Aykut Nasip Kelebek - Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Kurucu Poetikalar - Notlar / özet
Doktora Tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü
Eğitim Enstitüsü, 2023
"Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Kurucu Poetikalar" adlı bu
doktora tezinde, modern Türk şiirinin önde gelen on beş farklı şairinin
poetikası incelenmiş
…ilk bölümünde, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin kurucu
isimleri arasında bulunan Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi
Tanpınar, Asaf Halet Çelebi ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın poetikaları incelenmiş
ve bu şairlerin Fransız şiiri menşeli "Saf Şiir" anlayışının
yörüngesinde yer aldığı gösterilmeye çalışılmış
...ikinci bölümde Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Veli ve
Attilâ İlhan'ın poetikaları incelenmiş ve bu poetikaların Saf Şiir anlayışına
karşı çıkış gerekçeleri tarihsel arka planları eşliğinde gösterilmiş
…üçüncü bölümde Sezai Karakoç, İlhan Berk, Cemal Süreya ve Turgut Uyar'ın
poetikaları incelenmiş
…son bölümde ise İkinci Yeni'nin ortaya çıkışından sonra
şiir anlayışını değiştiren Behçet Necatigil ile temelde Saf Şiir anlayışına
yakın bir profil çizen Hilmi Yavuz ile İsmet Özel'in poetikaları üzerinde
durulmuştur.
Önsöz
Modern Türk şiirinde sembolizmin ilk temsilcileri Yahya
Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim / Şiir siyasal, sosyal ve kültürel ideolojilerin
aktarılmasında araç olarak kullanılamaz. Bu haliyle 'saf'tır
Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi ve Cahit Sıtkı
Tarancı "Saf Şiir" yolunu benimseyerek bu anlayışı devam
ettirmişlerdir.
Necip Fazıl Kısakürek şiiri dini bir gaye için
araçsallaştırmıştır.
Orhan Veli Kanık geleneksel şiirin tüm unsurlarını (kafiye,
redif, sanatlı söyleyiş) reddeden yıkıcı bir poetika sunar.
Attilâ İlhan hem Garip'e hem de İkinci Yeni'ye karşı sert
bir tavır alarak, "Atatürk milliyetçiliği" ekseninde bir edebiyatı
savunur.
Sezai Karakoç, modern tekniklerle İslami hassasiyetleri
birleştiren, gelenekle modernin buluşma noktasını arayan bir isimdir.
İkinci Yeni'nin teorik çerçevesini çizen İlhan Berk, Cemal
Süreya ve Turgut Uyar, müstakil kitaplar yazmasalar da poetik yazılarıyla
modern şiirde büyük tartışmalar başlatmışlardır.
Behçet Necatigil İkinci Yeni etkisinden sonra şiir
dünyasında belirgin bir değişim yaşayan şairlerdendir.
Hilmi Yavuz sanatın ideolojiden bağımsız olması gerektiğini
savunarak saf şiir çizgisine sadık kalmıştır.
İsmet Özel toplumcu bir geçmişten gelmesine rağmen, poetik
metinlerinde saf şiir savunucusu bir duruş sergiler.
Giriş
Poetika, geniş anlamıyla "şiirbilim" veya
"yazınbilim" olarak ifade edilse de, bu tezde dar anlamıyla şairlerin
kendi sanat görüşlerini açıkladıkları metinler olarak ele alınmaktadır.
Modern poetikaların kökleri Aristo’nun Poetika'sına
ve Platon’un sanatı dışlayan tutumuna dayanır. Aristo sanatı bir
"taklit" (mimesis) olarak yüceltirken, Platon onu gerçekten uzak bir
"gölge" olarak görür.
Saf şiirin temelini oluşturan "sanat sanat
içindir" fikri, Kant’ın "amaçsız amaçlılık" ilkesine dayanır.
Buna göre sanatın işlevi, herhangi bir dışsal fayda (siyaset, ahlak)
gütmemesidir.
Mallarmé’nin şiiri fikirlerden ziyade kelimelerle kurma
anlayışı, Türk şairlerinde (Yahya Kemal, Ahmet Haşim vb.) derin izler
bırakmıştır.
Saf şiir savunucuları, rasyonalizmin "büyüsünü
bozduğu" dünyayı şiir yoluyla yeniden gizemli hale getirmeyi hedefledi.
Necip Fazıl’ın şiiri dini bir gayeye yöneltmesi ve Orhan
Veli’nin geleneksel tüm şiir unsurlarını reddetmesi, saf şiir dairesinden kopuş
olarak okunmalıdır.
İkinci Yeni şairleri, Garip'in sadeliğine karşı tekrar
Mallarmé çizgisine yaklaşarak anlamı müphemleştiren ve dili merkeze alan bir
yol izlediler.
Bölüm 1 - Saf Şiir'in İlk Temsilcileri
Yahya Kemal Beyatlı
Şair, az yazmasını "dürüst sanatçılık" ve
"vecd anını bekleme" (Adile Ayda’nın deyimiyle "vahiy")
olarak savunsa da, özel mektuplarında bu durumu bir "noksanlık" ve
"tembellik" olarak özeleştiriyle karşılar.
Şair, Türk kültürünün en büyük eksiğini
"nesirsizlik" (düzyazı eksikliği) olarak görür.
Yahya Kemal’e göre şiir, her şeyden önce bir bestedir.
Bir yazısında lirizmi "asıl şiir" olarak
tanımlayıp diğer türleri dışlar.
Başka bir yazısında sembolistlerin epik şiiri, Homeros ve
Victor Hugo'yu savunur.
Baudelaire ve Verlaine’ı "sıtmalı bir tutku" ile
sevmiş, ancak zevki nihayetinde Jose Maria de Heredia (Parnasizm) üzerinde
durmuştur.
Yahya Kemal’in poetikası; Sembolizm, Parnasizm ve
Neo-klasisizm arasında geçişler yapsa da, Romantik gelenek dairesinde
incelenmelidir.
Şiiri "güfteden önce bir beste" olarak tanımlar.
Yahya Kemal, poetik metinlerinde kendisini Fransız
sembolistlerinden tevarüs eden "lanetli şair" (poète maudit)
imgesiyle özdeşleştirir. Oysa gerçekte sanat, ona hayatı boyunca büyük bir
itibar ve refah sağlamıştır.
Dönemin güçlü figürlerine karşı politik bir estetik savaş
yürütür:
Tevfik Fikret: Şiiri toplumsal bir öfke ve
"zehirli" bir eleştiri aracı haline getirdiği için yerilir.
Mehmed Âkif: İslam’ın estetiğini değil, "akaidini"
(dogmalarını) yazmakla suçlanır.
Nâzım Hikmet: Şiiri "hitabet" ve "komünist
propaganda" seviyesine indirmekle itham edilir.
Servet-i Fünun neslini şiiri "yazılan ve okunan"
(göze hitap eden) bir nesneye dönüştürdükleri için eleştirir.
"Paris’e alafranga gittim, alaturka döndüm"
demesine rağmen Paris dönüşü ilk yıllarında Yunan mitolojisine yönelmiş
Batılı bir kuramsal çerçeveyi (mektep), Doğulu bir ses ve
tarih bilinciyle (memleket) birleştirmeye çalışmıştır.
Ahmet Haşim
Haşim, şiirin bir "anlatma" sanatı değil, bir
"telkin" (duyurma) sanatı olduğunu savunur. Şiir, herkesin ilk
okuyuşta anlayabileceği kadar açık (vazıh) olmamalıdır. Şiir dili, ortak
konuşma dilinden kopmalı ve şaire özgü bir "özel dil" haline
gelmelidir.
Şiirin "saf" kalabilmesi için onu diğer
disiplinlerden tamamen ayırır.
Şiirde bir olay anlatılmasına, bir karakter inşa edilmesine
karşıdır.
Şiirin toplumsal bir dava gütmesine, bir ideolojiyi
savunmasına kesinlikle karşıdır.
Haşim için şiir musikiye yakın bir dildir.
Anlamı çözemeyen okur bile, mısraların ses uyumundan ve
ahenginden zevk alabilmelidir.
Mallarmé ve Paul Valéry gibi isimleri, edebiyatın zirveleri
ve "lâyemut (ölümsüz) üstatlar" olarak görür.
Nesrin kaynağı akıl ve mantık iken; şiirin kaynağı
"meçhulâtın geceleri" ve "kudsi menbalardır".
Haşim, şairi bir büyücü, şiiri ise bir sihir olarak
konumlandırarak dünyayı yeniden gizemli kılmaya çalışır.
Şiirde önemli olan kelimenin sözlük anlamı değil, mısra
içindeki "telaffuz kıymeti" ve yarattığı müzikal tınıdır.
En güzel şiirler, mânalarını okuyucunun ruhundan alan
şiirlerdir.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Tanpınar, Poe’nun "kısa şiir" ve
"yekparelik" (bütünlük) ilkelerini içselleştirmiştir.
Şiirin felsefe, ahlak ve her türlü "dış" fikirden
arınması (tecerrüt) gerektiğini savunur.
Şiirin yegâne gayesi, kendi içindeki bediî (estetik)
mükemmeliyettir.
Sanatkâr, kendinden önceki his ve hayal tarzlarını aynen
kullanmaz; onları bozar.
Klişe duygu, klişe hayal, klişe ahenk Tanpınar için sanatın
ölümüdür.
Serbest nazma ve vezinsizliğe karşı çıkar. Ona göre vezin,
zekânın maddeyle (dil ile) yaptığı mücadelenin ve "mükemmeliyet"
arzusunun bir gereğidir.
Şiir, "muztarip ve huzursuz ruhun saf lisanı"
olmalıdır.
Cahit Sıtkı Tarancı
Tarancı için Sembolizm sadece edebi bir okul değil,
teknoloji medeniyetinin kurutucu nesnelliğine karşı bir ruhların kalkınma
hareketidir.
Şiir bir şey anlatmak için değil, bir şeyleri telkin etmek
(duyurmak) içindir.
Tarancı, şiirin kapılarını "alelade okur"a
kapatır. Şiirin gizli nağmelerini duyabilmek için entelektüel bir birikime
(meziyete) sahip olmak gerektiğini savunur.
Mahrum olduğu güzelliği şiirde inşa etmeye çalışır.
Halk şairlerini "orijinal" olmamakla ve birbirini
taklit etmekle suçlar.
Asaf Hâlet Çelebi
Haşim gibi "seçkin okur" peşindedir. Toplumcu
gerçekçiliğe ve popülist söylemlere mesafelidir.
Şiirin doğuşunu, gündelik hayatta karşılaşılan ufak bir
"uyaranın" (bir koku, bir ses) altşuurun (bilinçaltı) kapılarını
açmasıyla açıklar.
Yahya Kemal ve Tanpınar’ın aksine, vezinsiz ve kafiyesiz de
"mükemmel bir musiki" yapılabileceğini savunur.
Bölüm 2 - Saf Şiir'den Çıkış
Necip Fazıl Kısakürek
Örümcek Ağı ve Kaldırımlar ile Fransız sembolistlerine
(Baudelaire, Rimbaud) yakın, bireysel trajedisini ve bohem hayatın karanlığını
işleyen "saf" bir şair görünümündedir.
1934 yılından itibaren metafizik unsurlara yer veren şiirler
yazmaya başlar. Bu yeni dönemde saf şiirin estetik araçlarını (büyü, sır,
esrar, musiki) muhafaza eder.
Saf şiir yanlıları (Mallarmé, Valéry) genellikle hiçliğe veya
sanatın özerkliğine odaklanırken, Necip Fazıl Mutlak Varlık’a (Allah) yönelir.
Bu yönüyle şiiri "Allah'ı arama işi" olarak tanımlayarak estetiği
ontolojiye bağlar.
Sanat, bir davanın bayrağı olmalıdır.
Toplumcu gerçekçiliğin materyalist temeline karşı
"ruh" ve "ideal" prensibini savunur.
Necip Fazıl, şairi "simyacı", "tılsım
ustası" ve "afyon tiryakisi" kavramlarıyla tanımlar.
Şiir ona göre istikbalden haberler getirir.
Serbest şiire karşıdır. Şiirde nizamı (ölçü ve kafiyeyi)
ahlaki bir zorunluluk gibi görür.
Orhan Veli
Orhan Veli şiiri "söz söyleme sanatı" olarak
tanımlar.
Şiirin kalbe veya ruha değil “kafaya” hitap ettiğini
savunarak mistik arayışları reddeder. Şiir "trans" hali değil, zihinsel
iletişim aracıdır.
Şiirin içine resim veya müzik sokulmasına karşı çıkar.
Orhan Veli, vezin ve kafiyeyi ilkel insanın "hatırlama
kolaylığı" için icat ettiği modası geçmiş araçlar olarak görür.
Şiiri yüksek zümrenin (münevverin) tekelinden çıkarıp, alelade
insanın dünyasına taşır.
Orhan Veli, şiiri bir sınıfın müdafaası (propaganda) değil,
o sınıfın zevkinin inşası olarak görür.
Orhan Veli için saf şiir, süsten, sanattan ve zekânın bozucu
müdahalesinden arınmış, "basit" olandır.
Ona göre divan şiiri, hayattan kopuk, sadece kitaplardan
öğrenilen kalıplarla üretilen bir "feodal zümre" sanatıdır.
Orhan Veli, ustalığın getirdiği rutinden korkar.
Attilâ İlhan
İlk şiirlerinde toplumcu motifler bulunan Attilâ İlhan, şiir
serüvenini Garip ve İkinci Yeni akımlarına muhalefet üzerine inşa etmiştir.
Toplumcu gerçekçilikte yerel motiflere daha fazla vurgu
yaparak bunu toplumsal gerçekçilik diye tanımlar.
İkinci Yeni’yi okuru şiirden uzaklaştırmakla suçlar.
Modern şiirin klasik gelenekten kopmaması gerektiğini
savunur. Türk estetiği hem divan hem de halk edebiyatından yararlanarak
kurulmalıdır.
Sanatın toplumsal bir görev üstlenmesi gerektiğini ve bu noktada
Atatürk’ün sanat tutumunun referans alınması gerektiğini savunur.
Garip ve İkinci Yeni’yi “biçimcilik” ve “anlamsızlık” ile
suçlar.
Bölüm 3 - İkinci Yeni Poetikaları
Sezai Karakoç
İkinci Yeni’nin teorisyenlerinden olan Karakoç, akımın diğer
şairlerinden İslami ve metafizik yönelimiyle ayrılır.
Materyalizme karşı çıkarak sanatın ilahi bir yönü olduğunu
savunur.
Soğuk Savaş ideolojilerine karşı İslam’ı üçüncü bir yol
olarak sunar.
İlhan Berk
Dilin dış dünyayı anlatmak zorunda olmadığını, kendi başına
bir amaç olduğunu savunur.
“Çok-anlamlılığı” ve “saçma”yı savunur.
Cemal Süreya
Gelenekle modern arasında köprü kurmaya çalışır.
Şiirde folklorik unsurların ve klişelerin kullanımına
şiddetle karşı çıkar.
Şiirin öncelikle bir biçim sanatı olduğunu vurgular.
Turgut Uyar
Uyar'a göre "usta" olmak, şairin kendi üzerine
kapanması, bir şablonu tekrarlaması ve yaratıcılığını yitirmesidir. Şair her
şiirinde "acemi" kalmalıdır ki, hazır kalıplara sığınmak yerine her
defasında kendi dilini sıfırdan kurabilsin.
Şiirde anlamı her zaman bir çıkış noktası olarak görür.
Sanatı ne tamamen toplum için ne de tamamen sanat için
görür; bir denge arayışındadır.
1970'lerden sonra "insani durumlardan insani
değerlere" yönelir. Artık "ben" yerine "biz" demeye
başlar; şiiri bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarıp "herkesin
anlayabileceği" bir zemine yaklaştırır.
Bölüm 4 - İkinci Yeni'den Sonra
Behçet Necatigil
Divan şiirindeki teknikleri (tevriye vb.) modern şiire
uyarlamaya çalışır.
Necatigil’in poetikasının merkezinde “ev” vardır; evi kutsal
bir mekan ve yerli bir hava olarak görür.
Ev, dış dünyanın karmaşasından kaçılan bir sığınak ve
"kişinin ancak içinde oluşabileceği" bir dar dairedir.
Hilmi Yavuz
Saf Şiir anlayışının modern dönemdeki en kararlı
savunucularından biridir
Sanatın gayesinin kendi içinde olduğunu ve estetik haz
vermesi gerektiğini savunur.
Saussure’ün dil/söz ayrımını kullanarak modern şiirin
bireysel bir “söz” ve “açık yapıt” olduğunu savunur.
İsmet Özel
İsmet Özel, 1960'ların sonunda "Halkın Dostları"
dergisi etrafında toplanan toplumcu gerçekçi dalganın en gür sesiydi.
Düzyazıda kelime bir nesneyi işaret eden "araç"
iken, şiirde kelime "sırf kelime olduğu için" değerlidir.
Şiir, başka bir dile (hatta kendi dilindeki düzyazı
karşılığına) çevrilemez. Çünkü şiirin mantığı, o kelime dizilişinin yarattığı
biricik yapıda saklıdır.
Şiirdeki estetik yapı ("canlı işaret"), ideolojik
doğruların üzerindedir.
Şair, bir ideolojinin memuru olduğunda şiirin asıl gücünü
feda eder.
Şiirin görevi insanları bir ideolojiye ikna etmek değil,
onları "uyanık kılmak" ve hayal dünyalarını sarsmaktır.
Sonuç
Saf Şiir / Şiir fikirlerle değil kelimelerle yazılır
Cumhuriyet şiiri, halka yönelme iddiasıyla (mektepten
memlekete) yola çıksa da; kurucu poetikaların büyük çoğunluğu dilin özerkliğini
korumuş ve şiiri, Weber’in tabiriyle "büyüsü bozulmuş" rasyonel
dünyada, mistik ve estetik bir sığınak olarak muhafaza etmiştir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder