7 Mart 2017 Salı

Din ve Toplum: Geleneksel Modern ve Postmodern Toplumlarda Din / İşlevsel Dönüşüm

Geleneksel Modern ve Postmodern Toplumlarda Din / İşlevsel Dönüşüm

Ferdinand Tönnies geleneksel toplum tiplemesi yapmış ve bunu Gemeinschaft olarak nitelemiştir. Bu toplum tipinde yüz yüze birincil ilişkiler belirleyicidir ve toplum bir cemaat toplumudur. Cemaat yapısı içinde din kutsallaşır, metafizik bir anlam kazanır. Gesellschaft adı verilen modern toplumda birincil ilişkiler yerini büyük ölçüde ikincil ilişkilere bırakmış, cemaat çözülmüş ve insanlar atomik bireylerden oluşan bir topluluğa dönüşmüştür.
İnsan her zaman bir geleneğin içinde doğar ve gelişir. Geleneği tarihsel perspektifle ele aldığımızda din (ve daha birçok şey) eskiye aitmiş gibi görünür. Modern toplum kendini gelenekten kopuş olarak tanımlamak istediği için sözü edilen bu tarihsel algı hatası çıkar karşımıza.

Klasik sosyologlar geleneksel toplum ile modern toplum arasında genellikle net bir ayırım yapma eğilimindedirler. Sanayi devriminden sonra dünya çok hızlı birtakım değişimler yaşamaya başladı. Modernleşme kuşkusuz geleneğe yapılan en şiddetli müdahale olmuştur. Komünist Manifesto’da Marx kapitalist dünyanın eskiye ait bütün kurum veya alışkanlıkları önüne katarak yok ettiğini, buharlaştırdığını anlatmak üzere “katı olan her şey buharlaşır” der. Modernleşmenin ilk aşamalarında gerçekten de dindarlıktan alabildiğine uzak bir toplumsallık gelişmiştir.
Geleneğin dünyası büyünün hâkim olduğu, yani dünyada olup biten her şeyin dünya dışı bir etkene bağlandığı, her şeyin dünya dışı bir faktörle açıklandığı bir âlemdir. Oysa modernlik, artık dünyada olup biten hiç bir şeyin dünya dışı bir faktörle anlaşılmaya çalışılmadığı, her şeyin görünür nedenlere bağlanmaya çalıştığı bir rasyonelleşmeye denk düşer. Erken dönem sosyoloji çalışmalarının birçoğunda geleneğe ait birçok şey gibi dinin de modern dönemde gücünü kaybedeceği öngörüsü karşımıza çıkar. Weber bu konuda farklı tezlere sahiptir. Ancak modern dönemde, dinin etkisinin azaldığına değil bilakis arttığına tanıklık ediyoruz (Tipik bir din devleti olan İsrail’in kurulması modern dönemin ürünüdür).

POSTMODERN DÜNYADA DİN
Post-modernizm, modernizm sonrasını işaret eder ancak modern sözcüğü çerçevesi belli bir tarihsel dönemi işaret etmediği için sona ermiş değildir. Post-modernizm, modernizmin özeleştirisi olarak okunabilir.
Dinin modern dönemde yok olmayışı sosyoloji çevrelerinde ciddi sıkıntılara neden oldu. Weber odaklı yeni çalışmalar ve dini atıflarla dolu benzer çalışmalar bu rahatsızlık sonrasında artış gösterdi.

Sosyoloji dinin ölümünü beklerken modern dönemde dinin etkisinin artmasını, varlığını daha fazla hissettirmesini Gilles Kepel “Tanrı’nın intikamı” terkibiyle ifade eder.

Modern dönemde dinin etkisini ve önemini artırdığından söz ederken küreselleşen dünyada din algısının sorunlar yaşadığını ve yaşamaya devam edeceğini de göz ardı etmeyelim (özellikle standart belirleme konusunda).

Meta-Anlatıların Sonu ve Dine Yansımaları
“Meta anlatıların sonu” deyimi, ünlü Fransız postyapısalcı düşünürlerinden, Lyotard’ın aynı zamanda postmodernizmi tasvir etmek için kullandığı bir niteleme. Lyotard modernizmin bizi inandırmaya çalıştığı o büyük itikatların geçersizleştiğini “postmodernizm” isimli eseriyle ilan eder. Meta-anlatılardan kasıt modern dönemde geçerli olan ve dünya ölçeğinde işleyen bazı büyük davalar, inançlar veya ideolojilerdir. Aslında bu süreci daha önce Daniel Bell “ideolojilerin sonu” diye nitelemişti.

İnsanlar inandıkları gibi yaşayamadıkları zaman yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar. Maddi yaşam tarzının ürettiği yeni inanç biçimi o yüzden bilgiyle ilgili değil daha ziyade psikolojiyle ilgilidir. Postmodern dönemde dindarlığın yükselişi dinin veya dinî cemaatlerin kent ortamına rağmen biraz da kendi maddi şartlarını yeniden yaratma yollarını bulmalarıyla ilgili sayılabilir.

DİNİN POPÜLER TÜKETİMİ
Postmodernizm tek bir büyük anlatıya bağlanmayı ihtimal dışı bırakır. Buna rağmen, Turner’a göre, inancın sekülerleşmesi yalnızca bilişsel veya entelektüel düzeyde cereyan etmez. “Salt rasyonel eleştirinin bir sonucu olarak insanların artık Tanrıya inançlarının sona ermesi söz konusu değil, daha ziyade inanç, kendisini ya alakasız veya imkânsız kılan gündelik yaşamdaki dönüşümler tarafından kemirildiği zaman insanlar tanrıya inanmaktan vazgeçerler.”
Turner’a göre yaşadığımız dünyada bir sorun hâline gelen dinsel fundamentalizm küreselleşmeye, çokkültürcülüğe ve postmodern çoğulculuğa karşı bir tepki sayılmalıdır.
Dinî inancın veya dinsel mensubiyetin küreselleşmiş postmodern bir toplumdaki en önemli sorunu, gündelik hayatın metaların küresel mübadele sisteminin bir parçası hâline gelmiş olmasıdır.

Dinî yayınlarda yaşanan oransal patlama herkesin kolaylıkla dinî bilgiye aracısız ulaşabilmesini sağlarken, dinî otoritenin de demokratikleşmesini sağlamaktadır.
Görsel, yazılı veya sanal iletişim ağları dinsel sosyalleşmeler ve etkilenimler için çok yeni ve farklı alanlar açmaktadır. Bu alanlarda yeni dindarlık biçimlerinin oluşması ve beslenmesi de mümkün olmaktadır.
Dolayısıyla, postmodernistlerin bir meta-anlatı olarak dine kısa bir ömür biçen bütün gözlemleri popüler kültür ve tüketim kültürünü bir gerekçe olarak gösterseler de bu popüler kültüre rağmen dinin yükselişini, tabir caizse Tanrı’nın geri dönüşünü yeterince değerlendiremedikleri söylenebilir.

---
Din ve Toplum
Editör: Prof. Dr. Yasin Aktay
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın no: 2991

Kasım 2015, Eskişehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder