17 Haziran 2025 Salı

Yalçın Küçük - Çıkış 2. Cilt - Notlar

Yalçın Küçük - Çıkış 2. Cilt - Notlar

Tekin Yayınları, 2015

 


Önsöz

Osmanlı / kurucu isim Osman değil, Türkçe ve Moğolca kökenli olan Ataman'dır.

 

Zafer Toprak: Cumhuriyet'in kuruluşunu, Jön Türk Devrimi'nin bir devamı olarak laik ve bilimsel bir temelde anlattı

 

Kuzguncuk: "Kudüscük"

 

Türkiye'nin Musul ve Suriye ile birleşerek büyümesi gerekir aksi halde parçalanır.

 

Birinci Sure - Gizli Tarih Kuzguncuk

Kuzguncuk'ta 6/7 Eylül Yangından ve Soygundan Yahudilerimizi Koruma

Kuzguncuk sadece bir semt değil, bir model (rüşeym)

İzmir Yangını'nda (1922) olduğu gibi, 6-7 Eylül'de de Yahudi evleri önceden belirlendi ve korundu

 

6-7 Eylül olayları bir "çapulcu işi" değil, Türkiye'yi Hristiyanlardan (Rum ve Ermeni) arındırma ve yobazlaştırma operasyonudur.

 

Varlık Vergisi ve Holocaust İlişkisi

Hitler'in Balkanlar'a indiği dönemde, Yahudi vatandaşların Batı sınırından (İstanbul/Trakya) alınıp Doğu sınırına (Erzurum/Aşkale) taşınmasını, olası bir Nazi işgalinde onları Sovyetler Birliği'ne geçirmek için yapılan bir hayat kurtarma operasyonu

 

İkinci Sure - Ancien Regime

Erdoğanlar: Korktular Hemen İdam Edemediler ve Kaybettiler

Türkiye tarihinde her büyük ekonomik kriz (1946, 1958, 1970, 1980) bir rejim değişikliği veya darbeyle sonuçlandı

2001 krizi de AK Parti iktidarının önünü açtı.

 

(Ergenekon, Balyoz)

Sanıklar, "Eski Rejim"in (Kemalist Cumhuriyet) memurları, askerleri ve aydınlarıdır. Yeni rejim, eski rejimin yasal olan fiillerini (gazetecilik, askerlik vb.) suç sayarak tasfiye etmektedir.

 

1748 / Kanunların Ruhu’nun yayımlanmasıyla "Filozoflar Partisi" doğdu

Aydınlanma’nın ana damarı Spinoza’nın dine ve Tevrat’a yönelik rasyonalist eleştirileri

 

Alman hukukçu Günther Jakobs’un teorize ettiği "Düşman Ceza Hukuku" (Feindstrafrecht) kavramı Silivri yargılamalarının (Ergenekon/Balyoz) temel işletim sistemi

 

Üçüncü Sure - Ahlak Teorisine Dönüş

Artık Demokrat ve Ahlaksız Adamlarız

Montesquieu ve Rousseau, demokrasinin ancak "tanrılara ve meleklere" uygun, kusursuz bir rejim olduğunu savunurken; Robespierre bu "bozulmazlık" (in-corruptible) sıfatını yeryüzünde, siyasi gücü özel çıkarı için kullanmayarak somutlaştırmıştır.

 

Demek ahlak deyince keskinlik ve bozulmazlık arıyoruz... Ahlak tutarlılık istiyor; bozulma başlayınca yayılarak, hızlanarak ilerlemesi çok kolaydır.

Devrimdeki şiddetin kaynağı Aydınlanma teorisi değil, egemen sınıfların ayrıcalıklarını bırakmamak için gösterdiği dirençtir.

Robespierre, özel çıkar ile kamu çıkarı arasında bir seçim yapmış, ancak "kamu çıkarını inadı ve bozulmaz kişiliği ile koruyabileceği" yanılgısına düşmüştür.

Bilgi, özgürlüğün ve dolayısıyla ahlakın anahtarıdır.

 

Machiavelli ve Hobbes, demokrasinin kısa sürede demagoglar eliyle oligarşiye veya kaosa döneceğini savunarak merkezi otoriteyi (mutlak krallık) tercih etmişlerdir.

 

Rameau’nun Yeğeni: Bu eser, 18. yüzyıl Fransa’sının çürümüşlüğünü bir "hiçkimse" olan yeğen Rameau üzerinden anlatır. Rameau, ahlaksızlığını son derece normal gören, dalkavuklukla geçinen bir figürdür.

Yoksulluk, insanı hayatta kalmak için onurundan vazgeçmeye, "pandomim" yapmaya zorlar.

Yoksul adam başkaları gibi yürümez: Sıçrar, yaltaklanır, kıvranır, sürüklenir, ömrünü çeşitli pozlara girmekle geçirir.

 

Rousseau'ya göre insanların özgür olmaları başka yollarının olmadığı bir düzende ahlaka varılabilirdi. Rousseau ve Robespierre, insanlığa özgürlüğe mahkum etmek istediler.

İngiliz halkı kendini özgür sanıyorsa da aldanıyor, hem de pek çok; o ancak parlamento üyelerini seçerken özgürdür: Bu üyeler seçilir seçilmez, İngiliz halkı köle olur, bir hiç derekesine iner.

 

Tehlike, hükümdarın kendi yetki ve ayrıcalıklarını unutmasında değil, tebaasının kendi haklarını unutmasında yatar.

Pislik İçindeki insan bir süre sonra pis'i gıda biliyor.

 

Alain Touraine Robespierre'i ve cumhuriyetçi düşünceyi "terörün kaynağı" olarak sunar. Kamu çıkarını gözeten "genel irade" kavramını, azınlığın çoğunluk üzerindeki baskısı olarak niteler.

Touraine'e göre Cumhuriyet "devletçi ve baskıcı" iken, Demokrasi "sivil ve özgürlükçü"dür. Ancak metin, buradaki "sivil" kavramı aslında "özel çıkar ve tekelleşme" anlamına gelir.

 

'İnsan', yalnızca, özel çıkara Başkaldıran İnsan’dır.

 

Dördüncü Sure - Yazarlarımız Var

Birinci Bölüm - Zafer Hoca: Cumhuriyette Doktriner Zafer

Cumhuriyet fikren ve kurumsal olarak 1908 İkinci Meşrutiyet ile doğmuştur. Bu dönem, sadece siyasi değil, sosyal (feminizm, popülizm) ve ekonomik (milli iktisat) dönüşümlerin de tohumlandığı yerdir.

 

Türkiye'nin 1930'lardaki devletçiliği ve planlı ekonomisi; ABD’nin New Deal'ı, Sovyetler’in Planirovaniya'sı ve Almanya’nın otoban/inşaat hamleleriyle aynı "küresizleşme" dalgasının bir parçasıdır.

 

Cumhuriyet, 1923'te gökten inmemiş; Balkan Harbi (1912), Cihan Harbi ve Milli Mücadele'den oluşan kesintisiz bir on yıllık kavgada yoğrulmuştur.

 

Atatürk döneminde ortaokul ve lise kitaplarında insanın kökeni Darwinist bir evrim kuramı (Hayat Zinciri) ışığında anlatılıyordu.

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra (İnönü döneminde), Şemsettin Günaltay gibi figürlerin etkisiyle bu bilgiler müfredattan silinmiştir.

 

12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin ardından ordu Kemalizm'den koptu / 12 Eylül sonrası ordu Türk-İslam Sentezi"ne eklemlendi

 

İkinci Bölüm - Güngörmüş Yoksul Düş-Müş & Prens Olmuş

Güngör Uras

 

Güngör Uras, TÜSİAD'da genel sekreterlik yaparak Türk sermaye sınıfını (Vehbi Koç, Vitali Hakko) bir "kurum" haline getirmiş, onlara bir nevi "mürebbiye"lik yapmıştır. Bu dönem, sermayenin siyaseti doğrudan belirlemeye başladığı bir dönüm noktasıdır.

 

Türkiye ekonomisinin bugün dayandığı üç ayağı (Turizm, İnşaat, Tekstil) "katma değeri düşük, ahlakı bozucu ve çocuk işçiliğine dayalı" sektörler

 

Beşinci Sure - Bir Pagan Kuruluş

Okan İrtem Bizans kaynaklarında kurucunun isminin "Osman" değil, Türkçe olan Atman/Ataman olarak geçtiğini vurgular. Bu, beyliğin başlangıçta İslami bir karakterden ziyade, saf bir Türkmen karakteri taşıdığının en büyük kanıtıdır.

Dönemin Bizans tarihçilerinin (Pahimeres, Kantakuzenos) "kutsal bir savaştan" hiç bahsetmemesi, "Gaza" ideolojisinin aslında Osmanlı güçlendikten sonra, 15. yüzyılda geçmişi meşrulaştırmak için uydurulmuş bir kurgu olduğunu düşündürür.

 

Halil İnalcık: 1940'ların Soğuk Savaş ikliminde yetişmiş, Osmanlı'yı bir "İslam Savaşçısı" (Gazi) olarak dünya sahnesine oturtan "Türk-İslam Sentezi"ne yakın bir tarih projesi inşa etmiştir. Bu proje, İrtem'e göre Bemard Lewis gibi isimlerin de (Türkiye'yi İslam coğrafyasına hapsetme arzusuyla) desteğini almıştır.

 

Selçuklu sarayının Farsça hayranlığına (Keyhüsrevler, Keykubatlar) karşı, Moğol istilasının Anadolu'ya saf bir Türklüğü ve Türkçe isimleri geri getirdi

 

Spandounes’in aktardığına göre Ataman, ilahi bir atanmışlıkla değil, bölgedeki "çete reislerinin" Bizans’a karşı birleşme zorunluluğuyla, ortak onayla seçtiği bir başbuğdur.

 

Fatih'in şehrin ismini değiştirmemesi ve "Kayzer-i Rum" unvanını alması, bir modelin (Roma) yıkılması değil, el değiştirmesidir.

 

Moğolların 1258'de Bağdat'ı yerle bir edip halifeyi öldürmesiyle, İslam dünyası siyasi ve ruhani bir "model" olma vasfını yitirmiştir.

Türkler İslam'ı Araplardan değil, İranlılardan (Fars kültürü) öğrendi.

Türkmen boylarının Müslümanlığı "İslam cilası altındaki Şamanizm"dir. Bu yapı, Sünni dogmadan ziyade, Budizm, Maniheizm ve Hıristiyanlık unsurlarını harmanlayan "bağdaştırmacı" (senkreti) bir sufi İslam’ıdır.

 

Osmanlı’nın toprak düzeninin (Tımar) aslında Bizans’ın Pronoia sisteminin bir kopyasıdır.

 

Bir Moğol hanının sırasıyla Hıristiyan, Budist ve Müslüman olması, dinin göçebe dünyasında "çıkarılabilir bir kılıf" gibi görüldüğünü simgeler (Olcaytu Han).

II. Kılıç Arslan’ın Haçlı ordusuyla (Friedrich Barbarossa) anlaşması, dönemin Sünni dünyasında Selçukluların "laçka Müslüman" olarak anılmasına neden olmuştur.

Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu Bitinya bölgesi, 1240’taki büyük Babai İsyanı’ndan sağ kurtulan heteredoks Türkmenlerin sığındığı bir "uç" bölgesidir.

Abdalân-ı Rum: Osmanlı’nın ilk fetihlerine eşlik eden bu dervişler, aslında Babai kadrolarının ikinci kuşağıdır.

 

Kuruluş yıllarında Osmanlı, Aydınoğulları veya Germiyanoğulları kadar zengin, güçlü veya "prestijli" bir beylik değildir.

Osmanlı’nın arkasında, Türkmenlerle arası bozuk olan güçlü Germiyan Beyliği bir duvar gibi durmaktadır. Bu durum, Osmanlı’yı mecburen Bizans içlerine ve yerel Hıristiyan unsurlarla işbirliğine itmiştir.

Germiyan, Karaman ve Aydınoğulları gibi beylikler; hem daha zengin, hem de deniz gücü ve ticari yollar üzerindeki hakimiyetleri nedeniyle "sergüzeştçi" (maceracı) savaşçıları kendilerine daha kolay çekiyordu.

Osmanlı’nın ilk yüzyılında şehirli Sünni ulemanın ve tarikatların (Mevlevilik gibi) bölgede esamesi okunmaz.

 

Atlı göçebe kuvvetlerin kale kuşatmalarındaki başarısızlığı, Orhan Bey’i düzenli bir "Yaya" (piyade) ordusu kurmaya itmiştir.

Bu piyade gücü ve bürokrasinin ihtiyaç duyduğu insan malzemesi, Anadolu’dan gelmeyen Türkmenler yerine, yerli Rum ve Slav nüfustan devşirilmiştir.

 

Altıncı Sure - İlk Hedefimiz: İkinci Cumhuriyet

Devrimci Durumdayız: Çözüm Yine Cumhuriyet Daha Laik & Daha Halkçı & Daha Eşit

Türk-İslam Sentezi / azılı cehalet

İmam-Hatipler / cahil atölyeleri

 

Yedinci Sure - Elveda Ertuğrul

Birinci Bölüm - Ertuğrul’un İhaneti

Ertuğrul Özkök

 

Yuri Gagarin’in uzaya çıkışı, Che Guevara’nın dağlardaki savaşı, Sartre’ın Nobel’i reddedişi

 

İkinci Bölüm - Harbiye'nin Zaptı

 

Üçüncü Bölüm - Aydınların Başkaldırısı: 1984

Diktatörlük döneminde tarafsızlık, akıl yitimine varan bir geri çekilmedir.

 

Sekizinci Sure - Ağam Kemal

Yaşar Kemal “Okur-Yazar” Mı, Hayır ve Sadece “Yazar”

Kemal Sadık Göğceli’den Yaşar Kemal’e

Dünyanın yoksul ve küçük insanlardan kahramanlar beklediği bir dönemde İnce Memed'in çıkışı, Yaşar Kemal’i evrensel bir simge haline getirdi.

 

Türk edebiyatının altın çağı / 1935-1950 arası

 

Dokuzuncu Sure - Üç Kitap İle Üç Üniversite

Sabetayizm & Judaism & Yobazizm: Davıd Bayar & Ezra Oz & Mim Özyürek

Din, "kendini bulamamış insanın öz-bilincidir.

 

Nilüfer Göle ve "Modern Mahrem" eleştirisi

 

İsim Bilimi (Onomastique) ve kimlik analizi

 

Sabetayist topluluklarda evlilik, cemaatin bekası için kritik bir ritüeldir

 

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya / Huxley’de "Epsilonlar", laboratuvarda oksijeni az verilerek zekası geriletilmiş, sadece en alt işleri yapmak için "şartlandırılmış" varlıklardır.

Kılıçdaroğlu / siyasi bir "Epsilon"

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder