Ali Ünal - Ömer
Gürânî'nin Terceme-i Müntehab Min Fütûhât-I Mekkiyye Adlı Eserinin Yeni
Harflere Çevirisi ve Tahlili - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 2006
Şeyh Ömer Gürânî (Molla Gürânîli) Hayatı ve Eserleri
Ömer Gürânî’nin hayatı hakkında kaynaklarda geniş bilgi yok
1683 yılında doğmuş, 1744 yılında vefat etmiştir.
Tasavvufi meselelerde, özellikle "kendini bilen Rabbini
bilir" (Men arefe nefsehû...) hadisi ve "semme vechullah"
(Allah'ın yüzü oradadır) kavramları üzerine derin tahliller yapmıştır.
Ömer Gürânî’nin Eserleri
Tercüme-i Müntehab
min Ebvâbi’l-Fütûhâti’l-Mekkiyye
303 varaktan oluşan bu devasa eser iki bölümden oluşur; ilk
bölümde Fütûhât'ın 11. bâbından itibaren 134 bâb tercüme ve şerh edilirken, ikinci
bölümde Gürânî’nin kendi "Vâridât"ı ve diğer ariflerin sözlerine
yaptığı şerhler yer alır.
Gürânî'nin seçtiği 134 bâbın İbnü'l-Arabî'nin
sistematiğindeki dağılımı şöyledir:
Marifetler: 9 bâb
Muâmeleler: 26 bâb
Haller: 28 bâb
Menziller: 18 bâb
Münâzeleler: 19 bâb
Makâmlar: 26 bâb
Vâridât-ı Ömer Gürânî
Bu kısımda 174 tasavvufi kavramın (yakaza, rü’yet, arş, nur
vb.) açıklaması ve çeşitli ariflerin (Mevlânâ, Konevî, Sühreverdî) eserlerinden
seçmeler bulunur.
Tercüme-i Müntehab Min Ebvâbi’l-Fütûhâti’l-Mekkiyye ve Tahlili
İbnü’l-Arabi ve diğer mutasavvıfların görüşleri ışığında eserde
geçen temel tasavvufi kavramların tahlilini içerir.
Nikâh Sembolizmi (11. Bâb)
Âlemin yaratılışı, aktif "babalar" (ruhlar) ile
pasif "analar" (tabiat/unsurlar) arasındaki metafizik bir nikâhla
remzedilir.
Tecellî
Gaybten gelip kalpte zahir olan nurlar ve ilahi isimlerin
çeşitli şekillerde görünmesidir.
Tevhîd, sadece Allah'ı birlemek değil, O'ndan başka varlık
görmeme (şuhûdî) ve sadece O'nu dileme (kusûdî) halidir.
Mücâhede nefse karşı açılan "cihad-ı ekber"dir.
Tûl-i emel hiç ölmeyecekmiş gibi insanın dünya için
çalışması, kasr-ı emel hemen ölecekmiş gibi âhiret için çalışmasıdır.
Tevekkül, kalbin Allah’a itimat etmesi ve halkın elindekine
göz dikmemesidir.
Rızâ, kaderin acı tecellileri karşısında kalbin huzurunu
korumasıdır.
Marifet Allah'ı vasıtasız, kalbi tecrübe ve "zevk"
yoluyla tanımaktır. Gerçek marifet, Allah’ı hakkıyla tanımanın imkânsızlığını
(hayret ve dehşet makamı) idrak etmektir.
Sıdk ve Sadâkat
Sıdk, özün söze, hükmün olguya uygun olmasıdır.
Sadâkat ise hem lütufta hem kahırda kalbin Hakk'a olan
bağlılığının değişmemesidir.
Şatah ve Şathiyyât
Manevi coşkunluk ve tecellilerin etkisiyle, velilerin
kendinden geçerek söyledikleri, zahiren şerîata aykırı gibi görünen sembolik ve
kapalı sözlerdir.
Telvîn, sâlikin yolda iken hâlden hâle, renkten renge
girmesidir.
Temkîn ise vuslata erince istikamet üzere karar kılması ve
sarsılmaz bir makama yerleşmesidir.
Fenâ
Fenâ fi'l-kusûd: Kendi arzusunu Allah'ın iradesinde yok
etmek (Lâ maksûde illallah).
Fenâ fi'ş-şuhûd: Her şeyi O'nun tecellisi olarak görmek (Lâ
meşhûde illallah).
Fenâ fi'l-vücûd: Varlıkta fani olmak (Lâ mevcûde illallah).
Ömer Gürânî ve Müntehab (Seçki) Geleneği
Osmanlı'nın son dönemindeki şerh ve haşiye geleneği, bir
yaratıcılık eksikliği değil; aksine devasa bir mirası (zinciri) yeni bir halka
ekleyerek bugüne taşıma ve zamana uyarlama faaliyetidir.
Fütûhât-ı Mekkiyye ile ilgili müntehab ve şerh geleneğinin
belli başlı isimleri…
Gürânî'nin seçtiği 134 bâbın içerik bilgisi…
Ömer Gürânî’nin Müntehabâtı ile Fütûhât-ı Mekkiyye’nin Metin
Karşılaştırması
Bu bölüm Osmanlı şerh ve tercüme geleneğinin
"özetleyerek derinleştirme" yöntemini açıkça ortaya koyuyor.
bnü’l-Arabî (Tam Metin): Marifeti yedi ilme ayırdıktan
sonra, özellikle "Tecelliler İlmi" kısmında evrenin yaratılış
hiyerarşisini (İlk Akıl, Küllî Nefs), tabiatın nurlar ve karanlıklar arasındaki
etkileşimini ve varlığın matematiksel mertebelerini (207.600 mertebe)
detaylandırır.
Ömer Gürânî (Müntehab): Gürânî, kozmolojik ve matematiksel
detayları (mertebe sayıları, İlk Akıl-Küllî Nefs teknik süreci) eleyerek,
doğrudan sâlikin (yolcu) Allah ile olan ontolojik ilişkisine odaklanmıştır.
Gürânî için önemli olan "bilgi" değil, "vukufiyet ve kulluk"
bilincidir.
İbnü’l-Arabî'de: Nûr ve zulmetin birbirini nasıl etkilediği
daha teknik bir metafizik dille anlatılır. Gölgenin "imkân" dahilinde
olması, evrensel bir oluşum süreci olarak tasvir edilir.
Ömer Gürânî'de: Gürânî, bu metaforu sâlikin seyr-u sülûkta
düşebileceği iki tehlikeyi (Cehil ve İddia) anlatmak için kullanır.
Tercüme-i Müntehab Min Ebvâbi’l-Fütûhâti’l-Mekkiyye
11. Bâb: icâd-ı âlemin sırrı (nikâh ve cem‘)
12. Bâb: arş, istivâ ve zamanın devri (istidâre)
13. Bâb: ferş ve hamele-i arş (gök ve yer hiyerarşisi)
…
Gürânî, Abdülkerim el-Cîlî'nin İnsan-ı Kâmil eserindeki bazı
görüşlerini, İbnü'l-Arabî'ye muhalefet olarak nitelendirir ve buna şaşırır.
Gürânî'ye göre bu muhalefetin sebebi ya metni okumamış olmaları ya da kendi
"zevklerini" (manevi tecrübelerini) hakikatin önüne koymalarıdır.
Muvahhid kişi, Allah ve Resul isimlerini zikrederken
bunların hakikatte tek bir "Hüviyet"te birleştiğini bilir.
Varlık dairesindeki 28 menzil, 28 harfe tekabül eder.
Şeyhü'l-Ekber, tüm harflerin bu menzillere girdiğini ancak
"Cim" harfinin bu dâireden teberrî ettiğini (ayrıldığını) söyler.
İbnü'l-Arabî, "Cim" harfinin neden dışarıda
kaldığını bilmediğini açıkça itiraf eder.
Allah muvahhitlere "Beni neyle bildiniz?" diye
sorar:
Aklıyla Tevhid Edenler: Yanılmıştır, çünkü akıl Allah'ın
yarattığı bir sınırdır.
Zâtında Tevhid Edenler: Allah'ı bulamamıştır, çünkü Allah
ancak sıfat ve fiilleriyle tecelli eder.
Varlık Birliğinde Yanılanlar: "Beni mezâhirde (görünür
olanda) bildiniz ise hulûle (Allah'ın bir şeye girmesine) kail oldunuz"
denilerek uyarılırlar.
Sonuç: Gerçek tevhid, kulun kendi varlığını yok ederek
(fenâ) Allah'ın kendi kendini tevhid etmesine şahit olmasıdır.
Hayâl olmasa insan hayvandan ayrılmazdı
Ne kadar güzel iş varsa bizdendir, ne kadar çirkin iş varsa
o da bizden haric değildir.
İlimde mevcut olana kanâat edip ziyade ilmin talebini terk
eyleme.
Dünya bir nehirdir. Bu nehirden kana kana içenler (dünyaya
dalanlar) susuzlukları artarak yolda kalırlar.
Garaz (amaç), marazın (hastalığın) sebebidir
Sabrın 6 Türü
Fîllah: Allah uğrunda çekilen ezaya sabır.
Maallah: Azabın içinde "Muazzeb-i Hakikî"yi
(Allah'ı) görerek sabretmek.
Ala'llah: Allah'ın varlığını tam bulamamışken çekilen hasret
sabrı.
Billah: Sabreden bizzat Allah'ın kendisi olması (Kurb-i
nevâfil sırrı).
Mine'llah: Kuldan güç çekildiğinde, Allah'tan yardım
isteyerek sabretmek.
Ani'llah: En büyük makamdır. Allah'tan ayrı kalmaya
sabretmektir ki bu sadece dünyada olur, ölümle biter.
Yüceltme ve alçaltma terazisi Hakk'ın elindedir. O,
dilediğini aziz, dilediğini zelil eder. Ancak Hakk'ın her fiili "hayır"dır;
O'nun tasarrufunda "şer"e yer yoktur.
"Ben aşığım" diyen kişi, bu iddiasıyla imtihanı ve
teklifi (sorumluluğu) üzerine davet etmiş olur.
Yaratıcı, yaratılan ve yaratma eylemi
Bir tane (tohum) kendi içinde bütün bitkiyi (kök, sap,
yaprak) barındırır.
Gayret, Hakk'ı mahlûkattan
ayrı görüp "başkasına" (gayrıya) duyulan bir kıskançlık veya
sınırlamadır.
Sonuç
Anadolu'nun maruz kaldığı üç büyük sarsıntı: Haçlılar,
Moğollar, Babailer
Bunlar Celâli tecellilerdir.
Bu yıkımın karşısında İbn Arabî, Mevlânâ, Yunus Emre ise Cemâli
tecellidir.
İbn Arabî (Arapça), Mevlânâ (Farsça) ve Yunus Emre'nin
(Türkçe) hakikati anlatır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder