1 Mart 2025 Cumartesi

Muhyiddin İbnu’l-Arabi’nin Tasavvuf Felsefesi - Notlar

A.E. Affifi - Muhyiddin İbnu’l-Arabi’nin Tasavvuf Felsefesi - Notlar

Mütercim: Mehmet Dağ, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1975

 


Çevirenin Önsözü

Affifî’nin İbnu’l-Arabi’yi tüm yönleriyle ele alan kapsamlı monografi çalışması 1938’de Cambridge’de yayınlanmış

Yazarın tek amacı, bu konuda çalışacaklara İbnu’l-Arabi’nin tasavvuf felsefesini anlama bakımından, yararlı bir anahtar verebilmektedir.

 

Yazarın Önsözü

Onun felsefesini, İslâm'la uzlaştırmak için, mümkün hiçbir yol yoktur. Vahdet-i vücûdcu düşüncelerini ısrarla örttüğü sünnî elbise, kasıtlı olarak oraya yerleştirilmiş sahte bir görünüşten ibarettir.

 

Kitabın yapısı; Ontoloji, Kelâm (Logos), Bilgi Nazariyesi ve Etik gibi dört ana bölüme ayrılmıştır.

 

Giriş

1165'te Murcia'da doğan İbnu’l-Arabi, Endülüs'te yetişmiş, ardından Doğu’ya (Mekke, Bağdat, Şam) göç etmiştir. 1240 yılında Şam’da vefat etmiştir.

Eserlerinin sayısı hakkında 150 ile 500 arasında değişen tahminler bulunmaktadır.

 

İbnu’l-Arabi’nin üstün düşünme kudreti, muazzam hayal-gücünün bir ürünü olup, eserlerinde görülebilecek mantıkî tutarlık ve insicamın büyük bir kısmı, bunun hesabına feda edilmiştir.

 

I. Bölüm Yarlık Nazariyesi

İbnu'l-Arabi’nin Metafizik Hakikat Görüşü

İbnu’l-Arabi’de Varlık, hem zihinsel bir kavram (var-olmak) hem de dış dünyadaki gerçeklik (var-olan) anlamında kullanılır.

 

Varlığın dış âlemdeki şeylerin mahiyeti ile aynı, fakat zihnimizde onlardan farklı olduğu görüşü İşrâkîler arasında yaygındır.

İbnu’l-Arabi varlığı dört mertebeye ayırır: Dış âlemdeki varlık, zihindeki varlık, sözdeki varlık ve yazıdaki varlık.

"Allah Mutlak (Hakk) Varlıktır" önermesi sistemin merkezidir.

 

İbnu’l-Arabi, klasik felsefedeki "mümkün" (olması da olmaması da eşit olan) kategorisini pratikte reddeder. Ona göre şeyler ya "Zorunlu" (Vâcib) ya da "İmkânsız"dır. "A'yân-ı Sâbite"yi (sabit özler) mümkün olarak adlandırsa da, bunlar Allah’ın bilgisinde oldukları için fiile çıkmaları zorunludur.

 

İbnu’l-Arabi’ye göre dış dünyada görülen çeşitlilik (Çok), aslında tek bir hakikatin (Bir) farklı bakış açılarından görünüşüdür. Hakikat "Zât"ı itibarıyla Hakk, bu zâtın tecelli ettiği suretler itibarıyla ise Halk adını alır.

 

İbnu’l-Arabi, Allah’ın hem yaratılmışlardan tamamen farklı (Tenzih/Aşkın) hem de her şeyin içinde mevcut (Teşbih/İçkin) olduğunu savunur.

Teşbih: Allah, işiten ve gören her varlıkta bizzat işitir ve görür.

Tenzih: Allah, hiçbir sınırlı surete mahkûm değildir; her şeyin üstündedir.

 

İbnu’l-Arabi’ye göre sebep eserin, eser de sebebin nedenidir.

 

İlâhî isimler Zât’ın sonsuz görünümlerinden her biridir.

İbnu’l-Arabî’ye göre sıfatlar, Zât’a eklenmiş gerçek varlıklar değil, yalnızca izafetler (bağıntılar) ve zihinsel kavramlardır.

 

Adl (Adalet): Allah’ın kendi zâtı zorunluluğundan dış âleme tecelli etmeye yönelmesidir.

Gaffâr (Affedici): "Örtmek" kökünden hareketle, Allah'ın kendi birliğini dış dünyadaki suretlerle örtmesi anlamını taşır.

Mü'min: Kulun nefsini Allah'ın tabiatı üzerine düşünmekten kurtarıp sükûna erdirmesidir.

Zaman (Dehr): İbnu’l-Arabî'ye göre zaman, İlâhî Zât ile aynıdır; ezelî bir "an"dır.

 

Her varlığın dünyadaki kaderi, bu sabit özündeki potansiyele (istidat) göre şekillenir. Allah, varlığa sadece özünde olanı verir.

 

Allah her şeyde tecelli eder ancak her varlığın bu tecelliyi kabul etme kabiliyeti (istidadı) farklıdır. İnsân-ı Kâmil, Allah’ın en yetkin surette tecelli ettiği varlıktır.

 

II. Bölüm İbnu'l-Arabi’nin Kelâm (Kelimetullah = Logos) Öğretisi

Arabî’ye göre varlık üç kategoride incelenir: Mutlak Varlık (Allah), Mümkün Varlık (Âlem) ve bu ikisi arasında köprü kuran Hakikatlerin Hakikati.

 

Arabî, metafiziksel "İlk Akıl" kavramını tasavvufi düzlemde Hz. Muhammed’in Hakikati ile özdeşleştirir. Tüm peygamberlerin ve velilerin bilgisini bu "Mühür"den (Hakikat-i Muhammediyye) aldığını savunur.

 

Logos, âlemdeki hayat veren ve her şeyi yerli yerinde tutan "ödev" veya "kanun" gibidir.

Allah, kendisini tam anlamıyla ancak Yetkin İnsan'da (Logos'un insandaki tam tecellisi) müşahede eder.

 

Allah, kendi isim ve sıfatlarını (esma-ül hüsna) toplu halde görebileceği bir ayna diledi ve âlemi yarattı. Ancak âlem, ruhu olmayan bir beden gibi "cilalanmamış" durumdaydı.

Âdem (Yetkin İnsan), bu aynanın cilasıdır. Allah, kendi güzelliğini ve yetkinliğini ancak bu cilalanmış aynada (insanda) tam olarak müşahede eder.

Yetkin İnsan dünyada kaldığı sürece âlem nizamını sürdürür.

 

İskenderiyeli Philo’nun "Tanrı’nın ilk doğan oğlu" veya "İde’lerin İde’si" olarak tanımladığı Logos, Arabî’de "Hakikat-i Muhammediyye" olarak karşılık bulur.

 

Allah’ın bir ismi de el-Velî olduğu için velâyet süreklidir, ezelîdir. Velilik, peygamberlik ve resullüğün de temelidir.

Arabî’ye göre gerçek velî bir Melâmî'dir.

 

III. Bölüm İbnu'l-Arabi’nin Bilgi Nazariyesi, Psikoloji ve Tasavvufu

İbnu’l-Arabî, bilgiyi elde ediliş biçimine göre iki ana kampa ayırır:

İlim (Aklî Bilgi): Akıl yürütme, mantıkî çıkarım ve istidlal yoluyla elde edilir. Bu bilgi "kazanılmış"tır (kesbî) ve her zaman yanılma payı taşır.

Marifet (Ledünnî Bilgi): "Yakınlık kurmak suretiyle" elde edilen, doğrudan tecrübeye dayanan bilgidir. Bu bilgi "doğuştan"dır (vehbî) ve kalbe doğan ilahî bir nurdur.

 

İbnu’l-Arabî’ye göre akıl (el-akl), kelime kökü itibariyle "bağlamak/sınırlamak" demektir. Akıl, Tanrı’yı kendi kategorileriyle sınırlamaya çalışır.

Sufîlerin "zevk" dedikleri vasıtasız idrak, akıl yürütmenin bittiği yerde başlar. Eğer akıl ile keşf (sezgi) çatışırsa, velî daima keşfi takip eder; çünkü keşf Hakikat’in bizzat kendisinin müşahedesidir.

 

İbnu’l-Arabî’de hayal gücü basit bir fantezi değildir; Âlem-i Ervah (Ruhlar) ile Âlem-i Ecsâm (Cisimler) arasındaki köprüdür.

 

Kalp, Hakikat’i doğrudan gören bir "iç göze" sahiptir.

Ârifin kalbi bir ayna gibidir; Tanrı her an farklı tecellilerle (şekillerle) bu aynada yansır. Kalp, bu sonsuz değişkenliğe uyum sağlayabildiği ölçüde "kâmil" olur.

 

İbnu’l-Arabî’ye göre her birimizin sahip olduğu "cüz’î akıl", aslında Küllî Akıl’ın (Evrensel Zihin) bir parçası değil, bir "hali"dir.

Duyular veriyi toplar -> Kalbe iletir -> Akıl bunları belirler -> Hayal gücü işler -> Hafıza saklar. Tüm bu süreçte "Kalp" (Nûr), enerjisini bu kanallara dağıtan merkezdir. Eğer nûr olmasaydı, ne ses işitilebilir ne de renk görülebilirdi.

 

İbnu’l-Arabî’ye göre ruh, bedene girmeden önce her şeyi biliyordu. Maddî dünya ile temas bu bilgiyi unutturur. Öğrenmek, aslında hatırlamaktır.

 

İbnu’l-Arabî’ye göre fenâ, insanın "yok olması" değil, kendi varlık sandığı şeyin aslında bir serap (gölge/suret) olduğunu idrak etmesi sürecidir.

 

IV. Bölüm İbnu’l-Arabi’nin Dini Ahlâk ve Estetik

İbnu’l-Arabî, "suyun rengi, kabının rengidir" diyerek her insanın kendi kapasitesine ve istidadına göre bir Tanrı inancı geliştirdiğini söyler.

 

İnsan, ezelde Allah’ın ilminde nasıl bir "sabit ayn" (idea/öz) ise, dünyada da o özün gerektirdiği fiilleri işler.

Allah, birine zorla bir şey yaptırmaz; sadece o kişinin özünde (istidadında) olanın dış dünyaya çıkmasına "emir" verir. Yani kader, insanın kendi özündeki potansiyelin zorunlu olarak açığa çıkmasıdır.

 

Cehennem (Uzaklık): Gerçek cehennem, kişinin Allah’tan ayrı bir varlığı olduğunu sanması, yani ikilik (düalizm) içinde hapsolmasıdır.

 

Kıyameti, bireysel ruhun bedensel sınırlardan kurtulup Evrensel Ruh'a dönmesi olarak görür.

 

EK

İbnu'l-Arabi’nin Sisteminin Kaynakları

Hicri 5. ve 6. yüzyıllarda Endülüs'te felsefi derinlikten yoksun bir zühd (dindarlık) anlayışından, felsefi tasavvufa doğru bir dönüşüm yaşanmaktaydı.

İhvân-ı Safâ risalelerinden etkilenmiş olması muhtemeldir.

 

Hallâc’ın ilahî ve insanî tabiat ayrımını, Arabî "Vahdet-i Vücud"un (Varlığın Birliği) ayrılmaz parçaları olarak yeniden yorumlamıştır.

 

Muhammedî Hakikat / Peygamber'in nurunu evrenin ilk yaratılış sebebi ve "Yetkin İnsan" (İnsan-ı Kâmil) modeli olarak merkeze koymuştur.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder