2 Nisan 2026 Perşembe

Doğan Avcıoğlu - Türklerin Tarihi Cilt 2 - Notlar

Doğan Avcıoğlu - Türklerin Tarihi Cilt 2 - Notlar

2. Basım, Tekin Yayınları, 1978

 


Göktürkler

Kökenleri hakkındaki bilgiler Çin kaynaklarıyla sınırlıdır.

Çin kaynaklarında yer alan ilk efsaneye göre Türkler, eski Hunlardan inen, Aşina ailesi soyundan gelen ayrı bir topluluktur.

Efsaneler bozkırda gerçek sayıldığı için önemlidir. Göktürk siyasal birliğini kuran Aşina soyunun göksel/tanrısal kökenli bir kurttan türediğine inanılması, onlara diğer boylar üzerinde soyluluk ve üstünlük kazandırır. Kurt, Aşina soyunun atası, koruyucusu ve totemidir.

Altay dağlarının zirvelerinden biri miğfere benzediğinden, onlara miğfer anlamına Türk adı verilir.

 

Göktürklerin Tarih Sahnesine Çıkışı

Altaylarda Juan-Juan'lara bağımlı olarak demircilik yapan Göktürkler, Bumin (T'u-men) yönetiminde güçlenerek ipekli ve pamuklu kumaş ticareti amacıyla Çin sınırına gelmişlerdir.

To-ba devletinin Batı kanadı, rakiplerine karşı denge kurmak için Bumin ile ittifak kurmuş ve 545 yılında elçi göndermiştir.

552 yılında Batı To-ba ile ittifak halinde Juan-Juan'ları büyük bir bozguna uğratarak İ-li Kagan unvanını almış ve böylece "Kagan" unvanı Hunların "Tanhu" unvanının yerini almıştır.

 

Göktürkler / Keçe çadırlarda kalır, su ve otlak peşinde göçebe bir hayat sürerler; başlıca geçim kaynakları sürü yetiştiriciliği ve avcılıktır.

Et yer, kımız içer, kürk ve yün kumaşlar giyerler.

İhtiyarlara pek saygı göstermeyip güçlü çağdaki insanlara değer verirler; ruhlara tapıp şamanlara inanırlar.

Silahları ustalıkla kullanırlar.

 

Hukuk sistemleri oldukça acımasızdır; isyan, ihanet, adam öldürme, zina ve bağlı bir atı çalma suçlarının cezası ölümdür.

 

Çin İmparatoru, diplomat-general Ç'ang-sun Şeng'in tavsiyesiyle Doğu ve Batı Göktürk kağanları arasındaki gevşek ilişkileri düşmanlığa çevirme stratejisi izlemiştir.

Doğu Türk oymakları dağıtılıp parçalanmış; Sarı Nehir dirseğinde, belli yerlerde Çin valilerinin denetiminde oturmaya zorlanmıştır. Burada bir milyondan fazla Türk nüfusu toplanmış ve bir kısmı zamanla tamamen Çinlileşmiştir.

Türk beylerinin soylu erkek çocukları kul (köle), kız çocukları ise cariye yapılmıştır.

Tonyukuk'a göre; bu durumun sorumlusu kağanlar değil, hanını bırakıp Çin'e yeniden teslim olduğu için Tanrı tarafından cezalandırılan, mahvolan ve yok olan "Türk budunu"dur (halkıdır).

 

İpek Yolu ticaretiyle geçinen Soğdıyan, Buhara ve Toharistan gibi küçük krallıklar, Türk boylarının bitmek bilmeyen ayaklanmaları yüzünden güvenliği Çin'den beklemiş ve Çin'e sığınmışlardır.

 

Doğu Göktürk siyasal birliğinin 630'da yıkılmasından sonra Türk boyları Ordos bölgesinde Çin denetiminde yaşamış; Çin'in atadığı kukla kağanlar birliği sağlayamamıştır. 639 yılında Kür-Şad ve 39 arkadaşının Çin İmparatoru'nu kaçırmak üzere yaptığı saray baskını fırtına engeline takılarak başarısız olmuş ve ölümleriyle sonuçlanmıştır. Benzer şekilde 679'da başlayan ihtilal de başarısız olmuş ve Aşına Fu-men ile 53 arkadaşı 681'de idam edilmiştir.

 

Aşına soyundan olan ve "Şad" unvanını taşıyan Kutluğ, Orhun yazıtlarına göre yanındaki 17 erle Çin'e karşı bağımsızlık mücadelesini başlatmıştır. Bu sesin duyulmasıyla etraftan toplanan Türkler önce 70 kişiye, ardından da Çin ordusuna karşı mızrak sallayan adeta "kurt" gibi bir orduyla 700 kişiye ulaşmıştır.

 

Çin kültürüyle yetişmiş eski bir Çin memuru olan Tonyukuk (İhtiyar Kurt), Kutluğ'un başdanışmanı ("ayguçi") ve komutanı olmuştur.

 

Türk ordusu henüz iki bin kişiyken, üç bin kişilik Oğuz ordusunu İnek Gölü (İnigek Köl) civarında yapılan savaşta yenilgiye uğratmış ve nehre dökmüştür. Bu zaferin ardından bozkırdaki diğer boylar da Ötüken'e gelerek katılmış ve ordu iki katına çıkmıştır. Böylece kutsal Ötüken merkezli yeni devlet kesin olarak kurulmuştur. Kutluğ, bu aşamadan (muhtemelen 682'den) sonra devleti toparlayan anlamına gelen "İlteriş Kağan" unvanını almıştır.

 

Bilge Kagan, Ötüken'de duvarlarla çevrili bir kent yaptırmaya özendiğinde, başdanışmanı Tonyukuk bu girişimi engellemiştir. Tonyukuk'un gerekçesi, bozkır insanının gücünü hareketliliğinden (göçebe yaşam tarzından) almasıdır. Ona göre yerleşik hayata geçmek, Türklerin hareket kabiliyetini yok edecek ve kaçınılmaz olarak Çin tutsaklığına yol açacaktır.

 

Uygurlar

Uygurlar, Türk budunundan farklı olarak Dokuz Oğuz budunu gibi Töles boylarındandır.

Göktürk denetiminden çıkan Dokuz Oğuz budunu, Uygurlar ile ittifak kurarak Göktürk Kaganlığı'nın yıkılmasında çok önemli bir katkıda bulunmuş ve ardından Uygur hükümdarı Moyunçur'un yönetimine girmiştir.

 

Şato Türklerinin Çin kültürüne bıraktığı en büyük sosyal miras, T'ang sülalesi döneminden beri bilinen ancak Şatolar döneminde çılgınlık derecesinde sahiplenilen futbol oyunu olmuştur.

 

581 yılında Çin'de Sui soyu başa gelerek üç yüz yıl sonra ilk kez Çin'i birleştirmiş ve devleti güçlendirmiştir. Bu durum Göktürklerin çöküntü dönemini başlatmıştır.

 

Rusya ve Avrupa'da Türkler

VI. yüzyıl Bizans kaynaklarında sıkça geçen Ogur Türklerinin iki kolu olan Utigurlar (Azak Denizi doğusu ve Kuban arası) ve Kutrigurlar (Azak batısı) birbirlerine karşı büyük bir düşmanlık gütmüşlerdir.

 

Kutrigur şefi Zabergan, Antlar (bir Slav kolu) ile birleşerek Trakya ve Yunanistan'ı yağmalamış, Çorlu'daki 40 kilometrelik Bizans surlarını aşarak İstanbul surlarına kadar dayanmış ve haraç alarak geri dönmüştür.

 

558 / Avar Kaganı, Bizans'a elçi (Kandık) göndererek toprak ve yıllık ücret karşılığında imparatorluğu korumayı teklif etmiştir. Bizans ise toprak vermeden sadece yıllık ücret vaat etmiştir.

 

Avar egemenliği, Balkanlar'ın Türkleşmesine değil, Slavların sistemli göçüyle Slavlaşmasına yol açmıştır.

 

Avar Kaganlığı, 805 yılında Bulgar Türklerinin indirdiği son darbeyle tamamen çökmüş; geriye kalan Avar grupları yerli halklar içinde eriyerek dillerini unutmuşlardır.

 

Avarlar Avrupa’ya üzengiyi getirmişlerdir. Üzengisiz ata binen Avrupalılar bu sayede at üstünde dengede kalmayı öğrenmiştir.

Ordos (Çin) kökenli ve tüm bozkırı kapsayan "hayvan üslubu" sanatı Avarlar aracılığıyla Avrupa içlerine taşınmıştır.

 

Göktürklerin batı kanadı (İstemi Kagan dönemi) bölgeden çekilince, Karadeniz'in kuzeyindeki boylar Attila'nın küçük oğlu İmek'in soyundan gelen Dulo ailesine mensup Han Kurt (605-665) çevresinde askeri demokratik bir birlik kurmuşlardır. Bu konfederasyona "Büyük Bulgarya" adı verilmiştir.

 

Tuna Bulgarlar

Han Kurt’un (Kobrat) oğlu Asparuh, 660 yılında Bizans’tan izin alarak Tuna ağzına yerleşmiş ve sınır bekçiliğini üstlenmiştir.

 

Bizans İmparatoru Konstantin’in 679’da gönderdiği büyük ordu ve donanmayı, Asparuh bataklık coğrafyasında "Turan taktiği" (geri çekilme ve topraktan tabyalara sığınma) uygulayarak yıpratmış ve mağlup etmiştir. Bizans haraç ödemeyi kabul etmiş ve başkenti Pliska olan Bulgar Devleti’ni resmen tanımıştır.

 

Hristiyanlık (özellikle Ortodoksluk), mevcut toplumsal düzeni ve hükümdarların yetkisini Tanrı'nın sarsılmaz bir yasası olarak kabul ettirdiği için Bulgar soyluları (boyarlar) arasında hızla destek bulmuştur.

Eski inançlardan kopuş kolay olmamıştır.

Hristiyanlığın kabulü, Bizans hukuk ve saray kültürünün benimsenmesi ve ardından Slav dil/alfabesinin seçilmesi, Tuna Bulgarlarının Slav kitleleri içinde eriyerek zamanla bir Türk devleti olmaktan çıkıp Slav devletine dönüşmesine yol açmıştır.

 

İbn Fadlan 922 yılında geldiğinde Bulgarların henüz kentleri (şehirleri) yoktu ve çadırlarda yaşıyorlardı.

Tuna Bulgarları Kadınlı-erkekli nehirde çıplak yıkanırlardı

İbn Fadlan bunu ahlaksızlık saysa da, Bulgarların zinaya karşı çok katı olduğunu, zina eden kadın veya erkeği ikiye bölerek cezalandırdıklarını belirtmiştir.

 

Seyhun kuzeyindeki Oğuzlar, akar suyu kutsal sayıp kirletmekten korktukları için yıkanmazlardı; onlar ateşin temizleyiciliğine inanırlardı. Kadınları peçe kullanmaz ve vücutlarını örtmezdi.

 

Çarlık Rusyası Kazan Türklerinin bir kısmını zorla Hristiyanlaştırmış ve bunlara "Kreşin" denmiştir.

Hristiyanlaşmaya direnen Kazan Türkleri, Volga Bulgarlarının ticaret ve zanaat yeteneklerini sürdürmüştür. XVIII. Yüzyıldan itibaren Orta Asya ticaretinde aracılığı ele geçirip sanayiye yönelen Kazan burjuvazisi, feodallerin egemenliğini kırmıştır.

Kazanlılar, feodalizmden kapitalizme geçişte ilk başarıyı gösteren Türk ve İslam topluluğudur ve Turan kültür birliği ideolojisini savunmuşlardır.

 

Yahudi Hazar Türkleri

Batılı kaynaklar bozkır Türklerine genellikle "barbar" derken, Hazarları "adil, hoşgörülü, canlı bir ticarete ve disiplinli orduya sahip uygar bir toplum" olarak över. Bu övgü, Hazarların Museviliği (Yahudiliği) kabul etmesinden kaynaklanır.

 

Batılı tarihçilere (Dunlop, Obolensky, Artamonov) göre; Hazarlar Kafkaslar'da İslam ordularını yüzyılı aşkın süre boyunca durdurarak Bizans'ın çökmesini ve İslamiyetin Doğu Avrupa'ya yayılmasını engellemiştir.

 

Jordanes, Pegulevskaya ve Togan gibi tarihçiler Hazarları Hun topluluğu olan Akatzir'lere (Ak Hazar) bağlar.

Mes'udi ise Hazarların, İranlıların Sabar Türklerine verdiği bir ad olduğunu savunur. Zamanla Sabar, Saragur, Utigur gibi Ogur boyları Hazar adı altında birleşmiştir.

 

Hazarlar, 628'de T'ong Yabgu'nun öldürülmesinden sonra bağımsızlık kazanmış ve 650'lerde Kuban'daki Bulgar Devleti'ne son vererek güçlü bir devlet olmuşlardır. Hazar hükümdar soyunun Göktürk kagan soyu Aşına (Ansa) ailesinden geldiği görüşü hakimdir.

 

Arap orduları Kafkaslar'a geldiğinde Gürcü ve Ermenilerle hoşgörülü vergi antlaşmaları yaparak onları da yanlarına almış ve Hazarlara saldırmıştır.

Arapların iç karışıklıklarından yararlanan Hazarlar, 685 ve 693'te Kafkas geçitlerini aşarak Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'ı istila etmiş, Diyarbakır'a kadar ulaşmışlardır.

 

721-722'de Araplar Belencer'i ikinci kez aldığında adam başına 300 dinar ganimet düşmüştür. 730'da Hazar Barcık, Erdebil'de Arap ordusunu yok etmiştir. Ertesi yıl Araplar Belencer ve Semender kentlerini yağmaladığında bu kez adam başına 1700 dinar ganimet düşmüştür; bu durum Hazar kentlerindeki muazzam zenginliği göstermektedir.

 

737 yılında Mervan komutasındaki Arap ve Ermeni ordusu Hazarlara ansızın saldırmıştır. Mervan, Hazar başkenti İtil'i kuşatmış, Hazar ordusunu mağlup ederek Hazar Tarhanını öldürmüştür.

Kaçan Hazar Kaganı barış istemiş, zorla İslamiyeti kabul etmiştir.

Kagan bu dini gerçekten benimsememiş, birkaç yıl sonra Yahudiliği (Museviliği) seçmiştir. Emevi-Abbasi iç kavgaları başlayınca Arapların fetih gücü kırılmış, Hazarlar bölgeyi elinde tutarak Doğu Roma'yı ve Volga kıyılarını İslamiyetten korumuşlardır.

 

Fetihlerden vazgeçen Abbasiler, Hazarlarla ilişkileri düzeltmek istemiştir. 758'de Halife el-Mansur, Ermenistan Valisi Yezid İbn Useyd’e bir Hazar prensesiyle evlenmesini emretmiştir.

Hazar prensesi doğum yaparken çocuğuyla birlikte ölünce, Hazar kaganı kızının öldürüldüğünü düşünerek savaş açmış (As Tarhan komutasında) ve Halife ordusunu yenmiştir.

 

Irak Yahudileri, Hazarların günün birinde gelip Abbasi Halifesini yok edeceğine inanmışlardır.

Bu beklentiler, Hazarların İslam'a karşı direnişteki gücünün birer yankısıdır.

 

Hazarlar, Bizans için İslam Araplara karşı çok değerli bir müttefik olmuştur.

 

Hazarlar bozkırdaki egemenliklerini pekiştirerek Bulgarları, Burtasları, Alanları, Macarları, Rusları ve birçok Slav kabilesini (Radimiç, Viatiç, Severyan vb.) kendilerine bağımlı kılmışlardır.

 

İbn Fadlan'a göre Hazar kaganına bağımlı 25 topluluk vardı ve kagan bu topluluk şeflerinin kızlarıyla evliydi. Kaganın 25 karısı ve 60 cariyesi bulunuyordu.

 

Güney Rusya'daki Slav-Alan karışımı Roksalanların ardılı olan Ruslar, 737'de Mervan'ın bölgeye saldırması üzerine Yukarı Volga'da İskandinavların (Vareglerin) desteğini aramıştır. İskandinavlar ile yerli kabilelerin birleşmesiyle Rus adı şekillenmiştir.

 

Ceyhani, Gerdizi ve İbn Rusta'ya göre Ruslar, göl/deniz üzerindeki 100 bin nüfuslu bir adada yaşarlardı. Tarım yapmazlar, tek uğraşları kürk ticaretidir. Slavlara saldırıp onları esir alır, Hazar ve Bulgar ülkelerinde satarlardı.

İbn Fadlan gibi X. Yüzyıl yazarları ise Rusları insani geleneklerden uzak (kamu içinde çiftleşen, temizliğe dikkat etmeyen) "ilkel" topluluklar olarak betimler.

 

833'te Hazar kaganı Bizans İmparatoru'ndan mimar ve usta istemiş; Rus tehdidine karşı Hazar'ı desteklemek isteyen Bizans da filo ile malzeme ve usta göndermiştir. Don'un sol kıyısında ak taştan ve tuğladan Sarkel (Ak Kale) inşa edilmiştir.

Sarkel'in yapılması ve kilit noktadaki Severyan Slavlarının Hazarlara bağlanması Rus ticaretine büyük darbe vurmuş ve Kuzey Rusya'da iç savaşa yol açan ciddi bir ekonomik bunalıma neden olmuştur.

 

Rus tehlikesine karşı Bizans ile ittifak kurmak isteyen Hazar Kağanı, İstanbul’a elçiler göndererek halkını Hristiyan yapmak için papazlar ister.

Slav alfabesinin yaratıcısı ünlü Konstantin (Kiril), Hazar ülkesine gönderilir.

861 yazında Volga yakınlarında Yahudi, İslam ve Hristiyan din bilginleri arasında bir tartışma yaşanır. Hristiyan kaynakları Konstantin'in tartışmayı kazandığını iddia etse de Kağan Hristiyan olmaz.

 

Hazarların Yahudiliği seçmesi tamamen siyasi bir manevradır.

 

İspanya Halifesi'nin Yahudi veziri Hasday, bir Yahudi krallığının varlığını öğrenince Hazar Hakanı Yusuf’a mektup yazar. Hasday, Hazarların kayıp 12 Yahudi kabilesinden biri olduğunu ummaktadır.

Hakan Yusuf cevabında, soylarının Sam’dan değil, Nuh’un diğer oğlu Yafes’in soyundan gelen Tugarma (Türk) ve onun yedinci oğlu Hazar'dan geldiğini açıkça belirtir.

Başkent İtil'de Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve Şamanistler bir arada yaşardı. Şehirde 2 Yahudi (Tevrat'a göre), 2 Hristiyan (İncil'e göre), 2 Müslüman (Şeriata göre) ve 1 Şamanist/Putperest (akla göre) olmak üzere 7 yargıçlı adil bir sistem vardı.

 

Yahudilik resmi din olsa da eski Türk-Şamanist gelenekleri (Göktürk töreleri) aynen devam etmiştir.

 

10. yüzyılda Hazarların doğu sınırlarında (Volga'nın doğusu) büyük bir hareketlilik yaşanmıştır. Samanoğulları Devleti, Oğuz ve Peçeneklerin güneye (İran ve Anadolu'ya) inmesini engellediği için bu boylar batıya, Hazar topraklarına yönelmiştir.

 

Peçeneklerin arkadan saldırması ve Bizans-Bulgar savaşlarındaki stratejik oyunlar neticesinde Macarlar, sığındıkları Etelköz topraklarını da bırakarak 896 yılında Karpatlar üzerinden bugünkü yurtlarına (Macaristan/Tuna-Tisa bölgesi) göç etmişlerdir.

Macarların batıya çekilmesiyle Dinyeper su yolu tamamen boşa çıkmış ve Rusların Karadeniz’e inme yolu açılmıştır.

 

878'de Prens Oleg'in Kiev'i ele geçirip "Rus kentlerinin anası" ilan etmesiyle Doğu Slav konfederasyonu birleşmiş ve Hazar egemenliğindeki Slav boylarını (Severyan, Radimiç vb.) tek tek kendine bağlamıştır. Hazarlara vergi ödenmesini yasaklayan Ruslar, kısa sürede büyük bir güç haline gelmiştir.

 

965 yılında Rus Kiev Knezliği’nin gerçekleştirdiği büyük seferle başkent İtil yerle bir edilmiş ve Hazar Devleti tarih sahnesinden çekilmiştir.

 

Büyük Prens İgor, "Orman Halkı" (Drevliyanlar) üzerindeki Hazar tarzı ağır vergilendirme politikasını abartınca vahşice öldürülür.

 

988 / Vladimir Hıristiyanlığı seçer. Rus kilisesi Bizans’a bağlanır ve Hazar Kağanlığı 1016’daki son Bizans-Rus ortak seferiyle tamamen tarihe karışır.

 

Doğu Avrupa Yahudileri Türk müdür?

Sami (Filistin) kökenli Yahudiler esmer ve uzun kafalıyken, Doğu Avrupa (Aşkenaz) Yahudilerinin çoğunun sarışın, mavi gözlü ve beyaz tenli olması, Hazar Türklerinin (Ak Hazarlar) fiziksel özellikleriyle örtüşmektedir.

Hazarlar yıkıldıktan sonra kitleler halinde batıya; Kiev, Kırım, Polonya, Litvanya ve Macaristan’a göç etmişlerdir. Macaristan’daki Hazar kökenli Kabar boyları ve Polonya’daki "Ştetl" denilen Yahudi kasabalarının kökeni Hazar muhaceretine dayanır.

 

Batı Yahudileri (Seferadlar) İspanyolca tabanlı Ladino konuşurken, Doğu Yahudileri Yidiş konuşur. Dilbilimci Mathias Mieses'in tespiti çok önemlidir: Yidiş diline, Fransa sınırına yakın Batı Almanya lehçelerinden hiçbir kelime girmemiştir; aksine Doğu-Orta Almanya lehçeleri hakimdir. Bu durum, Yahudi kitlelerin Fransa veya Ren nehrinden kopup gelmediğini, dilin muhtemelen Hazar Kırımı'ndaki Got (Alman) topluluklarıyla temas halinde doğduğunu (Poliak'ın tezi) göstermektedir.

 

Bugün Kırım, Litvanya ve Polonya'da yaşayan ve Türkçe konuşan Karaim (Karay) Yahudileri, Hazar ve Kuman Türklerinin bugüne ulaşan en net torunları kabul edilir.

 

Peçenekler ortak bir kağana sahip değildi; sekiz bağımsız boydan oluşuyorlardı (En soylu üç boy Kül-Tegin kitabelerinde de geçen Kangar/Kengeres boylarıydı). Sadece savaş zamanı birleşen, tarım ve yerleşik hayata geçemeyen bu göçebeler, Bizans İmparatoru Konstantin’in deyimiyle "Para karşılığı herkesle savaşabilen açgözlü barbarlar" olarak kullanılmıştır.

 

1087'de Peçenekler İstanbul üzerine yürüyüp Lüleburgaz'a kadar ilerledi ve İmparator Aleksios komutasındaki Bizans ordusunu yendi. 1090 sonlarında Çekmece'ye kadar yaklaşan Peçenekler, İstanbul'u alıp imparator olmak isteyen Oğuzların Çavuldur boyundan İzmir Beyi Çakan ile anlaştılar; durumun kritikleşmesi üzerine Bizans İmparatoru, Avrupa'dan Haçlı Seferi çağrısında bulundu.

 

Bizans, Peçeneklere karşı Kuman beyleri Bönek ve Togurtak ile ittifak kurdu. 1091 yılının Nisan ayının son gününde, Kuman atlıları Meriç nehri kenarında (Umurbey mevkiinde) Çakan Bey'in gemilerini bekleyen Peçenekleri çoluk çocuklarıyla birlikte büyük oranda kırıma uğrattı; İmparator Aleksios da Çakan Bey'i damadı Kılıç Arslan'a öldürterek bu girişimi tamamen sonlandırdı. Bu yenilgiden sonra güçlerini kaybeden Peçeneklerin kalıntıları Macaristan ve Vardar nehrinin doğusuna yerleştirilip hıristiyanlaşarak eridiler.

 

Göçebe Feodalizmi

Timuçin, Borcigin soyundan gelmektedir. Moğol Gizli Tarihi'ne göre bu soy, Göktürklerde olduğu gibi bir Bozkurt (Börte Çino) ile geyiğin evliliğinden türemiştir. Soyun yakın atası olan Alan-ho'a, kocasının ölümünden sonra çadırın üst deliğinden giren parlak sarı bir ışık (gök kökenli bir varlık) vasıtasıyla hamile kaldığını söyler. Bu evlilik dışı çocuklardan en küçüğü olan Bodonçar, mirastan pay alamayıp kurtlar gibi yaşayarak hayatta kalmış ve Cengiz soyunun (Borcigin) gerçek başlangıcı olmuştur.

 

Timuçin'in etrafında toplanan soylular (Altan, Kuçar, Saçabeki vb.) bir kurultay toplayarak onu Kagan ilan eder ve Cengiz adını verirler.

 

1206 yılında Onan nehri kıyısındaki büyük kurultayda Cengiz Han ilan edilir.

Çin ve Batı kaynakları bu birliğe "Tatar" demeye devam etse de, Moğolların kendilerine Tatar denilmesini istemediği, Tatarların aslında Cengiz Han'ın tasfiye ettiği ayrı bir budun olduğu Rubruk'un aktarımıyla belirtilir. İslam tarihçileri (Reşidüddin, Kaşgarlı Mahmut vb.) ise bozkırdaki bu toplulukları genel olarak "Türk" çatısı altında değerlendirmişlerdir.

 

Bahattin Ögel / Hunlarda egemen soyun Türk, Cengiz İmparatorluğu'nda ise Moğol olduğunu, ancak her iki siyasal yapının da Türk-Moğol ortak kökenine dayandığını ifade eder.

 

İmparatorluk iç düzenini sağladıktan sonra genişlemeye başlar. Önce büyük oğlu Cuçi komutasında Yenisey Kırgızları ve Turfan Uygurları barışçıl veya askeri yollarla devlete bağlanır.

 

Ardından bozkır kavimlerinin en büyük ganimet kaynağı ve tarihsel düşmanı olan Çin üzerine (Tangutlar ve Curcet Kin sülalesi) seferler düzenlenir. 1211-1214 savaşlarıyla Pekin surlarına dayanılır, Kin sülalesi haraca bağlanır ve Pekin ele geçirilerek yağmalanır.

 

Savaşta ve dinlenirken kadınların varlığına önem veren Cengiz Han, seferlere giderken pek çok karısının yanı sıra 17-18 genç kızdan oluşan bir orkestrayı da yanında götürmüştür.

 

Barbar bir fatih, fethettiği yüksek uygarlığın ekonomik ve toplumsal yapısına uyum sağlamak zorunda kalır.

Altın Ordu, İlhanlı ve Çağatay Devletleri, fethettikleri uygar İslam coğrafyalarında hızla yerleşik kültüre adapte oldular.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder