13 Mart 2015 Cuma

Vladimir Nabokov - Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı

Vladimir Nabokov - Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı


Roman, hayali bir karakter olan Sebastian’ın hayat hikâyesinin yine hayali bir karakter olan üvey kardeşin kaleminden anlatımıdır.
Sebastian Knight bir yazardır. Anlatıcı, roman boyunca Sebastian’ın yazdığı romanlar ve o romanlardaki olay ve karakterlere atıflar yapar.
Anlatıcı ilk önce kardeşi hakkında hatırladıklarıyla başlar anlatmaya. Daha sonra araştırmayı derinleştirir; çocukluklarında onlara hizmet veren bir mürebbiyeyi bulur, onun anlattıklarıyla devam eder anlatısına. Goodman’la olan bir görüşmesinde Sebastian’ın sevgilisi Clare’ın kocasına ulaşır. Goodman’ın Sebastian hakkındaki biyografisinden de istifade eder; sık sık oradaki yorumları değerlendirir. Kitabı beğenmez. Clare’den bilgi alamaz. Hatırladıkları üzerinden Sebastian’la Clare’in ilişkisi hakkında anlatısına devam eder. Şair Sheldon’ın tanıklığıyla bu ilişki hakkına daha fazla bilgi edinir. Sebastian, Clare’den ayrıldıktan sonra Rus bir kadınla ilişkiye girmiştir. Anlatıcı bu kadının peşine düşer. Elindeki tek ipucu 1929 yılında kaldıkları oteldir. Otelden bilgi alamaz. Devreye dedektif Silbermann girer. Dedektif, kadına ait olduğunu düşündüğü muhtemel adresleri anlatıcıya verir. Adreslerden biri Berlin’de diğer üçü ise Paris’tedir. Paris’te aradığı ilk adresten sonuç alamaz; Helene adında bir kadına ait olan diğer adreste Madam Lecerf’le karşılaşır. Madam Lecerf, Sebastian Knight’ın 1929’da otelde birlikte olduğu kişinin Helene olduğunu söyler. Helene o sırada evde değildir. Madam Lecerf bildiklerini anlattıktan sonra anlatıcıyı yazlık evine davet eder. Davete icabet eden anlatıcı anlar ki kardeşinin birlikte olduğu kadın Helene değil Madam Lecerf’tir ve asıl ismi de Nina Rechnoy’dur.
Romanın sonuna doğru anlatıcı, Sebastian’dan hasta olduğu ve hastanede yattığı bilgisini içeren bir mektup aldığını söyler. Kalkıp hastaneye gider (!). Kaldığı odayı bulur. Odadaki kişi Sebastian değildir. Sebastian, o daha yoldayken ölmüştür (!). Nabokov kimin kim olduğunu iyice birbirine karıştırarak bitirir romanı.

Notlar
Sebastian Knight 1899 yılının 31 Aralık günü, yurdumun eski başkentinde dünyaya geldi.

…bir şeyin peşine düşülmediği sürece talihin insanın yoluna neler çıkaracağı hiç bilinmez. (s. 7)

Ben de altı yıl sonra aynı evde dünyaya geldim.

Babası 1913’te düelloda aldığı yaranın etkisiyle ölmüş.

1918 Kasım’ında annem Sebastian’ı ve beni de alarak Rusya’nın tehlikelerinden kaçmaya karar verdi.

Kesin olarak bildiğim bir şey varsa o da yaşamım boyunca sürgünlüğümün özgürlüğünü anavatan denen o berbat soytarılığa değişmeyeceğimdir. (s. 29)

İnsan ölümü denen garip alışkanlığın aramızdaki her türlü iletişim olasılığını ortadan kaldırdığı şu anda, Sebastian’a kitaplarını ne kadar çok sevdiğimi söylememiş olmanın derin pişmanlığını duyuyorum. (s. 37)

Sebastian’ın ölümünü izleyen günlerde ilk görevim onun eşyalarını bir an önce derleyip toparlamaktı.

Geçmişi şimdinin dudaklarından öğrenebileceğine çok güvenme! Tefecinin en dürüstünden bile kuşku duy! (s. 57)

Bay Goodman’ın Sebastian Knight’ın Trajedisi adlı kitabı basında büyük ilgiyle karşılandı. (s. 67)

Neden bazı kişiler başkalarını kendi zamandizimsel kavramlarını paylaşmaya zorlarlar hiç anlamam. (s. 68)

Aynı zamanda (…) mutlu ve rahatsız…
İç beninin ritmi öbür kişilerden çok daha zengindi, bunun farkına varmıyordu sadece.

Sebastian çalışma odasında yerde kolları iki yana açık uzanmış yatmaktadır. Clare ise masadaki daktilo edilmiş kâğıtları derleyip toplamaktadır.
Sebastian: “Ölmedim. Bir dünya kurmayı daha yeni bitirdim, Tanrı gibi yedinci günde dinleniyorum.” (s. 96)

Günümüzde ün denen şey, övgüyü gerçekten hak eden bir kitabın saçtığı tükenmez pırıltıyla karıştırılacak kadar sıradan bir şey. (s. 108)

Kişi kesin olarak bilemeyeceği şeyleri tartışmamalı.

Birlikte sürdürdüğümüz yaşamda ses uyumu vardı; artık paylaşamayacağımıza göre ölüp gidecek olan bitin o küçük şeyleri düşündükçe sanki biz de ölüp gitmişiz gibi geliyor. Kim bilir, belki de öyledir.

Dostlar kavga eder, birbirlerinden uzaklaşırlar, yakın akrabalar da öyle, ama aşka yapışıp kalan bu yürek sızısı, bu duygu yükü, bu ölümcüllük yok mu… Dostlukta bu lanetlenmiş surat yoktur hiç. Neden, nedir aşktaki şey? Seni sevmekten vazgeçmedim ama o hayal meyal, sevgili yüzünü öpmek artık elimden gelmediği için ayrılmamız gerek, ayrılmak zorundayız. Niye böyledir bu? Bu ısrarlı kendine özgüllük nedendir? Kişinin binlerce dostu olabilir ama aşk yoldaşı sadece bir tanedir.
Bir tek gerçek sayı vardır; bir. Ve galiba bu benzersizliğin en güzel imgesi de aşktır. (s. 119)

…bütün çağdaş kitapların beş para etmez olduğunu, sırf başkalarının duyumları ve düşünceleriyle uğraşamayacak kadar kendininkilerle uğraştığı için çağımızın bütün genç insanlarını budala olduğunu sanan adamlardan biriydi. (s. 166)

Sebastian 1936’nın başında öldü.

…suyun dibindeki solgun renkli kumun üzerinde bir mücevher parlar gibidir, kolunuzu sokar çıkarırsınız, avucunuzda bulacağınız şey bildiğimiz güneşte kururken adi bir çakıltaşını andırır ama aslında o ganimet mücevherin ta kendisidir. (s. 200)

Kalabalık kompartıman karanlık, havasız ve bacaklarla doluydu.

Yaşamın sıradan akışı içinde dinle pek ilgisi olmayan çoğu insanın yaptığı gibi ben de alelacele, gözyaşlarımın buğusu ardına gizlenen sıcacık, yumuşacık bir Tanrı kurdum, yalan yanlış bir dua fısıldadım. (s. 204)

Sebastian’ın maskesi yüzüme yapışıyor, benzerlik silinip gitmeyecek. Ben Sebastian’ım ya da Sebastian ben ya da belki ikimiz ikimizin de tanımadığı bir başkasıyız.
---


The Real Life of Sebastian Knight
Türkçeleştiren: Fatih Özgüven
İletişim Yayınları

2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder