1 Mart 2025 Cumartesi

Claude Addas - İbn Arabi Dönüşü Olmayan Yolculuk - Notlar

Claude Addas - İbn Arabi Dönüşü Olmayan Yolculuk - Notlar

Ibn Arabi et le voyage sans retour

Mütercim: Atila Ataman, Nefes Yayınları, 2015

 


İbn Arabi’yi Yakmalı Mı?

Osmanlı Sultanı I. Selim 1517'de Şam'ı fethinden sonra İbn Arabi'nin metruk mezarını bularak oraya bir türbe ve cami yaptırır.

O dönemde İbn Arabi'nin eserleri şiddetli polemiklerin hedefidir ve pek çok ulema tarafından "zındık" olarak görülmektedir.

 

İbn Arabî’nin Fütûhât’ı islami bilimlerin mimari bir atlası gibidir.

 

Emîr’in Namazı

Endülüs'te doğan İbn Arabî’nin Yemen kökenli, köklü ve asker bir aileye mensuptur.

Babası hükümet ve orduda yüksek mevkilerde görev yapmıştır.

Kurtuba'da bir emirin namazdaki huşu ve mahviyetinden etkilenir.

Varlık hiyerarşisinin en üstünde görünen "siyasi güç", mutlak varlık karşısında "yokluk" seviyesine iner.

 

“Allah’a Koşun!”

İbn Arabî’nin yolu, önce Allah tarafından bir "çekim" (cezbe) ile başlatılmış, ardından bu ani aydınlanmanın (fetih) içeriğini adım adım idrak edeceği bir eğitim (sülûk) süreciyle devam etmiştir.

 

İnsanın vatanı kulluğudur, bu vatanı terk eden Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanamaz.

 

Rüyasında gördüğü Hz. İsa, İbn Arabi’nin sulûkundaki ilk şeyhidir. Ruhanî bir rehberlik (Üveysîlik) yoluyla İbn Arabi'ye zühd ve tecridi emretmiş, o da bu emir üzerine tüm dünya mülkünü terk etmiştir.

 

Hz. Muhammed sadece tarihsel bir şahsiyet değil, varlığın yaratılışındaki ilk "nur" veya "akıl"dır (Logos).

 

Tasavvuf Yolunun Üstatları

İbn Arabi, 1184 yılından itibaren Endülüs ve Mağrib’deki pek çok mürşidin sohbetine katılmış ve onlara hizmet etmiştir. Bu dönemde tanıdığı velilerin çoğu okuma yazma bilmeyen mütevazı zanaatkârlar ve fakir halktır. Bu veliler, manevi hallerini halktan gizlerler.

 

Efrad / kimseye bağlı olmayan, doğrudan Allah’tan ders alan bağımsız velilerdir.

İbn Arabî’nin manevi biyografisi, peygamberlerin hallerini sırasıyla tecrübe etmekten ibarettir

İsevî Meşrep: İlk tevbesi ve rahmet/şefkat odaklı başlangıç.

Musevî Meşrep: Ledünnî ilim ve kelam tecellileri.

Muhammedi Meşrep: Tüm peygamberlerin hallerini kendinde toplayan en kâmil ve nihaî makam.

 

Hâtem

Muhammedi Velayetin Hâtemi

Hz. Muhammed’in özel velayet mirasını en kâmil manada temsil eden kişidir. Şeyh-i Ekber, şiirlerinde bu kişinin kendisi olduğunu ima (hatta yer yer ifşa) eder.

Genel Velayetin Hâtemi (Hz. İsa)

Velayet kurumunun mutlak sonu. Hz. İsa nüzul ettiğinde, velayet kapısı tamamen kapanacaktır.

 

Hiç Varolmamış Olan Kaybolduğunda...

Babasının ölümünden sonra Doğu'ya doğru büyük seyahatine başlar.

 

1190'da Tunus'ta "Arzu’l-hakîka" (Hayal Âlemi) denilen manevi bir mertebeye ulaşır. Bu alemde cisimlerin latifleştiğini ve manaların suret kazandığını belirtir.

Hak ancak ‘hiç varolmamış olan kaybolduğu ve daima varolmakta olan kaldığında’ görünür.

İbn Arabî’ye göre en yüksek müşahade, Hakk’ı bir "suret" içinde görmek değil, "suretsiz" (biçim dışı) olarak idrak etmektir. Bu mertebede kişi kendi benliğini de kaybeder (fena).

 

Kâbe Kavseyn Ev Ednâ

Endülüs'e kısa bir dönüşten sonra yoğun bir telif dönemine girer. İnsan-ı kâmil üzerine eserler yazar.

 

Hz. Peygamber’in miracı gibi ruhanî bir gece yolculuğu gerçekleştirir. Bu tecrübe sırasında velayet sahasındaki yüksek vazifesini bizzat peygamberlerden teyit eder.

 

Kâbe Kavseyn (İki Yay Arası)

Bu kavram, kul ile Allah arasındaki en yakın mesafeyi, birliğin (vahdet) zirvesini temsil eder.

 

Fütûhât-ı Mekkiyye

1202'de Mekke'ye varır. Hacer-i Esved’in yanında gizemli bir "fetâ" (genç) ile karşılaşır; bu varlık ona manevi ilimlerin tüm sırlarını açar ve Fütûhât-i Mekkiyye bu ilhamla doğar.

 

1200'lü yılların başındaki İslam dünyası Batı’da Reconquista, Doğu’da Moğol ve Haçlı tehlikesi altındadır. Siyasi kurumlar (hilafet, devletler) yıkılırken, İbn Arabî manevi mirası yazıya dökerek "sağlama almıştır".

 

Allah Var ve O’nunla Birlikte Hiçbir Şey Yok

Âlemin bir hayal olduğunu ancak Hak’tan da ayrı olmadığını belirtir: İdrak ettiğimiz her şey Allah’ın mümkinlerin aynlarındaki vücûdudur.

 

Panteizm "Her şey Tanrı'dır" derken; İbn Arabî "Varlık (Vücûd) tektir ve o Hak'tır; ama bu varlığın büründüğü suretler (halk) Hak değildir" der. Yani masa masa olarak Hak değildir, ancak masanın sahip olduğu "varlık" Hak'ka aittir.

 

Nereye Dönerseniz Dönün Allah’ın Vechi Oradadır

Bir ilahın olması için ona tapacak bir "melûh", bir rabbin olması için ona itaat edecek bir "merbûb" gerekir. Bu, Allah'ın varlığına dair bir muhtaçlık değil, isimlerinin hükümlerini icra etme zorunluluğudur.

Yaratılış, Allah'ın kendi isim ve sıfatlarını bir "ayna"da (âlemde) seyretme eylemidir.

Rahmân’ın nefesi (Nefesu'r-Rahmân), İlahi ilimdeki "sabit aynları" (potansiyelleri) dış varlığa çıkarır.

 

Âlem her an yok olmakta ve her an yeniden yaratılmaktadır. Bizim "süreklilik" sandığımız şey, tecellilerin o kadar hızlı gerçekleşmesidir ki, gözümüz aradaki boşluğu fark edemez.

 

Çoğu insan Allah'ı kendi zihni sınırları ("itikatla biçimlenen ilah") içinde tanır ve O'nu sadece o kalıba girdiğinde kabul eder. Ârif ise, "Nereye dönerseniz dönün Allah'ın vechi oradadır" ayeti gereği, O'nu her türlü formda, dinde ve tecellide tanıyabilen kişidir.

 

İki Ufuk

Mekke'de Nizam adlı İranlı genç bir hanımla karşılaşması, manevi sırların şiir diliyle anlatıldığı "Tercümânu’l-Eşvâk" adlı eserine ilham kaynağı olur.

Şiir, "iki ufuk" arasındaki hakikati nâehil gözlerden koruyan bir zırhtır.

 

Tercümânü’l-Eşvâk'taki Nizam karakteri üzerinden anlatılan aşk, maddi bir sûrette (Nizam), İlahi bir mananın (Sophia/Hikmet) müşahede edilmesidir.

 

Konya, İbn Arabî'nin irfanının sistemleştiği merkezdir.

Sultan Keykavus'a yazdığı mektup, İbn Arabî'nin sadece bir "münzevi" değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasi adaleti (şeriatı) gözeten bir "vazifeli" olduğunu gösterir.

 

Mevcudiyetimden İstifade Edin

1223'te Şam'a yerleşir ve ömrünün son yıllarını burada geçirir.

Şam, rivayete göre binlerce peygamberin medfun olduğu ve İsa Mesih’in ineceği yer olarak, İbn Arabî'nin "Muhammedî Velayet" vazifesini mühürlemesi için seçilmiş bir semboldür.

 

Ömrünün son demlerinde talebelerine yaptığı bu çağrı: "mevcudiyetimden istifade edin"

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder