25 Ekim 2014 Cumartesi

David Harvey

David Harvey
Postmodernizm ve Mekân

David Harvey 1935’te İngiltere’de doğdu. 1961’de Cambridge’de coğrafya alanında doktora derecesi aldı. Çalışmalarında ağırlıklı olarak Marxist teori temelinde, küresel kapitalizmin neoliberal biçiminin eleştirisini yapmaktadır.

Harvey’in, 1969 yılında yayınlanan Explanation in Geography (Coğrafyada Açıklama) adlı çalışması coğrafyanın mekân bilimi olarak kuramsal ve metodolojik temellerini inceleyen ilk kitap olarak kabul edilmektedir.
Sonraki çalışmalarında kapitalist sermaye birikiminin hareketleri ve coğrafya arasındaki ilişkiyi ele alarak sermayenin mekânsallığını vurgulamıştır.
Harvey, 1970’lerin ilk yıllarından itibaren ekonomik, politik ve kültürel faaliyetlerde köklü bir değişimin yaşandığını ve bu köklü değişimin, “mekân ve zaman algılayışımızda yeni hâkim biçimlerin” ortaya çıkmasıyla ilişkili olduğunu belirtmektedir.

Ekonomik, politik ve kültürel gelişmede “kafa karıştırıcı bir evre” açmış olan
postmodernizmin doğasının araştırılması gerektiğini belirten Harvey, bu araştırma önerisi doğrultusunda postmodernizm konusunda kabul gören fikirleri gözden geçirmekte ve politik-ekonomik arka planı incelemektedir. Sonraki aşamada, kapitalizmin tarihsel ve coğrafi gelişiminin dinamikleri ile kültürel üretim ve ideolojik dönüşüm süreçleri arasındaki bağı oluşturan zaman ve mekân deneyimini ele almaktadır.

MODERNİTE VE MODERNİZM
Harvey, moderniteyi, Jürgen Habermas’ın kavramsallaştırması olan “modernite projesi” doğrultusunda açıklamaktadır. Bu proje, Aydınlanma düşünürlerinin “nesnel bilimi, evrensel ahlak ile hukuku ve kendi ayakları üzerinde duran sanatı, kendi iç mantıkları temelinde geliştirme” yönünde gösterdikleri olağanüstü bir düşünsel çabayı ifade etmektedir.
Aydınlanma düşüncesi, temel unsur olarak ilerleme fikrine dayanmakta ve aynı zamanda modernitenin de savunduğu, tarih ve gelenekten kopmayı hedeşemektedir.

Modernizmin, fabrika sistemi, makinelerle üretim, kentleşme, yeni ulaştırma ve haberleşme sistemleri, kitlelere yönelik piyasa ve reklamcılığın ortaya çıkması gibi üretim, dolaşım ve tüketim alanlarında yeni koşulların yaratılmasında öncü bir rol oynadığı kabul edilmektedir. Harvey’e göre, aslında modernizm, bu koşulların yaratılmasında öncü rolü oynamaktan daha çok bu koşullara bir cevap niteliği taşımaktadır.
İlerleme inancına ve bilime olan güven temeline dayanan modernlik, 20. yüzyılda, militarizm, iki dünya savaşı, nükleer yok olma tehdidi gibi felaketlerle karşılaşmıştır.

Bu yaşananlar doğrultusunda Aydınlanma projesinin amaçladıklarına karşı duyulan güven sarsılmış, bir takım şüpheler ortaya çıkmıştır.

POSTMODERNİZM
Harvey, birçok postmodern teorisyenin Aydınlanma projesinin terk edilmesi gerektiği kanısını reddetmekte ve modern toplumların sistematik olarak çalışılabilir ve anlaşılabilir olduğunu ifade etmektedir.

Harvey postmodernizmin, hem bir üslup hem de “hayal güçlerimizi sadece belli ülkelerde, belli bir süre ile etkisi altına alan tarihsel bir hareket” olduğuna dikkat çekmektedir.

Harvey, postmodernizmin temel özelliklerinin parçalanma, belirlenemezlik ve bütün evrensel söylemlere yönelik duyulan derin bir güvensizlik olduğunu vurgulamaktadır.

Huyssens’e göre, postmodern terimi, Batı toplumlarında bu yeni hareketle birlikte beliren kültürel bir değişimi ifade etmektedir.
Benzer bir şekilde, Frederic Jameson, postmodernizmin, geç kapitalizm çağının kültürel mantığını ifade ettiğini ileri sürmektedir.

Postmodernizm terimi, ilk olarak mimarlık alanında benimsenmiştir. Modern mimari, kent nüfusunun ihtiyacı olan kitlesel konut ve ofis üretimini karşılamak için yeni, ucuz ve etkili materyallerin kullanımıyla karakterize edilmiştir.
Modern mimaride dikkat çeken standartlar; yüksek bloklar, gökdelenler ise postmodern mimaride bunların yerine, içerik olarak aynı ancak biçim olarak çok daha renkli, farklı modeller uygulanmaya başlanmıştır (öz bakımından hiçbir şey değişmemiştir).

Modernizm
Postmodernizm
Romantizm / simgecilik
Parafizik / Dadaizm
Form
Antiform
Amaç
Oyun
Tasarım
Rastlantı
Hiyerarşi
Anarşi
Hâkimiyet
Tükenme
Sanat nesnesi / bitmiş yapıt
Süreç / performans
Mesafe
Katılım
Yaratma
İmha
Mevcudiyet
Yokluk
Merkezlenme
Dağılma
Tür / sınır
Metin / metinlerarasılık
Semantik
Retorik
Paradigma
Sentagma
Hipotaksi
Parataksi
Mecaz
Mecazı Mürsel
Seçme
Bileşim
Kök
Rizom
Yorum
Yanlış okuma
Gösterilen
Gösteren
Okunaklı
Yazılabilir
Anlatı
Anlatı karşıtı
Ana kod
Kişisel dil / İdiyolekt
Belirti
Arzu
Tür
Mutasyona uğramış
Paranoya
Şizofreni
Köken / neden
Fark / iz
Tanrı Baba
Ruhulkudüs
Metafizik
İroni
Belirlenmişlik
Belirsizlik
Aşkınlık
İçkinlik

Harvey, postmodernist düşüncenin temel özelliklerinin parçalanma, belirlenemezlik ve bütün evrensel ya da bütüncül (totalizing) söylemlere karşı duyulan derin bir güvensizlik olduğunu belirtmektedir. Bu anlayış içerisinde yaygın ve derin değişimi ifade edenlerin ortak yönü “meta-anlatılar”ı reddetmeleridir.

Postmodernizm aslında, “gelenekle yakın geçmişin eklektik bir karışımı” olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda postmodernizm, modernizmin devamı olmanın yanı sıra, modernizmi aşan bir durum sergilemektedir.

Modernizmin meta-anlatıları, önemli farklılıkları görmezden gelmiş, üzerini örtme eğilimi göstererek ayrım ve ayrıntılara dikkat göstermemiştir. Buna karşın postmodernizm, ötekilik, öznellikte farklılık, cinsiyet ve cinsellik, ırk ve sınıf, zamansal ve mekânsal coğrafi yerleşmeler ve yerinden kopmalardan kaynaklanan birçok biçimi temsil etmesi açısından önemli hale gelmiştir.
Postmodernist teori, modern dünyanın sorunlarını aşırı vurgulaması ve onun maddi kazanımlarını görmemesi nedeniyle eleştirilmektedir. Postmodernizmin retoriği tehlikelidir, çünkü ekonomi politiğin ve küresel iktidar koşullarının gerçekliğiyle yüz yüze gelmekten kaçınır.

KAPİTALİZMİN POLİTİK VE EKONOMİK DÖNÜŞÜMÜ
Kapitalist üretim tarzının temel kurallarının, tarihsel coğrafi gelişme sürecinde biçimlendirici güçler olarak işlediğini ifade eden Harvey, değişimi araştırırken, bu işleyişin değişmeden sürmekte olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.
Marxist teoriye dayalı olarak ‘Limits to Capital’ (1982) (Sermayenin Sınırları) adlı kitabında Harvey, sermaye birikiminin hareketleri ve coğrafya arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Bu çalışmasında geliştirdiği ‘kriz kuramı’nda kapitalizmin kriz dönemlerinin kaçınılmaz olduğunu vurgulamaktadır.

Fordizm ve Esnek Birikim Rejimi
Harvey kapitalizmin 1973-75 yılları arasında yaşadığı bu büyük ölçekli krizin, bir dizi düzenlemeyi gerekli kıldığını ve bu düzenlemelerin de, gelişmiş kapitalist ülkelerde yaşamakta olanların yaşamlarını kökten değiştirdiğini ileri sürmüştür. Postmodernizm de bu sürecin bir ürünüdür.

Harvey, savaş sonrası canlılık dönemi uygulamalarıyla, günümüz politik ekonomik uygulamaları arasındaki karşıtlıklar çerçevesinde, son dönem tarihini
Fordizm’den, “esnek” olarak adlandırılan bir birikim rejimine dönüş temelinde açıklamayı anlamlı görmektedir. Fordizm güçlü bağlarla Keynesçiliğe bağlanıyordu.

Harvey’e göre, Fordizmin sadece bir kitle üretim sistemi olarak görülmemesi, aynı zamanda bu sistemin, bütünsel bir yaşam tarzı olarak ele alınması gerekmektedir. Kitle üretimi, kitle tüketimi anlamının yanı sıra ürününü standartlaşmasını da ifade etmektedir. Bu durum ise yepyeni bir estetik ve kültürde bir metalaşma anlamına gelmektedir.
Esnek birikim, Fordizm’in katı özellikleriyle çatışma ilişkisi içinde belirlenmektedir.

Esnek istihdam düzenlemeleri kendi başına işçilerde güçlü bir hoşnutsuzluğa yol açmaz çünkü esneklik bazen her iki taraf için de avantajlı olabilir. Ama sigorta sahibi olma, emeklilik hakları, ücret düzeyleri ve iş güvencesi bakımından bakıldığında, çalışan halk açısından bütünsel etki hiç de olumlu görünmemektedir.

Harvey, kapitalist üretim tarzının, postmodern çağda kaybolmayan 3 özelliğini şu şekilde sıralamaktadır:
1. Kapitalizm ekonomik büyümeye dayanmaktadır. Büyümenin olmadığı durumlar kriz olarak tanımlanır.
2. Gerçek değerlerde artış, emeğin üretim sürecinde sömürülmesine dayanmaktadır. Hem üretim sürecinde hem de piyasada emek üzerindeki kontrol, kapitalizmin varlığını devam ettirmesi için yaşamsal bir önem taşımaktadır.
3. Kapitalizm, teknolojik ve örgütsel anlamda zorunlu olarak dinamiktir.

Kapitalizm tüketimi arttırmak, canlandırmak amacıyla boş zaman alanına nüfuz ederek, bir ‘boş zaman endüstrisi” yaratmış, bu alanda yeni hizmetler ve yeni ürünler sunmuş ve sürekli yenilenerek kâr elde edilebilen bilgisayar, müzik, giyim gibi alanlarda hızlı değişimlere olanak sağlamıştır.

Harvey’e göre Fordist birikim rejimi, savaş sonrası canlılık döneminde yaşadığı aşırı birikim sorununu, esas olarak mekânsal ve zamansal kaydırma yoluyla çözmüştür.

ZAMAN VE MEKÂN
Zaman ve mekân, insan var oluşunun temel kategorileri arasında yer alan önemli iki unsurdur. Günlük kahvaltı, işe gitme, kutlamalar, tatiller, açılışlar gibi tekrarlanan hareketler insanda güven duygusu yaratmaktadır. Harvey, zaman ve mekân konusundaki nesnel kavrayışların, zorunlu olarak toplumsal yaşamın yeniden üretimine hizmet eden maddi pratik ve süreçler aracılığıyla yaratıldığını iddia etmektedir.
Mekân ve zamana ilişkin sembolik düzenlemeler, deneyim için bir çerçeve sağlamaktadır: Toplumda kim ya da ne olduğumuzu bu çerçeve aracılığıyla öğreniriz.

Production of Space (1974) (Mekânın Üretimi) adlı çalışmasında Lefebvre, fiziksel, zihinsel ve toplumsal düzeylerde mekânı kavramsallaştırarak bütüncül bir mekân kuramı geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Lefebvre’in geliştirdiği üç kavramsal düzey birbirlerinden farklı ancak diyalektik olarak birbirleriyle ilişkilidir.
1. (Maddi) Mekânsal pratikler (spatial practices): Algılanan mekân içerisinde, gündelik gerçeklik ile kentsel gerçeklik arasında kurulan yakın bir ilişkiyi temsil etmektedir. Kentsel gerçeklik, özel hayat, çalışma ve boş zaman için oluşturulan yerleri kapsayan ağlardan oluşmaktadır.
2. Mekânın temsilleri (representations of space): Bilim insanları, plancılar, teknokratlar ya da toplum mühendisleri tarafından kavramsallaştırılmış mekân olarak tanımlanmaktadır.
3. Temsil mekânları (spaces of representation): İmaj ve sembollerle ilişkili olarak birlikte yaşayanların, bir arada ikamet edenlerin mekânı olarak ifade edilmektedir.

Harvey, mekânsal pratiğin geleneksel anlayışlardan devralınan 4 yönünü tespit eder:
1. Ulaşılabilirlik ve mesafelendirme: Mesafe insanlar arası etkileşimlere bir taraftan engel oluştururken diğer taraftan onun karşısında bir savunma oluşturmaktadır.
2. Mekânın edinim ve kullanımı: Mekânın işgal edilmesinin biçimlerini incelemektedir.
3. Mekânın hâkimiyet ve kontrol altına alınması: Hâkimiyet sağlamanın amacı, mekânın kendileri ya da başkaları tarafından mülk edinilme biçimlerinin kontrol altına alınmasıdır.
4. Mekânın üretimi: İletişim, ulaşım, arazi kullanımı gibi alanlarda yeni sistemlerin üretilme biçimleri ve bilişim teknolojisi, tasarım gibi yeni gösterim tarzlarının ortaya çıkma şekillerini araştırmaktadır.

Zaman-Mekân Sıkışması
Mekân, telekomünikasyonun yarattığı bir “küresel köy”e ve ekonomik ve ekolojik karşılıklı bağımlılıklardan örülmüş bir “uzay gemisi dünya”ya doğru küçüldükçe ve zaman ufkumuz sonunda içinde bulunduğumuz andan başka bir şey kalmamacasına kısaldıkça, mekânsal ve zamansal dünyalarımızın sıkışması duygusunun hakimiyetiyle başa çıkma zorunluluğuyla karşı karşıya kalırız.
“Zaman ve mekân sıkışması” fikri, Harvey’in geliştirdiği yaklaşımın merkezine oturmaktadır.

Kapitalizm kendi kriz dönemlerinin, zaman ve mekânın yeniden örgütlenmesi yoluyla üstesinden gelebilmekte ve böylece yeni bir birikim döneminin temellerini kurmuş olmaktadır.
Coğrafi hareketliliğin artması, kitle iletişim sistemlerinin yaygınlaşması, insanları n zaman ve mekân algıları üzerinde etkili olmaktadır. Zaman ve mekân sıkıştırılmaktadır.

Fakat bu durum, kapitalizmin tarihinde ilk kez görülmemekle birlikte, kapitalizmin daha önceki dönemlerinde yaşanan zaman ve mekân sıkışması, bu zamanki durumdan farklı değildir.

Bu anlamda, 19. yüzyılın ortalarından itibaren demiryollarının, telgrafın ve günlük basının gelişi benzer bir sonuca yol açmıştır.

Zaman ve mekân hissi, postmodern çağda zayıflamaktadır. Örneğin, dünyanın coğrafi karmaşıklığının her gece statik bir televizyon ekranında bir dizi imgeye indirgenmesi gibi, bütün dünyanın mutfakları tek bir mahalde toplanmış durumdadır.

Harvey, toplumda kim ya da ne olduğumuzu öğrendiğimiz mekân ve zamana ilişkin sembolik düzenlemelerin değiştiğini belirtmektedir.
Postmodernizmin kökleri, özellikle 1973 çöküşünden sonraki dönemde değişen zaman-mekân deneyimlerine dayanmaktadır.
Harvey, en olumsuz anlamda postmodernizmin, kaybedilen zaman-mekân anlayışının yerine sahte ve taklitçi bir zaman-mekân anlayışı koymaya çabaladığını belirtmektedir. Kültür mirasıyla alay ettiğini ve yitirilen geçmişe vurgu yaparak nostaljiyi pazarladığını ifade etmektedir.
---
Sosyolojide Yakın Dönem Gelişmeler
Anadolu Üniversitesi, Ocak 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder