Cağfer Karadaş - Muhyiddin İbn Arabi - Notlar
Kaynak Yayınları, 2008
Kitap daha sonra, 2018 yılında Muhyiddin İbn Arabi ve
Düşünce Dünyası adıyla Otto Yayınları etiketiyle yayınlandı.
İbn Arabi’ye Kadar İslam Dünyası
Arabî hem Doğu'da hem Batı'da İslam dünyasının parçalandığı
bir dönemde yaşamıştır.
İslam medeniyetinin temel dinamikleri yazı, mescit ve şehirleşme
etrafında şekillenmiştir.
Endülüs ve Kuzey Afrika’da Malikî mezhebi hakim olmuş,
felsefe ve sanat (özellikle Kurtuba Camii ve el-Hamrâ) büyük gelişme
göstermiştir.
İbn Arabî, kendi dönemindeki alimlerin ve sufîlerin
maneviyat anlayışının düşüklüğünden şikayet eder.
İbn Arabi’nin Hayatı ve İrfan Yolculuğu
Zühd ve tasavvufun onun için bir aile mirasıdır.
Muhyiddin ismi dini ihyâ eden manasındadır.
İşbiliye’den (Sevilla) ayrılarak Kuzey Afrika’yı geçip Hicaz’a
gitti. Mekke’den sonra Türk topraklarına, sonra da Şam’a gitti.
Arabî’ye göre gerçek dost; ilmi kerâmetten üstün tutmalı,
hakikat karşısında mütevazı olmalı ve "bilmiyorum" diyebilme
cesaretini göstermelidir.
Mekke’de bulunduğu sırada manevi bir tecrübe sonrası
insanları irşad etmek, insanlara nasihat etmek vazifesini üstlenmiş. Yoğun
şekilde eser vermeye de bu dönemde başladı.
İbn Arabî, fıkıhta hiçbir mezhebe körü körüne bağlanmaz.
İbn Arabi’de Bilgi Nazariyesi
Suyun rengi kabın rengine göredir
Bilginin, bilenin kapasitesine ve istidadına göre şekil
aldığını savunur.
Gerçeğe uymayan bilgi sadece "cehl" (bilgisizlik)
hükmündedir.
"Nefsini bilen Rabbini bilir" düsturu gereği,
insan kendi içindeki bu ilâhî isimleri keşfettiği ölçüde evrenin ve yaratıcının
bilgisine ulaşır.
İbn Arabî'ye göre duyular yanılmaz, sadece algılar.
Hayal (Muhayyile), duyulardan gelenleri "sûret"
haline getirir. Akıl ile duyular arasında köprüdür.
Fikir (Müfekkire), hayaldeki malzemeyi kullanarak akıl için
veri üretir.
Akıl son hükmü veren hâkimdir. Mücerret (soyut) bilgiyi
kavrar.
Hafıza (Kuvve-i Zâkire) üretilen bilginin depolandığı
yerdir.
"Duyu yanılması" dediğimiz şeyin aslında verileri
yanlış değerlendiren "akıl yanılması" olduğunu savunur.
Akıl yürütme (istidlal) hata payı taşırken, kalp yoluyla
Allah’tan alınan bilgi (keşif) yanılmazdır.
İbn Arabî, keşfi akla bir "alternatif" değil,
aklın kapasitesinin yetmediği metafizik alanlar için bir
"tamamlayıcı" olarak görür.
Müşâhede, zâtları (özleri) görmektir; keşif ise bu görmenin
sonucunda hâsıl olan manadır.
Veli, tâbi olduğu peygamberin şeriatına %100 uymak
zorundadır. Keşif, sadece şeriatın "sükût ettiği" (sustuğu) yerlerde
bir içtihat alanı açar.
Bilginin artması veya eksilmesi, insana bağlı engellerle
ilgilidir.
İbn Arabi’de Varlık Mertebeleri
Varlık (vücûd) ezeli ve ebedidir, ancak dış dünyada görünen
var olanlar (mevcud) sonradan olmadır (hâdistir).
A‘yân-ı Sâbite / Nesnelerin Allah’ın ilmindeki
"arketipleri" veya "idealarıdır". Bunlar henüz dış dünyada
yokken (ma’dum) Allah’ın ilminde sabittirler.
Allah'ın her türlü isim, sıfat ve kayıttan münezzeh olduğu
"Mutlak Bir"lik (Ahadiyyet) makamıdır.
Ulûhet Mertebesi (Vahidiyyet) / Allah'ın isim ve
sıfatlarıyla tecelli ettiği, "bilinmeyi dilediği" makamdır.
Akıl, evrendeki düzeni (intizam) görerek bir yaratıcının
varlığını ve birliğini ispatlayabilir. Ancak akıl sınırlıdır; Allah'ı ancak
"O şöyledir" diyerek değil, "O noksan sıfatlardan uzaktır"
(tenzih/selb) diyerek tanımlayabilir.
Kişi kendi nefsindeki (özündeki) acziyeti ve fâniliği fark
ederek, Allah’ın ebedi varlığına dair şüphe barındırmayan kesin bir bilgiye
(yakîn) ulaşır.
Allah'ın Zâtı görülemez. Ancak O, "Nur" ismiyle
tecelli ettiğinde, kul bu nurun etkisiyle (aynadaki yansıma gibi) Allah’ın
isimlerini müşahede edebilir.
Ulûhet olmasaydı, Zât ile âlem arasında bir bağ kurulamazdı.
Âlem, bu isimlerin yansıdığı bir ayna (meclâ) hükmündedir.
İsimler kendi başlarına dış dünyada mevcut değildir; onlar
aklın kabul ettiği niteliklerdir.
İsimler Zât'ı hem tanıtır hem de gizler. Bu perdeler
kalktığında geriye sadece Mutlak Zât kalır.
İnsan aklı sınırlıdır ve Allah'ı kendi kapasitesiyle
tanımlamaya kalkarsa hataya düşer, ihtilaf çıkarır.
En doğru isimlendirme, Allah'ın Kur'an'da kendini nasıl
isimlendirdiği ve Peygamber'in O'nu nasıl tavsif ettiğidir. Bu, kulun Rabbi
karşısındaki "edebi"dir.
Ümmehâtü'l-Esmâ (İsimlerin Anaları)
Hay (Diri), Alîm (Bilen), Mürîd (İsteyen), Kâil (Söyleyen),
Kâdir (Gücü yeten), Cevâd (Cömert) ve Muksit (Adil) isimlerini ana merkez kabul
eder.
Tüm bu hiyerarşinin zirvesinde "el-Hay" (Diri)
ismi bulunur.
İsimlerin İmamları (Eimmetü’l-Esmâ)
Hay, Mütekellim, Semî‘ ve Basîr.
İsimleri fonksiyonlarına göre "Azap
edici/Kuşatıcı" (Celâl) ve "Nimet verici/Lütfedici" (Cemâl)
olarak iki ana kutba ayırır.
Allah hem her şeyden münezzehtir (Tenzih) hem de her şeyde
tecelli etmektedir (Teşbih).
İlahî isimler evrenin varoluş enerjileridir.
İsimler, Allah’ın ilmindeki sabit
hakikatlerin (a‘yân-ı sâbite) dış dünyaya çıkma talebiyle belirir.
En küçük madde parçası bile (atomaltı seviye gibi
düşünülebilir), tek bir ismin değil, Alîm, Kâdir ve Mürîd gibi birçok ismin
ortak tecellisiyle varlık kazanır.
İbn Arabi’de Allah-Âlem İlişkisi
İbn Arabî için âlem, mekanik bir kütle değil, her zerresiyle
hay (canlı), nâtık (konuşan/ifade eden) ve âkil (akleden) bir yapıdır.
Varlıktaki canlılığın kaynağı, Allah'ın kendi ruhundan
üflemesidir.
Şeyler, Allah'ın ilminde zaten birer " A‘yân-ı Sâbite"
(arketipler) olarak mevcuttur. Yaratma, bu prototiplere dış varlık elbisesinin
giydirilmesidir.
Evren bir kere yaratılıp bırakılmış değildir. Her an yeniden
yaratılır.
Varlık Mertebeleri
'Amâ / Allah'ın ilk tenezzül makamı, her şeyin potansiyel
olarak bulunduğu "bulutsu" ortam.
Akl-ı Evvel (Kalem) / İlk yaratılan, bilgi.
Nefs-i Küllî (Levh) / Bilginin yazıldığı ve uygulama
safhasına geçtiği alan.
Tabiat / Formların şekillenmeye başladığı niteliksel zemin.
Hebâ (Heyûlâ) / Sûretlerin üzerine düşürüldüğü
"toz" veya "boşluk".
Cism-i Küllî / Maddî âlemin ilk somut adımı.
İnsan (Halife)
İbn Arabi’de İnsan-ı Kâmil
Kendini bilmek, Rabbini bilmektir. Bilgi burada bir
"hatırlama" (istizkar) ve kalbe doğan bir Keşf olarak nitelenir.
Sonuç
Arabî akli çözümlemeye kıyasla kalbi keşfe öncelik verir.
Olandan daha mükemmeli imkân dahilinde değildir
…
İcazetname
İbn Arabî’nin icazet aldığı hocaları ve eserleri hakkında
bilgiler mevcut.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder