1 Haziran 2025 Pazar

Yalçın Küçük - Atamanoğlu Fatih - Notlar

Yalçın Küçük - Atamanoğlu Fatih - Notlar

Mızrak Yayınları, 2012

 


Atamanlılar Üzerine Azsöz

Tarih yazmıyorum; tarihi araştırarak düşünmeyi, yazmayı deniyorum.

 

Türklerin Küçük Asya (Anadolu) merkezli tarihi üç ana evreye ayrılır:

Atamanlılar: Balkanlar merkezli, Avrupa devleti karakterindeki dönem. En büyük temsilcisi Fatih Sultan Mehmet'tir.

Osmanlılar: Fatih'in katli (iddia) ve II. Bayezid ile başlayan, yönünü Arap-İslam dünyasına çeviren, yazarın "karanlık" olarak nitelediği dönem.

Tanzimat-Cumhuriyet: II. Mahmut ile başlayan ve Mustafa Kemal ile zirveye ulaşan modernleşme süreci.

 

Türk tarihçiliği

Babinger'in Deyimiyle: "Mühib basitleyiciler" (Terrible simplificateurs). Tarihi anaokulu düzeyinde şablonlara indirgeyenler.

Gibbon'un Deyimiyle: "Kazanan hizbin kulları" (Esclaves de la fraction triumphante). Yani sadece resmi ideolojinin sözcülüğünü yapan vakanüvisler.

 

(Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal) Atamanlı dönemi / "üç dinden bir din çıkarma" (seküler/evrensel bir sentez) çabası

Kitap, tarihi sekülerize etme girişimidir. Sünni-İslam eksenine hapsolmuş tarih anlayışından "intikam alma" amacı taşır.

 

Yeni Baskı İçin Önsöz

Osmanlı tarihi bugüne kadar yazılmamıştır

Osmanlı siyasal yapısında Padişah seçimi, yüksek bürokrasinin hizipleri arasındaki bir Partiler Savaşı'dır.

 

Osmanlı İmparatorluğu, Bizans'ın devamıdır. / İsmet İnönü

 

Önsöz

Türk tarih yazıcılığı

Tarih, güç odakları tarafından tersinden yazılmıştır.

 

Fetihte kullanılan devasa toplar, teknolojiyi değil inadı temsil eder.

 

Birinci Bölüm - Boşluğa Kaçış

İlk padişahın adının "Osman" olması tarihsel bir tutarsızlıktır: "Orhan", "Murad", "Ertuğrul" gibi Türkçe kökenli veya heterodoks isimlerin arasında Arapça "Osman" isminin sırıtır.

"Osman" ismi, beyliğin meşruiyet kazanmak ve İslam dünyasıyla bütünleşmek için sonradan icat ettiği bir "iman kılıfı"dır.

 

Gibbons'a göre Osmanlılar safkan bir Türk boyu değil, Balkanlar'daki Grek, Sırp, Bulgar ve yerli halkların İslam çatısı altında birleşmesiyle oluşmuş yeni ve melez bir ırktır.

 

1347-1348 yıllarında patlak veren Büyük Veba Salgını Osmanlı fetihlerini kolaylaştırdı

 

(Boccaccio ve Decameron)

Decameron, vebadan kaçan gençlerin haz arayışını anlatır. Din çürürken kadın özgürleşmeye başlamış, ticaret sınıfı yükselmiştir. Bu "sadakatsiz yeni insan", Osmanlı'nın Anadolu ve Rumeli'deki esnek, heterodoks ve derviş-akıncı senteziyle kolayca uyum sağlamıştır.

 

Veba; kral, piskopos veya köylü ayırmamıştır. Bu durum, ilahi düzen inancını kırmış ve insanları hayata karşı hedonist (hazcı) bir pasifliğe itmiştir.

 

Osmanlı Avrupa'ya (Rumeli) geçerken, Batı kendi içinde 117 yıl sürecek bir iç savaşa (İngiltere-Fransa) saplanmıştır.

 

(Jeanne d'Arc) Okuma-yazma bilmeyen bir köylü kızının ordu yönetmesi, Avrupa’daki kurumsal yapının ne kadar çöktüğünün kanıtıdır.

 

542 Vebası: İslam’ın ve Arapların Bizans topraklarına yayılmasını sağladı.

1348 Vebası: Türklerin (Atmanlıların) Bizans’ı yıkıp Avrupa’ya çıkmasını sağladı.

 

Herkesin kendi peygamberini beklediği, mistisizmin canlandığı bu iklimde kilise, otoritesini korumak için "işkenceyle itiraf" usulünü (1252 Papalık Kararnamesi) resmileştirdi.

 

Batı dünyası için 14. yüzyıl bir felaketler silsilesiyken, Türkler için bir "zaferler ve yükseliş" asrıdır.

 

Osmanlı, sadece askeri bir başarı değil, "veba uykusundaki" ve "Allah’ından kopmuş" bir kıtaya yapılan, direnci kırılmış bir coğrafyaya doğru gerçekleşen tarihsel bir akıştır.

 

1648 Westphalia Antlaşması ile Avrupa'da Protestanlık yasallaşmış ve sekülerleşme başlamıştır. Yahudiler için Amsterdam bir "yeni Kudüs" haline gelir.

Aynı dönemde, 1683 Viyana Bozgunu ve 1699 Karlofça ile Osmanlı "aşağılanma" dönemine girer.

(Sabetay Sevi) Ümit (Amsterdam'daki zenginleşme) ile Zillet (Osmanlı'daki yoksullaşma) arasındaki gerilim, topraktan mesyanizm fışkırtmıştır.

 

Batı'da: 1242'de Hıristiyanlar Sevilla'yı Müslümanlardan alarak Müslümanların "zillet devrini" başlattı.

Doğu'da: 1243 Kösedağ Savaşı ile Moğollar Anadolu Selçuklu Devleti'ni yıktı.

 

Birinci Bölüm İçin Birinci Ek - Kazaklar ve Türklerde Ataman Adları

Bizans kaynakları (Pachymeres ve Nicephoras Gregoras) kurucudan ısrarla Atman, Ataman, Atoumanos veya Atoumanes olarak söz eder.

"Osman" adı, ancak 15. yüzyıldan (Dukas) sonra, devletin İslamlaşma ve Araplaşma sürecine paralel olarak literatüre girmiştir.

 

"Ataman" Türkçe "Ata" (baba, yaşlı, şef) köküne "-man" (büyültme eki, Türkmen veya kocaman’daki gibi) eklenmesiyle oluştu

Göçer topluluklarda liderin seçimle başa gelmesi bir zorunluluktur. Cengiz Han’ın kurultayda seçilmesi gibi, Ataman da bir şef olarak seçilmiştir.

 

Birinci Bölüm İçin İkinci Ek - Şeyh Bedrettin Kıyamı, Üç Dinden Bir Din

Bedrettin’in babasının ismi "İsrail"

Selçuk Bey'in oğullarının adları Mikail, İsrail, Musa, Yunus

Yıldırım Bayezid’in çocuklarının isimleri İsa, Musa, Süleyman

 

15. yüzyıl Anadolu ve Balkanlar’ı, inançların ve kimliklerin birbiri içine geçtiği bir heterodoksi gecekondusudur.

Bursa örneğinde olduğu gibi, camilerde Hz. İsa lehine tartışmalar çıkabiliyordu.

 

Anadolu mistisizminin en güçlü motoru "mesiyanizm" (mehdi/mesih inancı)

 

Avram Galante’nin de teyidiyle, Torlak Kemal’in asıl adı Samuel’dir. Manisa gibi yoğun Yahudi nüfuslu bir bölgede faaliyet göstermesi tesadüf değildir.

İsmin başındaki "Hud" takısı, "Yehud" (Yahudi) kelimesinin bozulmuş halidir.

 

Şeyh Bedrettin’in Musa Çelebi’nin kazaskeri olması, isyanın bürokratik ve siyasi bir boyutu olduğunu da ortaya koyar.

 

Doğu'dan: Timur'un yarattığı Sünni-muhafazakar baskı.

Batı'dan: 1391 İspanya ve 1396 Niğbolu sonrası Katolik karşı-saldırısı.

Bu sıkışmışlık içinde, Anadolu ve Balkanlar’ın "gecekondu" ikliminde; Hazar Yahudileri'nin birliği sağlamak için Yahudiliği seçmesi gibi, Bedreddin ve Börklüce de ortak mülkiyet ve ortak inanç üzerinden yeni bir halk ve yeni bir din inşa etmeye çalışmışlardır.

 

Birinci Bölüm İçin Üçüncü Ek - Justinian’s Flea

Bizans’ta Veba 542: İslamın yayılması

MS 6. yüzyılda patlak veren veba salgını Habeşistan’dan İskenderiye’ye, oradan gemilerle Bodrum ve İstanbul’a ulaşarak yaklaşık 25 milyon insanı öldürdü

637’de Perslerin yenilmesi, 638’de Kudüs’ün, 641’de Musul’un ve 642’de İskenderiye’nin düşmesi; vebanın ulaştığı ve direnci kırdığı her yerde İslam ordularının biat alarak ilerlemesini sağladı.

 

İkinci Bölüm - Ölümlü Hazırlık

Topkapı Sarayı Orta Asya’daki Moğol hanlarının "kıl çadırlarının" taş ve topraktan yapılmış teknolojik bir devamı

 

Orhan Gazi Bizans İmparatoru’nun kızı Theodora ile evlendi ve bu evlilik sayesinde Tımar sistemi çeyiz olarak geldi.

Türkler Ortaçağ boyunca yaratmak yerine taklit etmeyi ve "yamamayı" tercih etti

 

Yeniçerilik kurumu / Bu sistem kökenini Abbasi ve Memlûk (Kölemen) devletlerindeki Türk köle asker birliklerinde bulur.

 

Osmanlı’da taht yolu patricide (baba katli), filicide (oğul katli) ve fratricide (kardeş katli) ile açılır.

 

Osmanlı tarihindeki "kaza" veya "ani hastalık" sonucu gerçekleşen şehzade ölümleri

Orhan Gazi’nin veliahtı Süleyman Paşa’nın attan düşüp ölmesi, I. Murad’a yolu açmıştır.

II. Murad’ın gözdesi Alaeddin’in ölümü, II. Mehmet’in (Fatih) önünü açmıştır.

Fatih’in oğlu Mustafa’nın hamamda fenalaşarak ölümü, II. Bayezid’in rakibini ortadan kaldırmıştır.

 

Osmanlı tarihi yazımındaki çarpıtma yolları:

Bizans ve Balkan kaynakları, kendi ulusal çıkarlarıyla olayları yazar.

Aşıkpaşaoğlu ve Neşri gibi kronikçiler, sultanları güzelleştirmek için "kötü" olayları ve isimleri sansürler.

Kemalist tarih yazımı / kuruluş dönemini çatışmasız ve sınıfsız bir idealize edilmiş dönem olarak sunar

Asya Üretim Tarzı (ATÜT) teorisini körü körüne uygulayarak Osmanlı’yı "çatışmasız, mülkiyetsiz bir despotizm" olarak görür.

 

Genç Osman’ın katli / Bu olay, Yeniçerilerin bir sultanı açıkça ve şiddetle öldürdüğü ilk örnektir.

Osmanlıda iktidar, hanedan üyeleri üzerinden çarpışan dış güçlerin (Yeniçeriler, Ulema, Bürokrasi) elindedir.

I. Ahmed’den sonra "akıl hastası" I. Mustafa’nın tahta çıkarılması, sistemin aslında bir "seçim" (güçlülerin seçimi) olduğunun kanıtıdır.

 

I. Süleyman’a verilen "Muhteşem" (Magnificent) sıfatı Türklerden değil, dışarıdan ve özellikle Yahudi Partisi tarafından verildi

Yasef Nasi (Donna Gracia’nın yeğeni) dönemin fiili "dışişleri bakanı" gibidir.

 

Süleyman, babası Yavuz Selim’in dedesi II. Bayezid’i tahttan indirmesini bizzat yaşamış/gözlemlemiştir. Yaşlandığında aynı kaderi paylaşmaktan (oğlu tarafından devrilmekten) korktuğu için "devletin selameti" değil, "tahtın güvenliği" için oğlunu öldürtmüştür.

 

II. Bayezid kendisine karşı gelen veya kontrolünden çıkan oğullarını (Prens Mahmut, Prens Mehmet) zehirli hediyeler göndererek tasfiye etmiştir.

 

Osmanoğlu için tahttan başka bir bağlılık yoktur. Evlat sevgisi veya baba hürmeti, iktidar söz konusu olduğunda tamamen devre dışı kalır.

Osmanlı'nın Batı'daki ilerleyişi (Belgrad, Budin, Viyana Kuşatması), Martin Luther'in Reform hareketine alan açmıştır.

 

Osmanlı’da "veliahtlık" diye bir kurum yoktur; taht, en güçlü olanın (veya en hızlı boğduranın) hakkıdır.

 

I. Murad’ın, kendisine isyan eden oğlu Savcı’nın gözlerini elleriyle oyması ve ardından kafasını uçurması…

 

Kronik yazarları (Neşri vb.), kazanan tarafın esiridir.

Arşiv belgeleri (Venedik raporları), resmi tarihin gizlediği "zehirli hediyeleri" ve "komploları" ifşa eder.

 

II. Murad Balkanlar’daki (İzladi) yenilgilerinden sonra prestijini kaybetmiş, içki ve sefaya düşkünlüğü halk ve ordu nezdinde sorun haline gelmiş bir hükümdardır.

Tahtı bırakması bir tercih değil, Çandarlı Halil Paşa ve ordu içindeki kliklerin zorlamasıdır.

 

Fatih’in Gebze yakınlarında (Hünkar Çayırı) aniden hastalanıp ölmesi

Fatih’in yanında bulunan iki doktor, İranlı Lari ve Yahudi dönmesi Maestro Jacopo (Yakup Paşa), cinayetin şüphelileridir.

 

Üçüncü Bölüm - Atamanoğlu Cumhuriyeti

İstanbul’un fethi, Fatih için sadece bir şehir almak değil, Çandarlı Partisi’ni ve Türk soylu bürokrasiyi yıkmak için bir araçtı.

Fatih döneminde "Savaş Partisi" (Zağanos Paşa, Şehabettin Şahin) ile "Barış/Uzlaşma Partisi" (Çandarlı Halil Paşa) arasında büyük bir mücadele oldu.

Fatih, kendisini iktidara getiren dengeyi yıkmış, Türk beylerini uzaklaştırıp yönetimi devşirmelere bırakarak "Osmanlı Saltanatı"nı başlatmıştır.

 

Fatih tarafından idam edilen Çandarlı Halil Paşa'nın ailesi (minimalistler), Bayezid döneminde yeniden itibar görmüş ve sadrazamlık makamına (İbrahim Paşa) oturmuştur.

 

Dördüncü Bölüm - Kurucu Mehmet

Dinler ve merkezi otorite (Roma bile) dağlara giremez. Dağlarda inançlar bozulur, ortodoks kılıfını kaybeder ve melezleşir. Osmanlı’nın "uc" (sınır) toprakları, bu dağlık ve hoşgörülü karakteriyle inancın sığlaştığı ama özgürlüğün arttığı alanlardır.

 

Fatih, düzeni yıkmamış, yıkılan Orta Çağ enkazını "restore" etmiştir. Bu yüzden kalıcı olamamıştır.

 

Fatih’in gerçek emeli İskender’i ve Sezar’ı aşmak, Roma’yı fethederek evrensel imparatorluğu yeniden birleştirmektir.

 

Machiavelli, dil ve dini farklı yerleri tutmanın en iyi yolunun "yerleşmek" olduğunu söyler.

Osmanlı’nın Balkanlar’a Türk göçmenleri (ve boşalan yerlere Yahudileri) yerleştirerek bu kuralı uyguladı

 

Mahmut Paşa ve Rum Mehmet Paşa örneklerinde olduğu gibi, başarılı olan her vezirini mutlaka azletmiş veya idam ettirmiştir.

 

Divide et Impera

Venedik ve Ceneviz arasındaki rekabeti, Balkan krallıklarının birbirine duyduğu nefreti ve Avrupa’daki siyasi dağınıklığı sürekli beslemiştir.

 

Beşinci Bölüm - Fetih

Toplar, kılıç veya ok gibi hedefi görerek değil, "görmeyerek" ateş ediyordu. Bu durum, surların arkasındaki insanların beyninde "aklı ve tartma yeteneğini silen" bir şok etkisi yaratıyordu.

 

İstanbul'un düşüşüyle birlikte Avrupa'da "Sıra Roma'ya geldi" korkusu (Domino Teorisi) başlamıştır. Bu korku, Türklerin "zalim, kan dökücü ve Neron'dan beter" olarak kodlandığı uzun bir ideolojik savaşın (erken bir Soğuk Savaş) temellerini atmıştır.

 

Venedik ve Ceneviz Fetih’ten hemen sonra Sultan’a hediyeler hazırlatmıştır. Onlar için mesele dinsel değil, Karadeniz ve Levant ticaretinin devamlılığıdır.

 

Doğu (Grek), usul ve seremoniyi; Batı (Latin) ise kaba ve doğrudan güç kullanımını temsil eder.

Batı’nın Doğu Roma’ya (Bizans) yardım için koştuğu "Kiliselerin Birleşmesi" şartı bir yardım vaadi değil, Doğu'nun Batı boyunduruğuna girmesini dayatan bir diplomatik silahtır.

Fatih, sadece surları değil, 1054'ten beri süregelen "Ünyon" tartışmalarını ve Batı'nın Doğu üzerindeki dini-siyasi ambargosunu da bitirmiştir.

 

İstanbul'un Adları

Byzantion: Kurucusu Byzas'tan.

Nea Roma (Yeni Roma): Konstantin'in Roma'ya alternatif olarak kurduğu başkent.

Konstantinopolis / Konstantiniye: İslam dünyasında en yaygın kullanım.

İstanbul: "Stin-polis" (şehre doğru/şehirde) tabirinden türetilen isim.

 

İkinci Bayezid: Atamanlar’da İslamist Darbe

Osmanlı tarihine en büyük katkıyı yapanlar (Hammer, Gibbons, Wittek) meslekten tarihçi değiller.

Akademi, "ağaçlara bakmaktan ormanı görememekte", yani mikro-detaylarda boğulup büyük hegemonik yapıyı kavrayamıyor.

 

Aşıkpaşazade’nin (Derviş Ahmed Aşıki) Fatih Sultan Mehmet’e olan nefreti

Aşıkpaşazade, İstanbul’un fethini basitleştirir, Fatih’i aciz gösterir ve tüm başarıları Sadrazam Mahmut Paşa’ya atfeder.

 

Osmanlı’nın "dini var, imanı yok" / Şahkulu taraftarlarının cami (mescit) yıkıp Kuran yakmaları, Anadolu’daki güçlü "İslam dışı" veya "Sünni dışı" damarı gösterir.

 

(Theoharis Stavrides) Venedik Fatih’i öldürmek için 14 ayrı plan yaptı

Bu planların merkezindeki isim, aslen İtalyan olan Hekimbaşı Yakup Paşa’dır.

Yakup Paşa, 1471'de Venedik vatandaşlığı ve 10 bin düka karşılığında Fatih’i zehirlemeyi teklif etmiştir.

Fatih'in en sevdiği oğlu ve veliahtı Mustafa’nın ölümü sırasında Yakup Paşa yanındaydı.

 

Fatih, devletin bekası için vakıf ve tekke topraklarını kamulaştırarak (nasyonalizasyon) orduya tahsis etmişti. II. Bayezid ise bu toprakları tarikatlara geri vererek (özelleştirme) kendi siyasi tabanını oluşturdu.

 

Nakşibendilik (Molla İlahi) ve Mevlevilik gibi yapılar, Bayezid döneminde İstanbul’a yerleşmiş ve devletin resmi ideolojisinin parçası haline gelmiştir.

 

Osman Gazi ile Şeyh Edebali arasındaki "meşhur rüya" ve akrabalık bağı, hanedana dini bir meşruiyet kazandırmak için bu dönemde uydurulmuş bir "icat"tır.

 

Bugün "Osmanlı tarihi" diye okuduğumuz anlatıların çoğu, II. Bayezid’in kendi saltanatını meşrulaştırmak ve Fatih döneminin aydınlanmacı/merkeziyetçi mirasını silmek için sipariş ettiği "icat edilmiş" metinlerdir.

 

Osmannist Halil İnalcık

Bayezid döneminde telif edilen dört ana eser: Aşıkpaşazade, Neşri, İdris-i Bitlisi, İbn Kemal

Aşıkpaşazade: Aşıkpaşazade

Neşri: Bayezid övgüsü.

İbn Kemal: Bayezid'in emriyle yazan resmî ulema.

İdris-i Bitlisi (Heşt Behişt): İran’dan kaçan Sünni ulemanın himaye edilmesi ve tarihin "süslü bir Farsça" ile yeniden kurgulanması. Bitlisi, sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda Doğu Anadolu’nun Sünnileştirilmesinde (Safavi karşıtlığı) kilit bir politik figürdür.

Bayezid’in "sofu" ve "şeriatçı" kimliğine uygun olarak geçmiş yeniden boyanmış; Fatih’in "laik" ve disiplinli rejimi "müstebitlik" ve "inançsızlık" ile karalanmıştır.

 

Bayezid güzellemelerini cumhuriyet döneminde İnalcık sürdürdü.

 

Fatih Mehmet ve Öncesinde Mülki Osmani’de Yahudiler

Anadolu’da (Tarsus, Van, Konya, Bursa) Türklerin gelişinden yüzyıllar önce yaşayan yerli Yahudilere "Romanyot" (Rumi) deniyor.

 

Pavlus'un (Saul) seyahat güzergahı (Tarsus, Konya, Antakya) o dönemdeki yoğun Yahudi yerleşim yerlerini takip eder.

 

Orhan Gazi şehri aldığında Rumları boşaltmış, ticaretin canlanması için Şam ve Bizans topraklarından Yahudileri davet etmiştir.

I. Murad Edirne'yi aldığında burayı bir "Yahudi Üniversite Şehri" (Yeşiva merkezi) haline getirmiştir.

Karay Yahudiliği Fatih döneminde, Karaköy’de canlandı.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder