23 Aralık 2024 Pazartesi

Chantal Conneller - Malzemelerin Arkeolojisi - Notlar

Chantal Conneller - Malzemelerin Arkeolojisi - Notlar

Erken Tarih Öncesi Avrupa'da Önemli Dönüşümler

An Archaeology of Materials, Substantial Transformations in Early Prehistoric Europe, Routledge, New York, 2011

 


Giriş

Malzemeler sadece üzerine şekil verilen pasif maddeler değil, insan deneyimini ve dünyayı anlama biçimimizi şekillendiren aktif unsurlardır.

 

Malzemeyi ya zihinsel tasarımların dayatıldığı "biçimsiz bir alt yapı" ya da insan eylemini kısıtlayan "teknik bir kılavuz" olarak gören yaklaşımlar malzemenin sosyal teoriyle olan derin bağını koparır.

 

Arkeolojinin tarih öncesini "Taş, Tunç ve Demir" olarak bölümlere ayıran Üç Çağ sistemi malzemenin karmaşıklığını basitleştirdi. Bu yapay/keyfi tasnif geçmişteki insanların gerçek deneyimlerini maskeledi.

 

Bir malzemenin özelliği ancak belirli bir teknolojiyle etkileşime girdiğinde ortaya çıkar.

Taşı sadece "sertlik ve dayanıklılık" üzerinden tanımlamak yanıltır.

Mezolitik dönem çakmaktaşlarında "atılabilirlik", Mezoamerika yeşiminde ise "manyetizma ve bereket" gibi bambaşka özelliklerin ön plana çıkar.

 

Malzemelerin Önemi

Altın, modern kimyada bir elementken, simyacı Geber (Câbir bin Hayyân) için "metalik, sarı, ağır" bir cisimdir ve Kolomb öncesi Amerika'da ruhsal ışıkla dolu bir maddedir.

Simyacı Geber, altının özelliklerini taşıyan her şeyin "altın" olduğunu/olabileceğini iddia ediyordu.

Malzemeye yönelik anlayışımız, sadece bilimsel bir veri değil, dünyayı anlama biçimimizin bir ürünüdür.

 

Batı düşüncesinin temelinde yer alan "özsel form" düşüncesi, maddeye anlamını veren, maddenin insan deneyiminden koparılmasına yol açtı.

Malzeme anlayışının kültürel olarak nasıl değiştiği Avrupalılar ve Amerikan yerlileri arasındaki "altın" algısına bakarak görülebilir.

 

Malzemelerin 'gerçek' özelliklerini göz ardı eden herhangi bir davranış (Whitehead’in "doğanın çatallanması" dediği ayrım gibi), 'ideolojik, toplumsal veya politik faktörlerden' kaynaklanır.

 

Maddenin nitelikleri sabit değildir, süreçsel ve ilişkisel olan nitelik maddeyle etkileşim sürecinde ortaya çıkar.

 

Kavramlar zihinde nesnelerin üzerine giydirilen kılıflar değil, nesnelerin bizzat kendisidir.

Afro-Kübalı kahinlerin kullandığı ache (toz) hem bir "güç" kavramı hem de fiziksel bir maddedir. Batı deneyiminde bu şey bir tozdur, güç değil.

Toz, kahinler tarafından kullanılan tahtalara yayılır. Kehanet süreci, kahin tozu tahtaya işaretlediğinde gerçekleşir. Kâhin parmaklarının tozda bıraktığı izlerde Orula'yı (koruyucu tanrı) çağırır/arar. Orula'nın izlerini bırakan şey, tozun biçimsizliğidir.

 

Büyü ve tabular teknolojik sürecin bir parçasıdır.

Malzeme ve form ilişkisi evrensel değildir.

 

Şekillendirme Malzemeleri

Form malzemeyle etkileşimden doğar.

 

Arkeoloji formu malzemeden üstün tutar. Bu anlayışa göre form, insan zihnindeki bir "şablon" veya kültürel bir üründür. Bundan dolayı teknoloji, insanın doğaya ve maddeye hükmetme aracı olarak görülür.

Zihinsel şablon, kültürel formun teknoloji uzmanının kafasında bir temsil veya imge olarak var olduğu ve daha sonra biçimsiz / ham maddeye dayatıldığı fikridir

 

Fransız tekno-psikolojik okulu üretimi sadece bir sonuç değil, bir "diyalog" olarak görür. Bu yaklaşım hala zihni bedenden ve maddeden üstün tutan bir modernite anlayışının ürünüdür.

 

Fenomenolojik yaklaşıma göre (Heidegger, Ingold) form dayatılmaz; insan ve malzemenin etkileşimiyle ortaya çıkar.

 

Simondon'un görüşüne göre form ve madde, teknik bir süreçte birbirine denk kuvvetler olarak buluşur. Teknik, potansiyel halindeki “niteliği” açığa çıkarır.

 

Pireneler'deki (M.Ö. 14.800 - 13.000) at başı şeklindeki kemik kolyeler atın boğazındaki dil kemiğinden (hyoid) yapılmıştır. Dil kemiğinin doğal yapısı (uzun, ince ve bir ucu çatallı) zaten bir atın profiline çok benzer. Paleolitik sanatçılar, herhangi bir kemiği yontup at şekli vermek yerine, doğuştan at başına benzeyen bu özel kemiği seçmişlerdir. Bu durum, formun malzemeye dışarıdan dayatılmadığını, aksine malzemenin içindeki formun "serbest bırakıldığını" gösterir.

 

Güneybatı Fransa'da, yaklaşık 33.000 yıl önce, Erken Aurignacian döneminde, mamut dişleri sepet şeklinde boncuklar olarak bilinen küçük yuvarlak boncuklara dönüştürülürdü. Mamut fildişini (özellikle taze olanı) işlemek son derece zordur. Odontoblast hücre yapısı nedeniyle taş gibi yontulamaz, ancak kama ve bölme yöntemiyle zorlukla ayrılabilir. Burada form, inatla malzemeye dayatılmıştır.

 

Formlar oluşlardır ve zanaatkar ve malzeme / bir konfigürasyondan diğerine dönüşümün katalizörü haline gelirler.

 

Form, zanaatkârın elindeki malzemenin ritmi, enerjisi ve o malzemenin başka neye benzeyebileceği (çakıl taşı, deniz kabuğu vb.) arasındaki kesişim noktasıdır.

Her teknik eylem; malzemenin sertliğini, sanatçının ustalığını ve o toplumun dünyayı görme biçimini içeren "etnografik bir an" olarak okunmalıdır.

 

Hayvansal Malzemeler

Hayvan bedenlerinden türetilen malzemeler (boynuz, diş, fildişi) sadece "doğal kaynak" değil, yaşayan bir varlığın parçası olarak anlamlar da taşır.

 

Modern arkeoloji kemiği ya "besin atığı" ya da "kültürel obje" olarak ayırır. Halbuki bir boynuz o hayvanın yaşı, cinsiyeti ve insanla kurduğu "yırtıcı-av" veya "bakım-karşılıklılık" ilişkisinin bir kaydıdır.

 

İngiltere'deki Erken Mezolitik (MÖ 10. binyıl) alanı olan Star Carr’da bulunan geyik boynuzundan yapılmış malzemeler: Kızıl geyik boynuzları, Mezolitik insanlar için bir zaman takvimi görevi görmüştür. Boynuzların büyümesi ve dökülmesi yıllık döngüyü işaret eder.

Besin için genellikle 3-5 yaşındaki genç ve "deneyimsiz" geyikler avlanırken; boynuz üretimi için en görkemli, 9-11 yaşındaki olgun erkek geyikler seçilmiştir.

Dikenli uçlar sadece birer silah değil; geyiğin yaşam gücünün, erkekliğinin ve mevsimsel döngüsünün insan teknolojisine transferidir.

Star Carr'da bulunan 21 adet geyik kafatası "maskesi", insanların sadece geyikleri avlamadığını, aynı zamanda geyik bakış açısını (perspektifini) benimsemeye çalıştığını gösterir.

Dikenli uçlar (zıpkınlar) olgun erkeklerin boynuzundan yapılırken, maskeler daha genç ve az vurgulanmış erkeklik özelliklerine sahip hayvanlardan yapılmıştır.

 

Taşın Değişkenliği

(Galler'deki Nab Head bölgesi)

Bir taşın "alet" olması için mutlaka yontulması gerekmez; doğal formuyla da bir işlevi veya sembolik değeri olabilir.

 

Obsidyenin yansıtıcı yüzeyi, kehanet ve tanrısal gözlemle ilişkilendirilmiştir.

Obsidyen hem kurban bıçağı olarak ölümü hem de katarakt tedavisinde (gözle olan yansıma benzerliği nedeniyle) iyileşmeyi temsil eder.

 

Taşlar bazen hızlıca bir alete dönüşüp sokağa atılan geçici nesnelerdir.

 

Taşlar geldiği yerin ruhunu taşıyan birer "yer parçası"dır.

 

(Kuzey Burgonya'daki Arcy-sur-Cure'deki Grotte du Trilobite'nin Magdalenian yerleşimi)

Arcy-sur-Cure'de bulunan bir trilobit fosili ile ona benzer şekilde yapılmış linyit böceği, insanların "taşın içinden canlıların çıkabileceğine" dair inancını yansıtır.

Gündelik bir iş olan taş yontma sırasında aniden bir fosille karşılaşmak, Mezolitik bir avcı için "metafiziksel bir sürpriz"dir.

 

Maddi Dünyalar

Aurignacian öncesi dönemde (Neandertaller ve erken Homo sapiens), organik malzeme kullanımı kısıtlıydı.

Kemik, sadece taşın bulunmadığı yerlerde, taş yontma teknikleriyle işleniyordu.

 

Kuş kemiği ve fildişinden yapılan flütler, sesin maddeselleşmesini temsil eder.

 

Fildişini oymak, cilalamak ve delmek; taş yontmaktan çok daha farklı ve yoğun bir emek gerektiriyordu. Bu, insanın maddeyle olan "sabır ve detay" ilişkisini geliştirdi.

 

Malzemeler arasındaki değiştirilebilirliğin (fildişinden diş yapmak gibi) fark edilmesi, insanın doğadaki formları dönüştürebileceği ve "yeni gerçeklikler" inşa edebileceği anlayışını doğurdu.

 

Kuş kemiği doğal olarak içi boş olduğu için flüt yapımına uygundur.

 

Çözüm

Bir malzeme, ona uygulanan teknoloji ve içinde bulunduğu kültürel bağlamdan ayrılamaz.

 

"Taş" dediğimizde, aslında anıtsal bir kaya ile küçük bir çakmaktaşı alet arasındaki devasa farkı göz ardı ederiz.

Bronzun zenginliğe, demirin savaşa yol açtığı şeklindeki doğrusal (evrimsel) anlatılar, bu malzemelerin yerel bağlamlarda aslında "ne yaptığını" anlamamızı engeller.

 

Modern teknoloji artık maddenin "atomik yapısından" ziyade "duyusal ve işlevsel özelliklerine" (hafiflik, esneklik vb.) odaklanıyor. Bu, maddeyi bir "verili gerçeklik" olarak değil, "istenen etkiler süreci" olarak gören simyacı yaklaşımına benzer.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder