26 Kasım 2013 Salı

İmkânsızın Şarkısı

Haruki Murakami – İmkânsızın Şarkısı

1
Otuz yedi yaşındaydım ve bir Boeing 707’deydim.
Almanya’ya dönüyordum.
…tatlı bir müzik yayılmaya başladı: Beatles “Norwegian Wood”

Aradan geçen on sekiz yıla karşın, o çayırlar hâlâ o günkü gibi gözlerimin önünde.

Bellek çok garip bir şey. Gerçekten içinde bulunduğum, yakından gördüğüm sırada o manzaraya hemen hiç dikkat etmemiştim.

Naoko tam o sırada bana ne anlatıyordu acaba?

– Vatanabe, (…) İsterim ki beni hep hatırlayasın.

Düşündükçe, içimi derin bir keder kaplıyor. Çünkü o, Naoko beni sevmiyordu.

2
“Eğitimimizin temel ilkesi ulus için yararlı insanlar yetiştirmektir.”
(1968 ilkbaharından, 1970 ilkbaharına kadar yurtta kalmış. Drama eğitimi alıyor.)

Şuo’ya giden trende rastlaşmıştık.

– Niçin geldik buralara?
– Sen geldin. Ben de senin ardından yürüdüm, o kadar.

Naoko’yu, birinci sınıfa başladığım yılın ilkbaharında tanımıştım. O da birinci sınıftaydı.
İyi anlaştığım bir arkadaşım vardı, Kizuki, ve Naoko da onun kız arkadaşıydı. Çocukluktan, birbirlerinden iki yüz metre uzakta oturdukları için, neredeyse beşikten beri tanışıyorlardı.

Naoko ile ben, bir kez buluştuk, Kizuki’nin cenazesinden on beş gün kadar sonra.

Kizuki bana, dersleri asarak gidip bilardo oynamayı önermişti.

O gece, garajında öldü. N 360 model arabasının egzosuna bir lastik boru takmış, camları yapışkan bantla hava geçirmez duruma getirdikten sonra motoru çalıştırmıştı.
ÖLÜM YAŞAMIN KARŞITI OLARAK DEĞİL, PARÇASI OLARAK VARDIR

3
Konuşmalarımızda Kizuki’nin adı hiç geçmiyordu.

Naoko sadece bir kez, birine âşık olup olmadığımı sormuştu.

Nagasava’nın kişiliği sanki daha doğumundan itibaren bir tür çekim gücüyle donatılmıştı (yurttan bir eleman).

…insanın çevresi olanaklarla dolu olunca bundan yararlanmamak son derece zor geliyor.

Nagasava’nın düzenli olarak görüştüğü bir de sevgilisi vardı. Kızın adı Hatsumi’ydi.
Hatsumi, Nagasava’nın sürekli başka kızlarla onu aldattığını biliyor, ama hiç sitemde bulunmuyordu.

Naoko’nun doğum gününde yağmur yağıyordu. Derslerden sonra, üniversitenin yakınından bir pasta alıp ona gitmek için trene bindim.

…saat on bire doğru, kaygılanmaya başladım. Naoko dört saati aşkın bir süredir aralıksız konuşmaktaydı.

Gözleri yaşlarla doldu,
Öne doğru eğilmiş, iki eli yerde, kusuyormuş gibi ağlıyordu.
O gece Naoko’yla yattım.
Aradan bir hafta geçmiş, telefon etmemişti.
Bekçi bana, üç gün önce taşındığını söyledi.
Yurda dönüp Kobe’deki adresine uzun bir mektup yazdım.
Temmuz başında Naoko’dan bir mektup aldım.
… Henüz seninle karşılaşmaya hazır değilim…

4
Yalnızlığı kimse sevmez, bilirsin. Ne var ki ben, arkadaş edinmek için çaba harcamam. Çünkü ne olursa olsun, hayal kırıklığı gelir arkasından...

Konuşma biçimine bayıldım. Sanki duvar boyuyorsun.

– Benim adım Midori.

(Dünyanın Antik Yunan tiyatrosundan daha önemli sorunları var mıdır?)

…o mayıs pazarı, Şuo’ya giden trende Naoko’ya rastlamasaydım, hayatım, şimdi olduğundan farklı olacaktı.

…zenginliğin en büyük üstünlüğü,
Paran olmadığını söyleyebilmektir.

…dünyada nemli bir sutyen takmak kadar acı bir şey olamaz.

Gecenin ortasında sigarasızlık çekmeye dayanamıyordum. Bunun için bıraktım.

Sevgili hayat arkadaşını yitirmenin ne denli çetin, üzücü ve acı olduğunu anlayabiliyorum. Babama acıyorum,

…onu pek sevmem ama, ona güvenirim. Karısını kaybetmenin sarsıntısı içinde, evini, çocuklarını ve işini yüzüstü bırakarak çekip Uruguay’a giden adama güvenirim, çünkü o benim babam. Anlıyor musun?

Midori şarkı söylemekten bıkınca, gitarını bırakıp geldi omzuma yaslandı, tıpkı güneşe uzanan bir kedi gibi.

Ömrümde hiç olmazsa bir kez doyasıya sevgi görmek isterdim.
Sadece basit bir hevesi gerçekleştirmenin peşindeyim. Sadece bir heves. Örneğin, öylesine söylüyorum işte, sana, canımın çilekli pasta istediğini söylüyorum, sen de her şeyi bırakıp almaya koşuyorsun. Soluk soluğa dönüyorsun ve: “Al Midori, işte çilekli pastan’’ diyorsun ve ben de pastayı pencereden fırlatıyorum: “Artık istemiyorum!” diyerek. İşte beklediğim bu.

…eylül sonunun bu güzel ikindisinde herkes mutlu gözüküyordu ve bu, içimi alışılmamış bir keder duygusuyla doldurdu. Bu görüntünün dışındaki tek kişi benmişim gibi bir izlenime kapıldım.

5
Mektubuna teşekkür ederim, diye yazıyordu Naoko.
Bu kurumda tek sorun, bir kez girince bir daha çıkmak istememen,
Bana bakan doktor dışarıdakilerle yeniden ilişki kurmaya başlamamın zamanı geldiğini söylüyor.

6
Naoko ile ben aynı odayı paylaşıyoruz. Ya da daha doğrusu, oda arkadaşıyız. Onunla yaşamak çok hoş, biliyor musunuz? Zaten bana sık sık sizden söz ediyor.
Naoko’yla yalnız kalmanız yasak.
Bu yüzden, her zaman bir gözlemci olacak yanınızda, yani ben.

…ağlarken bedeni henüz tamamlanmamış gibi gelmişti bana.
…ben hiç iyileşmeyebilirim. Beni gene de beklemek ister misin? Beni on ya da yirmi yıl bekleyebilir misin?
7
(Reiko) …lezbiyen olup olmadığımı kendi kendime sorup durdum ve bu durum kafamı çok kurcaladı.
…bir gün farkına vardım ki,
Çevremdekiler bana özel bir ilgi gösteriyorlardı.
…dedikodulara göre, ben akıl hastanesine birkaç kez girip çıkmış olan, tanınmış bir lezbiyenmişim, piyano dersi verdiğim öğrencilerimden birine de saldırmaya kalkışmışım ve o bana direnince de öyle dövmüşüm ki suratında izi kalmış.

8
– Aklıma gelmişken, nereye gidiyoruz, o zaman diye sordum.
– Hastaneye. Babam orada ve bugün, günümü onunla geçirmek zorundayım. Sıra bende.

Euripides’i bilmiyor musunuz? Bir Yunanlıdır; Aishilos, Sofokles ve o, üç büyük tregedya şairidir. Makedonya’da köpeklerin saldırısına uğrayıp öldüğünü söylerler, ama değişik savlar vardır. İşte Euripides bu. Ben şahsen Sofokles’i yeğlerim, ama bu bir zevk sorunu. Onun tragedyalarının özelliği şu ki sürüyle karmaşık olay geçer ve sonunda artık kimse kıpırdayamaz olur. Anlıyor musunuz? Kendilerine ait nedenleri ve düşünceleri olan, kimi durumlarda bir sürü kişi vardır ve her biri, kendine göre mutluluk ve adalet arayışı içindedir. Ve bu yüzden herkes kendini bir çıkmazda bulur. Bu anlaşılıyor, değil mi? Çünkü ilke olarak hiç kimse kendi adaletini de, kendi mutluluğunu da değerlendiremez bu da anlatılmaz bir kargaşaya sürükler. Ve sonunda ne olabilir sizce? Bu gerçekten çok basittir, çünkü sonunda Tanrı gözükür. Ve gidişgelişleri yönetir. Kimilerini gönderir, kimilerini getirtir, kimilerini yeniden bir araya toplar ve kimilerine de rahat durmalarını buyurur. İpleri çeken biri gibi. Ve her şey böylesine kesin sonuçlanır. İşte deus ex machina dedikleri, budur. Euripides tiyatrosunda, hep deux ex machina’lar vardır ve onun tragedyaları işte bununla tanınır. Ama gerçek dünyada da böyle bir deux ex machina olsaydı eğlenceli olurdu, değil mi? İnsan bir çıkmaza girdiğinde ve artık adım atamaz duruma geldiğinde, Tanrı rahat rahat inip her şeyi yoluna koyardı. Çok basit.

9
(Nagasava)
…bu yakınlarda benimle akşam yemeğine gelmek ister misin?

…biz daha önce de, aramızda kızları değiştirmiştik, onunla ben, bilmiyor muydun?
– Vatanabe, doğru mu bu?
– Sarhoştum, dedim.
…niçin yaptın bunu?

Hatsumi gerçekten de çok özel bir kızdı. Birinin onun imdadına koşması gerekirdi.

Hatsumi de, tanıdığım pek çok kişi gibi, yaşamının belirli bir eşiğine vardığında, birdenbire onu yarıda kesmeye karar verdi. Nagasava’nın Almanya’ya gidişinden iki yıl sonra bir başkasıyla evlenmişti, birkaç ay sonra da bileklerini kesti.

…kiminle olursa olsun, mutlu olabilirsin, o halde niçin Nagasava gibi birine bağlanıp kalıyorsun ki?
– Herhalde başka türlüsü elimden gelmediği için. Bu, karşı koyamadığım bir güç işte.

10
Çarklar Arasında’yı okudum.

11
Sonbahardaki ziyaretime oranla Naoko çok daha suskundu. Üçümüz bir aradayken, yüzünde bir gülümsemeyle, kanepede oturuyor, hemen hiç ağzını açmıyordu. Reiko onun yerine konuşuyordu. “Aldırma sen, diyordu Naoko bana. Sadece bir dönemden geçmekteyim, o kadar. Konuşmak yerine sizi dinlemeyi yeğliyorum.”

Ben hep böyleydim işte. Kafam bir şeyle dolu olunca, geri kalan her şeyi unutup giderdim.

Naoko doğru dürüst bir konuşmayı bile sürdüremeyecek durumda. Sözcükleri hemen hemen hiç bulamıyor.

Nisan ayını yalnız geçirmek çok acıydı.
Naoko, Midori, Nagasava, tümü de benden uzaklaşmışlardı.

(Reiko)
Mektuplarınıza teşekkür ederim. Naoko onları okuyunca çok memnun oluyor. Ben de okuyorum. Okuyabilirim, değil mi?

(Midori)
Ben kollarındayken başka birini düşünmeni kabullenemem. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

Yapabileceğim tek şey, Reiko’ya içten bir mektup yazıp her şeyi açık açık anlatmaktı.

Bizler (‘’bizler’’ diyorum normal olmayan insanları belirtmek için olduğu kadar, normal olanları da belirtmek için) kusurlu bir dünyada yaşayan kusurlu kişileriz.

12
Naoko’nun ölümünden sonra, Reiko bana birkaç kez yazıp bunda suçumun olmadığını, aslında kimsenin suçunun olmadığını, ölümünden kimsenin sorumlu tutulamayacağını, bunun, yağmur yağması gibi bir şey olduğunu yineledi durdu.

…bankada birikmiş tüm paramı çektim ve Şicuku Garı’na giderek önüme ilk çıkan eksprese bindim.

Aradığım tek şey, bilinmedik bir kentte kurşun gibi ağır bir uykuya dalmaktı.

Bu bir aylık yolculuk ne moralimi düzeltmiş ne de Naoko’nun ölümünün yarattığı sarsıntıyı hafifletmişti.

Saat sabahın altısında uyandığımda, odada yoktu.
Yanında bir ip götürmeyi bile akıl etmişti,

(Reiko)
– Sizinle ikimiz Naoko’ya bir cenaze töreni düzenleyeceğiz. Acıklı olmayan bir tören.

– Sevişsek nasıl olur? diye sordu sonra, çekingen bir sesle.
– Ne garip, dedim, ben de şimdi aynı şeyi düşünüyordum.

Midori’ye telefon ettim, mutlaka onunla konuşmak istediğimi söylemek için.
– Neredesin şimdi? diye sakin bir sesle sordu bana.
Neredeydim?


Noruvei no Mori
Türkçeleştiren: Nihal Önol
Doğan Kitap, 2004


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder