1 Mart 2025 Cumartesi

Osman Nuri Küçük - Sayı ve Rüyalardaki İrfan - Notlar

Osman Nuri Küçük - Sayı ve Rüyalardaki İrfan - Notlar

Kutb-i İrfan Muhyiddin İbnü'l Arabi'ye Göre

Nefes Yayınları, 4. Basım, 2016


 

Önsöz

Kunduracı dükkânı / Vahdet dükkânı

 

İbnü’l-Arabî, sayıları sadece nicelik bildiren araçlar değil, evrendeki ilahi düzenin şifreleri olarak görür.

Bilgisayar ekranındaki görüntüler nasıl 0 ve 1’lerin bir suretiyse, fiziksel alem de "İlahi Kelimelerin" bir yansımasıdır.

 

Birinci Bölüm: Rüyalardaki İrfân

Giriş

Antik Mısır, Mezopotamya ve Yunan kültürlerinde rüyalar tanrısal mesajlar olarak görülmüş; kâhinler ve büyücüler bu mesajları çözmekle görevlendirilmiştir.

 

Rüya tabiri, peygamberlik mirasından bir parça olarak kabul edilir.

 

Tasavvufta rüya, müridin manevi gelişimini takip etmek için kullanılan pedagojik bir araçtır.

Halvetiyye ve Celvetiyye gibi tarikatlarda müridin gördüğü rüyalar, mürşid tarafından onun manevi makamını belirlemek ve onu yönlendirmek için kullanılır.

 

Rüya ve İdrak

İbnü'l-Arabî rüyayı fiziksel duyuların kapanıp iç duyuların açılması olarak görür.

 

(Gazzali) İnsan kalbi ile Levh-i Mahfuz (Kainatın Ana Belleği) karşılıklı iki aynadır. Uyku hali, aradaki perdeyi (dış dünya meşguliyetini) kaldırır ve evrensel bilgilerin kalbe yansımasını sağlar.

 

Sâdık (Rahmânî) Rüyalar: Kaynağı ilahidir. "Nübüvvetin kırk altıda biridir." Henüz gerçekleşmemiş olayların müjdesidir.

Nefsânî Rüyalar (Hadîs-i Nefs): Günlük meşguliyetler, tatmin edilmemiş arzular ve fiziksel ihtiyaçlardan doğar.

Şeytânî Rüyalar: Şeytanın kişiyi korkutmak veya üzmek için oluşturduğu sanrılardır.

 

Tabir kelimesi, Arapça “ubûr” (köprüden geçmek) kökünden gelir ve sembollerin aslına ulaşma çabasıdır.

Hz. Yusuf'un zindan arkadaşları aslında yalan söylemişlerdi (rüya görmemişlerdi). Ancak Hz. Yusuf bu hayali alıp kendi zihninde "tahkik" ederek tabir edince, o tabir varlık hükmü kazandı ve olay gerçekleşti.

 

Rüya, tabir edilmedikçe bir kuşun ayağındadır; tabir edilince düşer (gerçekleşir).

 

Eğer bir salik (manevi yolcu) seyr ü sülük ile nefis tasfiyesi yaparsa, dış duyularının perdesini aralayabilir. Bu durumda, normal insanların sadece uykuda görebildiği hakikatleri uyanıkken (yakaza halinde) idrak eder.

İbnü'l-Arabî için hayal, sadece uydurma görüntüler değil; mana alemi ile madde aleminin buluştuğu "Berzah" mertebesidir.

 

İbnü’l-Arabî, "müjde" anlamına gelen mübeşşire kelimesini, Arapça deri anlamına gelen beşere köküyle irtibatlandırır.

Sâdık bir rüya, sadece zihinsel bir görüntü değildir; insanın "beşerî" varlığında, yani derisinde ve yüzünde (sevinç veya hüzün olarak) iz bırakan bir vârid (kalbe gelen ilahi esinti) etkisidir.

 

(Rüya - nübüvvetin 46'da biri)

Hz. Peygamber’in 23 yıllık risalet süresinin ilk 6 ayı (Hira'daki ilk vahiyden önce) sâdık rüyalarla geçmiştir.

Vahiy, çok latif bir "mana" olduğu için, insanın yoğun "duyu" dünyasına birden inemez. Önce Hayal Hazreti'nde (rüyada) bir surete bürünür, oradan dış dünyaya taşarak Temessül (meleğin insan şeklinde görünmesi) aşamasına geçer.

 

Rüyanın Varlık Mertebeleriyle İrtibatı

Yaşadığımız âlem, tabir edilmeye muhtaç bir semboller manzumesidir.

İbnü’l-Arabî'ye göre varlık tek bir hakikattir ancak farklı yoğunluklarda tecelli eder. Berzah (Misal Âlemi), ruhlar alemi (soyut) ile Şehadet alemi (somut) arasındaki "ara durak"tır.

 

Rüyada gördüğünüz bir aslan, hem aslandır (sureti odur) hem de aslan değildir (aslında bir "mana"nın, örneğin cesaretin sembolüdür).

Evren de böyledir; hem Hakk'tır (O'nun tecellisidir) hem de değildir (O'nun zatı değildir). Bu paradoks en saf haliyle hayal mertebesinde idrak edilir.

 

Kur'an'daki "İbret alın" (İ'tebirû) emri, kelime kökü itibariyle "karşıya geçin" (ubûr) demektir. Yani: "Gördüğünüz fiziksel olayların (formun) üzerinden geçip, arkasındaki manaya (hakikate) ulaşın."

 

Sonuç

Şehadet alemi (fiziksel evren), kendi başına bir amaç değil, daha yüce bir hakikate işaret eden bir simgedir.

 

İkinci Bölüm: Sayılardaki İrfân

Giriş

Sayılar, evrenin deruni kozmik dilidir.

 

Sayı-Varlık İlişkisine Dair Kısa Bir Tarihçe

Noktadan (1) çizgiye (2), çizgiden düzleme ve cisimlere geçiş; varlığın basit bir birlikten karmaşık bir çokluğa nasıl evrildiğinin matematiksel modelidir.

 

"Allah tektir, teki sever" hadisi uyarınca ibadetlerdeki 3, 7, 11, 33 gibi sayılar ilahi bir uyuma işaret eder.

 

Fusûsu'l-Hikem

İbnü'l-Arabî'nin eserindeki 27 bölüm (fass), her bir peygamberi bir "hikmet kelimesi" olarak konumlandırır. Bu sayı, Arap alfabesindeki harfler ve ayın döngüsü ile ilişkilendirilerek, eserin tüm varlığı kapsayan bir dilsel/sayısal harita olduğu vurgulanır.

 

İbnü’l-Arabî’ye Göre Sayı İlmi (İlmu’l-Aded)

İbnü’l-Arabî’ye göre sayılar, Allah’ın evreni inşa ederken kullandığı "ölçüler"dir.

 

Sayı, İlahi mertebede kuvve (potansiyel) olarak mevcut olan bir sırdır.

 

Sayı-Sayılan (Aded-Ma'dûd) ve Vücûd-Adem İlişkisi

Sıfır rakamı ile Adem (Yokluk) benzerliği…

Tasavvufta "yokluk" (adem), mutlak bir hiçlik değil; varlığın yansıdığı bir ayna gibidir. Sıfırın sayı sistemindeki "boşluk doldurucu" ve "düzenleyici" rolü, ademin varlık sahnesindeki işleviyle tam bir paralellik gösterir.

 

İlâhî Vahdetin Sembolü: 1

1 sayıların aslı ve kaynağıdır.

2, 3 veya 1000... Hangi sayıya bakarsak bakalım, o sayı aslında 1'in kendi içinde tekrarlanmasından ibarettir.

 

Bu bakımdan tüm varlıklar hakikatte "Bir"den (Hak'tan) ibarettir.

Her varlık, kendi "makamı" ve "ismi" itibariyle diğerlerinden ayrılır.

 

Tenzih: 1'in sayıların dışında kalmasıdır (Sayıların üzerinde bir kaynak).

Teşbih: 1'in tüm sayıların içinde olmasıdır (Her sayının atomu).

 

Mülk Aleminin Sayısı: 2

2 sayısı, zıtlığı, kutupluluğu ve maddi dünyayı (mülk ve şehadet âlemi) temsil eder. Bu âlemde her şey “sûret-mânâ” ikilisinden oluşur ve zıddı ile fark edilir.

Şehâdet Âlemi, ancak zıtlıklar sayesinde algılanabilir.

 

Sayısal değeri 2 olan "be" harfinin iki dudak arasından çıkması, bu âlemin "ikili" doğasını simgeler. Alt ve üst dudak birleşmeden ses çıkmadığı gibi, zıt kutuplar (erkek-dişi, gece-gündüz, artı-eksi) olmadan da fiziksel varlık belirmez.

 

2 sayısı, "ben ve sen" ayrımının başladığı yerdir.

 

Şehâdet âleminin 4 unsuru (ateş, hava, su, toprak), 4 yön ve 4 mevsim gibi yapılar, 2’nin karesi ve katları olarak bu âlemin "katı/maddi" yapısını perçinler.

 

Varoluş Sayısı: 3

İbnü’l-Arabî’ye göre yaratma eylemi (Tekvin) tek bir noktadan değil, "üçlü bir birlik" üzerinden gerçekleşir.

 

Yaratılışın Üçlü Sacayağı: Bir şeyin var olması için şu üç unsurun bir araya gelmesi gerekir:

Zât: Yaratan'ın kendisi.

İrâde: O şeyi yaratmayı dilemesi.

Kun (Ol) Emri: Kelâm/Hitap.

 

(Mantık) Yeni bir bilginin (sonuç) doğması için iki öncül gereklidir.

 

Maddi deneyimlerimiz üç boyuta (en, boy, derinlik) ve zamanın üç dilimine (geçmiş, şimdi, gelecek) hapsolmuştur.

 

İlahi yaratıştaki üçlü yapı, insan neslinde de “erkek, kadın ve çocuk” olarak kendini gösterir.

Erkek (Vâhid - 1): Birimi ve kaynağı temsil eder.

Kadın (İki - 2): Erkeği ikileştirir, kutupluluğu ve doğurgan sureti temsil eder.

Çocuk (Üç - 3): Bu ikilinin birleşmesinden doğan sonuçtur; ilk "tek sayı" ve gerçek varoluşun sembolüdür.

 

Ferdiyyet-i Selasiyye ve Hz. Muhammed

Hz. Muhammed, Allah’ın (Mutlak Varlık) kendini görmeyi dilediği ilk kâmil surettir (Nûr-i Muhammedî).

 

Cevâmiu’l-Kelîm / 1 nasıl tüm sayıları içinde topluyorsa, Hz. Peygamber de tüm varlık hakikatlerini kendinde toplayan "Câmi'" (toplayıcı) bir makama sahiptir.

 

Sonuç

1 (Vâhid)

2 (İkilik): Madde dünyasının kutupluluğudur. Ancak bu zıtlıklar "Cemâl ve Celâl" isimlerinin birer yansımasıdır.

3 Varlığın ortaya çıkışı / Zat - İrade - Emir

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder