14 Haziran 2025 Cumartesi

Yalçın Küçük - Çöküş - Notlar

Yalçın Küçük - Çöküş - Notlar

Mızrak Yayınları, 2010

 


İzmir'in işgali Kurtuluş Savaşı'nın başlaması için bir "lütuf"

İşgal olmasaydı savaş başlamayabilirdi

Sevr Antlaşması ise bir "nimet" / Sevr'deki Ermeni Devleti kurulması maddesi nedeniyle Kürt şefleri Türklerle ittifak etmiş…

 

Son yüz yıllık Türk tarihi başkalarının (Ermeni, Rum) zenginliklerine el koyma süreci "ilkel akümülasyonlar tarihi"

Türk zenginleri "talancı" ve "iktisat dışı"

 

Dinselleşme sınıfsaldır ve bu bir çöküştür.

Çöküş, dinselleşmektir.

 

Sovyet sisteminde ideolojik çöküş düzenin çöküşünü hazırladı

 

"Tekeliyet" (monopolleşme) düzeni insanı böcekleştirdi ve umutsuzluk yarattı

İnsanlık bittiği zaman tekeller başlıyorlar.

Böcek-insan, gelecekten korkan canlıdır.

 

İstiklal Marşı'nın Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılmadığını, Akif'in sadece bir "paravan" olduğunu iddia ediyor.

 

Mehmet Ragif, asıl adı “Ragif” idi, hiçbir yerde bu Marş’ı yazdığını söylememiştir. Yaşadığı sürece şiirleri arasına almadığını da biliyoruz. Ersoy, Marş’ta, sadece bir paravandır.

1936 yılında, cenazesine, bir bekçi dahil, devletten bir tek adem, katılmadı.

 

Nakşibendi Tahİr Efendi’nin mahdumu Mehmet Ragif'in “Karay” olması ihtimali, kuvvetli ve yüksektir.

Ragif ile Refik akrabadırlar, çok güzel Türkçe konuşur ve yazarlar; ama velakin, Marş’ın dili çok kötü, ağdalı ve Türkçeden uzaktır.

 

Türkiye Cumhuriyetinin, güya kuruluş marşında, “Türk” sözcüğünün geçmemesi utanç vericidir.

 

İçinde “toprak” ve “vaad” var

Kur’an ise “vaad” sözcük ve ameline hiç iyi bakmıyor.

Kur’an’dan binasip olduklarım söyleyebiliyorum.

 

Primitif akümülatörler, mübadiller ve Kürtlerdir. Akepe’de birleşiyorlar.

 

Meclis’i, 12 Mart 1921 Günü, Adnan Adıvar yönetiyordu. Çok acelesi vardı, sadece “kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir” diyordu

 

Tekeliyet’te imalat hatası olabilmek, bir hürriyet kapısıdır.

 

Orta Çağ insanı için gelecek belirsizdir ve belirsiz olduğu için Tanrısaldır, düşünülmesi ve konuşulması yasak ve günah’tır. Sadece rüyada yeri var. Bu nedenle Orta Çağda rüya tahlilleri ve rüyacılar çok önemlidirler ve iyi para kazanıyorlar.

Gelecek, istemek’tir.

 

…bir “Karay” olan Ahmet Davutoğlu’nun eşinin adı da Sara’dır, İsak ya da Yisak’tır ve Türkçe karşılığı “Gül” olup, “güler”, hande, “gülüş” ve “gülen” türevleridirler. Demek ki “gül” ve “gülen” köken olarak birbirine yakın duruyorlar.

 

İnsanın hiç umudu yoksa / hiç belleği yoksa / bugünü, dünü ve yarını yoksa Orta Çağ'dayız.

 

İthal ikameci politikalarından ihracat sanayilerine dönüş, yetmişli yılların ikinci yarısıdır. Çöküşu ve islamizasyonu işte o tarihte gördüm

 

BİRİNCİ KİTAP: YABAN

Marş

…bir zamanlar, pek eski bir İranca olan Soğdaca’nın resmi Türk dili olduğunu, çok azımız biliyoruz ve o kadar öyle ki, “kent” sözcüğünü Türkçe sanıyoruz, Türkçe değil, artık ölü bir dil sayılan Soğdacadır.

 

Yok ettiği imparatorlukların kurumlarına esir olan tek kavim, biz, Türkleriz.

 

“ne Arab’ın yüzü ne Şam’ın şekeri”

Aslı / “ne didar-ı Arap ne şir-i şotur” olup, ne deve sütü ne Arab’ın yüzü, demektir.

İrani’ler, dillerini yok ettiklerini ve uygarlıklarını yıktıklarına inandıkları Araplar’dan nefret' ederler

Bizde ise, İsrael Devleti kuruluncaya kadar, Araplar’a yönelen açık bir nefret yoktu

 

İbn Battuta / Bu büyük Arap gezginini okudukça, çökerttiğimiz güzelliklere ağlamadan edemiyoruz

 

Machiavelli’nin Prensi ve İbn Battuta’nın Seyahetler'i, henüz Türkiye’de okunmamıştır.

 

Mehmet Ragif

Babası Tahir İpek, adını “Ragif” koymuştu; yazılıdır, ama yazmıyorlar ve yazıyorum.

 

Şiir nizamlı şiirdir. Bu sebeple ağır ve pek monotondur. Halbuki marşın güfteleri serbest şiir olmak lazımdır.

 

Rıza Nur

Cumhuriyet’in kuruluş yatağında idi ve hep öndedir.

“Türkiye” buluşu, Rızaya attir.

“Milli Marş” yazılması ve seçilmesini başlatan da zamanın Maarif Nazırı Rıza Nur idi

Akif’in şiirinden bir “marş” çıkmayacağı konusunda nettir.

 

1924 yılından itibaren daha çok Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini duyuyorduk; 1930 yılında güfte aynı ve beste değişiyor, Zeki Üngör’ün bestesine geçilmektedir.

 

Karabekir, Akif’in metnini "halkın seviyesine uygun olmamak", "medeniyete canavar demek" ve "karamsarlık aşılamak" gibi nedenlerle eleştirir.

 

Akif Manzumesinde 'Türk' sözcüğünün olmaması, bir mesajdır ve bir politikadır.

 

Türk milleti kurtarıcılarını yaşatmadı

Aydın kırdık.

Yerine, aparatçiklerden, "aydın aristokrasisi” yarattık.

 

Kur'an'da Tanrı "vaadkar" değil / "vaad edilen" ve "toprak" kelimeleri yan yana gelince İbrani geleneğindeki "Vaad Edilmiş Toprak" (Arz-ı Mev'ud) kavramını sızdırır.

 

Koçgiri

12 Mart 1947 Türkiye Londra ekseninden kopup Washington'a resmen bağlandı

Truman Doktrini ile Yunanistan ve Türkiye ABD himayesine girdi

 

1947 / aynı zamanda Filistin'in bölünmesi ve İsrail'in kuruluş kararının kesinleşmesidir.

 

12 Temmuz Beyannamesi ve Demokrat Parti'nin (DP) kuruluşu, uluslararası Yahudi siyasetiyle ilişkili…

Demokrat Parti’nin çıkışı ile İsrael’in kuruluşunun birbirine yakın düşmesi mantıklıdırlar, Demokrat Parti birinci dereceden İbrani-dominant bir parti idi.

 

Sevr'in Kürt bölgelerini Ermenistan'a verme ihtimali, Kürt şeflerini mülklerini ve statülerini korumak için Türkler ile beraber savaşmaya mecbur bıraktı.

 

Kürdolog Robert Olson'un tespitlerine göre, I. Dünya Savaşı sonrası Batılı güçlerin (özellikle Britanya) Kürt devleti projesinin arkasındaki stratejik nedenler:

Anadolu Türkleri ile Kafkasya ve Azerbaycan'daki Türk halkları arasına coğrafi bir engel koymak.

Pan-İslamist bir hareketin önünü kesmek için bölgeyi parçalı yapıda tutmak.

Milliyetçi Türkiye ile Sovyet Azerbaycan'ı ve İran'daki Azeri nüfusu arasına bir tampon yerleştirmek.

Kürt devletini, bölge devletlerine (Türkiye ve İran) karşı bir baskı unsuru olarak elde tutmak.

 

İstiklal Marşı'nın kabul edildiği 12 Mart 1921 tarihinin, Koçgiri İsyanı'nın en şiddetli günlerine denk gelmesi

11 Mart 1921'de isyancıların Ankara'ya özerklik talepli telgraf çekmesi ile 12 Mart'ta marşın kabulü yan yanadır.

 

Trabzon’daki Elen zenginliği (mülkler) Selanik'ten gelen sabetayistlere verildi

 

Nurettin Paşa hem Pontus hem de Koçgiri'de resmi emirlerin dışına çıkarak kadın ve çocukları da kapsayan sürgünler ve idamlar gerçekleştirdi / bu yüzden Meclis'te yargılandı

 

Akif'in en yakın dostu Babanzade Naim, mason ve anti-Türkist

 

"Allah" yerine "Hûda" denmesi / bu kelime Farsça-Kürtçede Tanrı, ancak Kürt-Yahudi lehçesinde "Yahudi" anlamına gelir.

 

Sanki Ankara, Dersim Kürtlerine hemen özerklik yerine bu marşı vermektedir.

 

Dergâh

Halil İnalcık: Anglo-Amerikan akademiyası tarafından "icat edilmiş", özgün sözü olmayan bir özetleyici / Bernard Lewis ve Siyonist çevrelerle olan ilişkisi

 

Fuat Köprülü: Osmanlı kurumlarının Bizans kökenini reddedip Abbasi (dolayısıyla dolaylı Bizans) kökenini savunması "kurnazca"

 

Ahmet Cevdet Paşa: İlk modern tarihçi kabul edilse de muhafazakâr ve "komplocu"

 

Türkiye'de modernleşme (Tanzimat) Avrupa'dan değil, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ından geldi

Kavalalı'nın oğlu İbrahim Paşa'nın Kütahya'ya kadar gelerek Osmanlı'nın çürümüşlüğünü kanıtladı. II. Mahmut'u radikal reformlara zorladı.

 

Kadına aşık olma, modern eğlence hayatı, yalı kültürü ve sosyal "incelikler" Mısırlı prens ve prensesler tarafından İstanbul'a taşındı

 

Türkiye'deki Mason teşkilatının kurucu ve koruyucu gücü Kavalalı Hanedanı

1861 ve 1909'daki masonik örgütlenmelerin başında Kavalalı prenslerinin (Halim Paşa, Aziz Hasan Paşa) olması, Türkiye'nin masonik açıdan bir "Kavalalı mandası" altında olduğunu gösterir.

 

Rıza Tevfik Bölükbaşı / sadece bir şair veya felsefeci değil, aynı zamanda bir Alyans Israelit Universal (AIU) mezunu ve İbrani kökenli bir Siyonist

 

Yunus Emre / icat edilmiş bir cehalet simgesi

Yunus Emre halka "bilmeyi inkar etmeyi" (desinstruction) öğütleyen bir model olarak sunuldu

"Ümmîlik" vurgusu aslında toplumsal cahilleşmeyi estetize etti

 

Anadolu tarikatları zamanla İslam'ın "judaizasyon" (Yahudileşme) kanalları haline geldi

 

Hüdayi / Hudi: "Yehuda" kökünden gelen "Hudi" ile "Hüdayi" ismi ağzında aynılaştı

 

Fahri Korutürk: Eşi Emel Cimcoz üzerinden Sabetayizmin Karakaşi koluna bağlı

 

Muhsin Yazıcıoğlu: Vefatından sonra Taceddin Dergâhı'na gömülmesi, ailesinin "Yazıcıoğlu" soyadının Bayramiye silsilesindeki Yazıcıoğlu Mehmed’e (Celveti bağı) dayanmasıyla açıklanıyor.

 

Karaylar, Talmud'u ve haham otoritelerini reddeder; sadece yazılı Kutsal Kitap'a (Mikra) itibar ederler. Bu yüzden kendilerine "Beni Mikra" (Kutsal Kitap'ın Oğulları) derler.

 

Bulut / Anan: İbranice "Anan" kelimesinin Türkçe karşılığı "Bulut"tur. Karayların kurucusu

Kaya ve Sıla: Kırım'daki "Çıfıt Kale" (Sıla-ı Çıfıt) ve Karayların yerleştiği kayalık bölgeler nedeniyle "Kaya", "Aslı" ve "Sıla" isimler Karayizmle ilgili…

Davutoğlu / Davidof: Kurucu Anan ben David'in soyuna atıfla bu soyadlarının Karay diasporasındaki yaygınlığına dikkat çekiliyor.

 

Kız İsimleri: Arzu, Akbike, Gevher, Nazlı, Sima, Sultan.

Erkek İsimleri: Sinan, Babacan, Paşa, Sadık, Özer (Ezra'dan türetilmiş olabilir iddiası), Efendi.

Soyadı Tipleri: Kırımlı (Kırimi), Kefeli, Toktamış, Şişman, Saatçi, Bayraktar.

 

"Ragif" ismi Arap dünyasında nadir, ancak Kafkasya ve Hazarya (Hazar Türkleri coğrafyası) bölgelerinde çok yaygın

İslamcı bir şair neden dini bir soyadı değil de "Ersoy" gibi Yahudi onomastiğine uygun bir isim seçti…

 

Ahmet Davutoğlu

İbrani asıllı olmayan, Türkiye’de dış işleri bakanı olmaz.

 

Babacan = Y’hoshua: Meşhed’de yaşayan ve dışarıya Müslüman (Cedid-ül İslam), içeriye Yahudi görünen aileler "Babacan" ismini kullanır.

 

Ahmet Davutoğlu'nun annesinin adı Sefure / eşinin adı Sare (İbrahim'in eşi Sarah)

Davutoğlu'nun kızının adı Hacer Bike / Tevrat'taki Sarah ve Hacer (Hagar) hikayesi / "Bike" ismi Karaylarda "Prenses" anlamına gelen çok yaygın bir isim

Davutoğlu'nun kızı Sefure'nin, Kırım kökenli olan Ülker ailesine (Sabri Ülker'in torunu ile) gelin gitmesi / endogami

 

Gür, Gürel, Gürsoy gibi isimlerin "Beni İsrail" veya "Allah'ın Aslanı" kavramlarıyla eşleşir…

"Kenan" ismi vaat edilmiş toprakları (Canaan), "Araz" soyadı da İbranice toprak anlamına gelen "Erez"i (Erez Israel) çağrıştırır…

 

Taife

Mithat Cemal Kuntay / Üç İstanbul

Fethi Naci’nin deyimiyle romandan gelen "leş kokusu", yazar için toplumsal kokuşmuşluğun (jurnalculuk, dalkavukluk, çıkar ilişkileri) edebiyattaki karşılığıdır.

Romanın ana karakterlerinden Adnan, İttihat ve Terakki'nin zaaflarını taşıyan, aşkta ve siyasette zayıf bir figür

Belkıs ise "müşir kızı" olarak Osmanlı ihtişamını, ardından çöküşünü (New York'ta bir pansiyon odasında intihar) temsil eder.

 

Mithat Cemal'in romanındaki "Şair Raif" karakteri / bu aslında Mehmet Akif

 

Mehmet Akif / Sadrazam Emin Paşa’nın köşklerinde paşazadelerle büyümüş, asalete özenmiştir.

(Ankara’da) Taceddin Dergâhı’nda şeyhin evinde kalarak "müsteşar" gibi değil, bir "dergâh misafiri" gibi yaşamıştır.

(Mısır’da) Abbas Halim Paşa’nın saraylarında ve köşklerinde on yıl "ebedi misafir" olarak kalmıştır.

 

Ahmet Naim Baban: Akif’in en sevdiği dostu ve akıl hocasıdır.

Selanikli Esad Dede: Akif’e ders veren bu zat sonradan Müslüman olmuş Yahudi’dir.

 

Akif 1936’daki cenazesinde sessiz ve kimsesizdir.

1949’da anısına "ihtişamlı" mezar yapımına başlandı.

1949 Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı ve aynı zamanda İmam-Hatip okullarını açtığı yıldır.

 

Akif’in yüceltilmesi İslam + İsrail ittifakının sonucu…

 

(Küçük’e göre) marşı kaleme alan asıl kadro, Taceddin Dergâhı müdavimi olan şu üç isimdir:

Abdülhak Adnan Adıvar: Masonluğu ve Meclis'teki despotik yönetim tarzıyla öne çıkarılır.

Yusuf Hikmet Bayur: Sadrazam Kâmil Paşa'nın torunu, İbrani kökenli olduğu iddia edilir.

Münir Ertegün: Özbekler Tekkesi ile bağlantılı, diplomat ve "Missouri Gemisi" ile cenazesi getirilen isim.

 

Münir Ertegün'ün cenazesinin ABD savaş gemisi Missouri ile gelmesi, Amerikan emperyalizminin Türkiye'ye "giriş" törenidir.

 

Ankara’da asılan İngiliz casusu Mustafa Sagir Taceddin Dergâhı’nda Mehmet Akif Ersoy ile birlikte kaldı

 

Halide Edip Adıvar’ın The Turkish Ordeal (Türk’ün Ateşle İmtihanı) kitabının İngilizce metni: Bize iyi davranırsanız Bolşevizm'e karşı tek tampon biz oluruz.

Küçük'e göre Türkiye, Bolşevizm mikrobuna karşı Batı'yı koruyan bir "bariyer" olma karşılığında bekasını sürdürme pazarlığı yapmıştır.

1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla bu "tampon" fonksiyonu bitmiş, Türkiye bir "boşluğa" düşmüştür. 1993'teki suikastlar (Uğur Mumcu, Eşref Bitlis) ve siyasi değişimler, bu yeni döneme uyum sağlama sancılarıdır.

 

Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcını "İbrani asıllı birine bağlamak" için sonradan uydurulmuş bir "yalan"

 

Türk siyasi tarihinde büyük hedefleri olanlar:

Jön Türkler: Enver Paşa ve arkadaşları (Tasfiye edildiler/Öldürüldüler).

Sol-Türkler: Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan (Öldürüldüler).

 

Tampon

Dido Sotiriyu / Benden Selam Söyle Anadolu’ya

Batı (İngiltere ve Fransa) 1919-1921 yıllarında kurulan yeni Cumhuriyete "90 yıl ömür" biçti.

 

Churchill, Yunanların İzmir’e çıkmasını "felaketli bir hata" olarak görür. Ona göre bu, Türkleri can havliyle şahlandırmış ve "ya istiklal ya ölüm" noktasına getirmiştir.

Churchill, Bolşevizm tehlikesine karşı Yunanları "feda etmeyi", Türkler ve Araplarla dost olmayı önermiştir.

 

Türkiye’nin bir "tampon devlet" olarak kalabilmesi için "minimalist" bir kadroya ihtiyaç duyuldu

 

Lloyd George, İncil eğitimiyle büyümüş, Yahudilerin Filistin’e dönmesini (Restorasyonizm) dini bir görev sayan bir fundamentalisttir.

Balfour Deklarasyonu, bu dini ve siyasi "bağlılığın" bir ürünüdür.

 

Vladimir Jabotinsky, Yahudileri geleneksel "Türk dostu-Rus düşmanı" çizgisinden çıkarıp "İngiliz dostu-Türk düşmanı" çizgisine çekmiştir.

Gelibolu ve Filistin’de Türklere karşı savaşan Yahudi birliklerinin (Patterson komutasında), Osmanlı’nın Ortadoğu’dan tasfiyesinde kilit rol oynadı

 

Başlangıçta Kafkasya’da bir "tampon" kurulması planlanmıştı. Ancak Bolşeviklerin 1920’de İç Savaş’ı kazanıp bölgeyi sovyetize etmesiyle bu plan çöktü.

Enver Paşa’nın "maksimalist" (genişlemeci/İmparatorlukçu) planlarına karşı Mustafa Kemal’in "minimalist" (Anadolu ile sınırlı) ve Bolşeviklerle uyumlu stratejisi, İngilizleri politikalarını revize etmeye zorlamıştır.

 

1920 yılında Nahçıvan ve çevresinde görev yapan Türk birlikleri, Sovyetlerle ortak hareket etmek için "İnkılab-ı Türkiye Şark Cephesi Kızıl Müfrezesi" adını almış ve Bolşevik rütbe işaretlerini kullanmıştır. (Veysel Ünüvar)

Ankara (Kemalistler), "Minimalist" bir politika izleyerek Kafkasya ve Azerbaycan’daki haklarından (veya nüfuzundan) vazgeçmiş, buna karşılık Sovyet yardımıyla Batı Anadolu’yu (İzmir) kurtarmayı hedeflemiştir.

 

Tampon devlet zayıftır, her iki büyük rakibin birbirini engellemesi sayesinde hayatta kalır.

 

Lloyd George’un Türk düşmanlığına dayalı Yunan politikası, Winston Churchill’in stratejik gerçekçiliği tarafından çökertildi

 

Churchill’in 1921 yılı içinde (Şubat, Haziran ve Eylül) Başbakan Lloyd George’a yazdığı üç gizli mektup:

Churchill, Yunan ordusunun Anadolu içlerine ilerlemesinin onları yok edeceğini öngörmüştür.

Churchill, barış için Yunanların derhal İzmir’i boşaltmasını şart koşar.

Churchill’in asıl korkusu, Türklerin İngiliz baskısı nedeniyle tamamen Bolşeviklerin kucağına itilmesidir. Musul’u elde tutmak için Türklerle savaşmak yerine onlarla "minimal" bir Türkiye üzerinde anlaşmayı savunur.

 

Londra Konferansı’na giden Bekir Sami Bey Churchill’in "Yunanları gözden çıkaran" pozisyonunu öğrendi

Ankara bu gizli istihbarat sayesinde Sakarya Meydan Muharebesi ve sonrasında çok daha cesur bir diplomasi yürüttü

 

İKİNCİ KİTAP: YEŞİL GECE

Pax Muslin

T.E. Lawrence Türk askerini "koyun gibi" iradesiz, emredildiğinde her şeyi yapan (annesinin karnını deşmek dahil) ama kendi başına bırakıldığında atıl ve umutsuz bir kitle olarak betimler.

Türklerin yerine geçecek "yeni faktör" olarak Arapları görür.

 

Mark Sykes Batı eğitimi almış, kendi köklerinden utanıp Avrupa modasına uyan Osmanlı Hristiyanlarını ve Jön Türkleri "kozmopolit balçığı" olarak niteler ve onlardan tiksinir.

Sykes önceleri Yahudileri sevmezken, 1917 başında Siyonist liderlerle (Rabbi Moses Gaster vb.) yaptığı görüşmelerden sonra militan bir Siyonist'e dönüşmüş ve Balfour Deklarasyonu'nun metnini hazırlamıştır.

 

1920-1926 dönemi, Osmanlı'nın çok uluslu yapısının yerini homojen ulus devletlere bıraktığı sancılı bir süreçtir.

 

1917 Selanik Yangını’nı Rumların, 1922 İzmir Yangını’nı ise Yahudilerin (Rum ve Ermeni gücünü kırmak için) başlattığına dair araştırmalar yapılması gerekir.

 

Türkiye Cumhuriyeti, minimalist bir sınırda (Misak-ı Milli'den taviz vererek) bir "tampon" olarak kurgulanmıştır.

 

1990'lı yıllarda Musul'u yeniden gündeme getiren aktörlerin (Uğur Mumcu, Eşref Bitlis ve Turgut Özal) 1993 yılında arka arkaya ölmeleri

Özal’ın Körfez Savaşı sırasında Musul’a girme hayali, Lozan dengesini bozmaya yönelik bir hamle olarak görülmüş ve bu "politik ufuk" suikastlarla kapatılmıştır.

Mumcu'nun Kürt-İslam ayaklanması üzerine çalışmaları, aslında Musul’un nasıl kaybedildiğine dair bir "otopsi" çabasıdır.

 

Özdemir Bey komutasındaki Türk gerillalarının Musul-Revanduz’u İngilizlere teslim ederek boşalttığı tarih ile kesintiye uğrayan Lozan görüşmelerinin tekrar başladığı tarih aynıdır: 23 Nisan 1923.

Musul’un teslim edilmesi, Lozan’ın alınmasının ön şartıdır.

 

İngilizlerin Musul’da Kürt milliyetçiliğini teşvik etmesi, Robert Olson’un deyimiyle Filistin’deki Yahudi "ulusal yurdu" (National Home) stratejisinin bir kopyasıdır.

 

1915 tehciri ve ardından gelen 1923 mübadelesi ile Anadolu'nun en zengin katmanı (Rumlar ve Ermeniler) mülksüzleştirilmiştir.

Bu mülkler Kürt şeflerine, Türk beylerine ve Sabetayistlere geçmiştir.

 

İki "İ"

Cumhuriyet’in başlangıcındaki laiklik hamleleri çok sürmemiş ve hızla "dine dönüş" başlamıştır.

Sınıfsal korkular (solun yükselişi, işçi hareketleri) mülk sahibi sınıfları dinin "toplumsal yararlılığına" (Tocqueville'den esinle) itmiştir.

1949'da CHP’li Şemsettin Günaltay döneminde din derslerinin konulması, İmam-Hatip kurslarının açılması ve İlahiyat Fakültesi'nin kurulması. Küçük, Menderes dönemindeki Arapça ezan kararının sadece bu sürecin bir teyididir.

 

Fevzi Çakmak Yahudilerin en büyük müdafii / aynı zamanda Küçük Hüseyin Efendi gibi Nakşibendi/Arusi şeyhlerine bağlı

 

Tan Gazetesi Baskını (4 Aralık 1945) / Solun tasfiyesi

Göstericiler Amerikan elçiliği önünde "Yaşasın Hür Amerika" diye bağırır…

Ankara Üniversitesi DTCF’de Behice Boran, Pertev Boratav ve Niyazi Berkes gibi isimlerin tasfiye edilmesi. Bu olay, Marshall Planı’ndan pay alabilmek için akademik kadroların "temizlenmesi" sürecidir.

 

Türkiye’nin hızla dinleşmesi (İmam Hatipler, İlahiyat Fakültesi, din dersleri), bölgedeki yeni müttefikliklerle (İsrail’in kuruluşu) doğrudan bağlantılıdır.

Türkiye'nin İsrail'i tanıyan ilk ülke olması (1949), bu sürecin doğal sonucudur.

 

Selim Sarper

Henüz İsrail kurulmadan önce Siyonist örgütlerle (Jewish Agency) temas halindedir ve Yahudi göçmenlerin Türkiye üzerinden Filistin'e sevkiyatında "müthiş" kolaylıklar sağlamıştır.

Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak ve üs istediği iddiasını "icat eden" ve bu komployu Amerikan çıkarları için kullanan kişidir.

"Türkler bize her zaman bir eş gibi değil, bir metres gibi davrandı" / Ben-Gurion

 

İsrail ve İslam bu topraklarda el ele yükselmektedir.

Hürriyet Gazetesi'nin 1948'de (İsrail'in kuruluşuyla aynı ayda) yayına başlaması

Türkiye'de Yahudi yanlısı bir gazeteye ihtiyaç duyulduğu dönemde Hürriyet'in kuruldu

 

1946 yılında Harp Okulları ve kışlalarda okutulmaya başlanan Askere Din Kitabı

Kitaptaki öğretinin özü / sormamak, sadece inanmak, sabretmek ve komutana mutlak itaat

Bu, rasyonalist asker tipinden, "iman kuvveti" ile beslenen asker tipine geçiştir.

 

Hürriyet’in ve yazarı Hikmet Bil (Kıbrıs Türktür Cemiyeti Başkanı) 6/7 Eylül olaylarını kışkırtan ana unsur oldu.

Olayların amacı, İstanbul’daki Rum (Elen) sermayesini tasfiye ederek yerini Yahudi ve Sabetayist sermayeye bırakmasını sağlamaktır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder