2 Nisan 2026 Perşembe

Doğan Avcıoğlu - Osmanlı'nın Düzeni - Notlar

Doğan Avcıoğlu - Osmanlı'nın Düzeni - Notlar

Türklerin Tarihi: Altıncı Kitap

Yayına Hazırlayan: Doğan Yurdakul, Kırmızı Kedi Yayınları, 2013

 


Sunuş

Bu kitap, Doğan Avcıoğlu’nun bıraktığı araştırma notlarının, onun ölümünden sonra incelenip düzenlenerek hazırlanmasından oluşmuş bir çalışmadır. Yani, Batıda Latince ismiyle ünlenmiş deyimiyle “postmortem” bir kitaptır.

 

İlk başta tek bir "Harita Metot" defteriyle başlayan süreç, Ankara'daki evde bulunan bir sandık dolusu malzeme (53 defter ve 100'den fazla daktilo/saman kâğıdı) ile devasa bir arşiv çalışmasına dönüşür.

 

Prekapitalist bir üretim tarzına sahip olan Osmanlı’nın kendi iç dinamiğiyle kapitalizme geçebilecek, sanayileşmeyi başarabilecek ekonomik ve sosyal bir altyapısı vardı... Osmanlı’nın İngilizlerle 1838’de yaptığı ticaret anlaşması idam fermanı oldu...

 

Avcıoğlu, Osmanlı’nın tarihine klasik şemada olduğu gibi “Yükselme-Duraklama-Gerileme dönemleri” biçiminde bakmıyordu. Notlarından çıkardığıma göre onun şeması “Kuruluş ve Fetihler Çağı-Cihanşümul İmparatorluk Çağı-Süleyman Sonrası Çağ” biçimindeydi...

 

1. Osmanlı’nın Toprak Mülkiyeti Düzeni

Tımar Sistemi

Tımar sistemi, belirli bir asker veya memura, hizmet karşılığında vergi toplama yetkisi verilmesidir.

 

Tımar, bir ırk ya da uygarlığın imtiyazı ya da büyük devlet adamlarının icadı olmayan, kendiliğinden ortaya çıkmış bir sistemdir.

Osmanlı tımarının sadece Bizans’tan (Pronoia) miras kaldığı görüşü doğru değildir.

 

Tımarın Çekirdeği: Kılıç

Tımarın temel birimi “kılıç” olarak adlandırılır. Sistem, tımar sahiplerinin bu toprakları bir aile mülküne dönüştürmesini engelleyecek şekilde tasarlanmıştır.

 

Osmanlı, tımarın miras yoluyla aynen intikalini engelleyerek bir aile mülkü halinde nesiller boyunca aynı soydan gelen kimselerin elinde kalmasını ve büyümesini önlemiştir.

 

Bazı özel durumlarda devlet, çeşitli hak ve resimleri toplama yetkisini, tımar sahibine bütün hayatı boyunca, sonra da mirasçılarına tam bir mülk halinde tasarruf edilebilecek bir gelir halinde bırakır.

Ancak devlet, zamanla mülk sahiplerine askerlik (sefere bizzat katılma veya cebelu gönderme) şartını zorunlu kılmıştır. Mülk sahibi bu askeri yükümlülüğü yerine getirdiği sürece devlet mülküne el koymaz.

 

Kayıtlar, bu uygulamanın Osmanlı’ya Anadolu beyliklerinden geçtiğini göstermektedir. Osmanlı Devleti, Anadolu beyliklerinden devraldığı köklü soylara ait bu tımarları, özellikle Doğu Anadolu ve Rumeli (Bosna gibi) bölgelerindeki Hristiyan beyler ile yerel soyluların elinde aile mülkü tımarları olarak korumuştur.

 

Yurtluk ve Ocaklık: Doğu Anadolu’da eski yerel emirlere, sadakatleri karşılığında verilen ve miras yoluyla geçen imtiyazlı sancak ve has düzenidir.

 

Hıristiyan Sipahiler

Osmanlı fetih stratejisinin bir parçası olarak, Balkanlar’daki Hıristiyan beylerine tımar vererek onları sisteme entegre etti.

 

Osmanlı yüksek soyluların direncini kırmak için küçük Hıristiyan feodalleri destekledi

İslamiyet’e geçmenin daha yüksek gelirli tımar elde etmek için sıkça başvurulan bir yol olduğu görülür.

 

Hizmetleri ne kadar büyük olursa olsun Hıristiyan reayadan seçilip sipahi olan yoktur.

 

Üretimi Koruma Amaçlı Vergiler

Devlet üretimi sürdürmek için köylüyü toprağa bağlamaya çalıştı. Toprağı terk edenlerden “çift bozan” resmi aldı.

 

Gerdek Vergisi (Başlık Parası) Sipahiye Verilir

Tımar sahibi, tımarına mensup kadınların evlenmeleri ile arus, gelin veya gerdek resmi alır.

 

Tımarlı Sipahi Feodal Bir Sınıf Mıdır?

Sipahiler devlet tarafından sıkı biçimde denetleniyordu. Denetimler ve tımarların sık el değiştirmesi, Batı’daki gibi “mahalli bir soy ve toprak asaleti” oluşmasını engelledi.

 

Yüksek Mevkiler Saray ve Ocak Mensuplarının Tekelindedir

Beylerbeyliği gibi üst makamlar yerli sipahi sınıfına değil, saraydan yetişen “kul ve devşirmelikten yetiştirilme” kapıkullarına verilirdi.

 

Reayanın tımar alabilmesi için tek yol kahramanlıktır.

 

Osmanlı sipahisi Avrupa’daki gibi devasa çiftliklerin işletmecisi değil, daha çok vergi toplayıcı bir memur niteliğindedir.

 

Namaz Kılmayanları Cezalandırmak Sipahinin Görevidir

Sipahilerin sadece askeri değil, aynı zamanda halkın dini ve ahlaki yaşamını denetleme yetkisi de vardır.

 

Derebeyine Çalışan ve Azap Denilen Marabalar Reaya Yapılır

1589 / Anadolu’da müsellem, piyade, canbay ve azap gibi askerî teşkilatlar lağvedilmiştir. 26.500 müsellem/piyade ile 2.280 canbay reaya statüsüne geçirilmiştir. Bu değişimle yaklaşık 58 bin vergi mükellefi erkek nüfus oluşmuş; 574 zaim ve 565 sipahi tımarı yeniden teşkil edilmiştir.

 

Osmanlı Toprak Düzeni Açısından Asya Üretim Tarzı

Osmanlı Devleti'nin merkezi gücü ve gelişmiş para ekonomisi, dış pazar ilişkileri ve şehirleşmesi göz önüne alındığında; Osmanlı'yı mülkiyet fikri gelişmemiş, durağan bir "Asya Tipi Üretim Tarzı" olarak tanımlamak gerçekleri yansıtmamaktadır.

Maxime Rodinson, Maurice Godelier'nin ATÜT yaklaşımını eleştirerek bu tür sistemleri "sömürücü üretim tarzı" veya prekapitalist sömürü sistemleri olarak adlandırmayı uygun görür.

 

“Devşirmelikten Yetişen Soysuz Yöneticiler” Beysoylulara Karşı

Devşirme veya köle kökenli bürokratların yüksek gelirli tımarları ele geçirmesi, eski yerli askerî sınıf ve beyler arasında huzursuzluk yaratmıştır.

Kölelikten ya da devşirmelikten yetişme, soysuz idareciler sınıfı çeşitli imtiyazlar elde eder. Yüksek gelirli tımarları ellerine geçirirler veya kendi adamlarına verirler.

 

Emekli/Açıkta Kalan Sipahiler

Tımar kadrosu bulamayıp açıkta kalan "mütekait" veya "sipahizade" grupları için özel kanunlar düzenlenmiştir.

İlk başlarda muaf tutulan bu gruplara zamanla nöbetleşe sefere gitme (eşkincilik), ardından güherçile imalathanelerinde çalışma veya muafiyet bedeli ödeme gibi yeni mükellefiyetler getirilmiştir.

 

2. Kuruluş Dönemi Üretim İlişkileri ve Fetihler

Kuruluş Tartışmaları

Osmanlı’nın kökeni ve kuruluşu üzerine tarihçiler arasında büyük tartışmalar sürmektedir. J. Marquart’ın "Osmanlıların Kayı boyundan gelen Türkleşmiş Moğollar" olduğu tezi, M. Fuad Köprülü tarafından sert bir dille reddedilmiştir.

 

Kayı Boyu Tezi “Romantik Bir Uydurma” Mı?

Paul Wittek, Osmanlıların Kayı boyundan geldiği iddiasının XV. yüzyılda uydurulmuş bir "romantik akım" olduğunu savunur.

Köprülü ise buna karşı çıkarak, "Osmanlı sülalesi Kayı boyuna mensup küçük bir aşiret parçasının başında bulunan Osman tarafından kurulmuştur" yargısına varır.

 

Osmanlı Devleti Anadolu’da mı Kuruldu, Rumeli’de mi?

Gibbons, Osmanlıların ancak Balkan fetihlerinden sonra güçlendiğini ve "Osmanlı ırkının doğduğu yerde mevcut unsurların (Müslüman Türkler ve Hıristiyan Rumlar) birbiriyle kaynaşmasından oluşan karışık ve yeni bir ırk" olduğunu iddia eder.

Wittek ise genişlemenin ana nedenini "uç kültürü ve gazi karakteri" olarak görür.

 

“Anadolu’ya Hâkim Olan Boğazlara Hâkim Olur”

Tarihçi Steven Runciman, Anadolu merkezli bir devletin Boğazlara da sahip olacağını belirtir.

Runciman, Osmanlıların Orta ve Doğu Anadolu’da tam hâkimiyet kurmadan Avrupa’ya geçmelerini stratejik bir risk olarak değerlendirir.

 

Rumeli Fethinin Püf Noktası: Genişlemede Balkan Katkısı

Osmanlıların Balkanlardaki başarısı, feodalleri tasfiye edip yerli halkla (köylüyle) birleşmesine ve onların dinine dokunmamasına bağlanır.

İorga’ya göre Osmanlılar, Balkanlara "monarşik birliği ve mutlakıyetin sulh ve sükûnunu, bir tek efendinin hükmünü" getirmiştir.

 

Rumeli’nin Fethinde Bizans Feodalizminin Rolü

Ostrogorsky, Osmanlıların yerleşmesini "Bizans kudretinin Balkanlar’da çözülmesinin tabii bir neticesi" olarak görür.

Osmanlı Tımar sistemi, toprak mülkiyetine izin vermeyerek ekonomik gelişmeyi feodalizmin ilk aşamasında tutmuştur.

 

Bizans’ın Ekonomik Zayıflığı Türklerin Avrupa’ya Yerleşmesine Yarar

Mustafa Akdağ, Türklerle Rum halkı arasında bir "Marmara İktisadi Ünitesi" oluştuğunu savunur.

"Osmanlı İmparatorluğu’nun doğmasına ait sosyal-ekonomik bir zemin hazırlanmakta idi" tespitiyle ekonomik bağlara vurgu yapar.

 

Rumeli’ye Yerleşirken “Kâfirleri İncitmediler”

Osmanlı fetih siyaseti, yerli halkın dini ve sosyal haklarını korumaya dayanıyordu.

Âşık Paşazade, "Bu yerlerin kâfirlerini incitmediler, belki küfürlerine dahi ihsan ettiler" diyerek bu ılımlı politikayı aktarır.

Osmanlı, ağır angaryaları kaldırarak köylünün desteğini kazanmıştır.

 

Osman’ın Başarısının Nedenleri

Osman Bey; Gazi, Bey, Emir gibi unvanlar kullanmıştır.

Selçukluların zayıflamasıyla Bizans sınırındaki uç bölgeleri İslam gazilerini çekmiştir. Osman Bey, Germiyan baskısı nedeniyle Bizans sınırının en ileri ucunda (Söğüt/Sakarya çevresi) hareket etmek zorunda kalmış, bu stratejik konum ilerideki başarısının önünü açmıştır.

 

Kastamonu Emiri Ali Bey gaza faaliyetlerini bırakınca gaziler Osman Bey’in sancağı altında toplanmıştır. İznik’i tehdit eden Osman Bey, 1301/1302’de Bizans ordusunu Yalakova Zaferi ile mağlup etmiş; bu zaferden sonra ilk kez "Bey/Sultan" olarak tanınmıştır.

 

Osman Fethettiği Toprakları Yakınlarına Dağıtır

Osman zamanında toprakların hanedan üyelerine ve askeri önderlere dağıtıldığı görülür.

Bu ilk dönemdeki toprak bağışları doğrudan klasik "tımar" sisteminden ziyade mülk/hizmet vakfı ve ikta niteliğindedir.

 

Orhan’ın Bastırdığı Sikkede Kayı Damgası Var Mı?

Orhan Bey’in 1327’de bastırdığı sikke, bir uç beyinin kestirdiği ilk paradır ve üzerinde Kayı damgasının olup olmadığı tartışmalıdır.

 

Orhan’ın Divanında Resmi Dil Türkçe

Orhan Bey, devlet yönetiminde Selçuklu ve İlhanlı modellerini örnek alarak Divan kurmuş ve resmi dili Türkçe yapmıştır.

 

Marmara Fetihleri ve Pelekano Zaferi

Bursa (1326): Fethedilerek başkent yapılmış ve "Darül Sultan" unvanını almıştır.

Pelekano (Maltepe/Eskihisar) Savaşı (1329): Bizans İmparatoru III. Andronikos mağlup edilmiş, Bizans’ın Türkleri Bitinya’dan çıkarma ümitleri son bulmuştur.

İznik (1331) ve İzmit (1337): İznik teslim alınmış, şehri terk etmeyen halka din ve gelenek hürriyeti tanınmış, kocasız kalan Rum kadınlar gazilerle evlendirilmiştir.

 

İbn Batuta’nın Gözlemleri

1333’te bölgeyi gezen İbn Batuta, Orhan Bey’i Türkmen hükümdarlarının en ulusu olarak nitelendirmiş; hiçbir şehirde bir aydan fazla durmayıp sürekli gazayla meşgul olduğunu ve İznik’i dindar eşi Bayalun (Buyun) Hatun’un yönettiğini belirtmiştir.

 

Gelibolu’nun Fethi

Bizans’taki taht kavgalarında İoannes Kantakuzenos’u destekleyen Orhan Bey, oğlu Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetlerle Sırp-Yunan-Bulgar müttefiklerini mağlup etmiştir (1352). Yardımların karşılığı olarak Gelibolu'daki Çimpe Kalesi Osmanlılara verilmiş, 1354'te Gelibolu’nun fethiyle Rumeli’de kalıcı yerleşim başlamıştır.

 

Osmanlı’da İlk Saltanat Mücadeleleri

Murat I, tahta çıkınca kardeşleri Halil ve İbrahim’i öldürerek ilk saltanat mücadelesini sonlandırmıştır.

 

Murat Hıristiyanlara Papa’dan Daha İyi Davranır

Gibbons’a göre Murat, Hıristiyanlara Papalıktan daha iyi davranmakla teveccüh ve muhabbetlerini kazanmıştır.

 

Askeri ve Mali Örgütlenme

Yeniçeri ocağı ve "Pençik vergisi" (savaş esirlerinden alınan vergi) bu dönemde kurulmuştur.

Tımar sistemi geliştirilmiş ve askeri sınıf ile halk kıyafetlerle birbirinden ayrılmıştır.

 

Kosova Savaşı ve Murat’ın Ölümü

1389’daki Kosova zaferinden sonra Murat I bir Sırp tarafından öldürülmüştür.

Murat, babasından bir beylik olarak teslim aldığı ülkeyi bir imparatorluk halinde oğluna bırakmıştır.

 

Yıldırım Bayazıt’ın Politikaları

Bayazıt, Anadolu beyliklerini tasfiye ederek merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmış ve Bizans’a karşı sertleşerek İstanbul’u kuşatmıştır.

 

Timur’la Çatışma ve Ankara Savaşı

Timur ile Bayazıt arasında birbirlerini aşağılayan mektuplar gidip gelmiştir; Timur, Bayazıt’ı "Gemici bir Türkmen neslinden geldiği" iddiasıyla küçümser.

1402 Ankara Savaşı’nda Osmanlı ordusu, Anadolu beylerinin taraf değiştirmesiyle yenilmiş ve Bayazıt esir düşmüştür.

 

Ankara Savaşı’nın Sonuçları

İstanbul’un fethi yarım asır gecikmiş, ancak Tımar sistemi sayesinde Osmanlı devleti tamamen parçalanmaktan kurtulmuştur.

 

Fetret Devri

Bayazıt’ın oğulları arasında uzun süren taht kavgaları yaşanmıştır. Musa Çelebi, "aşiret savaşçılığını ve akıncılığı" temsil ederek sert bir gazilik yürütmüştür.

 

Evrenos’tan Mehmet’e: “Beyler Musa’dan Nefret Ediyor”

Çelebi Mehmet, Musa Çelebi’yi yenmek üzere Bizans İmparatoru Manuel II. Palaiologos, Dulkadiroğulları, Sufi şeyhleri ve Sırp Kralı Stefan ile ittifak kurar.

Musa Çelebi'nin izlediği politikalar Rumeli beylerini kendisinden uzaklaştırmıştır. Evrenos Bey, Mehmet’e bir mektup göndererek bütün beylerin Musa’dan nefret ettiğini bildirir, yeni bir plan önerir

 

1413'te Viloşa'daki yenilgisinin ardından kaçan Musa Çelebi yakalanıp boğulur. Çelebi Mehmet, 5 Temmuz 1413’te Edirne’de tek hükümdar olarak tahta çıkar.

 

Bedrettin Ayaklanması

İznik'e sürülen Şeyh Bedrettin'in müritlerinden Börklüce Mustafa Karaburun'da, Torlak Kemal ise Manisa'da feodal yapıya karşı başkaldırır.

Mehmet I, ayaklanmanın feodal devletini hedef aldığını, sosyal eşitlik kurmayı deneyeceğini, her türlü sınıflı topluma düşman olduğunu anlar.

Şehzade Murat ve Bayazıt Paşa komutasındaki ordular isyanı kanlı bir şekilde bastırır. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal katledilir; Şeyh Bedrettin ise Mart 1420'de Serez pazarında asılır.

 

Yörükler ve Ulahlar, Yıldırım Bayazıt ve Çelebi Mehmet dönemlerindeki feodalleşme baskılarına karşı direnmiş, muhalif aktörlerin (Musa Çelebi, Düzmece Mustafa) yanında yer almışlardır.

 

Sultanlar yörükleri imtiyazlı kılar, zira Sipahi ve Yeniçeri yeterli güçte değildir, vurucu güç olarak onlara gerek vardır.

 

Düzmece Mustafa ve Cüneyt Bey, reaya statüsüne düşmek istemeyen Azaplardan halk milisleri kurarak feodal karşıtı mücadeleyi sürdürürler.

Çelebi Mehmet'in baskısıyla Bizans'a sığınan ikili, Çelebi Mehmet ile Bizans arasında yapılan anlaşma gereğince Limni (Lemnos) Adasına sürgüne gönderilir.

II. Murat 17 yaşında tahta geçtiğinde Bizans tarafından serbest bırakılan Mustafa ve Cüneyt Bey, Yörükler ve Azapların desteğiyle tekrar harekete geçerler. Mustafa Edirne’ye girer.

II. Murat, Cüneyt Bey'e İzmir ve Aydın'ı vaat ederek Mustafa'nın ordusunu böler. Yakalanan Mustafa idam edilir.

Cüneyt Bey ve sülalesi 1425'te karadan ve denizden kuşatılarak tamamen yok edilir.

 

Arnavut İskender Bey İsyanı

Sarayda yetişip tımar sahibi olan İskender Bey, Macar Kralı'nın da kışkırtmasıyla toprak düzeninden duyduğu memnuniyetsizlik sonucu Arnavut beyleriyle birlikte ayaklanır.

Venedik ve Napoli Kralı V. Alfons ile karmaşık ittifaklar kurulur. İskender Bey 1444'te Hıristiyanlığa dönerek asi ilan edilir.

 

Gezginlerin aktarımlarına göre II. Murat mütevazı ve eğlenceye düşkün bir yapıya sahiptir.

 

Top geniş ölçüde II. Murat döneminde kullanılsa da kayıtlara göre Mehmet I veya daha öncesinde de kullanıldığı anlaşılmaktadır. Selanik, Belgrad ve Akçahisar kuşatmalarında ağır toplara yer verilmiştir.

 

Osmanlılar, Macarların arabaları zincirleyerek oluşturduğu savunma düzeninden etkilenerek "Tabur Cengi" stratejisini ve tüfek kullanımını benimsemişlerdir.

II. Murat, Kosova Meydan Muharebesi'nde yeniçeri, top, tüfek ve arabalarla tabyalar oluşturarak ilk kez meydan savaşında tabur cengini başarıyla uygular.

 

1444’ten sonra Edirne'de paşalar arasında ciddi rekabetler baş gösterir. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa ile Fatih’in etrafındaki kul kökenli paşalar (Şehabeddin Şahin, Zağanos Paşa) karşı karşıya gelir.

Kentte 22 Eylül 1444'te kanlı Hurufi ayaklanması ve yangınlar çıkar. Çandarlı'nın kışkırttığı Yeniçeri isyanı ulufe artırımı ile bastırılır. Bu süreç II. Murat'ın Ağustos 1446'da yeniden tahta çıkmasıyla sonuçlanır.

 

3. Cihanşümul İmparatorluk

Fatih Sultan Mehmet, tahta çıkışından itibaren babası II. Murat ve Çandarlı Halil Paşa'nın aksine, geleneksel feodalizmle yetinmek yerine merkeziyetçi bir iktidar kurmayı hedeflemiştir.

Mehmet'e göre, merkezi iktidar lehine feodalleşme süreci çok yavaş ilerlemekteydi.

 

1451’de 19 yaşında ikinci kez padişah olduğunda ilk iş olarak kardeşi Ahmet’i boğdurttu.

 

Ulema Fatih’ten Hoşnutsuz

Fatih'in ikinci saltanatının başında ücret artışlarını onaylamaması üzerine ilk yeniçeri isyanı çıkmıştır.

Bu dönemde ulema da Fatih'ten hoşnutsuzdur; özellikle Padişah'ın "Tebrizli Hurufi Fadullah yanlısı olarak bilinmesi" ve Fars büyücülüğüne ilgi duyması tepki çekmiştir.

 

Osmanlı Yöresel Derebeyliğe Son Verir

Osmanlı, Balkanlar’da yerleşmeye başlayan yöresel senyörlerin (tekfur) angaryaya dayalı sistemine son vererek toprakları "miri arazi" adıyla devlet denetimine sokmuştur.

Bu süreçte yerli Ortodoks halk, Katolik Latinlerin baskısına karşı Osmanlı’yı bir koruyucu olarak görmüştür.

Osmanlı her gittiği yerde metropolitlikleri tanımakta, himaye etmekte, üstelik onlara tımar vermekte ve böylece doğrudan doğruya devlet memuru durumuna getirmektedir.

 

Rumeli Hisarı’nın Yapımına 3-4 Bin Kişi Katılır

İstanbul'un fethi için stratejik bir adım olan Rumeli Hisarı, 4 ay gibi kısa bir sürede 3-4 bin kişinin katılımıyla inşa edilmiştir.

 

Fetihten Önceki İstanbul

Fetihten önce Bizans ekonomisi çökmüş, nüfus 40-50 bine kadar gerilemiştir.

Şehir halkı, İtalyan ticaret kolonilerinin baskısı altında ezildiğinden Osmanlı egemenliğine daha sıcak bakmaya başlamıştır.

Hatta Bizanslı bir memurun "Şehrin ortasında Latin papazlarının ayin taçları yerine Türk sarığı görmeyi yeğlerim" dediği rivayet edilir.

 

Fatih’ten Askere: “Şehir 3 Gün Sizindir!”

Kuşatmanın kritik anlarında Fatih, ordusunun moralini yükseltmek için büyük bir ganimet vaadinde bulunmuştur: Bütün şehir üç gün süre ile sizin olacaktır... her yaştan erkek ve kadın ne varsa ganimet olarak toplayabilirsiniz.

29 Mayıs 1453’te şehir fethedilmiş; İmparator Konstantin savaş meydanında ölmüştür.

 

Fatih Kendini Dünya Egemenliğine Aday Bir Hükümdar Gibi Görür

Fetihten hemen sonra Çandarlı Halil Paşa tutuklanıp idam edilmiş, devlet yönetiminde eski ailelerin nüfuzu kırılarak "kul aslından" gelen vezirler dönemi başlatılmıştır.

Fatih artık kendini Roma İmparatorluğu'nun meşru vârisi olarak görmeye başlamıştır.

 

Uç Beylerinin Nüfuzu Kırılıyor

Fatih, merkezi otoriteyi güçlendirmek için Mihaloğulları ve Evrenosoğulları gibi köklü akıncı ailelerinin (uç beyleri) imtiyazlarını kısıtlayarak onları merkezi yönetime bağlamaya çalışmıştır.

 

İstanbul Sürgünlerle Gerçek Başkent Yapılmak İstenir

İstanbul’un nüfusunu ve ekonomisini canlandırmak için Anadolu ve Rumeli’den binlerce aile zorla şehre göç ettirilmiştir. Padişah, "gelmek istemeyenlerin idam edileceğini" bildirerek sert tedbirler almıştır.

 

Kim Nereye, Hangi Mahalleye Yerleştirildi?

Şehirdeki mahalleler, göçmenlerin geldikleri yerlerin adlarını almıştır (Aksaray, Üsküp, Çarşamba gibi).

Fatih, Yahudilere geniş özgürlükler tanıyarak İstanbul’u onlar için "gettosuz ve pogromsuz yeryüzü cenneti" haline getirmiştir.

 

Fetih Esasları

Osmanlı, doğrudan ilhak yoluyla merkeziyetçi iktidarı gerçekleştirme yoluna gitmiştir.

Ancak bu fetihler sadece yağma amaçlı değil, yerel halkı sisteme entegre etmeye yönelik sosyal bir strateji içermektedir.

 

Rumeli Fütuhatı Köylü Sınıfları Lehine Sosyal Bir Devrimdir

Osmanlı yönetimi, yerli asillerin angaryalarını kaldırarak köylü sınıfı lehine reformlar yapmıştır.

Köylülerin idareci sınıflarla birlikte direndiği görülmez, çünkü Osmanlı düzeni onlara daha istikrarlı bir yaşam sunmuştur.

 

Osmanlı Genişlemesinin Sırrı

Genişlemenin sırrı, yerli askeri sınıfların (Hıristiyan sipahiler dahil) Osmanlı askeri teşkilatına alınmasıdır.

Fatih'in ordusunda önemli miktarda Hıristiyan tımarlı sipahi bulunmaktadır.

 

Fatih: Köylünün Yeri Köylüye

Padişah, tarım arazilerinin korunmasına büyük önem vermiş, "süvari çiftliğinden ziyade yer tutmaya, râiyyet yerin râiyyete vere" ilkesini yasalaştırmıştır.

Ancak vergi ve angarya yükümlülükleri nedeniyle toprağını terk eden köylülere karşı ağır yaptırımlar da uygulanmıştır.

 

Deniz Devletlerine Farklı Siyaset

Haçlı ittifaklarını önlemek için Venedik gibi deniz devletlerine ticari imtiyazlar verilmiş, ancak Osmanlı'nın egemenlik hakları her zaman korunmuştur.

 

Osmanlı Şehirleri

Fatih döneminde madencilik ve zanaat teşvik edilmiş, özellikle Balkanlar'daki maden ocaklarının (Novo Brdo gibi) yeniden çalıştırılması için özel düzenlemeler yapılmıştır.

Şehirlerin ekonomik gücü, merkezi otoritenin desteğiyle artırılmıştır.

 

Balkanlar Osmanlı Yüzünden Geri Mi Kaldı?

Bu iddialara karşı, Osmanlı egemenliğinin ülkeyi birleştirdiği ve Latin istilalarına karşı koruduğu görüşü savunulur.

Fatih, Balkan soylularını İslamlaştırarak veya hizmetine alarak fetihlerini kalıcı kılmıştır.

Ancak Vlad Tepeş (Kazıklı Voyvoda) gibi isimlerle yaşanan çatışmalar oldukça kanlı geçmiştir.

 

Fatih Anadolu Birliğini Kurarken Selçuklu Geleneğini Değiştirir

Anadolu birliğini sağlamak için Karamanoğulları ve Akkoyunlular (Uzun Hasan) ile uzun mücadeleler verilmiştir.

Fatih, Anadolu’yu sadece gaza alanı değil, imparatorluğun asli parçası olarak görmüştür.

 

Uzun Hasan Sorunu

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile yaşanan rekabet, 1473’teki Otlukbeli Savaşı ile Osmanlı zaferiyle sonuçlanmıştır.

Uzun Hasan, Fatih için "adı dünyadan ebediyen kalksın" dese de, Osmanlı’nın teknik üstünlüğü galip gelmiştir.

 

Fatih’in Kişiliğinde Türk, İran, İslam Ve Roma Geleneklerinin Birleşmesi

Fatih; Türkçe, Arapça, Farsça, Slavca ve Yunanca bilen, Batı kültürüne ve Rönesans’a ilgi duyan bir hükümdardır.

Fatih’in kişiliğinde Türk, İran, İslam ve Roma hükümdarlık geleneklerini mezceden ‘Osmanlı Padişahı’ doğmuştur.

 

Hazine Altınla Dolar

Fatih döneminde ticaret ve sanayi gelişmiş, İstanbul bir dünya ticaret merkezi haline gelmiştir.

Ancak artan askeri giderler, paranın değerinin düşürülmesi (tağşiş) ve yeni vergiler halkta hoşnutsuzluk yaratmıştır.

 

Soyluluğa Karşı Sipahiyle İttifak

Fatih, mülk ve vakıf sahiplerinin gücünü kırmak için büyük bir toprak reformuna girişmiş; 20 bin kadar köy ve mezrayı devletleştirerek tımarlı sipahilere dağıtmıştır.

Bu durum ulema ve eski Türk aileleri arasında büyük bir huzursuzluk doğurmuştur.

 

Cem Sultan Olayı: Tutucu Güçler Reformu Hükümsüz Bırakır

Fatih'in ölümünden sonra reformlardan zarar gören kesimler II. Bayazıt'ı desteklemiş, Fatih'in siyasetini sürdürmek isteyen Cem Sultan ise yenilerek Rodos şövalyelerine sığınmıştır.

Tutucu güçler reformu hükümsüz bırakır; Bayazıt II, özel kişilerin elinden alınan toprakları iade etmiştir.

 

Anadolu’da Şii Türkmenler Ayaklanır

II. Bayazıt döneminde Safevi etkisi altındaki Türkmenler, Osmanlı’nın mali ve idari politikalarına tepki olarak Şahkulu öncülüğünde büyük bir isyan çıkarmıştır.

 

Selim’in Akıncılığı!

Şehzade Selim (Yavuz), babasının pasif siyasetine karşı çıkarak ordunun ve halkın desteğini almış, kardeşlerini ve yeğenlerini bertaraf ederek tahta çıkmıştır.

 

Alevilere Karşı Cihat İlanı

Yavuz, İran seferi öncesinde ulemadan fetvalar alarak Şiilere karşı sert bir mücadele başlatmıştır.

1514 Çaldıran zaferiyle Safevi tehdidi durdurulmuş, ardından Memluk Devleti yıkılarak hilafet Osmanlı’ya geçmiştir.

 

Süleyman Daha Şehzadeyken Toprak Meselesiyle İlgilidir

Kanuni Sultan Süleyman, daha şehzadeliği döneminde toprak ve vergi konularında deneyim kazanmıştır.

Tahta çıktığında Pargalı İbrahim’i sadrazamlığa getirerek merkezi otoriteyi daha da pekiştirmiştir.

 

Toprak Mülkiyetinin Yol Açtığı İsyanlar (1526-1528)

Kanuni döneminde Anadolu’da Kalenderoğlu gibi büyük isyanlar çıkmıştır.

Bu isyanların temelinde, mülklerin hazineye ilhak edilmesi ve tımar sistemindeki düzensizlikler yatmaktadır.

 

Sipahinin Değer Yitirmesi

XVI. yüzyılda ateşli silahların önem kazanmasıyla piyade (yeniçeri) sayısı artırılmış, geleneksel sipahi sınıfı önemini kaybetmeye başlamıştır.

 

Rüstem Paşa ve Ekonomik Bunalım

Sadrazam Rüstem Paşa döneminde rüşvet ve iltizam sistemi yaygınlaşmış, bu durum "âlemin düzeninin bozulması" olarak eleştirilmiştir.

Kanuni, Ebussuud Efendi’nin fetvalarıyla tüm arazileri "arazi-i emiriye" (devlet toprağı) statüsüne sokmuştur.

 

Şehzade Mustafa’nın Katli ve

Ordunun ve halkın çok sevdiği Şehzade Mustafa, babası Kanuni tarafından 1553’te boğdurtulmuştur.

İran Şahı Tahmasp’ın Ahlat’ı alıp Erzurum’a yürümesi üzerine Rüstem Paşa serdar tayin edilir. Asker ve halk tarafından çok sevilen Amasya Sancakbeyi Şehzade Mustafa'nın isyana kalkıştığı iddia edilir; Sadrazam Rüstem Paşa bu durumu Sultan’a bildirir.

Bu olayın hemen ardından küçük şehzade Cihangir de vefat eder.

 

Bu olay büyük bir huzursuzluk yaratmış, Yeniçerilerin idamdan sorumlu tuttukları Rüstem Paşa görevden alınır, yerine Ahmet Paşa sadrazamlığa getirilir.

 

Türk-İran Savaşlarının Yıkıcılığı

Taraflar arasında karşılıklı mektuplar, fetvalar ve fetihler yaşanır (Revan, Nahcivan alınıp Tahran yağmalanır). Tebriz şehri tarih boyunca defalarca işgal edilir.

İran'ın en temel savunma stratejisi Osmanlı ordusunu erzaksız bırakmak için toprağı tahrip etmektir.

29 Mayıs 1555’te Amasya’da barış imzalanır. Aynı yıl Ahmet Paşa idam edilerek Rüstem Paşa yeniden sadrazamlığa getirilir.

 

Kanuni Evlatlarını Neden Öldürdü?

Anadolu tımar sahipleri ve huzursuz çevreler, saraylı zümreye ve imtiyazlı kapıkullarına karşı Şehzade Mustafa’yı desteklemişlerdir.

Mustafa’nın katlinden sonra hoşnutsuz sınıflar Şehzade Bayazıt’ın etrafında toplanır. Sancak değişimini hakaret sayan Bayazıt, etrafına topladığı güçlerle harekete geçer. Ebussuud Efendi’den alınan fetvanın ardından yapılan Konya Savaşı’nda Bayazıt yenilir.

 

Bayazıt İran'a kaçar. Şah Tahmasp ile yapılan büyük paralar karşılığı pazarlıklar sonucunda 1562’de Kazvin’e giden Osmanlı heyeti Bayazıt ve oğullarını teslim alıp hemen öldürür.

 

Bayazıt tarafını tutan sipahilerin dirliklerinin ellerinden alınması huzursuzluğu artırır. Bu durum 16. yüzyıldaki Celali İsyanları’nın temelini atar.

 

4. Post Süleyman Çağı: Çöküş

Devlet İcraatına Şer’i Hukuk Hâkim Olur

Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemindeki Türk devlet gelenekleri yerini zamanla dinsel bir yapıya bıraktı.

Başlangıçta örfi hukukun (Sultan'ın iradesi) baskın olduğu sistem, özellikle Selçuklulardan itibaren İslam hukukunun etkisi altına girdi.

 

Osmanlı'nın ilk iki asrında örfi hukuk güçlüyken, sonrasında "şer’i hukuk devletin her türlü icraatına hâkim olur" ve bu durum şeyhülislamların her devlet kararı için fetva vermesiyle somutlaşır.

Kamu hukuku kuralları padişah fermanlarıyla (kanunnamelerle) yönetilirken, özel hukuk alanı tamamen şeriat hükümlerine bağlı kalmıştır.

 

Şeriatın Örf ve Âdeti Sınırlar

II. Bayazıt'tan itibaren padişahların devlet anlayışı şeriata daha uygun hale getirilmiş, padişahın geleneksel yetkileri sınırlanmıştır.

Gerileme döneminde şeriatın alanı genişlerken, Yavuz Selim'in devlet işlerine karışmasına tepki gösterdiği şeyhülislamlık makamı, XVIII. yüzyılda her türlü devlet işinde fetva alınan, hatta meclislere başkanlık eden bir konuma yükselmiştir.

Öyle ki, XVII. yüzyıldan itibaren padişahlar "şeriata aykırı hareket ettiklerine dair şeyhülislam tarafından verilen fetvalarla" tahttan indirilmeye başlanmıştır.

 

Selim Iı Sefere Katılmayan İlk Padişah

II. Selim dönemi, padişahın bizzat ordunun başında sefere çıkmadığı bir dönemin başlangıcıdır.

Bu dönemde devlet idaresi büyük ölçüde Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'ya bırakılmıştır; kaynaklarda Sokullu için "Padişah-ı manevi" nitelemesi kullanılır.

Dönemin dikkat çeken olayları arasında Yemen isyanları ve 1569'da Fransa'ya tanınan kapitülasyonların yenilenmesi yer alır.

 

Karadeniz-Hazar Kanalı Projesi

Sokullu Mehmet Paşa, Rusların güneye inmesini engellemek ve Safevileri sıkıştırmak amacıyla Don ve Volga nehirlerini birleştirmeyi amaçlayan bir kanal projesi hazırlamıştır.

1569'da kazı çalışmalarına başlanmış olsa da, lojistik zorluklar ve Rus saldırıları nedeniyle proje başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Kaynaklar bu durumu, "stratejik bakımdan sağlam olduğu halde, lojistik ve taktik bakımdan başarısızlığa uğrar" şeklinde açıklar.

 

Kıbrıs'ın Fethi ve İnebahtı Hezimeti

Venedik kontrolündeki Kıbrıs, 13 aylık bir kuşatmayla fethedilmiştir.

Ancak bu zafer, Avrupa'da bir haçlı ittifakına yol açmış ve Osmanlı donanması İnebahtı’da ağır bir yenilgiye uğramıştır.

Ayrıca bu dönemde, İstanbul maliyesinde Yahudi bankacıların etkisinin artmasıyla "Türk altınının Avrupa piyasalarına geniş olarak intikaline" ve ekonomik dengelerin bozulmasına yol açan mali yolsuzluklar baş göstermiştir.

 

İran-Doğu Meseleleri

III. Murat döneminde, hanedan içi çekişmeler (19 kardeşin öldürülmesi) ve İran ile uzun süren savaşlar yaşanmıştır.

Sokullu'nun nüfuzunun kırılması ve ardından öldürülmesiyle devlet yönetimi sarsılmıştır.

İran seferlerinde kazanılan Çıldır ve Meşale Savaşları ile Şirvan ve Tebriz bölgeleri ele geçirilmişse de, bu savaşlar hazineyi tüketmiş ve askerlerin hoşnutsuzluğunu artırmıştır.

 

Tımar Sisteminin Yozlaşması

XVI. yüzyılın sonlarından itibaren tımar sistemi rüşvet ve kayırmacılık nedeniyle bozulmuştur.

Tımar gelirlerinin azalması sipahilerin seferlere gidememesine, bu tımarların ise ehliyetsiz kişilerin veya saray mensuplarının eline geçmesine neden olmuştur.

Paranın değerinin düşürülmesi (mağşuş sikke), 1589'da "Beylerbeyi Vakası" olarak bilinen büyük bir sipahi ayaklanmasına yol açmıştır.

Hammer’e göre, III. Murat harem hayatına aşırı düşkünlüğüyle tanınır; öyle ki cariye fiyatı İstanbul’da yüz misline çıkmıştı.

 

Mehmet III On Dokuz Kardeşini Öldürtür

III. Mehmet, tahta çıkar çıkmaz 19 kardeşini idam ettirerek en büyük kardeş katliamlarından birini gerçekleştirmiştir.

Savaş alanında (Haçova) başarılar kazanmış olsa da, devlet içindeki yolsuzluklar ve askerlerin dirlikler üzerindeki usulsüzlükleri devam etmiştir.

 

İşadamı Vasfındaki Tımar Sahipleri

Tımar sistemi artık gerçek askerlerden ziyade, sefer zahmetinden kaçan "işadamı vasfındaki" kişilerin eline geçmiştir.

Bu kişiler, savaş zamanlarında dirliklerini başkalarına devrederek kâr ve kazanç peşinde koşmaya başlamışlardır.

 

Celalilik Başlıyor

Eşkıyalık hareketleri olan Celali isyanları (Karayazıcı, Deli Hasan) Anadolu'yu sarsmaya başlamıştır.

Karayazıcı'nın kendini "Halim Şah" ilan etmesiyle büyüyen isyanlar, halkın ağır vergiler ve asker tecavüzleri altında ezilmesine yol açmıştır.

 

Kardeş Katlı Usulü Değişir

I. Ahmet döneminde, kardeş katli geleneği terk edilerek hanedanın en yaşlı üyesinin tahta geçmesi (Ekberiyet) sistemi fiilen uygulanmaya başlanmıştır.

Genç Osman (II. Osman), Lehistan seferindeki disiplinsizliği nedeniyle yeniçeri ocağını kaldırmayı düşünmüş, ancak bu fikri hayatına mal olmuştur; padişah Yedikule’de katledilmiştir.

 

Murat IV: "Zikri Bile Müstehcen" İşret, Sefahat, Rezalet

IV. Murat, çocuk yaşta tahta çıkmış ve başlangıçta annesi Kösem Sultan'ın vesayeti altında kalmıştır.

Ancak 1632'den itibaren yönetimi sert bir şekilde eline almış; zorbaları, içki ve tütün kullananları şiddetle cezalandırmıştır.

Bağdat'ı tekrar fethederek Kasr-ı Şirin Antlaşması ile sınırları belirlemiştir.

Kaynaklarda onun dönemi için "şehir halkı ve yeniçeriye de aynı usulü (şiddeti) uygular" ifadesi kullanılır.

 

Hanedanın Kırım’a Geçmesini Kösem Sultan Önler

IV. Murat’ın ölümünden sonra tahta geçen I. İbrahim (Deli İbrahim), dengesiz davranışları ve kürk-mücevher tutkusuyla tanınır.

Bu dönemde Kösem Sultan'ın iktidarı devam etmiş, ancak rüşvet ve yolsuzluklar zirve yapmıştır. Sonunda ulema ve yeniçeriler birleşerek padişahı tahttan indirip öldürmüşlerdir.

 

Ocak Ağalarının Devleti Ele Geçirmesi

IV. Mehmet'in çocuk yaşta tahta çıkmasıyla devlet idaresi "Ocak Ağaları"nın eline geçmiştir.

Bu dönemde Kösem Sultan ile Turhan Sultan arasında büyük bir iktidar kavgası yaşanmış ve Kösem Sultan harem ağaları tarafından öldürülmüştür.

 

"Vak’a-i Vakvakiye" ve Köprülüler

Saray ağalarının tahakkümüne karşı çıkan yeniçeriler, 1656'da devlet adamlarının çınar ağacına asılmasıyla sonuçlanan "Vak’a-i Vakvakiye" olayını başlatmışlardır.

Kaosu sona erdiren ise şartlı olarak sadarete gelen Köprülü Mehmet Paşa olmuştur; orduyu disipline etmiş ve yolsuzlukları temizlemiştir.

 

İkinci Viyana Kuşatması ve Sonrası

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın 1683'teki başarısız Viyana Kuşatması, büyük bir toprak kaybı sürecini başlatmıştır.

Bu yenilgi IV. Mehmet'in tahttan indirilmesine yol açmıştır.

Sonraki dönemlerde zorba tahakkümü artmış, ancak halkın sancak altında toplanarak zorbalara karşı durmasıyla (Sancak Vakası) düzen yeniden sağlanmaya çalışılmıştır.

 

Bakırdan Mangır Basma Yüzünden Kalpazanlık Artar

Hazine sıkıntısı nedeniyle bakır mangır basılması ekonomiyi felç etmiş, kalpazanlık ve kıtlık baş göstermiştir.

II. Mustafa döneminde orduda ıslahat hayalleri kurulsa da Karlofça Antlaşması ile Macaristan dahil geniş topraklar kaybedilmiştir.

 

Lale Devri ve Patrona Halil İsyanı

III. Ahmet ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa döneminde başlayan Lale Devri, eğlence, sanat ve batıdan alınan teknolojik hamlelerle (matbaa) tanınır.

Ancak halkın ekonomik sıkıntıları ve saraydaki lüks yaşam, Patrona Halil İsyanı ile bu dönemi kanlı bir şekilde sona erdirmiştir; padişah feragat etmiş, sadrazam boğdurulmuştur.

 

Mustafa III ve Selim III Reformları

III. Mustafa ve ardından III. Selim, ordunun (özellikle topçu sınıfının) ıslahı için çalışmışlardır.

III. Selim, "Nizam-ı Cedit" adıyla yeni bir ordu ve düzen kurmaya çalışmış ancak bu yenilikler ulema ve yeniçerilerin sert tepkisiyle karşılaşmıştır.

Padişahın, "Allah aşkına devlet elden gidiyor... bu batacak geminin içindesiniz" diyerek devlet ricaline isyan ettiği kaynaklarda aktarılır.

Eflak-Boğdan’ın Ruslar tarafından işgali ve İngiliz donanmasının Boğazlar ile İskenderiye’ye girmesiyle savaşlar patlak verir. Bu sırada Nizam-ı Cedit yöneticileri büyük servetler edinerek avrupai bir lüks içine dalarlar.

 

Selim Tahttan İndirilir ve Vaka-yı Hayriye

III. Selim, Kabakçı Mustafa isyanıyla tahttan indirilmiş ve sonrasında öldürülmüştür.

Rumeli Kavağı'ndaki yamakların Nizam-ı Cedit elbisesi giymeyi reddedip memurları öldürmesiyle isyan başlar. Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa ve Şeyhülislam Ataullah Efendi'nin el altından desteklediği asiler İstanbul'a yürür.

 

IV. Mustafa, yeniçeri ve yamaklara tıpış tıpış paralar dağıtır. Yamaklar şehirde cinayet, yağma ve bina basma gibi zorbalıklar yaparlar.

Alemdar 15 bin kişilik gücüyle Babıali'ye gelir. Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa'dan mührü alıp III. Selim'i yeniden tahta çıkarmak için saraya haber gönderir.

Durumu anlayan IV. Mustafa, rakipleri olan III. Selim ve Şehzade Mahmud'un öldürülmesini emreder. III. Selim haremde katledilir. Şehzade Mahmud ise bir cariyenin cellatların gözüne kül atması ve adamlarının kaçırması sayesinde mucizevi bir şekilde kurtulur.

 

II. Mahmud Alemdar'ı sadrazam yapar. Ancak yeniliklere karşı 1808'de tekrar ayaklanan yeniçeriler Babıali'yi basınca Alemdar Mustafa Paşa cephaneliği patlatıp intihar eder. Yeniçerilerin baskısıyla IV. Mustafa öldürülür. Kurulan Sekban-ı Cedit ordusu da yeniçeri isyanlarıyla ilga edilmek zorunda kalınır.

 

Yıllarca süren asayişsizlik, Bükreş Barışı ve Mora İsyanı devleti zorlar. Mora'daki isyan ancak Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın disiplinli ordusu sayesinde bastırılabilir.

 

Yeniçerilerin artık devlet için bir yük ve engel olduğunu gören II. Mahmud; halkın, ulemanın ve topçuların desteğini alarak kışlaları topa tutturur.

 

Mehmet Ali Paşa İsyanı

1827'de müttefik Avrupa donanması Navarin'de Osmanlı ve Mısır gemilerini batırır. Ardından çıkan Rus savaşında Ruslar Edirne'ye kadar gelir ve 1829 Edirne Anlaşması imzalanır.

 

Mora'daki kayıpları ve kendisine Suriye'nin verilmemesini gerekçe gösteren Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusunu Anadolu'ya sürer. Osmanlı ordusu Konya'da yenilince tahtı korumak için Rusya'dan yardım istenir.

 

Gâvur Padişah

Asker ve vergi kaynağını tespit etmek için 1831'de ilk nüfus sayımı yapılır (yaklaşık 8 milyon Müslüman, 4 milyon Hıristiyan). Mustafa Reşit Paşa gibi elçiler vasıtasıyla Avrupa tarzı bürokrasi incelenir.

 

Tekel (yed-i vahid) usulü kaldırılır, karantina ve posta teşkilatı kurulur.

 

İlköğretim zorunlu hale getirilir; Harbiye, Tıbbiye ve Mızıka-i Hümayun açılır.İlk resmi gazete (Takvim-i Vekayi, 1831) yayımlanır.

 

Sadrazamlığa "Başvekillik", Reisülküttaplığa "Hariciye Nazırlığı" gibi modern bakanlık isimleri verilir.

 

Yenilikler Bosna-Hersek ve Arabistan’da isyanlara yol açar. Mahmud II’ye İstanbul’da bile ‘Gâvur padişah’ denir.

 

Tanzimat İngiliz Dayatmasıdır

16 Ağustos 1838 Baltalimanı Ticaret Anlaşması ile gümrük duvarları indirilir ve yerli sanayi sanayileşmiş Avrupa karşısında savunmasız bırakılır.

Büyük Reşit Paşa, Türkiye’nin idam fermanını, kalkınma yolunu açacak bir belge diye imzalayacaktır!

 

Gülhane Hatt-ı Hümayunu (3 Kasım 1839), Mustafa Reşit Paşa tarafından okunur. Tanzimat, Batı kapitalizminin ihtiyaç duyduğu açık pazar düzeninin idari ve hukuki altyapısını hazırlama amacını taşır.

 

Reşit Paşa, yabancı bir devlete dayanarak iktidar olma çığırını açmıştır.

 

1856'da yabancılara toprak satın alma hakkı tanınır. Devlet, yerleşimi teşvik etmek için muafiyetler sağlasa da bu durum gelecekte siyasi ve egemenlik krizlerine yol açacaktır.

 

Kırım Savaşı (1853-1856)

Rusya'nın Ortodoksların hamisi olma iddiası ve ültimatomları üzerine savaş başlar. Sinop Baskını (1853) sonrası İngiltere ve Fransa, Osmanlı yanında savaşa girer.

 

Tanzimat ve Islahat reformları hakiki bir Batılılaşma değil, hukuk yoluyla Batı'nın yarı-sömürgesi olma sürecidir.

 

Doğan Avcıoğlu’nun Yaşam Öyküsü

Doğan Avcıoğlu, 13 Mart 1926’da Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doğmuştur. Baba tarafı Bulgaristan’dan göç edip İstanbul Laleli’ye yerleşmiştir. Dedesi Defterdar Ali Raif Bey’in babasının av merakı nedeniyle aile "Avcıoğlu" soyadını almıştır. Anne tarafı ise Kazasker Hafız İbrahim Bey ile Buhara asıllı Şükriye Hanım’a dayanır.

 

Babası öğretmen Celal Bey, Yunan işgali sırasında okula Türk bayrağı çekmiş ve eşi Pakize Hanım'ın yardımıyla Yunan askerlerinden saklanarak direniş göstermiştir.

 

Gençliğinde aruz vezniyle şiirler yazmıştır. 1944'te başladığı İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bırakarak askere gitmiş ve 1947'de tank teğmen olarak terhis olmuştur.

 

Fransa’da Paris Siyaset ve Ekonomi Bilimleri Fakültesi’nde tez hocasıyla tartışarak Strasbourg’a geçmiş ve diplomasını buradan almıştır. 1954’te ise London School of Economics’e gitmiştir.

 

1955’te Türkiye’ye dönerek Merkez Bankası ve TODAİE’de görev almış, ilk evliliğini Gülgün Gönenç ile yapmıştır. Metin Toker’in Akis dergisinde "beyin takımının en parlaklarından biri" olarak öne çıkmış ve 1958’den itibaren CHP Araştırma Bürosu Müdür Yardımcılığı yürütmüştür.

 

1961 / CHP kontenjanından Kurucu Meclis üyesi seçilmiş, Anayasa'nın ekonomik/sosyal içeriğine katkı sağlamıştır. Ancak yetkilerin yetersizliği gerekçesiyle Anayasa'ya kabul oyu vermeyen üyelerden biri olmuştur.

 

20 Aralık 1961’de çıkan Yön dergisi, 1.042 kişinin imzaladığı bildiriyle yayın hayatına başlamıştır. Avcıoğlu, azgelişmiş ülkeler için tek çıkar yolun sosyalizm olduğunu savunmuş ve 1962'de Sosyalist Kültür Derneği'ni kurmuştur.

Yön, Nazım Hikmet’in şiirlerini ve Kurtuluş Savaşı Destanını yayımlayarak şairi yeniden gündeme taşımış; ayrıca "Kürt Meselesi" başlığıyla bu konudaki tabuları da yıkmıştır.

10 Ekim 1963’te Sevil Yurdakul ile evlenmiş; bu evlilikten Ahmet ve Murat adında iki oğlu olmuştur. Günde 14 saati bulan, uykusuz ve son derece disiplinli çalışma temposuyla tanınmıştır.

 

Türkiye’nin Düzeni (1968): Yön kapandıktan sonra kaleme aldığı bu eser, dönemin en çok satan kitabı olmuş ve 1968-69 Yunus Nadi Ödülü’nü kazanmıştır.

 

18 Mayıs 1971'de gözaltına alınarak Mamak Tutukevi'ne götürülmüş; cezaevinde dahi aralıksız okuyup notlar almaya devam etmiştir. Yargılandığı ilk davadan beraat etmiştir.

 

Serbest kaldıktan sonra tekrar tutuklanarak Kontrgerilla üssü olarak kullanılan Ziverbey Köşkü’ne götürülmüştür. Ağır kalp hastası olmasına rağmen zincirlenmiş ve psikolojik/fiziksel baskılara maruz kalmıştır. Avcıoğlu buradaki durumu şu sözlerle aktarır:

 

“Kontrgerillada bana yöneltilen ve yazılı cevap istenen belli başlı sorulardan biri, Amerika’yı neden eleştirdiğimiz idi…”

 

1972'de Gülseli Kırkbir ile evlenmiştir. 1973'te 4 ciltlik Milli Kurtuluş Tarihi, 1978-1982 arasında ise 5 ciltlik Türklerin Tarihi eserlerini yayımlamıştır.

Osmanlı dönemi ve Atatürk üzerine kapsamlı bir eser yazmayı hedeflemiş ancak ömrü elvermemiştir.

 

4 Kasım 1983'te vefat etmiş ve Büyükada’da toprağa verilmiştir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder