1 Mayıs 2023 Pazartesi

Abdülhak Şinasi Hisar - Fahim Bey ve Biz

Abdülhak Şinasi Hisar - Fahim Bey ve Biz


I

Bir Ölüm Haberi

Bir gün, gazetelerde, "Hazin bir vefat" başlığı altında kısa bir fıkra çıktı

İşte, ölünün cesedi üstüne atılan birkaç kürek toprak gibi, hatırası üzerine kapanan birkaç satır yazı!

 

İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelere ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır (s. 7).

 

II

Babamın Anlattıkları

Ekseriyetle, ilk gördüğümüz bir adamın veya bir şehrin, ilk duyduğumuz bir sözün veya bir sesin hayatımızda sonradan alacağı mevkii takdirle bunlara layık oldukları ehemmiyeti veremeyiz. Fakat Fahim Beyin gözlerini ilk görüşümde bile dikkate değer bulmuştum.

Bilmem nasıl oluyordu, bu nazarlar dışlarından ziyade içlerine bakıyor gibiydi.

 

Fahim Bey mektepten çıkınca / Babıali'ye fahri olarak gidip gelmeye başlamış,

…büyükçe bir konak kiralamış.

"İlahi Fahim Bey: İlahilerle güvey giresin!" derlermiş. "Bu koca konağın boş odalarını yalnız keman sesleriyle mi dolduracaksın?"

Fahim Beye, bu bomboş odalar, gelecek günlere olan ümidini sığdırabilmek için / lüzumlu görünüyorlarmış.

Maaşa geçmek, terfi etmek hep iltimasa bakar.

…arkadaşını bir hamlede Tıbbiyeye yazdırmaya muvaffak olan bu adam, kendisi için, senelerce hiçbir harekete geçmemiş.

 

"bir şey yapamadımsa da düşündüm ya"

 

Babam, daha, Fahim Beyle eğlenmek için Beyoğlu'na geçtikleri ve hatıraları ruhuna işlemiş olan gençlik gecelerini de yadediyordu. O zamanlarda iki felsefeleri varmış. Biri, memnun ve mesut, "optimizm"; diğeri müşteki ve bedbaht "pesimizm" ki, bir gece içinde bir kaçar saatlik fasılayla, lodos ve poyraz gibi estikleri olurmuş (s. 16).

 

…bir aralık İstanbul'a büyük bir Fransız tiyatro kumpanyası gelmiş. Oyunlarının hiçbirini kaçırmayan Fahim Bey, oyuncular arasında bulunan meşhur bir- aktrisin sanatına hayran olmuş. Bu hayranlığını bütün dostlarına anlatmakla bitiremiyormuş. Nihayet böyle sanat meftunluğuyla geçen iki üç geceden sonra bu aktrise çılgıncasına aşık olmasın mı?

 

III

Esvaplar

…garip bir terzi ve esvap hikayesi vardı.

Fahim Bey, daha sonraları sefarethanenin üçüncü katibi olarak gittiği Londra'da yeni girdiği hayat için hangi esvapları yaptırmak lazım geleceğini tahkike başlamış.

 

"Ben bu borcumu ömrümde ödeyemem!" diye ümitsizliğe kapılmış. Bu hadiseye kahkahalarla gülen arkadaşları, ona: "İlahi Fahim Bey!" demişler, "Ödeyemiyecek olduktan sonra neye kahırlanıyorsun a birader? Verebileceğin borçları düşün; yoksa, veremiyeceklerini ne merak ediyorsun?"

 

Fahim Bey sanki ne olmayı istemişti de muvaffak olamamıştı?

 

 

IV

Fahim Beyle Saffet Hanım

Gençliğinde bile usluluğu ve ciddiliğiyle tanınan Fahim Beyi birçok beyler ve paşalar kendilerine damat etmek istemişler ama, o, zengin bir eve içgüveyi olarak girmeye razı olmamış, kimsesiz ve orta halli bir kadınla evlenmeyi tercih etmiş.

 

Saffet Hanım hep evinin işleri, kocasının rahatıyla meşgul olurmuş. Onlar karı-koca sadakatinin kadın-erkek en mükemmel nümunesiymişler.

 

V

Küçük Ev ve Dünya Haberleri

Yaşadığımız zamanlar, tam manasıyla, bulanık ve karışıktır. Geçmiş zamanlarda insanları saran tehlikeler, başka cinsten olmakla beraber, elbette daha az değildi.

 

…hakikati anlamanın ve duymanın muhtelif tarzları vardır. Aklımıza varmış bir haber ruhumuza ermiş sayılmaz.

Saffet Hanım da gazete havadislerini böyle ruhuna değdirmeden, bir rüya görür gibi duyarmış.

 

Fahim Beye göre insan, kendi talihinden memnun olmak için bu gazetelerde zikredilen vukuatı her gün okumalıymış.

 

VI

Saatler

Çamlıca'daki eniştem, Fahim Beyi, haremi Saffet Hanımı da halam tanıyorlar

 

Her işini vaktinde görmeye ve her sabah işine vaktinde yetişmeye pek meraklı olan Fahim Bey, bir gün, mesela: "Hanım yine saatleri kurmamışsın!" diye şikâyet edermiş, "Bak, bir buçuk olmuş!" Saffet Hanımsa: "Hayır, daha saat bir!" diye iddia edermiş. Kavga bir müddet devam eder, ikisi de kendi saatlerinin doğruluğunda ısrar ederlermiş. Fakat ikisi de birbirlerine o kadar inanırlar, her biri ötekinin sözünün doğru olacağında o kadar şüphe etmezlermiş ki, sonra ikisi de, birbirinden gizlice; saatlerini biri çeyrek geçeye ayar ederlermiş! / s. 37

 

…herkes gizlice hiyanet ettiği bir ahlaka hürmetini başkalarına ithamla ispat etmek ister.

 

VII

Ukalanın Dedikleri

Fahim Bey her şeyin müşkülatını gören ve her şeyin kıymetini sezen bir adam tesiri yapardı.

 

VIII

“Teşebbüsi Şahsi" Âleminde

Fahim Bey, daha ne kadar önce, ta meşrutiyetin ikinci ilanından evvel, bir nevi kahraman gibi meydana çıkarak, bu "teşebbüsi şahsi" âlemine ilk girmek istiyenlerden biri olmuştu.

 

"İnsanda biraz da yüksekten muhakeme etmek kudreti, bir parça da atisiyle iştigal eden hayal kuvveti olmalı!" İşte Fahim Beyde bu yokmuş!

 

Bir gün yolda Fahim Beye rastgeldim. O aralık Rejiden ayrılmış ve bir idarehane tutmuştu. İşine bir sermayedar bulmak için benimle tekrar görüşmek istediğini söyledi

 

IX

Hanımların Söyledikleri

Fahim Beyden böyle bahsolunabilir miydi?

Gençliğinde babası duysun da memnun olsun diye, boş bir konak tuttuğu gibi, yine, içinde hulya kurup uyumaktan başka bir şey yapamadığı Arslan Hanındaki yazıhanesini de hareminin gönlünü hoş etmek için tutmuş olabilecekti.

 

X

Rüya

Bu rüya ilk önce hafif bir haşyet hissi vermekle başlamış.

Fahim Beyin eline pek parlak renkli, adeta ışıklı bir takım iskambil kağıtları geçmiş

 

Biliriz ki, insanların çoğu hala karanlıktan gelecek haberleri dinler ve ömürlerini kurtaracak mucizeyi beklerler.

 

XI

Rüya Tabiri

Fahim Beyin bu rüyasında bile, yine zamanı hesaba katmamak gibi, mühim bir yanlışlık vardı.

 

XII

Fahim Bey Hakkında İlk Hislerim

Onu, memleketin geçirdiği çeşitli günlerinde hep, akıntıya karşı emniyetle kürek çeker gibi, vekarlı, mütevekkil görürdüm.

Gençler kendilerini daha yormayan hafızalarını doldurmaya meraklıdırlar. Sorarlar, dinlerler. Onunla görüştüğümü gören bir arkadaşım, bana gülerek: "Sen Fahim Beyi bir ders alır gibi dinliyorsun!" demişti.

 

…Fahim Beyin, ne kadar gariptir, bazı insanlarda görüldüğü gibi, yaşıyor değil de, hala bir yaşamaya hazırlanma devresinde bulunuyor hali vardır.

 

…içimden derdim ki: Fahim Bey kurulmuş bir eski saat gibi, maşallah, tıkır tıkır işliyor

 

XIII

Fahim Bey Hakkında Değişen Hislerim

Daima her türlü masraftan kaçınmaya mahkumdu.

 

Artık tesadüflerimizin her birinde Fahim Beye ancak kendi ruhi halimin tesiri altında kalan bir mana veriyor ve manasını kendinden kabul etmekten ziyade ben ona bahşetmiş oluyordum.

 

Herkes özünü sakladığını umarken aldanır, acemidir, bunu saklıyamaz; fakat karşısındakinin maksatlarını duyarken herkes üstaddır, aldanmaz, gözünden hiçbir şey kaçırmaz.

 

XIV

Fahim Bey ve İstanbul

Hiç mümkün müdür? Bütün İstanbullular gibi, Fahim Beyin de, mutlak, bir mahallede, bir bucakta, bildiği rahat bir şilte gibi serilen bir ev, gittiği ve gizli buluşmasında kam aldığı bir yer, hatıralarının uzun uzun çektiği tesbihini gizlediği bir köşe olmalıydı.

 

XV

Fahim Beyin Dosyeleri

Meğer, Fahim Bey, yazıhanesinde uyumadığı ve kimsenin de gelmiyeceğine emin olduğu uzun saatlerde daha ancak kendi kafasında kurulmuş olan işini güya hakikaten işliyormuş gibi idare etmek oyununa kapılırmış!

 

XVI

Delilik Rivayetleri

Hakikatin mahbesinde kalmaya sanki kim razı olur?

Hulasa, cemiyet, Fahim Beye yalnız başına bir odaya kapanarak, müteaddid muavin defterlerle bir defteri kebire muhayyel bir takım kar rakamları sıralamasını bir türlü affetmiyordu.

Fahim Beyin cinnet getirmekte olduğu rivayetleri çoğaldı, yayıldı.

 

XVII

İhtiyarlık Duyguları

Aradan zaman, bir hayli zaman geçti.

Eyvah! Zamanlar ne kadar çabuk geçiyor! Sür'atleri gittikçe artıyor. İnsanın yaşı ilerledikçe zamanı darlaşıyor. İşi ve parası çoğaldıkça zamanı azalıyor!

 

Bilirsiniz, ihtiyarların vücutlarında bir çöküntü peyda olur, içlerine doğru dökülüyorlarmış gibi, boyları kısalır, hacimleri, küçülür, doğru duramazlar, kamburlaşırlar, gözleri ufalır, üstlerinde her gün yeni bir bozgun alameti görülür

 

Fahim Beyin artık bozulmayan hiçbir uzvu kalmamış olduğu, her damarı, her adalesi artık istirahat ihtiyacından, yani ölümden bahsettiği halde o, güya ancak rutubetten nem kapıyor da saymakla bitiremediği bu rahatsızlıklarını hep havai bir sebebe atfediyordu ve insanların umduklarına uymayan hakikati kabul etmek istemiyerek kendilerini aldatabilmekteki kabiliyetlerinin bu hudutsuzluğunu görmek benim gücüme gidiyor, rikkatime dokunuyordu (s. 99).

 

…ihtiyarların en evvel gözlerinin bozulmasiyle herşey hakkındaki telakkilerinde

bazan mes'ut bir değişiklik olur. Uzaktan şekillerin ve yüzlerin kusurlarını teşhis edemezler ve böylece herşeyi daha az görebildiklerinden daha güzel bulmaya başlarlar.

 

XVIII

Yaşlanan, İhtiyarlayan Adam

Zaman her şeyle aramızı açar. Zamanın mezarına bir zaman daha gömülür.

 

Zaman herşeyi unutturarak her malumattan yeni cehaletler doğurur.

 

Gençler ihtiyarlara rastgeldikçe onları evveldenberi ihtiyar sanırlar. Fakat yaşlılar nazarında her ihtiyar eski gençliğinin viranesi ve her kadın eski güzelliğinin harabesidir (s. 105).

 

XIX

Fahim Beyin Son Zamanları ve Hakkında Son Hislerim

Şimdi onun teşkil olunan resmi bir dairede yine mütercim olarak yevmiye ile çalıştığını biliyordum.

 

Bu uzun yolda böyle nice uzun senelerden beri yürüdüğünü hatırlayarak, gittikçe artan yalnızlığını duyuyor. Zira kendisini tanıyanlar azaldıkça yalnızlığı çoğalıyor. Onu böyle, kendi vücudunu bir yük imişçesine yorgun bir eda ile sürükler gibi geçerken gördüğüm zamanlar, sırtındaki görünmez hatıraların, arzuların, acıların ağırlığı altında iki büklüm olmuş sanırdım.

Hakikatle alakaları kalmıyanlar, yollarında ancak kendileri gibi hayaletlere rastgelirler (s. 111).

 

XX

Her Şeye Rağmen Gönülleri Şadeden Hayat

Etrafımızda gördüğümüz dünya ve yaşadığımız hayat şahsi telakkimizin birer mahsulüdür. Dünyamız bize göre olduğu gibi hayatımız da kısmen tabiatımızın yarattığı bir şeydir ve hilkatimiz neyi istiyorsa odur. Yaşadıkça kendi kabuğunu yetiştiren sümüklü böcek gibi talihimizi biz kendimiz öreriz (s. 118).

 

XXI

Bir Gün Olur...

(Fahim Bey ölmüştür)

 

XXII

Fahim Beye Hitaplar ve Sualler

…eniştemize göre, sadece bir frenk mukallidi, dolayısiyle dinsiz ve tehlikeli bir adamdınız.

…bense sizi, hisler ve fikirlerim yavaş- yavaş ve parça parça değiştikçe, geçmiş zamanın hoş görünüşlü, hoş sözlü, bir hayli vakit kaybettirici ve biraz saf dil bir ihtiyarı bulurken, siz, hakikaten bütün za'f ı ancak iyiliğinden gelen bir adam mıydınız?

 

Kimse göründüğü gibi değildir. Fakat kimse görünmediği ve kendi olduğunu sandığı gibi de değildir.

…

Bağlam Yayınları

Birinci Basım: Kasım 1996

 

…

Abdülhak Şinasi Hisar'ın Hayatı

1888 yılında, anne tarafından büyükbabası Muhtar Bey'in Rume1ihisan'ndaki yalısında doğmuştur.

Yazarın babası Mahmut Celalettin Bey, gençliğinde iki yıl Paris'te öğrenimde bulunmuş, yurda döndükten sonra kadınlarla ilgili Mürüvvet adlı bir dergi çıkarmıştır.

 

Neyir Hanım'la Mahmut Celalettin Bey'in, evlenmelerinden bir yıl sonra bir erkek çocukları olur. Tanzimat'ın idealist siması Şinasi'yi ve en zarif san'atçısı Abdülhak Hamid'i çok seven baba, oğluna bu iki İnsanın adını birleştirerek verir: Abdülhak Şinasi...

İki yıl sonra bir oğulları daha olur: Selim Nüzhet...

 

Tevfik Fikret önce Abdülhak Şinasi'ye, sonra da kardeşine özel olarak türkçe dersleri verir.

 

1898' de Galatasaray Sultanisine girer.

1905 yılında, ailesine haber vermeden Galatasaray Sultanisi'nden ayrılarak Paris'e gider. Orada Ecole Libre des Sciences Politiques'e girer ve 1908'e kadar okur.

 

1909' da Baron de Lormais'in şirketinde çalışır.

 

1918' de babasını kaybeder. Yavaş yavaş talihi ters dönmektedir. 1922' de Nigar Hanım'ın yalısında çıkan yangın söndürülemez ve Abdülhak Şinasi'nin, ileride bir çok yazılarında yer alacak olan, yazıları yanar; bu arada kitapları, hazırladığı notları da kül olur.

 

1925'de Reji hükumete geçince, hükumet memuru olur.

1928'de çok sevdiği annesini kaybeder.

1931'de Balkan Birliği'ne katip olur ve Ankara'da, Evkaf apartımanına yerleşir.

1936'da Dışişleri'ne müşavir olarak girer ve Montreux mukavelesinin uygulanmasiyle ilgili dairede çalışır.

 

1945' de / kardeşi Selim Nüzhet'i kaybeder.

…

9 Nisan 2023 Pazar

Mimarlık, İnşaat ve Kent Olgusunun Tarihsel Serüveni


Zeki Tez - Mimarlık, İnşaat ve Kent Olgusunun Tarihsel Serüveni

 

Tarihte Mimarlık Uğraşı Üzerine

Batı dillerinde "mimarlık" anlamına gelen İngilizce ve Fransızca "architecture" ya da Almanca "Architektur" gibi sözcükler Yunanca "arkhe" (başlangıç, köken, temel, ilk) ile "tekhne" (sanat, zanaat, el işi) ya da Latince "tectum" (bina) terimlerinin birleşmesinden oluşmuştur ve bu bağlamda "ilk zanaat': "ilk sanat" anlamına gelmektedir.

 

"Codex Vaticanus latinus 4929, fol. 149v"de / Latince "Septem Mira" (Yedi Harika) başlığı altında dünya harikaları listesi yer almaktadır. İÖ 2. yüzyıldan bir papirüs üzerine yazılmış Eski Yunanca bir metin parçası…

 

…eksiksiz ele geçen ilk liste, Yunan şair Sidonlu (Saydalı) Antipatros'un (İÖ 2. yüzyıl) İÖ 100 yılı dolayında yazdığı bir şiir derlemesinde (antoloji) yer alır. Heidelbergdeki "Bibliotheca Palatina'da korunduğu için Anthologia Palatina diye adlandırılır…

 

Babil'in-/ Semiramis'in Asmabahçeleri

Olympia'daki Zeus Heykeli

Rodos'taki Helios Heykeli

Keops Piramiti

…yüksekliği 146 metre ve zeminde dört kenarı yaklaşık 230'ar metredir.

"Halikarnassos Maussolleion" (Halikarnas Mozolesi

Ephesos'taki Artemis Tapınağı

İskenderiye Feneri (Pharos Feneri)

 

"Dünya Harikası" kavramı ilk olarak Romalı bilgin ve ansiklopedist Marcus Terentius Varro (İÖ 116-27) tarafından ortaya atılmış, / s. 28

 

Ocak 2006 - Haziran 2007 tarihleri arasında yürütülmüş, 1 00 milyondan fazla kişinin internetten ya da cep telefonu mesajı ile katıldığı oylamanın sonuçları, anlamlı 07.07.2007 tarihinde belirlenmiştir.

 

Belirlenen yeni yedi harika şunlardır:

1 - "Petra Antik Kenti": Bugünkü Ürdün'ün doğusunda yer alır ve Nebati ülkesinin başkentidir. Pembe kumtaşından yapılma kayalık anıtlarıyla ünlüdür.

 

2- "Çin Seddi": Hiong-nu'ların (Hunların ataları ya da düpedüz Hunlar) saldırılarından korunmak için inşa edilmiştir. İstihkam şeklindeki en eski bölümleri Zhou/ Chou hanedanı (İÖ 1122-İÖ 256) döneminde yapılmış, Çin Seddi'nin toplam uzunluğu 6. 700 km dolayındadır.

Surların genişliği üst tarafta 6 metre, zeminde 7 metre; ortalama yüksekliği ise 8 metredir.

 

3- "Kurtarıcı İsa'' ("Christo Redentor") Heykeli: Brezilyanın Rio de Janeiro kentinde 710 m yüksekliğindeki Corcovado Tepesi'nde ("Hörgüç Tepe"/ "Kambur Tepe"), kaidesiyle birlikte 38 m yükseklikte (yalnızca heykelin boyu 30 m), açık kollarının arasındaki uzaklık 28 m, 1.145 ton ağırlıkta dev boyutlu bir heykel olup 1931 yılında yapılmıştır.

 

4- "Machu Picchu" ("Eski Zirve") antik kenti: Peru'daki Eski İnka uygarlığından kalma bir saklı kenttir. Kentin kuruluşu 1460- 14 70 yılları arasına tarihlenir

 

5 - "Chichen Itza Piramiti": Meksika'da Yu­catan'daki Chichen Itza kentinde yer alır. İÖ 800 yılı dolayında yapılmış olup Mayaların dinsel merkezi niteliğinde idi.

 

6- "Colosseum" (Kolezyum): İtalya'nın Roma kentinde bulunmaktadır

 

7- "Tac Mahal" (anlamı: Hükümdarın Sarayı): Hindistan'ın Agra kentinde Müslüman Babürlü/ Hint-Moğol (İng. "Mughal") İmparatorluğu (1526-1858) döneminde 1632-1652 yılları arasında inşa edilmiştir.

…

 

Stonehenge ("Asılı Taş"), Güney İngiltere'de Salisbury ovasında, doğal olaylarla ilgili bir tür yıllık takvim düzenini sergilediği düşünülen dikili taşlar ("dolmen") topluluğu olup İÖ 3100-1500 tarihleri arasında üç farklı evrede kurulmuştur. Yıldızların hareketlerini önceden kestirmede kullanılmak üzere inşa edilmiş olup aynı zamanda bir tapınma alanıdır. / s. 36

 

Easter Island (Paskalya Adası), / burada, yalnızca baş ve gövdesi işlenmiş, kimileri devasa boyutlarda 550 dolayında taş heykeller bulunmuştur.

Adanın yerli dilindeki adı Rapa Nui'dir ve çoğu ayağa dikilmiş haldeki bu heykellere "Moai" adı verilmektedir. Heykeller, günümüzden 1.000- 1 .500 yıl kadar önce adadaki Polinezyalı yerleşmeciler tarafından yapılmış ve bu halk, günümüzden 600 yıl kadar önce Maori kökenli işgalciler tarafından yok edilmişlerdir.

 

İÖ 200'den İS 1100’e dek tüm büyük yapıların ana yapısal bileşenleri, yarım daire şeklinde kemerler olmuştur ve bunlar, Roma döneminden çok daha önce İran'da ve Mısır'da bilinmekteydi. / s. 54

 

Yunanlılık, İÖ 12. yüzyılda Dorların Yunanistan'a göçü ortaya çıkmıştır.

Yunan inşaat sanatının en önemli yapıları tapınaklardır ve bunun da en önemli yapı öğesi sütunlardır.

Yerleştirilen sütunlar arası uzaklık, bir sütunun 'Çap/ yükseklik" oranına bağlı olarak değiştiriliyordu.

Bir taş lentonun en geniş açıklığı, yaklaşık 6,1 m uzunluktadır.

Romalılar geniş açık uzaylı yapılar inşa ederken en geniş kemer açıklığını 42,7 m büyüklükte uygulamışlardır.

 

Tarih boyunca yeryüzünün en büyük ve en sağlam köprü ve su kemerlerini Romalılar ve Türkler ortaya koymuşlardır

 

Roma mimarisinde kemerler, tonozlar, kubbeler, beşik-tonozlar, tünel-tonozlar / gibi inşaat ilkeleri, Küçük Asya'dan gelmişe benzemektedir. Birçok Romalı mimarın Yunan kökenli olduğu da bilinmektedir.

 

Vitruvius'un, kent planlamasında, evlerin zemin katlarının yeterince güneş alabilmesi için bina yükseklikleriyle sokak genişliği arasında kurduğu bağıntı, hala geçerliliğini korumaktadır

Vitruvius'un anlattığına göre:

Karia halkı, Pers-Yunan savaşları sırasında Yunanistan'a karşı Perslerin tarafını tutar. Daha sonra / Yunanlılar / Karia halkına savaş açarlar. Kenti ele geçirerek erkekleri öldürür ve kadınları da köle olarak kaçırırlar. …dönemin mimarları, Karia halkının günah ve cezalarının, ardılları tarafından da bilinmesini unutturmamak için kamu yapılarına, bu kadınların yük taşıdıklarını sergileyen heykellerini yerleştirirler. Klasik mimaride bir yapı öğesi olan ve sütun işlevi gören "karyatid" adı verilen heykel görünümlü kadın figürlerinin öyküsü budur.

Sütun biçimindeki bu desteklerin erkek heykeli şeklinde olanlarına ise "atlant" denir.

 

…bir kent ya da askeri garnizon inşa edileceği zaman, insanlar önerilen arazide otlayan sığırlardan birkaçını kurban ederek karaciğerlerini incelerlermiş / Ciğeri sağlam ve diri kılan iyi su ve besinin varlığını çok sayıdaki benzer deneyler sonucunda kanıtlamadıkça, savunma alanlarının yapımına asla başlamazlarmış.

 

Kuleler yuvarlak ya da çok köşeli olmalıdır (aksi halde koç başı bu yapılara fazla zarar verir).

 

…inşaatta kullanılacak iyi kumun, elde ovuşturulduğunda çıtırdayan kum olduğunu söyler…

 

Kereste, sonbaharın başı ile "Favonius"un (batı rüzgarının) esmeye başladığı zaman arasında kesilmelidir.

 

Çok eski zamanlarda Mısır’da ve Roma'da kent inşa ustaları ve mühendisler rahip sınıfından ya da onlarla sıkı ilişki içindeydiler. Latince "pontifex" (köprü yapımcı) terimi başrahip anlamına da gelmekteydi

…

 

Eski Mısır'da güzellik ölçüleri: uzun uyluk, kısa gövde, geniş omuzlar, dar kalça ve ince belli…

…sol ayak daima bir adım önde durur. Alın çizgisi çok eğik, iri bir göz ile büyükçe bir kulak, küçük ağız ve ince dudaklar ile yuvarlak çene sergilenmiştir

 

Klasik devrin ünlü heykelcisi "Yaşlı" Polykleitos insan vücudunu incelemiş ve tarihte bilinen ilk artistik anatomi kitabını yazmıştır.

Polykleitos, modül olarak "el genişliği"ni seçmiştir. Ona göre ayak uzunluğu 3 modül, bacak uzunluğu 6 modül (dizkapağının üzerinde bir noktaya kadar), gövde uzunluğu ise 6 modüldür.

 

Vitruvius / tapınak ve yapıları tanımlarken, insan bedeninin oranları ile mimari eserler arasındaki ilişkiye değinmiştir. "Vitruvius karesi" olarak bilinen bu tanıma göre kollarını iki yana açmış durumdaki insan figürü, bir kare çerçevesine oturtulabilir

 

Psikolog Gustav Fechner (1801-1887) tarafından 1876 yılında binlerce aday üzerinde yapılan araştırmalarda, estetik olarak en beğenilen dikdörtgen şeklinin, en yüksek oy oranı olarak %35 oranla kenarları altın oranlı dikdörtgen ("altın dikdörtgen") olduğu anlaşılmıştır. / s. 98

 

Altın oran / = 1,61 8034 ... olarak bilinen tılsımlı bir sayıdır.

…

 

Çeşitli din ve kültürlerde yüksek dağlık yerler kutsal sayılmıştır. Kimi peygamberler, Tanrı ile ilişkiyi dağda kurarak vahiylerini orada almışlardır

Bu kutsal dağ olgusunun ortak kökeni, özgün adı "Esagila" ("Ulu Zirveli Tapınak'') olan Babil’deki ana Marduk tapınağı ile tapınak alanı içindeki "Etemenanki Zigguratı" ya da daha ünlü olan adıyla "Babil Kulesi" idi. / s. 112-113

 

Sözcük olarak "ziggurat': hem dağ tepesi hem de basamaklı piramit anlamına gelir.

 

Nemrud, Nuh'un oğlu Ham'ın oğlu Kuş'un oğlu; yani Ham'ın torunu olarak Tufan'dan sonraki ikinci kuşağa ait bir Sümer kralıdır

Kitab-ı Mukaddes'e göre Ham'ın oğlu Kuş ile birlikte Kuş'un kardeşleri Mizraim/ Masri, Put ve Kenan, sırası ile Kuş (Etiyopya), Musri (Mısır), Put (Libya) ve Kenan (Lübnan/ Fenike) ülkelerini kurmuşlardır

…

 

Camiler ilk kez 8. yüzyılda Emeviler zamanında Suriye’de ortaya çıkmıştır. Şam ve Kudüs'ün Emevi dönemi camilerinden sonra Batı’da 8. ve 10. yüzyıllarda yapılmış Kayrevan ve Kordoba camileri ile Mısır'da Tulunoğlu Camisi, El-Ezher Camisi ve Mısır fatihi Amr ibn el-As'ın (573-663) Fustat'taki Amr Camisi, en ünlüleridir.

 

İdrisiler (788-974) döneminde Fas'ın Fez kentinde kadın entelektüel Fatıma bint Muhammed el-Fahriye el-Kureyşi el-Fihri (ölm. 880) tarafından 841 yılında yapımı başlatılarak 859'da hizmete giren "Camiu'l-Fatıma: daha sonra "Camiu'l-Karaviyyin" adını almıştır. "Karaviyyin': "Kayravanlı" anlamına gelir ve Tunus'ta bir bölge adıdır. Caminin büyük bir bölümü 1 1 35'te tamamlanmıştır. El-Karaviyyin Camisi'ne bağlı medrese, UNESCO tarafından dünyanın kayıtlı en eski ve en uzun süre eğitim veren üniversitesi olarak kabul edilmektedir.

 

Mescid-i Aksa bağımsız bir yapı olmayıp Kudüs'teki Kubbetü's-Sahra, Kıble Camisi, Ağlama Duvarı vb. yapıların yer aldığı geniş bir alanın adıdır ve Müslümanların ilk kıblesidir.

 

Şam kentinde 10. yüzyılda halifenin dev sarayı ve bahçeleri, bunların yanında önceleri bir Roma tapınağı ve daha sonra bir Hıristiyan katedrali tarafından doldurulmuş olan bir alanın üzerinde, tüm İslam camilerinin en büyüğü olan Emeviye Camisi (Ümeyye Camisi/ Ulu Cami) duruyordu. Zemin tasarımı, mühendisliği ve süslemeleri Bizans'tan alınan bu büyük tapınağın yapımı için sekiz yıl boyunca 12.000 insan çalıştırılmıştır. Usta duvarcılar ilk kez burada, bir Müslüman yapısında at nalı kemer kullanmışlardır. Onun üç minaresinden biri, tüm İslam dünyasında ayakta kalan en eski minaredir. / s. 140

 

İslam sanatı, öncelikle yüzey süsleme sorunu ile ilgilenmiştir.

Ünlü matematikçi Ebu'l-Vefa el-Buzcani (940-997), Kitab fi ma Yehtac ileyh el-Sani min A'mal el-Hendese (Sanatkarın Gereksinim Duyacağı Geometri İşlemleri Kitabı) adlı eserinde mimar ve bezeme sanatkarlarının kullanımı için, "kes ve birleştir" yöntemiyle uygulanabilecek geometrik çizimleri ele aldığı "süsleme geometrisi"ne yer vermiştir. / s. 144

 

…İslam mimarlığında üç temel yapı türü vardır:

1 - Direkli/ sütunlu büyük salon ve üstü açık iç ya da yan büyük avlu (İsp. "patio") (klasik Müslüman Araplarda tipiktir);

2- Ayvan (büyük bir kare şeklinde, üzeri kapalı ve üç yanı çevrilmiş alan), kökeni Perslere uzanır ve ilk aşamada Selçuklular, Moğollar ve Timurlular tarafından kullanılmıştır;

3- Üzeri çok büyük bir kubbe ve yanı sıra çok sayıda küçük kubbelerle kaplanmış bir merkezi alan (Osmanlı mimarlığında tipiktir).

 

Mukarnas, İslam mimari ve süslemeciliğinin ayırt edici bir öğesidir ve "skalaktit tonoz" ya da "stalaktit kemer" diye de nitelenir. Hem duvar ile kubbe arasındaki geçiş bölgesini dolduran bir yapı öğesi, hem de bir süsleme öğesidir.

 

Bizans mimarlığı her yerde en uygun gördüğü yapı malzemesini en uygun biçimde işleyerek kullanmıştır. Bu bağlamda İstanbul’da kesme taş ve aralarda tuğla hatıllı yapı tekniğine karşılık, İç Anadolu'da ve hatta Trakya'da, yalnızca tuğlanın kullanıldığı görülür. Batı Anadolu'nun Akdeniz kıyılarının batı kesiminde eski yapılardan devşirme taşların gelişigüzel kullanılmalarına karşılık, Güneybatı Anadolu'da eski Likya'da doğal moloz taşların işlenmeksizin duvar örgülerine yerleştirildiği görülür. Oysa daha doğuda, eski Kilikya bölgesinde ana duvarlar küçük ölçüde kaba yontulmuş kesme taşlardan, kemer, tonoz gibi kısımlar ise daha düzgün ve daha iri taşlardan yapılmıştır. Kayseri dolaylarında ve Karadeniz'in doğu kesiminde ise yapılarda yalnızca düzgün işlenmiş kesme taşlar kullanılmıştır. / s. 163

 

Bizans yapı tekniğinde temel yapı malzemesi tuğla idi.

Bizans yapılarında harç bolca kullanılmıştır.

 

Dünyanın bilinen en eski sulama kanallarından biri olarak Van'ın Edremit ilçesi yakınında günümüzde hala kalıntıları bulunan yaklaşık 50 km uzunluktaki Şamran Kanalı (Şamiram Su/Semiramis Kanalı/Menua Kanalı), Urartu Kralı Menua (İÖ 810-785) tarafından Gevaş yakınlarındaki bir su kaynağını Van ovasına sevk etmek üzere inşa edilmiştir

 

Taş olarak, Ermenistan'da / volkanik tüf kullanılmıştır. Tüf pek çok açıdan inşaat için ideal bir malzemedir, hafif olup yontması kolaydır ve havayla temas ettikçe ve zaman içerisinde sertleşme özelliğine sahiptir. Ermeni kiliselerinin ikinci özelliği tavanların hep tonozlu olmasıdır. / s. 171

 

Mimarlık alanında çalışmalar yapan pek çok araştırmacı-yazar, Anadolu Selçuklu dönemi yapılarının piramit biçimli kubbe gibi en karakteristik özelliklerinin oluşmasında Ermeni ve Gürcü mimarisinin etkin rol oynadığını vurgulamaktadır.

 

Endülüs'te her yerde Mağribi ve Gotik mimarlık yan yana yer almıştır. Hıristiyan egemenliği altında mimarlıkta Arap biçemi tasarımlar, "müdeccen" nitemi altında tanınmıştır. Arapçadaki özgün karşılığı "ehlileştirilmiş, yerleşik" olan "müdeccen" nitelemesi, İslamdan sonraki Hıristiyan İspanyol krallıklarında yaşayan Müslümanlara özgü anlamına gelmektedir. Bu sanatta mimaride süsleme karakteri ön plandadır

 

Granada kentinde 1248- 1354 yılları arasında inşa edilen ünlü Elhamra Sarayı

("ahmer" ve "hamra”: aynı kökten gelip "kızıl, kırmızı" anlamındadır). İnşa edildiği toprağın yapısındaki demir cevherinin kırmızı renginden ötürü "kızıl saray" ya da "kızıl kale" anlamına gelmektedir

Bu saraydaki estetik ilkeler, ilk aşamada geometrik biçimlerin stilize edilmesine dayanmaktadır.

Elhamra külliyesi 740 metreyi aşkın uzunluğa ve 220 metre maksimum genişliğe sahiptir.

 

…kervansarayların kökeni, İslam dünyasında "ribat" adı verilen sınır karakollarıdır. Önceleri askeri amaçla inşa edilen bu yapılar, zamanla daha büyük boyutta inşa edilmeye başlanmış, hem dini amaçla (sınır tekkesi, tekke-kale olarak) hem de yolcuların konaklanmasında kullanılmıştır.

 

Anadolu Selçuklularında Mimarlık / s. 199 vd.

(bu dönemde) Mimarlıkta tuğla tekniği ile mükemmel süslemeler gerçekleştirilmiştir

 

Anadolu'daki en eski Selçuklu camilerinden biri, Diyarbakır'ın doğusundaki Silvan'da (eski adı Meyyafürikin) 1157'de inşa edilen Ulu Cami'dir.

 

Anadolu'da bilinen en eski cami, Sivas Ulu Camisi'dir ve Arap etkisi taşır. Eski Malatya Ulu Camisi ise İran etkisinde kalınarak yapılmıştır. Divriği Mengücekli Beyi Süleyman Şah'ın oğlu Divriği Meliki Hüsameddin Ahmed Şah (yön. 1 228-1252) adına 1228 yılında yapımına başlanan Divriği Ulu Camisi ile ona bitişik olan ve Ahmed Şah'ın eşi ve onun amcaoğlu Erzincan Meliki Fahreddin Behramşah'ın (yön. 1162-1225) kızı olan Melike Turan Melek adına yapılan Divriği Darüşşifası'ndaki taçkapıların oyma taş işçiliğinin bezeme ve mimarisinde olağanüstü bir düzeye erişilmiştir.

Divriği Ulu Camisi ve şifahane külliyesinin dört ana kapısından [Şifahane Taçkapısı; Cami Kuzey Taçkapısı; Cami Batı Taçkapısı; Şah Mahfili (Doğu) Taçkapısı] özellikle doğu, kuzey ve batı yönünde olanları, alışılmışın dışındaki taş oyma işçiliği ile görenleri hayrete düşürmektedir. / s. 207

 

Divriği Darüşşifası bir ara Mimar Sinan tarafından restore edilmiştir

Ermeni mimarlığında böyle zengin ve incelikli taş bezemesi örneği bulunmamaktadır. / s. 208

…

 

Osmanlı mimarlığı, Doğu mimarlığıyla Bizans mimarlığının bir yeni bireşimidir.

 

"Mühendis" sözcüğü Arapça "hendese'den (uzunluk ölçümü/ uzaklık ölçümü), o da Farsça "endaze"den (uzunluk ölçüsü birimi) gelmektedir. Ortaçağ İslam dünyasında "mühendis" sözcüğü mimar anlamına kullanılırsa da özgün anlamı "hendese bilen': "geometrici" ya da "saha ölçümcü" idi.

Erken Osmanlı döneminde mimarlar, inşa edecekleri binalar için "resim" (plan) ve "tasvir" (kroki) hazırlarlardı. Planlarda genellikle "bina arşını" ya da "zira-i mimari" denilen ve 75,8 cm'ye denk olan ölçü birimi kullanılırdı. / s. 215

 

Geometri bilimi, doğa yasalarının incelenmesinden ortaya çıkmıştır. Geometri kullanmaksızın hiçbir bina inşa edilemez

Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda mimar olarak yetişecek gençlerin üç boyutlu düşünmelerini sağlamak için önce marangozluk (neccarlık) öğrenmeleri, yanı sıra da sedefkarlık becerilerini geliştirmeleri sağlanırdı

 

Hassa Mimarları Ocağı

teşkilatın alt kuruluşları

Hassa Mimarbaşı'nın yönetiminde Hassa Mimarlar Kethüdası, kalem katibi, mimarlar, minareciler, mermerciler, taşçılar, sıvacılar, neccarlar (dülgerler, marangozlar), nakkaşlar, ayrıca gereksinim duyulduğunda "benna" (duvarcı), "mutalla" (sıvacı), "sengtraş" (taş yontucu), "harrat" (çıkrıkçı), "cassas" (kireççi), "hazzar" (biçici), "lağımger" (lağımcı/ kanalizasyoncu), "haddaa' (demirci), "camger" (camcı), "mülebbin" (kerpiççi), "sürbger" (kurşuncu) gibi zanaatkarlar da bulunurdu. / s. 217

 

Osmanlı ruhunu en iyi simgeleyen sanat dalı, imparatorluk gücünün 16. yüzyıldaki doruğunda en yüksek düzeyine erişen mimarlık idi.

 

Sinan'ın en büyük hedeflerinden biri, Ayasofya Katedrali'nin (elips şeklindeki kubbesinin ortalama çapı 31,5 m, kubbe yüksekliği 55,6 m) kubbesini aşacak bir cami inşaatı idi.

Selimiye Camisi'nin kubbesi, Ayasofya'nınkinden "6 kolboyu daha geniş ve 4 kolboyu daha yüksek"tir.

Süleymaniye Camisi ve külliyesini bitirdiğinde yaşı 70 dolayındaydı. Görkemli Selimiye Camisi'nin yapımı ise Sinan 84 yaşına geldiğinde tamamlandı.

...

 

Sultanahmet Camisi, Sultan I. Ahmed'in (yön. 1 603- 1617) emriyle 1609- 1616 yılları arasında Mimar Sedefkar Mehmed Ağa (1540-1618) tarafından yapılmıştır. Mehmed Ağa, asıl adı Nürnbergli Johann Wild olan bir esirken Yeniçeri olarak devşirilmişti.

…

 

Batı'da (…) büyük kentler, bir Hıristiyan manastırının çevresinde kurularak gelişmiştir.

"Cathedral" sözcüğü, "piskopos tahtı" anlamına Latince "cathedra"dan gelir ve belirli bir coğrafi bölgenin din işlerinden sorumlu olan piskoposun tahtına sahip kilise demektir.

 

"Gotik mimari" terimi, Rönesans hümanistleri tarafından, çirkin bulunup barbar bir halk olan Gotlara yakıştırılması sonucu ortaya atılmıştır

 

Ortaçağ insanı, 1 3. ve 14. yüzyıl minyatürlerinde Hz. İsa’yı elinde kocaman bir pergelle, evreni ölçmekte olan bir mimar-mühendis olarak betimlemiş, böylelikle de bu mesleğe verilebilecek en büyük onuru vermiştir / s. 242

 

Gotik katedrallerde yatay tavan ve onun ağırlığını alttan taşıyan sütunlar bulunmaz. Yapının içi, ince sütun gövdelerinden ve tavanı örten kaburgalardan bir ağ ile örülmüş gibidir. Duvarlar yer yer renkli camlardan oluşturulmuş vitraylı pencerelerle süslenmiştir.

…

 

En büyük taş kubbe rekoru Floransa'daki Santa Maria del Fiore Katedrali'nin 50 m yükseklikteki kubbesine (yapımcısının adıyla "Brunelleschi Kubbesi") aittir.

Brunelleschi 1417'de buranın mimarı olmuş

Rönesans mimarisini Floransa'da Brunelleschi yaratmış ve "yeni klasik mimarlık” Avrupa'ya bu kentten yayılmıştır

 

İtalyan Rönesansı'nın mimarlık kuramcıları

Örneğin Leon Battista Alberti, De re aedificatoria libri X adlı eserinde kemerli taş köprülerin ölçülerini vermiştir. Buna göre köprü ayağı kalınlığı (D), köprü yüksekliğinin (H) dörtte biri kadar olmalı; kemer açıklığı (L) ayak kalınlığının 6 katından küçük ve 4 katından büyük olmalı; kemer taşı kalınlığı ise kemer açıklığının en az onda biri kadar olmalıydı. / s. 260

 

Masonluk başlangıçta Ortaçağ Avrupa'sında katedraller ve diğer önemli inşaatlarda çalışan duvarcıların oluşturduğu kapalı örgütlerdi. Kilise ya da siyasi yetke (otorite) tarafından kısıtlanmamış bilgi arayışına değer veren Hür Masonluk, İskoçya'da ve İngiltere’de filizlenmiştir

 

"Barok" terimi ilk olarak 1746'da Fransız felsefecisi Noel-Antonie Pluche (1688-1761) tarafından Spectacle de la nature (Doğanın Gösterisi) (1746) adlı eserinde kullanılmış

Bu sözcük, Arapça "düzgün olmayan yüzey" anlamına "burga" sözcüğünden kök alarak, "biçimsiz inci" anlamına gelen İspanyolca "barroco" ya da Portekizce "barrocco" teriminden Fransızca'ya "baroque" şeklinde uyarlanarak oluşmuştur

 

Barok döneminde kocaman, devasa meydanların ve süslü katedrallerin yapıldığı, süslemeye aşırı önem verildiği görülür.

 

Rokoko (Fra./İng. "rococo") terimi, Fransızca "çakıl ve deniz kabuklarıyla yapılan bezeme" anlamına gelen "rocaille" sözcüğü ile "midye kabuğu" anlamına gelen "coquillage"den birleştirme yoluyla türetilmiş olup olasılıkla iç mekanları süsleyen ve kıvrımlı kabuğu andıran sıva işçiliğini anlatmak için geliştirilmiştir ve yaklaşık 1725- 1 775 arası dönemi kapsar.

…

 

"insan hizmetinde bir mimarlık" fikrini yaymak ve benimsetmek üzere en etkili çabayı ünlü Fransız mimar Le Corbusier göstermiş, mimarlıkta "perde-duvar"ı bularak ayırıcılık görevini basit camlı bölmelere, taşıyıcılık görevini de metal öğelere veren devrimci bir dönüşüm yaratmıştır.

…

 

Tarihte İnşaat Malzemesi ve Tekniği Üzerine

Toprak Yapılar

"Adobe" (kerpiç) ya da "mud-brick" (kerpiç-tuğla) evler İÖ 8000'den İÖ 6000'e uzanan dönemde Rusya Türkistanı'nda geliştirilmiştir

 

Bilimsel terimiyle "killi-kumlu gevşek toprak'' (İng. "loam") kil, çok ince kum, kaba kum ve çakıl karışımıdır. Elle hazırlanmış pişirilmemiş tuğlalardan söz edildiğinde ise kerpiç ("adobe") ya da kerpiç-tuğla ("mud-brick") anlaşılır. Sıkıştırılmış pişirilmemiş tuğladan söz edildiğinde, bunu karşılayan terim "toprak-blok''tur ("soil-block"). Bir kalıp içinde sıkıştırıldığında ise "sıkıştırılmış toprak/ kerpiç" ("rammed earth") diye adlandırılır." / s. 297-298

 

"Killi-kumlu gevşek toprağın'' olumsuz özellikleri

kuruduğunda büzülür / suya karşı dayanıklı değildir.

 

"Killi-kumlu gevşek toprağın'' üstün olduğu özellikleri

havanın nemini dengeler / ısıyı depolar / çevre kirliliğini azaltır / yeniden kullanılabilir / kirleticileri emer

 

Taş, Mermer, Tuğla ve Kereste

En az 5000 yıl önce Eski Mısırlılar / doğal taşları inşa ettikleri piramit ve tapınak kompleksleri gibi yapılarda duvar inşasında ve heykel yapımında kullanmışlardır.

 

…mermer en sık, Yunan yapılarında kullanılmıştır.

Romalılar, yabancı ülkelerden çok çeşitli renklerde mermerler de satın alırlardı.

 

"Yaşlı" Plinius (23-79), ahşap işçiliğinin bulucusunu Daidalos/ Daedalos ile özdeştirir ve testere, balta, çekül (Ar. "şakul") ve tutkal gibi ahşap işleme gereçlerinin icadını ona yakıştırır.

 

Köknar hafif bir odun olup eğmeye karşı dirençlidir. Meşenin sıkı bir dokusu vardır ve toprağın altında kalacak ahşap malzemede ve hatta iskele-rıhtım gibi yapılarda uygundur. Çam ve selvi ağaçları reçineleri, sedir ve ardıç ağaçları ise yağları açısından değerlidirler.

 

Kolombiya ve Kasta Rika'da bambu, çevresi beton harç ile sıvanarak depreme dayanıklı ev inşaatında ucuz ve etkili bir malzeme olarak başarıyla kullanılmakta

Bambunun, toprağı kararlılaştırmada ve toprak aşınmasını (erozyon) önlemede de aşırı derecede etkili bir malzeme olduğu kanıtlanmıştır. / s. 304

 

ilk pişmiş tuğla, İÖ 4. binyılda hazırlanmıştır.

92 m yüksekliğindeki efsanevi Babil Kulesi'nin (İÖ 600'lerde inşa edilmiştir) öncüleri olan ve İÖ 2000'lerde inşa edilen Ur, Eridu ve Uruk'taki (bugünkü Warka kenti) zigguratların basamakları, kısmen pişmiş tuğladan yapılmıştı.

 

oluk şeklinde dışbükey kiremitler, ilk olarak eski Yunan'da Korintliler tarafından yapılmıştır.

 

Tuğlacı nemli kili eline alıp ondan topak yapıyor ve açık havada kurutuyordu. Eğer topaklar kendi biçimini korur, yalnızca çok küçük çatlamalar olur ve elin izi, görünür şekilde kalırsa, büyük bir olasılıkla tuğla yapımında kullanılabilir nitelikte bir kildi. / s. 305

 

Kayaçların başkalaşması (metamorfoz) sonucu oluşan doğal bir malzeme olan balçık,

havada kurutulduğunda oldukça sert bir malzeme verir

Kerpiçin yapıldığı balçık, yeniden aynı amaçla kullanılabilen bir yapı malzemesidir

Havada kolayca kurur ve suda gevşeyip çözünebilir. Havanın nemini düzenleyerek ortam atmosferini uygun hale getirir. Aşırı nem olduğunda, kerpiç yapı nem aşırısını soğurarak kendi içine alır, aşırı kuru havada ise kendi nemini dışarı salar. Elektromanyetik radyasyona karşı koruyucudur. Zararlı maddeler içermez ve cildi tahriş etmez. / s. 307

Isıyı çok iyi depolayabilir. Sıcak ülkelerde balçıktan yapılma kerpiç yapılar, ev içinde uygun ve serin bir ortam sağlar. Öte yandan eğer dışarısı çok soğuk ise, kerpiç duvarlar içeriyi ılık tutar.

En eski kerpiç yapıya 9000 yıl kadar önce Mısır’da ve Türkistan'da rastlanmış olup günümüzde gelişmekte olan ülkelerde hala kullanılmaktadır.

 

kireç harcının hava ile temas ederek sertleşebilmesi için 7-8 yıl gibi uzun bir süre geçmesi gerekiyordu. Bu olumsuzluk, kısa sürede sertleşebilen alternatif bağlayıcıların aranmasına yol açmıştır. Kireç harcının sertleşmesine uzanan kimyasal süreçler açıklanacak olursa, kireçtaşının (CaCO) kavrulması ("kireç yakma'') sırasında yapısından karbon dioksit (C02) uzaklaşır ve geriye kalan kalsiyum oksite (Caü) "sönmemiş kireç" adı verilir; bunun su ile birleştirilmesi güçlü bir ısıveren tepkime olup bu "kireç söndürme" işlemi sonucunda "sönmüş kireç" adı verilen kalsiyum hidroksit [Ca(OH)2 ] ele geçer; bunun da kum ile karıştırılmasıyla oluşan "kireç harcı"nın içindeki kalsiyum hidroksit, zamanla havadaki karbon dioksiti soğurarak uzun bir süreç sonunda yeniden kalsiyum karbonata, yani başlangıçtaki kireçtaşı haline dönüşerek sertleşir ("karbonatlaşma''): Ca(OH)2 + H20 + C02 -> CaC03 + 2H20 / s. 310-311

 

En eski bağlayıcı, kesinlikle kil ve balçıktır. İnsanlar mağara ve kaya oyuklarında oturmadıklarında ilk evlerini, birbirine bağlanan ağaç dal ve dalcıklarının arasını, kolayca hazırlanabilen bağlayıcı toprakla sıvayarak inşa etmişlerdir.

 

Alçı (Lat. "argilla": çömlekçi toprağı), kalsiyum sülfat dihidrat (CaSO4 .2H2O) bileşimindeki alçıtaşının ("Maria camı': alabaster) 100°C dolayında hafif pişirimi ve öğütülmesiyle hazırlanır.

Alçıtaşı doğada sık rastlanan bir kayaç olup buharlaşan deniz suyundan çökelme yoluyla tortu (sediment) halinde oluşur. Ham alçıtaşının kızdırılmasıyla yapıdaki kimyasal bağlı su uzaklaştırılır ve yakma sıcaklığına bağlı olarak çeşitli alçı biçimleri oluşur.

 

Kireç harcı (Lat. "mortarium") uygar insanın en eski buluşlarından biridir

 

Beton, Roma İmparatorluğu'nda İÖ 100 - İS 350 arası dönemde geliştirilmiştir.

"Modern beton", yapay bir madde olup iri agregalar, ince agregalar, çimento ve su karışımından hazırlanır. "Roma betonu" ise iri agregalar, çimentolaşmış sönmüş kireç harcı, volkanik toprak ya da kum ile su karışımından ibarettir.

Avrupa'da arkeolojik kanıtlar, betonun en erken, Yugoslavya'daki Don Nehri kıyılarında ve yaklaşık olarak İÖ 5600'lerde kullanıldığını göstermiştir.

 

İnşaat Tekniği

"Tuğla" sözcüğünün kökeni Yunanca "tougla" olup Latince'ye "tegula': İngilizce'ye "tile", Almanca'ya "Ziegel" şeklinde geçmiştir

 

Uç uca eklemeyi kolaylaştırmak için, boruların bir ucuna doğru daralması gerekiyordu. Birleşme yerlerinin sızdırmazlığını sağlamak için Vitruvius, "zeytinyağı ile hazırlanmış sönmemiş kireç" önerir.

Boru hattı tamamlandığında ve ilk kez su verildiğinde, kaynak tarafındaki depoya bir miktar odun külü atmak gerekir. Kül, sistemdeki her türlü çatlak ve sızıntıyı bulur ve bunların tıkanmasını sağlayarak boruyu sızdırmaz kılar

 

Ağaç ve taş, Ortaçağ inşaat tekniğinin iki temel malzemesidir.

Fresko yapımında sıvada kullanılacak kireç için yakılan kömürün, taşkömürü değil odun kömürü olması gerekir. Aksi halde duvarda oluşacak güherçile, resim boyasının sıva içine emilmesine engel olur ve duvar kısa zamanda çatlar.

 

Eski dönemlerde inşaat ustaları tarafından harç ve sıvaların dayanıklılığını artırmak üzere içine kan, yumurta akı, süt ürünleri, reçine gibi organik ya da pişirildikten sonra kırılıp öğütülerek toz haline getirilen tuğla ya da kiremit gibi anorganik malzemeler katılmıştır. / s. 373

 

…horasan harcının hazırlanmasında önce pişmiş tuğla ve kiremit parçaları tokmakla dövülerek toz haline getirilir, elenerek ele geçirilen ince tozlar sönmüş kireç ve su ile karıştırılır, bu karışıma kimi zaman kum da katılırdı. Bu harç hamam, su haznesi, köprü, su künkleri gibi suyla temas halinde kalacak olan yapıların duvar ve kubbelerinde kullanılmıştır. Bu harcın içindeki, suyla hidratlaşmış haldeki kireç (sönmüş kireç) [Ca(OH)2], zamanla suyunu atarak katılaşır, ancak suyla temas ederse yeniden yumuşar. Bu nedenle inşaattan sonra bir süre kuru tutulmalıdır. Bu malzeme zamanla havadan emdiği karbon dioksitin etkisiyle kalsiyum karbonata (kireçtaşına) dönüşerek kalıcı sertlik kazanır. / s. 375

 

horasan harcı olarak adlandırılan harçlara Roma döneminde "cocciopesto': Hindistan'da "surkhi': Arap ülkelerinde "hamra" adı verilmiştir.

 

kargir/ kagir (Ermenice kökenli "kar u gir": "taş ve kireç"ten)

 

Tarihte Kent Olgusu

Kentler tarih boyunca taşımacılık yollarının kesişme noktalarında ya da ırmak ve deniz limanlarında olduğu gibi bir tür taşımacılığın diğer bir tür taşımacılık türüne aktarıldığı noktalarda kurulmuştur.

Dünyanın en eski kentlerinden Jericho (Eriha) İÖ 8000'lerde, Çatalhöyük ise İÖ 7000'lerde kurulmuştur.

 

İncirde "Erech" olarak geçen ve Güney Mezopotamya'nın en önemli kent-devletlerinden biri olan Uruk kentinin kent tanrıçası İnanna, en tanınmış kralı ise Gılgamış'tı (-İÖ 2750 dolayı).

 

Aramice ve İbranice "medina" sözcüğü, "adaletin yeri" anlamındadır. Bundan Arapça'ya "kent" anlamında geçen "el-medine"den "medeniyet' (uygarlık); "kent, hemşerilik, yurttaşlık" anlamındaki Eski Yunanca/ Latince "civitas" sözcüğünden ise "civilization" (uygarlık) deyişi türemiştir. İnşaat mühendisliğinin karşılığı olarak İngilizce'de kullanılan "civil engineering" deyişi, bu bağlantıyı hala taşımaktadır. / s. 390

 

İtalyan kabileler İÖ 1200'lerden itibaren İtalya'ya göç etmeye başlamışlardır. İÖ 900-800 arası dönemde Etrüskler, bugünkü Toskana bölgesine yerleşirler. Bu arada İÖ 814 yılında Fenike kenti Sur'un (bugünkü Lübnan'da) kolonisi olarak Kuzey Afrika'da Kartaca kenti kurulur. Roma kentinin ise, İÖ 21 Nisan 753 tarihinde kurulduğu söylenirse de çağdaş tarihçiler bu tarihi İÖ 625 olarak belirlemişlerdir. / s. 399

 

"Polis" ya da "urbs" şeklindeki kent kavramı, Yunanlılarda olduğu gibi Romalılarda da politik ve dinsel yaşamın merkezi idi.

 

Arap kentlerinin kökeni ve örgütlenişi konusunda gözüken en temel öğe, ekonomik ve özellikle de ticari işlemlerin belirleyici rolüdür.

 

İslam kentlerindeki ev mimarlığı, kendini özel bir alanda ("harim") koruma gereksinimini yansıtır

 

Kudüs kentindeki Süleyman Tapınağı Yahudilerce İbranice "Bet-ha-Mikdaş! Beth-Amikdaş" (Ar. "Beyt el-Makdis": "Kutlu Ev") adıyla nitelenmiştir. Hz. İsa bu kentte çarmıha gerilmiştir ve mezarı oradadır. İslam peygamberi Hz. Muhammed, burada göğe yükselmiş (Mirac) ve ilk kıble olarak bu kenti kabul etmiştir. Kudüs'teki Harem-i Şerif ya da Beyt el-Haram denilen bölgede, her üç tektanrılı dinde de kutsal sayılan ve "Sahra" (Kaya) adı verilen kutsal bir kaya ("Hacer-i Mukaddes") vardır. İnanca göre Hz. Adem'in Cennet'ten kovulduğunda yeryüzünde elinde "Hacerü'l-Esved'' (Kara Taş) ile buraya indiği, Hz. İbrahim'in oğlunu bu kaya üzerinde kurban etmeye kalkıştığı (Müslümanlara göre oğlu İsmail'i keserek, Musevilere göre ise diğer oğlu İshak'ı yakarak kurban etmek üzere), Hz. Süleyman'ın tapınağını burada inşa ettiği (yapımı İÖ 960), Hz. Musa'nın "On Emir"i (İbr. "Aserat a Diberot': Ar. "Evamir-i Aşere") burada aldığı, Hz. İsa'nın burada vaaz verdiği ve Hz. Muhammed'in de bu kaya üzerinden Mirac'a çıktığı kabul edilir. "Kaya': Musevilerde "Temel Kayası" adı ile anılır, çünkü Tanrı, Yaratılış'ın ilk gününde işe oradan başlamıştır. Kuran’da ise "Yer ile gök arasında asılı duran, Muallak Taş (Ar. "Hacer el-Muallaka"), ilk kıble, Kabe'deki Hacerü'l-Esved'in bir eşi" olarak yer alır. "Kaya''nın en yüksek noktasının hemen altında alçak tavanlı bir mağara ve 11 basamaklı bir merdiven bulunmaktadır ve mağaranın, Hz. Musa'ya gönderilen "On Emir"i içeren tabletlerin saklandığı yer olduğu söylenir. / s. 422

 

Byzantion ve Konstantinopolis'ten İstanbul'a

Yunanlı Dorlar tarafından Sarayburnu ve çevresinde kurulan "Byzantion" ("Byzas'ın yeri" anlamına Bizans; Latincesi "Byzantium") adlı kent, bugünkü İstanbul'un çekirdeğini oluşturmuştur

 

Byzantion kentinin simgesi, bizim ulusal simgemize benzer şekilde ay-yıldız idi.

 

Le Corbusier 191 1 yılında geldiği İstanbul'daki yapıları inceleyerek, ölümlü insanların evlerinin ahşaptan, camilerin, dinsel yapıların ve büyük devlet binalarının ise taştan yapıldığı şeklinde standart bir yapılanmadan söz etmiştir.

 

Ayasofya'nın mimarlık ve mühendislik sanatı açısından uygarlık tarihine yön veren en önemli özelliği, geniş ve yüksek kubbesidir. Kubbeyi duvarlar üzerinde değil sütunlar ve kemerler üzerinde taşıyan ilk yapıdır.

 

…

Doruk Yayınları

1. Basım: Temmuz 2022

10 Mart 2023 Cuma

Romanın Kısa Öyküsü

Henry Russell - Romanın Kısa Öyküsü



…romanın öyküsünü anlatırken öykü anlatımının tarihine ilişkin de bir öykü anlatıyoruz

 

Kitap, dünyayı değiştiren yaratıcılığın 67 eserine dikkatimizi çekiyor,

 

…ilk romanlar diye ele alınanlar, çoğunlukla Lucius Apuleius'un (MS yaklaşık 124-yaklaşık 170) Altın Eşek eseri ve 11. yüzyıla ait Japonca bir eser olan Genji'nin Hikayesi'dir.

 

Janrlar

Tarihsel

Avrupa'da ilk tarihsel romanlardan biri Walter Scott (1771-1832) tarafından yazılan Waverley'dir (1814), konusu 1745'teki Jakoben Ayaklanması'dır.

 

(Giuseppe Tomasi di Lampedusa) Leopar, Sicilya'nın İtalyan Birliği'ne katıldığı dönemi anlatır.

 

Mizahi

…büyük ölçüde kültüre bağlıdır ve dile üzgüdür. Kelime oyunları ve çift anlamlı özler asıl metinlerinde çok eğlendirici olabilir

 

Rabelais'nin eserinde, kahkahalar kısmen yazarın açık bir şekilde dilden çok zevk almasından -özellikle müstehcen olan çeşitli kavramlar ve nesneler için uzun sözcük listelerinden kaynaklanır.

…mizah, yazarın insan zaaflarıyla eğlenmesiyle ortaya çıkar ve bunu yansıtır.

 

Pikaresk

İspanyada ortaya çıkan pikaresk roman türü, adını İspanyolca picaro [serseri] sözcüğünden almıştır. Don Quijote, pikaresk türün en ünlü örneği olarak kabul edilir.

…en iyi bilineni Mateo Aleman'ın (1547-yaklaşık 1614) yazdığı Guzman de Alfarache'dir

 

Macera

Başkahramanlar genellikle tehlikededir ve buna fiziksel aksiyonla karşı koyarlar.

…öykünün temposu genelde sıkışık olay örgüsünün önüne geçer.

 

Antiroman

…yazarın alışılagelen roman kurallarını olabildiğince bozduğu bir roman türüdür.

 

Otobiyografik

…gerçek ve hayali bölümleri ayırmak zordur.

 

Mektup roman

18. yüzyılda çok popülerdi.

İngiltere'de mektup türü Samuel Richardson'ın (1689-1761) Pamela (1740) romanıyla popülerlik kazandı.

Bu türün öne çıkan örnekleri arasında (Frances Burney) Evelina ve Genç Werther'in Acıları da yer alır.

 

 

Bildungsroman

…büyümeyi ele alan bir roman türüdür.

Bu romanlar genellikle eğitim kurumlarında geçer

Bu türün ilk eserlerinden biri -ve daha sonra bu jarudaki çoğu esere model olan- Goethe'nin Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları’dır (1796).

 

Fantastik

…kurgusal düzyazılarda başka bir dünyada ya da dünyalarda ve/veya başka bir zamanda ya da zamanlarda geçen eserlerdir. Genellikle süper güçleri olan karakterler ön plana çıkar.

 

Korku

…kısmen 18. yüzyılın rasyonalizmine tepki olarak doğmuştur.

Herkes, her şeyi anlamaya çalışmayı istememiştir

 

Gerilim

…heyecanlı olması gerekir.

Bu türün klasik eseri, uğradığı haksızlığın öcünü almaya çalışan bir adamla ilgili olan Monte Cristo Kontu'dur.

 

Doğa

İki tür doğa romanı vardır. Birinde, kırsal yerler sessiz sakindir, çoğunlukla kayıp bir cennettir. Ötekisinde, doğa alt edilmesi gereken haşin bir düşmandır.

 

Gerçekçilik

…hem klasisizmi hem de romantizmi aşırı derecede yapay oldukları için reddetmiştir

…iki ana türü vardır: toplumsal ve dinsel. Toplumsal gerçekçilik sıradan insanların yaşamlarını ve kaygılarını anlatmayı amaçlar; orta sınıftan insanların sorunlu evlilikleri bu alt türün başlıca konusudur.

Dinsel gerçekçilik dikkatleri taşradaki yaşam üzerinde yoğunlaştırır.

 

Çocuk

Bu janrda, büyü önemli bir konudur. Doğaüstü güçleri ya da deneyimleri olmayan, "normal" başkahramanlar çok azdır.

 

Novella

Novella, kısa bir öyküden daha uzun olmalıdır, ancak romandan daha az sözcük içermelidir.

Eserlerin çoğunda şiddet, felaket ve gizem yer alır; ancak bu içeriklerin hiçbiri, novellanın esasını oluşturmaz.

 

Psikolojik

…karakterlerin yaptıklarından ziyade; isteklerine, en içerideki duygularına ve düşünsel süreçlerine odaklanır

…istek ve arzuları kesin olarak ifade etmek yerine ince ayrıntılarla ortaya çıkarır

 

Anahtarlı Roman

…gerçek kişilere dayanan, ancak asıl kimliklerini saklamak için farklı isimler verilen karakterlerin yer aldığı kurgusal düzyazılardır.

Anahtarlı romanlar genellikle intikam eylemleridir.

 

Yasaklı Roman

Yasaklanan romanlar, genellikle şu gerekçelerden biri ya da birkaçı yüzünden yasalarla çelişir: müstehcen içerik, siyasi yıkıcılık ya da değerlere hakaret.

 

Aşk Romanı

Jane Austen'da aşk, toplumsal kurallarla sınırlı tutulmuş ve ironiyle anlatılırken, pek çok aşk romanı yazarı, yoğun istekle canlanan ihtirası hissettirme çabasına girer. Jane Eyre, tam yerinde bir örnektir.

Aşk romanlarında genelde yer almayan konular, aşkta sadakatsizlik ve evlilikte eşini aldatmadır.

 

Nehir Roman

…bir ailenin ya da toplumsal grubun nesiller boyu süren öyküsünü bağımsız anlatılar dizisiyle anlatan metinlerdir.

 

Bilinç Akışı

Bilinç akışı terimi, düşünceleri ve duyguları tam olarak karakterin aklına geldiği şekliyle anlatmaya çalışan bir anlatı ya da anlatının bir bölümü için kullanılır.

Düşünceler aklımıza belirli bir sırayla gelmez; bir arada yer alan, alakasız fikirler şeklindedir, bir an için konudan sapılabilir ve çoğunlukla kelime oyunları ön plana çıkar. Bilinç akışıyla yazılan yazılar, bu sürecin sayfa üzerindeki temsilidir

 

Savaş

Savaş romanları, silahlı çatışma sırasında savaş alanındaki olayları ve/veya cephenin gerisindeki yaşamı anlatır

 

Mistisizm

Romanlarda mistisizm. ' gerçekliğin temsilinden uzaklaşma olarak görülebilir

Çoğunlukla mistisizm, tipik olarak uyuşturucuların neden olduğu değiştirilmiş bilinç durumlarıyla ilişkilendirilir.

 

Felsefi

…eylemlerden ziyade fikirlerle ilgilenen kurgusal düzyazılardır.

 

Modernizm

Romanda modernizm tüm insan deneyiminin mutlaka öznel olduğu anlayışından doğdu

 

Alegori

…soyut fikirleri ve ilkeleri; karakterler, nesneler ve olaylar olarak sunan bir çalışmadır.

 

Postmodernizm

…en önemli tekniklerinden biri, okuyucuların ne yaptıklarının sürekli farkında olmalarını sağlamaktır


Kuir

…açık bir şekilde lezbiyen, eşcinsel, biseksüel ve/veya trans bireylerin (LGBT) yönelimleriyle ilgilenir.

 

Detektif

bir gizemin bir hafiye tarafından çözüldüğü kurgu metindir.

Daha sonra, detektifin karakteri, gizem · kadar önemli olmaya başladı.

 

Erotik

…cinsel eylemlerin fazlasıyla ayrıntılı anlatıldığı kurgusal düzyazılardır, ancak burada asıl amaç, okuyucuyu cinsel anlamda heyecanlandırmak değildir.

 

Saga

Sagalar birkaç neslin tarihini yazan kurgusal düzyazılardır

…nehir romanlardan daha popülist ve daha az edebi olurlar

 

Büyülü Gerçeklik

Doğaüstü olaylar gerçekmiş gibi adeta sıradan olaylarmışçasına anlatılır.

Büyülü gerçeklik, 20. yüzyılın ortasında Güney Amerika'nın Kolomb sonrası tarihini anlatmanın bir aracı olarak ortaya çıktı.

 

lsabel Allende'nin (d. 1942) Ruhlar Evi (1982), büyük ölçüde Şili'de 1973 ile 1990 arasında iktidardaki askeri diktatörlüğün eleştirisiydi.

 

Feminist

…cinsiyetlerin ekonomik, toplumsal ve siyasi eşitliğine eğilim gösteren kurgusal düzyazılardır.

 

Bilim kurgu

…bilimsel ilerlemelerin birey ve toplum üzerindeki sonuçlarını anlatır.

…ortaya çıkışı, 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi'yle aynı zamana rastlar. Bu süreçte yaşanan hızlı teknolojik ilerlemeler, insanları hem umutlandırmış hem de korkutmuştur.

 

Diyaloglu

…temelde karakterler arasındaki diyaloğa dayanan romanlardır.

 

Politik

Politik etkisi olan diğer romanlarda, yazarların romanlarında eylem çağrısı yapma niyetinde olup olmadığı açık değildir.

 

Romanlar

 

Murasaki Shikibu - Genji'nin Hikiyesi

Dünyanın en eski romanlarından biri

bir prensin yaşamını ve sevdiklerini ayrıntılarıyla anlatır. Heian döneminin (794-1185) zirvesinde yazılmıştır.

(Shikibu) Kitabında Çin edebiyatına yaptığı çok sayıda gönderme, eserin her zaman ilginç olmasını sağlamıştır

…anlatıya katılan 800 waka (kısa lirik şiirler) vardır. Şiirlerin konuları çok çeşitlidir ama sürekli tekrarlayan tema geçiciliktir: Aşk ve iyiliğin kısa süreli ve sonlu olması kavramı.

…hikayesi cinsellikle doludur, ama bunu hiçbir zaman açıktan yapmaz ve dünyada cinselliği en çok çağrıştıran edebiyat eserlerinden biridir.

 

Françoıs Rabelais - Gargantua ve Pantagruel

Mizahın büyük bölümü Gargantua ve Pantagruel'in fiziksel boyutlarından türetilir.

İlk ciltte, oğul Pantagruel, Paris Üniversitesi'nde öğrencidir

Bu ciltte, François Rabelais'nin taşlamalarının hedefi, ilerlemeyi ve aydınlanmayı durdurduğunu düşündüğü eski batıl inançlardır.

"Rabelais tarzı" belden aşağı esprileri ifade eden bir deyim haline gelmiştir.

 

Miguel de Cervantes Saavedra - Don Quijote

pikaresktir ama başkahraman bir serseri değildir; şövalye öykülerine kendini kaptırmış, hayalci bir kişidir

İlk başta, ortaçağın şövalye destanlarının komik bir hicvi olarak ele alındı ama 18. yüzyıl sonundaki romantik akım, "mahzun yüzlü şövalye"nin trajik tarafını gördü. Freudyen eleştirmenler, Don Quijote'ye orta yaş krizinde bir adam teşhisi koydular

 

Madame de La Fayette - Prenses de Cleves

Romanın başkarakteri olan Cleves prensinin fedakar ve sadık karısı, gösterişli Nemours düküne aşık olur. Aralarında karşılıklı bir çekim oluşur ancak ikisi de Fransız kralı II. Henri'nin sarayının saygıdeğer üyeleri olarak bu konuda hiçbir şey yapmazlar.

 

Daniel Defoe – Robinson Crusoe

…başkarakter, bir Karayip adasında kıyıya çıkar ve kendisine güçlükle bir hayat kurmaya çalışır

Crusoe, yaklaşık 30 yıl sonra memleketi İngiltere'ye döner ama içinde hissettiği huzursuzluk yeniden adaya gelmesine neden olur.

 

Laurence Sterne - Tristram Shandy

Eser, başkarakterin "hayatı ve görüşleri" olduğunu belirtse de biyografık bir anlatı değildir, daha uygun bir şekilde "kendi ekseni etrafındaki bir dizi ruhsal ve sözlü dönme hareketi" olarak nitelendirilir.

…ana akım kurgusal düzyazılarda çoğunlukla atlanan gerçek zaman ve algılanan zaman arasındaki bazı farklılıkları vurgular. Eser, bir antiromandır

 

Johann Wolfgang von Goethe - Genç Werther'in Acıları

Eser, romantizmin entelektüel ortamının oluşmasına yardım eden Sturm und Drang (fırtına ve gerilim) - 18. yüzyılın rasyonalizmine tepki- akımının ilk romanıdır.

Genç Werther, bir sanatçıdır.

Kent yaşamını rahatsız edici bulur, bu nedenle gidip bir köye yerleşir.

Köyde, Charlotte'la tanışıp ona aşık olur. Charlotte / yaşlı bir adam olan Albert'le evlenir.

Werther karasevdaya tutulmuştur / kendisini / Albert'ten ödünç aldığı bir tabancayla kafasından vurur.

Goethe / ileriki dönemlerinde / açık sözlülüğünden pişman olmuş, kurucusu olduğu akımı kınamıştır. "Romantizm bir hastalıktır. Klasisizm ise sağlıktır" diye yazmıştır.

 

Frances Burney – Evelina

…erdemli bir genç kızın, saf bir kızdan zeki bir yetişkine dönüşmesi hakkında çığır açıcı bir romandır.

Romanın özgünlüğü, duygusal zekası yüksek, bağımsız bir kadının perspektifinden sunulmasından gelir.

Burney burada İngiliz aristokrasisinin kalbinde yer aldığını düşündüğü bir çelişkiyi -kibarlık ve kabalık- zarif ama isabetli bir ironiyle ve dokunaklı diyaloglarla ortaya çıkarır.

 

Jane Austen - Gurur ve Önyargı

18. yüzyıl sonu İngiltere’sinin toplumsal adetlerinin tasviriyle popülerlik kazanmıştır.

"Komşularımızla dalga geçmek ve sıramız geldiğinde onlara gülmekten başka ne için yaşıyoruz?"

Austen, görgü kuralları ve kur yapma gibi dünyevi konuların da çok heyecanlı olaylar kadar ilginç olabileceğini gösterdi.

 

Mary Shelley - Frankenstein

Frankenstein / cinayet işlediğinde, gerçek suçlu kimdir; katil mi, onu yaratan mı?

 

Honoré de Balzac - Sönmüş Hayaller

Fransız toplumuna kapsamlı bir bakış

Gerçekleşen ve gerçekleşmeyen ihtirasların, ilkeli ahlakın, pragmatik tavizin, hayal kırıklığının, üçkağıtçılığın ve ihanetin öyküsüdür

 

Alexandre Dumas - Monte Cristo Kontu

Kahraman Edmond Dantes görevden alınan Fransız imparatoruna yardım etmekle itham edilir ama bu doğru değildir. Vatan hainliğiyle suçlanarak, Marsilya açıklarındaki bir adada yer alan kalede, kötülüğüyle ün salmış Chateau d'If 'de ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. 14 yıl sonra, yakın zaman önce ölen hapishane arkadaşının ağır ceset torbasına saklanarak kaçar.

…ölen adamın bahsettiği hazineyi ele geçirir, yeni bir kimliğe bürünür -gizemli Monte Cristo kontu- ve çektiği acılara neden olanlardan öç almaya koyulur.

 

Charlotte Bronte - jane Eyre

Jane Eyre yetimdir. Sert yetimler okulu Lowood'da öğrenim görür, sonra esrarengiz bir çekiciliği olan Edward Rochester'ın sahibi olduğu Thornfield Hall’da mürebbiye olarak çalışır. Patronuna aşık olur ve bir süre sonra, duygularına karşılık bulur.

…adamın zaten evli olduğu ortaya çıkar.

Başka bir yerde iş bulur ve çok geçmeden yeni patronu ona evlenme teklifi eder.

Thornfield'e geri döner.

 

Herman Melville - Moby Dick

Romanın özelliklerinden biri / İncil'e yaptığı sayısız göndermedir.

Ahab'ın çıldırmış gibi deniz canavarını kovalaması felaketle sonuçlanır. Balina, teknesi Pequod'u mahveder, tekne tamamen batar, yalnızca üstü açık bir tabutta yüzen İsmail kurtulur.

 

Gustave Flaubert - Madame Bovary

Avrupa'nın en büyük zina romanlarından biri kabul edilir.

Taşrada bir manastırda eğitim görmüş olan Emma Bovary, köy doktoru Charles ile evlenir.

Hayali gerçekleşmeyince önce Rodolphe diye bir sevgili edinir, sonra Leon diye bir başkasını. Bu sırada, eş ve anne olarak görevlerini ihmal eder.

Sonuçta, umutsuzluğa kapılır, arsenik yutar ve şiddetli acılar içinde ölür.

 

Charles Dickens - Büyük Umutlar

Bu Bildungsroman'da Charles Dickens / başkahraman genç Philip Pirrip'in ("Pip") gelişim sürecinin izini sürer

Pip'in mezarlıkta kaçak bir mahkumla karşılaştığı etkileyici açılış…

 

Lewis Carroll - Alice Harikalar Diyarında

Kitap ilk kez (yazarın kendi imkanlarıyla) yayımlandığında, yetişkinler şaşkına dönmüştü ama çocuklar kitabın çekiciliğini hemen fark etmişlerdi.

 

Fyodor Dostoyevski - Suç ve Ceza

Raskolnikov / kurbanını baltayla öldürür / vicdan azabı çeker. Sonra, soruşturmayı yürüten savcı Porfıriy Petroviç tarafından rahatsız edilmeye başlar. Porfıriy Petroviç, Raskolnikov'un suçlu olduğundan emindir ama elinde kanıt yoktur. Sonunda Raskolnikov'a sorumluluğun yükü çok ağır gelir ve itiraf eder. Sibirya

 

Lev Tolstoy - Savaş ve Barış

Rusya'nın 1812'deki Fransız işgalinden önceki durumunu, çatışma sırasında olanları ve sonrasını / çatışmanın St. Petersburg ve Moskova'nın beş aristokrat ailesi üzerindeki etkilerini / anlatır

İnsan hayatının tamamı buradadır: talihsiz aşıklar, düellocular, kumarbazlar, serseriler, sosyeteye girmeye çalışanlar, ölüm, doğum, kahramanlık, korkaklık, intihar teşebbüsü ...

 

George Eliot - Middlemarch

Middlemarch, kitaba adını veren kurgusal İngiliz kasabasında bütün toplumsal sınıfları inceler: toprak sahipleri, meslek sahipleri ve tüccarlar, çiftçiler ve işçiler.

Middlemarch, uzun süreli ilişkilere derinlemesine bir bakıştır ama bundan daha fazlası da vardır. Dorothea / Olgun, mantıklı ve özgür iradeli bir proto-feminist.

 

Mark Twain - Huckleberry Finn'in  Maceraları

Tom Sawyer'ın Maceraları'nın devamıdır.

komik ve ironik yönlerin ötesine geçerek, pikaresk ve Bildungsroman unsurlarını birleştirdiği olgun bir eserdir.

Huck ve arkadaşı Jim, Mississippi Nehri'nde bir sandalla yolculuk ederler. İkisi de kaçaktır: Beyaz çocuk Huck, mutsuz evinden kaçmıştır, Jim ise zulümden kaçan firari bir köledir.

 

Emile Zola - Germinal

Eserin adı, Fransız Devrimi takviminde mart sonuyla nisan sonu arasına denk gelen yedinci aya verilen addır; bu bir iyimserlik ve yeniden büyüme dönemidir.

Başkahraman Etienne Lantier / Maheu Ailesi'nin evinde kiracı olarak kalır ve kızları Catherine'e aşık olur. Catherine'in diğer taliplisi Chaval’dır.

 

Joseph Conrad - Karanlığın Yüreği

…bir denizcinin Afrika'nın iç kesimlerine yolculuğunu anlatır. Ama bu bir gezi günlüğü değildir; ruhun derinliklerini anlamaya çalışan psikolojik bir eserdir.

…yolculuk sırasında, beyaz tüccarların siyah yerlilere yaptığı eziyete tanık olur.

 

Edith Wharton - Masumiyet Çağı

1870'lerdeki New York toplumunun ahlak kurallarına ironik yorumlar getirdiği etkileyici anlatımı…

Roman, klasik bir aşk üçgenini tasvir eder

 

James Joyce - Ulysses

Romandaki tüm olaylar, 1904 yılında Dublin'de tek bir günde geçer / 16 Haziran.

…üç ana karakter -Stephen Dedalus, Leopold Bloom ve karısı Molly- Odysseia örnek alınarak şekillendirilmiştir.

 

Thomas Mann - Büyülü Dağ

1914 öncesi Avrupası'nın bir alegorisidir.

Hans Castorp, İsviçre Alpleri'ndeki bir verem sanatoryumunda kuzenini ziyaret eder.

…kalma süresi uzadıkça, diğer hastalarla aynı belirtileri göstermeye başlar. Yedi yıl boyunca orada kalır

 

Franz Kafka - Dava

bireyin mantıksız ve meçhul otoriteye karşı beyhude mücadelesinin öyküsünü anlatarak insanın anlaşılamayan bir dünyadaki soyutlanmışlığını, unutulmaz bir açıklıkla tasvir etti.

 

F. Scott Fitzgerald - Muhteşem Gatsby

Bu kısa romantik trajedide yazar ülkeyi, görünüşü havalı ve temeli çürük bir fırsatlar ülkesi olarak tasvir eder.

Hikaye 1920'lerde geçer. Ana karakter Jay Gatsby, New York'ta Long Island'da en zengin malikanelerden birinin sahibidir. Cömerttir ve sık sık pahalıya mal olan ev partileri verir.

Gatsby'nin James Gatz adıyla Kuzey Dakota'da doğduğu ve içki kaçakçılığı yaparak / zengin olduğu yavaş yavaş ortaya çıkar.

 

Marcel Proust - Kayıp Zamanın İzinde

…esin kaynağı, Ocak 1909'da çaya batırılan bir bisküvinin tadının, yazarın aklına bir çocukluk anısını getirmesidir. Romanın ünlü açılış bölümü, bu aydınlanma anının bir tasviridir,

…eserin asıl niyeti, deneyim ve hafıza arasındaki ilişkiyi keşfetmektir.

Yalnızca küçük bir sosyal çevreyi tasvir ediyor olsa da insan yaşantısının her yönünü kuşatmayı başarır. Zaman algısının zamanı ölçme tarzımızdan tamamen farklı olması ve geçmişin hatırladığımız anda bugüne geri dönmesi, esere hakim olan en önemli kavramdır.

 

William Faulkner - Ses ve Öfke

Roman, üç farklı karakterin peş peşe gelen monologlarından ve her şeyi bildiği anlaşılan bir anlatıcının final bölümünden oluşur.

Ses ve Öfke, her şeyden önce, bilinç akışı tekniğini geliştirerek karakterlerin derinliklerini ortaya çıkardığı için ünlüdür.

 

Ernest Hemingway - Silahlara Veda

…en çarpıcı özellikleri; sert silahlı çatışma tasvirleri, aşk sahnelerindeki duygusallık ve yalın bir dildir.

 

Erich Maria Remarque - Batı Cephesinde  Yeni Bir Şey Yok

Çatışma öncesinde Paul, şiir yazan sevecen bir gençtir. Ordudaki yaşamın dehşeti karşısında akıl sağlığını koruyabilmek için duygularından uzaklaşmak zorunda kalır.

 

Virginia Woolf - Dalgalar

Eser, okuyucuya dönüşümlü olarak hitap eden altı kişinin dramatik monologlarından oluşur.

Zamanına göre oldukça gözü pek bir eser olan Dalgalar'ın, şimdi LGBT romanın gelişimindeki ilk çıkışlardan biri olduğu belirtilir.

 

Mihail Bulgakov - Usta ile Margarita

…eserde, iyi ve kötünün ezeli mücadelesini incelemek için paralel ilerleyen iki hikayeyi değişimli olarak anlatır.

Anlatılardan birinin konusu, 1930'lar Moskova’sında geçer, diğeri ise İsa döneminin ilk yıllarında Kudüs'te.

Usta ile Margarita hem dindardır, hem de dine saygısızlık eder; hem komik, hem de korkutucudur; hem mantıklıdır hem de absürd.

 

Albert Camus - Yabancı

Roman, o zamanlar Fransız sömürgesi olan Cezayir'de geçer. Merkezdeki karakter Meursault, duygusal açıdan yalnızdır

 

Robert Musil - Niteliksiz Adam

Başkarakter Ulrich, yaşamın anlamını arar ama hiçbir zaman bulamaz.

…odak noktası Ulrich'in içsel yaşamı, özellikle de karakterinin ve kişiliğinin başka insanlar ve dışsal olaylar tarafından nasıl şekillendiğidir.

 

George Orwell - Hayvan Çiftliği

"Bütün hayvanlar eşittir" "ama bazıları daha eşittir"

 

Hans Fallada - Herkes Tek Başına Ölür

Ana karakterlerin hepsi, Berlin'de bir apartmanda­ yaşamaktadır.

Fallada'nın eseri, yıllar boyunca ihmal edildi ve çok az tanındı. Ancak, 2009'da İngilizce çevirisinin yayımlanmasıyla birlikte, işçi sınıfının Hitler'e karşı direnişinin somut bir göstergesi olarak kabul edildi.

 

Samuel Beckett - Molloy

Beckett'ın amaçladığı şeylerden biri, ölmüş dostu James Joyce'un üzerindeki etkisini en aza indirgemekti,

Ulysses ile Molloy arasındaki benzerliklere ve farklılıklara bakıldığında, modernizm ve postmodernizm arasındaki temel ayrım ortaya çıkar. Örneğin, Ulysses kesin bir şekilde Dublin’de geçerken Molloy isimsiz bir çorak alanda geçer.

 

J. D. Salinger - Çavdar Tarlasında Çocuklar

…hikayenin başkahramanı olan genç büyümektedir ama bunu istemez.

On altı yaşındaki Holden Caulfield, derslerinin çoğundan kalınca okuldan atılır. Anne ve babasıyla yüzleşmekten korkup Manhattan'a gitmek üzere yola çıkar.

 

James Baldwin - Git Onu Dağda Anlat

John Grimes'ın yaşamındaki bir günü anlatır. John; New York Harlem'de yaşayan on dört yaşındaki siyahi bir çocuktur, ateşli bir vaiz olan üvey babası tarafından büyütülen John, Pentikostal kilisenin değerlerini sorgulamaya başlar. Kitabın başlığı, 19. yüzyıl ortalarında İsa'nın doğumunu kutlayan bir zenci ruhani şarkısındaki dizeden gelir.

 

J. R. R. Tolkien - Yüzüklerin Efendisi

J.R.R. Tolkien (1892-1973) Oxford'da Anglosakson dili profesörüydü ve Yüzüklerin Efendisi'nde, bu eski dilin edebiyatından, özellikle de Beowulf destanından yararlanmıştı. Yararlandığı diğer kaynaklar arasında en önemlileri Gal dili, Nordik ve Germanik masallar ve Finlandiya’nın ulusal destanı Kalevala'dır. Tolkien aynı zamanda, dindar bir Roma Katoliğidir ve yazıları bariz şekilde Hıristiyan inancından beslenmiştir.

 

Vladimir Nabokov - Lolita

Roman, yalnızca 9-14 yaşlarındaki kızlara karşı cinsel istek duyan bir adam hakkındadır. İlk yayımlandığında yol açtığı tartışmalar, günümüzde de devam ediyor.

Georges Simenon - Maigret ve Başsız Ceset

Georges Simenon (1903-1989), dört yüzden fazla roman yazdı, bunlardan yetmiş beşinde başkahraman Parisli polis detektifi Jules Maigret'ti

Detektif, daha ilk sayfalarda gizemi çözdüğü için bu bir polisiye roman değildir.

Eseri ilginç kılan, olaya karışanların başlarına daha önce gelenlerin yavaş yavaş ortaya çıkarılması, özellikle de insanları kurbanlarından ziyade kendilerinden nefret ettikleri için öldürmeye iten şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmasıdır.

 

Necib Mahfuz - Kahire Üçlemesi

Eser, 1919 Mısır Devrimi'yle 1952'de Kral Faruk'u tahttan indiren askeri darbe arasındaki dönemde Abdülcevat Ailesi'nin yaşadıklarını anlatır.

 

Giuseppe Tomasi Di Lampedusa - Leopar

…aristokrat aile Salinaların yükselişini ve çöküşünü anlattığı bu romanda, 19. yüzyıl Sicilya’sını akıllara getirir ve özellikle İtalya’daki çağdaş politikanın içyüzünü gözler önüne serer.

Roman, Giuseppe Garibaldi'nin İtalya yarımadasındaki bağımsız devletleri tek bir ulus haline getirdiği 1860 yılında başlar. Ancak, takma adı "Leopar" olan Don Fabrizio'nun Sicilya eyaletindeki malikanesinde çok fazla değişiklik yoktur; akşam yemeği yenir, tavşan avına çıkılır, balo gerçekleşir ve kibar konuşmalardan başka bir şey olmaz.

Sicilya'ya uzun zamandan beri hükmeden Bourbon'ların elindeki politik gücün engellenemeyen bir şekilde, yeni oluşmaya başlayan burjuvaziye geçişini gösterir.

"Hiçbir şeyin değişmemesi için bazı şeylerin değişmesi gerekir"

 

Chinua Achebe - Parçalanma

Parçalanma, 1 9. yüzyılın sonunda Avrupalı sömürgecilerin Batı Afrika'daki Igbo halkı üzerindeki etkisini anlatır. Achebe, titizlikle ele aldığı tarafsız bir anlatımla, birdenbire ve güçlü bir şekilde ortaya çıkan ilerleme ve modernliğin gelenekçi bir toplum üzerinde yarattığı kaçınılmaz gibi görünen yıkıcı etkiyi tasvir eder.

Kabile köyünün reisi Okonkwo, babasından mümkün olduğunca farklı olmayı saplantı haline getirmiştir. Babası zalimlik pek çok insani zaaf gösterir, böylece oğlu maçoluğu bazen noktasına vardırır. Okonkwo, kendi klanından birini yanlışlıkla öldürünce yedi yıl boyunca sürgüne gönderilir. Döndüğünde, onun yokluğunda gelen beyaz Hıristiyan misyonerlerin halkını ve çevresindekileri zorlayıcı bir şekilde değiştirdiğini görür. Avrupalılar, farkında olmadan Igbo tanrılarını aşağıladığında, iki grup arasındaki gerilim artar. Okonkwo, silahlı direniş çağrısı yapar, fakat halkı ona karşı çıkar; uzlaşmak isterler, çatışma değil. Gururu kırılan Okonkwo, kendisini asar

 

Günter Grass - Teneke Trampet

…düz bir kronoloji değildir. Akıl hastanesine kaldırılan cüce Oskar Matzerath'ın geçmişe dönüp yaşamına baktığı sözde otobiyografisidir. Oskar, kitabın başlığında geçen müzik aletine şiddetle vurarak anılarını çağırır.

Teneke Trampet'te büyülü gerçeklik ve pikaresk unsurlar bulunur

 

Harper Lee - Bülbülü Öldürmek

ABD'nin Derin Güney'inde küçük bir kasabada siyah bir adam, haksız yere tecavüzle suçlanır. Mahkemede onu beyaz avukat Atticus Finch savunur ancak tamamı beyazlardan oluşan jüriyi ikna etmeyi başaramaz. Hikaye, Finch'in kızı Scout'ın bakış açısından anlatılır.

 

Doris Lessing - Altın Defter

Başkahraman Anna Wulf, farklı kapak renkleri olan beş ayrı defter tutan bir yazardır. Siyah defter gerçekleri anlatan bir günlüktür; mavi defter düşüncelerinin, duygularının ve düşlerinin gündelik kaydıdır; kırmızı defter politik düşüncelerine yer verir; sarı kitap ise yazmakta olduğu romanın taslağıdır. Beşinci cilt olan altın defterde, yaşamında birbirinden apayrı duran bu parçaları tek bir bütün haline getirmeye çalışır.

 

Gabriel García Márquez - Yüzyıllık Yalnızlık

Hikayenin geçtiği yer temelde Macondo'dur

Macondo şehrinin insanları, bir şeyin havaya yükseldiğini ya da sıvı bir şeyin bayırdan yukarı aktığını gördüklerinde hiç şaşırmazken demiryollarına ve sinemalara hayretle bakarlar. Yazar açısından bu iki işe yarar: Bu sayede sıradanlığı acayip bir şey gibi betimleyebilir ve onu yeni bir ışıkla aydınlatmış olur. İkinci olarak bu, garip ve mucizevi olayları gündelik vakalara dönüştürür. Bu etki, özellikle politik kötülüklerin anlatımında kullanışlıdır. Grevdeki binlerce işçinin hükümet güçleri tarafından vurularak öldürüldüğü bir olay (1918'deki Kolombiya Muz Katliamı) Marquez'in anlatımında, gerçek hayatta yaşanmış, üstü örtülen bir olayın dehşetini vurgulamak için absürd bir şekilde abartılmıştır.

 

Ursula K. Le Guin - Yerdeniz Büyücüsü

Bir demirci ustasının oğlu olan kahraman Ged'in (Çevik Atmaca diye de adlandırılır), küçük yaşlarda büyü gücü olduğu fark edilince büyücüler okuluna gönderilir. Burada, kurtulamadığı bir canavarı çağırmak için büyü yaptığı sırada bir sınıf arkadaşıyla kavgaya tutuşur. Şekil değiştiren birbirine denk iki rakibin üstünlük mücadelesinde, Ged'in kötücül gölgesinden kurtulma çabası, ustalıkla işlenmiş akıcı bir öyküdür.

(Romanın sonunda) Ged gölgesiyle birleşir

 

Philip Roth - Portnoy'un Feryadı

…psikanalizi ve geleneksel ahlak kurallarını alaya alır. Aynı zamanda, cinselliği daha önceki kurgusal düzyazı eserlerde hiç olmadığı şekilde açık açık anlatır.

Eser; annesi tarafından baskı gören, seks düşkünü ve hüsran dolu genç bir Amerikalı Yahudi erkek olan Alex Portnoy'un psikanalistine hitap ettiği bir monologdan oluşur.

 

Thomas Pynchon - Yerçekiminin Gökkuşağı

başkahramanı, Amerikan ordusunda teğmen Tyrone Slothrop, Londra'da Müttefik İstihbarat için çalışır. Naziler hakkında daha fazla şey öğrendikçe, onlar ve kendi tarafındaki bilim insanları arasında pek çok bağlantı olduğunu fark eder. Ancak bulduklarının gerçek mi yoksa paranoya belirtisi mi olduğu hiçbir zaman anlaşılmaz. Gravitys Rainbow'da metinlerarasılık çok görülür.

 

Manuel Puig - Örümcek Kadının Öpücüğü

Eserin büyük bir bölümü, Güney Amerika'da bir hapishanedeki iki mahkum arasında geçen diyalogdan oluşur.

Biri, vitrin düzenleyicisi Molina'dır, kendisini kadın olarak tanımlayan bir erkek eşcinseldir. Diğeri Marksist devrimci Valentin'dir.

Romanın son bölümü, polis raporu formundadır. Burada, Molina'nın hapishane yetkilileri tarafından Valentin hakkında muhbirlik yapmak üzere oraya yerleştirildiği ortaya çıkar.

 

Stephen King – Medyum

…alkol sorunlarından kurtulmaya çalışan, edebiyata hevesli Jack Torrance'ın, Colorado'da Rocky Dağları'ndaki bir tatil otelinde sezon dışında bekçilik yapmaya başladıktan sonra yaşadıklarını anlatır. Otele karısı Wendey ve beş yaşındaki oğulları Danny ile birlikte yerleşir.

217 numaralı odada gizemli bir kadın ve asansörde maskeli konuklar vardır. Bunların otelin geçmişinden gelen hayaletler olduğu ortaya çıkar. Bunu "ışıltılı" (psişik güçlere sahip) olan Danny, anlar.

 

Umberto Eco - Gülün Adı

tarihsel ve detektif türlerini birleştirir.

Roman, Kuzey İtalya'da 14. yüzyılda geçer. Yaşlı bir Benedikten rahibi olan Melk'li Adso, geçmişe dönüp dine ters düşen rahipleri barındıran bir manastırda Fransisken rahibi Baskerville'li William'ın himayesinde rahip adayı olduğu günleri anlatır. Rahiplerden biri, gizemli bir şekilde öldüğünde William, Adso'nun yardımıyla soruşturmaya öncülük eder.

 

Marguerite Duras - Sevgili

Sevgili, Vietnam'da fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki bir kızın, kendisinden yaşça çok büyük, zengin bir Çinli iş adamıyla yaşadığı aşk ilişkisinin öyküsüdür.

 

Margaret Atwood - Damızlık Kızın Öyküsü

Birleşik Devletler'de yönetim; aşırı tutucu, Hristiyan bir askeri rejim tarafından ele geçirilmiş ve adı Gilead Cumhuriyeti olarak değiştirilmiştir.

…taşıyıcı anneler "damızlık kız" diye tanımlanır ve isimlerini hizmet ettikleri erkeklerin adlarından alırlar: Nitekim, anlatıcı Offred, Fred adlı bir adamın mülkiyetindedir.

Atwood'un vizyonunun en güçlü taraflarından biri, kadınların haklarından ve bağımsızlıklarından yoksun bırakılmasının ne kadar kolay olduğudur. Hükümetin tek yapması gereken, kadınların banka hesaplarını kapatmak ve bütün paralarını kocalarına ya da diğer erkek akrabalarına aktarmak olmuştur.

 

Toni Morrison - Sevilen

Sevilen hem siyahi Amerikalılara yapılan kötü muameleye yönelik etkileyici bir suçlama hem de ışıltılı bir düzyazı olduğu için övülür.

 

Park Kyong-ni -  Memleket

19. yüzyılın son yıllarını ve 20. yüzyılın hemen hemen yarısını kapsar. Yazarın memleketi Kore, bu çalkantılı dönem sırasında monarşiyi kaybetti, Japonya tarafından işgal edildi, sonra müttefikler tarafından hürriyetine kavuşturuldu ve en sonunda, Kuzey ve Güney olmak üzere bölünerek birbirine düşman iki ayrı devlet kuruldu.

Eserde, makro evrende geçen olaylar varlıklı Choi Ailesi'nin beş neslinin değişken talihiyle yansıtılır.

 

Haruki Murakami - Zemberekkuşu'nun  Güncesi

Murakami / eserinde, Japonya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndaki rolü yüzünden, günümüzde yaşadığı suçluluğun üzerine gider.

Kitabın süslü başlığı, geçmişin zembereğinin bugünü etkilemeye hazır oluşunu sembolize eder.

Murakami'nin düş gücü çoğunlukla gizemlidir, sanki direkt ruhundan sayfaya akar. Bu bakımdan yazar, gerçeklikle fantezinin ayırt edilemez hale geldiği postmodern bir dünya yaratır.

 

J. M. Coetzee - Utanç

Üniversitede öğretim görevlisi, ellili yaşlarında, boşanmış bir beyaz olan David Lurie, 20 yaşındaki kız öğrencisiyle uygunsuz bir ilişkiye girmekle suçlanır. Bu suça karşı kendisini savunmak yerine, görevinden istifa eder ve yetişkin lezbiyen kızı Lucy'nin yanında yaşamak üzere Doğu Cape'e gider.

Romanın dönüm noktasına, üç adamın çiftliğe zorla girip Lucy'ye tecavüz ettiği ve David'i ateşe verdikleri anda ulaşılır. İşlenen suçun ardından kimse tutuklanmaz. Baba ve kızı, yaşadıkları travmanın psikolojik ve fiziksel etkisiyle farklı şekillerde baş ederek zamanla birbirlerinden uzaklaşırlar.

 

Roberto Bolaño – 2666

…geleneksel olarak yazarlık derslerinde önerilmeyen hemen hemen bütün işleyiş şekillerini, anlatım kalıplarını ve durumları -örneğin, arka arkaya gelen rüyalar- kullanır ve hepsini yepyeni bir yaratıcılıkla devreye sokar.

İlk ve son bölümlerde, dört edebiyat eleştirmeni en sevdikleri yazar hakkında tartışırlar ve onu bulmaya çalışırlar

 

Chimamanda Ngozi Adichie - Yükselen Güneşin Ülkesinde

1960'ların başında Nijerya'nın üç ana etnik grubunun -Hausa-Fulani, Igbo ve Yoruba- görece uyum içinde yaşadığı zamanlarda başlar. Bu dönemdeki huzurlu sükûnet, daha sonra dizginlerinden boşalan felaketle tam bir karşıtlık oluşturur, her iki tarafta da vahşet yaşanır, iki milyon Biafralı açlıktan ölür.

 

Karl Ove Knausgaard – Kavgam

Norveç'le Naziler arasındaki bağlantıların inkar edilemeyeceğini ileri sürer

 

Elena Ferrante - Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım

Elena ("Leniı") Greco ve Lila Cerullo adındaki iki arkadaşın yaşamlarının ve kariyerlerinin izini süren dört ciltlik Napoli Romanları serisinin ilk bölümüdür.

 

Temalar

Aşk

Macera romanlarının çoğunda, kahramanlar aşık oldukları ya da olacakları zor durumdaki genç kızları kurtarmaya teşvik edilir

aşk çoğunlukla engellenir

 

Zina

Zinanın bir tema olarak göze çarpmaya başlaması, gerçekçiliğin gelişimiyle aynı zamana rastlar. Burjuvazinin yaşamını ve ahlak anlayışını ele alan gerçekçilik…

 

İnanç

…dini baltalamak değildir. Usta ile Margarita'da, Yeni Ahit Bulgakov'un sanatsal amaçlarına hizmet etmek için yeniden yorumlanmıştır. Nikos Kazancakis (1883-1957) Günaha Son Çağrı’da (1955), İsa'nın kutsallığı yerine insana vurgu yaparak tartışmalara neden olmuştur.

 

Aile

Ailelerle ilgili pek çok roman, kan bağlarının neden olabileceği hasarla ilgilidir.

 

Toplum Karşısında Birey

Hiçbir zaman ne olduğu belirtilmeyen bir suçtaki masumiyetini kanıtlama mücadelesinde Joseph K'nın yanında kimse yoktur.

 

Tarih

Tarihsel bir arka plana sahip olan romanlar / okuyucuya geniş kapsamlı, yarı gerçekçi bir bağlam sunar.

tarihsel bir zamanın ve mekanın yer aldığı romanlar / Savaş ve Barış / Tolstoy, Austerlitz Muharebesi (1 805) gibi gerçek olayları anlatır ve hayali karakterinin arasında Napolyon Bonaparte gibi gerçek insanlar vardır.

 

Çatışma

Bütün dramatik olayların temelini çatışma oluşturur.

Psikolojik romanlarda çatışma hiç kimseyle olmasa bile başkahramanın kafasında gerçekleşir.

 

Büyüme

Bir karakterin gençlikten yetişkinliğe geçişini anlatmanın bellti de en iyi yolu, tanrısal bir yükseklikten ve bütün karakterlerin perspektifinden her şeyi açık bir şekilde görebilen bilge bir anlatıcının olmasıdır.

…yazar bir çocuğun düşünme şeklini, söz dağarcığını ve dilini yakalamaya çalıştığında bu durum sorunlu olabilir.

 

Cinsellik

İlk cinsel deneyimlerin anlatımı, Bildungs romanlarda bol bol karşımıza çıkar;, ancak bu, yalnızca Bildungs romanlara özgü değildir. Konunun ele alınışı Silahlara Veda'daki gibi tamamen romantik de olabilir, Portnoy'un Feryadı’ndaki gibi komiklik de içerebilir, Plath'in Sırça Fanusunda ve Stephen King'in Carrie'sindeki (1974) gibi rahatsız edici de olabilir.

 

Para

Romanda para, bir motivasyon kaynağıdır.

Dickens'ta paragözler ön plandadır.

 

Sonradan Olma Zenginler

(Britanya-ABD kaynaklı) yüzden fazla romanda, çok çalışılırsa başarılamayacak hiçbir şey yoktur düşüncesini savunan Amerikan rüyasının yaygınlaşmasını sağladı. Avrupa anakarasından çıkan kurgusal düzyazılar daha karamsar bir hayat görüşüne meyletti.

 

Kaçış

 

Doğa Karşısında İnsan

İnsanların denizle ve deniz yaratıklarıyla mücadelesi, edebiyatta öteden beri süregelen bir gelenektir.

 

Toplumda Sanatçılar

Toplumda kadın sanatçıların yaşadığı kötü deneyimler, 21. yüzyılın başında kurgusal yazıda öne çıktı.

 

Fikirler

Fikir romanları iki ayrı kategoriye ayrılır: yerleşik kavramları kabullenenler ya da sorgulayanlar ve kendilerine özgü spekülasyonlar içerenler.

 

Psikoloji

Psikolojik romanların çoğunda yazar, karakterlerin düşüncelerini açık bir şekilde okura sunar.

 

Sınıf

Sınıf ve dil çok yakın ilişki içindedir. Savaş ve Barış'ta, eğitimli ve kültürlü Ruslar, kendi anadillerinde konuşmak yerine Fransızca konuşurlar.

 

Eğitim

 

Ölüm

Genelde, bir son oluşturur

Pek çok romanda ölüm, beklenmedik bir dönüm noktası olarak yer alır.

Ölüm, detektif öyküleri için tipik bir başlangıç noktasıdır

 

Kader

Bu tema üzerine yazılan roman spektrumunun bir ucunda, ana karakterler kendi kaderlerinin kontrolünü ellerine alırlar.

 

Makineler Karşısında insan

Teknoloji insana kendisinden daha güçlü makineler yaratma olanağı verdiğinde, insanlar bunun ahlaki boyutları ve pratikteki olası olumsuz sonuçları hakkında kaygılanmaya başladılar.

 

Suç ve Ceza

…detektif ve gerilim romanı, tamamen olmasa bile büyük ölçüde suçla ilgilenir

Pek çok romanda, suçlanan kişiler aslında masumdur

 

Taşra

Hardy'nin Yuvaya Dönüş'ünde (1878), Egdon Heath'teki kır manzarası o kadar etkileyici bir şekilde betimlenmiştir ki bazı yorumcular, bunun romanın asıl kahramanı olduğunu ifade etmişlerdir.

 

Ütopya

Kurgusal yazında ütopyalar ilk başlarda, mevcut toplumları geliştiren birtakım düzenler ortaya koymak yerine, toplumsal hiciv niteliğindeydi.

 

Teknikler

Başlangıçlar

…açılışların çoğu ilk iş olarak okurun ilgisini çekmeye ve şu üçünden en az birini oturtmaya çalışır

"Nisan ayında parlak, soğuk bir gündü ve saatler on üçü vuruyordu"

Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

 

Sonlar

…bazıları kasıtlı olarak bir sonuca varmaz, bunun bir nedeni yaşamdaki belirsizlik duygusunu aktarmaktır,

 

Gönderme

Bazı modernist ve postmodernist romancılar, kasıtlı olarak çok az okurun anlayacağı göndermeler yaparlar

Bazı romancılar, okurlarının kendileri kadar yoğun bir kültürel birikime sahip olmasını bekler gibidir

 

Diyalog

Diyalog, romancıların eserleriyle kendi aralarına mesafe koymalarını sağlar, çünkü böylece kurgusal karakterler kendi adlarına konuşuyor gibi görünür. Bu tabii ki bir yanılsamadır ama konuşma inandırıcı olduğu müddetçe etkilidir. Yaygın rastlanan iki gizli tehlike vardır. Biri, açıklama maksadıyla, karakterlerin birbirlerine zaten bildikleri şeyleri arılattığı zaman ortaya çıkar. Öteki ise yöresel konuşma tarzıdır: Açıkça görülen bir şeyi abartılı, yapmacık, dayatmacı ya da anlaşılmaz hale getirebilir

 

Çoklu Bakış Açısı

Birden fazla bakış açısıyla sunulan anlatının en önemli yararı, okurlara tasvir edilen olayları kolaycı (ya da inandırıcı bir şekilde) tek bir kaynaktan anlatılanlardan daha geniş çerçeveli · bir görüntüyle vermesidir. Bu tekniğin potansiyel sorunlarından biri tekrarcı bir hale gelebilmesidir.

 

Zaman Yolculuğu/Alternatif Tarih

 

Trajik Kusur

-başkahramanların karakter bozuklukları nedeniyle yıkıma sürüklenmesi- fikri, Aristo'dan (MÖ 384-322) gelir

Aristocu yaklaşımda, bir trajedinin doruk noktası tam anlamıyla başkarakterin ölümüdür

 

Yüksek Stil/ Alt Stil

 

Öykü mü Olay Örgüsü mü

…fikir ve düşüncelerin olay örgüsü ya da öyküden daha önemli olduğu romanlar, avangard olarak görülme eğilimindedir ve daha dar bir okur kitlesinin ilgi alanındadır.

 

Hiciv

Hicvin asıl amacı güldürmek değildir; hiciv bir öfke ifadesidir.

 

İsimler

 

Anlatıcının Sesi

Romanda anlatıcının sesi genelde Uane Eyre'da olduğu gibi) birinci tekil şahıs ya da (Büyük Umutlar'daki gibi) üçüncü tekil şahıstır. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'da, alışılmadık bir şekilde ikinci tekil şahıs "sen" kullanılmıştır.

 

Niyet

 

Sempati ve Empati

Psikologlar, karakterlerin bambaşka bir çıkmaz içinde olmasının okurların normal kuşkuculuklarından uzaklaşıp, kendi duygularını serbest bırakmasına izin verdiğini tahmin ederler.

Yazarlar karakterlerinin içsel yaşamını ne kadar çok ortaya çıkarırlarsa okurların romanın içinde kendilerinin yansımasını görme olasılığı o ölçüde artar.

 

Sembolizm

Eco, gülün pek çok sembolik anlamı bulunduğundan hemen hemen her şeyi işaret edebileceği ya da hiçbir şey ifade etmeyeceği için ilk romanına Gülün Adı adını verdiğini söylemiştir.

Parodi

Parodilerin çoğu, modası geçmiş üsluplarla ve anlatım biçimleriyle alay etmek için kullanılan bir tür edebiyat eleştirisidir.

 

Dönem Dili

 

Dönüm Noktası

 

Patetik Yanılgı

Patetik yanılgı, nesnelere ve herhangi bir duyguya sahip olmayan varlıklara insani duygular atfedilmesidir.

 

Önceden ima Etme

Önceden ima etme okura daha sonraki olaylar hakkında bir ipucu verir; beklenti oluşturmayı ve heyecanı artırmayı amaçlar.

 

Çerçeveleme

Romanların çoğunda, asıl olayların gelişimi dışta kalan bir öykünün ya da çerçevenin içine alınır, böylece anlatılan olaylara daha geniş bir bağlam ve perspektif kazandırılır.

 

Zaman ve Mekân

 

Geriye Dönüş

 

Betimsel Dil

 

Mor Parçalar

Gösterişçilik

 

Düzeltme

 

…

The Short Story of Novel

Türkçeleştiren: Deniz Öztok

Hep Kitap Yayını, Şubat 2022

…