Chantal Conneller - Malzemelerin Arkeolojisi - Notlar
Erken Tarih Öncesi
Avrupa'da Önemli Dönüşümler
An Archaeology of Materials, Substantial Transformations in
Early Prehistoric Europe, Routledge, New York, 2011
Giriş
Malzemeler sadece üzerine şekil verilen pasif maddeler
değil, insan deneyimini ve dünyayı anlama biçimimizi şekillendiren aktif
unsurlardır.
Malzemeyi ya zihinsel tasarımların dayatıldığı
"biçimsiz bir alt yapı" ya da insan eylemini kısıtlayan "teknik
bir kılavuz" olarak gören yaklaşımlar malzemenin sosyal teoriyle olan
derin bağını koparır.
Arkeolojinin tarih öncesini "Taş, Tunç ve Demir"
olarak bölümlere ayıran Üç Çağ sistemi malzemenin karmaşıklığını basitleştirdi.
Bu yapay/keyfi tasnif geçmişteki insanların gerçek deneyimlerini maskeledi.
Bir malzemenin özelliği ancak belirli bir teknolojiyle
etkileşime girdiğinde ortaya çıkar.
Taşı sadece "sertlik ve dayanıklılık" üzerinden
tanımlamak yanıltır.
Mezolitik dönem çakmaktaşlarında "atılabilirlik",
Mezoamerika yeşiminde ise "manyetizma ve bereket" gibi bambaşka
özelliklerin ön plana çıkar.
Malzemelerin Önemi
Altın, modern kimyada bir elementken, simyacı Geber (Câbir
bin Hayyân) için "metalik, sarı, ağır" bir cisimdir ve Kolomb öncesi
Amerika'da ruhsal ışıkla dolu bir maddedir.
Simyacı Geber, altının özelliklerini taşıyan her şeyin
"altın" olduğunu/olabileceğini iddia ediyordu.
Malzemeye yönelik anlayışımız, sadece bilimsel bir veri
değil, dünyayı anlama biçimimizin bir ürünüdür.
Batı düşüncesinin temelinde yer alan "özsel form"
düşüncesi, maddeye anlamını veren, maddenin insan deneyiminden koparılmasına
yol açtı.
Malzeme anlayışının kültürel olarak nasıl değiştiği Avrupalılar
ve Amerikan yerlileri arasındaki "altın" algısına bakarak
görülebilir.
Malzemelerin 'gerçek' özelliklerini göz ardı eden herhangi
bir davranış (Whitehead’in "doğanın çatallanması" dediği ayrım gibi),
'ideolojik, toplumsal veya politik faktörlerden' kaynaklanır.
Maddenin nitelikleri sabit değildir, süreçsel ve ilişkisel
olan nitelik maddeyle etkileşim sürecinde ortaya çıkar.
Kavramlar zihinde nesnelerin üzerine giydirilen kılıflar
değil, nesnelerin bizzat kendisidir.
Afro-Kübalı kahinlerin kullandığı ache (toz) hem bir
"güç" kavramı hem de fiziksel bir maddedir. Batı deneyiminde bu şey
bir tozdur, güç değil.
Toz, kahinler tarafından kullanılan tahtalara yayılır.
Kehanet süreci, kahin tozu tahtaya işaretlediğinde gerçekleşir. Kâhin
parmaklarının tozda bıraktığı izlerde Orula'yı (koruyucu tanrı) çağırır/arar.
Orula'nın izlerini bırakan şey, tozun biçimsizliğidir.
Büyü ve tabular teknolojik sürecin bir parçasıdır.
Malzeme ve form ilişkisi evrensel değildir.
Şekillendirme Malzemeleri
Form malzemeyle etkileşimden doğar.
Arkeoloji formu malzemeden üstün tutar. Bu anlayışa göre form,
insan zihnindeki bir "şablon" veya kültürel bir üründür. Bundan
dolayı teknoloji, insanın doğaya ve maddeye hükmetme aracı olarak görülür.
Zihinsel şablon, kültürel formun teknoloji uzmanının
kafasında bir temsil veya imge olarak var olduğu ve daha sonra biçimsiz / ham
maddeye dayatıldığı fikridir
Fransız tekno-psikolojik okulu üretimi sadece bir sonuç
değil, bir "diyalog" olarak görür. Bu yaklaşım hala zihni bedenden ve
maddeden üstün tutan bir modernite anlayışının ürünüdür.
Fenomenolojik yaklaşıma göre (Heidegger, Ingold) form
dayatılmaz; insan ve malzemenin etkileşimiyle ortaya çıkar.
Simondon'un görüşüne göre form ve madde, teknik bir süreçte
birbirine denk kuvvetler olarak buluşur. Teknik, potansiyel halindeki
“niteliği” açığa çıkarır.
Pireneler'deki (M.Ö. 14.800 - 13.000) at başı şeklindeki
kemik kolyeler atın boğazındaki dil kemiğinden (hyoid) yapılmıştır. Dil
kemiğinin doğal yapısı (uzun, ince ve bir ucu çatallı) zaten bir atın profiline
çok benzer. Paleolitik sanatçılar, herhangi bir kemiği yontup at şekli vermek
yerine, doğuştan at başına benzeyen bu özel kemiği seçmişlerdir. Bu durum,
formun malzemeye dışarıdan dayatılmadığını, aksine malzemenin içindeki formun
"serbest bırakıldığını" gösterir.
Güneybatı Fransa'da, yaklaşık 33.000 yıl önce, Erken
Aurignacian döneminde, mamut dişleri sepet şeklinde boncuklar olarak bilinen
küçük yuvarlak boncuklara dönüştürülürdü. Mamut fildişini (özellikle taze
olanı) işlemek son derece zordur. Odontoblast hücre yapısı nedeniyle taş gibi
yontulamaz, ancak kama ve bölme yöntemiyle zorlukla ayrılabilir. Burada form,
inatla malzemeye dayatılmıştır.
Formlar oluşlardır ve zanaatkar ve malzeme / bir
konfigürasyondan diğerine dönüşümün katalizörü haline gelirler.
Form, zanaatkârın elindeki malzemenin ritmi, enerjisi ve o
malzemenin başka neye benzeyebileceği (çakıl taşı, deniz kabuğu vb.) arasındaki
kesişim noktasıdır.
Her teknik eylem; malzemenin sertliğini, sanatçının
ustalığını ve o toplumun dünyayı görme biçimini içeren "etnografik bir
an" olarak okunmalıdır.
Hayvansal Malzemeler
Hayvan bedenlerinden türetilen malzemeler (boynuz, diş,
fildişi) sadece "doğal kaynak" değil, yaşayan bir varlığın parçası
olarak anlamlar da taşır.
Modern arkeoloji kemiği ya "besin atığı" ya da
"kültürel obje" olarak ayırır. Halbuki bir boynuz o hayvanın yaşı,
cinsiyeti ve insanla kurduğu "yırtıcı-av" veya
"bakım-karşılıklılık" ilişkisinin bir kaydıdır.
İngiltere'deki Erken Mezolitik (MÖ 10. binyıl) alanı olan
Star Carr’da bulunan geyik boynuzundan yapılmış malzemeler: Kızıl geyik
boynuzları, Mezolitik insanlar için bir zaman takvimi görevi görmüştür.
Boynuzların büyümesi ve dökülmesi yıllık döngüyü işaret eder.
Besin için genellikle 3-5 yaşındaki genç ve
"deneyimsiz" geyikler avlanırken; boynuz üretimi için en görkemli,
9-11 yaşındaki olgun erkek geyikler seçilmiştir.
Dikenli uçlar sadece birer silah değil; geyiğin yaşam
gücünün, erkekliğinin ve mevsimsel döngüsünün insan teknolojisine transferidir.
Star Carr'da bulunan 21 adet geyik kafatası
"maskesi", insanların sadece geyikleri avlamadığını, aynı zamanda
geyik bakış açısını (perspektifini) benimsemeye çalıştığını gösterir.
Dikenli uçlar (zıpkınlar) olgun erkeklerin boynuzundan
yapılırken, maskeler daha genç ve az vurgulanmış erkeklik özelliklerine sahip
hayvanlardan yapılmıştır.
Taşın Değişkenliği
(Galler'deki Nab Head bölgesi)
Bir taşın "alet" olması için mutlaka yontulması
gerekmez; doğal formuyla da bir işlevi veya sembolik değeri olabilir.
Obsidyenin yansıtıcı yüzeyi, kehanet ve tanrısal gözlemle
ilişkilendirilmiştir.
Obsidyen hem kurban bıçağı olarak ölümü hem de katarakt
tedavisinde (gözle olan yansıma benzerliği nedeniyle) iyileşmeyi temsil eder.
Taşlar bazen hızlıca bir alete dönüşüp sokağa atılan geçici
nesnelerdir.
Taşlar geldiği yerin ruhunu taşıyan birer "yer
parçası"dır.
(Kuzey Burgonya'daki Arcy-sur-Cure'deki Grotte du
Trilobite'nin Magdalenian yerleşimi)
Arcy-sur-Cure'de bulunan bir trilobit fosili ile ona benzer
şekilde yapılmış linyit böceği, insanların "taşın içinden canlıların
çıkabileceğine" dair inancını yansıtır.
Gündelik bir iş olan taş yontma sırasında aniden bir fosille
karşılaşmak, Mezolitik bir avcı için "metafiziksel bir sürpriz"dir.
Maddi Dünyalar
Aurignacian öncesi dönemde (Neandertaller ve erken Homo
sapiens), organik malzeme kullanımı kısıtlıydı.
Kemik, sadece taşın bulunmadığı yerlerde, taş yontma
teknikleriyle işleniyordu.
Kuş kemiği ve fildişinden yapılan flütler, sesin
maddeselleşmesini temsil eder.
Fildişini oymak, cilalamak ve delmek; taş yontmaktan çok
daha farklı ve yoğun bir emek gerektiriyordu. Bu, insanın maddeyle olan
"sabır ve detay" ilişkisini geliştirdi.
Malzemeler arasındaki değiştirilebilirliğin (fildişinden diş
yapmak gibi) fark edilmesi, insanın doğadaki formları dönüştürebileceği ve
"yeni gerçeklikler" inşa edebileceği anlayışını doğurdu.
Kuş kemiği doğal olarak içi boş olduğu için flüt yapımına
uygundur.
Çözüm
Bir malzeme, ona uygulanan teknoloji ve içinde bulunduğu
kültürel bağlamdan ayrılamaz.
"Taş" dediğimizde, aslında anıtsal bir kaya ile
küçük bir çakmaktaşı alet arasındaki devasa farkı göz ardı ederiz.
Bronzun zenginliğe, demirin savaşa yol açtığı şeklindeki
doğrusal (evrimsel) anlatılar, bu malzemelerin yerel bağlamlarda aslında
"ne yaptığını" anlamamızı engeller.
Modern teknoloji artık maddenin "atomik
yapısından" ziyade "duyusal ve işlevsel özelliklerine"
(hafiflik, esneklik vb.) odaklanıyor. Bu, maddeyi bir "verili
gerçeklik" olarak değil, "istenen etkiler süreci" olarak gören
simyacı yaklaşımına benzer.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder