26 Kasım 2013 Salı

Felsefece Düşünmenin Yolları

Bochenski – Felsefece Düşünmenin Yolları

Yasa, açık ve kesin şeyleri kapsar.


Dünyadaki her şey tekildir, tektir.

Yasanın kendisi zamansızdır, belirsiz bir anda varolmuştur, aslında sadece farkına varılmıştır. Belki başka bir zaman da şu an geçerli olan yasanın yasa olmadığı kabul edilecektir.

Yasa, değişime uğramaz, ya vardır ya yoktur. Yasa eskirse yerine yenisi gelir.
Varolanın iki temel biçimi, gerçek ve düşünsel

Dile getirilmiş yasalar yalnızca bizim düşüncemizde bulunur.
Ancak, şeylerde bir temel bulurlar, bunun için de dünyada geçerlidirler.

Felsefe Nedir?
Henüz bilimsel sayılamayan her şeyin ortak adıdır (pozitivizm).
Felsefe, olanı, kavranamayanı, anlığın ötesinde ya da en azından sınırında bulunanı araştırır.

Felsefenin Alanı
Kant ve izleyicileri, olanaklı bilginin koşullarını ve sınırlarını araştırmışlardır.

Pek çok Fransız filozofa göre, bilimle olanı inceler, felsefe ise olması gerekeni araştırır.

Varoluşçu filozofların pek çoğu insanı merkeze alırlar. Felsefe insanı kendine nesne edinip her şeyi onun çevresinde anlamaya çalışır.
Wittgenstein ve izleyicisi mantıkçı pozitivistler, felsefenin dille ilgili olduğu sonucuna ulaştılar. Felsefe, diğer bilimlerin dillerini, yapıları bakımından inceler.

Felsefe daima bilinenin özüne inmeye çalışmıştır.
Somut bilimsel yargılardan sonra bile sorular sorup araştırarak derinleşmişlerdir. Bu durumda felsefe özün bilimidir. Öze ilişkin düşünme her şeyin özünü araştırır.

Gorgias’ın önermeleri
Hiçbir şey yoktur.
Bir şey olsaydı bile biz onu bilemezdik.
Sayalım ki bir şey var ve biz onu biliyoruz, o zaman onu başkasına aktaramayız.

Descartes, kabul ettiğimiz şeylerin gerçekliğinden şüphe ederek insan zihninin pek çok yanlışa neden olabileceğini savunur (bunun delili de bizzat kendisi değil midir?).

Türkçeleştiren: Kurtuluş Dinçer
Bilim Sanat Yayınları
1996, Ankara


İmkânsızın Şarkısı

Haruki Murakami – İmkânsızın Şarkısı

1
Otuz yedi yaşındaydım ve bir Boeing 707’deydim.
Almanya’ya dönüyordum.
…tatlı bir müzik yayılmaya başladı: Beatles “Norwegian Wood”

Aradan geçen on sekiz yıla karşın, o çayırlar hâlâ o günkü gibi gözlerimin önünde.

Bellek çok garip bir şey. Gerçekten içinde bulunduğum, yakından gördüğüm sırada o manzaraya hemen hiç dikkat etmemiştim.

Naoko tam o sırada bana ne anlatıyordu acaba?

– Vatanabe, (…) İsterim ki beni hep hatırlayasın.

Düşündükçe, içimi derin bir keder kaplıyor. Çünkü o, Naoko beni sevmiyordu.

2
“Eğitimimizin temel ilkesi ulus için yararlı insanlar yetiştirmektir.”
(1968 ilkbaharından, 1970 ilkbaharına kadar yurtta kalmış. Drama eğitimi alıyor.)

Şuo’ya giden trende rastlaşmıştık.

– Niçin geldik buralara?
– Sen geldin. Ben de senin ardından yürüdüm, o kadar.

Naoko’yu, birinci sınıfa başladığım yılın ilkbaharında tanımıştım. O da birinci sınıftaydı.
İyi anlaştığım bir arkadaşım vardı, Kizuki, ve Naoko da onun kız arkadaşıydı. Çocukluktan, birbirlerinden iki yüz metre uzakta oturdukları için, neredeyse beşikten beri tanışıyorlardı.

Naoko ile ben, bir kez buluştuk, Kizuki’nin cenazesinden on beş gün kadar sonra.

Kizuki bana, dersleri asarak gidip bilardo oynamayı önermişti.

O gece, garajında öldü. N 360 model arabasının egzosuna bir lastik boru takmış, camları yapışkan bantla hava geçirmez duruma getirdikten sonra motoru çalıştırmıştı.
ÖLÜM YAŞAMIN KARŞITI OLARAK DEĞİL, PARÇASI OLARAK VARDIR

3
Konuşmalarımızda Kizuki’nin adı hiç geçmiyordu.

Naoko sadece bir kez, birine âşık olup olmadığımı sormuştu.

Nagasava’nın kişiliği sanki daha doğumundan itibaren bir tür çekim gücüyle donatılmıştı (yurttan bir eleman).

…insanın çevresi olanaklarla dolu olunca bundan yararlanmamak son derece zor geliyor.

Nagasava’nın düzenli olarak görüştüğü bir de sevgilisi vardı. Kızın adı Hatsumi’ydi.
Hatsumi, Nagasava’nın sürekli başka kızlarla onu aldattığını biliyor, ama hiç sitemde bulunmuyordu.

Naoko’nun doğum gününde yağmur yağıyordu. Derslerden sonra, üniversitenin yakınından bir pasta alıp ona gitmek için trene bindim.

…saat on bire doğru, kaygılanmaya başladım. Naoko dört saati aşkın bir süredir aralıksız konuşmaktaydı.

Gözleri yaşlarla doldu,
Öne doğru eğilmiş, iki eli yerde, kusuyormuş gibi ağlıyordu.
O gece Naoko’yla yattım.
Aradan bir hafta geçmiş, telefon etmemişti.
Bekçi bana, üç gün önce taşındığını söyledi.
Yurda dönüp Kobe’deki adresine uzun bir mektup yazdım.
Temmuz başında Naoko’dan bir mektup aldım.
… Henüz seninle karşılaşmaya hazır değilim…

4
Yalnızlığı kimse sevmez, bilirsin. Ne var ki ben, arkadaş edinmek için çaba harcamam. Çünkü ne olursa olsun, hayal kırıklığı gelir arkasından...

Konuşma biçimine bayıldım. Sanki duvar boyuyorsun.

– Benim adım Midori.

(Dünyanın Antik Yunan tiyatrosundan daha önemli sorunları var mıdır?)

…o mayıs pazarı, Şuo’ya giden trende Naoko’ya rastlamasaydım, hayatım, şimdi olduğundan farklı olacaktı.

…zenginliğin en büyük üstünlüğü,
Paran olmadığını söyleyebilmektir.

…dünyada nemli bir sutyen takmak kadar acı bir şey olamaz.

Gecenin ortasında sigarasızlık çekmeye dayanamıyordum. Bunun için bıraktım.

Sevgili hayat arkadaşını yitirmenin ne denli çetin, üzücü ve acı olduğunu anlayabiliyorum. Babama acıyorum,

…onu pek sevmem ama, ona güvenirim. Karısını kaybetmenin sarsıntısı içinde, evini, çocuklarını ve işini yüzüstü bırakarak çekip Uruguay’a giden adama güvenirim, çünkü o benim babam. Anlıyor musun?

Midori şarkı söylemekten bıkınca, gitarını bırakıp geldi omzuma yaslandı, tıpkı güneşe uzanan bir kedi gibi.

Ömrümde hiç olmazsa bir kez doyasıya sevgi görmek isterdim.
Sadece basit bir hevesi gerçekleştirmenin peşindeyim. Sadece bir heves. Örneğin, öylesine söylüyorum işte, sana, canımın çilekli pasta istediğini söylüyorum, sen de her şeyi bırakıp almaya koşuyorsun. Soluk soluğa dönüyorsun ve: “Al Midori, işte çilekli pastan’’ diyorsun ve ben de pastayı pencereden fırlatıyorum: “Artık istemiyorum!” diyerek. İşte beklediğim bu.

…eylül sonunun bu güzel ikindisinde herkes mutlu gözüküyordu ve bu, içimi alışılmamış bir keder duygusuyla doldurdu. Bu görüntünün dışındaki tek kişi benmişim gibi bir izlenime kapıldım.

5
Mektubuna teşekkür ederim, diye yazıyordu Naoko.
Bu kurumda tek sorun, bir kez girince bir daha çıkmak istememen,
Bana bakan doktor dışarıdakilerle yeniden ilişki kurmaya başlamamın zamanı geldiğini söylüyor.

6
Naoko ile ben aynı odayı paylaşıyoruz. Ya da daha doğrusu, oda arkadaşıyız. Onunla yaşamak çok hoş, biliyor musunuz? Zaten bana sık sık sizden söz ediyor.
Naoko’yla yalnız kalmanız yasak.
Bu yüzden, her zaman bir gözlemci olacak yanınızda, yani ben.

…ağlarken bedeni henüz tamamlanmamış gibi gelmişti bana.
…ben hiç iyileşmeyebilirim. Beni gene de beklemek ister misin? Beni on ya da yirmi yıl bekleyebilir misin?
7
(Reiko) …lezbiyen olup olmadığımı kendi kendime sorup durdum ve bu durum kafamı çok kurcaladı.
…bir gün farkına vardım ki,
Çevremdekiler bana özel bir ilgi gösteriyorlardı.
…dedikodulara göre, ben akıl hastanesine birkaç kez girip çıkmış olan, tanınmış bir lezbiyenmişim, piyano dersi verdiğim öğrencilerimden birine de saldırmaya kalkışmışım ve o bana direnince de öyle dövmüşüm ki suratında izi kalmış.

8
– Aklıma gelmişken, nereye gidiyoruz, o zaman diye sordum.
– Hastaneye. Babam orada ve bugün, günümü onunla geçirmek zorundayım. Sıra bende.

Euripides’i bilmiyor musunuz? Bir Yunanlıdır; Aishilos, Sofokles ve o, üç büyük tregedya şairidir. Makedonya’da köpeklerin saldırısına uğrayıp öldüğünü söylerler, ama değişik savlar vardır. İşte Euripides bu. Ben şahsen Sofokles’i yeğlerim, ama bu bir zevk sorunu. Onun tragedyalarının özelliği şu ki sürüyle karmaşık olay geçer ve sonunda artık kimse kıpırdayamaz olur. Anlıyor musunuz? Kendilerine ait nedenleri ve düşünceleri olan, kimi durumlarda bir sürü kişi vardır ve her biri, kendine göre mutluluk ve adalet arayışı içindedir. Ve bu yüzden herkes kendini bir çıkmazda bulur. Bu anlaşılıyor, değil mi? Çünkü ilke olarak hiç kimse kendi adaletini de, kendi mutluluğunu da değerlendiremez bu da anlatılmaz bir kargaşaya sürükler. Ve sonunda ne olabilir sizce? Bu gerçekten çok basittir, çünkü sonunda Tanrı gözükür. Ve gidişgelişleri yönetir. Kimilerini gönderir, kimilerini getirtir, kimilerini yeniden bir araya toplar ve kimilerine de rahat durmalarını buyurur. İpleri çeken biri gibi. Ve her şey böylesine kesin sonuçlanır. İşte deus ex machina dedikleri, budur. Euripides tiyatrosunda, hep deux ex machina’lar vardır ve onun tragedyaları işte bununla tanınır. Ama gerçek dünyada da böyle bir deux ex machina olsaydı eğlenceli olurdu, değil mi? İnsan bir çıkmaza girdiğinde ve artık adım atamaz duruma geldiğinde, Tanrı rahat rahat inip her şeyi yoluna koyardı. Çok basit.

9
(Nagasava)
…bu yakınlarda benimle akşam yemeğine gelmek ister misin?

…biz daha önce de, aramızda kızları değiştirmiştik, onunla ben, bilmiyor muydun?
– Vatanabe, doğru mu bu?
– Sarhoştum, dedim.
…niçin yaptın bunu?

Hatsumi gerçekten de çok özel bir kızdı. Birinin onun imdadına koşması gerekirdi.

Hatsumi de, tanıdığım pek çok kişi gibi, yaşamının belirli bir eşiğine vardığında, birdenbire onu yarıda kesmeye karar verdi. Nagasava’nın Almanya’ya gidişinden iki yıl sonra bir başkasıyla evlenmişti, birkaç ay sonra da bileklerini kesti.

…kiminle olursa olsun, mutlu olabilirsin, o halde niçin Nagasava gibi birine bağlanıp kalıyorsun ki?
– Herhalde başka türlüsü elimden gelmediği için. Bu, karşı koyamadığım bir güç işte.

10
Çarklar Arasında’yı okudum.

11
Sonbahardaki ziyaretime oranla Naoko çok daha suskundu. Üçümüz bir aradayken, yüzünde bir gülümsemeyle, kanepede oturuyor, hemen hiç ağzını açmıyordu. Reiko onun yerine konuşuyordu. “Aldırma sen, diyordu Naoko bana. Sadece bir dönemden geçmekteyim, o kadar. Konuşmak yerine sizi dinlemeyi yeğliyorum.”

Ben hep böyleydim işte. Kafam bir şeyle dolu olunca, geri kalan her şeyi unutup giderdim.

Naoko doğru dürüst bir konuşmayı bile sürdüremeyecek durumda. Sözcükleri hemen hemen hiç bulamıyor.

Nisan ayını yalnız geçirmek çok acıydı.
Naoko, Midori, Nagasava, tümü de benden uzaklaşmışlardı.

(Reiko)
Mektuplarınıza teşekkür ederim. Naoko onları okuyunca çok memnun oluyor. Ben de okuyorum. Okuyabilirim, değil mi?

(Midori)
Ben kollarındayken başka birini düşünmeni kabullenemem. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

Yapabileceğim tek şey, Reiko’ya içten bir mektup yazıp her şeyi açık açık anlatmaktı.

Bizler (‘’bizler’’ diyorum normal olmayan insanları belirtmek için olduğu kadar, normal olanları da belirtmek için) kusurlu bir dünyada yaşayan kusurlu kişileriz.

12
Naoko’nun ölümünden sonra, Reiko bana birkaç kez yazıp bunda suçumun olmadığını, aslında kimsenin suçunun olmadığını, ölümünden kimsenin sorumlu tutulamayacağını, bunun, yağmur yağması gibi bir şey olduğunu yineledi durdu.

…bankada birikmiş tüm paramı çektim ve Şicuku Garı’na giderek önüme ilk çıkan eksprese bindim.

Aradığım tek şey, bilinmedik bir kentte kurşun gibi ağır bir uykuya dalmaktı.

Bu bir aylık yolculuk ne moralimi düzeltmiş ne de Naoko’nun ölümünün yarattığı sarsıntıyı hafifletmişti.

Saat sabahın altısında uyandığımda, odada yoktu.
Yanında bir ip götürmeyi bile akıl etmişti,

(Reiko)
– Sizinle ikimiz Naoko’ya bir cenaze töreni düzenleyeceğiz. Acıklı olmayan bir tören.

– Sevişsek nasıl olur? diye sordu sonra, çekingen bir sesle.
– Ne garip, dedim, ben de şimdi aynı şeyi düşünüyordum.

Midori’ye telefon ettim, mutlaka onunla konuşmak istediğimi söylemek için.
– Neredesin şimdi? diye sakin bir sesle sordu bana.
Neredeydim?


Noruvei no Mori
Türkçeleştiren: Nihal Önol
Doğan Kitap, 2004


Psikiyatri / Hastalıklar

Şizofreni
Erkeklerde 15-25, kadınlarda ise daha çok 25-35 yaşları arasında görülür.
Klinik belirtileri incelenirken dikkatli olunmalıdır.
Öncelikle bu rahatsızlık için belirli bir nedenin gösterilemediğini akılda tutmak gerekir.
Herhangi bir başka hastalığın nedenleri şizofreni için de geçerlidir.
Tanı koyulabilmesi için hastanın geçmiş yaşantısı dikkate alınması yararlıdır.
Hastanın septomlarının zaman içinde değişebileceği akılda tutulmalıdır.
Tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de hastanın eğitim durumudur.

Schneider’e göre şizofreninin belirtileri
1- Hastanın kendi düşüncelerini dışarıdan gelen bir sesmiş gibi algılaması ve kendi kendine konuşması.
Premorbit septomlar: Hastanın çevreyle uyumsuzluğu, arkadaşlık ilişkisi kuramaması, kendi halinde kalan, içe kapanık kişiler.
2- Tartışan ya da kendi düşüncelerine katılmayan sesler.
Hastanın düşüncelerinde çelişkiler vardır. Yapmak ile yapmamak arasında sıkışmıştır. Kendini sürekli olumsuzlayarak eylemlerini engellemektedir.
3- Yorum yapan sesler
4- Bedensel edilgenlik
5- Düşüncelerin çalınması
Hasta sürekli olarak düşüncelerinin dış güçler tarafından alınıp götürüldüğünü, bu nedenle zihnide tam bir boşluk olduğunu sanısındadır.
6- Düşünce sokulması
Hasta, dışarıdan zihnine yabancı düşünceler sokulduğunu düşünür.
7- Düşüncelerin yayılması
Hasta, düşündüklerinin çevresindekiler tarafından okunduğunu/anlaşıldığını ve böylece çevreye yayıldığını düşünür.
8- Edilgen duygular
9- Edilgen dürtüler
10- Edilgen eylemler
11- Sanrısal algı, halüsinasyonlar ve illüzyonlar

Şizofrenlerde bellek bozukluğu bulunmaz.
Dikkatini odaklamakta güçlük çekebilirler.
Vakaların işitme duyusunda algı bozukluğu sıklıkla gözlenir. Hastalar birçok sesleri duyuyor olmaktan şikâyet edebilirler. Bu sesler çoğunlukla tehdit içeriklidir.

Düşünce süreçleri
Hastaların kendilerine has, anlaşılması zor mantık kurallarına dayalı düşünme biçimleri vardır.
Zaman, mekân, nedensellik ve karşıtlık gibi mantıksal ilkeleri tanımayan bir düşünme biçimidir bu.

Hastalar gündelik konuşmalarına ilgisiz ve gereksiz birçok ayrıntıyı sokma eğilimindedirler.
Verbijerasyon: İleri derecede regresif hastalarda görülür. Aynı sözcük ve deyimlerin anlamsız şekilde yinelenmesi biçiminde kendini gösterir.
Ekolali: İşittikleri sözcükleri ya da cümleleri tekrarlarlar.
Hastanın düşünce biçiminde belirgin ve karmaşık bir sembolizm hakimdir.

Hezeyanlar
Persekütuar: arkadaşlarının, komşularının ya da eşinin kendisine kötülük yapacağı düşüncesi, gözetim altında tutulma sanrısı.
Grandiyöz: Varlıklı olma, olağanüstü güzel olma, çok önemli kişi olma.
Dinsel: Günah işlediğine inanma. Kutsal bir varlıkla özel bir ilişki de olduğuna inanma.
Somatik: Organlarının artık çalışmadığı hissine kapılma. Vücudunun bir bölümünün çok çirkin olduğuna inama.
Cinsel: Cinsel davranışlarının herkes tarafından bilindiğine inanma.
Nihilist: Ölü, ya da ölmekte olduğuna inanma.
Hezeyanların tümünün paranoid özelliği vardır.
Ego sınırının kaybı.
Düşüncelerinin okunmasından rahatsız olan hasta, evrendeki başka bir nesne ile kaynaşıp bütünleşir. Çevresindeki bir nesneye yapılan atak, hastayı üzüp, sıkıntıya sokabilir.
Neofobi: Yeni olandan korkma, eskiye bağlanma durumu.

Hastalar şaşakınlık, dehşet, yalnızlık ve bunaltıcı bir ambivalans durumunda olabilirler.
İki ayrı zamandaki duygusal tepkileri arasında tutarsız olabilir.
Şizofrenik hastalarla duygusal ilişki kurmak mümkün değildir.

Davranış bozuklukları
Nicel bozukluklar
Uyuşukluk halleri, çevrelerini tehlikeye atacak kadar eksite olmaları.
Nitel bozukluklar
Uygunsuzluk, öngörmezlik, tutarsızlık ve olağandışılık.


Dismorfofobik hezeyanların sonucu olarak hasta kendine zarar verebilir. Ciddi bedensel kusuru olduğuna inanan hasta vücudundaki belli yerleri kesebilir (Van Gogh sendromu).

İlişki kurma sorunu olan hastaların günlerce hareketsiz ayakta durduğu ve ancak yığıldıktan sonra bu tutumu bıraktığı gözlenmiştir.

Majör Depresif Bozukluk
Depresyonda genelde üç alanda bozukluk görülür.
1- Emosyonel: Toplumdan uzaklaşma, hiçbir şeyden zevk almama.
2- Kognitif: Kendini kınama, umutsuzluk, ölüm düşüncesi.
3- Vejetatif: Enerji kaybı, uykusuzluk.

Psikomotor Retardasyon
Hastanın hareketlerinde yavaşlama, yüz ifadesinde donuklaşma, bakışlarında sabitleme ve göz hareketlerinde azalma gözlenir.
Bilinç bozukluğu gözlenmez.
Unutkanlık dile getirilen bir şikâyettir.
Dikkat eksikliği en belirgin belirtileridir.
Konuşmak onlar için yorucu bir iştir.
Benmerkezcidirler. Yalnız kalmak isteseler de başkalarına karşı regresif bağları vardır. Hastalığın ileri dönemlerinde eskiden çok sevdiği kişilere karşı eski sevgisini hissedemeyen hasta kendini yiyip bitirir.

Distimik Bozukluk
Yetersizlik duygusu, genel olarak ilgi kaybı, hiçbir şeyden haz almama, toplumdan uzaklaşma, suçluluk duygusu ve geçmişi hakkında düşüncelere dalıp gitmeler sık görülern septomlarıdır.

Manik depresif hastalar
Şık, şakacı ve şen şakraktırlar. Karşısındakini küçük düşürmek için fırsat kollar. Dost tavırlı taşkınlıkları manik hastayı ele verir.
Çoğu zaman sarhoş gibi davranırlar. Aktif olmaları, tüketime meraklı olmaları, cinsel ilişkilerde düşüncesizlik ve çok konuşmak başlıca belirtileridir.

Panik ataklar
Kalabalık alanlarda bile tek başına olamama durumunda fark edilir. Agorafobi bir panik ataktır. Panik atak sırasında hasta öleceği hissine kapılır.

Kaynak:
Pratisyen Hekimin El Kitabı
12. Bölüm – Psikiyatri (s. 305-357)
Prof. Dr. Ertuğrul Köroğlu
HYB, 1998, Ankara




Depresyonu Yenmek

Florence Littauer – Depresyonu Yenmek

Belirtiler
Pasif olmak
İlgi kaybı
Umutsuzluk
Kötümserlik
Kendini değersiz görme
Geri çekilme
İçe kapanış
Değişim
Mutlu insanlardan hoşlanmama
İştah kaybı / Aşırı iştah
Bitkinlik
İçki, ilaç eğiliminin artması
Konsantrasyon bozukluğu
Hastalık hastası
İntihar eğilimi
Ani iyileşme
Ölümü çağırmak

Kimler depresyona girer
Doğuştan kaybetmiş olanlar
Başarılı insanlar
İletişim kuramayanlar
Yarışma becerisi olmayanlar
Yapacak işi olmayanlar
Yapacak çok işi olanlar
Koşulları ağır olanlar
Ciddi sağlık sorunları olanlar
Kendini değersiz hissedenler
Büyük bir ideale şartlananlar
Kendini suçlu hissedenler

Kurtuluş reçetesi
Problemleri tanımamak, boş vermek, kendine teşhis koymak ve yardım çağırmak, nedenleri arayıp bulmak ve imha etmek. Kendini geliştirmek. Başka insanlara yardım etmek.

Türkçeleştiren: Demet Dizman

Sistem Yayınları, Ağustos 1997

Psikiyatri ve Mitos

Kriton Dinçmen - Psikiyatri ve Mitos

Analitik psikolojiye göre ruh Animus/anima ve Psyche/psike olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır.

Psike kavramı gerek bilinçli gerekse bilinçdışı olarak işlev gösteren ruhsal süreçlerin tümünü, anima ise ancak “kişilik” olarak tanımlayabileceğimiz ayrışmamış bir işlev kompleksini ifade eder.

Aynı ekole göre kişilik de iki kısımdan oluşur: Birincisi bizim içsel duyuş tarzımızı anlatan “içsel kişilik” kısmı ki, buna da anima adı verilmektedir. İkincisi ise dış davranışımızı dış karakterimizi oluşturan dışsal kişilik kısmıdır. Buna da persona adı verilmiştir.

Ego’nun gerek geçmişteki süreçlerden toplanmış muazzam bir imaj yığınından, gerekse dıştan duyu fonksiyonları kanalı ile nakledilmiş uyarıların kayıt imajlarından ve bu iki gurubun karşılıklı etkilenmelerinden oluştuğunu görmekteyiz.

Jung’a göre bilinçdışı
a) Görece daha yüzeysel olan ve kişisel varoluşun unutulmuş, itilmiş, yüceltme yolu ile algılanmış, duyulmuş, düşünülmüş, yaşanmış tüm materyallerini kapsayan personel/kişisel bilinçdışı ile
b) Personel bilinçdışının çok daha derinlerinde bulunan ve kişisel olarak elde edilmemiş biçimde, insanlığın ortak mirası olarak kuşaktan kuşağa geçen ruhsal işlev ürünlerinin birikmiş olduğu ortak bilinçdışından oluşur.

Ortak bilinçdışı kendisini mitoloji öyküler, semboller, imajlar, arketipler ve mandalalarda gösterir.
Arketipleri kişinin bilinçdışında bulunan ve onun dünyayı kavrama tarzını düzenleyen ve tüm insanlığın yaşam deneyimlerinden ortaya çıkan kişiye miras kalan bir düşünce modeli olarak özetleyebiliriz.

Medeia
Bir kadının bilinçdışı olarak öz çocuğuna karşı nefret duygusu ve öldürme isteğine medeia kompleksi denir. Kocasıyla geçinemeyen kadınlarda daha sık görülür.

Narsizm
Kişinin kendine aşık olması şeklinde özetlenebilir. Ağır bir patolojik bozukluktur.

Sisyphos
Saçma, absürd kavramını simgeler

Eti Yayınları, 2. Baskı, Eylül 1997