1 Ekim 2024 Salı

Umberto Eco - Açık Yapıt

Umberto Eco - Açık Yapıt


Umberto Eco da “Batı uygarlığında İdeal'den Gerçek’e, Gerçek’ten Soyut’a, Soyut’tan Olanaklı’ya doğru ilerleyen bir gelişim çizgisi olduğuna ve, bunun, “Açık Yapıt" poetikalarının tarihsel oluşumunu gösterdiğine” inanır.

 

Önsöz

Bu kitap, 1958’de XII. Uluslararası Felsefe Kongresi'ne sunulan bir bildiriden doğmuştur

Kitabımızın birinci bölümünü oluşturan denemeler, aslında bir araştırmaya çağrıdır

İkinci bölüm ise, Joyce'un poetikasının açımlanmasına ayrılmış olup, tam bir inceleme girişimini oluşturmaktadır

 

Burada "yapıt" sözcüğünden şu anlaşılmalıdır: Yorumların ardışıklığına, bakış açılarının evrimine olanak veren, ama aynı zamanda bunları düzenleyen yapısal özelliklerle donanmış bir nesne.

 

Bu denemeler, genel olarak, (felsefi tanımları daha önceden varsaysalar bile), kültür tarihi denemeleridir.

 

Poetika sözcüğünden ne anlamalı? / …yazınsal yapıtın incelenmesini anlarlar.

 

(Yazara göre poetika) sanatçının belirtik ya da örtük olarak kafasında düşündüğü şekliyle, yapılacak yapıttır.

 

Açık Yapıt Poetikası

(İcracının yorum hürriyeti)

 

…yaratıcı, kendi dilediği yolda tadılıp anlaşılabilmesi için, tamamlanmış bir biçim ortaya koyar.

 

…her sanat yapıtı, / değişik yollarla yorumlanabilmesiyle, yine "açık" bir yapıttır.

 

Yorumcu, yaratıcıyla işbirliği kurarak, yapıtı yeniden yaratmaksızın anlayamaz.

 

Platon Sofist adlı yapıtında şöyle der: Ressamlar kişileri tam olduğu gibi değil, bakılacakları açıdan resmederler

 

Sanat yapıtının düzeni, imparatorluk ve teokratik bir toplum düzeniyle birbirine karışır; okumayı yönlendiren yasalar, varılacak hedefleri göstererek (buyurarak) ve bunlara erişme yollarını sağlayarak, insan edimlerinin her birinde kılavuzluğu elden bırakmayan otoriter bir yönetimin yasalarıyla özdeşleşir.

 

(Mallarme) "Bir nesnenin adını söylemek, şiirden alınacak hazzın üç çeyreğini gözden çıkarmak demektir; çünkü, bu haz, yavaş yavaş keşfedip bulgulama mutluluğunda doğar: İşte bunu aşılamak... Düşümüz bu." Tek bir yorumun okura dayatılmasından uzak durulmalıdır.

 

Kafka'nın yapıtı "açık" yapıta tam bir örnek olarak gösterilebilir: Duruşma, Şato, Beklenti, Hüküm Giyme, Başkalaşım, İşkence, onun sanatında gerçek anlamlarıyla alınmamalıdır.

 

Ulysses'in gücü, belli bir doğrultuyu izleyecek yerde, bir ve aynı nokta çevresinde (zaman boyutu da içlerinde olmak üzere) bütün boyutlarda yayılmasından ileri gelir. Ulysses'in dünyası bitip tükenme bilmeyen ve karmaşık bir yaşamla devinir.

 

Burada bizim amacımız, yaratıların estetik değeri üzerine bir yargıda bulunmak değil; çeşitli poetikaları hem yansımaları, hem de konuları (matiere) oldukları kültürel duruma uygunluktan içinde karşılaştırmaktır.

 

(Mallarme) Kitap, "açık" ve devingen bir yapı olmalıdır

 

Sanat Dilinin Çözümlenmesi

…çağdaş poetikalar, bakış açılarının devingen¬liğine ve yorumların çokluğuna dayanan bütün bir dizi biçim önermektedir bize.

…sanat yapıtının niçin "açık" olduğunu, bu açılışın onun yapısında nasıl yer aldığını ve açılış ayrımlarının hangi yapı farklarına karşılık olduğunu anlamaya çalışacağız.

 

(Dewey) Sanat, kısaca, "bir bulanık fikri, bir coşkuyu be¬lirli bir dolayıma (medium) dönüştürme gücüdür.

 

Açılış, Bildirişim, İletişim

…sorduğumda, olumsuz bir yanıt alırsam, büyük bir bildirişim edinmiş olmam ve sözünün doğruluğu konusunda kararsız kalırım. / …yanıtı olumlu olursa, kendi çıkarma ve tüm beklentilerine karşın, önemli nicelikte bir bildirişim almış olurum ve beni ilgilendiren konu üstüne fazladan bir şey bilirim gerçekten.

 

…entropi

 

(Norbert Weiner) bildirişim bir düzen ölçüsüdür, düzensizliğin ölçüsü, başka bir deyişle entropi, bildirişimin karşıtıdır.

…bildirişim bildirinin çıktığı kaynağa da bağlıdır.

…bildirişim ne denli yüksek ise, onu iletmek de o denli güçtür; bildirişim ne denli açıkça iletilirse, o denli az bilgi¬lendirir.

 

(Webem)

SATOR

AREPO

TENET

OPERA

ROTAS

 

Açık Yapıt Olarak Şekilsiz

Olasılık yasası, tonal gramerin yasasıdır, ortaçağ sonrası batılı dinleyicinin duyarlığı buna alışıktır: Aralıklar, frekans farklılıklarından öte bir şey oluştururlar, örgensel ilişkilerin ortaya konmasını gerektirirler…

 

…canlılık, biçimin yadsınması olarak, güzelliğe yeğlenecek olsaydı, güzellikten vazgeçmekte hiçbir sakınca olmayacaktı.

 

Rastlantı ve Dolantı

…televizyon estetiği

 

Toplumsal Bağlanma Olarak Biçim

Yabancılaşma

(Filozoflar) …ama, bir sözcüğün, bir anda müthiş bir biçimde tutulduktan sonra yine birden ağıza alınmaz oluşuna kuşkusuz ilgisiz de kalamazlar. Gerçekten, "ya¬bancılaşma" terimi 1960'ların başında ilk ortaya çıkışından sonra, bu denli niçin tutulmuştu? Şimdiye değin iyi ya da kötü kullanılmasının, kendi başına, uygarlık tarihinde en çirkin ama bilinmeyen ya¬bancılaşma örnekleri olduğu söylenebilir mi?

 

(tanım) …başka bir şey adına kendinden vazgeçme, dışsal bir güce kendini bırakma, kendi dışında bir şeyde başkası olma; dolayısıyla, üzerinde bir etki yapılabilmesi için bir eyleyen (agent) olmaktan çıkma demeye gelir.

 

İşçi ürettiği nesnelere bağlıdır; sonra, istesin istemesin, bunları temsil eden paranın egemenliği altına girecektir; bundan sonra da, üretmeyi ne denli sürdürüp götürürse, o da o denli ürettiği mallar gibi olur.

…ürün ne denli büyük ise (artarsa) o da o denli azalacaktır.

 

…yabancılaşma hem eylemle ve hem de bilinçle önlenebilir, ama temelli önlenemez.

 

Hiçbir kurtuluş umudu yok mu? Yok gerçekten; gerilimin olumsuz kutbunu yok etmek de olanaksız. İşte bunun için, bir yabancılaşma durumunu betimlemeye kalkıştığımız her zaman, tıpkı kendisini saptamış olduğumuzu düşündüğümüzde olduğu gibi, ondan nasıl kurtulacağımız bilmediğimizi de anlarız.

 

…nesnelerle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizde var olan, yabancılaşmanın yinelenmesine ve kaçınılmaz olanağına dönük iki aşırı uç tutumu saptıyoruz böylece: Birincisi, karamsar tutum; bu, nesneyi, içinde içerilmiş olacağı korkusuyla, tahrip eder (ya da kötülük olarak reddeder); İkincisi ise, iyimser tutumdur; buna göre de nesne ile bütünleşme, bir ilişkinin tek olumlu yanıdır.

 

…yalnız avant-garde sanatçılar içinde yaşadıkları dünya ile anlamlı bir ilişki kurabilirler.

…bir müzisyen ancak yeni bir dünya görüşünü yeni bir müzikal biçimde dile getirmeyi başarabildiği ölçüde "ilerici" olur, sayılır.

 

Pareyson'un Estetiği

Pareyson'a göre, tüm insan yaşamı biçim(ler) bulma ve üretmedir.

 

…sanatçı yapıtta kendine biçim verir. Bir yapıtı anlamak, fi¬ziksel bir nesnede yaratıcısına sahip olmak demektir.

 

Sanatın Ölümü Üzerine İki Deneme

(Francesco de Sanctis) Ne yazık ki artık inan göçüp gitmiştir ve şiir de ölmüştür. Ya da daha doğrusu, inanç ile şiir ölümsüz olduklarına göre, ölü olan şey, onların varoluş yollarından biridir. Günümüzde inanç, inançtan kay¬naklanır, şiir de derin düşünmeden. Ölmedi onlar, yalnızca farklılaştılar.

 

Kötü Beğeninin Yapısı

…kötü beğeni, bir ölçü, tanımlanması çok güç bir "ölçü" eksikliğidir

 

Alman kültürü / bu olgunun incelenmesine ve tanımına özel bir dikkat göstermiş ve / Kitsch ulamını bulmuştur.

 

Aristoteles'e inanırsak, Yunan ülkesinde, sanatın ruhsal bir etki yaratma işlevi bulunuyordu; en azından, hem müziğin ve hem de tragedyanın işlevi bu türdendi.

 

Sanatın teknik bir beceri sayılmadığı (eski Yunan'da ve ortaçağda olduğu gibi) daha çok salt sanat adına yaratılmış bir şey gibi göründüğü bir kültür bağlamında, bir etkinin üretimi Kitsch oluyor.

 

Clement Greenberg'in çok başarılı formülüne göre, avant-garde, sanat süreçlerini izler, Kitsch ise onların etkilerini.

 

Dwight Mac Donald'a göre, kitle kültürünün en düşük düzeyi (ki o buna kısaltılmış olarak "mass-cult" demektedir), kendi bayalığında, köklü bir tarihsel itki, Marx ve Engels'in betimlemiş olduğu erken kapitalizminkine benzeyen yabanıl bir kuvvet bulur.

 

mid-cult / Orta kültür

…o, "yüksek kültür"ün bir yozlaşmasıdır, mass-cult üzerinde büyük bir üstünlüğü vardır, gerçekte "tümüyle seyirciye bağlı bulunduğu halde", asıl gerçek kendisiymiş gibi geçinebilmektedir...

 

Eleştirel duyarlık ile snopluk arasındaki ayrım çok küçüktür: Bir kitle kültürü eleştirisi, son uçta ve çok incelmiş bir kitle kültürü ürünü olabilir; buna karşılık, sa¬dece başkalarının henüz yapmadığını yapan soylu kişi gerçekte, yapılmayacak şeyi öğrenmek için onların neler yaptıklarına bağlı kalır bütünüyle.

 

Kitsch terimi, a) daha önceden tüketilmiş görünen, b) daha önceden tüketilmiş olduğu için, kitlelere ya da ortalama tüketiciye ulaşan, c) büyük sayıda tüketici tarafından daha önceden kullanılmış olması, aşınmasını hızlandırdığı için, çabucak yeniden tüketilebilecek her nesneye uygulanabilecektir.

 

Başarılı sanat yapıtı bir model oluşturur ve öykünmeye yol açar.

Ortalama tüketici, kendi yalanını tüketir.

Ama onu ahlâki bir yalancılık, toplumsal bir yalancılık, ruhsal bir yalancılık olarak tüketir, çünkü aslında o, yapısal bir yalancılıktır.

 

Yapı ve "Dizi

Dizisel düşünce, çok-değerli bir düşünce süreci olmuştur... Bu durumuyla o klasik düşüncenin tam karşıtıdır; klasik düşünceye göre de biçim, daha önceden varolan bir kendiliktir ve aynı zamanda, genel biçim-bilimdir (morphology). Burada (dizisel düşüncede), önceden kurulmuş ölçekler yoktur / özel bir düşüncenin içinde yer alabileceği genel yapılar yoktur.

 

Grup 63'ün Ölümü

Grup ölmüştür artık. 1969'da ölmüştü.

 

Tel Quel - bir derginin ve bu dergi çevresinde çağdaş filozofların ortak kurduğu kümenin adı.

 

1960'ların İtalyan avant-garde'ı üstüne ne söyleyebiliriz?

 

Yeni avant-garde hangi anlamda tarihsel avant- garde'tan ayrılıyor ya da onunla boy ölçüşüyor.

…

Opera aperta

Türkçeleştiren: Yakup Şahan

Kabalcı Yayınları, 1992


Claudio Paolucci - Düzen ve Macera Arasında

 

Claudio Paolucci - Umberto Eco, Tra Ordine e Avventura


 

Giriş

Eco'nun en yakın arkadaşı Roland Barthes…

 

Ölüme hazırlanmanın tek yolu, kendinizi herkesin aptal olduğuna inandırmak…

 

…bir şekilde, her şey “zaten söylendi”. Ama nasıl? Peki kim veya ne tarafından?

 

…yalan söylemenin mekanizması yalanla aynıdır, imza / Eco bunu Peirce'in göstergebiliminden alır

 

…dil faşisttir çünkü bizi kalıplaşmış yapılarına göre düşünmeye ve konuşmaya zorlamaktadır. Belki de Eco'nun tüm çalışmasını, Barthes'ın bu fikriyle çelişme çabası olarak okuyabiliriz; benden önce gelen bir dizi gösterge-dilsel sistemden başlayarak her zaman nasıl üretebildiğimi gösterebilirim.

 

"diğer hayvanların parçalarından yapılmış bir hayvan" / En sevdiği hayvanın ornitorenk olması kesinlikle tesadüf değil…

 

Umberto Eco üzerine bir kitabın üç temel noktaya odaklanması gerektiğine inanıyoruz: i) ansiklopedi yazarının özgünlüğünün, kendi sözlerini "zaten" Ansiklopedisi'nde depolanan "diğer" kelimelere bağlama şeklindeki özel yönteminden oluştuğu ifade mekanizması; ii) Eco'nun felsefesini felsefe olmayandan yapılmış bir felsefe haline getiren teorik ve teorik olmayan arasındaki "ayrımın iç içe geçmesi"; iii) olan arasındaki diyalektik zar ve göstermek, başka bir düzeyde belki de yalan söylüyorsunuz.

 

Umberto Eco'nun çalışmasının ana dişlisini oluşturan mekanizma buradan gelmektedir: Bir kültürel alan, bazı sorunlarını ancak başka bir kültürel alana yönlendirerek çözebilir.

…bir alan, ortaya çıkarabileceği tüm sorunları dahili olarak çözemez.

 

Bölüm 1 / İki tırnak

Foucault'nun Sarkacı / “Yaşayanlar da ölüler kadar hareketsiz.

Bu akşam şunu anladım: Okuyucunun kendi gerçeğini anlaması için yazarın ölmesi gerekiyor.”

 

Eco için Hakikat'in "her zaman yalan söylemek için kullanılabilen" göstergelerle hiçbir ilgisi yoktur.

Hakikat sahneye girer – ve göreceğimiz gibi ifade tesadüfen seçilmez – gösterge mekanizması durduğunda, boşta çalışır, mevcut olanın dışında herhangi bir şeye gönderme yapmayı bırakır. Belki Eco için Hakikat'in bir tekillik olduğunu söyleyebiliriz. etkinlik, bir şeyin gerçekleştiği nokta: bir deneyim hediye.

…tam da bu nedenle "hakikat çok kısadır" (şimdiki zamanın hediyesidir) ve "sonrası sadece yorumdur" (ve yorum, yokluk ve gönderme yapısıyla dil ve işaretlerin krallığıdır) .

Umberto Eco'nun evreninin akılda tutulması gereken ilk yapılanması buradan gelmektedir: işaretlerin dünyası, teori, yorum ve varsayım. Teori, yorum ve varsayımlar inşa etmeye hizmet eder.

“Okumayan biri 70 yaşına geldiğinde yalnızca tek bir hayat yaşamış olacaktır: kendi hayatı. Okuyan beş bin yıl yaşamış olacak: Kabil Habil'i öldürdüğünde, Renzo Lucia ile evlendiğinde, Leopardi sonsuzluğa hayran olduğunda oradaydı... …çünkü okumak geriye doğru ölümsüzlüktür.”

 

Sarkaç / “…kitabın son elli sayfasını okumalısınız: Teoriyi başka herhangi bir yerden daha çok orada yapıyorum."

(Kitabın) bu kısmı, onun gerçek şaheseri.

 

Acele araştırmanın düşmanıdır.

 

Eco'da hakikat ile kahkaha arasındaki ilişki temeldir

 

Bölüm 2 / Eğitim

Umberto Eco şüpheleri yalnızca bilmekle kalmıyordu, aynı zamanda şüphe duymayı da derinden seviyordu ve bu şüpheleri ona aşılamayı başaranları da seviyordu.

 

Eco, lisedeyken felsefe öğretmeni Giacomo Marino'ya hayran kalır

…onu özellikle damgalayan şey Thomas Aquinas'a dair verdiği derstir.

Gülün adı, Ortaçağ estetiği… adlı eserleri bu hayranlığın verimleridir.

 

…onu en çok etkileyen kişi Carlo Mazzantini'dir.

Olağanüstü bir ortaçağ uzmanıydı.

 

Metin düzeyinde birinden ya da bir şeyden bahsediyormuşuz gibi görünen bir hikaye inşa edilirken gerçekte başka bir düzeyde - "metnin dışında" - yaşayan ve metin düzeyinde yer alan birinden ya da bir şeyden bahsediyoruz.

 

Bilgiye bütünüyle erişmeyi sağlayacak bir anahtarın olmadığı, bilginin çalışma ve varsayım yoluyla elde edilen küçük yerel bilgilerden oluştuğu düşüncesi Umberto Eco'nun düşüncesinde kilit noktadır.

 

Eco, Felsefe bölümünden mezun olduktan hemen sonra halka açık bir yarışmayı kazandı ve Torino'daki sınıf arkadaşları Furio Colombo ve Gianni Vattimo ile birlikte Milano'ya taşındı

 

Televizyon ve kitle kültürü üzerine ilk makalelerini yazmaya başladı

Ayrıca avangard sanatın en büyük temsilcilerinden bazılarıyla da burada temasa geçti

 

(Kültür / tarih)

Bir alan kendisinin kurulmasına izin verdiği tüm sorunları çözemez.

 

Umberto Eco'nun düşüncesinin mirasını temsil eden temel bir fikir var: Çevremizde olup bitenleri anlamadan, bu ister çok yakınımızda olsun ya da çok uzakta, yapılmakta olan şeyleri anlamak mümkün değildir. Yani belki de görünüşte çok uzak alanlarda, başkalarının yaptıklarını anlamadan yapılanları anlamak bile mümkün değildir.

 

Eco, entelektüel otobiyografisinde "şüpheciliği" İskenderiye sakinlerinin temel özelliği olarak tanımlar ve kendisini burada tanımlar.

 

Bölüm 3 /  Açık iş

Eco, 1954 ile 1958 yılları arasında Milano'da çalıştı.

Bilimin içinde olduğunuzda Sanatın içinde değilsiniz, Sanatın içinde olduğunuzda ise Sanatın içinde olursunuz. Siyasetin içinde değil.

"sanat" olarak işaretlenen bazı unsurlar, "fizik" veya "bilgi" olarak işaretlenen diğer bazı unsurlarla bir ağ oluşturduğu için, birini diğeri aracılığıyla açıklayabiliriz. Umberto Eco'nun (Açık Yapıt’ta) yaptığı da tam olarak budur.

 

Eco'nun ele aldığı sanat, ruhla ya da duyguyla ilişki kurmadığı gibi, dünyayla ya da gerçeklikle de ilişki kurmaz; onu temsil etmekle, ifade etmekle, yapılandırmakla ilgilenmez. Aksine, Eco'nun ilgilendiği sanat, kural olarak sanattan çok uzak olduğu düşünülen bazı kültürel alanlarla yeni "komşuluk" ilişkileri örüyor gibi görünüyor.

 

Dönemin kültürü için sanat iki farklı ilişkiyle tanımlanıyordu. Bir yandan Ruhun derinliklerine gönderme yapıyordu: dehaya, "ben"e, özneye,içsellik sezgisel duygu. Öte yandan bunun yerine atıfta bulunuldu dışsallık gerçeklik, temsil, üretim ilişkileri, yapı-üstyapı ilişkileri. Bunlar Croce'cu idealizmin derinliği ile Yeni-Gerçekçi Marksizmin uzantısının ilişkileriydi.

Açık iş sanat alanına yeni bir "yatay" hareket kazandırıyor; artık ne özneyle, ne nesneyle, ne içeriyle, ne dışarıyla, ne içeriyle ne de dışarıyla iletişim kurmuyor. Tam tersine sanat alanı kendisine yakın diğer alanlarla iletişim halinde olup heterojen alanlarla (matematik, biyoloji, fizik, psikoloji ve mantık) komşuluk ilişkileri kurar.

 

Belirsizlik (eserin her icrayla değişen bir yapısı vardır), tamamlayıcılık (aynı eserin her icrası diğeriyle çelişir, ancak bu çelişkili unsurların kümesi eserin biçimini tanımlar), nedenselliksizlik (eserin önceki biçimi sonraki biçimine neden olmaz ya da bu sonucu çıkarmamıza izin vermez) fizik alanının kendi nesnelerini açıkladığı “tanımlama sistemleridir”

 

Eco, bilgimizin doğrudan nesnelerden, hele öznelerden değil, toplumun alanlarında dolaşan diğer bilgilerden geldiğini her zaman savunan Charles Sanders Peirce'in felsefesinden derinden etkilenecektir.

 

Alanlar, kendi özel yapılarını karakterize eden bazı kurallara göre morfolojiler oluşturmaya hizmet eder. Bu bakımdan sanatın matematikten, fizikten, biyolojiden hiçbir farkı yoktur: farklı olan, bir alanın bir şeyi şekillendirme kuralları ve bunu nasıl yaptığıdır.

Eco için sanat bir "formların yapılanmasıdır"

 

Bölüm 4 /  Ara bölüm

Eco, dört yılın ardından askere gitmek zorunda kalıyor; bu görevi ofislerinde yürütüyor ve boş zamanlarında daha sonra yayınlanacak eser üzerinde çalışıyor. Ortaçağ estetiğinde sanat ve güzellik

Askerlik hizmetinden hemen sonra Bompiani yayınevinde çalışmaya başladı ve Milano'ya döndü. Eco, Luciano Anceschi ve geleceğin Gruppo 63'ün diğer birçok temsilcisiyle işte bu dönemde tanıştı

 

Eco'nun en büyük özelliklerinden biri, belki de en büyük yeteneği: Ondan sonra herkes onun kategorilerini ve düşünce tarzını kullanarak onun gibi olmaya çalışıyor.

Eco, disiplinler arasındaki sınırları değiştirir ve bunu başkalarının kendi kategorilerini ve sözcüklerini (açık, kıyamet ve bütünleşik çalışmalar, medya karakterinin fenomenolojisi vb.) kullanmasını sağlayarak başarır.

 

Yükseklik, düşmek Ve geri bildirim Eco'nun çalışmasındaki üç "dikey" hareketi tanımlar.

 

Bölüm 5 / Kıyamet ve entegre

Kültür endüstrisi olarak adlandırılan koşullandırma sistemi, biri kitle iletişim düzeyi, diğeri ise kendisinden önce gelen aristokratik detaylandırma düzeyi olmak üzere iki bağımsız düzeyin uygun olasılığını sunmaz.

Kitle (düşük) kültürü, yüksek kültürün ürünüdür

 

Eco'ya göre, "yüksek" kültüre erişimi olan, ancak bunun yerine kitlelere aşağıdaki değerlerden oluşan bir kültür öneren entelektüeller vardır: i) her türlü özgünlükten kaçınarak ortalama beğeniyi karşılamaya çalışırlar; ii) kamuoyuna halihazırda sahip olduğu ve bildiği şeyleri vermek için önceden oluşturulmuş ve bilinen duyguları aktarma eğilimi vardır; iii) mitler ve semboller, birleştirilmiş stereotipler ve üslup özellikleri aracılığıyla yaratılır ve halka ne istemesi gerektiğini önerir

 

Süpermen (veya Elvis Presley) kitlelerin tüketim için ürünleri paketleyen endüstriye tabi kalmasını sağlamayı amaçlayan "yüksek" kültürün "düşük" ürünüdür.

Süpermen diğer birçok kitle kültürü metni gibi, kitlelerin asgari düzeydeki ürünleri tüketmeye bağımlı kalması için "yüksek" kültürün ürettiği "minimum mesaj"dır.

 

Eco'ya göre kitle kültürünün olumsuz yanı, kurucu olarak ortalama beğeniye yönelmesi, özgünlükten kaçınması ve kültürel homologasyonu tercih etmesi olduğundan, "yüksek" kültürün "düşük" olana müdahale etmesi gerekliydi.

 

Bölüm 6 / Göstergebilimsel gerilla

Eco, entelektüelin görevinin ve dolayısıyla her şeyden önce kendisinin görevinin, o zamanlar "kitleler" olarak adlandırılan ve "yüksek kültür" tarafından gerçek anlamda manipülasyonun nesnesi olan kitleler lehine çalışmak olduğuna güçlü bir şekilde inanıyor.

(Eco) “yorumlanmadıkça haberin, sadece onu seçmek için bile olsa verilemeyeceğini” gösterdi.

 

Kısaca göstergebilimsel gerilla savaşı fikri belki şu şekilde özetlenebilir: Medyada kullanılan işaretler ve işaretler her zaman yalan söylemek ve manipülasyon ve fikir birliği oluşturma etkisi elde etmek için kullanılabilir.

O halde entelektüel ve göstergebilimci, eğer kitleleri fikirlerin, haberlerin ve hakikatlerin inşasının kurucu mekanizmaları konusunda okuryazar hale getirmeyi başarabilirlerse, eleştirel bir işleve ve politik bir değere sahip olurlar.

 

 

Bölüm 7 / Ansiklopedi ve göstergebilimsel dönüş

Skolastisizm, gerçekliği "ilişkilerin anlaşılır bir bütünlüğü" olarak tanımladı

Eco, hocası Luigi Pareyson'un yorum teorisiyle eğitilmişti ancak onun göstergebilimsel yorum anlayışı, Charles Sanders Peirce'in "yorumlayıcı" kavramından türetilmiştir.

 

Peirce'in söylediklerine bir örnek: Dünyaya ilişkin bilgimiz, nesnelerden gelen öğelerden ve topluluğun açık alanında dolaşan önceki bilgilerden gelen öğelerden oluşur. Dolayısıyla bilmek, toplumda dolaşan bu işaretlerin epistemik açıdan değerlendirilmesi anlamına gelir.

Göstergebilim, yorumlama faaliyeti yoluyla bu konuda uzmanlık kazanmaktır.

Yorumlayıcı göstergebilim aslında toplumda dolaşan temsillerin değerini belirlemek amacıyla değerlendirme yapmayı amaçlayan yorumlama faaliyetidir.

Peirce, dünyayı doğrudan algılıyor gibi göründüğümüz durumlarda bile, aslında onu her zaman önceki bilgilerle çökelmiş bir dizi önceki alışkanlık aracılığıyla algıladığımızı söyleyerek bunu mükemmel bir şekilde açıkladı.

 

Ansiklopedi / Peirce'in bahsettiği yorumlayıcılar kümesi

 

Şimdi ne olduğunu anlamak için daha önce ne olduğunu bilmeniz gerekir.

 

Kaybedenler, tıpkı kendi kendini yetiştirmiş insanlar gibi, her zaman kazananlardan daha geniş bilgiye sahiptir; kazanmak istiyorsanız tek bir şeyi bilmeniz gerekir ve hepsini bilerek zaman kaybetmemeniz gerekir; bilgeliğin zevki kaybedenlere mahsustur. Birisi ne kadar çok şey bilirse, onun için işler o kadar yolunda gitmez.

 

Ansiklopedi dışarıdan gözlenemeyen, ancak içeriden keşfedilebilen açık bir labirenttir.

 

…göstergenin her zaman iki şeyi aynı anda yaptığıdır: zar Ve göstermek. Söylediğimiz gibi aslında "işaret" kelimesinin Hint-Avrupa kökü - Şey – aynı anda hem “söylemek” hem de “göstermek” anlamına geliyordu.

Gösterge, nesnesini belirli bir açıdan gösterir, ancak bunu her zaman yalnızca bir dizi önceki bilgiye dayanarak yapabilir.

İşaret, nesnesini ancak bir topluluğun Ansiklopedisinde dolaşan bir dizi yoruma dayanarak aydınlatabilir.

 

“Hakkında teorileştirilemeyen şey anlatılmalıdır.” Eco bunu entelektüel otobiyografisinin merkezine yerleştirdiği için, Wittgenstein'ın açıklamalarının çok ciddiye alınması gerektiği açıktır.

 

Eco'nun düşüncesinin üç kurucu boyutu

Tarih, Teori ve Anlatım. Tarih, sorunları kendi alanlarına yerleştirme, onları okunabilir kılan kodu belirleme sanatıdır.

Teori olarak göstergebilim, yorumlama ve dolayım alanıdır; gerçekliğe erişimimizi düzenleyen, dünya algımızın arka planını temsil eden aracılar olarak işaretleri inceleyen alandır.

Eco açısından sessiz kalmak pek de geçerli bir seçenek değil.

 

Bölüm 8 / Gülme ve gül

Eco'nun ölümünün ardından gazetelerde yayımlanan anılarda en çok vurgulanan özelliklerinden biri de ironisi ve pek çok şeye, hatta özellikle de ciddi olanlara gülebilmesiydi.

 

Aristoteles gülme eğilimini iyi bir güç olarak görür ve bu aynı zamanda bilişsel bir değere de sahip olabilir

 

Üç şeye dikkat edilmelidir: i) "hakikat" ile "felsefe" arasında çok açık bir metinsel karşıtlık vardır: Jorge kendi hakikatini o kadar çok seviyor ki (bunun için ölmeye hazır) felsefeden nefret ediyor, bilgi sevgisinden nefret ediyor öyle ki kütüphaneyi yok etmeye hazır; ii) William, sarsmak istediği ve savaştığı Tarikat'ın tamamen içindedir, öyle ki Jorge'yi Deccal olarak tasavvur eder; iii) "gerçeği güldürmenin" gerekli olmasının nedeni, gülmenin "onun yüzünü deforme etmesi", onu başka bir bakış açısından görmenin mümkün olduğu bir başkalaşım süreci yoluyla dönüştürmesi, gerçeği vurgulamasıdır.

 

…gerçeğe gülmeliyiz, çünkü gerçek, verilen düzenin kanıtlanmış versiyonudur ve eğer kahkaha/gülme testini geçemezse yeni bir olası düzene dönüştürülebilir. Bu nedenle Eco her şeye, her şeyden önce gerçekten inandığı ve değerli zamanının neredeyse tamamını adadığı şeye gülmeyi severdi

 

Kahkaha, düzenin yıkılmasından doğar: Bu, içeriden birinin onun gerçekliğinden şüphe etmeye başladığı ve kurulu düzenin sarsılmasına neden olduğu ilk harekettir.

 

Felsefe şüpheye dayalı bilgi sevgisiyse, Kahkaha aslında bize her gerçeğin çehresini çarpıtmayı, ona farklı bakmayı öğretir, böylece kendi temsillerimizin kölesi olmayız.

 

(Gülün adı) Baskerville'li William göstergebilimin vücut bulmuş hali, bizzat Eco'nun kişileşmesidir

 

Skolastikçiliğe göre öz, bir şeyin yokluğuna neden olan özellikler dizisidir.

Eğer insanın bir tanımını yapmam gerekirse, bu tanım onun özünü yakalayabilmeli, onsuz insanın artık insan olamayacağı özellikleri seçebilmelidir.

 

Eco neden gülmeyi insan hayvanının özü olarak görüyor?

Kahkaha, Maceranın mevcut düzeni sınayan, onun sağlam yanlarını öne çıkaran kısmıdır. Ancak Eco'ya göre gülme, insan hayvanının özüdür çünkü doğası gereği sonluluğumuzla bağlantılıdır.

Antik felsefede gülme yeteneğinin insanlara ait olduğu, yani gülmenin yalnızca insanların ayrıcalığı olduğu söylenirdi

…kaderimizin ölüm olduğunu bildiğimiz için gülüyoruz. Kahkaha aslında erkeklerin ölüm hissine karşı verdikleri insani tepkidir.

 

Peirce, kendinde şey kavramına bile sahip olmadığımızı, çünkü kavramların şeyleri bilmeye hizmet ettiğini ve "kendinde şeyin" tanımı gereği bilinemez olduğunu söylüyordu.

 

Bölüm 9 / Paralellikler

Gülün Adı’nı yazdı ama / …gençliğinden beri yazmayı hayal ettiği kahkaha ve komedi üzerine temel felsefi eseri yazamadı.

 

(Ansiklopedi…)

 

Bir alan, ortaya çıkardığı tüm sorunları kendi içinde çözemez ve dolayısıyla etkinliğini diğer alanlarla bağlantı kurmaya yapısal olarak erteler.

 

Ornitorenk, ister bilimsel ister popüler olsun, her türlü sınıflandırmaya meydan okuyacak şekilde tasarlanmış tuhaf bir hayvandır

Ornitorenk, heterojen alanlara ait unsurları bir arada tutan hayvanın vücut bulmuş haliydi ve o zamandan beri Eco'nun araştırma tarzını temsil ediyordu.

 

Baudolino ve Prag'daki mezarlık bunlar on yıl arayla yazılmış ve farklı çağlarda aynı temayı ifade eden kitaplardır: "yanlışın gücü" aracılığıyla pek çok doğru şeyin gerçekleşmesini sağlayan iki sahtekar.

 

…yalan teması Eco'nun göstergebilimsel araştırmasının özünü temsil eden teorik bir temadır.

Dünya hakkındaki yanlış fikirlerden Amerika keşfedildi ve paralellikler ve meridyen dereceleri çizildi. Papaların dünyevi gücü ve Kutsal Roma İmparatorluğu için verilen mücadele, Konstantin'in Bağışı gibi sahte bir belgeden inşa edilmişti.

 

…kendi yalanlarına inananların muhteşem paradoksu Baudolino

Rahip Gianni'nin mektubuna göre Baudolino'nun icat ettiği her şey tarih oluyor ve gerçekten oluyor.

 

Diğer hikaye, Zion büyüklerinin protokolleri

1806'da "Yüzbaşı Simonini" adında biri, kendisinin büyük bir rakibi olduğu Aydınlanma ve Masonluğun tarihini yayınlayan Cizvit başrahibi Augustin Barruel'e bir mektup yazdı.

Simonini'nin Barruel'e yazdığı şey, Tapınak Şövalyeleri'nin aslında Yahudi gruplarla temas halinde olduğu ve Masonluğun da "tüm gizli topluluklara sızmış" Yahudiler tarafından kurulduğudur

Hikaye "Sahtenin gücü" makalesinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

 

…insanlar (gizli servislerin başkanları dahil) yalnızca daha önce bir yerlerde söylenmiş olanlara inanıyorlar.

Komplo, çok sayıda fikir gerektiren bir karmaşıklığı tek bir fikirle açıkladığını iddia eden bu aşırı basitleştirilmiş açıklamanın prototipik vücut bulmuş halidir.

 

Bölüm 10 / Gerçek nedir?

“Teorikleştirilemeyenler anlatılmalıdır”

Teori anlatıyı besler, o da teoriyi besler. İki krallık birbirini taklit ediyor, birbirinden alıntı yapıyor, birbirine atıfta bulunuyor ama ne aynı şekle sahipler, ne de aynı sorunları ele alıyorlar

(Eco) “Luigi Pareyson'dan duyduğum bir cümleyi hatırlıyorum: Temelde her birimizin kafamızda ve hayatımız boyunca tek bir fikirle doğduğumuzu söyledi.”

 

Eco'da Teori "dünyadaki şeyleri nasıl bildiğimiz" ile, yani göstergelerin semiyotik düzeninin nesnelerin ontolojik düzenini nasıl açıkladığıyla ilgilenir.

 

…ona göre göstergebilim, bilgi teorisinin çağdaş biçimidir

 

Kant'a göre dünyadaki nesnelere (fenomenlere) ilişkin bilgimiz, doğası gereği farklı olan iki heterojen formun etkileşiminden kaynaklanır. / belirlenebilir bir form ve belirleyici bir form.

 

Yorum ve göstergeler dünyayı belli bir açıdan görmemizi sağlar (dünya, sahtenin onu aydınlatacak gücü olmadan kördür)

 

Eco'ya göre anlatının ilk kurucu boyutu, kozmogonik olan "dünyanın inşası"dır; bu boyut daha sonra "ritmi", "üslubu", "hikayeyi", "dil kayıtlarını" ve "anlama yollarını" belirleyecektir.

 

Teorik çalışmalarım romanlarımla ilgili değil, daha çok -eğer bilmeniz gerekiyorsa- dünya ve onu dil aracılığıyla nasıl yorumladığımızla ilgili.

…dünya ancak dil aracılığıyla yorumlanarak bilinebilir ve yaşanabilir, ister hikaye/anlatı ister metin olsun.

 

Batı felsefesi tarihi her zaman doğruluk sorununu merkeze almıştır.

Eco bize şunu öğretti: gerçeği güldür, çünkü tek gerçek kendimizi gerçeğe olan sağlıksız tutkudan kurtarmayı öğrenmektir

Eco / yalan filozofu

 

Ayrılmak

Milo Temesvar

 

(Mekanik ustasını tanımlamak üzere; bir şeyi bilmek bozup yapabilmeyi, parçalara ayırıp yeniden birleştirebilmeyi gerektirir; Eco’nun bilginin düzeninde, tanımlarda, isimlerde yaptığı da aşağı yukarı budur, bozup yapmak)

 

"sen" diye hitap etmemişti

 

…

Paolucci, Claudio (2017), Umberto Eco Tra Ordine e Avventura, Feltrinelli Editore Milano

Umberto Eco - Edebiyata Dair

Umberto Eco - Edebiyata Dair


 

Edebiyatın Bazı İşlevlerine Dair

Edebiyat, dili biçimlendirmeye katkıda bulunurken kimlik ve topluluk yaratır. Önce Dante’den söz ettim ama Homeros olmadan Yunan uygarlığının, Luther’in İncil çevirisi olmadan Alman kimliğinin, Puşkinsiz Rus dilinin, kuruluş şiirleri olmadan Hint uygarlığının halinin ne olacağını düşünelim.

 

Bazı kahramanlar bir şekilde kolektif olarak gerçek hale gelmişlerdir çünkü topluluk onlara yıllar ya da yüzyıllar boyunca tutkulu yatırımlar yapmıştır.

 

Hipermetin sayesinde özgür ve mucitvari bir yazı pratiği de doğdu. İnternette öykülerin gidişatını sonsuz olasılıkla değiştirmenizin mümkün olduğu anlatı pratiklerine katılarak kolektif olarak öykü yazabilmenizi sağlayan programlar bulabilirsiniz. Eğer bunu bir grup sanal arkadaşla birlikte bir metin bağlamında yeni şeyler icat ederek yapabiliyorsanız, neden aynı şeyi zaten var olan yazmsal metinler için de yapmayasınız?

 

Kaderimizi değiştirme konusundaki her arzumuz karşısına somut ve elle tutulur bir biçimde onu değiştirmenin imkânsızlığı çıkar.

 

Edebiyatın temel işlevlerinden birinin bu Kader ve ölüm eğitimi olduğuna inanıyorum.

 

Cennet Okuması

 

Komünist Manifesto’nun Biçemine Dair

Metin tıpkı Beethoven'ın 5. Senfoni'si gibi olağanüstü bir davul vuruşuyla başlıyor: “Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor,"

 

Manifesto bir siyasi söylev başyapıtı olarak kalır ve bu nedenle okullarda Cicero'nun Catilinarie söylevleri ve Shakespeare’de yer alan, Marcus Antonius'un Sezar'ın cesedi başındaki söyleviyle birlikte okutulmalıdır. Neden mi? Marx'ın aldığı klasik kültür eğitimini göz önüne alırsak, Manifesto'yu yazarken söz konusu metinleri aklının bir köşesinde yer aldığını ihtimal dışında bırakmamamız gerekir.

 

Valois’nın Yoğun Sisleri

Sylvie'yi yirmi yaşındayken tesadüfen keşfetmiş Nerval hakkında çok az şey bilerek okumuştum.

 

Sylvie bir rüyanın rüyasıdır

 

Olay örgüsü, öykünün yüzeydeki yapılanma biçimidir ve karşımıza yavaş yavaş çıkmaktadır: Genç bir adam tiyatrodan çıkar, Loisy'de baloya gitmeye karar verir, yol boyunca daha önce yaptığı bir yolculuğu hatırlar, baloya varır, Sylvie'yi yeniden görür, onunla bir gün geçirir, Paris'e döner, aktrisle bir macera yaşar ve sonunda (Sylvie artık Dammartin'de evli bir kadındır) kendi öyküsünü anlatmaya karar verir.

…bu olayların seyri sırasında geçip gitmiş zamanlara ait anılar canlanır,

Olay örgüsü, okurken gözlerimizin önünde olan şeydir. Öykü ise bu kadar açık ve net değildir

 

On dört bölüm boyunca asla konuşan kişinin bir şeyler anlatarak mı yoksa bir şeyler anlatan birini temsil ederek mi karşımıza çıktığını anlayamıyoruz - üstelik ilk bakışta bu birinin bu şeyleri yaşamakta mı yoksa hatırlamakta mı olduğu da asla açık seçik görülemiyor.

 

Wilde, Paradoks ve Aforizma

Aforizma / Yunanca bu terim “bir adak ya da sunu için bir kenara koyulan şey" ve “adak/kurban" anlamlan dışında zaman içinde “tanım, deyiş, özlü söz"" anlamları kazanmıştır.

 

Birbirlerine öyle sıkı sarılmışlardı ki duygulara yer kalmamıştı.

 

Dorian Gray’in Portresi

…birkaç istisna dışında en akılda kalıcı aforizmalar Lord Wotton gibi saçma bir karakterin ağzından aktarılmıştır.

En sıradan şey bile saklandığı zaman kıymete biner.

 

Paraya ihtiyacım yok, para, hesabı ödeyenlere lazım

 

Yarattığımız her etki bize bir düşman olarak dönüyor, popüler olmak için vasat olmak gerekir.

 

Günümüzde pek çok insan, asla pişman olmadıkları tek şeyin hataları olduğunu iş işten geçtikten sonra anlıyor.

 

Hırs başarısızların son sığınağıdır.

 

Sanatçının Bir Bachelor Olarak Portresi

Bir bachelor (i) Henüz evlenmemiş yetişkin bir erkektir, (ii) Bir başkasının hizmetindeki genç bir şövalyedir, (iii) Lisans derecesi elde etmiş biridir, (iv) Aşk mevsiminde çiftleşmeyi becerememiş erkek fok balığıdır.

O halde bachelor, ne olursa olsun henüz olgunluk durumuna erişmemiş, natamam biridir.

 

Avrupa tek bir dil ve kültür (Yunan-Roma dünyası) çekirdeğinden doğdu ve sonra bu dilin, farklı uluslarda farklı dillere ayrışmasıyla yüzleşti.

 

Mancha ve Babil Arasında

Nasıl ki, "Durdurun dünyayı inecek var," diyemiyorsak, aynı şey Kütüphane için de geçerlidir, oradan çıkılamaz.

 

Joyce sözcükler üzerinde, Borges flkirler üzerinde oynamıştı.

 

Sözcüğün atomik öğeleri kökler, heceler, ses birimlerdir.

 

Fikirlerin ya da gösterilenlerin atomik öğesi ise her zaman bir fikir ya da bir başka gösterilendir.

 

Borges ve Etkilenme Endişem

Nihayetinde pek çok yazar ortak konuları ele alır; çünkü deyim yerindeyse bu konular doğrudan gerçeklikten gelirler. Örneğin, Gülün Adı'ndan sonra pek çok kişinin birdenbire ortaya çıkıp manastır yangınından söz eden başka kitaplar bulduğunu hatırlıyorum,

 

Foucault Sarkacı’nın yapısını belirleyen Gül-Haç Tarikatı'yla buluşmam ise tamamen karşıt bir durumdur. Gençliğimden itibaren küçük bir rafta büyü bilimleriyle ilgili kitapları topluyordum, sonra bir gün Gül-Haç Tarikatı hakkında kesinlikle aptalca bir kitap elime geçti ve böylece aklıma gizemciliğin aptallığına dair bir Bilirbilmezler'ini yapma fikri geldi.

 

Neden Önceki Günün Adasına karakterin tıpatıp benzerini yerleştirdim? Çünkü Tesauro, ("Aristoteles Dürbünü" romanlarıyla ilgili bölümde) barok bir roman yazmak istiyorsanız tıpatıp benzeri koymanın zorunlu olduğunu söylemektedir.

 

Camporesi’ye Dair: Kan, Beden, Hayat

…kültürel antropologdur.

 

Camporesi’nin kültürel antropolojisi vahşidir, gaddardır, belgelenmiştir, gerçektir.

 

Sembole Dair

Sembolün nerede olduğunu saptamaya ve yeniden bulmaya kudreti yetmeyenler olarak, şüphe ve komplo kültürü tarafından zehirlenmiş durumdayız.

 

Stile Dair

Stil insani erdemdir.

 

…üç eleştiri biçiminin ilkine kitap tanıtımı diyeceğiz; okurlara henüz tanımadıkları ve bilmedikleri bir eserden söz edilir. / Kitap tanıtımı, en iyi örneklerinde, okurlara henüz okumadıkları bir eser hakkında özetleyici bir fikir vermekle ve sonra eleştirmenin (beğeniye dayalı) yargısını okurlara dayatmasıyla kendini sınırlayabilir. İşlevi fazlasıyla bilgilendirici (kısa bir süre önce bir eserin piyasaya çıktığını ve belli özelliklere sahip olduğunu söyler) ve güvenilir bir tanı koymaktan ibarettir

 

İkinci eleştiri biçiminde (edebiyat tarihi) okurun bildiği ya da en azından daha önce haklarında konuşulduğunu duymuş olması gereken metinlerden söz edilir.

 

…üçüncü biçim / metin eleştirisi

Bu tarzı seçen eleştirmen okurun eser hakkında hiçbir şey bilmediğini varsaymak zorundadır, üstelik söz konusu eser İlahi Komedya bile olsa.

 

…gerçek eleştiri yapmak bir metnin nasıl oluştuğunu anlamak ve başkalarının anlamasını sağlamaksa, kitap tanıta ve edebiyat tarihi, bu işi tam anlamıyla yapamıyorlarsa, eleştirinin tek gerçek biçimi metnin göstergebilimsel bir okumasıdır.

Göstergebilimsel okuma metinden keyif alma yolları için reçete vermez, daha ziyade metnin neden bize keyif verebileceğini gösterir.

 

Eleştirel kitap tanıtımı, tavsiye verme işlevi nedeniyle, metnin söylediği şey hakkında bir yargı dile getirme zorunluluğundan muaf tutulmayabilir (korkaklık durumları istisna sayılır); tarihsel eleştiri, olsa olsa bize bir eserin çeşitli ve birbirinden farklı kaderleri olduğunu ve kendisine verilen tepkilerin değişken olduğunu gösterebilir.

 

Les Semaphores Sous La Pluie

Uzam sözcüklerle nasıl temsil edilir?

 

…canlandırma, bir şeyi göstermekten çok görme isteği uyandırmalıdır.

 

Biçimin Pislikleri

Takozlar bütünün gidişatı için gerekli dayanak noktaları olarak görülürler, köprüler ve lehimler gibi "bunlarda sanatçı, daha az özen göstererek, daha büyük bir sabırsızlıkla ya da hatta kayıtsızlıkla iş görür

 

Bir kapının kolayca ya da görkemli biçimde açılması için bir menteşeye ihtiyacı vardır

 

…büyük bir yazar, takozlar karşısında çıktığında okurun onları atlama eğiliminde olduğunu ve takozlar olmadığında da diyaloğun yorucu ya da anlaşılmaz hale geleceğini bilen kişidir.

 

Metinlerarası İroni ve Okuma Düzeyleri

Gülün Adı bir yazarın eski bir elyazmasını nasıl bulduğunu anlatarak başlar. Bulunmuş elyazması toposunun hatırı sayılır bir yaşı olduğundan burada tam bir alıntıcılık içinde buluruz kendimizi, bunun doğrudan sonucu olarak derhal çifte düzgüleme alanına girilir: Okur, eğer anlatılan öyküye katılmak istiyorsa oldukça bilgece bazı düşünceleri ve normalin üç katına varmış bir üstanlatısallığı kabul etmek zorundadır, çünkü yazar sadece kendisiyle diyalog içinde olacağı bir metni baştan sona tamamıyla yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda onu aslı XIV. yüzyılın sonunda yazılan bir elyazmasının neo-gotik X. ve XIX. yüzyıla ait bir versiyonu olarak sunmaktadır.

…

 

Poetika ve Biz

Poetika bir metafor teorisinin ilk kez geliştirildiği eserdir.

(Ricoeur) Aristoteles, metaforu açıklamak için hareket düzeninden ödünç aldığı bir metafor yaratmıştır. Aslında Aristoteles'in metafor teorisi bizi her dil felsefesinin temel sorunu olan, metaforun temelde yer alan bir yazınsallığa göre değerlendirildiğinde bir sapma mı yoksa her yazının sıfır derecesinin doğduğu yer mi olduğu sorunuyla karşı karşıya getirir.

 

Aristoteles kendi eylem teorisini tanım teorisiyle birleştirme noktasına varamamıştı; çünkü kendi kategorilerinin tutsağıydı, her eylemden önce gelen ve eylemlere izin veren ya da onlara maruz kalan tözler olduğuna inanıyordu.

 

Amerika Karşıtı Üç Neslin Amerika Miti

Antik dönemlerde paideia felsefi sohbet ve homo-seksüel ilişki aracılığıyla aktarılan bir şeydi. Modem zamanlarda ise test kitapları ve okulda verilen dersler kullanılmaya başlandı.

 

Pavese ve Vittorini'yi okumuş olan nesil partizan savaşında mücadele etmiştir, genellikle komünist çetelere katılmışlar, Ekim Devrimi'ni ve Stalin'in karizmatik figürünü kutlarken bir yandan da ümit, yenilenme, gelişme ve devrim olarak bir Amerika'dan çok etkilenmiş ve onu takıntı haline getirmişlerdir.

 

İtalyanların Amerika'ya karşı tutumunu ve özellikle de Amerikan karşıtı İtalyanların tutumunu anlamak için Americana’yı da, o yıllarda neler olduğunu da hatırlamanız gerekiyor. Solcu İtalyanlar, yoldaş Sam'i düşünüp parmaklarıyla onun resmini gösterirken I want you diyorlardı.

 

Yanlışın Gücü

…tarihin seyri boyunca pek çok insan başka insanların inanmadığı bir şeye inanarak eylemde bulunduğuna göre, zorunlu olarak kabul etmek zorunda olduğumuz şey, her birimizin için Tarih'in, farklı ölçüde bir Yanılsamalar Tiyatrosu olduğudur.

 

Ortaçağ’ın, dünyayı düz bir disk gibi değerlendirdiği düşüncesi nasıl yayıldı?

 

Ortaçağ yolculukları hayalî seyahatlerdi. Ortaçağ büyük ölçüde hayrete şayan şeylere yönelik beğeniyi tatmin etmek için uzak ve erişilmez ülkelerden söz eden ansiklopediler, Imagines Mundi yani hayalî dünyalar üretti

 

Günümüzde, Lorenzo Valla'dan sonra Constitutum Constantini belgesinin özgün bir belge olmadığını biliyoruz. Oysa o belge olmadan, o belgenin özgünlüğüne duyulan derin inanç olmadan Avrupa tarihi tamamıyla farklı bir seyir izlerdi.

 

Tarihî sonuçları yoğun olan bir başka icat da Gül- Haç kardeşliği öyküsü…

1614 yılında Fama Fratemitatis R.C. [Gül-Haç Kardeşliğinin Öyküsü] başlıklı bir manifesto ortaya çıktı. Bu manifestoda gizemli Gül-Haç kardeşliği kendi varlığını açıkça dile getiriyor, kendi tarihi ve mit haline gelmiş kurucusu Christian Rosencreutz hakkında bilgi veriyordu

1615 yılında, Almanca yazılmış Fama'yla birlikte Latince ikinci bir manifesto ortaya çıkacaktı: Confessio fratemitatis Roseae mıci.s. Ad eruditos Europae. [Gül-Haçlıların Kardeşlik Kabulü. Avrupa Öğretimi]

 

…her iki manifesto da kardeşliğin gizlilik özelliğini ısrarla vurguluyor ve üyelerinin kardeşliğin doğasını açıkça dile getiremeyeceklerini belirtiyorlardı

 

1623'te Paris’te Gül-Haçlılar'ın kente varışını bildiren isimsiz manifestolar görüldü

Ortak ses, Gül-Haçlılar'ın Şeytan'a taptıklarıydı

 

XIX. yüzyıl başında taht ve mihrabı korumak için Aydınlanma ruhuyla savaşmak üzere Gül-Haç ve Tapınak Şövalyeleri miti yeniden ele alınacaktı.

 

Seyyar bir Rus rahip Sergey Nilus, “Rasputinvari" hırslarını desteklemek için, Deccal fikrini de takıntı haline getirdiğinden, Protokoller metnini yorumlar ve yayımlar.

 

Nasıl Yazıyorum

Roman yazmaya öylesine başlamıştım. Bir defter alıyor ve künye bilgilerini de içeren ilk sayfayı yazıyordum.

 

Ortaokulda anlatılar yazıyordum

 

İlk romanım Gülün Adı’nı kırk altı ile kırk sekiz yaşlarım arasında yazdım.

 

Önceki Günün Adası

Doğa hakkında yazmayı denemeliyim.

Doğadan başka şeyin görünmeyeceği yer neresi olabilirdi? Bir kazazedeyi ıssız bir adaya yerleştirmek yeterliydi.

 

…ufuk açıcı başlangıç fikri söz konusu olduğunda bunlardan çok fazla varsa bu hiç de ufuk açıcı olmadıklarının göstergesidir.

 

Sadece Okur için yazılır. Sadece kendisi için yazdığını söyleyen biri yalan söylemekten başka bir şey yapmıyordur.

 

Gelecekteki bir okura yönelmeyi beceremeyen kişi mutsuz ve umutsuzdur.

 

…

Sulla Letteratura

Türkçeleştiren: Betül Parlak

3. basım, 2019

Can Yayınları 

Umberto Eco - Bitkisel Hafıza ve Bibliyofili Üzerine Diğer Yazılar

Umberto Eco - Bitkisel Hafıza ve Bibliyofili Üzerine Diğer Yazılar


 

Umberto Eco Bitkisel Hafıza'da kitabın, ortaya çıktığı andan itibaren uygarlıkların evrimi ve büyük tektanrılı dinlerin doğuşu açısından önemini anlatıyor.

 

Bitkisel Hafıza

23 Kasım 1991’de, Braidense Milli Kütüphanenin Teresiana Salonunda verilen konferans.

…bu konferansın / kitaplara yılda bir defadan fazla yaklaşmayan çok sayıda, hatta çok fazla insan olan bir ülkenin yurttaşları için düzenlendiğini hatırlatmak isterim.

 

Âdem’in zamanından beri insanların, biri fiziksel, diğeri ruhsal olmak üzere iki zayıf yönü vardır: Fiziksel zayıflıkları, er ya da geç ölecek olmalarıdır; ruhsal zayıflıkları ise, ölecekleri için üzülüyor olmalarıdır.

 

Hafızanın iki işlevi vardır. Biri, hepimizin bildiği gibi, daha önceki deneyimlerimizin verilerini hatıralar şeklinde muhafaza etmektir; diğeri de onları süzgeçten geçirip bazılarının kayıp gitmesine izin vermek, bazılarını da saklamaktır.

Borges’in “Funes el memorioso” “Bellek Funes” adlı öyküsü…

 

Ama her şeyi hatırlamak, hiçbir şeyi tanımamak demektir

 

…seçici hafıza toplumsal düzeyde de işler ve toplumların hayatta kalmasına izin verir.

 

Türümüzün ilk anlamlı sesleri çıkarmaya başladığı zamanlardan beri kabilelerin yaşlılara ihtiyacı ol-muştur. / …dilin ortaya çıkışıyla birlikte yaşlılar türümüzün hafızası haline geldiler: Mağarada, ateşin etrafında otururlardı ve gençlere, onlar doğmadan önce olanları (veya olduğu söylenenleri - yani mitlerin işlevi) anlatırlardı.

 

Günümüzde bilgisayarlar sayesinde devasa bir toplumsal hafızaya sahibiz

Ama mutlak gürültüden daha büyük bir sessizlik yoktur ve bilgi bolluğu mutlak cehalete yol açabilir.

Julius Caesar konusunda on bin kitabın yayımlandığını bilmenin, onun hakkında hiçbir şey bilmemekten bir farkı yoktur

 

…yazının icadıyla birlikte yavaş yavaş üçüncü bir hafıza türü doğdu; ona bitkisel demeye karar verdim, çünkü parşömen hayvan derilerinden yapılırdı, ama papirüs bitkiseldi ve kâğıdın da icadıyla (yani XII. yüzyıldan itibaren) kitaplar keten, kenevir ve branda bezinden yapılmaya başlanır, üstelik hem biblos’un [Yunancada “kitap”] hem de liber’in [Latincede “kitap”] etimolojik kökeni ağaç kabuğuna dayanır.

 

Kitaplar eskir.

Kitaplar artık bez kâğıdından değil, ağaç kâğıdından yapılmaya başlandı. Bütün kütüp­hanelerde, kendiniz de göreceğiniz gibi, bez kâğıdı yüzyıllarca var olmaya devam eder.

Ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir kitabın ortalama ömrünün yetmiş yılı geçemeyeceği söylenir.

 

Zyklon gazı günümüzde / tahtakurtlarının tehdidi altındaki mobilyalarla kitaplar için tavsiye ediliyor.

 

Kitaplar düşünceleri kayıt altına alarak onları engelleyen makineler değildir. Yeni yorumlar, dolayısıyla yeni düşünceler üretmek için kullanılan makinelerdir.

 

Okurken sadece beynimizi değil, bedenimizin tamamını kullanırız, onun için de bir kitap okurken ağlarız, güleriz, bir korku kitabı okurken de tüylerimiz diken diken olur.

 

Bibliyofili Üzerine Düşünceler

Edizioni Rovello tarafından sınırlı sayıda basılmış bir kitapçık olarak yayımlandı, 2001.

 

…Madagaskar veya Fiji adaları pullarına bakarak uzak diyarların hayalini kurardık.

 

Bibliyofili kitap sevgisidir

Bibliyofil, içeriğe dikkat etse de nesnenin kendisini ister ve kitabın matbaadan çıkan ilk baskı olmasını tercih eder.

 

Teoride mükemmel bir nüsha, intonso olmasa da geniş kenarlı ve beyaz olmalı, sayfalar parmakların altında hışırdamalıdır.

 

Bibliyofili ile bibliyomani arasında ne fark var?

 

Bibliyomani tarihinde bilinen en büyük kitap hırsızı, nomen omen [adıyla müsemma], Guglielmo Libri adında bir beydi.

 

Bir Koleksiyoncunun, Kitaplarını Örnek Kitaplarla Kıyaslaması

Bu konferans 29 Mart 1990’da Antika Kitap Fuarı için verildi, sonra da L'Esopo’da yayımlandı.

 

Lindisfarne Kitabı Üzerine

Bu yazı, Book of Lindisfarne’ın Faksimile Verlag baskısı için yazılmıştır.

 

Lindisfarne İncilleri’nin minyatürlü sayfalarını nasıl çevirmeli?

 

Tres Riches Heures Üzerine

Illuminations ofHeaven and Earth. The Glories of the Tres Riches Heures du Duc de Berry'ye (New York, Abrams, 1988) “Giriş” olarak yayımlandı.

 

Fetişizm tembelliği, tembellik de fetişizmi teşvik eder. Her ikisinden de tatmin doğabilir.

 

Neden Kircher?

Athanasius Kircher’in adı ilk defa ne zaman karşıma çıktı

 

Kircher’in hayatı boyunca ve her kitabında söylediği yanlışların bir listesi çıkarılıp bu zavallı Cizvit, eleştirel duygudan yoksun, hayatında hiçbir şeyi doğru tutturamamış bir alaylıya indirgenebilir.

 

Kircher günümüzde bile, fazlasıyla hayalperest olmasına rağmen, Mısır biliminin babası olarak tanımlanır.

 

Kircher, sırf kulaktan dolma bile olsa her şeyden söz eder

 

Benim Migne’im ve Diğeri

R. Howard Bloch, God’s Plagiarist'e “Giriş” olarak yayımlandı (Milano, Sylvestre Bonnard, 2002).

 

Keşiş Migne

 

Tuhaf bir Vaka: Hanau 1609

Bu yazının ilk versiyonu bu başlık altında L’Esopo’da yayımlandı (no. 40, 1988).

 

Hanau 1609 olarak bilinen Heinrich Khunrath’ın Amphitheatrum Sapientiae Aeternae [Sonsuz Bilgeliğin Amfitiyatrosu] kitabı

 

 

Varia et Curiosa

Bu konferans 18 Ocak 2002’de Napoli Milli Kütüphanesinde verilmiş ve aynı başlık altında L'Esopo’da yayımlanmıştır

 

edebi deliler…

 

El yazması şeklindeki eserleri Birinci Boyut, ciddi bir yayıncı tarafından yayımlanan eserleri de ikinci Boyut diye tanımlıyordum. Başarılı eserler Üçüncü Boyut / Dördüncü Boyut da eserlerini kendileri yayımlatan yazarlardı,

 

Dördüncü Boyut engindir. Orada her şey vardır. Özgün olduklarını, hatta müthiş olduklarını düşünen eksantrikler de bu grupta yer alır.

 

“Anlayışım biraz kıt olabilir, ama bir beyin uyumadan önce yatakta ne kadar dönüp durduğunu anlatmaya otuz sayfa ayırmasına anlam veremiyorum.” Ollendorf adlı yayıncının bir okuru Proust’un Kayıp Zamanın İzinde eserini bu nedenle reddetmişti.

 

1851’de Moby Dick İngiltere’de şöyle bir görüş temelinde reddedilmiştir: “Çocuk edebiyatı piyasasına uygun olduğunu sanmıyoruz.

 

Flaubert’in Madam Bovary romanı da şöyle bir mektupla reddedilmiş: “Bayım, romanınızı iyi planlanmış, ama tamamıyla gereksiz ayrıntıların arasına gömmüşsünüz.” Emily Dickinson’ın ilk şiir el yazması 1862’de reddedilirken de “Şüpheli. Kafiyelerin hepsi yanlış,” denmiş.

 

Walt Whitman: “Walt Whitman’ın sanatla ilişkisi, domuzların matematikle ilişkisinden farklı değil” (The London Critic, 1855).

 

Müziğe geçelim. Johann Adolph Scheibe 1737’de Der critische Musikus’ta Bach hakkında şöyle der: ''Johann Sebastian Bach’ın besteleri güzellikten, ahenkten ve en önemlisi netlikten tamamıyla yoksun.” Louis Spohr, Beethoven’ın Beşinci Senfoni’sinin ilk seslendirilişini 1808’de şöyle niteler: “Bir gürültü ve bayağılık karmaşası.”

 

Emile Zola, Baudelaire’in ölümü üzerine şöyle der: “Yüz yıl sonra Kötülük Çiçekleri sadece bir ilginçlik olarak akılda kalacak.” Baudelaire’i yerin dibine geçirmekle de yetinmeyip Cezanne hakkında şöyle der: “Büyük bir ressam olma potansiyeline sahip olabilirdi, ama büyük bir ressam olma iradesine sahip değildi.’’ Virginia Woolf’un Bir Yazarın Günlüğünde şunları okuruz: "Ulysses’i okumayı bitirdim, bir fiyasko olduğunu söyleyebilirim... Gereksiz derecede uzun ve sevimsiz bir kitap. Hem nesnel olarak hem de edebi açıdan kaba bir metin.’’ Çaykovski, günlüğünde Brahms hakkında şöyle der: “O hergelenin müziğini uzun süre inceledim. O, hiçbir özelliği olmayan bir piç.”

 

Meçhul Birinin Başyapıtı

 

Straccio Vebası

Bu yazı Almanacco del Bibliofilo’da (Corrispondenze del ventunesimo secolo) yayımlanmıştır,

 

Straccio [bez] vebası koleksiyonculuk dünyasını 2008’e doğru kırıp geçirmeye başladı.

 

Soyun Tükenmesinden Önce

Bu yazı Almanacco del Bibliofilo’da yayımlanmıştır (I libri dei prossimi vent'anni), Milano, Rovello, 2002.

 

Bir E-Kitabın İç Monoloğu

Bu yazı Almanacco del Bibliofilo’da yayımlanmıştır (Confidenze di libri), Milano, Rovello, 2003

 

Ben “Kitaptan E-Kitaba” adlı bir metindim.

 

Shakespeare Gerçekten Shakespeare miydi? 

Bu yazı Almanacco del Bibliofilo’da (Bibliofantasie di una estrosa equipe di scanzonati favolatori) yayımlanmıştır. Milano, Rovello, 2003.

 

Shakespeare ile Bacon birbirlerinin yerini ne zaman almışlardı?

 

Katalogların Reformu Adına

Temesvar Şifresi

Bu yazı Almanacco del Bibliofilo’da (Antologia di racconti e saggi di bibliofilia), Milano, Rovello, 2004; sonra da sınırlı sayıda baskıyla bir kitapçıkta (Edizione Rovello, 2005) yayımlanmıştır.

 

Temesvar (Arnavut olup solculuktan saptığı için ülkesinden sürülmüş, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerinde sürgün yaşadıktan sonra Arjantin’e geçmiş, burada izini kaybettirmiş) J.L. Borges’in Bibliyografik Kaynakları, Satranç Oyununda Ayna Kullanımı Üzerine ve o dönemde eleştirisini yazdığım Pathmos Satıcıları’nın yazarı olarak (çok az kişi tarafından) biliniyordu.

 

Son Akşam Yemeği

Temesvar, burada öğretmen ile havarilerin katıldığı bir akşam yemeğinin veya hatta bir evlilik töreninin değil de bir grup içerisinde yaşanmakta olan kırılmanın tasvir edildiğini savunur.

 

Ricardo Montenegro’ya Ait Kitapların Müzayedesi

Bu yazı Almanacco del Bibliofilo’da (Apologia del vocabolario) yayımlanmıştır, Milano, Rovello, 1999.

 

Eşik Meselesi. Para-Antropoloji Konusunda Bir Deneme Yazısı

Sagunto Mağarasının keşfine kadar, adına felsefe denen kadim uygulama konusunda bildiklerimizi sadece Yunan tüccar Aristoteles’ten (MS II. yüzyıl) kalan bir fragmana borçluyduk…

…

La memoria vegetale e altri scritti di bibliofilia

Türkçeleştiren: Leyla Tonguç Basmacı

2021, Alfa Yayınları 

Umberto Eco - Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı

Umberto Eco - Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı


 

Dün bugünü belirler; çünkü bugün yapılanlar ise yarın hissedilir.

 

Diller söze konu edilince hikaye mutlaka Babil’de, Babil Kulesinde başlar.

Batı kültüründe “yaratma” sözle başlıyor ve merak ediyorlar, tanrı hangi lisanla ol dedi.

Sonra benim dilim senin dilinden yücedir konulu çekişmelere altlık yapmaya çalıştılar.

Daha sonraları ticareti kolaylaştırmak için ortak bir dile ihtiyaç duydular.

Bütün bu kusursuz dil arayışlarının içinde Esperanto'nun yeri müstesna, Eco bunun değerli bir çalışma olduğunu belirtiyor.

Kitap, Avrupa’da 16. asırdan sonra dil araştırma ve çalışmalarıyla ilgili birtakım yayınlar ve eser sahipleri hakkında tafsilatlı bilgiler veriyor.

 

Giriş

(II. Friedrich), hiç kimseyle hiçbir şey konuşmaksızın yetişen çocukların, ergenliğe vardıklarında hangi dili ve lehçeyi konuştuklarını sınamak istedi. / Ancak çabaları sonuç vermedi; çünkü çocukların ya da bebeklerin hepsi öldü.

 

Kusursuz bir dil ütopyası yalnızca Avrupa kültürünün bir saplantısı olmamıştır.

glotogoni (dilin kökeni)

 

Âdem’den “Confusio Linguarum”a

Yaradılış bir söz edimiyle gerçekleşir ve Tanrı yaratma süreci içinde şeylere ad vererek onlara ontolojik bir statü kazandırır

 

Nomothetes, yani dilin ilk yaratıcısı konusu…

 

Gizli bir bilgiden daha çekici bir şey yoktur: Var olduğu bilinir ancak bilginin kendisi bilinmez, dolayısıyla çok derin bir bilgi olduğu varsayılır.

 

Diogenes Laertios / “Bazıları felsefenin barbarlarla başladığını belirtiyorlar; gerçekten de Perslerin, Kaidelilerin, Babillerin ve Asurların Büyücüleri, Hindistan’ın Gimnosofıstleri, Keltlerle Galatların Druidleri olmuştur.”

 

Kabalacı Pansemiyotik

Abulafia / harflerin sembolik kullanımıyla ilgilenmiş Kabbalacı

 

Dante’nirı Kusursuz Dili

Dante kararlılıkla halk dilinin daha soylu olduğunu bildirir

 

…şeytanlar İlahi Komedya’da da insana özgü olmayan bir dili konuşurlar…

 

Ramon Llull’un “Ars Magna ”sı

Dante’nin hemen hemen çağdaşı

Mayorka’da doğmuş

Llull 280 yapıtının büyük bir bölümünü başlangıçta Katalanca ve Arapça yazmış

İmansızların Hıristiyanlık dinini benimsemesini sağlayacak kusursuz bir felsefî dil sistemi olarak Ars magna projesi buradan doğmuştur.

 

Aziz Francesco da daha önce Babil Sultanı’nı Hıristiyanlık dinine döndürmek üzere yola çıkmıştı

 

Fransisken Roger Bacon, Llull’un çağdaşıydı; Bacon, dillerin incelenmesiyle, imansızlar arasında (yalnızca Araplar değil, aynı zamanda Tatarlarla) temas kurma bakımından sıkı bir bağ görüyordu.

 

Llull çeşitli yapıtlarında şunu yineler: Metafizik zihin dışı şeyleri, mantık ise şeylerin zihinsel varlığını ele alırken, Ars onları her iki bakış açısından değerlendirir. Bu anlamda, Ars mantığın sonuçlarından daha güvenli sonuçlara götürmektedir; “dolayısıyla, bu sanatın sanatçısı bir ay içinde, mantıkçının bir yılda öğrendiğinden daha fazla şey öğrenebilir”

 

Tek-Köken Varsayımı ve Anadiller

…tek-köken varsayımı, bütün dillerin tek bir anadilden kaynaklandığını öne sürer.

 

İbranice’nin Tanrı’nın dili olduğu fikri tüm Ortaçağ boyunca varlığını sürdürmüştür

 

Vico harflerin Yahudilerden Yunanlara değil, Yunanlardan Yahudilere geçmiş olduğunu kanıtlamaya çalışan bir dizi gözlemle bu görüşü çürütür.

 

Modern Kültürde Kabalacılık ve Llullculuk

 

İmgelerin Kusursuz Dili

Platon’da, ondan da önce Pythagoras’da, Eski Mısır bilgisine yönelik büyük bir hayranlık söz konusuydu. Aristoteles bu konuda daha şüphecidir

 

Hiyeroglif yazısı elbette ikonik imlerden oluşmaktadır.

 

Mısır’ın fatihleri, önce Yunanlar ve daha sonra Romalılar, kendi ticaretlerini, kendi tekniklerini, kendi tanrılarını kabul ettirmişler ve bunu izleyen Mısır’ın Hıristiyanlaştırılması süreci Mısır halkını geleneklerinden kesin olarak uzaklaştırmıştı.

 

Büyülü Dil

Gül-Haçlar…

 

Hakikat “betimlenemez” olduğu ölçüde kendini ortaya koyar; karmaşıktır, anlamı belirsizdir, varlığını karşıtların buluşmasına dayalı olarak sürdürür ve ancak erginleme vahiyleri yoluyla dile getirilebilir.

 

Poligrafiler

Kircher / …poligrafi, “bütün dillerin tek bir dile indirgenmesi” olarak yüceltilir.

 

Önsel Felsefi Diller

Cave Beck, The Universal Character adlı kitabında (1657) evrensel dil arayışının ticaret açısından insanlığın yararına olacağını / söyler…

 

Comenius

 

George Dalgarno

Ars signorurri unun (1661), eleştirel olarak ayrıntılı bir çözümlemesini vermek olanaksızdır.

Dalgarno, / İskoçyalı bir öğretmendi.

 

John Wilkins

Essay towards a Real Character, and a Philosophical Language adlı kitabıyla, evrensel olarak kullanılabilecek yapay felsefi bir dil konusunda on yedinci yüzyılın en eksiksiz sistemini ortaya koyar. “Yazıların çeşitliliği, Babil lanetinin bir uzantısıdır”

 

Francis Lodwick

…bilgin değil, bir tüccardı.

Lodwick, değişik yollar deneyerek, yalnızca uluslararası alışverişleri kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda İngilizce’nin kolaylıkla öğrenilmesini de sağlayacak bir dil arayışını sürdürüyordu.

 

Leibniz’den “Encydopedie”ye

 

Aydınlanmadan Günümüze Felsefî Diller

…felsefi dil projelerinin mirasçısı / “düşünce dili”

 

Uluslararası Yardımcı Diller

Doktor Leyzer Ludvik Zamenhof 1887’de Rusça Uluslararası Dil. Önsöz ve Eksiksiz Elkitabı (Ruslar için) adlı kitabını (Varşova, Kelter Basımevi) yayımladığında, Esperanto ilk kez dünyaya önerilmiş oldu. Yazar kitabını Doktoro Esperanto (Ümitli Doktor) adıyla imzalamış olduğundan, Esperanto adı tüm dünyaca benimsendi.

Mektubunda ona Yahudi olmayan kimseler arasında yaşamak için İbranice olmayan hangi adı seçmiş olduğunu (göreneğe göre) soran amcası Josef’e, on yedi yaşındaki Zamenhof, Lodowick olarak da bilinen Lodwick’in adını anan Comenius’un etkisiyle Lodwick’i seçmiş olduğunu yazıyordu

Litvanya bölgesindeki Bialystok’ta Yahudi bir ai­lenin çocuğu olarak doğan Zamenhof, milliyetçi tahriklerin ve sürek­li Yahudi düşmanlığı dalgalarının sarstığı bir ırklar ve diller potasın­da yetişmişti.

Yahudilerin Filistin’e dönmelerini diliyordu

…bütün dünyadaki Yahudilerin yeni bir dille birleştirilebileceğini düşünüyordu.

Esperanto’nun 28 harften oluşan alfabesi şu ilkeye dayanır: “Her harf için yalnızca bir ses ve her ses için yalnızca bir harf vardır.” Vurgu, düzenli olarak sondan bir önceki heceye düşer.

 

Sonuçlar

“Birçok ruhu bir arada tutan şeydir.” / Kutsal

 

…

La Bicerca Della Lingua Perfetta

Türkçeleştiren: Kemal Atakay

Literatür Yayınları, 2004