18 Kasım 2016 Cuma

Ortaçağ Felsefesi II: Gazzâlî

Gazzâlî (1058-1111)
Hüccetülislâm ve Zeynüddin gibi lakaplarla anılırsa da meşhur olan nisbesi Gazzâlî (Gazâlî), künyesi Ebû Hâmid olup OrtaçağBatı skolastiklerince Abuhamet ve Algazel adlarıyla tanınmıştır.
1080 yılında Nîşâbur’a giden Gazzâlî, burada dönemin en tanınmış kelâm âlimi olan el-Cüveynî’nin öğrencisi oldu.
1091’de Nizâmülmülk tarafından Bağdat Nizamiye Medresesi müderrisliğine tayin edildi.
Felsefî konulardaki çalışmalarına devam ettiği bu dönemde zihnî-manevî bir bunalım geçirdi. 1095 yılında medresedeki makamını kardeşi Ahmet’e bırakarak Şam’a gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı. 1106 yılında Nişâbur’a döndü. 1109’da doğduğu yer olan Tûs’a döndü.
54 yıllık ömründe dört yüz esere imza atmıştır.

GAZZÂLÎ’NİN YÖNTEM VE BİLGİ ANLAYIŞI
Gazzâlî, her şeyden önce bir hakîkat arayıcısıdır. el-Münkız’da anlattığına göre Gazzâlî’nin eşyanın gerçek mahiyetinin ne olduğunu sorması ve bu konuda kesin bilgiye ulaşmak istemesi, onun yöntemli şüpheciliğinin başlangıç noktasıdır. Mevcut ekolleri izleyerek sorularına cevap bulamadı ve bundan sonra kendi zihinsel çabasıyla cevap aramaya girişti.
Gazzâlî’nin bilgi ve yöntem anlayışını oluşturan temel ilkeler:
1- Bir tutku halini almış gerçeği öğrenme isteği,
2- Araştırma konusuna dair doğru yöntemin belirlenmesi,
3- Araştırmanın bütün aşamalarının titizlikle ele alınması,
4- Cesaret ve azim,
5- Konuyla ilgili bütün görüşler an yargıdan uzak durularak gözden geçirilmeli,
6- Karşısına çıkan fikri, sahibine göre değil de gerçeği ifade edip etmediğine göre değerlendirmek,
7- Bilgisine başvurulacak kişilerin uzmanlıklarına dikkat edilmelidir,
8- Hiç kimse ehil olmadığı konuda ahkâm kesmemelidir.
9- Dogmacılık, hakikat arayıcısının önündeki en büyük engeldir.
10- Bilgiyi hak edenden saklamak gibi hak etmeyene açmak da yanlıştır.
Gazzâlî’ye göre doğruluğu ve güvenilirliği kesin olarak kavrana-mayan hiçbir bilgi kesinlik düzeyine ulaşamaz.
Gazzâlî apaçık olduğunu söyledikleri de dahil olmak üzere bütün bilgilerini ve bilgi vasıtalarını şüpheci-eleştirici bir tavırla değerlendirmeye tabi tuttu.
Duyu algılarının hatalarına karşı insanlar akla güvenir. Peki, aklın yanılgılarına karşı insanın güvencesi ne olabilir? Gazzâlî bu eleştiri sürecinin insana hiçbir yarar sağlamadığını yaşayarak görmüştür. Çünkü önceden doğruluğu kabul edilen hiçbir bilginin bulunmadığı bir durumda ne bilgiden ne de kesinlikten söz edilebilir.
Gazzâlî akıl teriminin dört farklı anlamından sözeder:
1-  İnsanın doğuştan getirdiği teorik bilgi edinme yetisi (garîze),
2- bu yetinin ilk prensipleri idrak edecek düzeye ulaşmış hali,
3- yaşam boyu tecrüne ve deneyimlerle oluşan bilgi birikimi,
4- bilgi edinme yetisinin olgu ve olaylar arası bağlantıları kestirme ve duygulardan bağımsız olarak yargıda bulunabilir düzeye ulaşmış durumu.
Gazzâlî, bilginin kaynağı konusunda metafiziğe dayanır.

GAZZÂLÎ’NİN FELSEFEYE BAKIŞI
Felsefenin İslam dünyasında tanınmasıyla birlikte düşünce hareketi olarak varlığını sürdürmekte olan kelâm akımlarının dikkat ve tepkisini çekmeye başlar. İslam dünyasında filozoflara yönelik olarak en ciddi, en sistemli ve en etkili eleştiri, hiç şüphesiz, Gazzâlî tarafından Filozofların Tutarsızlığı (Tehâfütü’l-felâsife) adlı eserde ortaya konulmuştur.
Gazzâlî, yaşadığı dönemde bazı kimselerin kendilerini zekâ ve anlayışça diğer insanlardan üstün görerek, dinî kural ve uygulamaları küçümsediği hatta hiçe saydığını belirtir.
Gazzâlî eserinde öncelikle felsefi ilimleri kendi amacı ve yöntem anlayışı doğrultusunda matematik (riyâzî), mantık, fizik (tabîî), metafizik (ilâhî), siyâsî ve ahlakî ilimler olmak üzere altı gruba ayırır. Bunlardan matematik, mantık ve fizik, kanıta dayalı (burhânî) olmaları itibariyle epistemolojik açıdan güvenilir ilimlerdir ve bunların dinî meselelerle olumlu yahut olumsuz hiçbir ilişkileri yoktur. İslam coğrafyasındaki felsefeciler özellikle Aristoteles’in eserleri üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bunların önde gelenleri de İbn Sina ve İbn Rüşd’dür. Gazzâlî bu itibarla Aristoteles ve onun üzerinde çalışan bu iki İslam filozofunun eserlerinin eleştirisini yapar.
Felsefe alanında yirmi temel problem tespit eden Gazzâlî, bu sorunları filozofların kullandığı terminoloji ve mantık çerçevesinde inceler. Netice itibariyle filozofların ağırlıkla metafizik konular olmak üzere on yedi meselede hataya düştüklerini ortaya koyar.
Gazzâlî’nin filozoflarla hesaplaşması İslam düşünce ve bilimi açısından önemli gelişmelerin yolunu açmıştır. Gazzalî diyalektiği/cedelî yöntemlerini verimsiz ve yetersiz bularak eleştirir. Ona göre mantık ilmini yeterince kuşatamamış olan kimsenin bilgilerine güvenilemez. Metafizik konularda aklın yetersiz olduğunu belirten Gazzâlî bu alanda sözün dine/vahye bırakılmasını söyler.

GAZZÂLÎ’NİN DETERMİNİZM ELEŞTİRİSİ
Sebeplilik ilkesi karşısında özellikle Eş’arî kelâmcıları indeterminist bir tavır içindeydiler. Onlar yaratmanın her an yenilendiği fikrine dayalı bir tür vesileci/occasionalist yaklaşımı savunuyorlardı.

Gazzâlî’ye göre artarda gelen iki şeyden birine sebep, diğerine sonuç (müsebbeb, sebepli) adının verilmesi tümüyle bunları hep artarda görmeye alışmış olmaktan ileri gelmektedir. Ona göre sonuç her zaman beklenildiği çıkmaz, zira sonuç olarak görülen nihayetinde Allah’ın takdiridir. 
---
Ortaçağ Felsefesi II
Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2359
Ocak 2013, Eskişehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder