Doğan
Avcıoğlu - Türklerin Tarihi Cilt 2 -
Notlar
2. Basım, Tekin Yayınları, 1978
Göktürkler
Kökenleri hakkındaki bilgiler Çin kaynaklarıyla sınırlıdır.
Çin kaynaklarında yer alan ilk efsaneye göre Türkler, eski
Hunlardan inen, Aşina ailesi soyundan gelen ayrı bir topluluktur.
Efsaneler bozkırda gerçek sayıldığı için önemlidir. Göktürk
siyasal birliğini kuran Aşina soyunun göksel/tanrısal kökenli bir kurttan
türediğine inanılması, onlara diğer boylar üzerinde soyluluk ve üstünlük
kazandırır. Kurt, Aşina soyunun atası, koruyucusu ve totemidir.
Altay dağlarının zirvelerinden biri miğfere benzediğinden,
onlara miğfer anlamına Türk adı verilir.
Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı
Altaylarda Juan-Juan'lara bağımlı olarak demircilik yapan
Göktürkler, Bumin (T'u-men) yönetiminde güçlenerek ipekli ve pamuklu kumaş
ticareti amacıyla Çin sınırına gelmişlerdir.
To-ba devletinin Batı kanadı, rakiplerine karşı denge kurmak
için Bumin ile ittifak kurmuş ve 545 yılında elçi göndermiştir.
552 yılında Batı To-ba ile ittifak halinde Juan-Juan'ları
büyük bir bozguna uğratarak İ-li Kagan unvanını almış ve böylece
"Kagan" unvanı Hunların "Tanhu" unvanının yerini almıştır.
Göktürkler / Keçe çadırlarda kalır, su ve otlak peşinde
göçebe bir hayat sürerler; başlıca geçim kaynakları sürü yetiştiriciliği ve
avcılıktır.
Et yer, kımız içer, kürk ve yün kumaşlar giyerler.
İhtiyarlara pek saygı göstermeyip güçlü çağdaki insanlara
değer verirler; ruhlara tapıp şamanlara inanırlar.
Silahları ustalıkla kullanırlar.
Hukuk sistemleri oldukça acımasızdır; isyan, ihanet, adam
öldürme, zina ve bağlı bir atı çalma suçlarının cezası ölümdür.
Çin İmparatoru, diplomat-general Ç'ang-sun Şeng'in
tavsiyesiyle Doğu ve Batı Göktürk kağanları arasındaki gevşek ilişkileri
düşmanlığa çevirme stratejisi izlemiştir.
Doğu Türk oymakları dağıtılıp parçalanmış; Sarı Nehir
dirseğinde, belli yerlerde Çin valilerinin denetiminde oturmaya zorlanmıştır.
Burada bir milyondan fazla Türk nüfusu toplanmış ve bir kısmı zamanla tamamen
Çinlileşmiştir.
Türk beylerinin soylu erkek çocukları kul (köle), kız
çocukları ise cariye yapılmıştır.
Tonyukuk'a göre; bu durumun sorumlusu kağanlar değil, hanını
bırakıp Çin'e yeniden teslim olduğu için Tanrı tarafından cezalandırılan,
mahvolan ve yok olan "Türk budunu"dur (halkıdır).
İpek Yolu ticaretiyle geçinen Soğdıyan, Buhara ve Toharistan
gibi küçük krallıklar, Türk boylarının bitmek bilmeyen ayaklanmaları yüzünden
güvenliği Çin'den beklemiş ve Çin'e sığınmışlardır.
Doğu Göktürk siyasal birliğinin 630'da yıkılmasından sonra
Türk boyları Ordos bölgesinde Çin denetiminde yaşamış; Çin'in atadığı kukla
kağanlar birliği sağlayamamıştır. 639 yılında Kür-Şad ve 39 arkadaşının Çin
İmparatoru'nu kaçırmak üzere yaptığı saray baskını fırtına engeline takılarak
başarısız olmuş ve ölümleriyle sonuçlanmıştır. Benzer şekilde 679'da başlayan
ihtilal de başarısız olmuş ve Aşına Fu-men ile 53 arkadaşı 681'de idam
edilmiştir.
Aşına soyundan olan ve "Şad" unvanını taşıyan
Kutluğ, Orhun yazıtlarına göre yanındaki 17 erle Çin'e karşı bağımsızlık
mücadelesini başlatmıştır. Bu sesin duyulmasıyla etraftan toplanan Türkler önce
70 kişiye, ardından da Çin ordusuna karşı mızrak sallayan adeta
"kurt" gibi bir orduyla 700 kişiye ulaşmıştır.
Çin kültürüyle yetişmiş eski bir Çin memuru olan Tonyukuk
(İhtiyar Kurt), Kutluğ'un başdanışmanı ("ayguçi") ve komutanı
olmuştur.
Türk ordusu henüz iki bin kişiyken, üç bin kişilik Oğuz
ordusunu İnek Gölü (İnigek Köl) civarında yapılan savaşta yenilgiye uğratmış ve
nehre dökmüştür. Bu zaferin ardından bozkırdaki diğer boylar da Ötüken'e
gelerek katılmış ve ordu iki katına çıkmıştır. Böylece kutsal Ötüken merkezli
yeni devlet kesin olarak kurulmuştur. Kutluğ, bu aşamadan (muhtemelen 682'den)
sonra devleti toparlayan anlamına gelen "İlteriş Kağan" unvanını
almıştır.
Bilge Kagan, Ötüken'de duvarlarla çevrili bir kent
yaptırmaya özendiğinde, başdanışmanı Tonyukuk bu girişimi engellemiştir.
Tonyukuk'un gerekçesi, bozkır insanının gücünü hareketliliğinden (göçebe yaşam
tarzından) almasıdır. Ona göre yerleşik hayata geçmek, Türklerin hareket
kabiliyetini yok edecek ve kaçınılmaz olarak Çin tutsaklığına yol açacaktır.
Uygurlar
Uygurlar, Türk budunundan farklı olarak Dokuz Oğuz budunu
gibi Töles boylarındandır.
Göktürk denetiminden çıkan Dokuz Oğuz budunu, Uygurlar ile
ittifak kurarak Göktürk Kaganlığı'nın yıkılmasında çok önemli bir katkıda
bulunmuş ve ardından Uygur hükümdarı Moyunçur'un yönetimine girmiştir.
Şato Türklerinin Çin kültürüne bıraktığı en büyük sosyal
miras, T'ang sülalesi döneminden beri bilinen ancak Şatolar döneminde çılgınlık
derecesinde sahiplenilen futbol oyunu olmuştur.
581 yılında Çin'de Sui soyu başa gelerek üç yüz yıl sonra
ilk kez Çin'i birleştirmiş ve devleti güçlendirmiştir. Bu durum Göktürklerin
çöküntü dönemini başlatmıştır.
Rusya ve Avrupa'da Türkler
VI. yüzyıl Bizans kaynaklarında sıkça geçen Ogur Türklerinin
iki kolu olan Utigurlar (Azak Denizi doğusu ve Kuban arası) ve Kutrigurlar
(Azak batısı) birbirlerine karşı büyük bir düşmanlık gütmüşlerdir.
Kutrigur şefi Zabergan, Antlar (bir Slav kolu) ile
birleşerek Trakya ve Yunanistan'ı yağmalamış, Çorlu'daki 40 kilometrelik Bizans
surlarını aşarak İstanbul surlarına kadar dayanmış ve haraç alarak geri
dönmüştür.
558 / Avar Kaganı, Bizans'a elçi (Kandık) göndererek toprak
ve yıllık ücret karşılığında imparatorluğu korumayı teklif etmiştir. Bizans ise
toprak vermeden sadece yıllık ücret vaat etmiştir.
Avar egemenliği, Balkanlar'ın Türkleşmesine değil, Slavların
sistemli göçüyle Slavlaşmasına yol açmıştır.
Avar Kaganlığı, 805 yılında Bulgar Türklerinin indirdiği son
darbeyle tamamen çökmüş; geriye kalan Avar grupları yerli halklar içinde
eriyerek dillerini unutmuşlardır.
Avarlar Avrupa’ya üzengiyi getirmişlerdir. Üzengisiz ata
binen Avrupalılar bu sayede at üstünde dengede kalmayı öğrenmiştir.
Ordos (Çin) kökenli ve tüm bozkırı kapsayan "hayvan
üslubu" sanatı Avarlar aracılığıyla Avrupa içlerine taşınmıştır.
Göktürklerin batı kanadı (İstemi Kagan dönemi) bölgeden
çekilince, Karadeniz'in kuzeyindeki boylar Attila'nın küçük oğlu İmek'in
soyundan gelen Dulo ailesine mensup Han Kurt (605-665) çevresinde askeri
demokratik bir birlik kurmuşlardır. Bu konfederasyona "Büyük
Bulgarya" adı verilmiştir.
Tuna Bulgarlar
Han Kurt’un (Kobrat) oğlu Asparuh, 660 yılında Bizans’tan
izin alarak Tuna ağzına yerleşmiş ve sınır bekçiliğini üstlenmiştir.
Bizans İmparatoru Konstantin’in 679’da gönderdiği büyük ordu
ve donanmayı, Asparuh bataklık coğrafyasında "Turan taktiği" (geri
çekilme ve topraktan tabyalara sığınma) uygulayarak yıpratmış ve mağlup
etmiştir. Bizans haraç ödemeyi kabul etmiş ve başkenti Pliska olan Bulgar
Devleti’ni resmen tanımıştır.
Hristiyanlık (özellikle Ortodoksluk), mevcut toplumsal
düzeni ve hükümdarların yetkisini Tanrı'nın sarsılmaz bir yasası olarak kabul
ettirdiği için Bulgar soyluları (boyarlar) arasında hızla destek bulmuştur.
Eski inançlardan kopuş kolay olmamıştır.
Hristiyanlığın kabulü, Bizans hukuk ve saray kültürünün
benimsenmesi ve ardından Slav dil/alfabesinin seçilmesi, Tuna Bulgarlarının
Slav kitleleri içinde eriyerek zamanla bir Türk devleti olmaktan çıkıp Slav
devletine dönüşmesine yol açmıştır.
İbn Fadlan 922 yılında geldiğinde Bulgarların henüz kentleri
(şehirleri) yoktu ve çadırlarda yaşıyorlardı.
Tuna Bulgarları Kadınlı-erkekli nehirde çıplak yıkanırlardı
İbn Fadlan bunu ahlaksızlık saysa da, Bulgarların zinaya
karşı çok katı olduğunu, zina eden kadın veya erkeği ikiye bölerek
cezalandırdıklarını belirtmiştir.
Seyhun kuzeyindeki Oğuzlar, akar suyu kutsal sayıp
kirletmekten korktukları için yıkanmazlardı; onlar ateşin temizleyiciliğine
inanırlardı. Kadınları peçe kullanmaz ve vücutlarını örtmezdi.
Çarlık Rusyası Kazan Türklerinin bir kısmını zorla
Hristiyanlaştırmış ve bunlara "Kreşin" denmiştir.
Hristiyanlaşmaya direnen Kazan Türkleri, Volga Bulgarlarının
ticaret ve zanaat yeteneklerini sürdürmüştür. XVIII. Yüzyıldan itibaren Orta
Asya ticaretinde aracılığı ele geçirip sanayiye yönelen Kazan burjuvazisi,
feodallerin egemenliğini kırmıştır.
Kazanlılar, feodalizmden kapitalizme geçişte ilk başarıyı
gösteren Türk ve İslam topluluğudur ve Turan kültür birliği ideolojisini
savunmuşlardır.
Yahudi Hazar Türkleri
Batılı kaynaklar bozkır Türklerine genellikle
"barbar" derken, Hazarları "adil, hoşgörülü, canlı bir ticarete
ve disiplinli orduya sahip uygar bir toplum" olarak över. Bu övgü,
Hazarların Museviliği (Yahudiliği) kabul etmesinden kaynaklanır.
Batılı tarihçilere (Dunlop, Obolensky, Artamonov) göre;
Hazarlar Kafkaslar'da İslam ordularını yüzyılı aşkın süre boyunca durdurarak
Bizans'ın çökmesini ve İslamiyetin Doğu Avrupa'ya yayılmasını engellemiştir.
Jordanes, Pegulevskaya ve Togan gibi tarihçiler Hazarları
Hun topluluğu olan Akatzir'lere (Ak Hazar) bağlar.
Mes'udi ise Hazarların, İranlıların Sabar Türklerine verdiği
bir ad olduğunu savunur. Zamanla Sabar, Saragur, Utigur gibi Ogur boyları Hazar
adı altında birleşmiştir.
Hazarlar, 628'de T'ong Yabgu'nun öldürülmesinden sonra
bağımsızlık kazanmış ve 650'lerde Kuban'daki Bulgar Devleti'ne son vererek
güçlü bir devlet olmuşlardır. Hazar hükümdar soyunun Göktürk kagan soyu Aşına
(Ansa) ailesinden geldiği görüşü hakimdir.
Arap orduları Kafkaslar'a geldiğinde Gürcü ve Ermenilerle
hoşgörülü vergi antlaşmaları yaparak onları da yanlarına almış ve Hazarlara
saldırmıştır.
Arapların iç karışıklıklarından yararlanan Hazarlar, 685 ve
693'te Kafkas geçitlerini aşarak Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'ı istila
etmiş, Diyarbakır'a kadar ulaşmışlardır.
721-722'de Araplar Belencer'i ikinci kez aldığında adam
başına 300 dinar ganimet düşmüştür. 730'da Hazar Barcık, Erdebil'de Arap
ordusunu yok etmiştir. Ertesi yıl Araplar Belencer ve Semender kentlerini
yağmaladığında bu kez adam başına 1700 dinar ganimet düşmüştür; bu durum Hazar
kentlerindeki muazzam zenginliği göstermektedir.
737 yılında Mervan komutasındaki Arap ve Ermeni ordusu
Hazarlara ansızın saldırmıştır. Mervan, Hazar başkenti İtil'i kuşatmış, Hazar
ordusunu mağlup ederek Hazar Tarhanını öldürmüştür.
Kaçan Hazar Kaganı barış istemiş, zorla İslamiyeti kabul
etmiştir.
Kagan bu dini gerçekten benimsememiş, birkaç yıl sonra Yahudiliği
(Museviliği) seçmiştir. Emevi-Abbasi iç kavgaları başlayınca Arapların
fetih gücü kırılmış, Hazarlar bölgeyi elinde tutarak Doğu Roma'yı ve Volga
kıyılarını İslamiyetten korumuşlardır.
Fetihlerden vazgeçen Abbasiler, Hazarlarla ilişkileri
düzeltmek istemiştir. 758'de Halife el-Mansur, Ermenistan Valisi Yezid İbn
Useyd’e bir Hazar prensesiyle evlenmesini emretmiştir.
Hazar prensesi doğum yaparken çocuğuyla birlikte ölünce,
Hazar kaganı kızının öldürüldüğünü düşünerek savaş açmış (As Tarhan
komutasında) ve Halife ordusunu yenmiştir.
Irak Yahudileri, Hazarların günün birinde gelip Abbasi
Halifesini yok edeceğine inanmışlardır.
Bu beklentiler, Hazarların İslam'a karşı direnişteki gücünün
birer yankısıdır.
Hazarlar, Bizans için İslam Araplara karşı çok değerli bir
müttefik olmuştur.
Hazarlar bozkırdaki egemenliklerini pekiştirerek Bulgarları,
Burtasları, Alanları, Macarları, Rusları ve birçok Slav kabilesini (Radimiç,
Viatiç, Severyan vb.) kendilerine bağımlı kılmışlardır.
İbn Fadlan'a göre Hazar kaganına bağımlı 25 topluluk vardı
ve kagan bu topluluk şeflerinin kızlarıyla evliydi. Kaganın 25 karısı ve 60
cariyesi bulunuyordu.
Güney Rusya'daki Slav-Alan karışımı Roksalanların ardılı
olan Ruslar, 737'de Mervan'ın bölgeye saldırması üzerine Yukarı Volga'da
İskandinavların (Vareglerin) desteğini aramıştır. İskandinavlar ile yerli
kabilelerin birleşmesiyle Rus adı şekillenmiştir.
Ceyhani, Gerdizi ve İbn Rusta'ya göre Ruslar, göl/deniz
üzerindeki 100 bin nüfuslu bir adada yaşarlardı. Tarım yapmazlar, tek uğraşları
kürk ticaretidir. Slavlara saldırıp onları esir alır, Hazar ve Bulgar
ülkelerinde satarlardı.
İbn Fadlan gibi X. Yüzyıl yazarları ise Rusları insani
geleneklerden uzak (kamu içinde çiftleşen, temizliğe dikkat etmeyen)
"ilkel" topluluklar olarak betimler.
833'te Hazar kaganı Bizans İmparatoru'ndan mimar ve usta
istemiş; Rus tehdidine karşı Hazar'ı desteklemek isteyen Bizans da filo ile
malzeme ve usta göndermiştir. Don'un sol kıyısında ak taştan ve tuğladan Sarkel
(Ak Kale) inşa edilmiştir.
Sarkel'in yapılması ve kilit noktadaki Severyan Slavlarının
Hazarlara bağlanması Rus ticaretine büyük darbe vurmuş ve Kuzey Rusya'da iç
savaşa yol açan ciddi bir ekonomik bunalıma neden olmuştur.
Rus tehlikesine karşı Bizans ile ittifak kurmak isteyen
Hazar Kağanı, İstanbul’a elçiler göndererek halkını Hristiyan yapmak için
papazlar ister.
Slav alfabesinin yaratıcısı ünlü Konstantin (Kiril), Hazar
ülkesine gönderilir.
861 yazında Volga yakınlarında Yahudi, İslam ve Hristiyan
din bilginleri arasında bir tartışma yaşanır. Hristiyan kaynakları
Konstantin'in tartışmayı kazandığını iddia etse de Kağan Hristiyan olmaz.
Hazarların Yahudiliği seçmesi tamamen siyasi bir manevradır.
İspanya Halifesi'nin Yahudi veziri Hasday, bir Yahudi
krallığının varlığını öğrenince Hazar Hakanı Yusuf’a mektup yazar. Hasday,
Hazarların kayıp 12 Yahudi kabilesinden biri olduğunu ummaktadır.
Hakan Yusuf cevabında, soylarının Sam’dan değil, Nuh’un
diğer oğlu Yafes’in soyundan gelen Tugarma (Türk) ve onun yedinci oğlu
Hazar'dan geldiğini açıkça belirtir.
Başkent İtil'de Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve
Şamanistler bir arada yaşardı. Şehirde 2 Yahudi (Tevrat'a göre), 2 Hristiyan
(İncil'e göre), 2 Müslüman (Şeriata göre) ve 1 Şamanist/Putperest (akla göre)
olmak üzere 7 yargıçlı adil bir sistem vardı.
Yahudilik resmi din olsa da eski Türk-Şamanist gelenekleri
(Göktürk töreleri) aynen devam etmiştir.
10. yüzyılda Hazarların doğu sınırlarında (Volga'nın doğusu)
büyük bir hareketlilik yaşanmıştır. Samanoğulları Devleti, Oğuz ve Peçeneklerin
güneye (İran ve Anadolu'ya) inmesini engellediği için bu boylar batıya, Hazar
topraklarına yönelmiştir.
Peçeneklerin arkadan saldırması ve Bizans-Bulgar
savaşlarındaki stratejik oyunlar neticesinde Macarlar, sığındıkları Etelköz
topraklarını da bırakarak 896 yılında Karpatlar üzerinden bugünkü yurtlarına
(Macaristan/Tuna-Tisa bölgesi) göç etmişlerdir.
Macarların batıya çekilmesiyle Dinyeper su yolu tamamen boşa
çıkmış ve Rusların Karadeniz’e inme yolu açılmıştır.
878'de Prens Oleg'in Kiev'i ele geçirip "Rus
kentlerinin anası" ilan etmesiyle Doğu Slav konfederasyonu birleşmiş ve
Hazar egemenliğindeki Slav boylarını (Severyan, Radimiç vb.) tek tek kendine
bağlamıştır. Hazarlara vergi ödenmesini yasaklayan Ruslar, kısa sürede büyük
bir güç haline gelmiştir.
965 yılında Rus Kiev Knezliği’nin gerçekleştirdiği büyük
seferle başkent İtil yerle bir edilmiş ve Hazar Devleti tarih sahnesinden
çekilmiştir.
Büyük Prens İgor, "Orman Halkı" (Drevliyanlar)
üzerindeki Hazar tarzı ağır vergilendirme politikasını abartınca vahşice
öldürülür.
988 / Vladimir Hıristiyanlığı seçer. Rus kilisesi Bizans’a
bağlanır ve Hazar Kağanlığı 1016’daki son Bizans-Rus ortak seferiyle tamamen
tarihe karışır.
Doğu Avrupa Yahudileri Türk müdür?
Sami (Filistin) kökenli Yahudiler esmer ve uzun kafalıyken,
Doğu Avrupa (Aşkenaz) Yahudilerinin çoğunun sarışın, mavi gözlü ve beyaz tenli
olması, Hazar Türklerinin (Ak Hazarlar) fiziksel özellikleriyle örtüşmektedir.
Hazarlar yıkıldıktan sonra kitleler halinde batıya; Kiev,
Kırım, Polonya, Litvanya ve Macaristan’a göç etmişlerdir. Macaristan’daki Hazar
kökenli Kabar boyları ve Polonya’daki "Ştetl" denilen Yahudi
kasabalarının kökeni Hazar muhaceretine dayanır.
Batı Yahudileri (Seferadlar) İspanyolca tabanlı Ladino
konuşurken, Doğu Yahudileri Yidiş konuşur. Dilbilimci Mathias Mieses'in tespiti
çok önemlidir: Yidiş diline, Fransa sınırına yakın Batı Almanya lehçelerinden
hiçbir kelime girmemiştir; aksine Doğu-Orta Almanya lehçeleri hakimdir. Bu
durum, Yahudi kitlelerin Fransa veya Ren nehrinden kopup gelmediğini, dilin
muhtemelen Hazar Kırımı'ndaki Got (Alman) topluluklarıyla temas halinde
doğduğunu (Poliak'ın tezi) göstermektedir.
Bugün Kırım, Litvanya ve Polonya'da yaşayan ve Türkçe
konuşan Karaim (Karay) Yahudileri, Hazar ve Kuman Türklerinin bugüne ulaşan en
net torunları kabul edilir.
Peçenekler ortak bir kağana sahip değildi; sekiz
bağımsız boydan oluşuyorlardı (En soylu üç boy Kül-Tegin kitabelerinde de geçen
Kangar/Kengeres boylarıydı). Sadece savaş zamanı birleşen, tarım ve yerleşik
hayata geçemeyen bu göçebeler, Bizans İmparatoru Konstantin’in deyimiyle
"Para karşılığı herkesle savaşabilen açgözlü barbarlar" olarak
kullanılmıştır.
1087'de Peçenekler İstanbul üzerine yürüyüp Lüleburgaz'a
kadar ilerledi ve İmparator Aleksios komutasındaki Bizans ordusunu yendi. 1090
sonlarında Çekmece'ye kadar yaklaşan Peçenekler, İstanbul'u alıp imparator
olmak isteyen Oğuzların Çavuldur boyundan İzmir Beyi Çakan ile anlaştılar;
durumun kritikleşmesi üzerine Bizans İmparatoru, Avrupa'dan Haçlı Seferi
çağrısında bulundu.
Bizans, Peçeneklere karşı Kuman beyleri Bönek ve Togurtak
ile ittifak kurdu. 1091 yılının Nisan ayının son gününde, Kuman atlıları Meriç
nehri kenarında (Umurbey mevkiinde) Çakan Bey'in gemilerini bekleyen
Peçenekleri çoluk çocuklarıyla birlikte büyük oranda kırıma uğrattı; İmparator
Aleksios da Çakan Bey'i damadı Kılıç Arslan'a öldürterek bu girişimi tamamen
sonlandırdı. Bu yenilgiden sonra güçlerini kaybeden Peçeneklerin kalıntıları
Macaristan ve Vardar nehrinin doğusuna yerleştirilip hıristiyanlaşarak eridiler.
Göçebe Feodalizmi
Timuçin, Borcigin soyundan gelmektedir. Moğol Gizli
Tarihi'ne göre bu soy, Göktürklerde olduğu gibi bir Bozkurt (Börte Çino) ile
geyiğin evliliğinden türemiştir. Soyun yakın atası olan Alan-ho'a, kocasının
ölümünden sonra çadırın üst deliğinden giren parlak sarı bir ışık (gök kökenli
bir varlık) vasıtasıyla hamile kaldığını söyler. Bu evlilik dışı çocuklardan en
küçüğü olan Bodonçar, mirastan pay alamayıp kurtlar gibi yaşayarak hayatta
kalmış ve Cengiz soyunun (Borcigin) gerçek başlangıcı olmuştur.
Timuçin'in etrafında toplanan soylular (Altan, Kuçar,
Saçabeki vb.) bir kurultay toplayarak onu Kagan ilan eder ve Cengiz adını
verirler.
1206 yılında Onan nehri kıyısındaki büyük kurultayda Cengiz
Han ilan edilir.
Çin ve Batı kaynakları bu birliğe "Tatar" demeye
devam etse de, Moğolların kendilerine Tatar denilmesini istemediği, Tatarların
aslında Cengiz Han'ın tasfiye ettiği ayrı bir budun olduğu Rubruk'un
aktarımıyla belirtilir. İslam tarihçileri (Reşidüddin, Kaşgarlı Mahmut vb.) ise
bozkırdaki bu toplulukları genel olarak "Türk" çatısı altında
değerlendirmişlerdir.
Bahattin Ögel / Hunlarda egemen soyun Türk, Cengiz
İmparatorluğu'nda ise Moğol olduğunu, ancak her iki siyasal yapının da
Türk-Moğol ortak kökenine dayandığını ifade eder.
İmparatorluk iç düzenini sağladıktan sonra genişlemeye
başlar. Önce büyük oğlu Cuçi komutasında Yenisey Kırgızları ve Turfan Uygurları
barışçıl veya askeri yollarla devlete bağlanır.
Ardından bozkır kavimlerinin en büyük ganimet kaynağı ve
tarihsel düşmanı olan Çin üzerine (Tangutlar ve Curcet Kin sülalesi) seferler
düzenlenir. 1211-1214 savaşlarıyla Pekin surlarına dayanılır, Kin sülalesi
haraca bağlanır ve Pekin ele geçirilerek yağmalanır.
Savaşta ve dinlenirken kadınların varlığına önem veren
Cengiz Han, seferlere giderken pek çok karısının yanı sıra 17-18 genç kızdan
oluşan bir orkestrayı da yanında götürmüştür.
Barbar bir fatih, fethettiği yüksek uygarlığın ekonomik ve
toplumsal yapısına uyum sağlamak zorunda kalır.
Altın Ordu, İlhanlı ve Çağatay Devletleri, fethettikleri
uygar İslam coğrafyalarında hızla yerleşik kültüre adapte oldular.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder