30 Eylül 2013 Pazartesi

Yüksek Şatodaki Adam

Philip K. Dick - Yüksek Şatodaki Adam


Kitabın ilk bölümü Robert Childan adlı karakteri tanıtıyor. Bu adamın antika eşyalar satan bir dükkânı var. Kuzey Amerika’nın Pasifik sahillerini kontrol altında tutan Japonlar, Amerikan kültürüne ve tarihine ait eşya ve sembollere oldukça meraklılar. Ordu mensubu çok sayıda Japon müşterisi olan Childan bu işten oldukça iyi kazanıyor.
Tagomi adında bir müşteri Childan’dan antika bir silah koleksiyonu almak ister. Bunun için çok yüksek bir rakam teklif eder. Childan elindeki tabancalardan beğendiği bir tanesini Tagomi’ye verir: 1860 yapımı, sıra dışı bir Colt AA. Ancak bu silah sahtedir. Satış gerçekleşmez. Childan iyi bir antikacıdır. Buna rağmen gerçekle ile sahte arasında ayrım yapamamıştır.

Kitabın hemen başında böyle bir vak’a anlatılarak okuyucuya neyin gerçek neyin sahte olduğunu nasıl ayırt edeceği hakkında soru soruyor.
Hemen bütün hikâyelerindeki sıra dışı kurgularıyla gerçeklik algısını sorgulayan (yazarın böyle bir sorgulama hevesi olmayabilir, ancak kurgularının merkezinde bu olgu yatıyor: neyi gerçek olarak algılıyoruz? Yaşanan, yaşatılan vs.) yazar bilim-kurgu külliyatının başyapıtlarından olan bu eserinde de farklı bir şey anlatmıyor: 2. Dünya Savaşı’nı Müttefikler değil de Miğfer Devletleri kazansaydı nasıl bir dünya çıkardı karşımızda? Romanda Almanya ve Japonya arasında paylaştırılmış bir dünya resmi var karşımızda. Almanlar savaştan hemen sonra gökyüzünün fethine girişmişler. Japonlar ise Almanlara kıyasla daha yerel kalmışlar. Her ikisi arasında da üstü örtülü bir soğuk savaş var.
Romanda Kuzey Amerika’nın Pasifik sahillerinde, Japonlara ait bölgedeki günlük hayat anlatılıyor. Karşımıza çıkan karakterlerin hemen hepsi çift kimlikli (gerçek-sahte). Almanlardan ve Japonlardan oluşan güç odaklarının menfaatleri peşinde çalışan çok sayıda “ajan” formasyonlu eleman, kendilerine ait özel gündemleriyle roman kurgusu içinde yine gerçek-sahte ayrımına dikkat çekiyorlar.
Kitabın içinde bir alt metin olarak okunan Çekirge Serilmiş Yatıyor adlı kitap, gerçek tarihi verileri bir kurguymuşçasına anlatıyor: Bu kitapta savaş, bilindiği gibi, Müttefiklerin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Kitap, Almanların kontrolündeki bölgelerde yasaklanmıştır.

Notlar:

1
(Childan) beklediği değerli kargo hâlâ gelmemişti.

Ben Bay Tagomi. İç Savaş nefer toplama afişim geldi mi bayım?

(Childan) Otuz sekiz yaşındaydı ve savaştan öncesini, o eski zamanları anımsayabiliyordu.

Böyle müşterilerin memnun kalmalarını sağlamalıyım; işlerin iyi gitmesi onlara bağlı.

Asıl ismi Frank Fink idi. New York'ta, Doğu Yakası'nda doğmuş ve 1941'de, Rusya'nın çöküşünden hemen sonra kendisini A.B.D. Ordusu'nda bulmuştu. Japonlar Hawaii'yi ele geçirdikten sonra Batı Yakası'na gönderilmişti. Savaş sona erdiğinde yerleşim hattının Japon tarafında bulmuştu kendini. Ve işte bugün, on beş yıl sonra, hâlâ buradaydı.

1947, Teslim Olma Günü

…eski, insansı yamyam devin yeniden yükselmesi, dünyayı bir kez daha yönetmesi. Ondan kurtulmak milyonlarca yılımızı aldı, diye düşündü Frink ve şimdi geri döndü. Üstelik yalnızca hasım olarak da değil, efendi olarak.

Juliana karısıydı. Daha doğrusu eski karısıydı. Juliana kendisini bir sene önce boşamıştı ve onu bir yıldır görmüyordu.

2
I Ching ya da Değişimler Kitabı

Naziler'de olup bizde olmayan şey - soyluluk. Onlara çalışma aşklarından ya da üretkenliklerinden dolayı saygı duyabilirsiniz... Ama insanı asıl harekete geçiren şey düşleridir.

3
Juliana Frink

Judo öğretmeniydi.

"Ne yapacaklarını asla bilemezsiniz," dedi Juliana. "Gerçek düşüncelerini gizlerler."

4
Amiral Harusha Batı Yakası'na ilk kez geliyor

Gemisindeki her subaya değerli birer tarihi eser, epik Amerikan İç Savaşı'nda kullanılmış hafif silahlar armağan etmek istiyor.

1860 yapımı, sıra dışı bir Colt AA

Bayım, bu bir taklit

5
Çekirge Serilmiş Yatıyor

6

7

Robert, "Eğer Almanya ve Japonya savaşı kaybetselerdi, bugün dünyayı Yahudiler yönetiyor olurdu," dedi. "Moskova'dan ve Wall Street'ten."

"Geçtiğimiz günlerde," dedi polis, kanepenin üstündeki bir evrak çantasından çıkardığı altlıklı kâğıtlara bakarak, "bir adam, bir beyaz, kendisini İmparatorluk Donanması'nın bir subayının temsilcisi olarak tanımlayan biri tarafından ziyaret edildiniz. Daha sonraki araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya çıkardı. Böyle bir subay yok. Böyle bir gemi yok."

Robert Childan adamın fotoğrafının altındaki isme baktı. Frank Frink. Frank Fink olarak doğmuş. Evet, kesinlikle bir Yahudi'ydi. Bunu herkes anlayabilirdi, Fink gibi bir ismi duyunca. Adını değiştirmişti.

Yahudiler'in ince numaralarıyla masumları kandıramayacakları bir kanun ve nizam toplumunda yaşıyoruz. Korunuyoruz.

8
9
10
11
12
13

14
…yin'in her yerde bulunduğu zamanda, ışığın ilk kıpırtısı en karanlık derinliklerde canlanır ansızın...

…dünya bilinçaltı materyali tarafından tamamen çarpıtılıyor, yalnızca sembolik, arketipsel nitelikle görünüyor. Hipnozun yol açtığı tipik uyurgezerlik hali. Gölgelerin arasındaki bu korkunç süzülüşü durdurmalı, konsantrasyonumu yeniden odaklamalı ve böylece ego merkezimi yeniden faaliyete geçirmeliyim.

15
Kitabınızı kâhin yazdı, değil mi?
Hawthorne, "Gerçeği bilmek istiyor musun?” dedi.

"Bu kitabımın gerçek olduğu anlamına geliyor, öyle değil mi?"

The Man in the High Castle (1962)
Türkçeleştiren: Dost Körpe

Metis Yayınları, 1999

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder