1 Mart 2025 Cumartesi

Ian Almond - İbni Arabi ve Derrida - Özet / Notlar

Ian Almond - İbni Arabi ve Derrida – Notlar

Tasavvuf ve Yapısöküm

Sufism and Deconstruction A comparative study of Derrida and Ibn 'Arabi

Mütercim: Kadir Filiz, Ayrıntı Yayınları, 2013

 


Önsöz

Yazar İbn Arabi’nin izini sürerek Anadolu’yu -Sivas, Malatya, Kayseri- gezmiş.

Derrida ve İbn Arabi'yi bir arada okumaya davet ediyor, çünkü ikisi de yerleşik düşünce geleneğini alt-üst etmiş…

 

Tanrı’ dediğimiz şeyin her zaman Tanrı olamayabileceğini ve ‘Hakikat’ dediğimiz şeyin her zaman doğru olamayabileceğini kendi orijinal yollarıyla bize fark ettirmektedirler.

 

Giriş

İbni Arabi’ye yönelik Batı'da artan akademik ilgi…

 

Derrida’nın negatif teoloji üzerine yazarken İslam ve Yahudi geleneklerini bilinçli olarak dışarıda bırakır

 

Meister Eckhart / İbn Arabi ve Derrida arasındaki köprü

 

Aklın Zincirleri

İbn Arabi ve Derrida, aklın sınırlandırıcı yapısına karşı estetik ve ruhani bir "başıboşluğu" savunur.

 

Allah hakkında akıl yoluyla düşünen kişi (nâzır), kendindeki (bu) düşüncesiyle (nazar) inandığının yaratıcısıdır (hâlık). İnsan (abd), düşüncesiyle yaratmış olduğu ilahtan başkasına inanmaz.

 

"Akıl" (ikâl), köken olarak hayvanları bağlayan ip demektir. Doğası gereği sınırlar.

İbn Arabi’ye göre rasyonel düşünürlerin hatası, kendi zihinlerinde inşa ettikleri sınırlı Tanrı kavramını (İlah-ı mutekad) gerçek Tanrı sanmalarıdır. Oysa Hakk, her an farklı bir surette tecelli eden sonsuz bir ummandır ve hiçbir sistem O’nu ihata edemez.

 

O, her an yeni bir iş/tasarruf (şe'n) üzerindedir

Hakk, hiçbir zaman iki kişiye aynı surette veya bir kişiye iki kez aynı şekilde tecelli etmez.

 

(Derrida)

Yapısalcılık, metni sabit bir "yapı" olarak ele alır. Bir yapıyı mutlaklaştırmak, metindeki "farkı" (différance) ve belirsizliği yok saymaktır.

Metin, her yeni bağlamda ve her yeni okuyucuda yeniden üretilir; asla aynı kalmaz.

 

Derrida’nın en ünlü terimi olan differance, hem "farklılaşma" hem de "ertelemeyi" içeren bir harekettir.

Differance / tüm anlamların ve isimlerin kaynağıdır ancak kendisi bir isim değildir.

 

Hayrete Düşmenin Dürüstlüğü

Hem Batı felsefesinde (Descartes, Spinoza) hem de klasik İslam düşüncesinde (İbn Teymiyye) karışıklık; bir hata, aşılması gereken bir engel veya manevi bir gerileme olarak görülür.

Derrida ve İbn Arabî bu durumu bir "hediye" veya "zorunluluk" olarak görür. Karışıklık, aklın bittiği ve hakikatin (Öteki'nin veya Hakk'ın) kendi dilinde konuşmaya başladığı yerdir.

 

İbn Arabî, Nuh suresindeki "şaşkınlık" motifini olumluya çevirir. Arif kişi, Tanrı'yı sabit bir kalıba sığdıramadığını anladığında "hayret" makamına erer.

 

Babel'in "Tanrı'nın Şehri" (Bab-el)

Babil kulesi / Tanrı bile kendi isminde bölünür; hem birliği temsil eder hem de dillerin o sonsuz, karışık çokluğunu başlatır.

 

Derrida, Boehme’nin "Unground" kavramına atıf yaparak Tanrı’yı kendi içinden taşan, sürekli farklılaşan (differance) ve tarih üreten bir enerji olarak görür.

Bu yaklaşım, İbn Arabî’nin Tanrı’nın bildiğimiz hiçbir şeye benzemediği (tenzih) ve her an yeni bir tecellide olduğu (teşbih) yönündeki vurgusuyla birleşir.

 

Babil Kulesi’ni inşa edenlerin asıl günahı, anlamı sabitlemek ve dünyaya tek bir dil (logos) dayatmaktır. Tek bir dili evrenselleştirme çabası, Derrida için bir sömürgecilik biçimidir.

 

Hayret "asıl durumdur"

Dürüsttür.

 

Kitabın Bilgeleri

Modern hermenötik (Stanley Rosen'in belirttiği gibi), Tanrı'nın ve insanın "ölümüyle" anlamın kaybolduğunu savunur.

 

Derrida / Metin bir "anlam makinesi"dir; yazar öldükten sonra bile yeni bağlamlarda yeni anlamlar üretmeye devam eder.

 

Kuran, İlahi Kelam olduğu için her harfi bir ilimdir. Okuyucunun "yanlış" veya "eğri" yorumu bile, o anki haliyle Tanrı'nın o kuluna özel bir muradıdır.

 

Harfler, biz onlara nefes verene kadar sessizdir. Her okuma, metni o anki "hal" ile yeniden canlandırmaktır.

 

Zevk-i Esrar ve Boşluk [abyssality]

Nihai sır, aslında hiçbir sırrın olmadığıdır.

Sırrın kendisi söyleyecek hiçbir şeyin olmamasıdır.

Sır hakkında konuşmak, onu sadece ileriye iter.

 

Différance / hakikate dair söylenebilecek sözlerin benzeri sözlerini différance kavramının izah ederken kullanıyor. Ona bu yüzden şarlatan diyenler çoktur.

 

Metin, anlamın sonsuz tekrarlandığı bir boşluktur (abyss).

 

Sonuç

Öznenin Post-Yapısalcı Dağılması

Yazar, "Ben" deme yetkisini yitirdiği an, dilin o formsuz ve isimsiz "yankısına" (Plotinus'un düşüncenin yankısı metaforuna benzer şekilde) dönüşür.

 

Yazma eylemi, öznenin içinde kaybolduğu bir alandır

 

Her tecelli (Tanrı'nın kendini açığa çıkarması) bir merkez gibi görünse de, Mutlak Hakk hiçbir tecelliye hapsedilemez. O, hem her yerdedir hem de hiçbir yerdedir.

 

Mistikler için "ben yaptım", "ben yazdım" demek bir tür cahilliktir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder