırılır.
Sonuç önermesini oluşturan diğer iki terim sınır terimlerdir (sınırlar). Sınır terimleri de büyük terim ve küçük terim olarak belirlenir. Orta terim her iki öncülde de geçeceğinden, sınır terimleri için üç ayrı durum söz konusudur:
• Sınır terimlerden biri öncüllerin birinde özne, diğer sınır terim ise diğer öncülde yüklemdir. Birinci durum iki farklı yoldan gerçekleşir:
a. Öncülde yüklem olan sınır terim sonuç önermesinde de yüklem, dolayısıyla, öncülde özne olan terim sonuç önermesinde de özne konumundadır.
b. Öncülde yüklem olan sınır terim sonuç önermesinde özne, dolayısıyla, öncülde özne olan terim sonuç önermesinde yüklem konumundadır.
• Sınır terimleri öncüllerin her ikisinde de yüklemdir.
• Sınır terimleri öncüllerin her ikisinde de öznedir.

Bir bütün olarak ele alındığında, Birinci Çözümlemeler düzgün akıl yürütmenin “genel” bir sistemini ilk kez ortaya koymuş olmaktadır.

İkinci Çözümlemeler
İkinci Çözümlemeler, Aristoteles’in tanıtlamaya (apodeiksis) dayalı (apodeiktik) bilimlerin yöntemi üzerine çalışmasıdır.
Bir şeyi bilmek, onun olduğu şey olmasının ve başka bir şey olamamasının neden veya gerekçelerini bilmek demektir.
Aristoteles tanıtlamanın bilgi elde etmemizi sağlayan tasım olduğunu söyler. Geçerli bir tasım olmasının yanı sıra, bir tanıtlamanın öncülleri için ayrıca şu şartlar aranmalıdır:
(i) Tasımın öncülleri zorunlu olarak doğru olduğu bilinen tümel önermeler olmalıdır.
(ii) Birincil (prota) önermeler olmalıdır.
(iii) Dolaysız (amesa) önermeler olmalıdır.
(iv) Sonuç önermesi ile karşılaştırıldığında, daha iyi bilinen (gnorimotera) önermeler olmalıdır.
(v) Sonuç önermesinden önce gelen önermeler olmalıdır.

(vi) Sonuç önermesinin nedenlerini (aitia) bildiren önermeler olmalıdır.

---
Mantığın Gelişimi
Doç. Dr. İskender Taşdelen
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın Nu: 2424
Ocak 2013, Eskişehir