14 Haziran 2015 Pazar

Andre Bonnard - Antik Yunan Uygarlığı 3

Andre Bonnard - Antik Yunan Uygarlığı 3
Euripides’ten İskenderiye’ye

1
Gerileme ve Keşif
Medeia, Euripides Tragedyası
Milattan önceki IV. ve III. Yüzyıllar (…) Bunlar sitelerin ölümüne tanık olan yüzyıllardır.
İskender’in -ondan önce de babası Philippos’un- dehası bu siyasal topluluklara öldürücü bir darbe indirir. Ama İskender yalnızca site devletini yıkmakla kalmaz, aynı zamanda modern devletin yeni biçimini yaratır.
Platon (…) Dünya üzerinde site devletinin ve yurttaşların bozulan demokrasisinin yerine bir kutsal dünya koyar, tanrısal krallığın ön belirtisi olan ve öbür dünyada ölümden sonra bütün ruhların buluşacakları bir göksel dünya düşünür.
Yunan uygarlığı inişe geçerken, topluma ve düşünceye ilişkin köklü devrimlerle, Hıristiyanlığın yollarını hazırlamaktadır. (s. 12)

Nietzsche’nin öne sürdüğü gibi, bir anlamda, Euripides tragedyayı yıkmıştır.
Tregadyayı (…)  fazlaca düşünsel planda bırakır ve oyunu şemalaştırır.

Euripides insanın her tür kaygısına açıktır.
Euripides her zaman hizmete hazırdır. Fazlasıyla insandır o.
Euripides (…) bizi yönlendiren ve çoğu zaman yanlışa doğru saptıran tutkuların tragedyasını keşfeder.

…çapraşık yüreğimizin tüm varlığını kullanarak tragedyayı daha bir insani kılar.

Medeia kocası tarafından terk edilmiş bir kadındır.
Oyunu açan dadı, bize bilgi verir.
Medeia kralın kızıdır.
Medeia kendisini iki çocuğu ile bırakan bu kocayı, lason’u, karşılaştıkları o uzak ülkede, Kolkhis’de bir vakitler sevmiştir.
Iason Kolkhis’e Altın Postu aramaya gelmiştir. Medeia babasına ihanet ederek lason’la birlikte Yunanistan’a gelmiştir.
Iason, başka bir kadınla, Korinthos kralının kızıyla ikinci evliliğini yapmak üzeredir.
İhanete uğrayan Medeia üzgün ve umutsuzdur.
Çocuklarında da tiksinmektedir. Medeia’nın çocuklarına karşı olan kötü bakışları, tragedyaya inceden inceye gerilim katar.
Saraydan bir çığlık yükselir: Medeia ölümü çağırır. “Sevgili çocuklar, der alçak sesle dadı, annenize yaklaşmaktan sakının.” “Acının kemirdiği bu gururlu yürek, bu boyun eğmez ruh kim bilir neye kapılacak?”
Sokakta kadınlar tragedyada koro olarak karşımıza çıkar. Biraz sonra Medeia da saraydan çıkarak kadınların arasına gelir. Kendini savunur: “Evet, bir kadın korkak olabilir, bir kılıç karşısında titreyebilir. Ama yatağının haklarına saldırıldığını gördü mü, artık ondan daha kana susamış bir ruh yoktur.”
Medeia erkeğe karşı girişeceği mücadelede tüm kadınların desteğini ister. Korodan bir suç ortağı sessizliği vaadini kolayca koparır.
Korinthos kralı Kreon ona sürgününü haber vermeye gelir.
Medeia yakında öldürecektir.
Medeia intikam hırsıyla bilenmeye devam eder.
Iason hiçbir şeyi sevmez. Tam bir bencil olarak önümüze çıkarılır. Iason sofistlerin okulundan geçmiş ve onların ağzıyla konuşan bir edepsizdir.
Yeniden evlenmeyi, çocuklarının geleceği için istediğini açıklar (Kralın kızıyla evlenmek ona böyle imkânlar sağlayacaktır).

İçimizde baskı altında tuttuğumuz şeyleri açıklamak Euripides’in sanatının sırlarından biridir. Eylemlerimizin çoğunun kökünde var olanı ortaya çıkarmaktan hoşlanır.
Hiçbir şeyi sevmeyen Iason, çocuklarına düşkündür. Medeia bu ipe sarılır.

Medeia’nın eski dostu Atina kralı Aigeus, gerektiğinde Atina’ya gelmesi için Medeia’ya davette bulunur, ısrar eder ve onayını alır. Medeia, intikamının tadını çıkarmak istediği için bu daveti kabul eder.

Medeia’nın planları korkunç bir şaşmazlıkla gerçekleşmeye başlar.
…var olmayı bırakalım diye bizi artık özgür olmadığımıza inandırmak şeytanın her zamanki tuzaklarında biridir. İç çatışmalar yaşayan Medeia planına sadık kalır.
“Öfkem kararlarımdan daha güçlüdür. ”

Medeia kendini toparlamıştır. Sakin sakin rakibi kadının ölüm haberini bekler.

Koronun ezgileri arasında duyulan öldürülen çocukların çığlıkları sinirlerimizin sonuna kadar gerilmesi için yeter de artar bile…

Iason kapıları açmaya çalışırken parmaklarını kırar.
Koro ona haykırarak çocuklarının çoktan öldüklerini duyurur.
Tüyler ürperten zaferiyle Medeia bir tür katılığa ulaşmıştır.

Medeia’nın istenci, bile bile tutkusu karşısında açıkça yenik düşmüştür.
Euripides Medeia’nın şeytani tutkusunda dünyaya ait olduğumuzu, Kosmos’un bir parçası olduğumuzu vurgular.

2
Iphigeneia Aulis’te de Trajik Olan
Aiskhylos ile Sophokles hiçbir zaman bu kadar karmaşık (…) entrikalar uydurmadılar.

Tragedyanın kahramanı olan kişiler, Iphigeneia’nın ölümünün birer “parçaları”dırlar.

Zayıf biridir Agamemnon: her zaman “ister.” İradesi ancak koşullara göre saptanabilir: gerçeğin içine girmez, onu kararla biçimlendirmeyi bilmez. Iphigeneia’yı Yunanlıların ordugâhına getirtmek için bir mektup yazar, sonra onu yırtar; sonra yeniden yazar. Kararsız iradesi önündeki her engel onun güvensiz bakışına göre kader olur. Kendinin yerine başkalarının karar vermesine izin verdiğinden, zayıf kişilerde olduğu gibi, görevinin gereği olduğunu düşündüğü bu karara, öfkeyle tutunur.
Euripides, gerçek olana duyduğu o doyumsuz sevgisiyle, sahte değerlerin balonunu “söndürmek”ten her zaman büyük bir zevk almıştır.
Euripides felsefe yapmaksızın, ahlak dersi vermeksizin gerçeği gözlemenin o derin zevkini tadar.
Iphigeneia’nın mutluğunun (…) babasının ruhunun kaypak kumlarına bağlı olduğunu saptar. Iphigeneia’nın yaşamı, tanrı kelamının tuzağından çok, önce bunun içinde, bu gevşek baba sevgisi içinde boğulacaktır. Bundan daha trajik olacak ne var?
Klytaimnestra (Iphigeneia’nın annesi) hepten iradedir. Agamemnon ondan törene katılmamasını rica edince buna razı olmaz, şiddetle itiraz eder. Kızını anasız evlendirmek, aman ne güzel!
Bu ana yüreğinde çocuğu için yalvarışını sahte kılan bir çatlak vardır.
Saygınlığını öne sürer ve sitem eder.
…çocuğunun yaşamını unutmuş gibidir. Ama kendini de, haklarını da hiçbir zaman unutmaz.

Iphigeneia’nm yaşamasının ya da ölmesinin onlara bağlı olduğu beş kişiden -Agamemnon, Klytaimnestra, Menelaos, Akhilleus, ve elbette, iphigeneia’nın kendisi- dramanın belli bir anında, birbiri ardına ya da ikisi üçü birlikte, hepsi de onun kurtulması için çalışırlar.

…bu savaş ısrarla kaçınılabilir bir savaş olarak gösterilmiştir.
Agamemnon kızını kurtarmak istediğinde buna Menelaos engel olur. Menelaos ona yardım etmek istediğinde, Agamemnon bunun imkânsız olduğunu söyler.
Dünyanın düzensizliğinin, duygulardaki kargaşanın, irade kararsızlığının oluşturduğu trajik duygu, Euripides’in tüm tiyatrosu bunu işler.

Tanrıların dalgınlığı, yüreğin şaşkınlığı, rastlantının kalleşliği -Iphigeneia’nın kaderi bu üst üste yığılı karanlıktan oluşmuştur...

3
Bakkhalar Draması
Euripides 406 yılında, Makedonya’da, konuğu olduğu kral Arkhelaos’un ülkesinde öldü. Yetmiş beş yaşındaydı. Iphigeneia Aulis’te ve Bakkhalar onun yazmış olduğu ve bize ulaşan son tragedyalardır.

Bakkhalar tuhaf, şaşırtıcı bir dramadır. Bu drama en azından şairimizin bütün ömrü boyunca kafasını kurcalayan ve en aykırı cevapları bulduğu (…)soruyu bütün açıklığıyla ortaya koyar.

Bakkhalar tragedya şairi Euripides’in anahtarıdır.

Thebai’deyiz. Karşımızda bir tanrı, Zeus’un oğlu Dionysos var.
Yanında Asyalı çılgın Mainad’lar vardır (Mainadlar = Bakkhalar).

…karşısına korkunç bir rakip çıkar; Dionysos tapınımını sadece sahtekârlık ve bozgunculuk gibi gören ülkenin genç kralı Pentheus’dur bu kişi.
Dionysos ona tanrı olduğunu gösterecektir.
…güzel yüzlü genç bir Lydia’lının (…) kılığına bürünür.

Mainad’lar flütün ve darbukanın sesiyle ilerlerler.
İki ihtiyar: kâhin Teiresias ile Thebai’nin kurucusu Kadmos çıkagelir.
…tanrının şerefine oyun oynarlar.

Kral Pentheus gelir. 
Bunak olduklarına karar verdiği iki ihtiyarın hali, kralı fazlasıyla öfkelendirir.
Pentheus, askerlerine yalancı peygamberi, yani tanrının kendisi olan yakışıklı Lydia’lıyı tutuklama buyruğunu verir.

Muhafızlar zincire vurulmuş Dionysos’u getirirler.
…art arda sahnelerde kral ile tanrı yüz yüze geleceklerdir.

Dionysos zincirlerini kırar, sarayda serbestçe yürür, müridi olan Mainadlar da efendilerinin ayaklarına tapınarak ona eşlik ederler.

Kithairon’dan bir sığırtmaç gelir, doğada Bakkhaların sürdürdükleri yaşamı akıl almaz olayları anlatır.

Mucizeler Pentheus’u kızdırır. Dağa yürüyecek ve doğaüstünü yola getirecektir.
Pentheus’un kaderinin sallantıda olduğu bir sahnede Dionysos rakibine elini uzatır: kralı tasarısından vazgeçmeye çağırır, iyilikle konuşur onunla. Ama Pentheus onun önerisini bir tuzak sayar, güvenmez ona.

O zaman tanrının havası birden değişir.
İyilik olan tatlı dili, bundan böyle yalnızca kalleşlik olacaktır.

Dionysos şimdi Pentheus’a dağda tanrının müminlerini görmesi için Mainad kılığına girmesini önerir. Kral kabul eder.
Koroya şöyle der:
“Kadınlar, bu adam yakalandı kapana.
Gidip Bakkbaları bulacak: cezasını görecek, cezası ölüm. ”

Pentheus alaycı tanrının ellerinde artık ruhsuz, gülünç ve acınacak bir oyuncaktan başka bir şey değildir.

Önce Pentheus’un Mainad’lar tarafından parçalanmasının öyküsü gelir.

Sonraki sahne (…) Agaue, dağda öldürdüğü bir aslan yavrusunun başı sandığı şeyle birlikte çıkagelir. Kopardığı kelle aslında oğluna aittir.

Böylece yaşlı babası Kadmos, torununun parçalanmış kalıntıları ile Kithairon’dan döner.
Agaue’ye, yaptığı işi anlamasına yol açacak doğru sorulan sorar.

Tragedyanın sonunda, Dionysos gökyüzünde belirir.
Agaue suçunu itiraf eder, yalvarır. Tanrının, tragedya çatışmasının sonunda insanın karşısında diktiği “çok geç” sözüyle karşılaşır. “Beni çok geç tanıdınız” der Dionysos.

Kimileri tragedyayı Euripides’in dine karşı yönettiği sert bir saldırı sayarlar.
Başka eleştirmenler de, tam tersine, bu tragedyada bir iman savunması görür.

Pentheus tanrılara inanır, ama coşma ve mucizeler ona tanrısal bilgelik ve yetenek değil, insanca saçmalıklar olarak görünürler.

Pentheus’da başka bir şey daha var: mücadele ettiği bu dinin onun üzerindeki cazibesi.
Dionysos Pentheus’un ölümüne başından karar vermemiştir.
Uyarmış, tehdit etmiştir. Sabır göstermiştir.
Ama Pentheus’un gözleri bu alametlere kapalı kalır, bu durumda tanrı onu cezalandırır. Çünkü tanrıyı reddetmenin başka bir adı olan körlük, bağışlanamaz bir suçtur.

4
Thukydides ve Siteler Arası Savaş

Thukydides, bütün zamanların en büyük tarihçilerinden biridir.
Rönesans onu hemen hemen unutmuştu.
Thukydides sadece büyük bir tarihçi değil, aynı zamanda ve belki her şeyden önce büyük bir sanatçıdır. O Peloponne- sos Savaşı’m (Peloponnisos) üç perdelik bir drama biçiminde yazar.

Bu dramada ilk planda dört ya da beş kişi vardır, daha fazla değil.

Atina’da muhafazakâr partinin önderi Nikias namuslu bir kişidir. …uygulamada sınırlı diyebileceğimiz bir zekâya sahiptir.

Nikias’ın karşıtı olarak Kloen (ya da Alkibiades) var.
Kleon büyük bir imparatorluğun ancak haksızlıkla kurulacağını ve yaşayacağını bilir ve gösterir.
Kleon şiddetten çekinmez, onu geliştirir, o sevilen söylevcilerin en sertidir.

Onda (Thukydides) her şey bakışımlı (simetrik) yapılar halinde açıklanır; ama o bunların içine, (…) “asimetrik” öğeler sokar.
Thukydides’in bize anlattığı yalnız Atmalılar ile rakiplerinin savaşının tarihi midir? Hayır. Bizim için en gerekli nimetleri -ekmek, özgürlük, şan- ele geçirme ya da yitirme -işte Thukydides’in sözlerinin bizi sürüklediği bu çetin diyalog boyunca tartışılan budur.

Thukydides tarihin de yasaları olduğu ve bu yasaların bizce anlaşılabilir oldukları inancındadır.

Leukippos’un şu sözü üzerinde derin derin düşünmüştür: “Hiçbir şey rastlantıyla meydana gelmez, tüm olaylar akılcı bir nedenin etkisiyle ve zorunluluğun baskısıyla doğarlar.”

Sokrates’in ahlakı bir bilim haline getirmeye kalkışması gibi, Thukydides de tarihi tam ya da nerdeyse tam bir bilim haline getirmeye kalkışır.

Bir an geldi ki büyüklüğünden başı dönen ya da gücünü yanlış hesaplayan Atina, Doğu Akdeniz’de çoktan sahip olduğu imparatorluğu Sicilya’ya dek genişletmeye göz dikti.
Ama tam bir başarısızlığa uğrar. Peloponnesos, Boitia, Korinthos ve daha başka yerlerden her zamanki hasından yağmaya koşarlar. Uyrukları ve müttefikleri onu terk eder ve ayaklanırlar. Attika istila edilir, Atina ele geçirilir. Artık tarih tersine dönmüştür.
Yirmi yedi yıl süren Peloponnesos savaşı (İ.Ö. 431-404), sonunda Atina’nın egemenliği altında, Yunan birliğinin başarısızlığıdır, Atina emperyalizminin başarısızlığı, bir kelimeyle siteler Yunanistan’ının yıkılması demektir.

Thukydides, insanın ancak ölümünden kurtulmak için ölüme atıldığını saptar.
Yaşamak, daha sonra da yaşamını refah içinde sürdürmektir. Başka bir deyişle sahip olmaktır.
Sahip olmak ve devam etmek, yaşamsal içgüdünün temel yönelimleri işte bunlardır. Bunları tek bir sözcük birleştirir ki o da çıkardır. Çıkar her türlü insan etkinliğinin motorudur.

Perikles
“Atalarımız -yaşamak için- bir imparatorluk kurdular. Biz bu imparatorluğu korumak, hatta genişletmek zorundayız. Kuşkusuz, imparatorluğumuz haksızlık üzerine kurulmuştur. Uyruklarımızın nefretini her zaman hiçe sayıyoruz. Bir an için adil olalım, o zaman imparatorluğumuz yalnız yıkılmakla kalmaz, özgürlüğümüzü ve hatta yaşamımızı da yitiririz. Bugün önümüzde yalnızca bir seçim vardır: ya tiranlığı uygulamak ya da yok olmak.”
“…boyun eğene buyurmak insanın doğasında vardır.”

Tarih bir yaşama isteği göstermektir, yaşama isteklerinin çatışmasıdır.

5
Demosthenes ve Siteler Dünyasının Sonu
Yedi yaşından itibaren babadan yetim, namussuz vasiler yüzünden oldukça iyi bir servetten yoksun kalan Demosthenes servetini geri almak için belâgat ve hukuk öğrenir.
…müşterilerinin mahkemede yapacakları savunmaları yazar.
Demosthenes çürük, sağlıksız bir çocuktu.
O hiçbir zaman sağlıklı olmadı.
…ama yine de Atina’nın en büyük hatibi, bu sitenin yaratacağı en büyük eylem adamlarından biri, onu diri kılmaya çalışan son kişidir. Çünkü bu cılız bedende çelikten bir ruh vardır...
…bedensel yetersizlikleri arasında can sıkıcı konuşma kusurları vardı, bazı hecelerde dili sürçüyordu, kekeliyordu açıkçası.

Philippos olağanüstü bir binici ve Demosthenes’in tersine, müthiş bir içkiciydi.
Elleriyle bir yabandomuzu öldürmeyen kişi kralın sofrasında oturmaya kabul edilmez. Savaşta düşman öldürmemiş kişi utanç işareti olarak belinde bir sicim taşır. Yunanlılar Makedonyalıları Barbar olarak görürler.

Öte yandan Philippos iyi bir generaldir, ama özellikle her türden yalan ve dalaveresi çok, kurnaz bir diplomattır. Silahlardan daha çok diplomasi ve rüşvetle kısa sürede Yunanistan’ın hâkimi olacaktır.

Philippos Atina yıkıldı mı, Yunanistan’ın onunla birlikte çökeceğini anlamıştır.

Site: özgür ve eşit yurttaşlar topluluğu ve her şeyden önce ulusal bağımsızlığa düşkün egemen bir birliktir. Demosthenes’e göre sitenin demokratik biçimi, Yunan uygarlığının kendisini son derece iyi biçimde belirler. Demosthenes’in tüm öbür yönetim biçimleri karşısında hiç bitmeyen bir tutku ve enerji ile savunduğu işte budur. Demosthenes Philippos ile Atina arasındaki savaşın öldüresiye bir savaş olduğuna inanmıştır. Çünkü iki hasmın ilkeleri uzlaşmaz ilkelerdir. Atina demokrasisinin, Makedonya egemenliğine olduğu kadar, ne olursa olsun her tür emperyalizme karşı da Yunanistan’ın bulabileceği son dayanak olduğunu o tarihte kimse ondan daha iyi söylememiştir. (s. 81)

“…eskiden halk, askerlik görevini kendisi yapacak kadar diri ve enerjikti, politikacıların yöneticisiydi, bütün üstünlüklerden özgürce yararlanıyordu ve her yurttaş, halktan şeref, sorumluluk ve lütuf almakla kendini mutlu buluyordu. Ama bugün tersine her şeye sahip olanlar politikacılardır,
-sizler halk olarak-, hizmetkâr konumuna, uşak rolüne düşmüş yedek yurttaşlarsınız, sizler artık ancak gösteri için para verilirse, sizi güdenler size nihayet bir tören düzenlerlerse (…) hoşnut olan yurttaşlarsınız, sonunda sizin olan şeyi size verdikleri için yine de onlara minnettar olursunuz. Ama onlar sizi kente kapatmakla işe başlayıp sizi evcilleştirecekleri av hayvanı durumuna sokmaktadırlar.
İnsanların duyguları alışkanlıklarına uygun düşer. …benim böyle konuşmamı suskunlukla karşılıyorsunuz, işte beni şaşırtan şey!”

Demosthenes, halkının köleliğe olgun gözle baktığını bilir.

“Demek oluyor ki (…) hepimize kötülük edene değil de birbirimize güven duymuyoruz.
Peki bütün bunların nedeni ne?
Sadece şu: birileri Yunanistan’a egemen olmak isteyenlerden para almış ve Yunanistan’ı bozmaya çalışmışsa herkes onlardan nefret ederdi eskiden.
Suçlu en büyük cezaya çarptırılır ve bu konuda hiçbir hoşgörü, hiçbir bağışlama gösterilmezdi.
Bugün ise her şey adeta pazara çıkartılmış, karşılığında Yunanistan’ı mahveden, kirleten şeyler alınmıştır. Nedir bu? Para alana imrenmek: bunu açıklayanla alay etmek; suçu kanıtlanmış kişileri bağışlamak…”

Kesin çarpışma milattan önce 1 Eylül 338’de Khaironeia’da meydana geldi. Seçkin müttefik Yunan birlikleri, Philippos’un oğlu, on sekiz yaşındaki İskender’in komuta ettiği Makedonya süvarileri tarafından yok edildi. Üç bin Atinalı öldürüldü ya da tutsak edildi.

Demosthenes, kırk sekiz yaşına karşın er olarak savaşmıştı.

Demosthenes umutlarının yıkıntısında yaşam sürdü. Sürgünde mücadele etmeye, Philippos’a karşı, İskender’e karşı, Antipatros’a karşı dövüşmeye devam etti. Atina’da yeni ayaklanmalar yarattı. Gerçekte politikası hiç değişmedi. Bu politikanın çehresini derin ahlak değerleri belirler.
İntiharı, kölelik içinde yaşamaya tercih etti.
O yalnızca bir belagat ustası değildir. Bir özgürlük öğretmenidir.

6
Platon’un Büyük Siyasal Tasarısı
Platon’dan önce Yunan edebiyatı demek esas olarak şiir demektir.
Platon’dan sonra Yunan edebiyatı temelde bilgelik, bilim ve felsefedir. Bireylerin ve sitelerin eğitmeni şair değil, filozoftur, bilim adamıdır.

Platon İ.Ö. 427 yılında doğdu.
Atina’nın en soylu ailelerinden birinden gelir. Baba tarafından ataları son Atina kralından gelirler.
…omuzlarının genişliği ona sadece bir takma ad olan Platon adını sağlar. Asker olarak sivrilir; ulusal oyunlarda iki kez atletizm ödülü kazanır.

…annesinin yeğeni olan Kritias,
…dayısı Kharmides,

Atinalılar 405 yılından itibaren son filolarını yitirdi…
Canına kıyılan Atina teslim oldu.
Atina için kesinlikle köleliğin başlangıcı demekti bu.

Başlarında Kritias vardı. Kharmides, Piraios yönetimindeydi.
Atina demokrasisi
Platon bu demokrasiden her zaman tiksinmiş ve nefret etmişti.

Sokrates’i mahkûm eden bu Atina ters bir dünyadır, altüst olmuş bir dünyadır.

“haksızlığa uğrayan kişi haksızlık yapandan daha mutludur”

Platon iki yıl boyunca seyahat eder: Yabancı halkların siyasal deneyimlerini, bilimsel kavramlarını derlemek ister.

İ.Ö. 387 yılında (kırk yaşındadır) Akademia’ya yerleşir ve orada siteleri yönetecek olanların, gerçek filozofların eğitilecekleri okulunu kurar.

Tarentum’da ve İtalya’da başka yerlerde Orfik çevrelerle de görüşür.

Syrakusa’nın hâkimi I. Dionysios’un kayını Dion ile dostluk kurdu. I. Dionysios’la araları bozulmuş olacak ki zorla bir Lakedaimonia gemisine bindirilen Platon, kendini bir sabah erkenden Aigina adasında buldu; orada satılmak üzere köle pazarına çıkarıldı. Yüce gönüllü bir adam onu satın aldı ve dostlarına ve felsefeye geri verdi.

“Cumhuriyet” sözcüğü Latincede “halka ait" anlamına gelir.
…bilginin çeşitli derecelerinin ayrımı hiçbir yerde buradakinden daha açık değildir.
…demokrasi ile tiranlığın çok canlı, çok sert bir incelemesi yine burada yer alır.

Platon da kendi tarzında, Demosthenes gibi, Thukydides gibi Atina demokrasisinin tarihsel başarısızlığını söyler. Ama Platon’un yapıtı, başarısızlığı belirtmekle yetinmeyip insanlığın yeni bir çıkış noktası aramasında da yer alır.

Platon’un sitesinde üç sınıf insan, sayı bakımından çok eşitsiz üç sınıf vardır.
Toplumsal yapının en altında en kalabalık sınıf olan emekçiler kitlesi bulunur.
Onların üstünde, Platon’un bekçiler adını verdiği, savaşçılar sınıfı vardır.
Platon en büyük dikkatini bekçilerin eğitimine gösterir. Bu eğitim soyluluğun eski disiplin uygulamasına, yani beden eğitimi ve musikiye dayanır.
Savaşçıların kendi malları olarak ne toprakları ne de kadınları olur.

Birinci sınıf (…) yüksek yönetici-filozoflardan oluşan sayıca pek küçük bir sınıftır.

7
Platoncu Güzellikler ve Hayaller
Platon’un felsefesinde idealar sözcüğü aklımızın düşüncelerini değil, bizim dışımızda nesnel olarak varolan o kusursuz varlıkları (…) adlandırır.

İdealar dışında hiçbir şey yoktur. / Yanılsamadır hepsi…

Platon’a göre, bir yanda algılanabilir dünya, yokluğa batan madde dünyası vardır; öte yandan ise ruhun doğrudan düşünce yoluyla tanıdığı dünya, tek Gerçeklik olan ideal Biçimler dünyası. (s. 110)

“Eğer ruh bedenden tertemiz ayrılır, bu bedenden kendisi ile birlikte hiçbir şey götürmüyor ise, bunun nedeni yaşam boyunca onunla gönüllü hiçbir alışveriş sürdürmemesi, tersine her zaman ondan kaçmaya ve kendi içine dalmaya çalışması, tek özeni buna göstermesidir... Böyle davranan ruh, felsefe yapmaktan, yani aslında, acısız ölmeye alışmaktan başka şey yapmaz. Ölüme hazırlanmak değil midir bu?”

Platon “Bedenimiz bizim mezarımızdır” der Gorgias'ta.

Platon’un sağlığında Atina’da gerçekten şiddetli bir ekonomik bunalım patlak verdi.

IV. yüzyılın sonunda yapılan bir Attika nüfus sayımında, Atina’da 21.000 özgür yurttaş ve silah taşıyacak durumda 10.000 yerleşik yabancının (metek) hizmetinde 400.000 köle vardı…

Atmalılar için köle sahibi olmak su içmek, yemek yemek ve uyumak kadar doğal…

Platon’a göre kölelik sonuç olarak bir gerçekliktir.
Kölelerin varolduklarını bilir ve haklarında başka hiçbir şey bilmek istemez.

Platon’dan itibaren zanaatçı demek olan banausos sözcüğü alçak ve bayağı ya da aşağılık anlamına gelir: zanaatla ilgili her şey, her türlü el işi, ruhu da bedeni de tamamıyla bozmaktadır.

Hıristiyanlık yolunda bir evredir bu.

Şiir sözcüğü Yunancada şiir anlamına bile gelmeden önce uydurma ve yaratma demekti.

8
Aristoteles ve Canlı Varlıklar
Aristoteles İ.Ö. 384’te, Trakya kıyısındaki Yunan kenti Stagiros’ta doğdu. Çocukluğunu Makedonya’nın başkenti Pella’da geçirir. Aristoteles’in babası Nikomakhos orada hekimdi ve Makedonyalı Philippos’un babası kral Amyntas’ın dostuydu.
Aristoteles on yedi yaşında (…) Platon’un okulu Akademia’ya girer. Platon o zaman 60 yaşındadır. Aristoteles, Platon ölünceye dek Akademia’da kaldı. Daha sonra Assos’ta Hermias’ın yanına gitti. İlk doğal tarih araştırmalarını burada yaptı. Hermias’ın evlatlık kızı, prenses Pythias ile evlendi. Pythias’dan da bir kızı vardır. Prenses Pythias’ın ölümünden sonra, Aristoteles uzun süre Herpyllis adında bir yosmayla nikâhsız yaşadı. Herpyllis ona Nikomakhos adında bir oğul verdi.
Philippos’un davetiyle İskender’e ders vermek üzere Makedonya’ya gitti.
İskender, Aristoteles’ten hiç değilse llyada'yı sevmeyi ve hiçbir zaman ondan ayrılmamayı öğrendi.
Aristoteles, Philippos’un öldürülmesinden sonra, Atina’ya döndü. Kendi okulu olan Lykeion’u kurdu. Burada 12 yıl ders verdi. İskender’in ölümü üzerine Atina’dan ayrıldı. O da Sokrates gibi dinsizlikle suçlanıyordu. Okulu, öğrencisi Theophrastos’a bıraktı. Bir yıl kadar sonra da mide hastalığından dolayı vefat etti.

Aristoteles’in yapıtlarının bütünü içinde biyoloji kitapları elimizde bulunan Aristoteles kitaplarının yaklaşık üçte birini oluştururlar.

Bugün daha doğru olarak Hayvanlar Üzerine Araştırmalar adı verilen Hayvanlar Tarihi’nin dokuz kitabında (bunlar gerçek, onuncusu uydurmadır) bilginin bolluğu, sabrı ve çoğu zaman güvenilirliği açıkça görülür.

Bundan sonra gelen öbür iki önemli yapıttan birinin adı Hayvan Organları’dır, diğeri Hayvanlarda Üreme Üstüne’dir.

Ruh Üstüne
Bu kitap gerçekten de tam bir biyoloji kitabıdır: tüm hayvanların araştırmasına adeta önsöz olur.
Aristoteles bu ad altında yalnız insan ruhunu inceleyen filozoflara açık açık karşı çıkar. Ona göre ruh tümü ile hayvansal yaşamın ana öğesini temsil eder.

“Zeus, diye yazar, buğday büyüsün diye yağmur yağdırmaz, zorunluluk yüzünden yağdırır. Çünkü yukarı çıkan buharların soğuması, soğuyunca da, suya dönüşmesi ve düşmesi gerekir. ”

“İnsan, doğası ve özü tanrısal olduğu için dik durması gereken tek hayvandır. En üstün tanrısal varlığın -insanın- işlevi ise düşünme ve akıllılıktır.”

O, zekâyı canlı varlıkların bedensel yapısı ile bağlantıya sokar. Hayvanı yere yaklaştığı ya da ondan uzaklaştığı ölçüde zekâ edimine yakın ya da uzak gösterir.

Aristoteles biyolojisinin özgünlüğü derlenen olgular arasında yapılan sürekli karşılaştırmada yatar. Bu karşılaştırma belirgin bir benzeşim öğretisine dayanır. Aristoteles türdeşlik de dediği yapı benzeşi- mini dikkate alır. Örnek: balığın pulu, kuşun tüyüdür, dört ayaklının kılıdır.

“Bitkilerde hayvansal yaşama doğru sürekli bir yükselme görülür. Örneğin denizde birtakım varlıklara rastlanır ki bunların bitki mi yoksa hayvan mı olduklarına karar vermek güçtür.”

Aristoteles’in biyoloji yapıtlarını okumak Platon’u okumak gibi coşku vermez. Aristoteles bir söz büyücüsü, hocası gibi geniş anlamda bir şair değildir.

Aristoteles hümanizması sonuçta, bitkiden başlayarak, tüm hayvan türlerinde ve bir bütün olarak insanda, canlı varlığı aklın aydınlığına götüren bir akış, bir yaşam zenginliğidir.

9
İskender’in Dehası ya da Kardeşlik
Babası Philippos keskin zekâsı ve baş eğmez enerjisiyle Atina’yı, Demosthenes’i ve Yunanistan’ı yenmişti. (Philippos) Hiçbir ahlaki duraksama işini asla engellemiyordu: Şehvetle yalan söylüyor, büyük bir zevkle sözünü tutmayabiliyordu.

İskender ise ciddi bir yargıç gibi, Philippos’un bu kalıtı içinde seçimini yapmıştı.
Onun için talihini göz önüne almak önem taşımıyordu, her zaman kazanacağından emindi.

İskender Asya tahtını fethe çıkmadan önce Avrupa’da, arkasında yenilmez gücüne inanamayan hiçbir hasım bırakmamaya dikkat etti.

İskender, kendininkinden elli kat daha büyük ve yirmi kat daha nüfuslu bir imparatorluğu fethetmek ya da yıkmak için yalnızca yaklaşık otuz bin piyade ve bin sekiz yüzü Makedonyalı olmak üzere beş bin süvari götürüyordu.

III. Darius’un bazen 20 bazen 50 kat daha kalabalık orduları vardı. Ama asker sayısı ne ifade eder? İskender yeneceğine kesin olarak inanıyordu.

İlk karşılaşma (334’te) Granikos’un kıyılarında meydana geldi.
Küçük Asya’daki (Anadolu yarımadası) Yunan kentlerinden çoğu teslim olmaya başladılar.

Pers ordusu I.Ö. 333 yılında İssos’ta (İskenderun yöresi) İskender’in ilerlemesini ikinci kez durdurmaya çalışır. Darius’un kumanda ettiği ordu, Arrianos’un söylediğine bakılırsa 600 bin kişiliktir. İskender bu savaşı, savaş alanında gördüğü Darius’un üzerine saldırarak kazanır. Darius’un kaçmaya başlamasıyla birlikte ordu dağılır. Yüz bin asker öldürülür.

İskender önce Suriye’ye, sonra Fenike’ye girer.
Zapt edilmez bir yer olarak bilinen Tyros (Sur, Fenike şehri), onun ada-kaleye girmesine karşı koyar. Yedi ay süren muharebeden sonra şehir düşer.

İskender güneye doğru yeniden yola koyulur.
Filistin’in en büyük kenti Gaza’da direnişle karşılaşır. İki ay süren kuşatmadan sonra şehir düştü ve sonrasında şehir halkı kırandan geçirildi: kadınlar ve çocuklar köle olarak satıldı, erkekler ise kılıçtan geçirildi.

İskender, 332 yılının sonlarında Mısır’a ulaştı. Bir Memphis tapınağında, tanrılara kurbanlar sundu. Bu sayede Mısır rahiplerinin bağlılığını kazandı.

Memphis’den çok uzakta ve engellerle dolu bir çölde kurulmuş bir kâhinli tapınağa gider. Kâhinden öğrenmek istediği nedir? Kaynaklardaki bilgiler bu konuda birbirini tutmaz.
Tapınağın muhafızı rahip tarafından “Ammon’un oğlu” adıyla selamlandı.
Neydi sorusu, ne cevap aldı? Tapınaktan çıkınca dostları tarafından sıkıştırılan İskender sadece susarak karşılık verdi. Ama bu sessizliğin söylediklerini kim duymaz ki?

…deniz kıyısı boyunca giden İskender bir balıkçı köyünün yakınında ve Pharos (Faros) adacığının karşısında kendisine elverişli gibi görünen bir limanın yerini gösterdi. Orada bir kent kurmaya karar verdi; bu kent (…) sonraki yüzyıllarda doğunun geleceği ile batının geleceğinin buluşup birbirlerine karışacakları başkent haline geldi.

331 yılının ilkbaharında yeniden Darius’un peşine düşer. Darius Gaugamela ovasında Arrianos’un tahminine göre 40 bin süvari ve bir milyon piyade toplar.
Süvarisinin başında bir kez daha bu inanılmaz asker kütlesinin ortasına dalan, İskender zaferi kazandı. Savaş büyük bir toplu katliamla sonuçlandı. Makedonya tarafında yalnızca yüz kadar ölü vardı. Pers tarafında ise yüzbinlerce ölü.
Tarih yıkıldı.
Darius dağlarda gözden kaybolmuştu. Olympias’ın oğlu kadınların alkışları arasında gidip Babil’i aldı. Asya kralı unvanını kazandı.
Askerlerinin Persepolis’i yağmalamalarına izin verdi. Böylece İ.Ö. 480’de Atina’da yaşanan yıkımın intikamını almış oldu.

Darius yine kaçmıştı. İskender dağlar ve çöller arasında at sırtında çılgınca onu izliyordu. Makedonyalı bazen gece gündüz at koşturuyordu. Sonunda kaçağı yakaladı. Köpeğinden başka herkes tarafından terk edilen Darius can çekişir halde yolun kenarında yatıyordu.
İskender hasmının dokunaklı sonuna ağladı. Katili işkence altında öldürttü ve Darius’u tüm krallık törenlerini yerine getirerek atalarının mezarına gömdürdü (İ.Ö. 330).

Hazar Denizi’nin doğusundaki ülkeleri fethetmek için üç yıl geçirdi.
İskender dünyanın doğudaki ucuna varmayı düşlemekteydi.

Büyük ata Kyros’un mezarını araştırır ve Pasargad’da bulur. Günahkâr ellerin zarar verdiği mezar taşı yazısını okur ve onartır. Bu yazıt şöyle diyordu: “Perslere bu imparatorluğu fetheden ve Asya’da hüküm süren Kyros’um ben, anıma yapılan bu mezarı bana çok görmeyin.”

Büyük bir ordu toplar İskender, 327 yılında Hindukuş dağlarının sarp geçitlerini aşar; yukarı İndus’un bir kolu olan Kâbil vadisine açılır. Bu yolu takip ederek Hindistan topraklarına girer. Sefer sırasında Baktriana (Belh) beyinin kızı Roksana ile evlendi.

Bir kıta gibi geniş bu yeni ülkede her şey kolay değildir. Kral Poros savaş verir. Kolay olmaz ama İskender yine kazanır.

İskender Hindistan’da çilecilerle karşılaştı.
Adı Brahman anlamına gelen çileci Kalyana’yı da tanıdı. İskender, isteği üzerine ona bir odun yığını hazırlattı; Kalyana bu yığına çıktı ve tek yakınma sözcüğü etmeksizin alevler arasında öldü.

İskender Indus bölgesini geçici olarak egemenliği altına almakla yolunun sonuna geldi. İskender, Pencap ovasında durdu (İ.Ö. 327).

Babil’e döner, imparatorluğunu örgütler.
Birtakım komplolar kurulur, birtakım gizli fesatlarla kralı öldürmek isterler.

Yunanlı ile Barbar arasındaki ayrımı silmek, İskender’in en gö- züpek rüyası işte buydu; bir Mısır tapınağının derinliğinde onunla konuşan şu tanrının çağrısı üzerine, fethetmiş olduğu rengârenk dünyanın, antik toplumun birliğine hizmet etmeye giriştiği ana ilke işte buydu.

İskender, Yunanistan’ın öcünü almak için Yunanistan ile Makedonya’yı birleştirir. Ama başta Mısır, sonra dünyanın öbür ucu olmak üzere barbar dünyasına gömüldükçe bu doğu dünyasının büyüklüğüne kapılır.
Tanıdığı, savaştığı, boyunduruk altına aldığı tüm insanların insanlığına kapılır.

İ.Ö. 323 yılı haziranında, İskender Babil’de idi. Yeni bir seferi, Arabistan’ın fethini düşünüyordu. 33. yaşında, 13 Haziran’da bir humma nöbeti sırasında ölür.

10
Düzen Maskesi Altındaki Kargaşa
İlk İki Ptolemaios
İskender’in ölümünden sonra Yunan uygarlığı kayboluyordu. Bunun yerine Hellenistik uygarlık belirmeye başlamıştı. Artık Akdeniz kıyılarında ve yakın doğuda demokratik siteler yoktur. Bunun yerine hanedanlıklar tarafından yönetilen devletler vardır.
Bu yeni dönemin en çarpıcı olgusu halkın ortadan silinmesidir.
Artık özgür yurttaşlar yoktur. Yalnız bir uyruklar kalabalığı vardır.
Yönetici sınıf kalabalıklaşmış, buna bağlı olarak yöneticilere yaltaklık eden bir asalak sınıf ortaya çıkmıştır.

Hellenistik dünyanın en büyük liderleri Lagides hanedanının ilk iki hükümdarı olan I. ve II. Ptolemaios’tur.

I. Ptolemaios, tam bir sonradan görmedir.
Ptolemaios, İskender’in seferlerinde kralın en parlak generallerinden biri değil, en güvenilir danışmanlarından biri oldu.

İskender’in ölümünden sonra fethedilen toprakların generallerin yönetimi altında paylaşılması fikri ona aitti. Bu düşüncesini kabul ettirip Mısır’ın yönetimini kendine mâl etmeyi başardı. İ.Ö. 323 yılı kasımında Mısır’a hareket etti.
Mısır topraklarının güvenliğini sağlamlaştırmak için Kıbrıs açıklarında, Atina’ya hükmeden Demetrios’un donanmasıyla çarpışır ve ağır bir yenilgi alır. Ancak pes etmez, hazırlıklarını yapar ve yeni bir donanmayla birlikte Yunan sahillerinde belirir. Atina halkını Demetrios’a karşı ayaklanmaya kışkırtır. Bunda da başarılı olur. Demetrios’un tahtı yıkılır ve böylece Diadokların savaşı sona ermiş olur.

Ptolemaios, Mısır halkını Yunan kültürüne entegre etmeye çalıştı. Mısır tanrılarının isimlerini çağrıştıran Serapis adını verdiği karma bir tanrı seçti. Yunan ve Mısır geleneklerini ortak bir havuzda toplamaya çalıştı ancak bunda başarılı olamadı. Ancak Serapis saygı görmeye devam etti.
Ptolemaios’un ilk karısından birçok çocukları olmuş, bunlar arasında bir oğula gerek vahşi karakteri, gerek bu karakterin sertliğini sergileyen cinayetler nedeniyle Ptolemaios Keraunos (yani Yıldırım ve Gök Gürültüsü) lakabı takılmıştı. Dalkavuklar, Ptolemaios’un diğer oğlu Philadelphos’un iyi huylarını öne çıkarıp hanedanın ona kalmasını istiyorlardı.
Ptolemaios, Keraunos’u Mısır’dan sürer ve hanedanı Philadelphos devam ettirir. Makedonya’ya sığınan Keraunos orada rahat durmaz, çeşitli entrikalarla tahtı ele geçirir.
Ptolemaios ölümden çok korkuyordu.
Hakkında o zamanın bir tarihçisi şöyle yazar: “O kadar şımarık idi ki hep yaşamayı umuyor ve ölümsüzlüğün sırrını yalnız kendisinin bulmuş olduğunu söylüyordu.”

11
Kitapların Saltanatı
İskenderiye Kütüphanesi ve Müzesi
İlkçağın sonuna doğru yaklaşık yüz kilometre karelik bir alanı kaplayan geniş İskenderiye kenti çok çabuk ve tümüyle taştan inşa edilmişti.
Ptolemaios Sôter Kudüs’ü alınca binlerce Yahudiyi İskenderiye’ye sürdü: Denildiğine göre, kuruluşundan elli yıl sonra İskenderiye’nin nüfusu üç yüz bini bulmuştu. O zaman dünyanın en kalabalık kentiydi. Hıristiyanlık çağının başında nüfus bir milyona ulaşmış gibi görünmektedir.

Ptolemaios Sôter başkentini zamanının büyük kültür merkezi haline getirmek, bu konuda üstünlüğünü Atina’nın elinden almak istiyordu. Aristoteles’in öğrencisi olan Phaleron’lu Demetrios İskenderiye’deydi ve onun da katkılarıyla müze kuruldu. Müze sözcüğü Yunan topraklarında Pythagorasçıların evleri için kullanılıyordu (bu evler yeri geldiğinde bir tür manastır ama daha çok araştırma laboratuvarı olarak kullanılırlardı). Bundan başka Theophrastos, Lykeion’da, İskenderiye Müze’sinin öncülü kabul edilebilecek olan bir Mouseion kurmuştu. Burada derslikler ve öğretmenler için konutlar bulunuyordu. Aristoteles’in kurduğu ünlü kütüphane de burada saklanıyordu.

Müze’de ders ve çalışma salonları, Müze’de kalanlar, yani öğretmenler için odalar ve ortak bir yemekhane vardı. Zamanla ve özellikle doğal bilimlere düşkün Philadelphos’dan itibaren, bahçelerde bitki ve hayvan derlemeleri, sonra basit bir gözlemevi, en sonu teşrih salonları ortaya çıktı. Yani Müze ilk üniversite demekti.

Demetrios Kütüphane için çok sayıda kitap alımları yaptı. Ptolemaios Philadelphos onun isteği üzerine Theophrastos’un mirasçılarından, Aristoteles’in kütüphanesi yeniden satın aldı.

Philadelphos’un saltanatının sonunda resmi bir rapor sayıları doksan bini bulan kopyalardan ayrı, Müze’de dört yüz bin cilt kitap varlığını saptamaktaydı.

Milattan önce 47 yılında, Sezar’ın Mısır’daki savaşı döneminde, kütüphanede yedi yüz bin cilt kitabın bulunduğu söylenir.

Mısırlı olan Rahip Manethon (Maneton) Kütüphane’deki yapıtlardan yararlanarak Yunanca bir Mısır Eski Yapıtları elkitabı yazmıştır. Yine, Kaideli bir rahip olan Berosos, Kaide Eski Yapıtlarını yazıyordu.
En önemli çeviri Eski Ahid dediğimiz Yahudilerin kutsal kitabının Yunan dilindeki çevirisi olup Septuagint denilen çeviri oldu.

Kuruluşlarından bir buçuk yüzyıl sonra Müze ve Kütüphane ağır bir bunalımla karşılaştı. VIII. Ptolemaios’un ya da uyruklarının Kakergetes dedikleri, II. Euergetes, çok iğrenç cinayetlerin faili idi. Öz oğlunu boğazlamış ve parçalarını doğum gününde armağan olarak karısına yollamıştı. Başkentinden kovulduktan sonra, bir iç savaş sayesinde oraya geri döndü. İskenderiye’yi ateşe ve kana buladı. Müze’deki bilginleri sürdü ve dağıttı.

Hıristiyanlığın gelişmesiyle birlikte müze iyice geriledi.
Kütüphane ilk olarak 47 yılında Sezar’ın Mısır savaşı sırasında yakıldı. Tarih kitapları bunu reddeder. Zira Sezar, yangının zararlarını gidermek ve Kleopatra’ya hoş görünmek için, Pergamon Kütüphanesinden Mısır kraliçesine iki yüz bin cilt kitap armağan etmiştir.

İskenderiye, sürekliliği sayesinde, ilkçağ ile modern zamanlar arasında atılan bir köprünün ilk kemerini oluşturdu.

Eukleides, Perge’li Apollonios ve Hipparkhos gibi I.Ö. III. ve II. yüzyılların büyük matematikçileri Müze’de yaşadılar ve ders verdiler.
Arkhimedes, Müze’de eğitim görmüş ve kitaplarını İskenderiye’de çıkarmıştır. Samos’lu Aristarkhos da Müze’de ders verdi.

12
İskenderiye Bilimi
Samoslu Aristarkhos ve Astronomi
İskenderiye dönemi, bilimin en canlı serpilme dönemidir.
Samos’lu Aristarkhos İ.Ö. 310’dan 230’a kadar, ilk üç Ptolemaios’un saltanatı döneminde yaşamıştır.
Elimizde sadece “ Güneşin ve Ayın Büyüklüğü ve Uzaklığı Hakkında” başlıklı bir yapıt bulunmaktadır. O bu yapıtta, hem de ilkçağda ilk kez, Güneşin Dünyadan çok daha büyük, aşağı yukarı üç yüz kat daha büyük olduğunu savunur. (Aslında, bir milyon üç yüz bin kattır.).

Aristarkhos’un sistemi ana hatlarıyla şöyledir: Dünya bir günde kendi çevresinde döner ve bir yılda, dairesel bir yörüngeye göre Güneşin çevresinde dolanan bir gezegen olarak tasarlanır.

İlkçağın sonunda yermerkezciliğe ve Dünyanın hareket etmediğine ilişkin bu çifte dogma kendini kabul ettirir. İ.S. 2. yüzyılda yaşayan ve yeni hiçbir katkıda bulunmadan, o tarihteki astronominin durumunu özetleyen Batlamyus’un (Vatlamyas) sistemi bu dogmayı Ortaçağa ve Katolik Kilisesi’ne taşır. Katolik Kilisesi 19. yüzyıldan önce bu konuda yenilgiye uğramaz.

Hipparkhos çok büyük bir addır.
…özellikle bir gözlemcidir. Henüz ilkel birtakım aletlerle yıldızların doğru bir haritasını çıkartmak gibi devasa bir iş başarmıştır.
Hipparkhos’un haritası sekiz yüz elliden fazla yıldız içermekteydi.

Hipparkhos’dan sonra astronomide artık keşifler yoktur.
Romalılar faydasız buldukları bu bilimle hiç ilgilenmediler.

13
Coğrafya
Pytheas ve Eratosthenes
Pytheas, Marsilyalıdır.
Gezisi İskender’in saltanatının son yıllarına rastlar.
Pytheas’m amacı Kalay ve Amber yolunu ve Manş (Kalay Denizi) ile Kuzey Denizi (Amber Denizi) boyunca uzanan ülkeleri keşfetmekti.
Yolculuğu İ.Ö. 328 ve 321 tarihleri arasına düşer.
Kalay ülkesi Cornwall’dır.
Pytheas’ın yapıtı kayıptır. Biz onu ancak ondan bol bol yararlanan coğrafyacı Strabon dolayısıyla tanırız.
Pytheas, bugün Gulf Stream dediğimiz, tropik bölgelerden gelip Kuzey Atlantik’in sularını ısıtan okyanus akıntısını görmüştür.
Pytheas sekiz aylık gezi, ama yalnızca yüz on beş-yüz on altı günlük deniz yolculuğundan sonra, ekim ayında Marsilya’ya döner.

Eratosthenes İ.Ö. 275 yılında Kyrene’de doğdu.
Atina’ya felsefe öğrenmeye de gitti.
Felsefenin Tarihi adında bir yapıt yazdı.
…aynı zamanda şairdi. Çağının bilimini şiire sokar. Şiirsel yapıtının adı Hermes’di.
İskenderiye’ye çağrıldı ve hayatının son kırk yılında kütüphaneyi yönetti.
Ertosthenes, dünyanın bilimsel bir haritasını yapmaya çalıştı.
Enlem ve boylamda bilimsel olarak saptanmış olan bütün “noktalar”ı topladı.
Elinde zaten bir miktar nokta olan Eratosthenes ekvatora paraleller ve meridyenler çizerek haritasını yapar.

Eratosthenes okyanusların karaların içerisinde kapalı denizler gibi değil de, tek başına deniz olduklarını ve kıtaların onun içine adalar gibi yerleştiklerini bilmektedir. Hint Okyanusu ile Atlantik’in gelgitlerinin benzerliğini belirtir ve bundan İspanya’dan Hindistan’a deniz yolculuğu yapılabileceği sonucunu çıkarır.

…yerkürede iklimsel bölgeleri ayırt eden de Eratosthenes’dir.

Eratosthenes en sonu, yerkürenin çevresini ölçmeye çalışır. Sadece 50 kilometre yanılarak 40.050 kilometre sonucuna ulaşmıştır.

Eratosthenes coğrafya araştırmalarını Geographica adlı bir yapıtta ele almıştı; bu yapıt kayıptır,

Nihayet, Eratosthenes’in Julien takvimi dediğimiz -çünkü Sezar birinci yüzyılda zorunlu tutmuştu- takvimi buldu. Bu takvim, dört yılda bir bir gün ekleme sistemiyle birlikte yılı 365 gün ve 24:6=4 saatlik bir çeyrek günden oluşuyor.

14
Hekimlik
Arkhimides Üstüne Notlar Heron ve “Buhar Türbini”

Ölümden sonra bedenin teşrihi Yunanistan’ın her yerinde kesinlikle yasaktı.
Müze’deki bilim adamları için teşrih yasağı hemen kaldırıldı. Birçok tanıklık, bilim adamı Herophilos’un tıp derslerinde açıkça insan cesetleri teşrihleri yaptığını bize gösterir.
Herophilos ilk iki Ptolemaios’un saltanatında Müze’de tıp dersleri verecek ilk kişiydi.
Herophilos böyle açıkça altı yüzden çok ceset teşrihi yaptı
…bunların sonuçlarını, başta Anatomica’ları olmak üzere, yapıtlarında yayımlamıştır. Ama bugün bunların hepsi kayıptır.
Herophilos sinir sisteminin merkezinin beyinde olduğuna inanmıştır. Bu konuda bilgisini iyice ilerletti. Beyin ile omuriliğin ilişkisini saptadı.
Herophilos’un çağdaşı Erasistratos, fizyolojinin kurucusu olarak adlandırılmıştır.
Yapıtları kayıptır.

Roma döneminde hekimler hep Yunanlılar arasından çıkar.

Arkhimedes (…) nesnelerin sadece bir biçim ve boyutlardan ibaret olmadıklarını da biliyordu: bu nesneler onları iten ya da dengede tutan birtakım güçlerin etkisi altında hareket ediyordu.

Ünlü Eureka çoğu kez denildiği gibi, Arkhimedes ilkesinin keşfi konusunda değil de, metallerin özgül ağırlıklarının keşfi konusunda söylenmiştir.
Arkhimedes yine de sadece büyük bir bilgin değil, bir makine sevdalısıdır.
Mısırlılarda bataklıklarını kurutmaya yarayan hidrolik vidayı geliştirmiştir.
İ.Ö. 212 yılında, Romalılar Syrakusa’yı kuşattıklarında icatlarıyla kentin savunmasını tahkim etmiş ve kuşatmanın üç yıl uzamasını sağlamıştır.
Arkhimedes Syrakusa kuşatması sırasında, uğraştığı bir problemin çözümünü bulmaya dalmışken bir Romalı asker tarafından öldürülmüştür.

Heron (İ.Ö. 150-100), salt kuramsal yapıtlarından başka, İskenderiye’de kurduğu mühendislik okulunun da başında bulundu.
…denetim altına alman buharın özelliklerini keşfettiği için, Heron çok daha şaşılası bir keşif tasarladı: buhar türbininden başka bir şey olmayan aeolipilae’dir bu.
Eskiler bununla ne yaptılar?
Hiç, ya da hemen hemen hiç.
…bu kullanışsız buhar makinesi öyküsü ibret vericidir. Bundan alınacak ders şu ki uygarlıklar gelişmelerinin bazı eşiklerini ancak yükseliş halinde kitle arzusu ile aşarlar.

15
Şiire Dönüş: Kallimakhos
Rodoslu Apollonios’un Argonautika’sı
Kallimakhos yeni İskenderiye şiirinin kralıdır.
Yapıtların büyük bölümü kayıptır.
Kütüphanede görev yapmış bir süre. İtibarlı bir şairdi. Genç bir şairin dikkat çekmek için onu hicveden şiirler yazması gayet doğaldır. Rodoslu Apollonios’un popülaritesi biraz da buna dayanır.
Apollonios’un Argonautika’sı homerik bir şiirdir.
İlk bölüm Apollon’a bir yakarma ile açılır.
Sonra bir kahramanlar kataloğu çıkarır.
Sonra veda ve kurban sahneleri ile eski destandan taklit edilen öbür zayıf bölümler gelir.
İlk önemli bölüm Lemnos’da kalış bölümüdür.
Lemnos’lu kadınların bir toplu kıskançlık bunalımı sonucu kocalarını ve dahası, çocuklar dâhil, adanın tüm erkek nüfusunu öldürdüklerini öğreniriz.
Argonot’ların gelişi onları korkutur.
Sonraki macera da Odysseia’dan alınma “peri masalı”dır.
Argonauyika'nm II. bölümü şiire yeni bir şey getirmez.
Apollonios bir epik şiiri art arda bir maceralar toplamı olarak yaratabileceğini düşünmüş, Odysseia'nın da böylece oluştuğunu sanmıştır.
III. bölüm aşk şiirinin Musa’nın Erato’ya bir yakarmasıyla başlar.
IV. bölüm Argonotların sonu bir türlü gelmeyen, Avrupa’ya dönüş yolculuğunun anlatımıdır.
Argonautika tam bir başarısızlıktır.

16
Theokritos’un Cenneti
Theokritos. Tatil şiiri.

Theokritos gerçek anlamda katıksız bir edebiyat adamı değildir ama yalnız bir halk geleneğine yazınsal yaşam vermesi bakımından değil, onu kırsal mim içinde sürdürmesi, bir edebiyat geleneği kurması bakımından bir edebiyatçıdır.

17
Başka Kaçışlar
Herondas ve Gerçekçi Mim
Yunan Romanı Dephnis ile Khloe
İnsanların, var olan dünyada yaşamalarına yardım etmek, bu dünyaya karşı koymak ve onu değiştirmek -işte Yunan edebiyatının başlarda ilk amacı buydu.

Herondas hakkında çok az şey biliyoruz.
Mim: sade konuşmalarla gerçekliği yansıtmak isteyen eski bir Sicilya türü…
Herondas mimlerini skazon, yani aksak iambos denilen alabildiğine çirkin, garip bir şiirle yazarak türü yenileştirdi.
Herondas mimlerinin en iyisi şu Kadın Tüccarı’’dır. Mimin kahramanı bir genelev patronudur. Adı Battaros’tur.
Thales adında bir delikanlı gece gelip genelevin kapısına dayanmış, patronu dövmüş ve kızlarından birini kapıp gitmiştir. Sahne mahkemede geçer. Herondas’ın bize sunduğu şey sayın davacı Battaros’un suçlamasıdır.

Yunan edebiyatı, Homeros’dan Bakkbalar'a ve Arkhimedes’e kadar her şeyden önce bir Logos’tu, bir Söz’dü. Bu edebiyat işitilmek için vardı, yaşanmak için vardı. En azından varoluşunun en önemli tarzı buydu. Herondas ile artık kendini duyurmak isteyen Söz yoktur. Artık sadece gerçeğin, hem de kaba gerçeğin taklidinden hoşlanan bir edebiyat vardır.

Roman birdenbire ve artan sayılarda gelişir. İ.S. II. yüzyıla doğru olup biter tüm bunlar.

Yunan romanı, ıvır zıvır konulardan oluşturulmuştur.
Örgüsü bayağıdır. Her zaman maceralarla karışan ve bozulan bir aşk hikâyesidir (bu öykülerde birçok iyi yürekli haydut vardır), her şey en ibretlik biçimde, en mutlu bir sonla biter.

Dapbnis ile Khloe
Yapıt kusursuz değildir. Bizce Yunan romanını berbat eden ucuz yöntemlerden bazılarını kullanır.
Yapıt kuşkusuz şehvet içerir. Peki, insan aşkı anlatmaya sıvanıyorsa, nasıl öyle olmasın?

18
Epikuros ve İnsanların Kurtuluşu
Epikuros zamanının insanları için sadece bir dost olmak istedi.
Epikuros Platon’dan aşağı yukarı bir yüzyıl sonra, IV. yüzyılın tam sonu ve III. yüzyılın ilk üçte birlik bölümünde yaşadı.

Yapıtlarının sayısı hemen hemen üç yüze ulaşmaktaydı. Ne var ki bunlardan geriye sadece üç mektup ve seksen aforizmayı içeren bir parça kalmıştır.

O insanları boş korkulardan, atalardan kalma boş inançlardan kurtarmış, onlara dingin bir yaşam vermiştir; bir kurtarıcıdır o.

341 yılında, öğretmen olan Atinalı bir toprak sahibinin oğlu olarak Samos’da (Sakız) doğmuştur.
İskender’in ölümünden sonra, Epikuros yıllarca sürgünde ve yoksulluk içinde yaşadı.

Doğuştan hastaydı. Sindirim sisteminden rahatsızdı. Buna karşın bütün insanlar gibi mutlu olmak için yaratıldığını bilir.

306 yılı yazında, otuz beş yaşında, gelip Atina’ya yerleşir. Bahçe’yi satın alır. Ölümüne dek çiçekler dikili bu basit bahçede ders verecektir.
Atina’da, 307’den 261’e kadar, kırk altı yıl savaş ve yer yer ayaklanmalar vardı.
Kan, yangınlar, katliamlar ve yağmalamalar; işte Epikuros’un yaşadığı zaman.

Ekonomisi çöken bu dünyada, yeni bir tanrı ve tapınımın ortaya çıktığı görülür. Adı Talih demek olan tanrıça Tykhe keşfedilir.
Epikuros’un girişimi buna da karşılık verecektir.

Platon’un zamanında toplumun ortak kurtuluşunu istemek henüz mümkün görünüyordu. Epikuros’un zamanında ise, artık sadece her insanın bireysel kurtuluşu istenebilir. Epikuros’da asla örnek site sorunu yoktur, sadece her insanı hemen kurtarmaya çalışmak sorunu vardır.

Epikuros insanların mutsuz olduklarını görür. Oysa insanlar haz almak için yaratılmışlardır.
Zevk her an elimizin altındadır. Ama korkar insanlar.
İlk korkumuz, asıl korkumuz ölüm korkusudur.
Birincisine bağlı bir başka korku daha vardır; tanrı korkusudur bu.

Epikuros insanları bu korkulardan kurtarmaya yönelir.

Epikuros maddeye artık tartışılmaz gerçekliğini geri verir.
…dünyada sadece nesneler, boşlukta devinen ve birbirini bütünleyen atomlardan oluşan varlıklar vardır.
Güneşi, toprağı, gezegenleri ve yaşamı ile dünyamız sadece evrenin sayısız dünyalarından biridir.
Epikuros’un fiziği böyledir. Çok basittir bu fizik.

Epikuros tanrılara inanır. Ama deyim yerindeyse onları insan yaşamından tasfiye eder.
“Hiçbirinin bize gereksinimi yoktur” diye yazar Epikuros. “Biz de değerlerimizle onların iyiliklerini elde edemeyiz.”

Epikuros, elimizde kalan mektuplarından birindeki kesin bir kanıtında ölümün bizimle hiçbir ilişkisinin olmadığını gösterir: “Biz burada oldukça ölüm yanımızda değildir ve o çıkagelince, artık biz burada olmayız.”

“Dostluğu doğuran hayatın gereksinimleridir. Bununla birlikte dostluğu oluşturan ve sürdüren şey tam mutluluğa ulaşan insanlar arasındaki yaşam ortaklığıdır. ”

Epikurosçuluk I.S. IV. yüzyıla kadar yaşadı.
---
Civilisation Grecque
Türkçeleştiren: Kerem Kurtgözü
Evrensel Basım Yayın
Ekim 2004


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder