Claude Addas - İbn Arabi Dönüşü Olmayan Yolculuk - Notlar
Ibn Arabi et le voyage
sans retour
Mütercim: Atila Ataman, Nefes Yayınları, 2015
İbn Arabi’yi Yakmalı Mı?
Osmanlı Sultanı I. Selim 1517'de Şam'ı fethinden sonra İbn
Arabi'nin metruk mezarını bularak oraya bir türbe ve cami yaptırır.
O dönemde İbn Arabi'nin eserleri şiddetli polemiklerin
hedefidir ve pek çok ulema tarafından "zındık" olarak görülmektedir.
İbn Arabî’nin Fütûhât’ı islami bilimlerin mimari bir atlası
gibidir.
Emîr’in Namazı
Endülüs'te doğan İbn Arabî’nin Yemen kökenli, köklü ve asker
bir aileye mensuptur.
Babası hükümet ve orduda yüksek mevkilerde görev yapmıştır.
Kurtuba'da bir emirin namazdaki huşu ve mahviyetinden
etkilenir.
Varlık hiyerarşisinin en üstünde görünen "siyasi
güç", mutlak varlık karşısında "yokluk" seviyesine iner.
“Allah’a Koşun!”
İbn Arabî’nin yolu, önce Allah tarafından bir
"çekim" (cezbe) ile başlatılmış, ardından bu ani aydınlanmanın
(fetih) içeriğini adım adım idrak edeceği bir eğitim (sülûk) süreciyle devam
etmiştir.
İnsanın vatanı kulluğudur, bu vatanı terk eden Allah’ın
sıfatlarıyla sıfatlanamaz.
Rüyasında gördüğü Hz. İsa, İbn Arabi’nin sulûkundaki ilk
şeyhidir. Ruhanî bir rehberlik (Üveysîlik) yoluyla İbn Arabi'ye zühd ve tecridi
emretmiş, o da bu emir üzerine tüm dünya mülkünü terk etmiştir.
Hz. Muhammed sadece tarihsel bir şahsiyet değil, varlığın
yaratılışındaki ilk "nur" veya "akıl"dır (Logos).
Tasavvuf Yolunun Üstatları
İbn Arabi, 1184 yılından itibaren Endülüs ve Mağrib’deki pek
çok mürşidin sohbetine katılmış ve onlara hizmet etmiştir. Bu dönemde tanıdığı
velilerin çoğu okuma yazma bilmeyen mütevazı zanaatkârlar ve fakir halktır. Bu
veliler, manevi hallerini halktan gizlerler.
Efrad / kimseye bağlı olmayan, doğrudan Allah’tan ders alan
bağımsız velilerdir.
İbn Arabî’nin manevi biyografisi, peygamberlerin hallerini
sırasıyla tecrübe etmekten ibarettir
İsevî Meşrep: İlk tevbesi ve rahmet/şefkat odaklı başlangıç.
Musevî Meşrep: Ledünnî ilim ve kelam tecellileri.
Muhammedi Meşrep: Tüm peygamberlerin hallerini kendinde
toplayan en kâmil ve nihaî makam.
Hâtem
Muhammedi Velayetin Hâtemi
Hz. Muhammed’in özel velayet mirasını en kâmil manada temsil
eden kişidir. Şeyh-i Ekber, şiirlerinde bu kişinin kendisi olduğunu ima (hatta
yer yer ifşa) eder.
Genel Velayetin Hâtemi (Hz. İsa)
Velayet kurumunun mutlak sonu. Hz. İsa nüzul ettiğinde,
velayet kapısı tamamen kapanacaktır.
Hiç Varolmamış Olan Kaybolduğunda...
Babasının ölümünden sonra Doğu'ya doğru büyük seyahatine
başlar.
1190'da Tunus'ta "Arzu’l-hakîka" (Hayal Âlemi)
denilen manevi bir mertebeye ulaşır. Bu alemde cisimlerin latifleştiğini ve
manaların suret kazandığını belirtir.
Hak ancak ‘hiç varolmamış olan kaybolduğu ve daima
varolmakta olan kaldığında’ görünür.
İbn Arabî’ye göre en yüksek müşahade, Hakk’ı bir
"suret" içinde görmek değil, "suretsiz" (biçim dışı) olarak
idrak etmektir. Bu mertebede kişi kendi benliğini de kaybeder (fena).
Kâbe Kavseyn Ev Ednâ
Endülüs'e kısa bir dönüşten sonra yoğun bir telif dönemine
girer. İnsan-ı kâmil üzerine eserler yazar.
Hz. Peygamber’in miracı gibi ruhanî bir gece yolculuğu
gerçekleştirir. Bu tecrübe sırasında velayet sahasındaki yüksek vazifesini
bizzat peygamberlerden teyit eder.
Kâbe Kavseyn (İki Yay Arası)
Bu kavram, kul ile Allah arasındaki en yakın mesafeyi,
birliğin (vahdet) zirvesini temsil eder.
Fütûhât-ı Mekkiyye
1202'de Mekke'ye varır. Hacer-i Esved’in yanında gizemli bir
"fetâ" (genç) ile karşılaşır; bu varlık ona manevi ilimlerin tüm
sırlarını açar ve Fütûhât-i Mekkiyye bu ilhamla doğar.
1200'lü yılların başındaki İslam dünyası Batı’da
Reconquista, Doğu’da Moğol ve Haçlı tehlikesi altındadır. Siyasi kurumlar
(hilafet, devletler) yıkılırken, İbn Arabî manevi mirası yazıya dökerek
"sağlama almıştır".
Allah Var ve O’nunla Birlikte Hiçbir Şey Yok
Âlemin bir hayal olduğunu ancak Hak’tan da ayrı olmadığını
belirtir: İdrak ettiğimiz her şey Allah’ın mümkinlerin aynlarındaki vücûdudur.
Panteizm "Her şey Tanrı'dır" derken; İbn Arabî
"Varlık (Vücûd) tektir ve o Hak'tır; ama bu varlığın büründüğü suretler (halk)
Hak değildir" der. Yani masa masa olarak Hak değildir, ancak masanın sahip
olduğu "varlık" Hak'ka aittir.
Nereye Dönerseniz Dönün Allah’ın Vechi Oradadır
Bir ilahın olması için ona tapacak bir "melûh",
bir rabbin olması için ona itaat edecek bir "merbûb" gerekir. Bu,
Allah'ın varlığına dair bir muhtaçlık değil, isimlerinin hükümlerini icra etme
zorunluluğudur.
Yaratılış, Allah'ın kendi isim ve sıfatlarını bir
"ayna"da (âlemde) seyretme eylemidir.
Rahmân’ın nefesi (Nefesu'r-Rahmân), İlahi ilimdeki
"sabit aynları" (potansiyelleri) dış varlığa çıkarır.
Âlem her an yok olmakta ve her an yeniden yaratılmaktadır.
Bizim "süreklilik" sandığımız şey, tecellilerin o kadar hızlı
gerçekleşmesidir ki, gözümüz aradaki boşluğu fark edemez.
Çoğu insan Allah'ı kendi zihni sınırları ("itikatla
biçimlenen ilah") içinde tanır ve O'nu sadece o kalıba girdiğinde kabul
eder. Ârif ise, "Nereye dönerseniz dönün Allah'ın vechi oradadır"
ayeti gereği, O'nu her türlü formda, dinde ve tecellide tanıyabilen kişidir.
İki Ufuk
Mekke'de Nizam adlı İranlı genç bir hanımla karşılaşması,
manevi sırların şiir diliyle anlatıldığı "Tercümânu’l-Eşvâk" adlı
eserine ilham kaynağı olur.
Şiir, "iki ufuk" arasındaki hakikati nâehil
gözlerden koruyan bir zırhtır.
Tercümânü’l-Eşvâk'taki Nizam karakteri üzerinden anlatılan
aşk, maddi bir sûrette (Nizam), İlahi bir mananın (Sophia/Hikmet) müşahede
edilmesidir.
Konya, İbn Arabî'nin irfanının sistemleştiği merkezdir.
Sultan Keykavus'a yazdığı mektup, İbn Arabî'nin sadece bir
"münzevi" değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi adaleti (şeriatı)
gözeten bir "vazifeli" olduğunu gösterir.
Mevcudiyetimden İstifade Edin
1223'te Şam'a yerleşir ve ömrünün son yıllarını burada
geçirir.
Şam, rivayete göre binlerce peygamberin medfun olduğu ve İsa
Mesih’in ineceği yer olarak, İbn Arabî'nin "Muhammedî Velayet"
vazifesini mühürlemesi için seçilmiş bir semboldür.
Ömrünün son demlerinde talebelerine yaptığı bu çağrı: "mevcudiyetimden
istifade edin"
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder