11 Ekim 2013 Cuma

Donald Woods Winnicott – Oyun ve Gerçeklik

Donald Woods Winnicott – Oyun ve Gerçeklik

“Geçiş Nesneleri ve Geçiş Olguları”

Dikkatler,
Ruhsal gerçeklik
Üzerinde odaklanırken, bu bireysel gelişme ve deneyim alanı ihmal edilmiş gibi görünüyor. (s. 15)

Çalışmanın bu bölümünde sözünü ettiğim şeyin bebeğin kullandığı bez parçası ya da oyuncak ayı olmadığının, kullanılan nesneden çok nesnenin kullanılış tarzı olduğunun sanırım artık herkes farkında. (s. 16)

Yeni doğmuş bebeğin yumruğunu ağzına sokmasıyla başlayıp sonunda bir oyuncak ayıya, bir oyuncak bebeğe, yumuşak ya da sert bir oyuncağa bağlanmaya varan olaylar silsilesinde bir çeşitlilik görülür.
Nesnenin doğası, bebeğin nesneyi ben olmayan olarak tanıma kapasitesi, bebeğin bir düşünme, yaratma, üretme kapasitesi, duygulanımsal türden bir nesne ilişkisinin başlaması. (s. 20)

Benim burada özellikle ilgilendiğim nesne ilişkilerinin ilk nesnesi değil, bebeğin sahip olduğu ilk şey ve öznel olan ile nesnel olarak algılanan şey arasındaki bölge.
Bu nesneler bir ölçüde memenin yerini tutarlar. (s. 21)

Genelde, başparmak emme gibi bebeğin kendine dönük erotik deneyimini karmaşıklaştıran şu tür durumlar ortaya çıkar:
Mırıldanmalar, agucuklar, anal sesler, ile ilk müzik notaları…
Düşünmenin ya da fantezi kurmanın bu işlevsel deneyimlerle bağlantılı olduğu varsayılabilir. (s. 22)

İlk yıllarda ortaya çıkan, belli bir nesneye ya da davranış kalıbına duyulan bu ihtiyaç sonraki yaşlarda çocuk yoksunluk tehdidiyle karşıya kaldığında yeniden ortaya çıkabilir.

Nesne hem şefkatle kucaklanır hem de coşkuyla sevilir ve paralanır. (s. 23)

…burada önemli olan, nesnenin simgesel değerinden çok fiili varlığıdır. Gerçek olmasına rağmen meme (ya da anne) olmaması, memenin (ya da annenin) yerine geçmesi kadar önemlidir. (s. 24)

X hiçbir zaman parmak emmemişti, memeden kesildiğinde de “sığınabileceği hiçbir şey yok”tu. Hiç biberon ya da yalancı meme kullanmamış, herhangi başka biçimde de beslenmemişti. Çok erken bir dönemde annesinin kendisine, bir kişi olarak annesine çok güçlü bir biçimde bağlanmıştı ve asıl ihtiyaç duyduğu şey annesinin fiili varlığıydı. (s. 25)

Bu adam hiç evlenmemişti. (s. 26)

Geçiş nesneleri memenin ya da ilk ilişkinin nesnesinin yerine geçer. (s. 28)

Ortada yeterince iyi bir anne olmadığı sürece, bebeğin haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçmesi ya da birincil özdeşleşmeyi gerçekleştirip onu aşması hiçbir biçimde mümkün değildir.
İyi anne
Bebeğin ihtiyaçlarına aktif olarak uyum gösteren kişidir. (s. 29)

Geçiş olguları yanılsama kullanımının ilk evrelerini temsil eder; bunlar olmadan, insanın, başkaları tarafından o varlığa bir şey olarak algılanan bir nesneyle ilişki kurma fikrine herhangi bir anlam vermesi beklenemez. (s. 30)

Gerçekliği kabul etme işi hiçbir zaman tamamlanmaz, hiçbir insan iç ve dış gerçekliği birbiriyle ilişkilendirme geriliminden kurtulmuş değildir ve bu gerilimden kurtulma imkânını sağlayan, sorgulanmayan bir ara deneyim bölgesidir (sanat, din vs.). (s. 32)

…bebeğin geçiş nesnesine yaptığı yatırım, özellikle de kültürel ilgilerin gelişmesiyle birlikte yavaş yavaş geri çekilir. (s. 33)

Geçişsel olan tabii ki nesne değildir. Nesne, bebeğin anneyle kaynaşmış olma durumundan, kendisinin dışında ve kendisinden ayrı bir şey olarak anneyle ilişki kurma durumuna geçişini temsil eder.

Eğer anne
Uzakta kalırsa, o zaman anısı ya da içsel temsili solup gider. Bu arada geçiş olguları yavaş yavaş anlamsızlaşır ve bebek onları yaşayamayacak hale gelir. (s. 34)

Geçmişe özlem, kişinin kaybedilmiş bir nesnenin içsel temsiline kararsız bir biçimde tutunmasıyla ilgilidir.. (s. 42)

Fantezi kurma kendi başına bir olgu olarak kalır; enerjiyi masseder ama ne rüya görmeye ne de yaşamaya katkıda bulunur. (s. 46)

Burada sözünü ettiğim kadın kendini sanatsal olarak ifade etme konusunda sıradışı yeteneklere ya da potansiyele sahipti; ayrıca hayat, yaşamak ve kendi potansiyeli hakkında, hayat açısından bakıldığında gemiyi kaçırdığını, aslında gemiyi hep (en azından ömrünün neredeyse en başından beri) kaçırmakta olduğunu anlayacak kadar şey biliyordu.

İnsanlar kendisi hakkında umutlar beslediklerinde onların kendisinden bir şey bekledikleri hissine kapılıyor. Bütün bunlar hastada yoğun bir keder ve hınç yaratıyordu. (s. 48)

Psikoterapi iki oyun alanının, hastanın ve terapistin oyun alanlarının örtüştüğü yerde gerçekleşir. Psikoterapi, birlikte oynayan iki kişiyle ilgilidir. Bunun mantıksal sonucu da, oyun oynamanın mümkün olmadığı yerde terapistin yaptığı işin hastayı oyun oynayamayacak durumdan oyun oynayabilecek duruma getirmeye yönelik olmasıdır.

Bu tür bir “ben” kullanımının savunmaya yönelik bir gerileme olmakla kalmayıp dünyayla kurulan yaratıcı ilişkinin tekrar eden asli bir evresi de olduğunu fark edince… (Milner, 1952)

Milner “özneyle nesnenin mantık öncesi birleşmesi”nden söz ediyordu. Bense bu birleşme ile öznel nesne ve nesnel olarak algılanan nesne arasındaki birleşme ya da dağılma arasında bir ayrım yapmaya çalışıyorum.

…oynamanın, içgüdünün yüceltilmesi kavramını tamamlayacak biçimde başlı başına ayrı bir konu olarak incelenmesi gerekir. (s. 58/59)

Oyun Kuramı
A. Bebek ve nesne birbirleriyle iç içe geçmişlerdir. Bebeğin nesne hakkındaki görüşü özneldir ve anne bebeğin bulmaya hazır olduğu şeyi gerçek kılmaya çalışır.

B. Nesne reddedilir, yeniden kabul edilir ve nesnel olarak algılanır. Bu karmaşık süreç büyük ölçüde, ortada sürece katılmaya ve dışarı atılan şeyi geri vermeye hazır bir anne ya da anne figürü olmasına bağlıdır. (s. 67)

Oyun alanı anneyle bebek arasında yer alan ya da anneyle bebeği birleştiren potansiyel bir mekândır. (s. 68)

Oyun oynama fikrini kavrayabilmek için… …takıntıyı ele almak yararlı olacaktır.
Oynayan çocuk, kolayca terk edilemeyen, dışarıdan müdahalelere de pek açık olmayan bir alanda ikamet eder.

Çocuk bu oyun alanına dış gerçeklikten nesneler ya da olgular taşır ve bunları içsel ya da kişisel gerçeklikten gelen bir örneğe hizmet edecek şekilde kullanır.

Oyun oynama güveni içerir (anne ile olan ilişkisinin yansımasıyla vakumladığı bir alandır/mekândır oyun).

Erojen bölgelerdeki bedensel uyarım oyunu sürekli tehdit eder, dolayısıyla da çocuğun bir kişi olarak var olma duygusunu tehdit eder. İçgüdüler “ben”e olduğu kadar oyuna da yönelik başlıca tehditlerdir. (s. 72-73)

Oyuna ve kültürel deneyime bir yer vermemiz ancak anne ile bebek arasındaki potansiyel mekân kavramını kullandığımızda mümkün olabilmektedir. (s. 74)

Oyun oynamanın bu kadar temel bir önem taşımasının nedeni, hastanın ancak oynarken yaratıcılaşmasıdır.

Bir çocuk ya da yetişkin ancak oynarken ve sadece oynarken yaratıcı olabilir ve bütün kişiliğini kullanabilir; birey de kendini ancak yaratıcı olduğunda keşfedebilecektir. (s. 75)

Nasıl düzenlenmiş bir kaos kaosun inkârı demekse düzenlenmiş anlamsızlık da çoktan bir savunmaya dönüşmüş demektir. Bu iletiyi alamayan terapist anlamsızlıkta bir düzen bulma yolunda boş bir çabaya girer; bunun sonucunda da hasta anlamsızlığı iletememenin çaresizliğiyle anlamsızlık alanını terk eder. (s. 77)

Sadece on dakikanın bütün bir hayatıma mal olmuş olabileceğini düşünüyorum durmadan. (s. 81)

Yaratıcı olarak tanımladığımız şey ancak burada, kişiliğin bu, bütünleşmemiş durumunda ortaya çıkabilir. Bu, kişiye geri yansıtıldığı takdirde, ama ancak geri yansıtıldığı takdirde bireyin örgütlü kişiliğinin bir parçası haline gelir; nihayet bu da bireyin var olmasını, bulunmasını sağlar, kişinin bir kendisi olduğunu varsaymasına imkân tanır. (s. 86)

İnsanın deneyimsel varoluşunun tamamı oyun oynama temeli üzerinde inşa edilir.
Hayatı geçiş olguları alanında, öznellik ile nesnel gözlemin kesiştiği heyecan verici noktada, bireyin iç gerçekliği ile bireylerin dışında kalan ortak gerçeklik arasındaki ara bölgede yaşarız. (s. 87)

Breasted Musa’ya “insanlık tarihindeki ilk birey” der. Kendilerini toplulukla, doğayla, güneşin doğuşu ve batışı, yıldırım ve deprem gibi açıklanamayan olgularla özdeşleştiren eski zamanların kadın ve erkekleriyle kolay kolay özdeşlik kuramayız. Kadın ve erkeklerin zaman ve mekân açısından bütünleşmiş, yaratıcı hayatlar sürebilen ve birey olarak var olabilen birimler haline gelebilmeleri için bir bilgi birikimine ihtiyaç vardı. Tektanrıcılık, insan zihninin işleyişinde bu aşamanın ortaya çıkmasına denk düşer. (s. 93)

Yaratıcılık erkeklerle kadınların ortak paydalarından biridir. Ama bir başka dilde yaratıcılık kadınların ayrıcalığıdır. (s. 96)

…nesnelerle ilgili itkiler bence eril öğeyle bağlantılıdır; nesne ilişkisi bağlamında dişil öğenin özelliğinin ise özdeşlik olduğu, bunun da çocuğa önce bir var olma temeli, daha sonra da kendilik duygusu için bir temel sunduğu kanısındayım. (s. 109)

Çalma, oğlan ve kızlardaki eril öğeden kaynaklanır.
Oğlan ve kızlardaki dişil öğe açısından buna tekabül eden nedir?
Birey, annesinden baştan çıkarıcılığı çalmış olur. (s. 110)

Cevaplar hastadadır ve sadece hastadadır. Biz hastaya bilineni kuşatma ya da bilinenin farkına varıp bunu kabul etme imkânını ya verebiliyoruzdur ya da veremiyoruzdur. (s. 112)

İlişki kurmayla kullanma arasındaki bu şey…
…öznenin nesneyi yansıtma ürünü bir varlık olarak değil dışsal bir olgu olarak, daha doğrusu kendi başına bir varlık olarak algılamasıdır.

Bu değişim… …öznenin nesneyi yok ettiği anlamına gelir.

Seni bir yandan severken bir yandan da (bilinçdışı) fantezimde durmadan yok ediyorum. Burada birey için fantezi başlar. Özne hayatta kalmış olan nesneyi artık kullanabilmektedir. Şuna dikkat çekmek gerekir ki öznenin nesneyi yok etmesinin nedeni sadece nesnenin tümgüçlü denetim alanının dışına yerleştirilmiş olması değildir. Bunu tersinden söylemek, yani nesneyi öznenin tümgüçlü denetim alanının dışına yerleştiren şeyin nesnenin yok edilmesi olduğunu belirtmek de aynı ölçüde önemlidir. Nesne bu yollarla özerkleşip kendi hayatına sahip olmaya başlar ve (eğer hayatta kalırsa) sahip olduğu özelliklere göre özneye katkılarda bulunur. (s. 115)

Kültürel deneyimlere oyun, henüz kurallı oyunlardan söz edildiğini duymamışların oyunu arasında dolaysız bir bağlantı olduğunu varsayıyorum.

Kültürel deneyim, ilk olarak oyunda tezahür eden yaratıcı yaşamla başlar. (s. 126)

Bebek ile anne, çocuk ile aile, birey ile toplum ya da dünya arasındaki potansiyel mekân, güvene yol açan deneyime bağlıdır. Birey yaratıcı yaşamayı burada deneyimlediği için bu potansiyel mekânın birey için kutsal olduğu söylenebilir.

Öte yandan bu alanın sömürülmesi, bireyin kendisini hiçbir biçim de kurtaramadığı zulmedici unsurlar arasında sıkışıp kaldığı patolojik bir duruma yol açar. (s. 130)

…bebek bir noktada etrafına şöyle bir bakar. Gerçi meme emen bebek memeye bakmayabilir. Yüze bakması daha büyük olasılıktır. (s. 139)

Bebek tahminde bulunmayı çabucak öğrenir.

Bunun patolojiye doğru bir adım ilerisinde, tahmin edilebilirlik vardır ki bu tehlikeli bir şeydir, bebeğin olaylara razı olma kapasitesinin sınırlarını zorlar. Bu da bir kaos tehdidi getirir; bebek bu durumda bir savunma olarak geri çekilir ya da algılamak dışında bir amaçla bakmamaya başlar. Bu tür bir muamele gören bebek aynalar ve aynanın sunduğu şey karşısında kafası karışık olarak büyüyecektir. (s. 140)

Kaskatı bir şey oldu, hiç serbest değil, açılmıyor.
Bu sensin değil mi?
Evet, biraz utangacım da.

Devamlı insanları etkilemeye çalışıyorum çünkü kendimden yeterince emin değilim. (s. 150)

(Büyüme süreci)
Bireyin duygusal gelişimi
Annenin ve ebeveynin rolü
Doğal bir ihtiyaç olarak aile
Okul ve diğer sosyal çevreler
Ergenin olgunlaşmamışlığı
Ergenin olgunluğa ulaşması
Bireyin kendinden uzaklaşmadan topluma entegre olması
Kültürel / soyut kimlikler

Kusursuzluk makinelere ait bir şeydir. (s. 168/169)

(olgunlaşmamış olanlar)
Psikopat
…güvenebilecekleri tatmin edici bir yapıdan mahrum olduklarını topluma kabul ettirmeleri gereken kişiler.
Nevrotik
Bilinçdışı güdülenmelerin ve çiftdeğerliliğin eziyet ettiği kişiler.
Ruhsal istikrarsızlığı olanlar
En yüksek başarı ile intihar arasında gidip gelenler.
Şizoid
Hayatı boyunca bir kimlik ve gerçek olma duygusu peşinde çabalayanlar.
Şizofren
Vekâleten yaşayarak bir şeyler elde edebilenler.

…psikiyatri etiketlerinin hiçbiri eldeki vakalara tam olarak uymaz; en az uyanı da “normal” ya da “sağlıklı” etiketidir. (s. 170)

Bireyler tarafından yaratılan, korunan ve sürekli olarak yeniden inşa edilen bir yapı olmayan hiçbir toplum olmadığına göre, toplum olmadan kişinin kendini gerçekleştirmesi, onu oluşturan bireylere kolektif büyüme süreçleri olmadan da toplum söz konusu olamaz. (s. 171)

…bebeğin nasıl kucaklandığı, ona nasıl muamele edildiği önemlidir, bebeğe bakanın kim, anne mi başka biri mi olduğu önemlidir.

Biz, mutluluğun zenginliğiyle ilgileniriz. (s. 172)

Bugün yaşanan sorunların bazılarının modern çocuk yetiştirme anlayışındaki ve bireyin haklarına yönelik modern tutumlardaki pozitif unsurlardan kaynaklandığını gördüğümüzü belirtmek istiyorum. (s. 173)

Ergen bireyin psikolojisinde
Ölümün ve kişisel zafer kazanmanın, olgunlaşma sürecinin ve yetişkin statüsüne ulaşmanın tabiatında bulunan bir şey olduğu görülecektir.

Bir çocuğun aniden belki de ebeveynlerden birinin ölümü ya da ailenin dağılması yüzünden sorumlu biri olması gerekebilir. Bu çocuğun vaktinden önce yaşlanması ve kendiliğindenliğini, oyun oynama hevesini ve kaygısız yaratıcı itkisini yitirmesi gerekir. (s. 176/177)

Olgunlaşmamışlığın tek tedavisi vardır o da zamandır, zamanla büyüyerek olgunlaşmaktır. (s. 177)

Günümüzdeki öğrenci huzursuzluğunun ve bu huzursuzluğun açık ifadelerinin kısmen, bebek ve çocuk bakımı konusunda ulaşmış olmaktan gurur duyduğumuz tavrın bir ürünü olduğunu hatırlatmakta yarar var. (s. 181)

Playing and Reality, 1971
Türkçeleştiren: Tuncay Birkan
Metis Yayınları

Mayıs, 1998

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder