Osman Nuri Küçük - Sayı ve Rüyalardaki İrfan - Notlar
Kutb-i İrfan Muhyiddin İbnü'l Arabi'ye Göre
Nefes Yayınları, 4. Basım, 2016
Önsöz
Kunduracı dükkânı / Vahdet dükkânı
İbnü’l-Arabî, sayıları sadece nicelik bildiren araçlar
değil, evrendeki ilahi düzenin şifreleri olarak görür.
Bilgisayar ekranındaki görüntüler nasıl 0 ve 1’lerin bir
suretiyse, fiziksel alem de "İlahi Kelimelerin" bir yansımasıdır.
Birinci Bölüm: Rüyalardaki İrfân
Giriş
Antik Mısır, Mezopotamya ve Yunan kültürlerinde rüyalar
tanrısal mesajlar olarak görülmüş; kâhinler ve büyücüler bu mesajları çözmekle
görevlendirilmiştir.
Rüya tabiri, peygamberlik mirasından bir parça olarak kabul
edilir.
Tasavvufta rüya, müridin manevi gelişimini takip etmek için
kullanılan pedagojik bir araçtır.
Halvetiyye ve Celvetiyye gibi tarikatlarda müridin gördüğü
rüyalar, mürşid tarafından onun manevi makamını belirlemek ve onu yönlendirmek
için kullanılır.
Rüya ve İdrak
İbnü'l-Arabî rüyayı fiziksel duyuların kapanıp iç duyuların
açılması olarak görür.
(Gazzali) İnsan kalbi ile Levh-i Mahfuz (Kainatın Ana
Belleği) karşılıklı iki aynadır. Uyku hali, aradaki perdeyi (dış dünya
meşguliyetini) kaldırır ve evrensel bilgilerin kalbe yansımasını sağlar.
Sâdık (Rahmânî) Rüyalar: Kaynağı ilahidir. "Nübüvvetin
kırk altıda biridir." Henüz gerçekleşmemiş olayların müjdesidir.
Nefsânî Rüyalar (Hadîs-i Nefs): Günlük meşguliyetler, tatmin
edilmemiş arzular ve fiziksel ihtiyaçlardan doğar.
Şeytânî Rüyalar: Şeytanın kişiyi korkutmak veya üzmek için
oluşturduğu sanrılardır.
Tabir kelimesi, Arapça “ubûr” (köprüden geçmek) kökünden
gelir ve sembollerin aslına ulaşma çabasıdır.
Hz. Yusuf'un zindan arkadaşları aslında yalan söylemişlerdi
(rüya görmemişlerdi). Ancak Hz. Yusuf bu hayali alıp kendi zihninde
"tahkik" ederek tabir edince, o tabir varlık hükmü kazandı ve olay
gerçekleşti.
Rüya, tabir edilmedikçe bir kuşun ayağındadır; tabir
edilince düşer (gerçekleşir).
Eğer bir salik (manevi yolcu) seyr ü sülük ile nefis
tasfiyesi yaparsa, dış duyularının perdesini aralayabilir. Bu durumda, normal
insanların sadece uykuda görebildiği hakikatleri uyanıkken (yakaza halinde)
idrak eder.
İbnü'l-Arabî için hayal, sadece uydurma görüntüler değil;
mana alemi ile madde aleminin buluştuğu "Berzah" mertebesidir.
İbnü’l-Arabî, "müjde"
anlamına gelen mübeşşire kelimesini, Arapça deri anlamına gelen beşere köküyle
irtibatlandırır.
Sâdık bir rüya, sadece zihinsel bir görüntü değildir;
insanın "beşerî" varlığında, yani derisinde ve yüzünde (sevinç veya
hüzün olarak) iz bırakan bir vârid (kalbe gelen ilahi esinti) etkisidir.
(Rüya - nübüvvetin 46'da biri)
Hz. Peygamber’in 23 yıllık risalet süresinin ilk 6 ayı
(Hira'daki ilk vahiyden önce) sâdık rüyalarla geçmiştir.
Vahiy, çok latif bir "mana" olduğu için, insanın
yoğun "duyu" dünyasına birden inemez. Önce Hayal Hazreti'nde (rüyada)
bir surete bürünür, oradan dış dünyaya taşarak Temessül (meleğin insan şeklinde
görünmesi) aşamasına geçer.
Rüyanın Varlık Mertebeleriyle İrtibatı
Yaşadığımız âlem, tabir edilmeye muhtaç bir semboller
manzumesidir.
İbnü’l-Arabî'ye göre varlık tek bir hakikattir ancak farklı
yoğunluklarda tecelli eder. Berzah (Misal Âlemi), ruhlar alemi (soyut) ile
Şehadet alemi (somut) arasındaki "ara durak"tır.
Rüyada gördüğünüz bir aslan, hem aslandır (sureti odur) hem
de aslan değildir (aslında bir "mana"nın, örneğin cesaretin
sembolüdür).
Evren de böyledir; hem Hakk'tır (O'nun tecellisidir) hem de değildir
(O'nun zatı değildir). Bu paradoks en saf haliyle hayal mertebesinde idrak
edilir.
Kur'an'daki "İbret alın" (İ'tebirû) emri, kelime
kökü itibariyle "karşıya geçin" (ubûr) demektir. Yani:
"Gördüğünüz fiziksel olayların (formun) üzerinden geçip, arkasındaki
manaya (hakikate) ulaşın."
Sonuç
Şehadet alemi (fiziksel evren), kendi başına bir amaç değil,
daha yüce bir hakikate işaret eden bir simgedir.
İkinci Bölüm: Sayılardaki İrfân
Giriş
Sayılar, evrenin deruni kozmik dilidir.
Sayı-Varlık İlişkisine Dair Kısa Bir Tarihçe
Noktadan (1) çizgiye (2), çizgiden düzleme ve cisimlere
geçiş; varlığın basit bir birlikten karmaşık bir çokluğa nasıl evrildiğinin
matematiksel modelidir.
"Allah tektir, teki sever" hadisi uyarınca
ibadetlerdeki 3, 7, 11, 33 gibi sayılar ilahi bir uyuma işaret eder.
Fusûsu'l-Hikem
İbnü'l-Arabî'nin eserindeki 27 bölüm (fass), her bir
peygamberi bir "hikmet kelimesi" olarak konumlandırır. Bu sayı, Arap
alfabesindeki harfler ve ayın döngüsü ile ilişkilendirilerek, eserin tüm
varlığı kapsayan bir dilsel/sayısal harita olduğu vurgulanır.
İbnü’l-Arabî’ye Göre
Sayı İlmi (İlmu’l-Aded)
İbnü’l-Arabî’ye göre sayılar, Allah’ın evreni inşa ederken
kullandığı "ölçüler"dir.
Sayı, İlahi mertebede kuvve (potansiyel) olarak mevcut olan
bir sırdır.
Sayı-Sayılan (Aded-Ma'dûd) ve Vücûd-Adem İlişkisi
Sıfır rakamı ile Adem (Yokluk) benzerliği…
Tasavvufta "yokluk" (adem), mutlak bir hiçlik
değil; varlığın yansıdığı bir ayna gibidir. Sıfırın sayı sistemindeki
"boşluk doldurucu" ve "düzenleyici" rolü, ademin varlık
sahnesindeki işleviyle tam bir paralellik gösterir.
İlâhî Vahdetin Sembolü: 1
1 sayıların aslı ve kaynağıdır.
2, 3 veya 1000... Hangi sayıya bakarsak bakalım, o sayı
aslında 1'in kendi içinde tekrarlanmasından ibarettir.
Bu bakımdan tüm varlıklar hakikatte "Bir"den
(Hak'tan) ibarettir.
Her varlık, kendi "makamı" ve "ismi"
itibariyle diğerlerinden ayrılır.
Tenzih: 1'in sayıların dışında kalmasıdır (Sayıların
üzerinde bir kaynak).
Teşbih: 1'in tüm sayıların içinde olmasıdır (Her sayının
atomu).
Mülk Aleminin Sayısı: 2
2 sayısı, zıtlığı, kutupluluğu ve maddi dünyayı (mülk ve
şehadet âlemi) temsil eder. Bu âlemde her şey “sûret-mânâ” ikilisinden oluşur
ve zıddı ile fark edilir.
Şehâdet Âlemi, ancak zıtlıklar sayesinde algılanabilir.
Sayısal değeri 2 olan "be" harfinin iki dudak
arasından çıkması, bu âlemin "ikili" doğasını simgeler. Alt ve üst
dudak birleşmeden ses çıkmadığı gibi, zıt kutuplar (erkek-dişi, gece-gündüz,
artı-eksi) olmadan da fiziksel varlık belirmez.
2 sayısı, "ben ve sen" ayrımının başladığı yerdir.
Şehâdet âleminin 4 unsuru (ateş, hava, su, toprak), 4 yön ve
4 mevsim gibi yapılar, 2’nin karesi ve katları olarak bu âlemin
"katı/maddi" yapısını perçinler.
Varoluş Sayısı: 3
İbnü’l-Arabî’ye göre yaratma eylemi (Tekvin) tek bir
noktadan değil, "üçlü bir birlik" üzerinden gerçekleşir.
Yaratılışın Üçlü Sacayağı: Bir şeyin var olması için şu üç
unsurun bir araya gelmesi gerekir:
Zât: Yaratan'ın kendisi.
İrâde: O şeyi yaratmayı dilemesi.
Kun (Ol) Emri: Kelâm/Hitap.
(Mantık) Yeni bir bilginin (sonuç) doğması için iki öncül
gereklidir.
Maddi deneyimlerimiz üç boyuta (en, boy, derinlik) ve
zamanın üç dilimine (geçmiş, şimdi, gelecek) hapsolmuştur.
İlahi yaratıştaki üçlü yapı, insan neslinde de “erkek, kadın
ve çocuk” olarak kendini gösterir.
Erkek (Vâhid - 1): Birimi ve kaynağı temsil eder.
Kadın (İki - 2): Erkeği ikileştirir, kutupluluğu ve doğurgan
sureti temsil eder.
Çocuk (Üç - 3): Bu ikilinin birleşmesinden doğan sonuçtur;
ilk "tek sayı" ve gerçek varoluşun sembolüdür.
Ferdiyyet-i Selasiyye ve Hz. Muhammed
Hz. Muhammed, Allah’ın (Mutlak Varlık) kendini görmeyi
dilediği ilk kâmil surettir (Nûr-i Muhammedî).
Cevâmiu’l-Kelîm / 1 nasıl tüm sayıları içinde topluyorsa,
Hz. Peygamber de tüm varlık hakikatlerini kendinde toplayan "Câmi'"
(toplayıcı) bir makama sahiptir.
Sonuç
1 (Vâhid)
2 (İkilik): Madde dünyasının kutupluluğudur. Ancak bu
zıtlıklar "Cemâl ve Celâl" isimlerinin birer yansımasıdır.
3 Varlığın ortaya çıkışı / Zat - İrade - Emir
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder