Yalçın Küçük - Atamanoğlu Fatih - Notlar
Mızrak Yayınları, 2012
Atamanlılar Üzerine
Azsöz
Tarih yazmıyorum; tarihi araştırarak düşünmeyi, yazmayı
deniyorum.
Türklerin Küçük Asya (Anadolu) merkezli tarihi üç ana evreye
ayrılır:
Atamanlılar: Balkanlar merkezli, Avrupa devleti
karakterindeki dönem. En büyük temsilcisi Fatih Sultan Mehmet'tir.
Osmanlılar: Fatih'in katli (iddia) ve II. Bayezid ile
başlayan, yönünü Arap-İslam dünyasına çeviren, yazarın "karanlık"
olarak nitelediği dönem.
Tanzimat-Cumhuriyet: II. Mahmut ile başlayan ve Mustafa
Kemal ile zirveye ulaşan modernleşme süreci.
Türk tarihçiliği
Babinger'in Deyimiyle: "Mühib basitleyiciler"
(Terrible simplificateurs). Tarihi anaokulu düzeyinde şablonlara indirgeyenler.
Gibbon'un Deyimiyle: "Kazanan hizbin kulları"
(Esclaves de la fraction triumphante). Yani sadece resmi ideolojinin sözcülüğünü
yapan vakanüvisler.
(Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal) Atamanlı
dönemi / "üç dinden bir din çıkarma" (seküler/evrensel bir sentez)
çabası
Kitap, tarihi sekülerize etme girişimidir. Sünni-İslam
eksenine hapsolmuş tarih anlayışından "intikam alma" amacı taşır.
…
Yeni Baskı İçin Önsöz
Osmanlı tarihi bugüne kadar yazılmamıştır
Osmanlı siyasal yapısında Padişah seçimi, yüksek
bürokrasinin hizipleri arasındaki bir Partiler Savaşı'dır.
Osmanlı İmparatorluğu, Bizans'ın devamıdır. / İsmet İnönü
…
Önsöz
Türk tarih yazıcılığı
Tarih, güç odakları tarafından tersinden yazılmıştır.
Fetihte kullanılan devasa toplar, teknolojiyi değil inadı
temsil eder.
Birinci Bölüm - Boşluğa Kaçış
İlk padişahın adının "Osman" olması tarihsel bir
tutarsızlıktır: "Orhan", "Murad", "Ertuğrul" gibi
Türkçe kökenli veya heterodoks isimlerin arasında Arapça "Osman"
isminin sırıtır.
"Osman" ismi, beyliğin meşruiyet kazanmak ve İslam
dünyasıyla bütünleşmek için sonradan icat ettiği bir "iman
kılıfı"dır.
Gibbons'a göre Osmanlılar safkan bir Türk boyu değil,
Balkanlar'daki Grek, Sırp, Bulgar ve yerli halkların İslam çatısı altında
birleşmesiyle oluşmuş yeni ve melez bir ırktır.
1347-1348 yıllarında patlak veren Büyük Veba Salgını Osmanlı
fetihlerini kolaylaştırdı
(Boccaccio ve Decameron)
Decameron, vebadan kaçan gençlerin haz arayışını anlatır.
Din çürürken kadın özgürleşmeye başlamış, ticaret sınıfı yükselmiştir. Bu
"sadakatsiz yeni insan", Osmanlı'nın Anadolu ve Rumeli'deki esnek,
heterodoks ve derviş-akıncı senteziyle kolayca uyum sağlamıştır.
Veba; kral, piskopos veya köylü ayırmamıştır. Bu durum,
ilahi düzen inancını kırmış ve insanları hayata karşı hedonist (hazcı) bir
pasifliğe itmiştir.
Osmanlı Avrupa'ya (Rumeli) geçerken, Batı kendi içinde 117
yıl sürecek bir iç savaşa (İngiltere-Fransa) saplanmıştır.
(Jeanne d'Arc) Okuma-yazma bilmeyen bir köylü kızının ordu
yönetmesi, Avrupa’daki kurumsal yapının ne kadar çöktüğünün kanıtıdır.
542 Vebası: İslam’ın ve Arapların Bizans topraklarına
yayılmasını sağladı.
1348 Vebası: Türklerin (Atmanlıların) Bizans’ı yıkıp
Avrupa’ya çıkmasını sağladı.
Herkesin kendi peygamberini beklediği, mistisizmin
canlandığı bu iklimde kilise, otoritesini korumak için "işkenceyle
itiraf" usulünü (1252 Papalık Kararnamesi) resmileştirdi.
Batı dünyası için 14. yüzyıl bir felaketler silsilesiyken,
Türkler için bir "zaferler ve yükseliş" asrıdır.
Osmanlı, sadece askeri bir başarı değil, "veba
uykusundaki" ve "Allah’ından kopmuş" bir kıtaya yapılan, direnci
kırılmış bir coğrafyaya doğru gerçekleşen tarihsel bir akıştır.
1648 Westphalia Antlaşması ile Avrupa'da Protestanlık
yasallaşmış ve sekülerleşme başlamıştır. Yahudiler için Amsterdam bir
"yeni Kudüs" haline gelir.
Aynı dönemde, 1683 Viyana Bozgunu ve 1699 Karlofça ile Osmanlı
"aşağılanma" dönemine girer.
(Sabetay Sevi) Ümit (Amsterdam'daki zenginleşme) ile Zillet
(Osmanlı'daki yoksullaşma) arasındaki gerilim, topraktan mesyanizm
fışkırtmıştır.
Batı'da: 1242'de Hıristiyanlar Sevilla'yı Müslümanlardan
alarak Müslümanların "zillet devrini" başlattı.
Doğu'da: 1243 Kösedağ Savaşı ile Moğollar Anadolu Selçuklu
Devleti'ni yıktı.
Birinci Bölüm İçin Birinci Ek - Kazaklar ve Türklerde Ataman Adları
Bizans kaynakları (Pachymeres ve Nicephoras Gregoras)
kurucudan ısrarla Atman, Ataman, Atoumanos veya Atoumanes olarak söz eder.
"Osman" adı, ancak 15. yüzyıldan (Dukas) sonra,
devletin İslamlaşma ve Araplaşma sürecine paralel olarak literatüre girmiştir.
"Ataman" Türkçe "Ata" (baba, yaşlı, şef)
köküne "-man" (büyültme eki, Türkmen veya kocaman’daki gibi)
eklenmesiyle oluştu
Göçer topluluklarda liderin seçimle başa gelmesi bir
zorunluluktur. Cengiz Han’ın kurultayda seçilmesi gibi, Ataman da bir şef
olarak seçilmiştir.
Birinci Bölüm İçin İkinci Ek - Şeyh Bedrettin Kıyamı, Üç Dinden Bir Din
Bedrettin’in babasının ismi "İsrail"
Selçuk Bey'in oğullarının adları Mikail, İsrail, Musa, Yunus
Yıldırım Bayezid’in çocuklarının isimleri İsa, Musa,
Süleyman
15. yüzyıl Anadolu ve Balkanlar’ı, inançların ve kimliklerin
birbiri içine geçtiği bir heterodoksi gecekondusudur.
Bursa örneğinde olduğu gibi, camilerde Hz. İsa lehine
tartışmalar çıkabiliyordu.
Anadolu mistisizminin en güçlü motoru "mesiyanizm"
(mehdi/mesih inancı)
Avram Galante’nin de teyidiyle, Torlak Kemal’in asıl adı
Samuel’dir. Manisa gibi yoğun Yahudi nüfuslu bir bölgede faaliyet göstermesi
tesadüf değildir.
İsmin başındaki "Hud" takısı, "Yehud"
(Yahudi) kelimesinin bozulmuş halidir.
Şeyh Bedrettin’in Musa Çelebi’nin kazaskeri olması, isyanın
bürokratik ve siyasi bir boyutu olduğunu da ortaya koyar.
Doğu'dan: Timur'un yarattığı Sünni-muhafazakar baskı.
Batı'dan: 1391 İspanya ve 1396 Niğbolu sonrası Katolik
karşı-saldırısı.
Bu sıkışmışlık içinde, Anadolu ve Balkanlar’ın
"gecekondu" ikliminde; Hazar Yahudileri'nin birliği sağlamak için
Yahudiliği seçmesi gibi, Bedreddin ve Börklüce de ortak mülkiyet ve ortak inanç
üzerinden yeni bir halk ve yeni bir din inşa etmeye çalışmışlardır.
Birinci Bölüm İçin Üçüncü Ek - Justinian’s Flea
Bizans’ta Veba 542:
İslamın yayılması
MS 6. yüzyılda patlak veren veba salgını Habeşistan’dan
İskenderiye’ye, oradan gemilerle Bodrum ve İstanbul’a ulaşarak yaklaşık 25
milyon insanı öldürdü
637’de Perslerin yenilmesi, 638’de Kudüs’ün, 641’de Musul’un
ve 642’de İskenderiye’nin düşmesi; vebanın ulaştığı ve direnci kırdığı her
yerde İslam ordularının biat alarak ilerlemesini sağladı.
İkinci Bölüm - Ölümlü Hazırlık
Topkapı Sarayı Orta Asya’daki Moğol hanlarının "kıl
çadırlarının" taş ve topraktan yapılmış teknolojik bir devamı
Orhan Gazi Bizans İmparatoru’nun kızı Theodora ile evlendi
ve bu evlilik sayesinde Tımar sistemi çeyiz olarak geldi.
Türkler Ortaçağ boyunca yaratmak yerine taklit etmeyi ve
"yamamayı" tercih etti
Yeniçerilik kurumu / Bu sistem kökenini Abbasi ve Memlûk
(Kölemen) devletlerindeki Türk köle asker birliklerinde bulur.
Osmanlı’da taht yolu patricide (baba katli), filicide (oğul
katli) ve fratricide (kardeş katli) ile açılır.
Osmanlı tarihindeki "kaza" veya "ani
hastalık" sonucu gerçekleşen şehzade ölümleri
Orhan Gazi’nin veliahtı Süleyman Paşa’nın attan düşüp
ölmesi, I. Murad’a yolu açmıştır.
II. Murad’ın gözdesi Alaeddin’in ölümü, II. Mehmet’in
(Fatih) önünü açmıştır.
Fatih’in oğlu Mustafa’nın hamamda fenalaşarak ölümü, II.
Bayezid’in rakibini ortadan kaldırmıştır.
Osmanlı tarihi yazımındaki çarpıtma yolları:
Bizans ve Balkan kaynakları, kendi ulusal çıkarlarıyla
olayları yazar.
Aşıkpaşaoğlu ve Neşri gibi kronikçiler, sultanları
güzelleştirmek için "kötü" olayları ve isimleri sansürler.
Kemalist tarih yazımı / kuruluş dönemini çatışmasız ve
sınıfsız bir idealize edilmiş dönem olarak sunar
Asya Üretim Tarzı (ATÜT) teorisini körü körüne uygulayarak
Osmanlı’yı "çatışmasız, mülkiyetsiz bir despotizm" olarak görür.
Genç Osman’ın katli / Bu olay, Yeniçerilerin bir sultanı
açıkça ve şiddetle öldürdüğü ilk örnektir.
Osmanlıda iktidar, hanedan üyeleri üzerinden çarpışan dış
güçlerin (Yeniçeriler, Ulema, Bürokrasi) elindedir.
I. Ahmed’den sonra "akıl hastası" I. Mustafa’nın
tahta çıkarılması, sistemin aslında bir "seçim" (güçlülerin seçimi) olduğunun
kanıtıdır.
I. Süleyman’a verilen "Muhteşem" (Magnificent)
sıfatı Türklerden değil, dışarıdan ve özellikle Yahudi Partisi tarafından
verildi
Yasef Nasi (Donna Gracia’nın yeğeni) dönemin fiili
"dışişleri bakanı" gibidir.
Süleyman, babası Yavuz Selim’in dedesi II. Bayezid’i tahttan
indirmesini bizzat yaşamış/gözlemlemiştir. Yaşlandığında aynı kaderi
paylaşmaktan (oğlu tarafından devrilmekten) korktuğu için "devletin
selameti" değil, "tahtın güvenliği" için oğlunu öldürtmüştür.
II. Bayezid kendisine karşı gelen veya kontrolünden çıkan
oğullarını (Prens Mahmut, Prens Mehmet) zehirli hediyeler göndererek tasfiye
etmiştir.
Osmanoğlu için tahttan başka bir bağlılık yoktur. Evlat
sevgisi veya baba hürmeti, iktidar söz konusu olduğunda tamamen devre dışı
kalır.
Osmanlı'nın Batı'daki ilerleyişi (Belgrad, Budin, Viyana
Kuşatması), Martin Luther'in Reform hareketine alan açmıştır.
Osmanlı’da "veliahtlık" diye bir kurum yoktur;
taht, en güçlü olanın (veya en hızlı boğduranın) hakkıdır.
I. Murad’ın, kendisine isyan eden oğlu Savcı’nın gözlerini
elleriyle oyması ve ardından kafasını uçurması…
Kronik yazarları (Neşri vb.), kazanan tarafın esiridir.
Arşiv belgeleri (Venedik raporları), resmi tarihin gizlediği
"zehirli hediyeleri" ve "komploları" ifşa eder.
II. Murad Balkanlar’daki (İzladi) yenilgilerinden sonra
prestijini kaybetmiş, içki ve sefaya düşkünlüğü halk ve ordu nezdinde sorun
haline gelmiş bir hükümdardır.
Tahtı bırakması bir tercih değil, Çandarlı Halil Paşa ve
ordu içindeki kliklerin zorlamasıdır.
Fatih’in Gebze yakınlarında (Hünkar Çayırı) aniden
hastalanıp ölmesi
Fatih’in yanında bulunan iki doktor, İranlı Lari ve Yahudi
dönmesi Maestro Jacopo (Yakup Paşa), cinayetin şüphelileridir.
Üçüncü Bölüm - Atamanoğlu Cumhuriyeti
İstanbul’un fethi, Fatih için sadece bir şehir almak değil,
Çandarlı Partisi’ni ve Türk soylu bürokrasiyi yıkmak için bir araçtı.
Fatih döneminde "Savaş Partisi" (Zağanos Paşa,
Şehabettin Şahin) ile "Barış/Uzlaşma Partisi" (Çandarlı Halil Paşa)
arasında büyük bir mücadele oldu.
Fatih, kendisini iktidara getiren dengeyi yıkmış, Türk
beylerini uzaklaştırıp yönetimi devşirmelere bırakarak "Osmanlı
Saltanatı"nı başlatmıştır.
Fatih tarafından idam edilen Çandarlı Halil Paşa'nın ailesi
(minimalistler), Bayezid döneminde yeniden itibar görmüş ve sadrazamlık
makamına (İbrahim Paşa) oturmuştur.
Dördüncü Bölüm - Kurucu Mehmet
Dinler ve merkezi otorite (Roma bile) dağlara giremez.
Dağlarda inançlar bozulur, ortodoks kılıfını kaybeder ve melezleşir.
Osmanlı’nın "uc" (sınır) toprakları, bu dağlık ve hoşgörülü
karakteriyle inancın sığlaştığı ama özgürlüğün arttığı alanlardır.
Fatih, düzeni yıkmamış, yıkılan Orta Çağ enkazını
"restore" etmiştir. Bu yüzden kalıcı olamamıştır.
Fatih’in gerçek emeli İskender’i ve Sezar’ı aşmak, Roma’yı
fethederek evrensel imparatorluğu yeniden birleştirmektir.
Machiavelli, dil ve dini farklı yerleri tutmanın en iyi
yolunun "yerleşmek" olduğunu söyler.
Osmanlı’nın Balkanlar’a Türk göçmenleri (ve boşalan yerlere
Yahudileri) yerleştirerek bu kuralı uyguladı
Mahmut Paşa ve Rum Mehmet Paşa örneklerinde olduğu gibi,
başarılı olan her vezirini mutlaka azletmiş veya idam ettirmiştir.
Divide et Impera
Venedik ve Ceneviz arasındaki rekabeti, Balkan
krallıklarının birbirine duyduğu nefreti ve Avrupa’daki siyasi dağınıklığı
sürekli beslemiştir.
Beşinci Bölüm - Fetih
Toplar, kılıç veya ok gibi hedefi görerek değil,
"görmeyerek" ateş ediyordu. Bu durum, surların arkasındaki insanların
beyninde "aklı ve tartma yeteneğini silen" bir şok etkisi
yaratıyordu.
İstanbul'un düşüşüyle birlikte Avrupa'da "Sıra Roma'ya
geldi" korkusu (Domino Teorisi) başlamıştır. Bu korku, Türklerin
"zalim, kan dökücü ve Neron'dan beter" olarak kodlandığı uzun bir
ideolojik savaşın (erken bir Soğuk Savaş) temellerini atmıştır.
Venedik ve Ceneviz Fetih’ten hemen sonra Sultan’a hediyeler
hazırlatmıştır. Onlar için mesele dinsel değil, Karadeniz ve Levant ticaretinin
devamlılığıdır.
Doğu (Grek), usul ve seremoniyi; Batı (Latin) ise kaba ve
doğrudan güç kullanımını temsil eder.
Batı’nın Doğu Roma’ya (Bizans) yardım için koştuğu
"Kiliselerin Birleşmesi" şartı bir yardım vaadi değil, Doğu'nun Batı
boyunduruğuna girmesini dayatan bir diplomatik silahtır.
Fatih, sadece surları değil, 1054'ten beri süregelen
"Ünyon" tartışmalarını ve Batı'nın Doğu üzerindeki dini-siyasi
ambargosunu da bitirmiştir.
İstanbul'un Adları
Byzantion: Kurucusu Byzas'tan.
Nea Roma (Yeni Roma): Konstantin'in Roma'ya alternatif
olarak kurduğu başkent.
Konstantinopolis / Konstantiniye: İslam dünyasında en yaygın
kullanım.
İstanbul: "Stin-polis" (şehre doğru/şehirde)
tabirinden türetilen isim.
İkinci Bayezid: Atamanlar’da İslamist Darbe
Osmanlı tarihine en büyük katkıyı yapanlar (Hammer, Gibbons,
Wittek) meslekten tarihçi değiller.
Akademi, "ağaçlara bakmaktan ormanı görememekte",
yani mikro-detaylarda boğulup büyük hegemonik yapıyı kavrayamıyor.
Aşıkpaşazade’nin (Derviş Ahmed Aşıki) Fatih Sultan Mehmet’e
olan nefreti
Aşıkpaşazade, İstanbul’un fethini basitleştirir, Fatih’i
aciz gösterir ve tüm başarıları Sadrazam Mahmut Paşa’ya atfeder.
Osmanlı’nın "dini var, imanı yok" / Şahkulu
taraftarlarının cami (mescit) yıkıp Kuran yakmaları, Anadolu’daki güçlü
"İslam dışı" veya "Sünni dışı" damarı gösterir.
(Theoharis Stavrides) Venedik Fatih’i öldürmek için 14 ayrı
plan yaptı
Bu planların merkezindeki isim, aslen İtalyan olan Hekimbaşı
Yakup Paşa’dır.
Yakup Paşa, 1471'de Venedik vatandaşlığı ve 10 bin düka
karşılığında Fatih’i zehirlemeyi teklif etmiştir.
Fatih'in en sevdiği oğlu ve veliahtı Mustafa’nın ölümü
sırasında Yakup Paşa yanındaydı.
Fatih, devletin bekası için vakıf ve tekke topraklarını
kamulaştırarak (nasyonalizasyon) orduya tahsis etmişti. II. Bayezid ise bu
toprakları tarikatlara geri vererek (özelleştirme) kendi siyasi tabanını
oluşturdu.
Nakşibendilik (Molla İlahi) ve Mevlevilik gibi yapılar,
Bayezid döneminde İstanbul’a yerleşmiş ve devletin resmi ideolojisinin parçası
haline gelmiştir.
Osman Gazi ile Şeyh Edebali arasındaki "meşhur
rüya" ve akrabalık bağı, hanedana dini bir meşruiyet kazandırmak için bu
dönemde uydurulmuş bir "icat"tır.
Bugün "Osmanlı tarihi" diye okuduğumuz anlatıların
çoğu, II. Bayezid’in kendi saltanatını meşrulaştırmak ve Fatih döneminin
aydınlanmacı/merkeziyetçi mirasını silmek için sipariş ettiği "icat
edilmiş" metinlerdir.
Osmannist Halil İnalcık
Bayezid döneminde telif edilen dört ana eser: Aşıkpaşazade,
Neşri, İdris-i Bitlisi, İbn Kemal
Aşıkpaşazade: Aşıkpaşazade
Neşri: Bayezid övgüsü.
İbn Kemal: Bayezid'in emriyle yazan resmî ulema.
İdris-i Bitlisi (Heşt Behişt): İran’dan kaçan Sünni ulemanın
himaye edilmesi ve tarihin "süslü bir Farsça" ile yeniden
kurgulanması. Bitlisi, sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda Doğu Anadolu’nun
Sünnileştirilmesinde (Safavi karşıtlığı) kilit bir politik figürdür.
Bayezid’in "sofu" ve "şeriatçı"
kimliğine uygun olarak geçmiş yeniden boyanmış; Fatih’in "laik" ve
disiplinli rejimi "müstebitlik" ve "inançsızlık" ile
karalanmıştır.
Bayezid güzellemelerini cumhuriyet döneminde İnalcık
sürdürdü.
Fatih Mehmet ve Öncesinde Mülki Osmani’de Yahudiler
Anadolu’da (Tarsus, Van, Konya, Bursa) Türklerin gelişinden
yüzyıllar önce yaşayan yerli Yahudilere "Romanyot" (Rumi) deniyor.
Pavlus'un (Saul) seyahat güzergahı (Tarsus, Konya, Antakya) o
dönemdeki yoğun Yahudi yerleşim yerlerini takip eder.
Orhan Gazi şehri aldığında Rumları boşaltmış, ticaretin
canlanması için Şam ve Bizans topraklarından Yahudileri davet etmiştir.
I. Murad Edirne'yi aldığında burayı bir "Yahudi
Üniversite Şehri" (Yeşiva merkezi) haline getirmiştir.
Karay Yahudiliği Fatih döneminde, Karaköy’de canlandı.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder