1 Mart 2025 Cumartesi

William C. Chittick - Hayal Âlemleri - Notlar / Özet

William C. Chittick - Hayal Âlemleri - Notlar

İbn Arabi ve Dinlerin Çeşitliliği Meselesi

Imaginal worlds: ibn al-'irabi and the problem of religious diversity

Mütercim: Mehmet Demirkaya, Kaknüs Yayınları

 


Sunuş / Giriş

İbn Rüşd doğayı parçalara ayırarak rasyonel analiz yapar.

İbn Arabi akıl ile iç-görüyü birleştirir.

İbn Arabi’ye göre hayal, zıtları birleştiren bir "berzah"tır.

 

İbn Arabi için dinlerin çeşitliliği ilahi bir rahmettir.

Allah’a ulaşmada insanların nefsleri sayısınca yol vardır

 

İnsan Mükemmelliği

 

Varlığın Birliği

İbn Arabî, vücud kelimesinin kökündeki "bulma" anlamına dikkat çeker. Vücud birdir, ancak değişik şekillerde belirerek (zâhir) çokluk gibi görünür.

 

İnsan, tüm ilâhî isimleri yansıtma potansiyeline sahip tek varlıktır.

 

En kâmil Allah bilgisi, Allah'ın hem tenzih hem de teşbih ile tanımlanmasını gerekli kılmasıdır

 

Işık olmasa gölge olmazdı; yani Hakk olmasa eşya var olamazdı.

"Tecelli kendini tekrarlamaz" ilkesi uyarınca, âlem her an yeniden yaratılmaktadır.

 

Küçük Alem, Büyük Alem ve İnsan-ı Kamil

Tüm kâmil insanların değişmez arketipleri, yani "Hakikat-i Muhammediyye" (Logos) varlığın ilk ilkesidir.

 

İnsanın "Allah suretinde" yaratılması, onun tüm ilahi isimleri (Halık, Kerim, Kahhar, Rahman vb.) potansiyel olarak kendinde barındırmasıdır.

 

"Kulluk" (ubudiyet) / Kişi kendi varlık iddiasından vazgeçtiğinde (fena), onda tecelli eden sadece Hakk'ın sıfatları kalır.

 

Ahlak ve Kuraldışılık

Arabî, Arapçada yaratılış anlamına gelen "halk" ile ahlâk anlamına gelen "huluk" kelimeleri arasındaki kök birliğine dikkat çeker.

Ahlâk, eşyanın gerçek doğasında ve yaratılışında (fıtratında) bulunur.

 

İnsan, içinde zıt isimleri barındırır. Çok fazla "kırmızı" (celal/sertlik) veya çok fazla "yeşil" (cemal/yumuşaklık) ışığın rengini bozar. Saf, renksiz ışığa (Mutlak Vücud) ulaşmak için tüm renklerin (isimlerin) mükemmel dengesi gerekir.

 

Varlık aleminde mutlak manada "kötü" veya "çirkin" bir ahlâk yoktur.

Cimrilik, korkaklık veya hırs gibi "ayıplanan" özellikler, özünde vücuda ait birer kuvvettir.

 

En yüksek ahlâkî makam Kulluktur. Bu makamda insan: Kendine ait hiçbir varlık ve meziyet iddia etmez. Her başarısını ve güzel sıfatını Allah’ın bir rahmeti ve emaneti olarak görür.

 

Nefsini Bilme ve İnsan Fıtratı

Fıtrat, İbn Arabî'ye göre insanın sadece biyolojik doğası değil, ruhunun yaratılış anında sahip olduğu tamlık ve uyanıklık halidir.

Hanif Fıtrat: İnsan ruhu, başlangıçta Allah'ın birliğini (tevhidi) bilen, akıllı ve mükemmel bir yapıda yaratılmıştır.

Örtülme (Unutma): Toplumsal çevrenin ve bedensel ihtiyaçların etkisiyle bu fıtratın üzeri "bulutlarla" örtülür.

Zikir (Hatırlama): Peygamberlerin görevi insana yeni bir şey öğretmek değil, fıtratında zaten var olan bu bilgiyi ona hatırlatmaktır.

 

Allah’ın "İki Eli" / Celal ve Cemal

Cemal (Güzellik/Lütuf) İsimleri

Rahmet, yakınlık, harmoni ve birliği temsil eder. Bu isimler insanın "sağ eli" veya aydınlık yönüdür.

Celal (Görkem/Gazap) İsimleri

Uzaklık, çokluk, farklılık ve kahrı temsil eder. Bu isimler "sol el" veya karanlık yönle ilişkilidir.

 

Fena ve Bekâ / Ölmeden Önce Ölmek

Fena (Yok Oluş) / İnsanın kendi nefsine, mülkiyetine ve "ben yapıyorum" iddiasına ait her türlü bağı terk etmesidir. Bu, kulun Allah'ın karşılaştırılamazlığı (Tenzih) karşısında hiçliğini idrakidir.

Bekâ (Kalıcılık) / Nefse ait iddialar fani olduğunda, geriye Allah'ın sıfatları kalır. Kul, artık kendi nefsiyle değil, Hakk’ın sıfatlarıyla (Bakî) var olur. Bu, "halifelik" makamıdır.

 

Hayal Alemleri

Vahiy ve Poetik Betimleme

R.A. Nicholson’ın İbn Arabî çeviri ve yorumları…

 

Hayal, sadece bir zihin yeteneği değil, varlığın (vücud) kendisidir.

Kozmik Hayal (Âlem): Allah ile Mutlak Yokluk arasındaki her şey. Âlem, ne tamamen var ne de tamamen yok olduğu için "hayal"dir.

Ruh ve Beden Arasındaki Âlem (Misal Âlemi): Aydınlık (ruh) ile karanlık (beden) arasındaki ara durak. Kanatlı meleklerin veya cinlerin görüldüğü sahadır.

İnsan Nefsi (Mikrokozmos): İnsanın kalbi, cisimsiz gerçeklikleri "suretlendiren" ve cismani duyuları "ruhanileştiren" bir simya merkezidir.

Akıl tenzihi bilirken, hayal teşbihi (Allah'ı görmeyi) kavrar.

 

Allah, insanların Kendi varlığını idrak edebilmeleri için semboller ve benzerler (misaller) getirir.

İnsanlar kendi akıllarıyla Allah’a benzerlikler yakıştıramazlar

 

Şiir ve hayalin merkezi Venüs (Zühre) küresidir ve buranın hakimi Hz. Yusuf’tur.

Hz. Yusuf: Rüya tabiri ve "suret verme" ilminin üstadıdır.

 

Hayali İnsanlarla Karşılaşma

Bu âlemde ruhanî varlıklar bedenleşir (cisim giyer), bedenler ise ruhanîleşir (latifleşir).

Ruhanî bir varlık hayalî bir surette göründüğünde, insan bakışı (nazar) onu o surette "hapse" eder. Eğer bakış başka yöne dönerse, o ruhanî varlık kayıtlı olmaktan kurtulur ve kaybolur.

 

Cinler ve şeytanlar, insanların hayal dünyasında oyunlar oynayabilirler. Onlardan alınan bilgiler (simya, harf büyüsü vb.) insanı Allah bilgisinden (marifetullah) uzaklaştırabilir.

 

Ölüm ve Ahiret

Berzah / Buranın en önemli özelliği manaların surete bürünmesidir.

Ameller (iyilik veya kötülük), o kişiyi kabirde karşılayacak güzel veya çirkin "bedenleşmiş suretler"e dönüşür.

 

Hayat, nefsin kendi suretine şekil verdiği bir süreçtir ve ölümden sonra kişi bu surette diriltilir.

 

Cehennem, ilahî sureti kısıtlayan beşerî sınırlamaların, karanlık niyetlerin ve kötü ahlâkın bir yansımasıdır. Kişi aslında kendi cehennemini kendi sınırlı düşünceleriyle kurar.

 

Kozmolojik Hiyerarşi

Arş: Saf rahmet alanıdır. Gazap buraya ulaşmaz.

Kürsî: Gazabın devreye girdiği ilk "hissî" düzeydir. Allah’ın iki ayağı (Rahmet ve Gazap) buradadır.

Cennet; yıldızsız küre ile sabit yıldızlar arasındadır ve "doğal" (unsurî olmayan, lâtif) bir yapıdadır. Cehennem ise sabit yıldızların altında, "unsurî" (bu dünya gibi katı ve elementer) bir alandadır.

 

Dinlerin Çeşitliliği

Kökenler Miti

Halık, Rezzak ve Muhyi gibi isimler, kendi manalarını yansıtacak bir "ayna" (âlem/yaratılmışlar) isterler.

 

Âlem yaratıldıktan sonra zıt isimlerin (örneğin Muizz/Aziz kılan ile Muzill/Zelil kılan) çatışması bir kaos riski doğurur. Bu noktada Rabb ismi devreye girer. Rabb, "ıslah eden, düzene sokan, terbiye eden" demektir.

 

Felsefeciler/Akılcılar sadece Allah’ın karşılaştırılamazlığını (Tenzih) anlarlar. Onlara göre Allah "hiçbir şeye benzemez", bu da soğuk ve uzak bir ilâh anlayışına yol açabilir.

Arifler, hem Allah’ın benzersizliğini (Tenzih) hem de O’nun âlemdeki tecellilerini (Teşbih) bir arada görürler.

 

İtikadların Çeşitliliği

Allah "Ol!" dediğinde her şey var olur. Bu emirde itaatsizlik imkansızdır.

Emir karşısında her şey kendi hakikatini (ayan-ı sabite) sergiler.

 

Arapça a-k-d (düğümlemek) kökünden gelen itikat, kalbin bir görüşe sıkıca bağlanmasıdır.

 

Azap olmasaydı, Allah’ın bağışlayıcılığı, merhameti ve sabrı gibi sıfatları asla bilinemezdi.

 

İnsanlar Allah'ı, kendi zihnî kapasitesi, hayal gücü ve inanç kalıpları (itikad) ölçüsünde idrak eder.

Nefsini Bilen Rabbini Bilir. Buradaki "Rab", mutlak Allah değil, kişinin kendi nefsinde tecelli eden "özel Rab"dir (er-Rabbü'l-hass).

Bütün peygamberlerin mesajı tevhitte birdir, ancak yolları (şeriatları) farklıdır.

 

Dinin İlahi Kökenleri

İlahi tecelli saftır, ancak içine girdiği insanın (kabın) rengini ve şeklini alır. Bu yüzden her birey, kendi kalbinde yarattığı "ilâh"a tapar.

 

İnsan idraki iki ana kuvveden oluşur: Akıl, Hayal

 

İlâhî isimler, Hakk ile âlem arasındaki bağlardır.

Uzaklık (Celal): Allah'ın erişilmezliğini vurgular, insanda saygı ve huşu uyandırır.

Yakınlık (Cemal): Allah'ın beraberliğini vurgular, insanda aşk ve ümit uyandırır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder