20 Şubat 2017 Pazartesi

Suç Sosyolojisi: Suç Korkusu

Suç Korkusu
Korku her zaman fiziksel, psikolojik ve sosyal sonuçlara yol açar. Korkunun, insanların düşünme ve davranış yeteneklerini sınırlamak suretiyle davranışlar üzerinde önemli bir etkisi vardır. Suç korkusu, bireyin bir suça ya da suç ile ilişkilendirdiği sembollere karşı geliştirdiği duygusal endişe veya korku tepkisi olarak tarif edilebilir.
Suç korkusu üzerinde gerçek riskten ziyade algılanan risk seviyesi daha etkin rol oynamaktadır.
Bireyler sadece suç sayısı ve yoğunluğu ile değil aynı zamanda günlük yaşamlarında karşılaştıkları sosyal ve fiziksel yozlaşma belirtilerinin etkisiyle de içinde bulundukları sosyal ve fiziksel çevrenin yaşanabilirliğini ve komşuluk ilişkilerini sorgulamaya başlamaktadır.

Suç korkusunu, bireysel ve çevresel faktörler dikkate alınmak suretiyle, üç temel teori ile açıklamak mümkündür:
• Güvensizlik kaygısının, suç eyleminin algılanma ölçüsüne dayalı olarak ortaya çıkıp geliştiğini ileri süren hassasiyet teorisi,
• Güvensizlik kaygısına, suçun kendisinin neden olduğu görüşünü savunan doğrudan veya dolaylı mağduriyet teorisi,
• Güvensizlik kaygısını, bireylerin yakın çevrelerinde resmi ve gayrı resmi kontrolün azalması ile açıklayan sosyal kontrol teorisi.

Suç korkusunun ölçülmesinde vatandaşlarla yapılan anket ve mülakat yöntemi ağırlıklı olarak kullanılmaktadır.

Suç korkusu kavramının çok yönlü ve farklı anlamları olması nedeniyle bu olgunun ölçülmesi çok zordur. Fattah ve Sacco suç korkusunun ölçümü konusunda bilişsel, duygusal ve davranışsal ölçümler olarak üç kategori geliştirmiştir.

Suç korkusu bireysel güvenliğe ilişkin bir duygu hali iken suç mağduriyeti kaygısı ise suç mağduriyetine ilişkin bilişsel bir kaygı durumudur. Suç korkusunu incelerken bir diğer ayrım noktası da gerçek korku ile algılanan korku arasındadır. “Gerçek korku”, bireyin günlük yaşamında karşılaştığı olaylar, geçirdiği deneyimler ve gözlemlediği işaretlerle ilgili bir şiddetli kaygı halidir. Anket çalışmasına katılan bir bireyin bu duyguyu yaşaması, hissetmesi ve o oranda yansıtması pek de mümkün değildir.

Suç korkusunu etkileyen faktörler genelde savunmasızlık ile ilişkilendirilen sosyo-demografik ve çevresel faktörler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Suç korkusu, bireylerin algıladıkları savunmasızlık hissi ile yakından ilgilidir.
Savunmasızlık ile ilgili faktörler kapsamında üç temel grup yaşlılar, kadınlar ve fakirlerdir.
Suç mağduru olma korkusunun oluşumuna yol açan etmenler bireysel ve çevresel faktörler olarak ayrılabilir. Çünkü suç mağduriyeti büyük ölçüde bireyin kişisel karakteristikleri, yaşam tarzı ile iş ve ikamet çevresinin yapısı ile ilişkili olarak meydana gelmektedir. Suç mağduru olma korkusu yaş, cinsiyet, iş durumu, sosyal çevre, yaşam biçimi, ikamet yeri, daha önce mağdur olup olmama ve benzeri diğer birtakım değişkenlere bağlı olarak farklı seviyelerde ortaya çıkar.

Savunmasızlık teorileri kapsamında yaş, suç korkusu çalışmalarında genel olarak anlamlı bir değişkendir.
Araştırmalar ve suç istatistikleri yaşlıların gençlerden daha az suça maruz kaldıklarını göstermektedir. Eşlerinden ayrı ya da boşanmış kişilerin, azınlıkların, büyük kentlerde yaşayanların ve evlenmemiş kişilerin suç mağduru olma oranlarının daha yüksek olduğu yönünde çok sayıda araştırma sonucu bulunmaktadır.
Suç korkusu yaşlılarda suçun kendisinden daha büyük bir sorundur. Bazı yaşlıların suç korkusunun etkisiyle kendilerini dış dünyadan soyutladıkları ve eve hapsettikleri yönünde veriler bulunmaktadır.

Gençler arasında genelde şiddet içeren suçlara karşı bir korku hali öne çıkmaktadır.

Erkekler, kadınlardan daha fazla suç mağduru olmaktadır. Suç mağduriyeti riski daha düşük olmasına rağmen kadınların suç mağduru olma korku seviyelerinin erkeklerden daha fazla olduğu görülmektedir.

Bireylerin eğitim ve ekonomik durumları iyileştikçe suç mağduru olma riskleri de azalmaktadır. Eğitim seviyesi yüksek olan bireyler suç, suçluluk, suç önleme ve mağduriyet konularında daha duyarlı ve bilinçli hareket etmektedir.

Kişisel korku daha önceden maruz kalınan suç mağduriyetleriyle çok yakın bir ilişki içindedir. Suç mağduriyeti güvensizlik kaygısını olumsuz yönde etkilemektedir.

Suç korkusu kentsel yaşamın doğal, ayrılmaz bir unsurudur. Büyük kentlerden küçük kentlere ve kasabalara gidildikçe suçlarda azalma meydana gelmektedir.

İnsanlar her ne kadar günlük yaşamlarında suça maruz kalmasalar da, suç mağduru olabilme düşüncesi onların hayatlarını olumsuz yönde etkilemekte ve bu yönde ciddi bir endişe ve korku yaşamaktadırlar.

Yaşanılan çevredeki toplumsal bütünleşme suç oranını ve suç korkusunu azaltmaktadır.

Medeni olmayan davranışların suç korkusu üzerinde etkisi söz konusudur.

Bakımsız, düzensiz bir çevrede yaşayanlar, iş yapanlar veya farklı nedenlerle geçip gelenler buralarda kendilerini çok daha güvensiz hissetmektedir.

Suç korkusunun oluşması ve artmasında, medyanın suçlara ilişkin haber verme yöntemleri rol oynamaktadır. Suç haberlerinin her gün geniş bir şekilde yazılı, işitsel ve görsel medyada yer almasının bireyler üzerinde olumsuz etkisi olduğu ifade edilmektedir.

SUÇ KORKUSUNUN OLUMSUZ ETKİLERİ

Suç korkusu bireysel çerçevede sıkıntı, endişe veya korku şeklinde doğrudan veya suç mağduru olmaktan kurtulmak amacıyla sosyal aktivitelerin kısıtlanması gibi olumsuz etkileri de içerecek davranış kalıplarının benimsenmesi türünde olabilir.
---
Suç Sosyolojisi
Editör: Prof. Dr. Aytekin Geleri
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın no: 2886
Ocak 2013, Eskişehir

Suç Sosyolojisi: Suç Mağduriyeti

Suç Mağduriyeti
Mağdur, herhangi bir konuda zarara veya haksızlığa uğramış, belirli kazanımlardan mahrum kalmış kişi demektir. Mağduriyet ise söz konusu eyleme bağlı olarak mağdurun içine düştüğü sosyal, ekonomik, hukuki ve/veya ruhsal zarar durumudur.

Bir mağduriyetin meydana gelebilmesi için dört unsurun varlığı gereklidir:
1) Olağan dışı bir olayın meydana gelmesi (suç, kaza ve doğal afet gibi),
2) Meydana gelen olay sonucunda bir zararın oluşması,
3) Zarar ile birlikte hak kaybına uğrayan insanların bulunması ve
4) Ortaya çıkan zararın kişiler üzerinde (mağdur) belli bir süre etkili olması

Mağdur bilimi kavramını ilk önce Amerikalı psikiyatrist Frederick Wertham kullanmıştır. Ancak mağdur çalışmalarını yaygınlaştıran ise Von Hentig’dir.

Her suçun muhakkak bir mağduru olması zorunlu değildir (rüşvet alış-verişi gibi).

Gizli Mağduriyet
Bazı suçlar bilinmez, gizli kalır. Böylece  “gizli mağduriyetler”, “karanlık sayılar”, bir başka ifadeyle “karanlık alan” ortaya çıkar. Bir ülkede işlenen suçların hepsini ifade etmek için “gerçek suçluluk” tabiri kullanılır.
Polisle ilişkileri iyi olmayan, ona güven duymayan toplumlarda ihbar oranı azdır.

Suç sonrası genelde bütün enerji, dikkat ve kaynaklar suçlu üzerine yoğunlaşmakta, mağdur adeta bir kenara itilmekte ve kendi sorunlarıyla baş başa bırakılmaktaydı. Batı’nın ileri ülkelerinde bu durum değişmiş ve mağdurlara yönelik birçok çalışma/uygulama yapılmıştır.

MAĞDURİYET NEDENLERİ
Mağduriyete yol açan suç eylemi kasten, ihmal veya bir istismar (kötüye kullanma) sonucu meydana gelmektedir.
Birey kaynaklı mağduriyetlerde failin kastı önemlidir.
Suç oluşturan eylem mağdur üzerinde fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik olmak üzere dört farklı etki oluşturmaktadır.
Sosyal mağduriyet, bir kişinin sosyal ilişkilerinin zarar görmesi, toplumda statü veya prestij kaybına uğraması sonucu meydana gelen mağduriyettir.

MAĞDUR PSİKOLOJİSİ
Suç sonrası mağdurda meydana gelen kısa süreli etkiler: Öfke, uyku veya dinlenme zorlukları, kafa karışıklığı, ne yapacağını bilmeme, depresyon, titreme, kusma girişimleri, kirlenmiş hissetme, mide bulantısı, çaresiz hissetme ve aşırı hassasiyet.

Suç mağduriyetini önleme temel felsefesi içerisinde hitap edilmesi gereken ana hedef kitle, genel olarak toplumun her kesimidir. Toplumun duyarlı ve bilinçli hale getirilmesi ile suçlar önlenebilir, böylece suç mağduriyetleri azaltılabilir.

Mağdura yardım hizmeti sunan kurumların hedefleri ile mağdurların beklentileri arasında uyum olması gerekir.

Türkiye’deki suç mağdurlarına yardım ve destek hizmetleri;
1. Devlet destekli hizmetler,
2. Özel sektör hizmetleri ve
3. Gönüllü hizmetler,

Devlet Destekli Hizmetler
Yasama organı olan TBMM, suç oluşturan eylemleri tanımlama, bunların karşılığında verilecek cezaları tespit etme, toplumsal ve küresel değişimlere, teknolojik gelişmelere paralel olarak yeni bazı suçlar belirleme, bazı eylemleri suç olmaktan çıkarma, suç mağdurlarına sağlanacak yardım ve destek hizmetlerinin hukuki alt yapısını oluşturma noktasında hayati bir role sahiptir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü toplum hayatımız içerisinde önemli bir yer oluşturan ve potansiyel mağdur grupları olarak tanımlanan çocuk, kadın, yaşlı ve özürlülere yönelik çalışmalar yapmaktadır.

Özel Sektör Hizmetleri
Özel sektör tarafından sunulan hizmetlerin büyük bir kısmı ekonomik kazanç amacına dayalı olup ticari alanla ilgilidir.

Gönüllü Hizmetler
1. Devletten bağımsız olarak kurulurlar.
2. Devlet tarafından kontrol edilmezler.
3. Bazı yardım taleplerini kabul ederler (en azından bağımsız bir kaynaktan gelen yardımları).
4. Kazanç (ticari) amacı taşımazlar.

5. Hizmetleri karşılığında ücret talep etmezler.
---
Suç Sosyolojisi
Editör: Prof. Dr. Aytekin Geleri
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın no: 2886
Ocak 2013, Eskişehir

Suç Sosyolojisi: Organize Suçlar

Organize Suçlar
Organize Suç ve Mafya Kavramı
Organize suç, devamlı suç işlemek üzere gizli bir şekilde örgütlenen üç veya daha fazla kişinin ekonomik kazanç elde etmek amacıyla bir araya gelmek suretiyle suç işlemesidir.
Uyuşturucu, silah ve tarihi eser kaçakçılığı, insan ticareti, ihaleye fesat karıştırma, haraç toplama, çek senet tahsilâtı, organ kaçakçılığı, organize oto hırsızlığı, organize dolandırıcılık, hepsi birer organize suçtur.
Mafya, Sicilya kaynaklı suç örgütleri geleneğini yansıtır ve ilk başta ortaya çıkışında gizli bir suç örgütü olma amacı yoktur, organize suçlarda ise yasa dışılık bu tür örgütlenmelerin başından itibaren mevcuttur.

Beyaz yakalı suç, şirket çalışanlarının görevlerini kötüye kullanmak suretiyle, görevleriyle ilgili konularda işlemiş oldukları suçtur. Bu suç türleri rüşvet, irtikâp, zimmet ve görevi kötüye kullanma gibi suçları içermektedir.

Şirket suçları, şirket yetkililerinin bireysel çıkarları dışında, mensubu oldukları şirketin kurumsal çıkarları için gerçekleştirdikleri yasadışı işlemlerdir.

Mafioso, devlet otoritesinin ve yasaların cezalandıramadığı, kendisine zorla hiçbir şeyin yaptırılamadığı kişidir. İçinde bulunduğu toplum hayatını ve sosyal düzeni benimseyen Mafioso, düzenin yaptırım gücü işlevini görür. Bu gibi tiplerin ortaya çıkmasına imkân veren, devlet organizasyonu yozlaşmış durumlar Mafios toplum diye tanımlanır.

Mafya, bilimsel olarak “merkezi otoriteye karşı yerel gücün direnişini temsil etmektedir.” Mafya devletle, devletin kurumlarıyla çatışma ve savaş içerinde değildir, olmak da istemez. Mafya bu kurumları kontrol altına almaya çalışır.

TÜRKİYE’DE ORGANİZE SUÇLAR
Türkiye’deki organize suç yapılanmalarının kökeninde içinde bulunulan dönemlerin siyasal, sosyo-kültürel, ekonomik ve hukuksal koşullarının oluşturduğu “elverişli ortamların” varlığı bulunmaktadır.
Kervanlara saldıran eşkıyalar ile denizlerde ticari gemilere saldıran korsanlar hiyerarşik bir yapıya dayalı olarak, ekonomik çıkar elde etmek amacıyla tehdit, korkutma ve şiddet yöntemini esas alan ve sürekli suç işlemek üzere bir araya gelerek mafya tipi suç örgütü kurmuşlardır.

İsyancılar ve Eşkıyalar
“Köroğlu Ruşen” bu konu bağlamında üzerinde konuşulması gereken güzel bir örnektir. Köroğlu, başkaldırışın, zayıfların ve mazlumların sesi oluşun simgesi ve mimarıdır. Köroğlu, adamlarıyla birlikte, mevcut idarenin hukuk, yönetim ve yaptırım kodlarının dışına çıkarak kendilerine ait ikinci ve yazılı olmayan bir hukuk ve yaşam şeklini ortaya koymak suretiyle tanınmış, sevilmiş, sayılmış ve etkinlik kurmuştur.
16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun toplumsal yaşamına şekil veren büyük olaylardan biri olan Celali İsyanları, diğer yasa dışı unsurlarla birlikte, merkezi otoriteye karşı örgütlü bir başkaldırışın önemli bir adı ve sembolüdür.
Genelde kırsal kesimlerde meydana gelen isyanlar 15. Yüzyıldan itibaren kentlere doğru kaymaya başlamıştır.
Medreselerde okuyan öğrencilerin (suhteler) başlattığı “suhteyan hareketi” ilk organize olmuş örgütleşmeye dayalı protesto eylemlerinden biridir. Eylemciler sadece isteklerini dile getirmekle yetinmemiş, sokaklarda küçük gruplar oluşturmuşlar, cadde ve sokakları, evleri ve işyerlerini tahrip etmişler ve yağmalamışlardır. Bunlarla da yetinmeyen eylemciler o dönem için pek görülmemiş şekilde kendileri için hedef oluşturan birçok kişiyi de öldürmüşlerdir.

Tulumbacılar
Tulumbacılık, toplumsal yardımlaşma ve dayanışmanın ürünü olan sosyal bir kurumdur. Tulumbacılar sadece gönüllü itfaiyecilik yapmazlar, aynı zamanda ferdi oldukları mahallenin “namus bekçisi,” mahallelinin de “koruyucusu” rolünü yerine getirirlerdi.

Külhanbeyleri
İstanbul’un fethinden sonra inşa edilen ilk hamam olan Gedik Paşa Hamamı’nın külhanı çok sayıda insanın barınabileceği kadar büyüktü. Özellikle kış aylarında evsiz insanlar burada toplanıyorlardı. Aralarında bileği bükülmeyen birisi ön plana çıkıp lider oluyordu. İşi-gücü olmayan insanlar külhanbeyi etrafında toplanıyorlardı. Çevresindeki insan sayısı arttıkça külhanbeyinin gücü de artıyordu. Bulunduğu muhitte yiyip-içiyor ücret isteyenleri dövüp dükkâna zarar veriyorlardı.
İkinci Abdülhamit döneminde toplum ve devlet için ciddi sorun teşkil etmeye başlayan külhanbeyleri, maaş bağlanmak veya iş vermek suretiyle kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır. Devlet, bu şekilde kontrol edilemeyen külhanbeylerinin karşısına başka bir grup veya külhanbeyini çıkararak güçleri dengelemeye, bu yolla da toplumsal yapının zarar görmesini engellemeye çalışmıştır.
Sorun başa çıkılmaz hale gelince “Cihan Ser-Askeri” olarak anılan Rıza Paşa İstanbul’da sayıları 600-700 kişiyi bulan külhanbeylerinin hepsini birden askere alarak Anadolu’nun değişik bölgelerindeki birliklere göndermiş ve böylece bu sorunu kökten çözmüştür.

Kabadayılar
Kabadayılık biraz da tulumbacılığa dayanır. Bileğine güvenen ve nam yapmak merakındaki delikanlılar bu yola meyletmişlerdir.
Kabadayı, toplumun içinde yetişmiş, toplumla iç içe olmuş, özü sözü bir, güvenilir, hakkın ve haklının yanında olan, güce ve haksıza boyun eğmeyen özellikleriyle toplumda saygın bir konuma sahip olmuştur. Kişilik değerleri o kadar sağlamdı ki, bırakın dedikodu yapmayı hasımlarının bile arkasından konuşmayı kendileri için bir zül olarak görüyorlardı. Silah kullanmak yaygınlaştıktan sonra kabadayılığın da suyu çıktı. 1950’li yıllardan itibaren kabadayılar tamamen yasadışı suç aktivitelerine yönelmiştir.

Babalar ve Şefler
Türkiye’de 1960’lı yıllardan sonra yaşanan iç göçlerin mafya gruplarının oluşumu üzerinde önemli bir etkisi olmuştur. Büyük şehirlere göç eden taşralı kabadayılar, özellikle aile veya hemşerilik esasına dayalı mafya yapılanmasına öncülük etmişlerdir. Bu şekilde kendilerine yer edinen, nam salan kabadayılar ya kendi adları ya da geldikleri yerin veya etnik kökenin, isimlerinin başına eklenmesiyle anılmaya başlamışlardır: Kürt İdris, Oflu Hasan, Laz Ziya gibi. Bu dönem kabadayılarında, zengin veya haksızdan alıp haklıya veya ihtiyacı olana verme gibi bir tarz vardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası uyuşturucu kullanımında yayılma olmuştur. Uyuşturucuyla birlikte mafya yapılanmaları hemen bütün suçlara bulaşmış ve kanun karşıtı bir konuma geçmiştir.

Ağabeyler (Abiler) ve Reisler
12 Eylül 1980 darbesinden sonra cezaevlerinde işkencelerden geçirilen ülkücülerin bazıları serbest kaldıktan sonra organize olarak suç grupları oluşturdular. Motivasyonları arasında, devletin zaafa düştüğü alanlarda inisiyatif almak da vardı. Liberal ekonomiye geçiş sancıları çeken Türkiye’deki yapısal eksikliklerin birçoğu bu gurupların güçlenmesi için fırsat oldu. 1990’lı yıllardan itibaren ekonomik güçleri iyice arttı, artık girişimci olarak da kendilerinden söz ettirmeye başladılar.
1996 yılında yaşanan Susurluk Kazası devlet, hükümet ve mafyayı bir arada görmemize imkân sağladı. Önemli bir olaydı bu, ama geçip gitti…

ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTLERİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
1. Ekonomik kazanç amacını taşırlar.
2. Hiyerarşik bir yapı gösterirler.
3. Sınırlı üyelik sistemi vardır.
4. Devamlılık gösterir ve zamanla sınırlı değildir.
5. Yöntem olarak şiddet ve rüşveti ağırlıklı olarak kullanırlar.
6. Faaliyetlerinde uzmanlaşma ve iş bölümü vardır.
7. Tekelci zihniyet taşırlar.
8. Açık ve belirgin kurallara sahiptir.

Organize suç örgütlerinin en önemli amacı ekonomik kazanç elde etmektir. Siyasilere yakın olmalarının nedeni de ekonomik menfaattir.

Faaliyet alanı dar ve yerel olan örgütlerde hiyerarşik yapı oldukça katıdır. Uluslararası faaliyetlerde bulunan örgütlerde ise yapılanma daha esnektir.

Organize suç örgütleri üslendikleri ülke ve bölgelerde başta yasama organı üyeleri olmak üzere devletin önemli kurumlarının üst düzey yetkilileriyle yakın ilişkiler kurmak suretiyle ve gerektiğinde rüşvet vererek onları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isterler. Bu tür yaklaşım ve ilişkiler ağına organize suç literatüründe ‘partito ilişkileri’ denmektedir.

ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTLENMELERİNİN TEMEL ESASLARI
Güven duygusu organize suç yapılanmalarında önemli bir unsurdur. Organize suç örgütleri güven esasına dayalı bir örgütlenme sağlayabilmek için özellikle kan bağı, etnik köken, hemşehrilik, arkadaşlık bağları, ideoloji birlikteliği ve ritüel bağlılığı dikkate almaktadır.

TÜRKİYE’DE ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTLERİNİN ORTAYA ÇIKMASINDA ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER
Yabancıların gizli işbirliği teorisi, organize suçların Amerika’ya göç eden İtalyanlar tarafından getirilen ve Amerikan toplumuna yabancı bir olgu olduğunu ileri sürer.
Etnik miras teorisi, Amerika’ya göç eden yabancıların suç dünyası içinde yer alan aynı etnik kökene sahip suçlu kişileri örnek alarak onların organize suç yapıları içinde yer almalarına işaret etmektedir.
Güçlülerin suçu teorisi, organize suçların güçlüler tarafından işlenen bir suç türü olduğunu, partito ilişkileri vasıtasıyla güçlü konumların daha da sağlamlaştırıldığını ve örgüt elemanlarının yasalar karşısında adeta dokunulmazlık kazandığını ifade eder.
Özel koruma teorisi ise, mafyanın yasadışı alanda işletmecilere ve şahıslara özel koruma hizmeti sunan bir yapı olduğunu, belirli bir ücret karşılığında bu hizmetin sunulduğunu belirtir.

Mafya Tipi Örgütlenmeye Uygun Toplum Yapısının Bulunması
Az çabayla çok kazanmak isteyen kitlelerin kalabalıklaştığı toplumlarda, paraya ulaşmak için kestirme yollara öncelik verilir.

Göçler ve Çarpık Kentleşme
Göç etmek suretiyle hiç bilmedikleri büyük şehirlere gelenler, buralara daha önce yerleşmiş olan hemşehrilerinin yardım ve desteğiyle gecekondulaşmak, devlet arazilerine el koymak, hemşehrileri dışındakileri kendi bölgelerine sokmamak suretiyle bölgesel hemşeri hâkimiyetinin olduğu yerleşim alanları kurmuşlardır.

Yasal Boşluk ve Yetersizlikler
Ceza soruşturma ve yargılamalarının uzun sürmesi, mağdurların beklentilerine cevap vermemesi adalete, hukuk devletine olan güvenin ve inancın sarsılması, mağdurların devletten uzaklaşıp farklı organizasyonlarda çare aramalarına sebep olmaktadır.

Siyasi Otorite Boşluğu
Türkiye’de siyasi otorite organize suçlarla mücadelede kararlı ve güçlü bir irade ortaya koyamamıştır (Susurluk Kazası vakıası bize bunu anlatır).

Ekonomik Otorite Boşluğu
Türkiye’nin demokrasiye ve piyasa ekonomisine geçiş çabaları, pusuda fırsat bekleyen organize suç grupları için kaçırılmayacak elverişli ortamlar sunmuştur.

Bürokrasideki Yozlaşma
Organize suç grupları yasadışı aktivitelerini kolaylaştırmak ve risklerini minimize etmek için yozlaşmış kamu görevlilerine ihtiyaç duyarlar.

Yasaklamalar
Organize suçların ortaya çıkmasında ve gelişmesinde yasaklayıcı ve sınırlayıcı ekonomi ve hukuk politikalarının önemli bir rolü bulunmaktadır.

Toplumsal Özenti
Popüler kültürün empozesi ve reyting endişesi nedeniyle yazılı ve görsel medyada sık olarak yer alan mafya ile ilgili haberlerin ve programların organize suç örgütlerinin ve liderlerinin kamuoyunda meşru bir kimlik kazanmalarında önemli rol oynadığı söylenebilir.

Terörün Varlığı
Organize suç grupları, devlet yetkililerinin bütün dikkatlerini ve enerjilerini terörle mücadeleye yöneltmesini fırsat bilmiş ve kendilerini bu duruma uygun olarak yeniden yapılandırmışlardır.

Eğitim ve Öğretimin Niteliği
Mafya yapılanmalarında eleman tedarikinde eğitimsizlere öncelik verilir.

Çok Çocuklu Aile Yapısı

Fakir ve kalabalık ailelerin içerisinde Kara Murat olmaya hevesli hayalperestler mafya için insan kaynağıdır. 
---
Suç Sosyolojisi
Editör: Prof. Dr. Aytekin Geleri
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın no: 2886
Ocak 2013, Eskişehir

Suç Sosyolojisi: Terörizm

Terörizm
Siyasal Şiddet
Şiddet genel anlamda bir fiziki güç kullanmadır. Bu durumda siyasal şiddet de bu fiziki gücün siyasal amaçlarla kullanılması olarak ifade edilebilir. Siyasal şiddet; siyasal bir çevrede rejime, rejimin aktörlerine ve politikalarına karşı yöneltilen her türlü organize olmuş örgütlü saldırıdır.

Siyasal şiddetin temel nitelikleri
1. Şiddet, karmaşık bir yapının sorunlu bir sonucudur. Bazen kimin asıl sorumlu olduğunu bulmak oldukça zordur.
2. Şiddet zamana ve teknolojik gelişmelere göre değişik araç ve yöntemlerden yararlanır.
3. Şiddet zamana yayılarak gerçekleştirilir.
4. Verilmesi amaçlanan zararlar çeşitlilik gösterir.
5. Şiddet, kendini meşru gösterme arayışındadır.

Terörizm
Türkçe’de karşılığı “korku, dehşet ve tedhiş” olan terörizm kelimesi Latince’den türetilmiştir. Terörizm, terörü belirli bir siyasal amaç doğrultusunda sürekli ve sistemli bir şekilde kullanmayı benimsemiş örgütlü bir stratejik anlayıştır.

Terörizm kelimesinin geçmişi Fransız İhtilaline uzanmaktadır. Fransız ihtilalinden sonra Robespierre’nin yaptığı haksız tutuklama, baskı ve keyfi vergi uygulamalarından oluşan yapı terör rejimi olarak adlandırılmıştır.
Terörizm konusunda uluslararası alanda üzerinde uzlaşı sağlanmış tek bir tanım bulunmamaktadır. Bunun nedeni, doğrudan ya da dolaylı olarak terör örgütlerini desteklemeleridir.

Fransız İhtilali döneminde terör ile devletin halkı keyfi uygulamalar ile yönetmesi, baskı altında tutması anlaşılırken terörizm kavramı ile halkın devlet idaresini zayıflatmak veya ortadan kaldırmak amacıyla gizlice örgütlü olarak saldırı ve eylemler gerçekleştirmesi ifade edilir.
Günümüzde terörizm denildiğinde ilk önce bireysel ve organize grupların devlete veya topluma yönelik şiddet içerikli yasadışı eylemleri anlaşılmaktadır.

11 Eylül 2001’den sonra ABD öncülüğündeki Batı, “İslami terör” terkibini diline dolayarak terör kavramına yeni bir perspektif kazandırmıştır: İslam’a meyyal toplumların baskı altına alınıp yok edilmesi.

Uluslararası Sözleşmelerde Terörizm
16 Kasım 1937 tarihinde Cenevre’de imzalanan bir sözleşmeye göre terörizm; bir devlete karşı ve belli kişi ya da gruplar veya toplumun bütünü üzerinde belli bir niyetle ve planlı olarak terör durumu yaratılmasına yönelik suçlar” olarak tanımlanmıştır.
Terörist olarak nitelenen bir faaliyet, aktif olduğu bölgede iktidarı ele geçirdiği takdirde meşru kabul edildiği için, terör nitelemesi konusunda Batılı ülkelere geniş bir manevra alanı kalmaktadır. Onlarda bu alanı siyasi (ve iktisadi) programlarının lehinde kullanabilmektedirler.

Herhangi bir siyasi organizasyona karşı şiddet içeren eylemler terör olarak kabul edilebilir. Bahanesi ne olursa olsun, siyasal söylemin dili şiddet olduğunda bunun adı terördür.

Tarihin bilinen ilk terör örgütlerinden biri Sicariilerdir. M.Ö. 73-76 yıllarında var olmuştur. Hedeflerine gündüz kalabalık ortamlarda arkadan gerçekleştirdikleri saldırılar ile nam salmışlardır. Elbiselerinin altında sakladıkları kısa kılıçlarıyla saldırıyı gerçekleştiren örgüt elemanları daha sonra kalabalık içine karışarak gözden uzaklaşıyorlardı. Romalılara karşı savaşan Sicariiler, Ananias rahiplerinin manastırlarını ve Herodes Sülalesi’nin saraylarını da tahrip etmişlerdir.
XI. Yüzyıl’da, Ortadoğu’da ortaya çıkan Haşhaşiler de tarihin bilinen en eski dini motifli terör örgütlerindendir. Hasan bin Sabbah’ın kurucusu ve lideri olduğu bu örgüt, kendilerini baskı altında tuttuklarını iddia ettikleri Selçuklulara karşı terör eylemleri yapmak suretiyle mücadele etmişlerdir. Uzmanlık alanları suikastlardır.

Terörizm ile Terör İlişkisi
Terörizm, siyasal amaçlar doğrultusunda planlı ve isteyerek meydana gelirken; terör her zaman iradi bir şekilde ortaya çıkmayabilir. Ancak, günümüz konuşma dilinde bu iki kavram arasındaki fark tamamen ortadan kalkmış gibidir. Terörün özünde umutsuzluk psikolojisi vardır.
Terör, kısaca silahlı eylemler marifetiyle kendini ve davasını duyurma; terörizm ise, bu eylemleri savunan, stratejilerini anlatan, aktaran, geliştiren bir düşünce disiplini veya akımıdır. Teröristler yer altına girer, gizlilik içerisinde çalışır, eylemlerini yapar ve sonuçta bu eylemlerinin amaçları doğrultusunda propagandaya yönelir. Terörizm ise bu aşamadan sonra devreye girer.
Terörizm stratejik bir söylem, terör ise stratejik bir eylem olarak tanımlanabilir.

Siyasi Suç
Kendi ülkesinde terörist olarak görülen birçok kişi diğer bazı ülkelerde “düşünce suçlusu” veya “siyasi suçlu” olarak tanımlanabilmektedir. Ülkeler terörle ilgili tespit ve politikalarında politik, ekonomik ve askeri çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir.

Anarşi, Anarşist ve Anarşizm
Tam ve sınırsız bireysel özgürlükten yana olan anarşizm hiç bir şekilde örgütlenmeyi kabul etmemekte, örgütlenmenin her türlüsünü reddetmektedir. Bu nedenle anarşistler düzenli bir örgütsel yapı olarak ortaya çıkmamışlardır.
Anarşizm bireyi her şeyin üstünde tutarak eşitliğe ve adalete giden tek yolun otoriteyi bütünüyle ortadan kaldırmaktan geçtiğini ileri süren ideolojik akımdır.

Gerilla ve Gerilla Savaşı
Terörist, terörizmle ilgili, tedhişçi, terör yapan, terörizm yanlısı, terör eylemlerine katılan olarak da tanımlanabilmektedir. Gerilla ise, ülkesi yabancı ülke askerleri tarafından işgal edilmiş halkların içinden çıkan ve profesyonel asker olmayan sivil savaşçılardır.
Gerilla kavramının ilk defa 1808-1813 yılları arasında Napolyo’nun İspanya’yı işgalindeki direniş esnasında ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Yakın tarihte Mao, gerilla savaşı üzerinde çok çalışmıştır.
Gerillalar, teröristin uluslararası hukukta sahip olmadığı statülere sahip oldukları için teröristler kendilerini gerilla olarak tanımlamak hevesindedirler.

Siber Terörizm
Terör örgütleri siber ortamda en çok internetin sağlamış olduğu imkânları kullanırlar. Bu yol daha çok propaganda, eğitim, haberleşme, bilgi toplama ve sanal saldırı amaçlı olarak kullanılmaktadır.

TERÖRİZMİN UNSURLARI
Terörizmin dört temel unsuru vardır. Bunlar mağdur, motif, kast ve yöntemdir. Terör bütün insanları da hedef alır. Terör saldırısının motifi, ideolojik bir özellik taşır ve politiktir. Suç kasıtlı olarak, yani bilerek ve isteyerek işlenir. Amaca ulaşmak için kullanılan en belirgin yöntemler ise şiddet, cebir, korkutma ve baskı altına almadır.

İdeoloji Unsuru
İdeoloji, Latince ‘eidos’ ve ‘logos’ kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşmuş bir kavramdır. Çok kısa bir ifadeyle ‘fikirlerin bilimi’ anlamındadır. İdeoloji kavramını ilk kez Fransız düşünür Tracy’nin kullandığı ifade edilmektedir. Tracy’den yaklaşık 50 yıl sonra ise Marks, ideoloji için; “bir insanın ya da toplumsal bir grubun zihninde egemen olan fikirler, tasarımlar sistemi” şeklinde bir tanımlama yapmıştır.
Bir terör örgütü için ideoloji, hedef olarak tanımladıkları noktaya ulaşabilmeleri için takip etmeleri gereken yoldur, yasadışı hareketlerinin rehberidir.
Türkiye’de ve dünyada teröre kaynak oluşturan ideolojileri 3 temel başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar; Marksist-Leninist İdeoloji, Etnik Milliyetçi İdeoloji ve Dini motifli İdeolojilerdir.

Şiddet Unsuru
Terörizm bir anlamda sonuca ulaşabilmek adına takip edilen bir silahlı mücadele yöntemidir, stratejisidir. Terör örgütleri tam anlamıyla antidemokratik ve dayatmacı bir yapıya sahiptir. Şiddet, terörün var olmasının ve devam etmesinin ön koşullarındandır.
Şiddetin üç unsuru bulunur. Bunlar kaynak, kurban (mağdur) ve hedeftir. Kaynak, bir kişi veya örgüt olabilir.

Örgüt Unsuru
Terör örgütlerinde katı bir hiyerarşik emir komuta zinciri vardır. Emre itaat zorunludur. Liderin veya yöneticinin emirlerine uymayanlar çok sert bir şekilde cezalandırılır. Verilen cezanın diğer elemanlar tarafından bilinmesi sağlanır. Bu yolla örgüt içinde baskı ve korkuya dayalı bir yönetim anlayışı oluşturulur.

Uluslararası Olma Unsuru
Bir ülkenin sınırları dahilinde, şayet dışarıdan/başka bir ülkeden destek verilmezse bir terör örgütünün var olması mümkün değildir. Çünkü belli sınırlar dahilindeki tek örgütlü yapı devlettir. Bir devlete karşı mücadele verebilecek organizasyon sadece başka bir devlet olabilir. Bu nedenle terör örgütleri mutlaka uluslararası bağlantıları olan yapılardır. Hiçbir devlet terör örgütlerine destek verdiğini beyan edecek dürüstlükte olmadığı için terör örgütlerinin uluslararası bağlantıları resmi olarak zapta alınamamaktadır.

Terörizm: 1) Yabancılara veya yabancılara ait hedeflere karşı gerçekleştirilirse (turistlerin kaçırılması gibi), 2) Hükümetler veya bir devletten fazla devletin beslediği, desteklediği unsurlarca yapılırsa, 3) Bir yabancı hükümetin veya uluslararası örgütlerin siyasetlerini etkilemek için yapılırsa, uluslararası nitelik kazanır.

TERÖRİZMİN AŞAMALARI
Hazırlık Aşaması
Terörizmin ilk aşaması hazırlık olarak tanımlanır ve planlamanın yapıldığı bir dönemdir.
Hazırlık aşamasında yürütülen faaliyetlerin büyük bir kısmının küçük çaplı eleştiriler, itirazlar ve bunlara dayalı yeni söylemler şeklinde yasal sınırlar içerisinde olmasından dolayı ortada genellikle yasadışılık yoktur.

Örgütlenme Aşaması
Sempatizan kitlesi içinde dikkat çeken, güven veren ve ümit vaat eden kişiler bir araya getirilerek bir örgüt ruhu oluşturulur. Bu dar ve kapalı yapı içinde hem örgütsel eğitim verilir hem de bu kişilerin arasındaki bağların güçlendirilmesi sağlanır. Diğer yasal ve yasal olmayan örgütlerle ve kuruluşlarla temas sağlanır. Toplumda olumlu, güçlü ve itibarlı bir yere sahip örgüt, kurum ve kuruluşlara sızmaya, buralar ele geçirilmeye çalışılır.

Eylem Aşaması
Gerek şehirlerde gerekse kırsalda bireysel ve toplu silahlı eylemler yapmak suretiyle güvenlik kuvvetleri zaafa uğratılır, yıldırılır, vatandaşların devlete olan güveni zayıflatılır. Böylece toplum tam anlamıyla sindirilmek istenir.

İç Savaş Aşaması
İller, ilçeler ve hatta bölgeler ele geçirilerek buralarda örgütün idaresinde yönetimler oluşturulur. Örgütün yabancı ülke yönetimleri ve istihbarat birimleri ile olan yakın ilişkileri bu aşamada daha belirgin bir hal alır. Farklı şekillerde elde edilen yardımlar ile iç savaş başlatılarak yönetimi ele geçirme işi tamamlanmış olur.

TERÖRİZMİN ORTAYA ÇIKMA NEDENLERİ
Bütün ülkeler ve toplumlar için geçerli olacak standart nedenler yerine toplumların yapısına göre farklılık gösteren esnek bir nedenler halkası söz konusudur.
Terörizmin nedenlerinin doğru bir şekilde belirlenmesi, bu soruna karşı geliştirilecek önlemler ve mücadele yöntemleri açısından büyük önem taşımaktadır.

Ekonomik Nedenler
Gelir seviyesinin çok düşük, gelir dağılımının çok bozuk ve adaletsiz olduğu toplumlarda katı sınırlar içerisinde sınıflaşmalar meydana gelir.
Ekonomik unsurların toplumun büyük bir kesimini ilgilendirmesi nedeniyle provokasyona açık bir durum ortaya çıkmaktadır.
İşsiz ve ekonomik durumu zayıf olan kişiler kendilerini toplum tarafından dışlanmış olarak görmekte, öz güvenlerini kaybetmekte, topluma karşı hınç ve intikam duygusu beslemektedir.

Siyasal Nedenler
Siyasi partiler ile Meclise karşı halk desteğinin düşük seviyede olması, toplumda siyasi bilincin yetersiz olması, toplumun belirli bir dini veya etnik kökene tabi gruplarının hak ve hürriyetlerinin sınırlanması, özgürlüklerinin kullanılmasının engellenmesi gibi hususlar terörizmin ortaya çıkmasında etkili olan siyasal nedenler olarak sıralanabilir.
12 Eylül 1980 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan işkenceler ve bölge halkına karşı yapılan haksız muameleler o tarihten itibaren hep PKK terör örgütü için istismar edilen çok güçlü nedenler olmuştur.

Sosyal Nedenler
Sanayileşme ve kentleşmenin getirdiği sorunlar, sağlıksız yerleşim alanlarının olması, iç göçler ve sonucunda meydana gelen çevreye uyum sorunu, aile ve komşuluk bağlarının zayıflaması, sosyal ve kültürel değişmede yaşanan sorunlar toplumsal yapının demokratik değerler dışında feodal özelliğe sahip olması, din ve mezhep ayrılıklarına dayalı sorunlu bir durumun bulunması, eğitim imkânlarının sınırlı olması, dini inançların baskı altında tutulması, güvenlik güçlerine ve devlete olan inanç ve güvenin düşük seviyede olması, ahlaki değerlerin bozulması, bürokrasi ve iş yaşamında yozlaşmanın olması terörizmin ortaya çıkmasında etkili olan sosyal faktörler olarak sıralanabilir.

Kültürel Nedenler
Toplumla yeterince bütünleşemeyen gruplarda alt ve hatta karşıt kültürler meydana gelebilir. Yasadışılığı, şiddeti normal ve çözüm elde etmek için meşru gören bir kültürel koda sahip toplum veya gruplar terörizm için çok elverişli bir kaynak oluşturur. Feodal yapı kendine ait gelenekleri, kuralları ve kültürel kodları ile terörizm için ayrı bir ortamın habercisidir.

---

Suç Sosyolojisi
Editör: Prof. Dr. Aytekin Geleri
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın no: 2886

Ocak 2013, Eskişehir

19 Şubat 2017 Pazar

Makale - Maide Gök - Kadına Yönelik Şiddetin Kuramsal Temelleri ve Çözüm Önerileri - Özet

Makale - Maide Gök - Kadına Yönelik Şiddetin Kuramsal Temelleri ve Çözüm Önerileri

Turkish Studies, Cilt: 11, Sayı: 2, s, 451-472, 2016

 

Türkiye'de kadına yönelik şiddet araştırmaları çoğunlukla nicel ve durumsal (ampirik) tespitlerle sınırlı kaldı.

"Kuramdan yoksun ampirik araştırma kördür"

Çalışma, kadına yönelik şiddeti sadece durum tespitiyle değil; biyolojik, psikolojik ve sosyolojik (yapısal/toplumsal cinsiyet) kuramları birleştirerek mikro ve makro düzeyde açıklamayı hedefliyor.

 

Şiddet yalnızca bedensel güç kullanımı (fiziksel saldırı) ile sınırlı tutulamaz. Yasal olmayan fiziksel eylemlerle sınırlı tanımlar; ekonomik, cinsel, sözel ve psikolojik şiddeti görünmez kılmaktadır.

 

Şiddetin Kökenleri

Hobbes'un "İnsan insanın kurdudur" söylemi…

Şiddetin erkeklerde daha yaygın olmasını biyolojik cinsiyet farklarına bağlayan doğacı-özcü bakış açısı…

Freud'un şiddeti insanın temel içgüdülerinden biri olan saldırganlığa bağlaması ve eğitim/terbiye ile kontrol edilebileceği varsayımı…

 

Babasının annesini dövdüğünü gören erkek çocukların yetişkinlikte eşlerine şiddet uygulama olasılığı 7 kat artmaktadır.

 

Kadınların faile ekonomik olarak bağımlı kalması şiddet döngüsünü pekiştirir.

 

Türkiye'deki araştırmalar çoğunlukla nicel verilere odaklanıyor, kuramsal ve nitel (post-modern feminist bakış açısı gibi) derinliğin eksik kalması şiddetin karmaşık yapısını anlamayı zorlaştırıyor.

…