Ian Almond - İbni Arabi ve Derrida – Notlar
Tasavvuf ve Yapısöküm
Sufism and
Deconstruction A comparative study of Derrida and Ibn 'Arabi
Mütercim: Kadir Filiz, Ayrıntı Yayınları, 2013
Önsöz
Yazar İbn Arabi’nin izini sürerek Anadolu’yu -Sivas,
Malatya, Kayseri- gezmiş.
Derrida ve İbn Arabi'yi bir arada okumaya davet ediyor,
çünkü ikisi de yerleşik düşünce geleneğini alt-üst etmiş…
Tanrı’ dediğimiz şeyin her zaman Tanrı olamayabileceğini ve
‘Hakikat’ dediğimiz şeyin her zaman doğru olamayabileceğini kendi orijinal
yollarıyla bize fark ettirmektedirler.
Giriş
İbni Arabi’ye yönelik Batı'da artan akademik ilgi…
Derrida’nın negatif teoloji üzerine yazarken İslam ve Yahudi
geleneklerini bilinçli olarak dışarıda bırakır
Meister Eckhart / İbn Arabi ve Derrida arasındaki köprü
Aklın Zincirleri
İbn Arabi ve Derrida, aklın sınırlandırıcı yapısına karşı
estetik ve ruhani bir "başıboşluğu" savunur.
Allah hakkında akıl yoluyla düşünen kişi (nâzır), kendindeki
(bu) düşüncesiyle (nazar) inandığının yaratıcısıdır (hâlık). İnsan (abd),
düşüncesiyle yaratmış olduğu ilahtan başkasına inanmaz.
"Akıl" (ikâl), köken olarak hayvanları bağlayan ip
demektir. Doğası gereği sınırlar.
İbn Arabi’ye göre rasyonel düşünürlerin hatası, kendi
zihinlerinde inşa ettikleri sınırlı Tanrı kavramını (İlah-ı mutekad) gerçek
Tanrı sanmalarıdır. Oysa Hakk, her an farklı bir surette tecelli eden sonsuz
bir ummandır ve hiçbir sistem O’nu ihata edemez.
O, her an yeni bir iş/tasarruf (şe'n) üzerindedir
Hakk, hiçbir zaman iki kişiye aynı surette veya bir kişiye
iki kez aynı şekilde tecelli etmez.
(Derrida)
Yapısalcılık, metni sabit bir "yapı" olarak ele
alır. Bir yapıyı mutlaklaştırmak, metindeki "farkı" (différance) ve
belirsizliği yok saymaktır.
Metin, her yeni bağlamda ve her yeni okuyucuda yeniden
üretilir; asla aynı kalmaz.
Derrida’nın en ünlü terimi olan differance, hem
"farklılaşma" hem de "ertelemeyi" içeren bir harekettir.
Differance / tüm anlamların ve isimlerin kaynağıdır ancak
kendisi bir isim değildir.
Hayrete Düşmenin Dürüstlüğü
Hem Batı felsefesinde (Descartes, Spinoza) hem de klasik
İslam düşüncesinde (İbn Teymiyye) karışıklık; bir hata, aşılması gereken bir
engel veya manevi bir gerileme olarak görülür.
Derrida ve İbn Arabî bu durumu bir "hediye" veya
"zorunluluk" olarak görür. Karışıklık, aklın bittiği ve hakikatin
(Öteki'nin veya Hakk'ın) kendi dilinde konuşmaya başladığı yerdir.
İbn Arabî, Nuh suresindeki "şaşkınlık" motifini
olumluya çevirir. Arif kişi, Tanrı'yı sabit bir kalıba sığdıramadığını
anladığında "hayret" makamına erer.
Babel'in "Tanrı'nın Şehri" (Bab-el)
Babil kulesi / Tanrı bile kendi isminde bölünür; hem birliği
temsil eder hem de dillerin o sonsuz, karışık çokluğunu başlatır.
Derrida, Boehme’nin "Unground" kavramına atıf
yaparak Tanrı’yı kendi içinden taşan, sürekli farklılaşan (differance) ve tarih
üreten bir enerji olarak görür.
Bu yaklaşım, İbn Arabî’nin Tanrı’nın bildiğimiz hiçbir şeye
benzemediği (tenzih) ve her an yeni bir tecellide olduğu (teşbih) yönündeki
vurgusuyla birleşir.
Babil Kulesi’ni inşa edenlerin asıl günahı, anlamı
sabitlemek ve dünyaya tek bir dil (logos) dayatmaktır. Tek bir dili
evrenselleştirme çabası, Derrida için bir sömürgecilik biçimidir.
Hayret "asıl durumdur"
Dürüsttür.
Kitabın Bilgeleri
Modern hermenötik (Stanley Rosen'in belirttiği gibi),
Tanrı'nın ve insanın "ölümüyle" anlamın kaybolduğunu savunur.
Derrida / Metin bir "anlam makinesi"dir; yazar
öldükten sonra bile yeni bağlamlarda yeni anlamlar üretmeye devam eder.
Kuran, İlahi Kelam olduğu için her harfi bir ilimdir.
Okuyucunun "yanlış" veya "eğri" yorumu bile, o anki haliyle
Tanrı'nın o kuluna özel bir muradıdır.
Harfler, biz onlara nefes verene kadar sessizdir. Her okuma,
metni o anki "hal" ile yeniden canlandırmaktır.
Zevk-i Esrar ve Boşluk [abyssality]
Nihai sır, aslında hiçbir sırrın olmadığıdır.
Sırrın kendisi söyleyecek hiçbir şeyin olmamasıdır.
Sır hakkında konuşmak, onu sadece ileriye iter.
Différance / hakikate
dair söylenebilecek sözlerin benzeri sözlerini différance kavramının izah
ederken kullanıyor. Ona bu yüzden şarlatan diyenler çoktur.
Metin, anlamın sonsuz tekrarlandığı bir boşluktur (abyss).
Sonuç
Öznenin
Post-Yapısalcı Dağılması
Yazar, "Ben" deme yetkisini yitirdiği an, dilin o
formsuz ve isimsiz "yankısına" (Plotinus'un düşüncenin yankısı metaforuna
benzer şekilde) dönüşür.
Yazma eylemi, öznenin içinde kaybolduğu bir alandır
Her tecelli (Tanrı'nın kendini açığa çıkarması) bir merkez
gibi görünse de, Mutlak Hakk hiçbir tecelliye hapsedilemez. O, hem her yerdedir
hem de hiçbir yerdedir.
Mistikler için "ben yaptım", "ben
yazdım" demek bir tür cahilliktir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder