18 Kasım 2016 Cuma

Ortaçağ Felsefesi II: Kindî

Kindî
Kindî, soylu bir ailenin çocuğu olarak Irak’ın Kûfe şehrinde doğdu. Ailesi İslam öncesinde olduğu gibi İslam sonrasında Emevî ve Abbâsî dönemlerinde önemli devlet görevleri üstlenmiş, babası İshak yıllarca Kûfe valiliği yapmıştır.
Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kûfe ve Basra’da geçti. Bağdat’a yerleştikten sonra ölünceye dek burada kaldı. Halife Me’mun’un dikkati çekti ve saraya alındı. Seçkin insanlarla tanıştı. Beytülhikme kadrosuyla da yakın ilişkiler olan Kındî kendi adıyla anılan bir kütüphane kurmuştur.
Astronom ve astrolog olarak sarayda müneccimlik görevini de yürüten Kındî, halife Mu’tasım’ın oğlu Ahmed’in eğitimini üstlendi. Eserlerinin birçoğunu veliahda ithaf etmiştir.
Çeşitli birlim dallarında yaklaşık 277 eser telif etmiştir.

KİNDÎ’NİN VARLIK ANLAYIŞI
Kindî, felsefeyi “insan sanatlarının en üstünü ve en değerlisi” olarak görür. İlk Felsefe Üzerine adlı eserinde “felsefe insanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilmesidir” şeklindeki tanımı öne çıkarır. Ona göre filozofun amacı hakikati bilmek ve ona göre davranmaktır.

Bilgiye konu olan varlıklar aşağı, orta ve yüksek olmak üzere üçe ayrılır: İnsanın da içinde bulunduğu doğal varlıkları konu alan fizik aşağıda, matematik ortada, metafizik ise yüksekte bulunmaktadır. Orta düzeyde yer alan matematik soyut bir alan olan metafiziği kavramada insan zihni için önemli kolaylıklar sağlar.

Kozmik varlığı değişen ve değişmeyen şeklinde iki kısma ayıran Kindî’ye göre, fizik (tabî’iyyât) değişen, metafizik (mâba’de’t-tabîiyyât) ise değişmeyen varlıkları araştırır.

Varlık hakkında araştırma yapmak ve bilgi edinmek için şu dört soruyu sorup cevaplamak gerekir: “Var mı/dır (hel), ne/dir (), hangisi/dir (eyyu) ve niçin/dir (lime).” “Var mıdır” bir şeyin sadece varlığını/hakikatini/gerçekli ğini soruşturur. Her varlığın bir cinsi bulunduğuna göre “nedir” o cinsin ne olduğunu, “hangisi” varlığın türünü (fasıl ya da ayırım), “nedir” ve “hangisidir” terimleri ikisi birlikte ise varlığın mahiyetini araştıran sorulardır.

İslam felsefesi terminolojisinde bir şeyin dış dünyadaki nesnel gerçekliğine genellikle “hakikat” (gerçeklik), onun zihindeki tümel kavramına “mahiyet” (nelik), nesnel gerçekliklerin belli niteliklerle birbirinden ayrılmasına “hüviyyet” (o’luk/o olmaklık) denilir. Kindî ise hakikat ile hüviyeti birlikte ifade edecek şekilde “inniyyet” terimini kullanır.

Platon’un değişim ve dönüşümden uzak gerçeklik olarak gördüğü “idea”ya karşı Aristoteles “cevher” kavramını ortaya koymuştur. Kindî’nin “her gerçekliğin altında yatan gerçeklik” (tînetü külli’t-tîne) olarak da nitelendirdiği cevher, “kendi kendine yeterli olan, arazları (nitelikler) taşıdığı halde kendisi değişmeyen, niteleyen değil nitelenendir.”

Kindî’ye göre varlık ve oluşun ilkesi durumundaki heyulâ (ilk madde) ile suret (form) aynı zamanda güç ve fiili de ifade eder. Bu ikisinin birleşmesi yani güç halindeki heyûlânın surete bürünmesine ise “madde” denilmektedir.

Âlemin Yoktan Yaratılmışlığı
Bu yaklaşımın temel kabulü, Öklid geometrisinin aksiyomları ışığında “sonsuz bir niceliğin bulunmasının imkânsız olduğu” ilkesidir (sonlu olan sonsuz olamaz). Âlem bir nicelik olduğuna göre sonsuz/sınırsız değil, aksine sonlu ve sınırlıdır. Sonlu olan bir şeyin kendiliğinden var olması düşünülemeyeceği için, âlemin yaratılmış olduğu ve bir yaratıcısının bulunduğu kabul edilmek durumundadır.
Eski Yunan’dan beri kabul edilegelen anlayış doğrultusunda Kindî de “bir”in sayı değil sayıların ilkesi, ilk sayının da “iki” olduğunu savunur.
Bir ile nitelenen tüm kategori ve tümellerdeki birliğin özsel (zâtî) değil ilineksel (arazî) olduğunu belirten Kindî’nin nihaî amacı hakiki ve zorunlu Bir’in Tanrı olduğu, diğer bütün varlıklardaki birliğin ise O’ndan geldiğini kanıtlamaktır.
Kindî’nin Tarifler Üzerine adlı terimler sözlüğünde “madde ve sureti olup ezelî olmayan” şeklinde tanımladığı feleğin, cisminin zıddı bulunmadığı için oluş ve bozuluş kanununa tâbi olmadığını, fakat yoktan yaratıldığını söyler.

KİNDÎ’NİN BİLGİ ANLAYIŞI
Bilgiyi ifade etmek üzere “el-’ilm” ve “el-ma’rife” terimlerini kullanan Kindî, birincisini “varlığın hakikatini bilme” ikincisini de “sarsılmayan görüş” yani şüpheye yer bırakmayan kesin güvenilir bilgi şeklinde tanımlar.

Tarifler Üzerine adlı eserinde, nefsin üç ayrı tanımını verir. Buna göre nefis,
(a) canlılık yeteneği bulunan ve organı olan doğal bir cismin tamamlanmış hali; (b) güç halinde canlı olan doğal bir cismin ilk yetkinliği;
(c) kendiliğinden hareket eden akli (manevi) bir cevher olup birçok güce sahiptir.
Kindî’ye göre nefsin cevheri, yüce Yaratan’dan gelmektedir. Nefsin birbirine zıt olan istek ve öfke gücünden başka bir de düşünme gücü bulunduğunu belirten Kindî, istek ve öfke gücünün insanı aşırılıklara sürüklemesini düşünme gücünün engellediğini söyler.
Kindî, ilimleri çeşitli açılardan farklı şekillerde sınıflandırmıştır. Düşünce tarihinde ilimleri ilk defa “insanî ilimler” ve “dinî ilimler” şeklinde sınıflandıran filozofa göre insanî ilimler (a) doğrudan ilimler, (b) başka ilimler için araç olan ilimler diye ikiye ayrılır.
Doğrudan ilimleri de teorik ve pratik olanlar şeklinde iki grupta değerlendiren Kindî, teorik ilim saydığı psikolojiyi diğer teorik ilimler olan fizik ile metafiziğin arasına yerleştirir. Pratik ilimler ise ahlâk ve siyasettir. Başka ilimler için araç konumundakiler ise matematik ile mantık başlığı altında toplanan disiplinlerdir. Kindî’ye göre aritmetik, geometri, astronomi ve musikiden oluşan matematik ilimleri bilmeyen bir kimse felsefeyi öğrenemez.

Duyu Algısı
Duyu algısının konusu cisimli ve tikel varlıklardır.
Duyu organının dış dünyadan aldığı veriler ortak duyuda (küllî duyu) birleştirilerek tasarlama (musavvire) gücü tarafından algılandıktan sonra hafıza gücüne aktarılır. Böylece duyu algıları insan zihninde (nefs) birer kavram olarak yer alır.
Kindî, duyu algıları sürekli değişim içinde olduğu için buna bağımlı saydığı duyu bilgisi güvenilir bir bilgi türü olarak görmez.

Akıl İdraki
Akıl, maddi olmayan varlıklar alanına ait bilgileri aracısız ve zorunlu olarak algılar.
Kindî’nin “sürekli fiil halindeki akıl” (el-aklü’llezî bi’l-fi’l ebeden) adını verdiği etkin akıl, insana dışarıdan etki eden bir şey değildir. Maddeden bağımsız soyut bir cevher olan nefis, varlığın tür ve cinslerine ait tümel kavramları algılayıp onlarla özdeşleşir ki insan aklını güç halinden fiil alanına çıkaran işte bu tümeller olup etkin akıl (bilfiil akıl) işlevi görürler. Nefis türlerle birleşince fiil halinde akıl olur; birleşmeden önce ise kuvve halinde akıldır. Küllî kavramlar nefiste kuvveden fiile çıktığına göre, onlar nefiste kuvve halindeki “müstefâd akıl” durumundadırlar.
Kindî’ye göre insanın doğuştan sahip olduğu “güç halindeki akıl” (el-akl bi’l-kuvve) tümel kavramları algılamadığı yani sürekli fiil halindeki akıl ona etki etmediği sürece pasif bir güç durumundadır.
Sürekli fiil halindeki aklın etkisiyle güç halindeki akıl soyutlama yaparak kavram ve bilgi üretmeye başlar. Bu aşamada artık “fiil alanına çıkan müstefâd akıl” (el-aklü’llezî harece mine’l-kuv-ve ile’lfi’l) söz konusudur. Akıl ile kavram (akıl ve ma’kul) birleşip özdeşleştiği için istediğinde bilgi üretebilen bu aklın en belirgin özelliği, varlığa ait cins ve türleri yani tümeller ile önsel bilgileri algılamasıdır.
“Beyânî veya zâhir akıl” (el-aklü’l-beyânî evi’z-zâhir) bir önceki yani müstefâd aklın aktif durumudur (bildiğini icra eden akıl).

Sezgi
Kindî, duyu ve akıl dışında sezginin de bir bilgi kaynağı olduğunu savunur. Ona göre arınıp saflaşan nefis (ruh-zihin) doğrudan bilgi edinme imkânına kavuşur ki varlığa ait tüm bilgi formları onda belirmeye başlar. Burada söz edilen sezgi, mistik sezgiden farklı olarak bilgiyle aydınlanmış nefse özgü rasyonel bir bağlama sahiptir.

Vahiy
Vahyin insan için mümkün, gerekli ve güvenilir bir bilgi kaynağı olduğu fikrini savunarak epistemolojik zeminde temellendiren ilk filozof Kindî’dir.

Vahiy yoluyla gelen bilgi doğrudan Allah’ın dilemesi ile gerçekleşir.
---
Ortaçağ Felsefesi II
Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2359
Ocak 2013, Eskişehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder