11 Haziran 2016 Cumartesi

Fırat Karagülle - Erken Cumhuriyet Dönemi Romanında Anadolu İmgesi

Fırat Karagülle - Erken Cumhuriyet Dönemi Romanında Anadolu İmgesi
 
Kitap, 1923-1940 yılları arasında yayınlanmış romanları kapsamaktadır.

Birinci bölümde roman kahramanlarının Anadolu coğrafyası ile nasıl tanıştıkları ele alınıyor,
İkinci bölüm sosyal çevre ve ilişkilere odaklanıyor,
Üçüncü bölüm siyasi temaları inceliyor.

Giriş
Cumhuriyet’e kadar münferit bazı eserler dışında Türk edebiyatı mekân olarak İstanbul’la sınırlı kalmıştır.

Mekânın sınırlarını İstanbul dışında bir köye kadar genişleten ilk eser Ahmet Midhat Efendi’nin Bir Gerçek Hikâye adlı eseridir.

Mehmet Celal, Mizancı Murad, Fatma Âliye Anadolu’ya açılan diğer isimlerdir.

Köy hayatı, Nabizâde Nazım’dan başka Ebibekir Hâzım’ın Küçük Paşa adlı eserinde başarıyla anlatılmıştır.

Anadolu’nun çeşitli mekânlarını her yönüyle ele alan ilk yazarımız Refik Halid Karay oldu.

Tanin yazarı Ahmet Şerif 1909 sonrasında 50’den fazla kasaba ve şehri ziyaret etti.

Dergâh mecmuası, Damat Ferit’in himaye ettiği Ümid mecmuasına tepki olarak Anadolu hareketini destekledi.

II. Meşrutiyet’ten sonra edebiyatçıların Anadolu’ya olan ilgisinde artış oldu.

Memleket edebiyatı anlayışı da yine bu sürecin bir sonucudur.

Milli kimlik oluşturma politikalarının bir uzantısı olarak 1930’lu yıllarda köycülük politikaları yoğunlaştı. Köy enstitüleri konuya ilgiyi daha da artırdı.

Sinop ve İzmir dönemin sürgün mekânlarıdır.

Köy ve kasabalar dikkate alındığında kahramanların yetiştikleri bölge olarak Orta ve Batı Anadolu’ya yoğunlaşma görülür.

Server Bedi, Yürü Yavrum Yürü adlı eserinde Anadolu’dan İstanbul’a gelmiş taşralı imajını betimler.

Server Bedi, Kokuyorum adlı eserinde de besleme olarak geldiği eve hanım olan Zehra’nın hikâyesini anlatır.

Dönemin pek çok romanında Anadolu’nun olay örgüsüne bağlanması İstanbul’dan iş amacıyla gelen kahramanlar aracılığıyla sağlanmıştır. Bu kahramanların da pek çoğu sivil veya askeri bürokrasiyi temsil eden kişilerdir.

Burhan Cahit Morkaya’nın Düğün Gecesi adlı eseri İstanbul’un yüksek sosyetesinin romanıdır.

Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları farklı bölgelerden gelen kahramanları ülkenin başkentinde bir araya getirir.

Cemal Ataç, Bir Kız Böyle Düştü adlı eserinde geleneksel yaşamdan Batılı kalıplara geçiş yapan İffet’in maceralarını anlatır.

Refik Halid Karay’ın Çete adlı milli hisleri öne çıkaran romanında işgal güçlerine karşı direnişi konu edinir. Olaylar Hatay ve çevresinde gelişir.

Kahramanların Milli Mücadeleye katılmak üzere Anadolu gitmeleri gerekçesiyle yazılmış çok sayıda romanımız var.
Bu romanlarda İnebolu, Adapazarı, Bursa ve Balıkesir cephe ve asker sevkiyatında işlek bir güzergâh olarak dikkat çeker.

Server Bedi, Seni Seviyorum’da 1. Dünya Savaşı’nı olayların içinde anlatır.
Peyami Safa’nın Sürgün Gölgesinde adlı eseri de Milli Mücadele’yi arka plan olarak kullanır.

Anadolu-İstanbul mukayesesi yapan yenileşme dönemi eserlerinde Anadolu, yokluk, gelişmemişlik imajı içerisinde ele alınır.

Osmanlı dönemini kötülemeyi temel sorunsalı yapmış romanlar için konu, ideolojik argümanlar doğrultusunda araçsallaştırılmış (…) Anadolu’nun ihmali ve geri bırakılması olgusu geçmişin kötülenmesinde sistematik bir söyleme dönüştürülmüştür. (s. 65)

Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu’yu ele alan eserlerinde tablo bu anlattığımız gibidir (örn. Yeşil Gece).

 Halide Edip Adıvar’ın pek çok eserinde Anadolu geri kalmışlıkla özdeştir.

Romanlarda ağa/eşraf ile mazlum halk kesimleri ikiliği, Anadolu coğrafyasının tarihsel bir olgusu olarak sunulmuştur.

Kadın-erkek ilişkileri incelendiğinde kadının toplumsal alana uzaklığı, kadının aleyhine işleyen evlilik düzeni, erkeğin otoritesi altında ezilmiş kadın imajı romanlarda öne çıkar.

Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf adlı eseri evlenmeyi Anadolu’nun toplumsal bilincinde önemli karşılığı olan bir hadise olarak sunar.

Etem İzzet Benice’nin On Yılın Romanı
Mekân Bingöl’deki İkipınar köyüdür.
Olaylar 1912’den başlatılır. 1923 öncesi geri kalmışlığı ve sahipsizliğiyle Osmanlı dönemini sembolize eden köy, cumhuriyetin ilk yıllarında geçirdiği parlak bir dönüşümle yeni rejimin sembolü oluverir.

Burhan Cahit Morkaya’nın Dünkülerin Romanı, inkılap hareketinin (1908 İnkılabı) herkesi kucaklar nitelikte olmadığı, aksine merkezle sınırlı kaldığı tezini işler.

“Osmanlı devletinin Şam bahçelerine, Kudüs sokaklarına, Mekke çöllerine ve Arnavutluk dağlarına verdiği emekten bir lokmasını bile alamamış olan Konya üstelik kanını, malını vermiş ve kendisi medrese ile Meram bağlarının oturak âlemleri arasında çürüyüp gitmiştir.” Morkaya… (s. 231)

Osmanlı devletinin Anadolu’ya ilgisini sadece asker ve vergi toplamaya indirgeme, romancılarca çokça kullanılmıştır (Etem İzzet Benice’nin Yakılacak Kitap ve On Yılın Romanı).

Mehmet Rauf’un Halas’ı, İzmir’in işgali sırasında yaşanan bir aşkı konu edinir.
Roman boyunca mütareke günlerindeki İzmir anlatılır.
---
Kitabevi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder