30 Eylül 2012 Pazar

Andre Gide – Chopin Üzerine Notlar

Andre Gide – Chopin Üzerine Notlar

Schuman bir ozandır, Chopin ise bir sanatçı; bu ikisi birbirinden çok farklıdır…

Ama sadece Chopin’e ihanet edilebilir, sadece onun eseri kökünden, özünden bütünüyle çarpıtılabilir.

Chopin yorumcudan uzaklaşır gider ve bunu öylesine incelikli biçimde yapar ki, dinleyici hiç farkına varmaz.

Chopin önerir, varsayar, sezdirir, sevdirir, inandırır; hiçbir zaman kesinlemez, kestirip atmaz.

Chopin’in müzik tarihindeki yeri, Baudelaire’in şiir tarihindeki yerine aşağı yukarı denktir.

Kederli bir Chopin vardır ve piyanodan hıçkırıkların en kederlisini duyurur.

Ama bazılarına kulak verecek olursanız, minör tonların dışına hiç çıkmamış sanırsınız. Benim sevdiğim ve övdüğüm, işte bu hüzünden geçerek, onun üstesinde gene de sevince ulaşmasıdır; çünkü Chopin’de egemen olan sevinçtir (Nietzsche bunu çok iyi sezmişti); bu sevinç Schumann’ın biraz yüzeysel ve bayağı neşesine hiç benzemez, Mozart’takine yaklaşan bir mutluluktur bu, ama daha insanidir, doğanın bir parçasıdır ve Beethoven’ın Pastoral Senfoni’sinde dere kıyısı sahnesindeki o tarifi imkânsız tebessüm kadar manzarayla uyum içindedir.

…onun eserlerinde en hayranlık duyulacak yön, yadsınamayacak romantik katkıın klasisizme indirgenmiş olmasıdır.

Bütünün birliği ancak, her parçanın kendi kişiliğinden uzaklaştırılmasıyla sağlanabilir.

Mükemmel sanat önce kendi sınırlılıklarının bilincine varabilmiş sanattır; sadece o sınırsızdır.


Çeviren: Ömer Bozkurt
Can Yayınları, 2010

25 Eylül 2012 Salı

Jose Saramago – Çatıdaki Pencere


Jose Saramago – Çatıdaki Pencere

…Zamanla sararıp yıpranmamışlardı da üstelik, belki de zaman 1953 yılında teslim edilen bu özgün metne insanlardan daha saygılı davrandığı içindir. (s. 9) 

Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir, ama hepimiz birbirimize saygı duymak zorundayız.
…yayınevine teslim edilen kitap, o taslak bir harf yığınından ötedir, içinde
…bir insan barındırır.

Ölmek, var olmuş olmak ve artık olmamaktır, (s. 10)

Çatıdaki Pencere,
Kırklı yılların Lizbon’unda geçer,
Salazar diktatörlüğü sürmektedir.
…görünüşlerin gerçeklerden daha güçlü olduğunu vurgulaması,
…kitabı oluşturan diğer her şey, kitabın basılmadan bir kenara itilmesine karar verilmesinde etkili olmuştur kuşkusuz. (s. 12)

Silvestre,
Kundura tamircisiydi,
Bedeninde Don Quijote’nin resimlerini andıran bir şey vardı. (s. 15)

Mariana, pantolonum nerede? (s. 16)

Karar vermeleri gereken, evin bir odasını kiralama meselesiydi. (s. 17)

Sözcükler söylendikleri anda ağzının içinde doğarlardı sanki: çıktıklarında çoktan anlam yüklü, duygulu ve el değmemiş olurlardı. Bu nedenle de hükmederler, ikna ederlerdi. (s. 22)

Zaman değişti anne,
Evet değişti ve bozuldu. (s. 27)

Zaman yavaşça akıyor, saatlerin tiktakları sessizliği itiyor, azimle onu uzaklaştırmakta ısrar ediyor ama sessizlik tüm sesleri boğan kalın, ağır kütlesiyle karşı koyuyordu. (s. 37)

Isaura’ya göre Adriana buz gibiydi ve günlük tutması yaşamında sırlar varmış gibi yapabilmek için uydurulmuş bir bahaneden ibaretti. (s. 48)

…hafif gece atıştırmasına ayrılan beş dakika onlarda özel bir duygu uyandırırdı, sanki bir anda yaşamlarının vasatlığından sıyrılırlar, insanların refah seviyelerini gösteren ölçeğe göre birkaç basamak yükseliverirlerdi. (s. 50)

İyi günler hanımefendi. Kiralık odanız varmış. Görebilir miyim? (s. 54)

Sevmek için fazlasıyla tanıyordu erkekleri. (s. 69)

(Carmen) İnanışına göre, evliliklerdeki tüm anlaşmazlıkların nedeni öteki kadınlardı… Erkekler horozlara benzerlerdi, bir kez tavuğun tepesine bindiler mi, çoktan ardından gelecek olanı da seçmişler demekti. (s. 86)

“Yaşamın gizli anlamı, yaşamın hiçbir gizli anlamı olmadığıdır.” (s. 204)

İnsanlığa susuzluk duyan hiç kimse susuzluğunu Fernando Pessoa’nın dizeleriyle gideremezdi, bu tuzlu su içmek gibi bir şey olurdu. Bunlara rağmen ne kadar hayranlık uyandıracak bir şiirdi, nasıl da muhteşemdi. Gereksiz, evet ama benim derinlerime iniyorsa ve ben de kendimi gereksiz ve yararsız buluyorsam bunun önemi var mı? (s. 205)

Yirmi iki yıl babamla yaşadıysanız ve başka erkek tanımadıysanız nasıl deneyimden söz edebilirsiniz?
Hepsi aynıdır kızım. Ha birini tanımışsın ha tümünü. (s. 252)

Hayat iki damla gözyaşından fazlasına değmezdi. (s. 262)

Görünmek ve olmak arasında her zaman bir kesişme noktası bulunur: olmak ve görünmek aynı yöne yönelen ve bir noktada birleşen iki farklı planmış gibi. Bir meyil ve bu meyilden kayma ihtimali vardır. Kayılırsa aynı anda hem olmakla hem de görünmekle temas edilen noktaya varılır. (s. 269)

…yaşamla temasınızı kaybetmişsiniz, kökleriniz kalmamış, bir savaşta olduğunuzu zannediyorsunuz… (s. 303)

Yaş önemlidir, beraberinde deneyimi getirir, evet, ama yorgunluğu da getirir. (s. 305)

Sevgi üzerine bir şeyler inşa edebilmenin mümkün olacağı gün henüz gelmedi. (s. 306)

Türkçeleştiren: Pınar Savaş
Kırmızı Kedi Yayınları
Eylül, 2012

24 Eylül 2012 Pazartesi

Jose Saramago – Bütün İsimler


Jose Saramago – Bütün İsimler      
     
Nüfus Kayıt Merkez Arşivi

Don Jose gibiler,
…yaşamlarından arttığına inandıkları zamanı,
…biriktirmekle harcarlar, bunu muhtemelen metafizik ıstırap diyebileceğimiz bir şeyden dolayı yaparlar (s. 19)

…iyi bilinir ki insan ruhu, çoğu kez, nedenini bilmediğini söylediği kararlar alır, (s. 20)

Bilge, onu donatan sağduyu kadar bilgedir denir, (s. 30)

…sağduyu yalnızca artık ilgilenilmeyen bir şeyi korumaya çalışırken işe yarar. (s. 31)

…insanlar, ne kadar belirsiz olsa da, kişilikleri ve ne kadar az da olsa, otoriteleri hakkında öylesine kıskançtırlar ki, son adımı atmadan önce uzun uzun düşündüklerini, lehte ve aleyhte olan yanları ölçüp biçtiklerini, olasılıkları ve alternatifleri tarttıklarını ve yoğun bir zihni çalışma sonucunda, nihayet bir karar aldıklarını ima etmeyi tercih ederler. Bu işlerin hiçbir zaman böyle olmadığını söylemek gerek. (s. 36)

Doğrusunu söylemek gerekirse, kararları biz almayız, bizi alanlar kararlardır. Kanıtı şu gerçekte bulabiliriz, yaşam bizi çeşitli eylemleri birbiri ardına yerine getirmeye itse de her birini bir süre düşünüp, değerlendirip hesaplar yaptıktan sonra yemeğe gidip gitmeyeceğimize, gazete alıp almayacağımıza ya da meçhul kadını arayıp aramayacağımıza karar vermeyiz.
Normal insanlar karar alırlar, kararları tarafından alınmazlar. (s. 37)

…benim gerçekliğime uymayan şey mevcut değildir, (s. 39)

Başka bir fiş seçip sonra o kişiyi aramaya koyulabilir, rastlantı seçmez, önerir, ona meçhul kadını getiren rastlantı oldu, o konuda söz sahibi olan yalnızca rastlantı oldu, (s. 42)

Mutlu adamsınız, sırlarınızı gizleyebiliyorsunuz, (s. 55)

…bulunacak her hangi bir şeye anlamını veren arayıştır ve yakındaki şeyi bulmak için çok yol kat etmek gerekir. (s. 63)

…unutulan hatalar en kötüleridir. (s. 72)

…bir kişinin resmini taşımak, onun ruhunun bir parçasını taşımak gibidir. (s. 109)

…özellikle tek bir anlamı varmış gibi görünen kelimeler, onlara çok dikkat etmek gerekir. Sanılanın aksine, duyu ve anlam asla aynı şey olmamıştır, anlam kendini hemen gösterir, doğrudandır, düzanlamlıdır, sarihtir, kendine dönüktür, tekanlamlıdır, diyelim, oysa duyu yerinde duramaz, ikinci, üçüncü ve dördüncü anlamları fokurdar, dallara ve kollara ayrılan ve tekrar bölünen farklı yönlere yayılan, ta ki gözden kaybolana kadar, her kelimenin duyusu, suları yükselterek şiddetle uzaya savuran bir yıldız, kozmik rüzgârlar, manyetik sapmalar, felaketler gibidir. (s. 123)

…büyük kederler, büyük ayartmalar ve büyük hatalar hep hayatta yalnız olmaktan, bir şey kafamızı her gün normalde olandan daha fazla karıştırdığında kendisine danışacağımız bir arkadaş olmamasından kaynaklanır, (s. 129)

Tavanla arasında geçen hayali ve metafizik diyalog, ruhunun tümden kaybolmuşluğunun, eğer meçhul kadını arayışı sona ererse ki böyle olduğundan kuşkulanmak için nedenleri vardı, hayatta yapacak başka hiçbir şeyinin olmadığı düşüncesinin üzerinde yarattığı panik duygusunun üstünü örtmeye yaramıştı. (s. 146)

Todos os Nomes
Türkçeleştiren: Nesrin Akyüz
Kırmızı Kedi Yayınevi
Şubat, 2012

23 Eylül 2012 Pazar

Pascal Bruckner – Aşk Paradoksu


Pascal Bruckner – Aşk Paradoksu

60’lı ve 70’li yıllar…
Kadın olsun erkek olsun herkes bir emir eri olmak, hiçbir şeye karşı çıkmamak, fantezilerinin sonuna kadar gitmek istiyordu.
Peki, ne bozdu rahatlığı? (s. 12)

…serbest aşk.
…aşk nasıl olur da ayıran özgürlükle bir arada olabilir?
…bir seçim yapmamız gerek; ya geri kafalı olacağız ya da modern,
Sanki aşk bir hastalıkmış da kendimizi ondan kurtarmamız gerekiyor, hatta her şeyden önemlisi, sevmek şeklimizden pişman olmalıyız. (s. 13)

Bu kitap, şantaja boyun eğmeyip, gerçekleşmiş değişiklikleri yadsımadan tutkuların eski sahnesinden inmek istemeyenler için yazılmıştır.
Günümüzün ortamında her şeyi aşktan bekliyoruz, hatta fazla şey bekliyoruz ondan. (s. 14)

Victor Hugo 1860’ta düşünme özgürlüğüyle sevme özgürlüğünü yepyeni bir biçimde bağdaştırır: “biri kalbe ilişkinken diğeri akla ilişkindir…”
“Kocanızdan başka bir adamı mı seviyorsunuz? Öyleyse ona gidin.” (s. 17)

“…Cinslerin birleşmesinde yasayı kalp yapar. Özgürce sevip düşünün. Kalanı Tanrıyı ilgilendirir.”
Aydınlanma Çağı aşk ile erdemin, bedenin zevki ile ruhun yükselişinin bağdaştırılabileceğine inandı: Sevmesini bilen kişi büyüklük konusunda da yetkin olur ve benzerlerine ilerleme yolunda öncülük eder. (s. 18)

Klasik Çağ aşkı yerden yere vurduktan sonra, 18. yüzyılda mahremiyet devrimi icat edilir.
Aile, duygu laboratuvarına dönüşür. (s. 19)

(Wilhelm Reich) …toplumsal devrim ile kişisel devrimi birbirinden ayırmayı reddederek, “cinsel yaşam özel bir mesele değildir” anlayışını savunarak, yaşamı boyunca insanı köleleştiren yapıdan kurtulmanın en iyi yolunu aradı.
“Halkın cinsel mutluluğu genel toplumsal güvenliğin en iyi güvencesidir.” (s. 21)

Aşk yoktur artık demişti Robert Musil, yalnızca cinsellik ve arkadaşlık vardır. Deleuze ve Guattari ise şu iğrenç sevilme arzusuna dikkat çekiyorlardı.
Seni seviyorum yerine tek gerçek kalıp olan seni istiyorum kalıbını getirmek gerekti. (s. 23)

Birlikte serbest diye ne güzel ifade etmiştir toplumbilimci François Singly modern evliliği: Yuvanın güvenliğine evet, ama yeter ki birlikteliğin her iki tarafının da kendini gerçekleştirme sürecinde hiçbir şeyi engellemesin.
Bundan böyle her iki taraf da kendi küçük şirketine dönüşmüştür. (s. 27)

Sigaradan bilgisayara kadar her şey, patolojik bir bağımlılık korkusunu göstermek için bir fırsattır. Hem zevk almayı hem de kuşku duymayı salık veren ve öteki ile ilişkiyi madde bağımlılığı modeline göre tasarlayan bir dönemin şizofren yapısı. (s. 28)

Bedenim bana ait
…bedenim yalnızca bana ait olursa, kimse istemezse onu, bu tapu neye yarar ki? (s. 30)

Aşktan konuşur dururuz, ama hep ne olması gerektiğinden bahseder, ne olduğunu yeterince konuşmayız. (s. 33)

…kentler şunu açıkça ortaya koyar: Her şey mümkündür. (s. 39)

Gözlemlemek değerlendirmek, dolayısıyla da reddetmektir.

Karşımdaki, kollarını açıp da kabul etmiyorsa beni, bunun benden başka sorumlusu olamaz. Arzudan gebersem de nafile; karşımdakinin buz gibi durmasına yol açan, varlığımın şu halidir. (s. 40)

Hazcılık norm olarak dayatılınca doyumsuzluk daha da artar. (s. 41)

Elinde bu (/bir) adres yoksa, kaçırılan fırsatların üzüntüsü ön plana çıkar.
Rahatsız etmeden nasıl dikkatini çekmeli? Böyle bir soru bütün bir yaşamı doldurabilir. (s. 45)

Ben kendimi severim, çünkü başkaları beni sever; benim kim olduğumu söylerler. (s. 65)

Kim ki narsisizmden nasibini almamıştır, demiştir Freud, iktidardan da nasibini almamış demektir ve güven telkin etmez. Öyleyse bizi başkalarının arkadaşı yaparak kendi arkadaşımız da yapma olanağı sağlayan bir iyi narsisiz vardır, bir de kendi değerimiz hakkında temel bir şüpheyi ortaya çıkartan bir narsisizm vardır… (s. 66)

Kendi kendiyle doluyken ötekilere bir yer ayıramaz insan.
Aşk, var olma günahımızdan bağışlatır bizi: başarısız olduğundaysa, bu yaşamın hafifliğiyle, nedensizliğiyle ezer bizi.
“Büyük, dinmek bilmeyen aşk tutkularının hepsi, bir varlığın en gizli kendi ben’ini, bir başkasının gözleri ardından kendini gözlerken gördüğünü düşlemesidir aslında” (R. Musil) (s. 67)

Aşk, dile yansıdı mı ticaret biçimine bürünür. (s. 70)

Aile içindeki sevgi geliştikçe, çatışmalar çoğalır ve duyulan nefret hissi de giderek yoğunlaşır. (s. 71)

Birini sevmek onu üzerindeki etkimizden serbest bırakmaktır,

“Sevilmek demek, geçip gitmek demektir, sevmekse, kalıp sürmek demek.” (R. M. Rilke) (s. 74)

“Bugün kız arkadaşımdan iki SMS aldım. İlki her şeyin bittiğini söylüyordu… İkincisi, önceki mesajı yanlış kişiye gönderdiğini.” (s. 79)

 İnsan yalnızca bir kez evlenir, çünkü dünya böyle ister, ama yaşam içinde yirmi kez sevebilirsin; çünkü doğa bizi böyle yarattı. (s. 80)

…aşka inanıyorum dendiğini duyarız sık sık ama kişilere inanmak gerek. (s. 93)

İnsan yalnızca eksiklerini bildiği yakınlarını sırtından bıçaklar.
Güven, hainliği getirir; kalleş, kalleş olmadan önce daima kardeş, arkadaş olmuştur. (s. 103)

Sokakta sarmaş dolaş ya da lokantada masaya oturmuş iki kişi; her ikisi de cep telefonlarında bir üçüncü kişiyle sohbette. Aynı zamanda hem birlikte hem de ayrı olmanın verdiği büyük zevk.

Birbirinden uzaklaşmaya dayalı bir devamlılık, ayrılıkla yakalanan bir yakınlık; böylece aşıklar birbirlerini hep doruk noktasında tutarlar ama bunun bir de riski vardır: Her an düşebilirler oradan. (s. 128)

…karşı çıkarak zevk alır, onların yanında olarak değil.
…zevk, tanımı gereği bir şey öğretmez: İnsanı ne daha iyi yapar ne de eğitir; onu eğlendirir. (s. 140)

Thanatos, Eros’un parçasıdır; birbirlerine bütünüyle karşıt olmalarına rağmen, ikisi birlikte insanı –aynı zamanda yıkarak- kurarlar. (s. 151/152)

…partner seçiminde daha akıllıca davranılmasını sağlayan AIDS’tir. (s. 152)

Bu benim ruhum, demişlerdi Montaigne’den bu yana klasik yazarlar. Bu benim cinselliğim, diyorlar şimdi özkurmacanın bu çağdaş yandaşları. (s. 205)

Le Paradoxe Amoureux
Türkçeleştiren: Olcay Kunal
Yapı Kredi Yayınları
Temmuz, 2012

20 Eylül 2012 Perşembe

Machiavelli – Hükümdar


Machiavelli – Hükümdar

Niccolo Machiavelli, 3 mayıs 1469’da Floransa’da doğdu.
(1498) Machiavelli, ikinci şansölyelik sekreterliğine atandı; sorumlulukları, cumhuriyetin iç işlerini, dış ilişkilerini ve savunmasını kapsıyordu.
1500 yılında, ulusal milis gücü kurmaya yöneldi. (s. 21)

1512’de, Papa II. Giulio’nun yönetimindeki Kutsal Birlik, Fransızları İtalya’dan kovdu. Tarafsız kalmak gafletini gösteren Floransa, galiplerce cezalandırıldı. Machiavelli’nin sabır ve sebatla kurduğu milis gücü, Prato’da bozulup dağıldı. (s. 22)

Medicilerin güvenini kazanmak için gösterdiği bütün çabaya rağmen, Machiavelli’nin görevinde kalmasına izin verilmedi.
Medicilere karşı komploya bulaştırıldı (1513). Hapse atıldı, işkenceden geçirildi.
San Casciano’daki topraklarında sürgün yaşamak şartıyla serbest bırakıldı. (s. 23)

Hükümdar, 1532 yılında yayımlanmıştır.
Machiavelli, 22 haziran 1527’de öldü.
Machiavelli, Platon’un hayal ettiği ideal site ile ilgili görkemli inşalarını çürütür (Bkz. Bölüm XV).
(Makyavelcilik) …hile, yalan, düzenbazlık demektir. (s. 32)

Machiavelli, erkenden iki lanetle damgalandı; ateizm ve immoralizm. (s. 35)

Machiavelli, siyasette genellikle kabul edilen değerleri tersyüz etmez, sadece siyaseti bu değerlerin vesayetinden kurtarır. (s. 37)

Hükümdar’ın verdiği ders şudur; siyaset ve ahlak iki ayrı dünyadır. (s. 39)

Machiavelli, immoralist değildir.
Ama ne var ki, siyasette son hükmü veren daima kuvvettir; ahlaklılık ise, hemen her zaman aciz kalır. (s. 43)

-          Kitabın Kompozisyonu -
Devlet tiplerinin sınıflandırılmasının ardından yazar bunlardan her birini inceler. Bun inceleme, II ile XI. bölümleri kapsamaktadır.
XII – XIV. Bölümler, bizim bugün “askeri sorunlar” dediğimiz konulara ayrılmıştır. Machiavelli, bu bölümlerde, halk ordusundan yana tavır koyar.
XV - XXIII. Bölümlerde, bir hükümdarın tebaasına ve dostlarına karşı nasıl davranması gerektiği anlatılıyor. (s. 53)

HÜKÜMDAR

Halkların tabiatını iyi tanımak için, hükümdar; hükümdarları tanımak için de halk olmak gerekir. (s. 66)

 (Devletler) ya cumhuriyet ya da hükümdarlıktırlar. (s. 68)

İnsanlar kaderlerini düzeltmek umudu ile efendilerini değiştirmekten hoşlanırlar ve bu umutla mevcut hükümete karşı silaha sarılırlar; ne var ki, daha sonra, tecrübe onlara yanıldıklarını ve durumlarını büsbütün kötüleştirmekten başka bir şey yapmamış olduklarını gösterir.
Buna göre, yeni hükümdarın, tebaasına zulmetmemesi genellikle mümkün değildir.
…ne kadar güçlü bir orduya sahip olursa olsun, bir hükümdar bir ülkeye girebilmek için, o ülke halkının desteğinden yararlanmak ihtiyacındadır. (s. 72/73)

İnsanlar ya okşanmalı ya da ezilmelidirler: hafif yaraların intikamını alırlar; ama yaralar çok ağırsa, bunu yapamazlar… (s. 79)

…baş gösterebilecek düzensizlikler önceden görülebilirse, onlara çare bulmak çok daha kolay olur; ortaya çıksın diye bırakıldıkları takdirde ise iş işten geçmiş olur ve derdin tedavisi mümkün olmaz.
Bütün devlet işlerinde de bu böyledir: marazın gelişi önceden görüldüğü takdirde ki bu ancak çok derin görüşlü kişilere vergi bir haslettir, o kısa zamanda tedavi edilir; ama, ışık yokluğu yüzünden görülemeyecek olursa, herkesin gözüne çarpar hale geldiğinde ona çare bulmaya artık imkân kalmaz. (s. 83)

…başka bir hükümdarı güçlendiren bir hükümdar, kendi sonunu hazırlar, çünkü bu güç ya hile ile ya da zor kullanılarak meydana getirilmiştir; imdi, bu iki neden de, güçlendirilenin gözünde güçlendireni şüpheli kılar. (s. 91)

…özgür yaşamaya alışmış bir devleti fetheden kişi, onu yıkamadığı takdirde, onun tarafından yıkılmayı beklemelidir. (s. 99)

(dipnot) …tarih kendi başına oluşmaz: elverişli bir durum, eğer biri çıkıp bu durumdan yararlanmazsa, hiçbir sonuç vermez. (s. 105)

…çarçabuk oluşuvermiş devletler, doğada birdenbire doğup büyüyen bütün öteki şeyler gibi, ilk fırtınada devrilip gitmelerini önleyecek kadar derine kök salamazlar. (s. 111)

Zulüm, toptan bir defada ve kişinin kendi güvenliğini sağlamak ihtiyacıyla işlendiği, ısrarla sürdürülmediği ve elden geldiğince tebaanın yararı gözetilerek yapıldığı takdirde iyi kullanılmış demektir. (s. 132)

Acıları kısa sürüp, daha az duyulması için kötülükler toptan bir defada yapılmalı; iyilikler ise, aksine, daha uzun süre tadılabilmeleri için, birbirini ağır ağır izlemelidir. (s. 133)

Büyükler, halka karşı koyamayacaklarını gördükleri zaman aralarından birinin itibarına, nüfuzuna başvurup, onu hükümdar yaparlar; böylece, onun otoritesinin gölgesinde muhteris arzularını tatmin etmek imkânını bulurlar. (s. 135/136)

İnsanlar sadece kötülük bekledikleri bir kimseden iyilik gördüklerinde, ona çok daha fazla minnettar olurlar. (s. 139)

Hükümdar, eğer bir parçacık hikmet sahibi ise, öyle bir yönetim sistemi düşünmeli ve kurmalıdır ki, hangi zamanda ve hangi hal ve şartlar içinde olursa olsun yurttaşlar hep ona ihtiyaç duysunlar: işte o zaman hükümdar, onları daima kendine sadık bulacağından emin olabilir. (s. 142)

(dipnot)Bir ulusal dinamik ancak herkes yüksek bir menfaate katkıda bulunduğu duygusunu taşıdığı zaman ortaya çıkabilir. (s. 147)

…her devletin esas temeli iyi yasalar ve iyi ordulardır. Fakat iyi silahlı güçlerin bulunmadığı yerde iyi yasalar bulunamayacağı ve de tersine, ancak iyi silahlı güçlerin bulunduğu yerde iyi yasalar olabileceği için ben burada yalnızca silahlı güçlerden söz etmek istiyorum… (s. 153)

Hükümdar, ancak düşman saldırmadığı sürece ayakta kalır; barış zamanında bu birlikler tarafından, savaşta ise düşman tarafından soyulur. (s. 154)

…ücretli askerlerin çekinilmesi gereken yanı, korkaklıkları; yardımcı askerlerin ise, yiğitlikleridir. (s. 166)

…başkasının silahları ya vücudumuza bol gelip iyi oturmaz, ya ağır gelip vücudumuzu yorar, ya da dar gelip onun hareketlerini kısıtlar. (s. 168)

Yaşanılan durumla, yaşanılması gerekli görülen durum birbirinden o kadar uzaktır ki, bu sonrakini incelemeden başka bir şey yapmayan bir kimse, varlığını muhafaza etmekten çok onu yok etmeyi öğrenmiş olur. Keza, her şeyde ve her yerde iyi insan olarak görünmek isteyen kimse de, bunca kötü insanın arasında yok olmaktan kurtulamaz.
…hükümdar, her zaman iyi olmamayı ve gerektiği zaman iyi, gerektiği zaman kötü olmayı öğrenmelidir. (s. 178)

Korkulmaktan çok sevilmek mi iyidir, yoksa sevilmekten çok korkulmak mı?
Korkulmak sevilmekten daha güvenlidir. (s. 187)

…korku, ceza tehdidinden doğar ve bu tehdit sürdüğü müddetçe asla kaybolmaz. (s. 188)

…insanlar, babalarının ölümünü unuturlar da, mal varlıklarının kaybını kolay kolay unutamazlar. (s. 189)

…insanlar kötü olduklarına ve size verdikleri sözü kesinkes tutmayacaklarına göre, siz, kendi sözünüzü neden tutacaksınız? (s. 194)

Küçük azınlığın sözü, ancak büyük çoğunluk ne yanı tutacağını, ya da neye göre hüküm vereceğini bilmediği zaman dinlenir. (s. 197)

…mal ve mülke ve namusa saygı gösterildiği takdirde insanların büyük çoğunluğu mutlu olur. (s. 199)

İnsanlar zekâ bakımından üçe ayrılabilirler: kendi başlarına anlayanlar, başkaları anlattığı zaman anlayanlar ve nihayet ne kendi başlarına ne de başkalarının yardımıyla anlayanlar. (s. 235)

…insanlar üzerinde şimdinin etkisi, geçmişin etkisinden çok daha fazladır. İnsanlar eğer, şimdiki durumlarından memnun iseler, hiç başka bir şey düşünmeden bunun tadını çıkarmaya bakarlar. (s. 241)

…hükümdar için yegâne iyi, güvenli ve sürekli savunma, onun öz gücüne (Virtu) bağlı olan savunmadır. (s. 244)

Talih, gücünü, özellikle, kendisine karşı hiçbir direniş hazırlığı bulunmayan yerlerde gösterir ve azgınlığını, kendisini durdurabilecek hiçbir engelin bulunmadığını bildiği yerlere yöneltir. (s. 246)

…talih değişken, insanlarsa hep aynı şekilde davranmakta inatçı olduklarına göre, davranış tarzları talihle uyuştuğu sürece insanlar mutlu olurlar. (s. 251)

IL PRENCIPEDI (il Principe)
Sunum ve Açıklamalar: Patrick Dupouey
Türkçeleştiren: H. Kemal Karabulut
Sosyal Yayınlar, 5. Basım, Eylül 1998