Wolfgang
Sofsky - Terör Düzeni Toplama Kampı -
Notlar
Die Ordnung des Terrors, Das Konzentrationslager
The Order of Terror, The Concentration Camp
İngilizceye çeviren: William Templer, Princeton University
Press, New Jersey, 1997
BÖLÜM I: GİRİŞ
1.Giriş
22 Şubat 1933.
İlk mahkumlar Dachau'ya geldi.1Terk edilmiş barut fabrikası
kasvetli ve iç karartıcı görünüyor: Yirmiden fazla düz taş bina, yarı harap
halde, araziye dağılmış durumda. Kullanılabilir görünen tek yapı, eski yönetim
binası. Üç katlı dikenli tel bariyerle yeni çevrilmiş. Bodrum katında, bir
önceki akşam işe yeni başlayan polis memurları, mahkumların isimlerini
kaydederek bir liste hazırlıyorlar.
Toplama kampı sistemi, siyasi rakiplere yönelik kaotik bir
intikam aracı olarak başlamış; on iki yıl içinde milyonlarca insanın sistemli
bir şekilde yok edildiği endüstriyel bir imha mekanizmasına evrilmiştir. 22
Şubat 1933'te Dachau'ya getirilen ilk mahkumlar için süreç "düzenli"
bir polis kaydıyla başlamış, hatta başlangıçta gardiyanlarla siyasi
tartışmaların yapılabildiği yanıltıcı bir "normallik" hissi
uyandırılmıştır. Ancak bu durum, SS birliğinin gelişiyle radikal bir şiddete dönüşmüştür.
SS komutanı: “Bizim gözümüzde onlar bizden farklı, ikinci
sınıf birer varlık... Bu yüzden biz de duygusallıktan anlamıyoruz. Bu domuzlar
iktidarı ele geçirmiş olsalardı, kafalarımızın toz içinde yuvarlanmasını
sağlarlardı. Saflarımızda kan görmeye dayanamayan hiçbir adamın yeri yok... Bu
piçlerden ne kadar çok vurursak, o kadar azını beslememiz gerekecek.”
Başlangıçtaki "düzenli" karşılama, mahkumlar
üzerinde tehlikeli bir güvenlik yanılsaması yaratarak zihinsel direnci kırmış
ve kurbanları mutlak güç karşısında savunmasız bırakan bir "şok öncesi
evre" işlevi görmüştür. Bu geçiş, uygar dünyanın hukuk normlarının ve
insani beklentilerinin mutlak bir dehşet evrenine teslim oluşunu simgeler.
2. Mutlak Güç
Mutlak güç; despotizm, disiplin veya geleneksel tahakküm
biçimleriyle açıklanamaz. Geleneksel güç itaat beklerken, mutlak güç insan
eylemini ve iradesini temelden yıkmayı hedefler.
Mutlak Gücün Temel Özellikleri
Örgütlenme
Kamplar; komuta hiyerarşisi, iş bölümü ve kayıt tutma gibi
resmi bürokratik unsurlar barındırsa da klasik sivil/askeri kurumlardan
farklıdır.
SS, kuralları gücü sınırlamak için değil; keyfiliği ve
terörü kurumsallaştırmak için esneklik ve aşırılığa imkân tanıyan bir
"hareket" yapısı işletilmiştir.
Etiketleme
İktidar, mahkûmların kıyafetlerine dikilen renkli
yamalar/rozetler (kategori taksonomisi) aracılığıyla kendi yapay toplum
modelini kurmuştur.
Kademeli Güç / Suç ortaklığı
SS, kampı yönetmek için mahkûmların içinden seçtiği
görevlileri (Kapo, Schreiber vb.) kullanmıştır.
Bu durum mahkûmları ikilemde bırakmış, hayatta kalmak
isteyen görevlileri sistemin birer suç ortağına dönüştürerek terörün kampın her
hücresine sızmasını sağlamıştır.
Meşruiyetten arınma
Klasik iktidarlar rıza üretmek veya kendilerini
meşrulaştırmak için ideolojiye ihtiyaç duyar. Mutlak güçte ise terörün kendisi
bir amaçtır; meşrulaştırılmaya ihtiyaç duymaz.
Negatif Emeğin Araçsallaştırılması
Kamptaki emek ekonomik mantıktan uzaktır; mahkûmları
fiziksel ve zihinsel olarak tüketmeyi, aşağılamayı ve imha etmeyi amaçlayan bir
"ölüm aracı" (israf ekonomisi) olarak kurgulanmıştır.
Tamlık / Karşı-Şiddetin İmkânsızlığı
Mutlak güç; kurbanın elinden misilleme (suikast), adanmışlık
(şehitlik) veya kendi kaderini tayin etme (intihar) hakkını dahi alarak her
türlü simetriyi yok eder.
İntihar dahi iktidarın iradesine bir başkaldırı sayıldığı
için sert tedbirlerle engellenmek istenmiştir.
Salt Şiddet
Şiddet burada en son başvurulan bir çare değil, rejimin
doğrudan işleme biçimidir.
Şiddet eylemi ve infazlar bir ceza olmaktan çıkıp faile
dizginsiz bir "öz genişleme" sağlarken, kurbanı nesneleştirir.
Öldürme, kampın olağan gündelik rutinidir.
Mutlak Güçsüzlük
Güçsüzlük ortamı, geçmiş ve geleceğin anlamını yitirdiği,
sadece ani baskınlarla bölünen sonsuz bir "şimdiki zaman" yaratır.
Aşırı yokluk ve terör, mahkûmlar arasındaki dayanışmayı
kırarak herkesin herkese karşı mücadele ettiği (Hobbescu) kitlesel ve yalın bir
hayatta kalma savaşı doğurur.
Yaşam ve Ölüm Çizgisinin Silinmesi
Kamp, fiziksel ölümden önce gerçekleşen "toplumsal ve
zihinsel ölüm" alanıdır.
Açlık, eziyet ve salgınlar nedeniyle tamamen tepkisizleşen
mahkumlar, ruhsal olarak sertleşip insani eylem yeteneğini tümüyle kaybeden ve
canlı bir cesede dönüşürler.
Mutlak güç, Hobbesvari bir "doğa durumu" yaratarak
insanı insani özelliklerinden arındırır. Bu gücün amacı boyun eğdirmek değil,
insanın dünya ile olan tüm ilişkisini (mekân, zaman ve kimlik) dönüştürerek
gücün sınırsızlığını kanıtlamaktır.
3. Toplama Kamplarının Tarihi Üzerine
1933 Reichstag yangını sonrası çıkarılan "Koruyucu
Gözaltı" kararnamesiyle başlayan süreç, Theodor Eicke yönetimindeki
"Dachau Modeli" ile standartlaşmıştır.
1936'dan itibaren sistem, sadece siyasi rakipleri değil,
"asosyal" olarak etiketlenen her grubu kapsayan bir devlet aygıtına
dönüşmüştür.
Kamp sistemindeki endüstriyel imhanın dehşeti, mahkum ve
ölüm sayılarındaki orantısız artışla kanıtlanmaktadır.
Mauthausen: 1940'ta 8.122 yeni mahkum kabul edilmişken,
1944-45 döneminde 84.149 mahkum kabul edilmiş ve aynı dönemde ölü sayısı
35.042'ye ulaşmıştır.
Buchenwald: 1937'de 2.912 giriş varken, 1944-45'te bu sayı
137.915'e fırlamış, ölü sayısı ise 15.110'u aşmıştır.
Sachsenhausen: Sadece 1940-1942 yılları arasında ölü sayısı
1.000'lerden 12.000'lere çıkmıştır.
Mahkumlar üretmek için değil, "çalışarak ölmek" için
istihdam edilmiş; insan emeği "israf edilebilir bir ham madde"ye
indirgenmiştir.
BÖLÜM II: UZAY VE ZAMAN
4. Bölgeler ve Kamp Planları
Kamp mimarisi, gardiyanlar için "optimum ateş
alanı" ve SS için bir kontrol geometrisi olarak tasarlanmıştır. Mekânın
homojenleştirilmesi bireysel mahremiyeti yok ederken mutlak bir görünürlük
sağlar.
Izgara (Grid) Sistemi: Dachau ve Birkenau'da uygulanan dik
açılı düzen, hiçbir "kör nokta" bırakmaz. Bu mimari, gözetleme
kulelerindeki makineli tüfekler için doksan derecelik kesintisiz bir ateş alanı
sunar.
Majdanek ve Birkenau gibi devasa kamplar, mahkumların kendi
içlerinde de tecrit edildiği, aşılmaz dikenli tellerle bölünmüş sektörlerden
oluşur.
Mekânın bu mutlak kontrolü, mahkumun "kendi dünyasının
merkez noktası olma" yetisini elinden alır. Birey artık mekânda bir özne
değil, ızgara üzerindeki bir nesnedir; bu da zihinsel kaçış alanlarını bile yok
eden mimari bir şiddettir.
5. Sınır ve Kapı
Sınır, mutlak gücün egemenliğini mühürleyen bir tabudur. Bu
hattın ihlali, düzene yapılmış bir hakaret olarak görülür.
Bir mahkumun "telin yanına koşarak" intihara
teşebbüs etmesi SS tarafından bir sabotaj olarak cezalandırılır; çünkü bir
mahkumun ölümü üzerinde bile karar verme yetkisi yalnızca SS'e aittir.
Sınır, mahkumu hukuk dışı bir bölgeye hapsederek dış dünyayı
zihninden siler. Bu kapanma, kampı mahkum için tek gerçek evren haline
getirerek direniş potansiyelini felç eder.
6. Blok
Bloklar (kışlalar), bedenlerin istiflendiği mekânlardır.
Özellikle "Pferdestallbaracken" (at ahırları) tipi kışlalarda
binlerce kişi en temel hijyenden mahrum şekilde bir arada tutulmuştur.
Ranzalarda "sardalya şeklinde" yatma zorunluluğu,
kişisel alanı yok ederken koku, ısı ve dokunma gibi "yakın duyuların"
sürekli uyarılmasına yol açar. Bu duyusal aşırılık, mahkumlar arasındaki sosyal
etkileşimi felç eder.
Yatakların milimetrik bir düzenle yapılması zorunluluğu, en
küçük kırışıklığın şiddetle cezalandırıldığı statik bir işkence ritüelidir.
Alan darlığı ve sefalet, dayanışma yerine "herkesin
herkese karşı mücadelesini" körükler.
Fiziksel yoğunluk mahkumları atomize ederek birbirine düşman
eder. Kişisel alanın bu şekilde ihlali, mahkumun benliğini koruma yetisini yok
eden bir "sosyal ölüm" biçimidir.
Bloklardaki bu mekânsal daralma, kampın acımasız zaman
ritmiyle birleşerek mahkumu tamamen felç eder.
7. Kamp Zamanı
Kamp zamanı, planlı bir disiplinden ziyade, belirsizlik
yaratan bir terör ritmidir. Zaman, SS tarafından istendiği gibi genişletilip
daraltılabilir.
Yoklama
Saatlerce süren bir statik işkencedir. Bu eylemde
mahkumların sayısı ölüler ve diriler üzerinden tekrar tekrar teyit edilir;
ölüler bile yoklama meydanında "envanter" parçası olarak hazır
bulunmak zorundadır.
Monotonluk ve ani şiddet patlamaları, mahkumun eylemleri ile
sonuçları arasındaki rasyonel bağı kopararak onu sonsuz bir şimdiki zamana
hapseder.
Zamanın mutlak kontrolü, mahkumun "yarın" algısını
yok eder. Gelecek algısının silinmesi, bireyin kendi hayatı üzerinde bir plan
yapmasını imkansız kılarak direnişi kökten engeller.
Bu dışsal kamp zamanı, mahkumun kendi içsel zaman bilincini
ve kimliğini de parçalar.
8. Mahkumun Zamanı
Terör, mahkumun biyografik zamanını silerek onu bir
"numaraya" indirger. Kampa varıştaki geçiş ritüelleri (saç kesimi,
dezenfeksiyon) bu sürecin başlangıcıdır.
Mahkum artık bir isim değil, bir envanter parçasıdır.
Geçmişin ve geleceğin silinmesiyle mahkum, sadece biyolojik
bir hayatta kalma dürtüsüne indirgenir.
Mahkumun kendi hikâyesinden koparılması, onu mutlak güç
karşısında savunmasız bir nesneye dönüştürür.
BÖLÜM III: SOSYAL YAPILAR
9. SS Personeli
Toplama kampları başlangıçta SA, genel SS ve polis
güçlerinin karmaşık yetki çekişmeleri altında yönetilmiştir. Ancak Theodor
Eicke’nin müdahaleleriyle sistem merkezileştirilmiş ve genel SS'ten ayrılan
bağımsız, şahsen Eicke'ye bağlı "SS Ölüm Kafası Birlikleri"
(SS-Totenkopfverbände) kurulmuştur.
Muhafız birliklerinin ortalama yaş yapısı zamanla
gençleşmiş; 1936'da 23,2 olan ortalama yaş, 1938 sonunda 20,7'ye kadar
düşmüştür. Gençlerin katılım motivasyonları genellikle ideolojik olmaktan
ziyade sıradan nedenlere (güvenli bir gelir, ebeveyn bağımsızlığı veya şık
siyah üniforma) dayanmaktaydı.
Savaşın başlamasıyla bu birlikler Waffen-SS'in bir parçası
haline gelmiş, cephedeki kayıpların yerine yaşlı yedek askerlerin, Almanca
bilmeyen "etnik Almanların" ve yabancı uyrukluların dâhil edilmesiyle
başlangıçtaki elit askeri kimlik aşınmıştır.
Örgütlenme ve Bürokrasi
"Dachau modeli" uyarınca kamp bürokrasisi oldukça
uzmanlaşmış beş ana bölüme ayrılmıştır:
- Komutanlık
Makamı (Bölüm I): Hizmet ve personel konularında en yüksek otoritedir.
- Siyasi
Bölüm / Gestapo (Bölüm II): Mahkum dosyaları, sorgulamalar ve infaz
emirleriyle ilgilenen, doğrudan RSHA'ya bağlı ve komutanlığın sızamadığı
bir belirsizlik alanıdır.
- Koruyucu
Gözaltı Kampları (Bölüm III): İç hizmet operasyonları, yoklamalar ve İş
Dağıtım Liderliği (Arbeitsdienstführer) aracılığıyla mahkum emeğinin
organizasyonundan sorumludur.
- İdari
İşler (Bölüm IV): Gıda, giyim, malzeme ve binaların bakımını üstlenen
kampın ekonomik kalbidir.
- Tıbbi
Hizmetler / Revir (Bölüm V): Doktorlar ve sağlık görevlilerini kapsayan,
salgın kontrolü ve çalışmaya uygun olmayanların tasfiyesini yürüten
bağımsız bir birimdir.
Bölümler arasındaki "bölümsel egoizm" ve çift
astlık ilkesi, yerel ofislere geniş bir bağımsız hareket alanı sağlayarak
sistemi esnek ama tahmin edilemez kılmıştır.
Eicke, muhafızlar arasında resmi askeri kuralları ve rütbe
hiyerarşisini aşan, ordu karşıtı bir "kardeşlik ruhu" ve eşitlik
ilkesi (yemekhanelerin birleştirilmesi, samimi "sen" hitabı)
aşılamıştır. Bu durum, dış denetimlerden kaçan, hataların örtbas edildiği
komplocu bir suç ortaklığı zeminini doğurmuştur. Şiddet, personelin kolektif
alışkanlığının temel bir parçası haline getirilmiş; muhafızların kışlada
uğradığı zorbalık ve aşağılanmalar, telafi edici bir şiddet olarak doğrudan
mahkumlara aktarılmıştır.
10. Sınıflar ve Sınıflandırmalar
1936'da yürürlüğe giren kategori sistemiyle SS, mahkumları
üniformalarına dikilen renkli üçgenlerle işaretlemiştir:
Yeşil (suçlu),
Siyah (asosyal),
Mavi (göçmen),
Kahverengi (Çingene),
Kırmızı (siyasi) ve sarı (Yahudi).
SS'in dayattığı bu etiketler, mahkumlar arasındaki sivil
toplumdan kalma önyargıları ve şovenizmi (özellikle Polonyalıların Almanlara,
Ruslara ve Yahudilere karşı dikey mücadelesi) tetikleyerek dayanışmayı
engellemiştir.
11. Öz Yönetim ve Güç Düzeyinin Derecelendirilmesi
Kamp yönetimi, kontrol maliyetini azaltmak ve sorumluluğu
devretmek amacıyla mahkumlardan oluşan yardımcı bir "öz yönetim" mekanizması
kurmuştur. Bu yapı, kurbanları tiranlığın suç ortaklarına dönüştürerek personel
ile mahkumlar arasındaki ayrımı bulandırmıştır.
Kamp Büyüğü (Lagerältester): Kamp yönetiminin doğrudan
muhatabı ve emir zincirinin en üstündeki mahkumdur.
Blok Büyüğü (Blockältester): Koğuşlardaki düzen ve erzak
dağıtımından sorumlu, askeri alay komutanı yetkilerine sahip kişidir.
Kapolar ve Alt Kapolar: Çalışma komandolarını gözetim
altında tutan, iş görevlerini dağıtan ve disiplini şiddet yoluyla sağlayan
denetçilerdir.
Yazma Odası (Schreibstube) ve İş İstatistikleri Ofisi
(Arbeitsstatistik): Yeni gelenleri kaydeden, kart kataloglarını tutan ve nakil
listelerini hazırlayan, SS'in uzmanlık eksikliği nedeniyle bağımlı olduğu ve
direnç gruplarının sızarak hayat kurtardığı yasa dışı güç merkezleridir.
Mahkum elitleri, ezilenlerin yanında yer alıp dayanışma
gösterdiklerinde SS'in desteğini kaybetme ve ölümcül sefalete sürüklenme
riskiyle karşılaşmışlardır. Koruma ve yardım ancak belirli bireysel müşterilere
veya ideolojik çekirdek gruplara (özellikle Komünist direniş kadrolarına)
kayırmacılık (proteksiyonizm) yoluyla sunulabilmiştir. SS ise elitler
arasındaki kızıl-yeşil mücadelesini (yönlendirilmiş dolaşım) körükleyerek ve
muhbirler yerleştirerek yardımcılarını sürekli denetim altında tutmuştur.
12. Aristokrasi
Kamp aristokrasisi; açlık ve sefaletin ortasında yeterli
gıdaya, sıcak giysilere, özel odalara, revirde öncelikli tedaviye, geneleve ve
can sıkıntısını gideren kültürel etkinliklere (orkestra, tiyatro, boks, futbol)
erişimi olan imtiyazlı bir sınıftır.
"Köklü kurtlar" olarak anılan kıdemli mahkumlar,
en büyük imha dalgalarından sağ kurtulmayı başardıkları için doğal bir
saygınlık ve otorite kazanmışlardır. Bu konumlarını korumak için yeni gelenleri
acımasızca ezmiş, bilgi ve malları tekelleştirmişlerdir. Prestijin temeli
meslek ya da eğitim değil; doğrudan mülkiyet, güç ve öldürme/dövme ayrıcalığına
sahip olmaktır.
Bu elit kesim, ağır işlerden muaf tutulan ve kendilerine
masaj yapan, odalarını temizleyen geniş bir hizmetçiler ve uşaklar topluluğu
kurmuştur.
13. Kütle, Değişim, Ayrışma
Güç ve ayrıcalıktan yoksun "normal" mahkumlar,
sefalet ve anonimlik dünyasında yaşamaktaydı. Kamp iktidarı, mahkum toplumunu
kapalı ve sıkıştırılmış bir seri kitleye dönüştürerek kolektif bir patlama
potansiyelini felç etmiştir. Kitlede bireyler yan yana dizilmiş olsalar da
derin bir izolasyon, sosyal atomculuk ve egoizm içindeydiler. Fiziksel
yakınlık, kişiler arası bir "biz" duygusu ya da dayanışma
üretmiyordu.
Savaşla birlikte çok dilli bir topluma dönüşen kampta,
Almanca bilmeyen mahkumlar tekmelenip dövüldükleri bir anlama yoksunluğu çölüne
düşmüşlerdir. İletişim, farklı ulusal dillerin ve SS kışla jargonunun kaba bir
karışımı olan, hayatta kalma nesnelerine odaklanmış ilkel bir kamp dili ile
sınırlıydı. Yaşamın sürdürülebilmesi için takas ve karaborsa sistemi (ekmek
rasyonları, sigara, altın dişler, sivil kıyafetler) kesinlikle gerekliydi.
Karaborsa ve takas eşitlikçi değildi; hiyerarşideki
güçlüler, sömürü ve gasp yoluyla piyasayı yönlendiriyordu. Kronik açlık, ekmek
hırsızlığını ve soygunları sıradanlaştırmış; bu durum blok içi şiddetli
infazları beraberinde getirmiştir. Yaygın muhbir ve casus ağı, mahkum toplumunu
içeriden parçalayarak kalıcı dostlukların kurulmasını engellemiştir.
BÖLÜM IV: ÇALIŞMA
14.Çalışma ve Kölelik
Toplama kampında çalışmanın sivil iş anlayışıyla hiçbir
ortak noktası yoktu; mahkumlar sömürülmek için değil, tüketilene kadar sürülmek
için çalıştırılıyordu. Çalışma, beden ve ruhun terbiye edildiği bir cezaevi
ıslah emeği de değildi; doğrudan imhaya yönlendirilmiş bir terör enstrümanıydı.
1941-42 kışında SS'in silah üretimi amacıyla başlattığı
"ekonomik seferberlik" ve "prim sistemleri", sömürücü
niteliği değiştirmediği gibi sadece az sayıda ayrıcalıklı mahkumu kapsamıştır.
15. Yararlanıcılar
Mahkum emeğinin örgütsel tarihinde dört temel yararlanıcı
grup öne çıkmıştır:
Kampın Kendisi: Mahkumlar, ölene dek kapatılacakları
kampları (yollar, kışlalar, idari binalar) kendi kas güçleriyle sıfırdan inşa
etmişlerdir.
SS Ekonomik Girişimleri: Pohl'un denetimindeki DEST (taş
ocakları, tuğla fabrikaları), DAW (ahşap/demir üretimi) ve Texled (tekstil)
şirketleri. Taş ocağı ve tuğla fabrikalarında çalışmak doğrudan kitle imha
işlevi görüyordu.
SS İnşaat İdaresi: Savaşın son aşamasında Hans Kammler
önderliğindeki Kammler Özel Kadrosu, üretimi yeraltına taşımak amacıyla
(Dora-Mittelbau tünelleri, V1/V2 roket inşası) on binlerce mahkumu konut ve
gıda güvencesi olmadan ölümcül projelerde çalıştırmıştır.
Özel Silah Üreticileri: SS'ten işçi kiralayan sanayi devleri
(Siemens, AEG, BRABAG, Krupp, Rheinmetall-Borsig, Heinkel, Messerschmitt, I.G.
Farben). I.G. Farben'in Monowitz Buna fabrikasında çalıştırılan 35.000
mahkumdan en az 25.000'i feci koşullar nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
16. Çalışma Durumları
Terör, çalışma durumlarının marjinal bir koşulu değil, tam
çekirdeğiydi.
Yıkıcı fiziksel sömürü, beden bütünlüğünü parçalayarak
mahkumları bitkin ve tepkisiz birer canlıya dönüştürüyordu.
İşlerin bilinçli olarak mekanik ekipman olmadan, ilkel el
araçlarıyla yapılması, faillerin uzmanlık bilgisine ihtiyaç duymadan sınırsız
despotik denetim ve keyfi şiddet uygulayabilmesini sağlıyordu.
Mahkumlar bu ölümcül tempoya karşı kendiliğinden yavaş
çalışarak ("fren yapmak"), aletleri bozarak veya doğrudan montaj
süreçlerini aksatarak (sabotaj) direnmişlerdir.
BÖLÜM V: ŞİDDET VE ÖLÜM
17. Muselmann
"Muselmann", açlık, hastalık ve sefalet politikası
sonucunda fiziksel ve zihinsel olarak tamamen yıkılmış, yaşam ile ölüm
arasındaki ayrım çizgisinin ortadan kalktığı "yaşayan ölüleri"
simgeler.
Kasları erimiş, sırt kasları çökmüş, derisi parşömenleşmiş
ve vücudu ödemlerle dolmuş bu figürler, insanın bütünüyle yok edilmesini ve
mutlak gücün insan üzerindeki nihai zaferini somutlaştırır.
Zihinsel olarak hafızalarını, kimliklerini ve duygularını
kaybederek dünyaya karşı tam bir uyuşukluk ve kayıtsızlık içine girerler.
Öz disiplinlerini ve temizlik alışkanlıklarını (medeni dik
duruşu) yitirdikleri için sosyal hiyerarşinin en altına düşmüş, diğer mahkumlar
ve Kapolar tarafından can sıkıcı birer engel veya günah keçisi olarak görülüp
hırpalanmış, izole edilmişlerdir.
Diğer mahkumların Muselmann'a karşı gösterdiği savunmacı
kayıtsızlık, kendi kaçınılmaz geleceklerini görme korkusundan kaynaklanıyordu.
18. Salgınlar
Savaşın son aşamasında aşırı kalabalıklaşan ve sürekli yeni
nakillerle enfeksiyon zincirine bağlanan kamplarda tifüs, tifo, dizanteri ve
tüberküloz salgınları yıkıcı bir seyir izlemiştir. Hijyen eksikliği, kirli içme
suları ve bitler salgınların ekolojik zeminini oluşturmuştur.
Tarihsel ve kamptaki iktidar stratejileri incelendiğinde iki
temel refleks görülür: enfekte olanların tecrit edilmesi (enfeksiyon/ölüm
blokları) ve kampın mühürlenerek karantinaya alınması. SS için salgınlar,
"istenmeyen" mahkumların imhasını hızlandıran, onları kirli işlerden
kurtaran doğal bir müttefikti.
Mahkum doktorlar ve görevliler ise teşhisleri gizleyerek,
hasta listelerini tahrif ederek ve yasa dışı ilaç temin ederek salgını örtbas
etmeyi bir sosyal öz savunma/direniş yöntemi olarak kullanmışlardır.
19. Terör Cezası
Yaptırım mekanizmasının "terör cezasına" dönüşmesi
akışkandır. SS, uydurulmuş gayri resmi kurallar ve karşılanması imkansız
taleplerle dolu bir "cezalandırılabilir suçlar ormanı" kurarak
mahkumu sürekli bir suçluluk ve keyfilik tuzağına sıkıştırmıştır. Mahkumların
bu yaptırımlardan kaçınmak için geliştirdiği tek strateji, son derece dikkatli
olmak ve görünmez kalmaktır.
Cezalandırma yetkisinin alt kademelerdeki SS personeline ve
Kapolara devredilmesi, yargılama ve ceza sürelerini ortadan kaldırarak anında
doğrudan şiddete (dayak, sığınak hapsi, Ceza Bölüğü) yol açmıştır.
Toplu cezalar, mahkumlar arasında günah keçisi mekanizmasını
tetikleyerek terörü koğuşların içine taşımıştır. Akşam yoklamalarındaki halka
açık bedensel cezalar (kırbaçlama) ve infazlar (idamlar), mutlak iktidarın
kitle karşısındaki egemenliğini ritüel bir gösteriye dönüştürerek kurbanları ve
izleyicileri tam bir çaresizliğe mahkum etmiştir.
20. Şiddetli Aşırılıklar
Kamplardaki şiddetli aşırılıklar (can sıkıntısı işkenceleri,
keyfi öldürmeler, sığınak eziyetleri) sadist canavarların çılgınlığı değil;
barbar bir kışla tacizi biçiminde kurumsallaşmış, terörün gündelik rutin haline
geldiği soğukkanlı eylemlerdir. Faillerin çoğu "korkutucu derecede
normal" insanlardı. İşkencenin (örneğin Buchenwald ve Auschwitz Siyasi
Bölümündeki "salıncak" işkencesi) amacı itiraf almak değil; kurbanı
tamamen hareket kabiliyetinden ve dilinden yoksun bırakarak salt acı çeken bir
beden yığınına indirgemekti.
Grup dayanışması ve SS şiddet alt kültürü, "çelik gibi
sert" görünmeyi ve vahşette yarışmayı talep ediyordu. Sorumluluk,
bürokratik rollerin anonimliği ve esnek "çerçeve emirler"
aracılığıyla dağıtılıyordu. Toplu katliamlarda (ateş mangası, enseden vurma) ve
sürek avlarında bireysel suçluluk duygusu kolektif eylemin içinde kayboluyordu.
Şiddeti kolaylaştıran en önemli psikolojik faktör ise; kurbanın
marjinalleştirilmesi, anonimleştirilmesi ve aşırı sefalet yoluyla bireysellikten
arındırılması (hayvanlaştırılması) sayesinde fail ile kurban arasında yaratılan
uçurumsal mesafeydi.
21. Seçim
Seçim (ayıklama), çalışabilir durumda olanlar ile
"gereksiz" nüfusun birbirinden ayrıldığı, toplama kampı sisteminin
temel bürokratik yönlendirme aracıydı. Bu süreç, T4 ötenazi programının ve "Özel
Tedavi 14f13" operasyonunun kamplara uyarlanmasıyla başlamış; daha sonra
tamamen kamp doktorlarının inisiyatifine bırakılarak "tıbbileştirilmiş
öldürme" sistemine dönüştürülmüştür.
Seçimler iki ana modelde yapılıyordu: kurbanların çıplak
olarak SS yargıçlarının önünden geçirildiği aşağılayıcı "geçit
töreni" (hareketli seri) ve SS subayının hazır ol vaziyetindeki donmuş
sıralar arasında ölümcül bakışlarla yürüdüğü "adımlama" (durağan
seri). Revirlerdeki poliklinikler, tıbbi vizit kisvesi altında zehirli fenol
enjeksiyonlarının yapıldığı gizli seçim odalarıydı.
Auschwitz seçme rampasındaki kabul oranları (%20 ila %40
arası), kurbanın gerçek sağlığından ziyade kampın o anki doluluk kapasitesine,
ölenlerin sayısına dayanıyordu. SS, rampadaki kitleyi bölmek, panik ve
direnişi engellemek için sistematik aldatma (sıcak şarap ikramları, iş
vaatleri, kibar tonlamalar) ve felç edici bir hız/şiddet taktiği uygulamıştır.
22. Ölüm Fabrikası
Ölüm fabrikaları (Reinhard Operasyonu kampları: Belzec,
Sobibór, Treblinka ile Majdanek ve Auschwitz-Birkenau), insanları endüstriyel
yöntemlerle ve montaj hattı düzeninde yok etmek için tasarlanmış rasyonel
kuruluşlardı. Kitle kırımının başarısı şiddetin mekanizasyonundan değil; imha
sürecinin soyunma, gazlama, saç kesme, altın diş sökme ve yakma (krematoryumlar
veya yakma çukurları) adımlarının kusursuz bir iş bölümüyle koordine
edilmesinden kaynaklanıyordu. Kurbanların sorunsuz bir şekilde ölüme gitmesi için
sistemli bir aldatma düzeneği (sahte tren istasyonu levhaları, çiçek saksıları,
askı numaraları, beyaz önlüklü SS konuşmacıları) kullanılmıştır.
Bu cehennem aygıtının en dehşet verici unsuru, tüm kirli el
işlerini yapmak zorunda bırakılan ve kendileri de her an imha edilme
tehlikesiyle yaşayan Yahudi Sonderkommando
(Özel Birlik) mahkumlarıydı. Sonderkommandolar, gaz odalarını boşaltmış,
ölülerin saçlarını kesmiş, altın dişlerini sökmüş ve cesetleri yakma
fırınlarında ya da insan yağıyla beslenen devasa yakma çukurlarında küle
dönüştürerek kalıntıları eleklerden geçirip un ufak etmişlerdir.
Sonderkommando İsyanları
Treblinka Ayaklanması (2 Ağustos 1943): SS
cephaneliğinin soyulması ve kışlaların yakılmasıyla başlayan kaçış girişimi.
Sobibór İsyanı (14 Ekim 1943): Rus savaş esiri
subayların liderliğinde on bir SS subayının öldürülmesi ve mayın tarlalarını
aşarak ormana kaçış.
Auschwitz Sonderkommando İsyanı (7 Ekim 1944):
Tasfiye edileceklerini öğrenen mahkumların 4 numaralı krematoryumu havaya
uçurması ve sivil usta ile Kapoları fırınlara atmasıyla sonuçlanan, tüm
kaçanların katledildiği tarihi direniş.
Epilog
Alman toplama kampları, uygarlık tarihinin dışındaki bir
"barbarlığa geri dönüş" ya da irrasyonel bir sapma değildir; aksine
modern uygarlığın disiplin, gözetim, sınıflandırma ve rasyonel örgütlenme
teknolojilerinin amaçlarından arındırılarak terör enstrümanlarına
dönüştürülmesinin bir sonucudur.
Fabrika, askeri kışla, bürokrasi, hapishane ve akıl
hastanesinin mikro-güç yöntemleri (tipleme, dosyalama, rasyonel iş bölümü,
dikey yetki devri) kampta imha hizmetine sunulmuştur.
Modern sistemik katliamların yürütülmesi için sadist
canavarlara değil; görev bilinciyle hareket eden vicdanlı muhasebecilere,
memurlara ve doktorlara ihtiyaç duyulmuştur.
Terörün kalıcılığı, sadece karizmatik liderlerin
despotizminden değil, on binlerce sivil personelin, yararlanıcının ve bizzat
kurbanlar arasından seçilen mahkum görevlilerin aktif suç ortaklığından
beslenmiştir.
Cehennem metaforu yetersizdir; çünkü teolojik cehennem
günahkarların mutlak adaletle cezalandırıldığı ahlaki bir yerken, toplama kampı
suçsuz insanların "Muselmann" adı verilen biyolojik nesnelere
dönüştürüldüğü, sosyal dünyanın tam ortasındaki rasyonel bir mezbahadır.
Mutlak güç, ekonomik ya da ideolojik üretken bir amaç
gütmez; kendi varlığını sonsuz kılmak ve kurbanın varoluşunu adım adım tüketmek
amacıyla çalışan tamamen negatif, yok edici bir kuvvettir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder