Ramazan Kaplan - Necip Fazıl’ın Şiirinde “Varlık”ın Metafizik Dünyası
(1922-1939)
Tanzimat ile birlikte dinin kuşatıcı rolü kısıtlanmış, birey
Batı medeniyetine geçişin sancılarıyla baş başa kalmış
Abdülhak Hamit ile başlayan metafizik sorgulama geleneği,
Necip Fazıl’da modern şiirin tüm imkânlarıyla birleşerek zirveye ulaşmıştır.
Necip Fazıl’ın Kaldırımlar öncesi dönemi
Şair, gündüzün aydınlığından ziyade "akşam" ve
"gece"yi tercih eder. Aydınlık insanı boğarken, karanlık metafizik
bir ürperişin kapılarını aralar.
İlk şiirlerdeki ayak sesleri, hayaletler ve karanlık oda
tasvirleri, şairin somut gerçekliğin arkasındaki sırrı arayan
"arayış"ının sembolleridir.
1927 tarihli Kaldırımlar, Necip Fazıl’ın şöhretini
perçinleyen ve ilk dönemin tüm unsurlarını sistemli bir bütünlüğe kavuşturan
bir dönüm noktasıdır.
Şair, kendisini "kaldırımların emzirdiği çocuk"
olarak görür. Kaldırımlar, çilekeşlerin annesi ve şairin iç dünyasının
yansımasıdır.
Kaldırımlar’dan Çile’ye (1939) giden yolda metafizik duyarlık
yavaş yavaş dinî bir kimlik kazanmaya başlar.
"Yıldızlı Bir Gece" gibi şiirlerde ruhun ebediliği
ve ilahî yöneliş belirginleşir. Şair artık sadece "boşluk" değil,
"göklere çıkan merdiven"i aramaktadır.
Şair, sanatın sadece estetik bir oyun değil, "Allah’ı
arama işi" olduğunu keşfeder.
1939 tarihli Çile
şiiri, Necip Fazıl’ın estetik ve inanç dünyasının anahtarıdır. Bu şiir,
sarsıntılı bir değişim sürecinin ve "fikir çilesi"nin meyvesidir.
İlk şiirlerdeki kaos ve korku yerini; atomlarda cümbüş,
donanma ve nurun görüldüğü bir "birlik" (tevhid) neşesine bırakır.
…
Hece Dergisi - Necip Fazıl Özel Sayısı, Yıl 9, Sayı 97, 2.
Basım 2018
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder