15 Mayıs 2024 Çarşamba

Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Kurucu Poetikalar

Aykut Nasip Kelebek - Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Kurucu Poetikalar - Notlar / özet

Doktora Tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2023

 

"Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Kurucu Poetikalar" adlı bu doktora tezinde, modern Türk şiirinin önde gelen on beş farklı şairinin poetikası incelenmiş

…ilk bölümünde, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin kurucu isimleri arasında bulunan Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın poetikaları incelenmiş ve bu şairlerin Fransız şiiri menşeli "Saf Şiir" anlayışının yörüngesinde yer aldığı gösterilmeye çalışılmış

...ikinci bölümde Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Veli ve Attilâ İlhan'ın poetikaları incelenmiş ve bu poetikaların Saf Şiir anlayışına karşı çıkış gerekçeleri tarihsel arka planları eşliğinde gösterilmiş

…üçüncü bölümde Sezai Karakoç, İlhan Berk, Cemal Süreya ve Turgut Uyar'ın poetikaları incelenmiş

…son bölümde ise İkinci Yeni'nin ortaya çıkışından sonra şiir anlayışını değiştiren Behçet Necatigil ile temelde Saf Şiir anlayışına yakın bir profil çizen Hilmi Yavuz ile İsmet Özel'in poetikaları üzerinde durulmuştur.

 

Önsöz

Modern Türk şiirinde sembolizmin ilk temsilcileri Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim / Şiir siyasal, sosyal ve kültürel ideolojilerin aktarılmasında araç olarak kullanılamaz. Bu haliyle 'saf'tır

Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi ve Cahit Sıtkı Tarancı "Saf Şiir" yolunu benimseyerek bu anlayışı devam ettirmişlerdir.

 

Necip Fazıl Kısakürek şiiri dini bir gaye için araçsallaştırmıştır.

Orhan Veli Kanık geleneksel şiirin tüm unsurlarını (kafiye, redif, sanatlı söyleyiş) reddeden yıkıcı bir poetika sunar.

Attilâ İlhan hem Garip'e hem de İkinci Yeni'ye karşı sert bir tavır alarak, "Atatürk milliyetçiliği" ekseninde bir edebiyatı savunur.

 

Sezai Karakoç, modern tekniklerle İslami hassasiyetleri birleştiren, gelenekle modernin buluşma noktasını arayan bir isimdir.

İkinci Yeni'nin teorik çerçevesini çizen İlhan Berk, Cemal Süreya ve Turgut Uyar, müstakil kitaplar yazmasalar da poetik yazılarıyla modern şiirde büyük tartışmalar başlatmışlardır.

 

Behçet Necatigil İkinci Yeni etkisinden sonra şiir dünyasında belirgin bir değişim yaşayan şairlerdendir.

 

Hilmi Yavuz sanatın ideolojiden bağımsız olması gerektiğini savunarak saf şiir çizgisine sadık kalmıştır.

 

İsmet Özel toplumcu bir geçmişten gelmesine rağmen, poetik metinlerinde saf şiir savunucusu bir duruş sergiler.

 

Giriş

Poetika, geniş anlamıyla "şiirbilim" veya "yazınbilim" olarak ifade edilse de, bu tezde dar anlamıyla şairlerin kendi sanat görüşlerini açıkladıkları metinler olarak ele alınmaktadır.

Modern poetikaların kökleri Aristo’nun Poetika'sına ve Platon’un sanatı dışlayan tutumuna dayanır. Aristo sanatı bir "taklit" (mimesis) olarak yüceltirken, Platon onu gerçekten uzak bir "gölge" olarak görür.

 

Saf şiirin temelini oluşturan "sanat sanat içindir" fikri, Kant’ın "amaçsız amaçlılık" ilkesine dayanır. Buna göre sanatın işlevi, herhangi bir dışsal fayda (siyaset, ahlak) gütmemesidir.

 

Mallarmé’nin şiiri fikirlerden ziyade kelimelerle kurma anlayışı, Türk şairlerinde (Yahya Kemal, Ahmet Haşim vb.) derin izler bırakmıştır.

Saf şiir savunucuları, rasyonalizmin "büyüsünü bozduğu" dünyayı şiir yoluyla yeniden gizemli hale getirmeyi hedefledi.

 

Necip Fazıl’ın şiiri dini bir gayeye yöneltmesi ve Orhan Veli’nin geleneksel tüm şiir unsurlarını reddetmesi, saf şiir dairesinden kopuş olarak okunmalıdır.

 

İkinci Yeni şairleri, Garip'in sadeliğine karşı tekrar Mallarmé çizgisine yaklaşarak anlamı müphemleştiren ve dili merkeze alan bir yol izlediler.

 

Bölüm 1 - Saf Şiir'in İlk Temsilcileri

Yahya Kemal Beyatlı

Şair, az yazmasını "dürüst sanatçılık" ve "vecd anını bekleme" (Adile Ayda’nın deyimiyle "vahiy") olarak savunsa da, özel mektuplarında bu durumu bir "noksanlık" ve "tembellik" olarak özeleştiriyle karşılar.

Şair, Türk kültürünün en büyük eksiğini "nesirsizlik" (düzyazı eksikliği) olarak görür.

Yahya Kemal’e göre şiir, her şeyden önce bir bestedir.

Bir yazısında lirizmi "asıl şiir" olarak tanımlayıp diğer türleri dışlar.

Başka bir yazısında sembolistlerin epik şiiri, Homeros ve Victor Hugo'yu savunur.

Baudelaire ve Verlaine’ı "sıtmalı bir tutku" ile sevmiş, ancak zevki nihayetinde Jose Maria de Heredia (Parnasizm) üzerinde durmuştur.

Yahya Kemal’in poetikası; Sembolizm, Parnasizm ve Neo-klasisizm arasında geçişler yapsa da, Romantik gelenek dairesinde incelenmelidir.

Şiiri "güfteden önce bir beste" olarak tanımlar.

 

Yahya Kemal, poetik metinlerinde kendisini Fransız sembolistlerinden tevarüs eden "lanetli şair" (poète maudit) imgesiyle özdeşleştirir. Oysa gerçekte sanat, ona hayatı boyunca büyük bir itibar ve refah sağlamıştır.

 

Dönemin güçlü figürlerine karşı politik bir estetik savaş yürütür:

Tevfik Fikret: Şiiri toplumsal bir öfke ve "zehirli" bir eleştiri aracı haline getirdiği için yerilir.

Mehmed Âkif: İslam’ın estetiğini değil, "akaidini" (dogmalarını) yazmakla suçlanır.

Nâzım Hikmet: Şiiri "hitabet" ve "komünist propaganda" seviyesine indirmekle itham edilir.

Servet-i Fünun neslini şiiri "yazılan ve okunan" (göze hitap eden) bir nesneye dönüştürdükleri için eleştirir.

 

"Paris’e alafranga gittim, alaturka döndüm" demesine rağmen Paris dönüşü ilk yıllarında Yunan mitolojisine yönelmiş

Batılı bir kuramsal çerçeveyi (mektep), Doğulu bir ses ve tarih bilinciyle (memleket) birleştirmeye çalışmıştır.

 

Ahmet Haşim

Haşim, şiirin bir "anlatma" sanatı değil, bir "telkin" (duyurma) sanatı olduğunu savunur. Şiir, herkesin ilk okuyuşta anlayabileceği kadar açık (vazıh) olmamalıdır. Şiir dili, ortak konuşma dilinden kopmalı ve şaire özgü bir "özel dil" haline gelmelidir.

 

Şiirin "saf" kalabilmesi için onu diğer disiplinlerden tamamen ayırır.

Şiirde bir olay anlatılmasına, bir karakter inşa edilmesine karşıdır.

Şiirin toplumsal bir dava gütmesine, bir ideolojiyi savunmasına kesinlikle karşıdır.

Haşim için şiir musikiye yakın bir dildir.

Anlamı çözemeyen okur bile, mısraların ses uyumundan ve ahenginden zevk alabilmelidir.

Mallarmé ve Paul Valéry gibi isimleri, edebiyatın zirveleri ve "lâyemut (ölümsüz) üstatlar" olarak görür.

Nesrin kaynağı akıl ve mantık iken; şiirin kaynağı "meçhulâtın geceleri" ve "kudsi menbalardır".

Haşim, şairi bir büyücü, şiiri ise bir sihir olarak konumlandırarak dünyayı yeniden gizemli kılmaya çalışır.

Şiirde önemli olan kelimenin sözlük anlamı değil, mısra içindeki "telaffuz kıymeti" ve yarattığı müzikal tınıdır.

En güzel şiirler, mânalarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

Tanpınar, Poe’nun "kısa şiir" ve "yekparelik" (bütünlük) ilkelerini içselleştirmiştir.

Şiirin felsefe, ahlak ve her türlü "dış" fikirden arınması (tecerrüt) gerektiğini savunur.

Şiirin yegâne gayesi, kendi içindeki bediî (estetik) mükemmeliyettir.

Sanatkâr, kendinden önceki his ve hayal tarzlarını aynen kullanmaz; onları bozar.

Klişe duygu, klişe hayal, klişe ahenk Tanpınar için sanatın ölümüdür.

 

Serbest nazma ve vezinsizliğe karşı çıkar. Ona göre vezin, zekânın maddeyle (dil ile) yaptığı mücadelenin ve "mükemmeliyet" arzusunun bir gereğidir.

Şiir, "muztarip ve huzursuz ruhun saf lisanı" olmalıdır.

 

Cahit Sıtkı Tarancı

Tarancı için Sembolizm sadece edebi bir okul değil, teknoloji medeniyetinin kurutucu nesnelliğine karşı bir ruhların kalkınma hareketidir.

Şiir bir şey anlatmak için değil, bir şeyleri telkin etmek (duyurmak) içindir.

Tarancı, şiirin kapılarını "alelade okur"a kapatır. Şiirin gizli nağmelerini duyabilmek için entelektüel bir birikime (meziyete) sahip olmak gerektiğini savunur.

Mahrum olduğu güzelliği şiirde inşa etmeye çalışır.

Halk şairlerini "orijinal" olmamakla ve birbirini taklit etmekle suçlar.

 

Asaf Hâlet Çelebi

Haşim gibi "seçkin okur" peşindedir. Toplumcu gerçekçiliğe ve popülist söylemlere mesafelidir.

Şiirin doğuşunu, gündelik hayatta karşılaşılan ufak bir "uyaranın" (bir koku, bir ses) altşuurun (bilinçaltı) kapılarını açmasıyla açıklar.

 

Yahya Kemal ve Tanpınar’ın aksine, vezinsiz ve kafiyesiz de "mükemmel bir musiki" yapılabileceğini savunur.

 

Bölüm 2 - Saf Şiir'den Çıkış

Necip Fazıl Kısakürek

Örümcek Ağı ve Kaldırımlar ile Fransız sembolistlerine (Baudelaire, Rimbaud) yakın, bireysel trajedisini ve bohem hayatın karanlığını işleyen "saf" bir şair görünümündedir.

1934 yılından itibaren metafizik unsurlara yer veren şiirler yazmaya başlar. Bu yeni dönemde saf şiirin estetik araçlarını (büyü, sır, esrar, musiki) muhafaza eder.

Saf şiir yanlıları (Mallarmé, Valéry) genellikle hiçliğe veya sanatın özerkliğine odaklanırken, Necip Fazıl Mutlak Varlık’a (Allah) yönelir. Bu yönüyle şiiri "Allah'ı arama işi" olarak tanımlayarak estetiği ontolojiye bağlar.

 

Sanat, bir davanın bayrağı olmalıdır.

Toplumcu gerçekçiliğin materyalist temeline karşı "ruh" ve "ideal" prensibini savunur.

 

Necip Fazıl, şairi "simyacı", "tılsım ustası" ve "afyon tiryakisi" kavramlarıyla tanımlar.

Şiir ona göre istikbalden haberler getirir.

 

Serbest şiire karşıdır. Şiirde nizamı (ölçü ve kafiyeyi) ahlaki bir zorunluluk gibi görür.

 

Orhan Veli

Orhan Veli şiiri "söz söyleme sanatı" olarak tanımlar.

Şiirin kalbe veya ruha değil “kafaya” hitap ettiğini savunarak mistik arayışları reddeder. Şiir "trans" hali değil, zihinsel iletişim aracıdır.

Şiirin içine resim veya müzik sokulmasına karşı çıkar.

Orhan Veli, vezin ve kafiyeyi ilkel insanın "hatırlama kolaylığı" için icat ettiği modası geçmiş araçlar olarak görür.

 

Şiiri yüksek zümrenin (münevverin) tekelinden çıkarıp, alelade insanın dünyasına taşır.

Orhan Veli, şiiri bir sınıfın müdafaası (propaganda) değil, o sınıfın zevkinin inşası olarak görür.

Orhan Veli için saf şiir, süsten, sanattan ve zekânın bozucu müdahalesinden arınmış, "basit" olandır.

Ona göre divan şiiri, hayattan kopuk, sadece kitaplardan öğrenilen kalıplarla üretilen bir "feodal zümre" sanatıdır.

Orhan Veli, ustalığın getirdiği rutinden korkar.

 

Attilâ İlhan

İlk şiirlerinde toplumcu motifler bulunan Attilâ İlhan, şiir serüvenini Garip ve İkinci Yeni akımlarına muhalefet üzerine inşa etmiştir.

Toplumcu gerçekçilikte yerel motiflere daha fazla vurgu yaparak bunu toplumsal gerçekçilik diye tanımlar.

 

İkinci Yeni’yi okuru şiirden uzaklaştırmakla suçlar.

Modern şiirin klasik gelenekten kopmaması gerektiğini savunur. Türk estetiği hem divan hem de halk edebiyatından yararlanarak kurulmalıdır.

Sanatın toplumsal bir görev üstlenmesi gerektiğini ve bu noktada Atatürk’ün sanat tutumunun referans alınması gerektiğini savunur.

 

Garip ve İkinci Yeni’yi “biçimcilik” ve “anlamsızlık” ile suçlar.

 

 

 

Bölüm 3 - İkinci Yeni Poetikaları

Sezai Karakoç

İkinci Yeni’nin teorisyenlerinden olan Karakoç, akımın diğer şairlerinden İslami ve metafizik yönelimiyle ayrılır.

Materyalizme karşı çıkarak sanatın ilahi bir yönü olduğunu savunur.

Soğuk Savaş ideolojilerine karşı İslam’ı üçüncü bir yol olarak sunar.

 

İlhan Berk

Dilin dış dünyayı anlatmak zorunda olmadığını, kendi başına bir amaç olduğunu savunur.

“Çok-anlamlılığı” ve “saçma”yı savunur.

 

Cemal Süreya

Gelenekle modern arasında köprü kurmaya çalışır.

Şiirde folklorik unsurların ve klişelerin kullanımına şiddetle karşı çıkar.

Şiirin öncelikle bir biçim sanatı olduğunu vurgular.

 

Turgut Uyar

Uyar'a göre "usta" olmak, şairin kendi üzerine kapanması, bir şablonu tekrarlaması ve yaratıcılığını yitirmesidir. Şair her şiirinde "acemi" kalmalıdır ki, hazır kalıplara sığınmak yerine her defasında kendi dilini sıfırdan kurabilsin.

Şiirde anlamı her zaman bir çıkış noktası olarak görür.

Sanatı ne tamamen toplum için ne de tamamen sanat için görür; bir denge arayışındadır.

1970'lerden sonra "insani durumlardan insani değerlere" yönelir. Artık "ben" yerine "biz" demeye başlar; şiiri bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarıp "herkesin anlayabileceği" bir zemine yaklaştırır.

 

Bölüm 4 - İkinci Yeni'den Sonra

Behçet Necatigil

Divan şiirindeki teknikleri (tevriye vb.) modern şiire uyarlamaya çalışır.

Necatigil’in poetikasının merkezinde “ev” vardır; evi kutsal bir mekan ve yerli bir hava olarak görür.

Ev, dış dünyanın karmaşasından kaçılan bir sığınak ve "kişinin ancak içinde oluşabileceği" bir dar dairedir.

 

Hilmi Yavuz

Saf Şiir anlayışının modern dönemdeki en kararlı savunucularından biridir

Sanatın gayesinin kendi içinde olduğunu ve estetik haz vermesi gerektiğini savunur.

Saussure’ün dil/söz ayrımını kullanarak modern şiirin bireysel bir “söz” ve “açık yapıt” olduğunu savunur.

 

İsmet Özel

İsmet Özel, 1960'ların sonunda "Halkın Dostları" dergisi etrafında toplanan toplumcu gerçekçi dalganın en gür sesiydi.

 

Düzyazıda kelime bir nesneyi işaret eden "araç" iken, şiirde kelime "sırf kelime olduğu için" değerlidir.

Şiir, başka bir dile (hatta kendi dilindeki düzyazı karşılığına) çevrilemez. Çünkü şiirin mantığı, o kelime dizilişinin yarattığı biricik yapıda saklıdır.

Şiirdeki estetik yapı ("canlı işaret"), ideolojik doğruların üzerindedir.

Şair, bir ideolojinin memuru olduğunda şiirin asıl gücünü feda eder.

Şiirin görevi insanları bir ideolojiye ikna etmek değil, onları "uyanık kılmak" ve hayal dünyalarını sarsmaktır.

 

Sonuç

Saf Şiir / Şiir fikirlerle değil kelimelerle yazılır

Cumhuriyet şiiri, halka yönelme iddiasıyla (mektepten memlekete) yola çıksa da; kurucu poetikaların büyük çoğunluğu dilin özerkliğini korumuş ve şiiri, Weber’in tabiriyle "büyüsü bozulmuş" rasyonel dünyada, mistik ve estetik bir sığınak olarak muhafaza etmiştir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder