William C. Chittick - Hayal Âlemleri - Notlar
İbn Arabi ve Dinlerin
Çeşitliliği Meselesi
Imaginal worlds: ibn
al-'irabi and the problem of religious diversity
Mütercim: Mehmet Demirkaya, Kaknüs Yayınları
Sunuş / Giriş
İbn Rüşd doğayı parçalara ayırarak rasyonel analiz yapar.
İbn Arabi akıl ile iç-görüyü birleştirir.
İbn Arabi’ye göre hayal, zıtları birleştiren bir
"berzah"tır.
İbn Arabi için dinlerin çeşitliliği ilahi bir rahmettir.
Allah’a ulaşmada insanların nefsleri sayısınca yol vardır
İnsan Mükemmelliği
Varlığın Birliği
İbn Arabî, vücud kelimesinin kökündeki "bulma"
anlamına dikkat çeker. Vücud birdir, ancak değişik şekillerde belirerek (zâhir)
çokluk gibi görünür.
İnsan, tüm ilâhî isimleri yansıtma potansiyeline sahip tek
varlıktır.
En kâmil Allah bilgisi, Allah'ın hem tenzih hem de teşbih
ile tanımlanmasını gerekli kılmasıdır
Işık olmasa gölge olmazdı; yani Hakk olmasa eşya var
olamazdı.
"Tecelli kendini tekrarlamaz" ilkesi uyarınca,
âlem her an yeniden yaratılmaktadır.
Küçük Alem, Büyük Alem ve İnsan-ı Kamil
Tüm kâmil insanların değişmez arketipleri, yani
"Hakikat-i Muhammediyye" (Logos) varlığın ilk ilkesidir.
İnsanın "Allah suretinde" yaratılması, onun tüm
ilahi isimleri (Halık, Kerim, Kahhar, Rahman vb.) potansiyel olarak kendinde
barındırmasıdır.
"Kulluk" (ubudiyet) / Kişi kendi varlık
iddiasından vazgeçtiğinde (fena), onda tecelli eden sadece Hakk'ın sıfatları
kalır.
Ahlak ve Kuraldışılık
Arabî, Arapçada yaratılış anlamına gelen "halk"
ile ahlâk anlamına gelen "huluk" kelimeleri arasındaki kök birliğine
dikkat çeker.
Ahlâk, eşyanın gerçek doğasında ve yaratılışında
(fıtratında) bulunur.
İnsan, içinde zıt isimleri barındırır. Çok fazla
"kırmızı" (celal/sertlik) veya çok fazla "yeşil"
(cemal/yumuşaklık) ışığın rengini bozar. Saf, renksiz ışığa (Mutlak Vücud)
ulaşmak için tüm renklerin (isimlerin) mükemmel dengesi gerekir.
Varlık aleminde mutlak manada "kötü" veya
"çirkin" bir ahlâk yoktur.
Cimrilik, korkaklık veya hırs gibi "ayıplanan"
özellikler, özünde vücuda ait birer kuvvettir.
En yüksek ahlâkî makam Kulluktur. Bu makamda insan: Kendine
ait hiçbir varlık ve meziyet iddia etmez. Her başarısını ve güzel sıfatını
Allah’ın bir rahmeti ve emaneti olarak görür.
Nefsini Bilme ve İnsan Fıtratı
Fıtrat, İbn Arabî'ye göre insanın sadece biyolojik doğası
değil, ruhunun yaratılış anında sahip olduğu tamlık ve uyanıklık halidir.
Hanif Fıtrat: İnsan ruhu, başlangıçta Allah'ın birliğini
(tevhidi) bilen, akıllı ve mükemmel bir yapıda yaratılmıştır.
Örtülme (Unutma): Toplumsal çevrenin ve bedensel
ihtiyaçların etkisiyle bu fıtratın üzeri "bulutlarla" örtülür.
Zikir (Hatırlama): Peygamberlerin görevi insana yeni bir şey
öğretmek değil, fıtratında zaten var olan bu bilgiyi ona hatırlatmaktır.
Allah’ın "İki Eli" / Celal ve Cemal
Cemal (Güzellik/Lütuf) İsimleri
Rahmet, yakınlık, harmoni ve birliği temsil eder. Bu isimler
insanın "sağ eli" veya aydınlık yönüdür.
Celal (Görkem/Gazap) İsimleri
Uzaklık, çokluk, farklılık ve kahrı temsil eder. Bu isimler
"sol el" veya karanlık yönle ilişkilidir.
Fena ve Bekâ / Ölmeden Önce Ölmek
Fena (Yok Oluş) / İnsanın kendi nefsine, mülkiyetine ve
"ben yapıyorum" iddiasına ait her türlü bağı terk etmesidir. Bu,
kulun Allah'ın karşılaştırılamazlığı (Tenzih) karşısında hiçliğini idrakidir.
Bekâ (Kalıcılık) / Nefse ait iddialar fani olduğunda, geriye
Allah'ın sıfatları kalır. Kul, artık kendi nefsiyle değil, Hakk’ın sıfatlarıyla
(Bakî) var olur. Bu, "halifelik" makamıdır.
Hayal Alemleri
Vahiy ve Poetik Betimleme
R.A. Nicholson’ın İbn Arabî çeviri ve yorumları…
Hayal, sadece bir zihin yeteneği değil, varlığın (vücud)
kendisidir.
Kozmik Hayal (Âlem): Allah ile Mutlak Yokluk arasındaki her
şey. Âlem, ne tamamen var ne de tamamen yok olduğu için "hayal"dir.
Ruh ve Beden Arasındaki Âlem (Misal Âlemi): Aydınlık (ruh)
ile karanlık (beden) arasındaki ara durak. Kanatlı meleklerin veya cinlerin
görüldüğü sahadır.
İnsan Nefsi (Mikrokozmos): İnsanın kalbi, cisimsiz
gerçeklikleri "suretlendiren" ve cismani duyuları
"ruhanileştiren" bir simya merkezidir.
Akıl tenzihi bilirken, hayal teşbihi (Allah'ı görmeyi)
kavrar.
Allah, insanların Kendi varlığını idrak edebilmeleri için
semboller ve benzerler (misaller) getirir.
İnsanlar kendi akıllarıyla Allah’a benzerlikler yakıştıramazlar
Şiir ve hayalin merkezi Venüs (Zühre) küresidir ve buranın
hakimi Hz. Yusuf’tur.
Hz. Yusuf: Rüya tabiri ve "suret verme" ilminin
üstadıdır.
Hayali İnsanlarla Karşılaşma
Bu âlemde ruhanî varlıklar bedenleşir (cisim giyer),
bedenler ise ruhanîleşir (latifleşir).
Ruhanî bir varlık hayalî bir surette göründüğünde, insan
bakışı (nazar) onu o surette "hapse" eder. Eğer bakış başka yöne
dönerse, o ruhanî varlık kayıtlı olmaktan kurtulur ve kaybolur.
Cinler ve şeytanlar, insanların hayal dünyasında oyunlar
oynayabilirler. Onlardan alınan bilgiler (simya, harf büyüsü vb.) insanı Allah
bilgisinden (marifetullah) uzaklaştırabilir.
Ölüm ve Ahiret
Berzah / Buranın en önemli özelliği manaların surete
bürünmesidir.
Ameller (iyilik veya kötülük), o kişiyi kabirde karşılayacak
güzel veya çirkin "bedenleşmiş suretler"e dönüşür.
Hayat, nefsin kendi suretine şekil verdiği bir süreçtir ve
ölümden sonra kişi bu surette diriltilir.
Cehennem, ilahî sureti kısıtlayan beşerî sınırlamaların,
karanlık niyetlerin ve kötü ahlâkın bir yansımasıdır. Kişi aslında kendi
cehennemini kendi sınırlı düşünceleriyle kurar.
Kozmolojik Hiyerarşi
Arş: Saf rahmet alanıdır. Gazap buraya ulaşmaz.
Kürsî: Gazabın devreye girdiği ilk "hissî"
düzeydir. Allah’ın iki ayağı (Rahmet ve Gazap) buradadır.
Cennet; yıldızsız küre ile sabit yıldızlar arasındadır ve
"doğal" (unsurî olmayan, lâtif) bir yapıdadır. Cehennem ise sabit
yıldızların altında, "unsurî" (bu dünya gibi katı ve elementer) bir
alandadır.
Dinlerin Çeşitliliği
Kökenler Miti
Halık, Rezzak ve Muhyi gibi isimler, kendi manalarını
yansıtacak bir "ayna" (âlem/yaratılmışlar) isterler.
Âlem yaratıldıktan sonra zıt isimlerin (örneğin Muizz/Aziz
kılan ile Muzill/Zelil kılan) çatışması bir kaos riski doğurur. Bu noktada Rabb
ismi devreye girer. Rabb, "ıslah eden, düzene sokan, terbiye eden"
demektir.
Felsefeciler/Akılcılar sadece Allah’ın
karşılaştırılamazlığını (Tenzih) anlarlar. Onlara göre Allah "hiçbir şeye
benzemez", bu da soğuk ve uzak bir ilâh anlayışına yol açabilir.
Arifler, hem Allah’ın benzersizliğini (Tenzih) hem de O’nun
âlemdeki tecellilerini (Teşbih) bir arada görürler.
İtikadların Çeşitliliği
Allah "Ol!" dediğinde her şey var olur. Bu emirde
itaatsizlik imkansızdır.
Emir karşısında her şey kendi hakikatini (ayan-ı sabite)
sergiler.
Arapça a-k-d (düğümlemek) kökünden gelen itikat, kalbin bir
görüşe sıkıca bağlanmasıdır.
Azap olmasaydı, Allah’ın bağışlayıcılığı, merhameti ve sabrı
gibi sıfatları asla bilinemezdi.
İnsanlar Allah'ı, kendi zihnî kapasitesi, hayal gücü ve
inanç kalıpları (itikad) ölçüsünde idrak eder.
Nefsini Bilen Rabbini Bilir. Buradaki "Rab",
mutlak Allah değil, kişinin kendi nefsinde tecelli eden "özel Rab"dir
(er-Rabbü'l-hass).
Bütün peygamberlerin mesajı tevhitte birdir, ancak yolları
(şeriatları) farklıdır.
Dinin İlahi Kökenleri
İlahi tecelli saftır, ancak içine girdiği insanın (kabın)
rengini ve şeklini alır. Bu yüzden her birey, kendi kalbinde yarattığı
"ilâh"a tapar.
İnsan idraki iki ana kuvveden oluşur: Akıl, Hayal
İlâhî isimler, Hakk ile âlem arasındaki bağlardır.
Uzaklık (Celal): Allah'ın erişilmezliğini vurgular, insanda
saygı ve huşu uyandırır.
Yakınlık (Cemal): Allah'ın beraberliğini vurgular, insanda
aşk ve ümit uyandırır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder