Edward Relph - Yer ve Yersizlik -
Notlar
Place and Placelessness, Pion Ltd,, 1983
E. Ralph, modern dünyada mekân ve yer kavramlarının nasıl
değiştiğini fenomenolojik bir bakış açısıyla ele alıyor.
Yazar insan ile çevresi arasındaki bağı koparan, tekdüze ve
kimliksiz ortamlar yaratan "mekânsızlık" olgusuna karşı, yaşanmış dünyanın
doğrudan tecrübe edilmesini savunur.
…
Giriş
Bu kitapta temel amaçlarımdan biri, mekanların deneyimlenme
biçimlerindeki çeşitliliği belirlemektir
…bu çalışmanın felsefi temeli, fenomenolojidir
Mekân ve Fenomenolojik Coğrafyanın Temeli
İnsan olmak, anlamlı yerlerle dolu bir dünyada yaşamak
demektir
Heidegger / “Mekân, insanı varoluşunun dışsal bağlarını ve
aynı zamanda özgürlüğünün ve gerçekliğinin derinliklerini ortaya koyacak
şekilde konumlandırır” demiştir.
Coğrafya bilgisinin temeli, dünyayla olan doğrudan
deneyimlerimizde yatar.
Coğrafyayı, insanların bir laboratuvardaki böcekler gibi
gözleme tabi tutulduğu kapalı bir sistem olarak değil, insanın varoluşunu
gerçekleştirdiği araç olarak anlamak gerekir.
Bizler, zengin ve derin bir şekilde mekanlara ayrılmış bir
dünyada yaşıyor, hareket ediyor ve kendimizi yönlendiriyoruz.
…mekanlar gerçekten de insanın dünyadaki varoluşunun temel
bir yönü ise, bireyler ve insan grupları için güvenlik ve kimlik kaynakları
ise, o zaman anlamlı mekanları deneyimleme, yaratma ve sürdürme araçlarının
kaybolmaması önemlidir.
…çünkü bu bilgi olmadan, yaşamlarımızın önemli bağlamlarını
oluşturan yerleri yaratmak ve korumak mümkün olmayacaktır.
Uzay ve Yer (Space and Place)
…algısal mekân, mimarinin inşa edilmiş mekânları ve
geometrinin soyut mekânı…
Özellikle önemli olan, ‘varoluşsal’ veya ‘yaşanmış’ mekândır
Pragmatik veya İlkel Alan: İçgüdüsel ve bilinçsiz eylemlerin
alanıdır
Algısal Alan: Bireyin niyetleri ve ihtiyaçları etrafında
merkezlenen eylem alanıdır.
Varoluşsal Alan: Kültürel bir grubun üyeleri olarak dünyayı
deneyimleme biçimidir.
Kutsal Mekân: Dini deneyimin merkezidir
Mekânın Özü
Konum, yerin gerekli bir
koşulu değildir.
…yer değiştiren bir gemi yine de kendi başına bağımsız bir
yerdir
Bir yerin ruhu genellikle manzarasında
yatar; ancak manzara sadece görsel bir sahne değil, insan değerlerinin
yansımasıdır.
Manzara insan değerlerinin yansımasıdır.
Yerlerin kimliği zaman içindeki
süreklilik ve ritüellerle korunur.
Yerleşim yeri, barındırdığı çeşitli ayrılıklara rağmen,
ortak çabalarla varlığını sürdürür. Ve kabul edilen ortak kader ve kimlik,
semboller ve diğer gösterimlerle kendi ifadesini bulur.
(Bütün bunlar) manzarada ifade bulur (kendilerini gösterir).
…bu anlamda manzara, tüm unsurlarının mesaj taşıyabileceği
bir iletişim aracıdır
Ev, dünyayı sahiplendiğimiz
ve kendimizi yönlendirdiğimiz başlangıç noktasıdır.
Ev, birey olarak ve bir topluluğun üyeleri olarak
kimliğimizin temelidir, varoluşun meskenidir.
Mekânların Kimliği Üzerine
Mekân, kişi, zaman ve eylem bölünmez bir bütün oluşturur.
…bir yerin kimliği onu diğer yerlerden ayıran ve ayrı bir
varlık olarak tanınmasının temelini oluşturan şeydir.
(Adres ve koordinatlar bir yerin anlamına dair hiçbir bilgi
taşımaz)
Kimlik yerlerle ilgili deneyimlerimizin temel bir
özelliğidir.
Norberg-Schulz mekân kavramının ardındaki temel amacın
içeride olmak olduğunu yazdı.
İçeride olmak, nerede olduğunu bilmektir.
Mekana içeride baktığımızda onu bir deneyim alanı olarak
buluruz/keşfederiz.
(İç ve dış) Eşik, yalnızca iç ve dış arasındaki sınırı
değil, aynı zamanda birinden diğerine geçiş olasılığını da yoğunlaştırır.
Herhangi bir yerde
kişi, içeride veya dışarıda hissedebilir. Sürekli olarak yaşadığı yerde anlam
kaybı veya başka bir sebeple “yabancılaşma” diye tanımlanabilecek hislere
kapılabilir. Bu itibarla “içsellik” diye tanımlanan mekânsal algı “dışsallık”
halini alabilir.
Varoluşsal dışlanmışlık, bilinçli ve yansıtıcı bir
ilgisizliği, insanlardan ve yerlerden yabancılaşmayı, evsizliği, dünyanın
gerçek dışılığını ve ait olmama duygusunu içerir.
Kimlik; bireysel, grup veya kitle iletişim araçlarıyla
sunulan "kitlesel imgeler" aracılığıyla toplumsal olarak inşa edilir.
Mekân Duygusu ve Özgün Mekân Yaratımı
Samimiyet, özgünlük…
…otantik bir kişi / yaptığı her şeyde samimi olan kişidir.
Böyle bir kişi, varoluşunun temel gerçeklerini inkar eden
veya bunları Kader, Tanrı'nın İradesi, tarihin, çevrenin, ekonominin, modanın
veya her neyse emirleri olarak açıklayan bir kişiyle temelden zıttır. Gerçek
kişi varoluşunun sorumluluğunu üstlenirken, sahte kişi sorumluluğu büyük,
belirsiz, değişmez güçlere devreder; bu güçlerden sorumlu tutulamaz ve bunlar
hakkında hiçbir şey yapamaz.
Mekânın bilinçli ve özgün algısı, hedef odaklı ve yenilikçi
çözümler bulmayı içerebilen bir tasarım süreciyle ilişkilidir.
…mekânın bütünsel ve birleşik bir deneyimi vardır ve bu
deneyim / bir kültürün, ihtiyaçlarının ve değerlerinin yanı sıra insanların
arzularının, hayallerinin ve tutkularının doğrudan ve bilinçsizce fiziksel
forma dönüştürülmesinden oluşan bir tasarım süreciyle kendini gösterir
Mekânsızlık (Placelessness)
Modern dünya / kasıtlı derinlikten yoksun ve yalnızca
sıradan ve vasat deneyimler için olanaklar sağlayan düz bir manzara
…dünya son derece çeşitli yerlerinin... anlamsız, monoton ve
kaotik bir bina düzeni altında hızla yok edildi
Evrensel bir çorak arazi
Mekânsızlık, standartlaştırılmış manzaraların yayılmasıdır.
Sahtelik: özgün olmama dünyaya ve insanın olanaklarına
kapalı bir tutumdur.
…varoluş olanaklarının basitleştirilmesi / gerçek tepkilerin
ve deneyimlerin moda olan kitle tutumları ve eylemlerinin benimsenmesiyle
örtülmesini içerir.
…bu, sahteliğin yalnızca bir biçimidir; bireyin farkında
olmadan, "anonim onlar" tarafından, bu konuda düşünmeden veya
endişelenmeden yönetildiği, büyük ölçüde bilinçsiz ve öznel bir biçimdir. Daha
bilinçli ve kasıtlı olan ikinci bir biçim de vardır: "kamu"nun nesnel
ve yapay dünyasıyla bağlantılı sahtelik…
Burada nesneler kamu yararı için manipüle edilir ve kararlar
varsayılan, homojen bir uzay ve zaman dünyasında alınır.
Profesyonellik
sahteliğin bu çeşidinin örneğidir. İşini mükemmelen yapan kişi kendi iradesini
değil işin gereklerini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan eylemleri asla otantik/kendine
ait olamaz.
Dikkat nesnelere yönelir ve meşguliyet ve şeylere özen
gösterme, dar tanımlanmış amaçlara ulaşmanın en iyi yoluna odaklanır.
Kaçınılmaz olarak, kamusal dünyayı manipüle eden teknisyen, "şeylere anlam
veren genel kişisel yapıları" gözden kaçırır ve kendi varoluşunda anlam
aramayı bırakır.
…endüstrileşmiş ve kitle toplumlarında sahtelik yaygın bir
varoluş biçimidir ve kitle değerlerinin ve kişisel olmayan planlamanın tüm
sosyal, ekonomik ve fiziksel biçimler, bu tür sahtekarlığın başlıca
tezahürleridir.
Turizm: Bir yeri deneyimlemek yerine, rehber kitaplardaki
"yıldızlı numaraları" işaretleme ve yapay deneyimler tüketme
sürecidir.
Kitle iletişimi, kitle kültürü, büyük işletmeler ve merkezi
otorite mekânsızlığı körükleyen sistemlerdir.
Disneyleşme: Tarih, mit ve fantezinin absürt ve sentetik bir
kombinasyonudur.
Müzeleştirme: Geçmişin "mumyalanarak" romantik
imgelere göre yeniden inşa edilmesidir.
Subtopyalar: Herhangi bir amaç veya ilişki olmaksızın
nesnelerin düşüncesizce karıştırılmasıdır.
Günümüz Manzarasına Dair Deneyimler
Özetle, insan ile manzara ve doğa arasında bir kopuş
yaşanmıştır.
…karaya, denize, rüzgara ve dağlara yakın değiliz, insan yapımı
manzaraların şekillenmesinde de aynı derecede yer almıyoruz
Modern dünyada çevre rasyonellik,
absürtlük ve karmaşayla doludur.
Absürt Manzara: İnsana kayıtsız kalan, devasa ölçekli ve
anlamsız görünen ortamlardır.
Arabulucu Makine: Otomobil gibi makineler insanı manzaradan
yalıtır.
Yer Bulma Olasılıkları ve Sonuç
Yer, anlamlı bir merkezdir; mekânsızlık ise bu merkezin
kaybıdır.
Mekânsızlığın aşılması ve insanın mekân duygusunun yeniden
canlandırılmasıyla mümkün olabilmeli…
Özgün bir yer, derin kökleri olan bir ağaç gibidir;
mekânsızlık ise her yere kolayca taşınabilen ama hiçbir toprağa ait olmayan
plastik bir saksı bitkisine benzer.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder