Yalçın Küçük - Çöküş - Notlar
Mızrak Yayınları, 2010
İzmir'in işgali Kurtuluş Savaşı'nın başlaması için bir
"lütuf"
İşgal olmasaydı savaş başlamayabilirdi
Sevr Antlaşması ise bir "nimet" / Sevr'deki Ermeni
Devleti kurulması maddesi nedeniyle Kürt şefleri Türklerle ittifak etmiş…
Son yüz yıllık Türk tarihi başkalarının (Ermeni, Rum)
zenginliklerine el koyma süreci "ilkel akümülasyonlar tarihi"
Türk zenginleri "talancı" ve "iktisat
dışı"
Dinselleşme sınıfsaldır ve bu bir çöküştür.
Çöküş, dinselleşmektir.
Sovyet sisteminde ideolojik çöküş düzenin çöküşünü hazırladı
"Tekeliyet" (monopolleşme) düzeni insanı böcekleştirdi
ve umutsuzluk yarattı
İnsanlık bittiği zaman tekeller başlıyorlar.
Böcek-insan, gelecekten korkan canlıdır.
İstiklal Marşı'nın Mehmet
Akif Ersoy tarafından yazılmadığını, Akif'in sadece bir "paravan"
olduğunu iddia ediyor.
Mehmet Ragif, asıl adı “Ragif” idi, hiçbir yerde bu Marş’ı
yazdığını söylememiştir. Yaşadığı sürece şiirleri arasına almadığını da
biliyoruz. Ersoy, Marş’ta, sadece bir paravandır.
1936 yılında, cenazesine, bir bekçi dahil, devletten bir tek
adem, katılmadı.
Nakşibendi Tahİr Efendi’nin mahdumu Mehmet Ragif'in “Karay”
olması ihtimali, kuvvetli ve yüksektir.
Ragif ile Refik akrabadırlar, çok güzel Türkçe konuşur ve
yazarlar; ama velakin, Marş’ın dili çok kötü, ağdalı ve Türkçeden uzaktır.
Türkiye Cumhuriyetinin, güya kuruluş marşında, “Türk”
sözcüğünün geçmemesi utanç vericidir.
İçinde “toprak” ve “vaad” var
Kur’an ise “vaad” sözcük ve ameline hiç iyi bakmıyor.
Kur’an’dan binasip olduklarım söyleyebiliyorum.
Primitif akümülatörler, mübadiller ve Kürtlerdir. Akepe’de
birleşiyorlar.
Meclis’i, 12 Mart 1921 Günü, Adnan Adıvar yönetiyordu. Çok
acelesi vardı, sadece “kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir” diyordu
Tekeliyet’te imalat hatası olabilmek, bir hürriyet
kapısıdır.
Orta Çağ insanı için gelecek belirsizdir ve belirsiz olduğu
için Tanrısaldır, düşünülmesi ve konuşulması yasak ve günah’tır. Sadece rüyada
yeri var. Bu nedenle Orta Çağda rüya tahlilleri ve rüyacılar çok önemlidirler
ve iyi para kazanıyorlar.
Gelecek, istemek’tir.
…bir “Karay” olan Ahmet Davutoğlu’nun eşinin adı da
Sara’dır, İsak ya da Yisak’tır ve Türkçe karşılığı “Gül” olup, “güler”, hande,
“gülüş” ve “gülen” türevleridirler. Demek ki “gül” ve “gülen” köken olarak
birbirine yakın duruyorlar.
İnsanın hiç umudu yoksa / hiç belleği yoksa / bugünü, dünü
ve yarını yoksa Orta Çağ'dayız.
İthal ikameci politikalarından ihracat sanayilerine dönüş,
yetmişli yılların ikinci yarısıdır. Çöküşu ve islamizasyonu işte o tarihte
gördüm
BİRİNCİ KİTAP: YABAN
Marş
…bir zamanlar, pek eski bir İranca olan Soğdaca’nın resmi
Türk dili olduğunu, çok azımız biliyoruz ve o kadar öyle ki, “kent” sözcüğünü
Türkçe sanıyoruz, Türkçe değil, artık ölü bir dil sayılan Soğdacadır.
Yok ettiği imparatorlukların kurumlarına esir olan tek
kavim, biz, Türkleriz.
“ne Arab’ın yüzü ne Şam’ın şekeri”
Aslı / “ne didar-ı Arap ne şir-i şotur” olup, ne deve sütü
ne Arab’ın yüzü, demektir.
İrani’ler, dillerini yok ettiklerini ve uygarlıklarını
yıktıklarına inandıkları Araplar’dan nefret' ederler
Bizde ise, İsrael Devleti kuruluncaya kadar, Araplar’a
yönelen açık bir nefret yoktu
İbn Battuta / Bu büyük Arap gezginini okudukça,
çökerttiğimiz güzelliklere ağlamadan edemiyoruz
Machiavelli’nin Prensi ve İbn Battuta’nın Seyahetler'i,
henüz Türkiye’de okunmamıştır.
Mehmet Ragif
Babası Tahir İpek, adını “Ragif” koymuştu; yazılıdır, ama
yazmıyorlar ve yazıyorum.
Şiir nizamlı şiirdir. Bu sebeple ağır ve pek monotondur.
Halbuki marşın güfteleri serbest şiir olmak lazımdır.
Rıza Nur
Cumhuriyet’in kuruluş yatağında idi ve hep öndedir.
“Türkiye” buluşu, Rızaya attir.
“Milli Marş” yazılması ve seçilmesini başlatan da zamanın
Maarif Nazırı Rıza Nur idi
Akif’in şiirinden bir “marş” çıkmayacağı konusunda nettir.
1924 yılından itibaren daha çok Ali Rıfat Çağatay’ın
bestesini duyuyorduk; 1930 yılında güfte aynı ve beste değişiyor, Zeki Üngör’ün
bestesine geçilmektedir.
Karabekir, Akif’in metnini "halkın seviyesine uygun
olmamak", "medeniyete canavar demek" ve "karamsarlık
aşılamak" gibi nedenlerle eleştirir.
Akif Manzumesinde 'Türk' sözcüğünün olmaması, bir mesajdır
ve bir politikadır.
Türk milleti kurtarıcılarını yaşatmadı
Aydın kırdık.
Yerine, aparatçiklerden, "aydın aristokrasisi”
yarattık.
Kur'an'da Tanrı "vaadkar" değil / "vaad
edilen" ve "toprak" kelimeleri yan yana gelince İbrani
geleneğindeki "Vaad Edilmiş Toprak" (Arz-ı Mev'ud) kavramını sızdırır.
Koçgiri
12 Mart 1947 Türkiye Londra ekseninden kopup Washington'a
resmen bağlandı
Truman Doktrini ile Yunanistan ve Türkiye ABD himayesine
girdi
1947 / aynı zamanda Filistin'in bölünmesi ve İsrail'in
kuruluş kararının kesinleşmesidir.
12 Temmuz Beyannamesi ve Demokrat Parti'nin (DP) kuruluşu,
uluslararası Yahudi siyasetiyle ilişkili…
Demokrat Parti’nin çıkışı ile İsrael’in kuruluşunun
birbirine yakın düşmesi mantıklıdırlar, Demokrat Parti birinci dereceden
İbrani-dominant bir parti idi.
Sevr'in Kürt bölgelerini Ermenistan'a verme ihtimali, Kürt
şeflerini mülklerini ve statülerini korumak için Türkler ile beraber savaşmaya
mecbur bıraktı.
Kürdolog Robert Olson'un
tespitlerine göre, I. Dünya Savaşı sonrası Batılı güçlerin (özellikle Britanya)
Kürt devleti projesinin arkasındaki stratejik nedenler:
Anadolu Türkleri ile
Kafkasya ve Azerbaycan'daki Türk halkları arasına coğrafi bir engel koymak.
Pan-İslamist bir hareketin
önünü kesmek için bölgeyi parçalı yapıda tutmak.
Milliyetçi Türkiye ile
Sovyet Azerbaycan'ı ve İran'daki Azeri nüfusu arasına bir tampon yerleştirmek.
Kürt devletini, bölge
devletlerine (Türkiye ve İran) karşı bir baskı unsuru olarak elde tutmak.
İstiklal Marşı'nın kabul edildiği 12 Mart 1921 tarihinin,
Koçgiri İsyanı'nın en şiddetli günlerine denk gelmesi
11 Mart 1921'de isyancıların Ankara'ya özerklik talepli
telgraf çekmesi ile 12 Mart'ta marşın kabulü yan yanadır.
Trabzon’daki Elen zenginliği (mülkler) Selanik'ten gelen
sabetayistlere verildi
Nurettin Paşa hem Pontus hem de Koçgiri'de resmi emirlerin
dışına çıkarak kadın ve çocukları da kapsayan sürgünler ve idamlar
gerçekleştirdi / bu yüzden Meclis'te yargılandı
Akif'in en yakın dostu Babanzade Naim, mason ve anti-Türkist
"Allah" yerine "Hûda" denmesi / bu
kelime Farsça-Kürtçede Tanrı, ancak Kürt-Yahudi lehçesinde "Yahudi"
anlamına gelir.
Sanki Ankara, Dersim Kürtlerine hemen özerklik yerine bu
marşı vermektedir.
Dergâh
Halil İnalcık: Anglo-Amerikan akademiyası tarafından
"icat edilmiş", özgün sözü olmayan bir özetleyici / Bernard Lewis ve
Siyonist çevrelerle olan ilişkisi
Fuat Köprülü: Osmanlı kurumlarının Bizans kökenini reddedip
Abbasi (dolayısıyla dolaylı Bizans) kökenini savunması "kurnazca"
Ahmet Cevdet Paşa: İlk modern tarihçi kabul edilse de
muhafazakâr ve "komplocu"
Türkiye'de modernleşme (Tanzimat) Avrupa'dan değil, Kavalalı
Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'ından geldi
Kavalalı'nın oğlu İbrahim Paşa'nın Kütahya'ya kadar gelerek
Osmanlı'nın çürümüşlüğünü kanıtladı. II. Mahmut'u radikal reformlara zorladı.
Kadına aşık olma, modern eğlence hayatı, yalı kültürü ve
sosyal "incelikler" Mısırlı prens ve prensesler tarafından İstanbul'a
taşındı
Türkiye'deki Mason teşkilatının kurucu ve koruyucu gücü Kavalalı
Hanedanı
1861 ve 1909'daki masonik örgütlenmelerin başında Kavalalı
prenslerinin (Halim Paşa, Aziz Hasan Paşa) olması, Türkiye'nin masonik açıdan
bir "Kavalalı mandası" altında olduğunu gösterir.
Rıza Tevfik Bölükbaşı / sadece bir şair veya felsefeci
değil, aynı zamanda bir Alyans Israelit Universal (AIU) mezunu ve İbrani
kökenli bir Siyonist
Yunus Emre / icat edilmiş bir cehalet simgesi
Yunus Emre halka "bilmeyi inkar etmeyi"
(desinstruction) öğütleyen bir model olarak sunuldu
"Ümmîlik" vurgusu aslında toplumsal cahilleşmeyi
estetize etti
Anadolu tarikatları zamanla İslam'ın "judaizasyon"
(Yahudileşme) kanalları haline geldi
Hüdayi / Hudi: "Yehuda" kökünden gelen
"Hudi" ile "Hüdayi" ismi ağzında aynılaştı
Fahri Korutürk: Eşi Emel Cimcoz üzerinden Sabetayizmin
Karakaşi koluna bağlı
Muhsin Yazıcıoğlu: Vefatından sonra Taceddin Dergâhı'na
gömülmesi, ailesinin "Yazıcıoğlu" soyadının Bayramiye silsilesindeki
Yazıcıoğlu Mehmed’e (Celveti bağı) dayanmasıyla açıklanıyor.
Karaylar, Talmud'u ve haham otoritelerini reddeder; sadece
yazılı Kutsal Kitap'a (Mikra) itibar ederler. Bu yüzden kendilerine "Beni
Mikra" (Kutsal Kitap'ın Oğulları) derler.
Bulut / Anan: İbranice "Anan" kelimesinin Türkçe
karşılığı "Bulut"tur. Karayların kurucusu
Kaya ve Sıla: Kırım'daki "Çıfıt Kale" (Sıla-ı
Çıfıt) ve Karayların yerleştiği kayalık bölgeler nedeniyle "Kaya",
"Aslı" ve "Sıla" isimler Karayizmle ilgili…
Davutoğlu / Davidof: Kurucu Anan ben David'in soyuna atıfla
bu soyadlarının Karay diasporasındaki yaygınlığına dikkat çekiliyor.
Kız İsimleri: Arzu, Akbike, Gevher, Nazlı, Sima, Sultan.
Erkek İsimleri: Sinan, Babacan, Paşa, Sadık, Özer (Ezra'dan
türetilmiş olabilir iddiası), Efendi.
Soyadı Tipleri: Kırımlı (Kırimi), Kefeli, Toktamış, Şişman,
Saatçi, Bayraktar.
"Ragif" ismi Arap dünyasında nadir, ancak Kafkasya
ve Hazarya (Hazar Türkleri coğrafyası) bölgelerinde çok yaygın
İslamcı bir şair neden dini bir soyadı değil de
"Ersoy" gibi Yahudi onomastiğine uygun bir isim seçti…
Ahmet Davutoğlu
İbrani asıllı olmayan, Türkiye’de dış işleri bakanı olmaz.
Babacan = Y’hoshua: Meşhed’de yaşayan ve dışarıya Müslüman
(Cedid-ül İslam), içeriye Yahudi görünen aileler "Babacan" ismini
kullanır.
Ahmet Davutoğlu'nun annesinin adı Sefure / eşinin adı Sare
(İbrahim'in eşi Sarah)
Davutoğlu'nun kızının adı Hacer Bike / Tevrat'taki Sarah ve
Hacer (Hagar) hikayesi / "Bike" ismi Karaylarda "Prenses"
anlamına gelen çok yaygın bir isim
Davutoğlu'nun kızı Sefure'nin, Kırım kökenli olan Ülker
ailesine (Sabri Ülker'in torunu ile) gelin gitmesi / endogami
Gür, Gürel, Gürsoy gibi isimlerin "Beni İsrail"
veya "Allah'ın Aslanı" kavramlarıyla eşleşir…
"Kenan" ismi vaat edilmiş toprakları (Canaan),
"Araz" soyadı da İbranice toprak anlamına gelen "Erez"i
(Erez Israel) çağrıştırır…
Taife
Mithat Cemal Kuntay / Üç İstanbul
Fethi Naci’nin deyimiyle romandan gelen "leş
kokusu", yazar için toplumsal kokuşmuşluğun (jurnalculuk, dalkavukluk,
çıkar ilişkileri) edebiyattaki karşılığıdır.
Romanın ana karakterlerinden Adnan, İttihat ve Terakki'nin
zaaflarını taşıyan, aşkta ve siyasette zayıf bir figür
Belkıs ise "müşir kızı" olarak Osmanlı ihtişamını,
ardından çöküşünü (New York'ta bir pansiyon odasında intihar) temsil eder.
Mithat Cemal'in romanındaki "Şair Raif" karakteri
/ bu aslında Mehmet Akif
Mehmet Akif / Sadrazam Emin Paşa’nın köşklerinde
paşazadelerle büyümüş, asalete özenmiştir.
(Ankara’da) Taceddin Dergâhı’nda şeyhin evinde kalarak
"müsteşar" gibi değil, bir "dergâh misafiri" gibi
yaşamıştır.
(Mısır’da) Abbas Halim Paşa’nın saraylarında ve köşklerinde
on yıl "ebedi misafir" olarak kalmıştır.
Ahmet Naim Baban: Akif’in en sevdiği dostu ve akıl
hocasıdır.
Selanikli Esad Dede: Akif’e ders veren bu zat sonradan
Müslüman olmuş Yahudi’dir.
Akif 1936’daki cenazesinde sessiz ve kimsesizdir.
1949’da anısına "ihtişamlı" mezar yapımına
başlandı.
1949 Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı ve aynı zamanda
İmam-Hatip okullarını açtığı yıldır.
Akif’in yüceltilmesi İslam + İsrail ittifakının sonucu…
(Küçük’e göre) marşı kaleme alan asıl kadro, Taceddin
Dergâhı müdavimi olan şu üç isimdir:
Abdülhak Adnan Adıvar: Masonluğu ve Meclis'teki despotik
yönetim tarzıyla öne çıkarılır.
Yusuf Hikmet Bayur: Sadrazam Kâmil Paşa'nın torunu, İbrani
kökenli olduğu iddia edilir.
Münir Ertegün: Özbekler Tekkesi ile bağlantılı, diplomat ve
"Missouri Gemisi" ile cenazesi getirilen isim.
Münir Ertegün'ün cenazesinin ABD savaş gemisi Missouri ile
gelmesi, Amerikan emperyalizminin Türkiye'ye "giriş" törenidir.
Ankara’da asılan İngiliz casusu Mustafa Sagir Taceddin
Dergâhı’nda Mehmet Akif Ersoy ile birlikte kaldı
Halide Edip Adıvar’ın The Turkish Ordeal (Türk’ün Ateşle
İmtihanı) kitabının İngilizce metni: Bize iyi davranırsanız Bolşevizm'e karşı
tek tampon biz oluruz.
Küçük'e göre Türkiye, Bolşevizm mikrobuna karşı Batı'yı
koruyan bir "bariyer" olma karşılığında bekasını sürdürme pazarlığı
yapmıştır.
1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla bu
"tampon" fonksiyonu bitmiş, Türkiye bir "boşluğa"
düşmüştür. 1993'teki suikastlar (Uğur Mumcu, Eşref Bitlis) ve siyasi
değişimler, bu yeni döneme uyum sağlama sancılarıdır.
Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcını "İbrani asıllı birine
bağlamak" için sonradan uydurulmuş bir "yalan"
Türk siyasi tarihinde büyük hedefleri olanlar:
Jön Türkler: Enver Paşa ve arkadaşları (Tasfiye
edildiler/Öldürüldüler).
Sol-Türkler: Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan (Öldürüldüler).
Tampon
Dido Sotiriyu / Benden Selam Söyle Anadolu’ya
Batı (İngiltere ve Fransa) 1919-1921 yıllarında kurulan yeni
Cumhuriyete "90 yıl ömür" biçti.
Churchill, Yunanların İzmir’e çıkmasını "felaketli bir
hata" olarak görür. Ona göre bu, Türkleri can havliyle şahlandırmış ve
"ya istiklal ya ölüm" noktasına getirmiştir.
Churchill, Bolşevizm tehlikesine karşı Yunanları "feda
etmeyi", Türkler ve Araplarla dost olmayı önermiştir.
Türkiye’nin bir "tampon devlet" olarak kalabilmesi
için "minimalist" bir kadroya ihtiyaç duyuldu
Lloyd George, İncil eğitimiyle büyümüş, Yahudilerin
Filistin’e dönmesini (Restorasyonizm) dini bir görev sayan bir fundamentalisttir.
Balfour Deklarasyonu, bu dini ve siyasi
"bağlılığın" bir ürünüdür.
Vladimir Jabotinsky, Yahudileri geleneksel "Türk
dostu-Rus düşmanı" çizgisinden çıkarıp "İngiliz dostu-Türk
düşmanı" çizgisine çekmiştir.
Gelibolu ve Filistin’de Türklere karşı savaşan Yahudi
birliklerinin (Patterson komutasında), Osmanlı’nın Ortadoğu’dan tasfiyesinde
kilit rol oynadı
Başlangıçta Kafkasya’da bir "tampon" kurulması
planlanmıştı. Ancak Bolşeviklerin 1920’de İç Savaş’ı kazanıp bölgeyi sovyetize
etmesiyle bu plan çöktü.
Enver Paşa’nın "maksimalist"
(genişlemeci/İmparatorlukçu) planlarına karşı Mustafa Kemal’in
"minimalist" (Anadolu ile sınırlı) ve Bolşeviklerle uyumlu
stratejisi, İngilizleri politikalarını revize etmeye zorlamıştır.
1920 yılında Nahçıvan ve çevresinde görev yapan Türk
birlikleri, Sovyetlerle ortak hareket etmek için "İnkılab-ı Türkiye Şark
Cephesi Kızıl Müfrezesi" adını almış ve Bolşevik rütbe işaretlerini
kullanmıştır. (Veysel Ünüvar)
Ankara (Kemalistler), "Minimalist" bir politika
izleyerek Kafkasya ve Azerbaycan’daki haklarından (veya nüfuzundan) vazgeçmiş,
buna karşılık Sovyet yardımıyla Batı Anadolu’yu (İzmir) kurtarmayı
hedeflemiştir.
Tampon devlet zayıftır, her iki büyük rakibin birbirini
engellemesi sayesinde hayatta kalır.
Lloyd George’un Türk düşmanlığına dayalı Yunan politikası,
Winston Churchill’in stratejik gerçekçiliği tarafından çökertildi
Churchill’in 1921 yılı içinde (Şubat, Haziran ve Eylül) Başbakan
Lloyd George’a yazdığı üç gizli mektup:
Churchill, Yunan ordusunun Anadolu içlerine ilerlemesinin
onları yok edeceğini öngörmüştür.
Churchill, barış için Yunanların derhal İzmir’i boşaltmasını
şart koşar.
Churchill’in asıl korkusu, Türklerin İngiliz baskısı
nedeniyle tamamen Bolşeviklerin kucağına itilmesidir. Musul’u elde tutmak için
Türklerle savaşmak yerine onlarla "minimal" bir Türkiye üzerinde
anlaşmayı savunur.
Londra Konferansı’na giden Bekir Sami Bey Churchill’in
"Yunanları gözden çıkaran" pozisyonunu öğrendi
Ankara bu gizli istihbarat sayesinde Sakarya Meydan
Muharebesi ve sonrasında çok daha cesur bir diplomasi yürüttü
İKİNCİ KİTAP: YEŞİL GECE
Pax Muslin
T.E. Lawrence Türk askerini "koyun gibi" iradesiz,
emredildiğinde her şeyi yapan (annesinin karnını deşmek dahil) ama kendi başına
bırakıldığında atıl ve umutsuz bir kitle olarak betimler.
Türklerin yerine geçecek "yeni faktör" olarak
Arapları görür.
Mark Sykes Batı eğitimi almış, kendi köklerinden utanıp
Avrupa modasına uyan Osmanlı Hristiyanlarını ve Jön Türkleri "kozmopolit
balçığı" olarak niteler ve onlardan tiksinir.
Sykes önceleri Yahudileri sevmezken, 1917 başında Siyonist
liderlerle (Rabbi Moses Gaster vb.) yaptığı görüşmelerden sonra militan bir
Siyonist'e dönüşmüş ve Balfour Deklarasyonu'nun metnini hazırlamıştır.
1920-1926 dönemi, Osmanlı'nın çok uluslu yapısının yerini
homojen ulus devletlere bıraktığı sancılı bir süreçtir.
1917 Selanik Yangını’nı Rumların, 1922 İzmir Yangını’nı ise
Yahudilerin (Rum ve Ermeni gücünü kırmak için) başlattığına dair araştırmalar
yapılması gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti, minimalist bir sınırda (Misak-ı
Milli'den taviz vererek) bir "tampon" olarak kurgulanmıştır.
1990'lı yıllarda Musul'u yeniden gündeme getiren aktörlerin
(Uğur Mumcu, Eşref Bitlis ve Turgut Özal) 1993 yılında arka arkaya ölmeleri
Özal’ın Körfez Savaşı sırasında Musul’a girme hayali, Lozan
dengesini bozmaya yönelik bir hamle olarak görülmüş ve bu "politik
ufuk" suikastlarla kapatılmıştır.
Mumcu'nun Kürt-İslam ayaklanması üzerine çalışmaları,
aslında Musul’un nasıl kaybedildiğine dair bir "otopsi" çabasıdır.
Özdemir Bey komutasındaki Türk gerillalarının
Musul-Revanduz’u İngilizlere teslim ederek boşalttığı tarih ile kesintiye
uğrayan Lozan görüşmelerinin tekrar başladığı tarih aynıdır: 23 Nisan 1923.
Musul’un teslim edilmesi, Lozan’ın alınmasının ön şartıdır.
İngilizlerin Musul’da Kürt milliyetçiliğini teşvik etmesi,
Robert Olson’un deyimiyle Filistin’deki Yahudi "ulusal yurdu"
(National Home) stratejisinin bir kopyasıdır.
1915 tehciri ve ardından gelen 1923 mübadelesi ile
Anadolu'nun en zengin katmanı (Rumlar ve Ermeniler) mülksüzleştirilmiştir.
Bu mülkler Kürt şeflerine, Türk beylerine ve Sabetayistlere
geçmiştir.
İki "İ"
Cumhuriyet’in başlangıcındaki laiklik hamleleri çok sürmemiş
ve hızla "dine dönüş" başlamıştır.
Sınıfsal korkular (solun yükselişi, işçi hareketleri) mülk
sahibi sınıfları dinin "toplumsal yararlılığına" (Tocqueville'den
esinle) itmiştir.
1949'da CHP’li Şemsettin Günaltay döneminde din derslerinin
konulması, İmam-Hatip kurslarının açılması ve İlahiyat Fakültesi'nin kurulması.
Küçük, Menderes dönemindeki Arapça ezan kararının sadece bu sürecin bir teyididir.
Fevzi Çakmak Yahudilerin en büyük müdafii / aynı zamanda
Küçük Hüseyin Efendi gibi Nakşibendi/Arusi şeyhlerine bağlı
Tan Gazetesi Baskını (4 Aralık 1945) / Solun tasfiyesi
Göstericiler Amerikan elçiliği önünde "Yaşasın Hür
Amerika" diye bağırır…
Ankara Üniversitesi DTCF’de Behice Boran, Pertev Boratav ve
Niyazi Berkes gibi isimlerin tasfiye edilmesi. Bu olay, Marshall Planı’ndan pay
alabilmek için akademik kadroların "temizlenmesi" sürecidir.
Türkiye’nin hızla dinleşmesi (İmam Hatipler, İlahiyat Fakültesi,
din dersleri), bölgedeki yeni müttefikliklerle (İsrail’in kuruluşu) doğrudan
bağlantılıdır.
Türkiye'nin İsrail'i tanıyan ilk ülke olması (1949), bu
sürecin doğal sonucudur.
Selim Sarper
Henüz İsrail kurulmadan önce Siyonist örgütlerle (Jewish
Agency) temas halindedir ve Yahudi göçmenlerin Türkiye üzerinden Filistin'e
sevkiyatında "müthiş" kolaylıklar sağlamıştır.
Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak ve üs istediği
iddiasını "icat eden" ve bu komployu Amerikan çıkarları için kullanan
kişidir.
"Türkler bize her zaman bir eş gibi değil, bir metres
gibi davrandı" / Ben-Gurion
İsrail ve İslam bu topraklarda el ele yükselmektedir.
Hürriyet Gazetesi'nin 1948'de (İsrail'in kuruluşuyla aynı
ayda) yayına başlaması
Türkiye'de Yahudi yanlısı bir gazeteye ihtiyaç duyulduğu
dönemde Hürriyet'in kuruldu
1946 yılında Harp Okulları ve kışlalarda okutulmaya başlanan
Askere Din Kitabı
Kitaptaki öğretinin özü / sormamak, sadece inanmak,
sabretmek ve komutana mutlak itaat
Bu, rasyonalist asker tipinden, "iman kuvveti" ile
beslenen asker tipine geçiştir.
Hürriyet’in ve yazarı Hikmet Bil (Kıbrıs Türktür Cemiyeti
Başkanı) 6/7 Eylül olaylarını kışkırtan ana unsur oldu.
Olayların amacı, İstanbul’daki Rum (Elen) sermayesini
tasfiye ederek yerini Yahudi ve Sabetayist sermayeye bırakmasını sağlamaktır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder