Sultan Kömürcü - Necip Fazıl Kısakürek Düşüncesinde İnsan - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Denizli, 2013
Necip Fazıl’ın hayatı, 1934 yılında Abdülhakim Arvasi ile
tanışmasıyla "öncesi ve sonrası" olarak ikiye ayrılır.
1904’te İstanbul’da doğan Kısakürek, Bahriye Mektebi ve
Darülfünun Felsefe Şubesi gibi kurumlarda eğitim almıştır. Paris yıllarından
sonra bankacılık yapmış, ancak asıl ününü edebiyat ve fikir adamı olarak
kazanmıştır.
Varlık Olarak İnsan
Necip Fazıl, varlık felsefesini Allah, kâinat ve insan
üçlemesi üzerine kurar.
Kâinat, Allah’ın bir tecelli planıdır.
İnsan, kâinatın merkezinde yer alan, eşya ve hadiselere
tesir etme gücü verilen bir halifedir.
İnsan, ruh ve nefs gibi iki latif kuvvetin kalpte
birleşmesinden oluşur.
Bilen Varlık Olarak İnsan
Aklı, "kuru akıl" ve "selim akıl" olarak
ikiye ayırır.
Aklın son vazifesi, kendi hiçliğini görmek ve sınırını
çizmektir.
Selim akıl, şeriata teslim olan ve eşyayı bu doğrultuda
araştıran akıldır.
Hakikat ancak Peygamberin getirdiği ölçülerle anlaşılabilir.
İnanan Varlık Olarak İnsan
Tasavvuf, insanın oluş gayesi ve manevi derinliğidir.
Şeriat zahir (dış), tasavvuf ise batındır (iç).
Tasavvuf, Allah’ın zatını, sıfatlarını ve isimlerini keşf ve
müşahede yoluyla anlama ilmidir.
Eyleyen Varlık Olarak İnsan
Ahlâk, ruhun hakikat karşısındaki tavrıdır.
İhlâs (samimiyet), aşk, fedakârlık, merhamet ve hayâ ruhun
üstün vasıflarıdır.
Kibir, hırs, adavet (düşmanlık), yalan ve haset ise nefsin
kötü özellikleridir.
Sonuç
Necip Fazıl’ın antropolojisi, insanın sürekli bir savaş
alanı (Büyük Cihad) olduğu gerçeği üzerine kuruludur.
Şairin bilgi kuramı (epistemolojisi), aklı dışlamak yerine
onu "yerine oturtmak" üzerinedir.
Kuru Akıl: Vahiyden bağımsız, sadece maddeyi gören ve insanı
buhrana sürükleyen akıldır.
Selim Akıl: Şeriata teslim olmuş, ancak eşya ve hadiseleri
en derin noktasına kadar araştırma özgürlüğüne sahip akıldır. Sizin de
belirttiğiniz gibi; "Şeriata köle, cihana sultan" olan akıl budur.
Necip Fazıl’da ahlak, soyut bir felsefi disiplin değil, Hz.
Peygamber’in (Varlığın Tacı) şahsında somutlaşan bir yaşama biçimidir. Ahlakın
nihaî hedefi, insanın kendi cüzi iradesini İlahi iradeyle uyumlu hale
getirmesidir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder