Volker
Sellin - Şiddet ve Meşruiyet -
Notlar
Devrimler Çağında Avrupa Monarşisi
Gewalt und Legitimität, Die europäische Monarchie, im Zeitalter der
Revolutionen, Oldenbourg Verlag, Münih, 2011
Önsöz
Her bilim adamı kendisinden önce araştırma yapanların
omuzlarında durur.
Giriş
Meşru ve Gayri Meşru Kural
Meşruiyet, yönetilenlerin yönetilmeye rıza göstermesi ve
sistemin uygulanabilir hukuki inançlara uygunluğudur.
Benjamin Constant'a göre, meşru yönetim "genel
iradeye" dayanırken, gayri meşru yönetim "zorlamaya" dayanır.
Aristoteles, "doğru" anayasaları kamu yararına
hizmetle, "yozlaşmış" olanları ise yalnızca yöneticinin çıkarına
hizmet eden "despotik" yönetimle ayırmıştır.
Monarşi ve Devrim
Fransız Devrimi, egemenliğin kaynağını hükümdardan
"millete" devrederek monarşiyi yeniden tanımlamıştır.
1789 Bildirgesi ile kral, artık mutlak bir hükümdar değil,
"kanun adına" itaat talep edebilen anayasal bir organ haline
gelmiştir.
Meşruiyeti Güvence Altına Almak Tamamlanamayacak Bir Görevdir
Monarşiler, değişen toplumsal değerlere uyum sağlamak için
sürekli stratejiler geliştirmek zorunda kalmışlardır.
Jacob Burckhardt'ın "ebedi revizyon ruhu" olarak
adlandırdığı devrimci ilkeler, monarşinin meşruiyetini sürekli sorgulanır
kılmıştır.
Soru ve Yapı
Avrupa monarşilerinin büyük kısmı Devrimler Çağı boyunca
uzun süre iktidarda kalmayı başarmıştır. Bu başarı, devrim tehdidi karşısında
geliştirdikleri çeşitli meşrulaştırma stratejilerine dayanmaktadır.
Kitabın planı
1. Bölüm (Giriş): Araştırmanın kavramsal ve yöntemsel
çerçevesi.
2. Bölüm: Meşruiyetini kaybeden veya kaybetme tehlikesi
yaşayan monarşik iktidarların analizi. Askeri güç kullanımıyla kontrol sağlama
çabaları, krizler ve yeni meşrulaştırma politikalarının kaçınılmazlığı ele
alınır.
3-5. Bölümler (Geleneksel Meşruiyet Kaynakları): Eski
Rejim'den devrim çağına aktarılan geleneksel meşruiyet unsurları incelenir:
3. Bölüm: Hanedanlığın rolü.
4. Bölüm: Dinin araçsallaştırılması (Anayasal hükümdarların
ve hatta devrimle gelen Napolyon'un inancı istismar etmesi).
5. Bölüm: 19. ve 20. yüzyıl başlarında askeri/savaş
başarılarının meşruiyetteki önemi.
6. Bölüm (Aydınlanma ve Meşruiyet): Aydınlanma'nın monarşiyi
akıl süzgecinden geçirmesi ve devrimci çağda geliştirilen tüm meşrulaştırma
stratejilerinin kökenini oluşturması.
7-9. Bölümler (Modern Değişim Süreçlerine Uyum
Stratejileri):
7. Bölüm (Anayasal Devlete Geçiş): Monarşik anayasacılık;
anayasaların halk meclislerinden ziyade monarkların iradesi/fermanı ile
kurulması.
8. Bölüm (Milliyetçilik): Devrimci bir tehdit olan
milliyetçiliğe karşı hanedanların kendilerini "ulusal liderlere"
dönüştürmesi.
9. Bölüm (Sosyal Reform): Lorenz von Stein'ın "sosyal
krallık" teorisi ışığında, işçi sınıfı ve alt sınıfların meşrulaştırma
sürecine dahil edilmesi.
10. Bölüm (Karizma): Max Weber'in karizma kavramı
çerçevesinde, kitleler çağında karizmanın hükümdara mı yoksa bir tebaaya mı
atfedildiğine bağlı olarak sunduğu fırsatlar ve riskler.
11. Bölüm (Sonuç)
Dikkate alma düzeyleri
1. Rejim Düzeyi (Monarşi vs. Cumhuriyet): Yönetim biçiminin
kendisinin sorgulanması. (Örn. Fransa'da 1792, 1848 ve 1871 tarihlerinde
monarşinin aleyhine sonuçlanan süreçler).
2. Hanedan Düzeyi (Hanedan vs. Hanedan): Devrimsel
kesintiler sonrası rakip hanedanların meşruiyet iddiası. (Örn. İngiltere'de
Stuart-Hannover çekişmesi; Fransa'da Bourbonlar ile Bonaparte hanedanı
arasındaki çatışma).
3. Kişi Düzeyi (Aynı Hanedan İçi Rekabet): Hanedan içi taht
veraset hukuku tartışmaları. (Örn. 1833 İspanya'sında Don Carlos ile II.
Isabella arasındaki veraset hukuku krizi).
Sosyal referans grupları, coğrafi ve zamansal çerçeve
Eski Rejim döneminde hükümdarlar siyasi seçkinler veya
parlamenter organlar tarafından görevden alınırken (1688 II. James, 1814
Napolyon), 19. yüzyılda başkentin alt sınıfları ve sokak hareketleri
(barikatlar) belirleyici olmuştur.
Çalışma, Avrupa Konseri'nin beş büyük gücünü (Büyük
Britanya, Fransa, Avusturya, Rusya, Prusya/Alman İmparatorluğu) merkeze alır.
Temel odak noktası 17. yüzyıl sonu Aydınlanma Çağı ile
monarşilerin kitlesel savaş baskısını kaldıramayarak çöktüğü 1918 yılı
arasıdır. Ancak tipolojiyi sağlamlaştırmak adına Karolenj dönemi, 16. yüzyıl
Fransa Valois krizi ve Rusya'daki "Bunalım Dönemi" (1598-1613) gibi
tarihsel örneklere de başvurulmuştur.
Şiddet
Meşruiyetin kaybolduğu durumlarda yönetim şiddet ve zorlama
rejimine dönüşür.
"Tahakküm bir şiddet ilişkisidir" ve şiddet ancak
meşrulaştırıldığında kabul edilir.
Meşruiyetten yoksun rejimler, direnişi kışkırtır.
George III ve Amerikan Devrimi
Amerikan yerleşimcileri, rızaları olmadan vergilendirilmeye
ve askeri güç kullanılmasına karşı çıkarak George III'ün yönetme hakkını
kaybettiğini ilan ettiler.
Charles X ve Temmuz Devrimi
Charles X'in anayasanın ruhuna aykırı hareket etmesi ve
orduyu halka karşı kullanması, onun "meşruiyetini nihai olarak
kaybetmesine" yol açmıştır.
Louis Philippe ve Şubat Devrimi
1848'de "halkın kanının akması", kralın arkasında
"fikrini değiştirmesini imkansız kılan bir kan izi" bırakarak
monarşinin sonunu getirmiştir.
Friedrich Wilhelm IV ve Mart Devrimi
Berlin'deki kanlı çatışmalar kral için bir
"aşağılanma" olmuş; monarşi ancak tavizler verilerek korunabilmiştir.
Mirabeau ve süngülerin gücü
23 Haziran 1789 Krizi: Kral XVI. Louis, meclisi dağıtmak
istedi.
Ulusal Meclis bu emri reddetmiştir. Bailly’nin "Millet
emir almaz" duruşu ve Mirabeau’nun "Buradayız ve ancak süngü zoruyla
çıkarız" çıkışı, halk iradesinin ve siyasi meşruiyetin kaba kuvvetle
bastırılamayacağını simgelemiştir.
Dış müdahale yoluyla şiddet
Eylül 1791'de XVI. Louis, dış güçlerin askeri müdahalesiyle
bir halkın yönetilemeyeceğini, askeri zaferlerin halkın egemen ruhuna karşı tek
başına hiçbir anlam taşımadığını ifade etmiştir.
Peterloo Katliamı (Manchester, 16 Ağustos 1819): Prens
Vekili’nin katliamı gerçekleştiren yetkilileri tebrik etmesi, monarşinin halk
gözündeki güvenilirliğini yok etmiştir.
Milano Katliamı (Mayıs 1898): Kral I. Umberto’nun bu
katliamı yapan Generali madalya ile ödüllendirmesi, meşruiyetin tamamen kaybına
yol açmıştır. İpek dokumacısı Gaetano Bresci, sırf bu adaletsizliğin intikamını
almak için ABD'den gelerek 1900 yılında Kral Umberto’yu öldürmüştür.
Kanlı Pazar (Sankt Petersburg, 9 Ocak 1905): Tarım Bakanı
Ermolov’un uyardığı gibi, Çar'ın halkın "koruyucusu" imajı yıkılmış
ve 1905 Devrimi patlak vermiştir. Çar II. Nikolay bu hatalardan ders
çıkarmadığı için, 1917 Şubat Devrimi’nde ordunun halka ateş açmayı reddedip
isyana katılmasıyla tahttan feragat etmek zorunda kalmıştır.
Hanedan
Hanedan soyu ve veraset kuralları, monarşik meşruiyetin
temelini oluşturur.
Hanedan Krizleri
Verasetin biyolojik (varis eksikliği) veya siyasi (tahttan
indirilme) nedenlerle kesintiye uğraması ciddi krizlere yol açar.
Valois (Fransa), Smuta (Rusya) ve Carlist (İspanya) krizleri
bu duruma örnektir.
Hanedan Olmayan Taklitçiler
Rusya'da "sahte Demetrius" gibi taklitçilerin
ortaya çıkması, halkın "iyi çar" mitine ve "meşru hanedandan
çıkan bir çara" olan inancını pekiştirmiştir.
Napolyon gibi "yeni bir hükümdarın, bir hanedan
hükümdarı gibi davransa bile hanedan meşruiyetini elde edemeyeceği"
savunulsa da, 19. yüzyılda birçok yeni kalıtsal monarşi kurulmuştur.
Monarşiler, halkın sadakatini güçlendirmek için doğum
günleri ve yıldönümleri gibi hanedan olaylarını "kolektif bir ayin"
olarak kutlamışlardır.
Hanedan, Ulus ve Anayasa
19. yüzyılda hanedan meşruiyeti tek başına yetersiz kalmış;
milliyetçilik ve anayasacılık gibi yeni faktörlerle desteklenmesi gerekmiştir.
Din
Din, monarşinin payandasıdır: Monarşinin kutsallığı,
yönetimin Tanrı'nın lütfuna dayandırılmasıyla meşrulaştırılır.
Hükümdarlar unvanlarına "Tanrı'nın lütfuyla"
ibaresini eklemiş ve meshetme/taç giyme törenleriyle yönetimlerine dini bir
kutsallık kazandırmışlardır.
Aydınlanma ve Fransız Devrimi ile bu kutsal karakter
zayıflamıştır. 1848 Prusya Ulusal Meclisi'nde "ilahi lütuf" formülü,
"mutlakiyetçiliğin bir mirası" olarak görülerek reddedilmiştir.
Napolyon (1804), Charles X (1825), I. Wilhelm (1861) ve
Alexander III (1883) gibi hükümdarlar, bu törenleri "ilahi
meşruiyetleriyle dönemin demokratik eğilimlerine karşı koymak için"
kullanmışlardır.
Rus Otokrasisi ve Kilise
Rusya'da çar, "heybetinin gücüyle her şeyin üstünde
olan Tanrı gibi" görülmüş; kilise ve devlet otokrasiyi sürdürmek için
simbiyotik bir ilişki içinde olmuştur.
Savaş başarısı
Askeri zafer veya yenilgi, özellikle "gaspçı"
olarak nitelendirilen hükümdarlar için kritik bir meşruiyet faktörüdür.
Zafer ya da Yenilgi
Benjamin Constant'a göre, "gaspçılar meşruiyetlerini
korumak için bir fetihten diğerine geçmek zorunda kalırken", geleneksel
hükümdarlar yenilgiye uğrasalar bile tahtlarını koruyabilirler.
Napolyon I
Napolyon I'in 1814'teki düşüşü askeri başarısızlığın
ardından gelmiş, ancak Senato tarafından "tiranlık" suçlamasıyla
meşrulaştırılmıştır.
Napolyon III
Napolyon III ise Sedan'daki yenilgiden sonra "askeri
açıdan yenilgiye uğraması durumunda her hükümdarın tahtını riske atacağı"
gerçeğiyle yüzleşmiştir.
II. Nicholas
Savaşın gidişatını değil, "petrograd'daki huzursuzluğu
ve iç cephenin sarsılmasını" yönetemediği için siyasi olarak başarısız
olmuş ve tahttan çekilmiştir.
II. Wilhelm
Yenilginin sorumluluğunu üstlenip zamanında istifa etmediği
ve monarşiyi kurtarmak yerine "kendi bakış açısında ısrar ettiği"
için hanedanıyla birlikte devrilmiştir.
I. Charles (Avusturya-Macaristan)
Çok etnikli devletin dağılması ve ulusal konseylerin
kurulmasıyla monarşi meşruiyetini yitirmiş; imparator "devlet işlerinin
herhangi bir kısmından vazgeçtiğini" beyan etmek zorunda kalmıştır.
Aydınlanma
Aydınlanma düşünürleri monarşiyi aklın eleştirel
incelemesine tabi tutmuş, monarşinin geleneksel dayanakları yerine
rasyonaliteyi koymuştur.
Diderot ve Catherine II
Denis Diderot ile Çariçe Catherine arasındaki görüşmelerde
"mutlak monarşinin aydınlanmış devlet ilkeleriyle bağdaşmadığı"
tartışılmıştır.
Catherine, Diderot'un teorilerini kağıt üzerinde parlak
bulsa da uygulama zorluğunu şu sözlerle vurgulamıştır: Siz yalnızca kağıt
üzerinde çalışırsınız... Öte yandan ben fakir bir imparatoriçeyim ve insan
derisi üzerinde çalışıyorum.
Kameral Bilimi
18. yüzyılda devletin iç işlerinin yönetimi için pratik
tavsiyeler geliştiren kapsamlı bir siyaset bilimine dönüşmüştür.
Bu anlayışta hükümdar, tebaanın "refahını" merkeze
alan bir girişimci gibi görülür.
Büyük Peter
Rusya'da hanedan verasetini kaldırarak devlet çıkarlarını
hanedanın üstünde tutmuştur.
Veraset yasasını savunurken "ortak yarar"
argümanına dayanmıştır.
Reform Yoluyla Meşruiyet
Büyük Petro ile birlikte geleneksel "iyi çar"
idealinin yerini "reformcu çar" idealine bıraktığı belirtilmektedir.
Siyasi Mekanizma
İdeal devletin bir makineye veya saat mekanizmasına
benzetildiği fikri yaygınlaşmıştır.
Bu anlayışta, "işe yaramaz bir üye kötü bir
vatandaştır" ilkesiyle bireyin sisteme uyumu esas alınmıştır.
Aydınlanmış Mutlakiyetçilik
Mutlakiyetçiliğin gelişim aşamaları tartışılmış; Büyük
Frederick'in kendisini "devletin ilk hizmetkarı" olarak tanımlaması
bu dönemin prototipi olarak sunulmuştur.
Anayasa
Demokratik Anayasacılık
1791 Fransız Anayasası ile kral, "yalnızca anayasanın
kendisine açıkça tanıdığı haklara sahip" olan devletin bir organı haline
gelmiştir.
Referandum ve Plebisit
Napolyon, halk oylamaları (plebisit) yoluyla darbesini ve
imparatorluğunu demokratik olarak meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Napolyon III'ün Sezarizmi
Kitlelerin güvenini kazanan liderin meşruiyetini halk
oylamasına dayandırdığı bir sistemdir.
Seçimleri etkilemek için "resmi adaylık" gibi
araçlar kullanılmıştır.
Monarşik Anayasacılık
Anayasayı yaratma yetkisinin millete değil, hükümdara ait
olduğu (monarşik prensip) sistemdir.
Oktroi ve Restorasyon
Hükümdarların devrimleri önlemek için kendi iradeleriyle
(oktroi) anayasa vermesidir.
XVIII. Louis'nin Anayasa Şartı bu modelin örneğidir.
Rusya'nın Anayasalcılığa Geçişi
1905 devrimiyle zorlanmış; Nicholas II, otokrasiyi korumaya
çalışsa da gücünün "sınırsız" niteliğini kaybetmiştir.
Anayasal Çatışmalar
Hükümet ile halk temsilcileri arasındaki uyuşmazlıklar ele
alınmıştır. Bismarck'ın Prusya'daki "boşluk teorisi" ile bütçe onayı
olmaksızın yönetimi buna örnektir.
Anayasa Kutlamaları
Anayasaların kabulü ulusal festivallere dönüşmüştür. Ancak
bu festivaller bazen muhaliflerin taleplerini dile getirdiği platformlar haline
gelmiştir.
Ulus
Monarşinin Ulus Tarafından Yaratılması
Milletin kendi iradesiyle monarşiyi kurmasıdır (Örn: 1789
Fransız Ulusal Meclisi).
Milletin Hükümdar Tarafından Yaratılması
Farklı kökenlerden gelen tebaayı ortak bir ulusal bilinçte
birleştirme çabasıdır. Napolyon'un uydu devletlerinde izlediği entegrasyon
politikası bu süreci tanımlar.
Almanya'da Titizlik
Napolyon sonrası dönemde orta ölçekli Alman devletleri
(özellikle Bavyera ve Baden), kendi egemenliklerini büyük bir Alman
ulus-devletine devretmemek için bölgesel bir devlet bilinci ("hanedan
özgüllüğü") yarattılar.
1818 Bavyera ve Baden anayasaları, Napolyon’un kattığı
heterojen toprakları tek bir idari ve siyasi çatı altında toplamak için bir
entegrasyon aracı olarak kullanıldı.
Çarlık İmparatorluğu'ndaki resmi vatandaşlık
Eğitim Bakanı Uvarov'un "Ortodoksluk, Otokrasi ve
Milliyet" üçlemesiyle yürüttüğü Ruslaştırma ve milli eğitim programıdır.
Batı’daki anayasal modellerin aksine Rusya, mutlak monarşiyi
(otokrasi) ve dini devletin temeli saydı. Ancak bu süreç de çarı zamanla
hanedan hükümdarından "Rus devlet-ulusunun temsilcisine" dönüştürmeye
başladı.
Monarşi ve Ulusal Hareket
Risorgimento (Yeniden Doğuş) hareketi, Sardunya Krallığı
(Kral II. Victor Emmanuel ve Cavour) ile devrimci halk hareketinin (Garibaldi)
ittifakıyla başarıya ulaştı.
1866 Prusya-Avusturya Savaşı ile Avusturya denklem dışı
bırakıldı ve Bismarck liderliğinde "Küçük Almanya" kuruldu.
1849’daki halk egemenliğine dayalı Paulskirche hayalinin
aksine, 1871 Alman İmparatorluğu egemenliği ulusa değil, prensler birliğine
verdi.
Prusya monarşisi, Alman ulusal hareketiyle stratejik bir
ittifak kurarak imparatorluğu "yukarıdan" birleştirdi ve İkinci
İmparatorluk vatandaşlığı üzerinden ortak bir Alman bilinci şekillendi.
Sosyal Reform
Sanayileşme ve toplumsal değişim karşısında monarşinin
kendini "sosyal bir kraliyet" olarak konumlandırmasıdır.
Lorenz von Stein'ın Sosyal Kraliyet Ailesi
Sanayi toplumu kapitalistler (yöneten/mülk sahibi) ve
işçiler (yönetilen/mülksüz) olarak ikiye bölünmüştür. Stein'a göre devlet,
zenginlerin tahakkümüne karşı zayıfları koruyan "özgürlük ilkesinin"
temsilcisi olmalıdır.
Monarşi, egemen sınıfların (soylular veya burjuvazi)
güdümüne girerse (Fransa ve İngiltere'deki geçmiş örnekler gibi) yıkılmaya
mahkumdur. Tahtını korumak isteyen bir hükümdar, bağımsızlığını koruyarak alt
sınıfların refahı için sosyal reformlar yapmalı ve işçi sınıfının sadakatini
kazanmalıdır.
Napolyon III'ün Sosyal Fikirleri
Köklü bir hanedan geçmişine dayanmayan Bonaparte ailesi,
meşruiyetini halkın ekonomik refahını artırarak ("faydalı olarak")
sağlamaya çalışmıştır.
III. Napolyon askeri fetihler yerine iç kalkınmaya
odaklanmıştır. Devlet müdahalesiyle altyapı (demiryolu ağı, telgraf), modern
kredi/bankacılık sistemi ve ağır sanayi olağanüstü bir hızla geliştirilmiştir.
Victoria ve Albert
1832 reformlarıyla siyasi gücünü büyük ölçüde yitiren ve
skandallarla saygınlığı dibe vuran İngiliz monarşisi, radikal cumhuriyetçilerin
hedefindeydi. Kraliçe Victoria ve Prens Albert, bu krizi
"hayırseverlik" kurumu üzerinden aşmıştır.
Fransa'daki doğrudan devlet müdahalesinin aksine, sivil
toplumun güçlü olduğu İngiltere'de kraliyet ailesi; hastanelere, yetimhanelere
ve derneklere yüklü bağışlar yapmış ve yüzlerce kurumun yasal hamiliğini
üstlenmiştir.
Monarşinin bu tutumu, orta sınıfa sosyal sorumluluk bilinci
aşılamış, sanayileşmenin ezdiği işçi sınıfına yalnız olmadıkları mesajını
vermiş ve toplumsal uyumu sağlayarak tahtı demokratik devrim dalgalarından
korumuştur.
Bismarck'ın Sosyal Mevzuatı
İşçileri sosyal demokrasiden uzaklaştırıp monarşiye bağlamak
için devlet garantili sigorta sistemlerini kurmuştur.
Rusya'da Serfliğin Kaldırılması
II. Alexander'ın 1861'de köylüleri serflikten kurtarması,
yukarıdan gelen bir modernleşme hamlesi ve devrim korkusuna bir önlemdir.
Liberal Sosyal Reformun İlkeleri (İtalya)
Posta tasarruf bankaları gibi kurumlarla halka "kendi
kendine yetme" ve kapitalist çalışma ahlakı aşılanması amaçlanmıştır.
Karizma
Geleneksel meşruiyetin sarsıldığı kriz dönemlerinde, askeri
başarıya ve kişisel yeteneğe dayalı meşruiyet türüdür.
Karizmatik Kurtarıcı
Kriz anlarında milleti kurtaran liderin (Saul örneği gibi)
itaat talep etmesidir.
Napolyon I ve III
Her iki Napolyon da kendilerini devrimin mirasını koruyan ve
ülkeyi anarşiden kurtaran figürler olarak sunmuşlardır.
Karizmatik Çar
Alexander I'in Napolyon'a karşı kazandığı zaferle kendisini
"Avrupa'nın kurtarıcısı" olarak konumlandırmasıdır.
Giuseppe Garibaldi ve Victor Emmanuel II
Karizma, kitlelerin kendi eylem normlarından vazgeçerek bir
lideri körü körüne ve ölüme kadar takip etmesini sağlar.
Soya, verasete veya geleneksel hukuka (Albertine Tüzüğü veya
Rus otokrasisi gibi) dayanan monarşik meşruiyet, kitleleri arkasından
sürükleyen karizmatik "halk kahramanları" karşısında kırılgan hale
gelir. Tahtın ışığı, kahramanın karizmasının bir yansımasına dönüşme riski
taşır.
"İki Dünyanın Kahramanı" Garibaldi, Binler Seferi
(1860) ile İki Sicilya Krallığı'nı fethedip diktatörlüğünü ilan ettiğinde,
diplomatik dengeleri ve Sardunya Monarşisi'nin geleceğini tehdit etti.
Fransa'nın tepkisinden korkulurken, kralın meşruiyetinin bir "maceracının
gölgesinde" kalması riski doğdu.
Cavour, monarşik prensibi korumak için Kral II. Vittorio
Emanuele’yi orduyla güneye gönderdi. Amaç, halk kahramanının önüne geçmek ve
birliği monarşi eliyle tamamlamaktı.
Teano Buluşması (26 Ekim 1860) ile Garibaldi, kazandığı
toprakları ve diktatörlüğü krala devrederek çekildi. Sonraki yıllarda (1862
Aspromonte, 1867 Mentana) Roma'yı alma girişimleri başarısız oldu; çünkü artık
devlet mekanizması ve anayasal düzen kurulmuş, kurumsal yapı karizmanın önüne
geçmişti.
Mikhail Skobelev ve Alexander III
Rus-Türk Savaşı (Shipka/Plevne) ve Geok-Tepe zaferleriyle
büyük bir üne kavuşan "Ak General" Skobelev, halk ve asker nezdinde
"Slav Garibaldi" veya "ikinci bir Napolyon" olarak
görülmeye başlandı. Çar II. Alexander'ın suikaste uğraması sonrasındaki kriz
ortamında, Skobelev'in karizması rejime alternatif bir güç merkezi haline
geldi.
Çar'ın başdanışmanı Pobedonoscev, Garibaldi örneğinin
aksine, Skobelev'i dışlamak yerine saraya yakınlaştırarak onun kitleler
üzerindeki "ahlaki etkisini" otokrasiyi güçlendirmek için kullanmayı
tavsiye etti.
III. Alexander generalsiz bir dış politika ve kontrol
arzuladı. Skobelev ise Berlin Kongresi'nin öcünü almak isteyerek aşırı
milliyetçi, Alman karşıtı demeçler verdi ("Hanedanlar yok olur, milletler
ölümsüzdür" diyerek otokrasiyi tehdit etti). Henüz 38 yaşındayken şüpheli
bir şekilde (genelevde kalp krizi) ölmesi, zehirlendiği veya suikasta uğradığı
yönünde efsanelere yol açtı.
Milliyetçilik çağında monarşiler, kitlelerin ulusal ve
karizmatik beklentilerini kendi bünyelerine entegre edemezlerse meşruiyetlerini
kaybederler.
Paul von Hindenburg ve Wilhelm II
1914'te üç yıldır emekli olan Hindenburg, Doğu Prusya'da Rus
orduları karşısında geri çekilme kararı alan General von Prittwitz'in görevden
alınmasıyla Sekizinci Ordu’nun başına getirildi.
25-31 Ağustos 1914'teki Tannenberg Muharebesi ile Rus
orduları yok edildi. Medya, abartılı haberler ve anti-Slav propaganda
vasıtasıyla zaferi 1870 Sedan Muharebesi ile kıyaslayarak Hindenburg'u
"ulusal kurtarıcı" mertebesine yükseltti.
Hindenburg ve Ludendorff, karizmatik güçlerini kullanarak
sadece askerî değil siyasi kararları da yönlendirmeye başladılar.
Temmuz 1917'de Hindenburg ve Ludendorff, istifa tehdidiyle
II. Wilhelm'i Şansölye'yi kovmaya zorladı.
Kahraman Olarak Hanedan Hükümdarı
Yöneticilerin meşruiyet krizlerini aşmak için kendilerini
veya atalarını kahramanlaştırarak "kalıtsal karizma" yaratma
çabalarıdır.
Kitleler çağında halk kahramanı olmanın temel şartı medya
aktarımıdır.
Karizma arayışı, monarşinin geleneksel meşruiyetini
yitirdiğinin kanıtıdır. Başarısızlık durumunda geleneksel meşruiyet kisvesi de
çöker.
Monarşik Kahraman Anıtları
Roma'daki Vittoriano veya Berlin'deki I. Wilhelm anıtı gibi
yapılarla monarşinin ulusal ve kahramanca başarılarının ölümsüzleştirilmesi
hedeflenmiştir.
…
Özet: Monarşilerin Hayatta Kalma Stratejileri
1. Hanedan Soyu: Soy kökenine dayanmak.
2. İlahi Atama: Taced giyme törenleriyle tanrısal lütfu
vurgulamak.
3. Dış Savunma: Ülkeyi dış tehditlere karşı koruyabilme
gücü.
4. Anayasa Kabul Etmek: Hukuki garantiler sunmak (Charter
örneği).
5. Monarşiyi Millileştirmek: Ulusun simgesi ve koruyucusu
haline gelmek.
6. Sosyal Reform: Halkın refahını ve toplumsal barışı
gözeten adımlar atmak.
Başarılı monarşiler bu stratejileri uyarlayabildi.
Monarklar kalıtsal meşruiyete sahip olduklarından halkın
"karizmatik kurtarıcı" arayışını karşılamakta zorlandılar. Bu boşluğu
askeri liderler doldurdu (İtalya'da Garibaldi, Rusya'da Skobelev, Almanya'da
Hindenburg).
İngiltere, Napolyon'u yenen Wellington Dükü'nü olağanüstü
yetkiler vermeden parlamenter sisteme entegre ederek (bakanlık ve başbakanlık
vererek) tahtın meşruiyetini korumayı başardı.
…