8 Ekim 2011 Cumartesi

Martin Heidegger – Gelassenheit

Martin Heidegger – Gelassenheit


Conradin Kreutzer

…mesleği vücuda getirmek, ortaya çıkarmak olan bir kimseyi anacak ve ona saygı göstereceksek her şeyden evvel onun eserlerine gerektiği gibi saygı göstermeliyiz.

Bu seslerde sanatçının kendisi mevcuttur; çünkü ustanın eserdeki mevcudiyeti yegâne mevcudiyettir. Usta ne kadar büyükse, onun şahsı eserinin tam o kadar gerisinde kalır ve kaybolur. (s. 35/36)

…hepimiz çoğunlukla düşünce fakiriyiz. (s. 36/37)

Anma ve düşüncesizlik yan yana bulunuyor.

Biz ancak bilerek veya bilmeyerek, sahip olduğumuz şeyi kaybedebiliriz veya tabiri taizse ondan yakamızı kurtarabiliriz.

Dolayısıyla artan düşüncesizlik bugün insanın bizzat iliğini kemiren bir süreçten kaynaklanıyor olmalıdır: Bugünün insanı düşünmeden firardadır. Düşünceden bu kaçış düşüncesizliğin temelidir. (s. 37)

Hesaplayıcı düşünme bir fırsattan diğerine koşar. Hesaplayıcı düşünme asla durmaz, asla kendini toplayıp kendine gelmez. Hesaplayıcı düşünme sükûnetle düşünen düşünme değildir, varolan her şeyde hüküm süren anlamı tefekkür eden düşünme değildir.

İki tür düşünme vardır: hesaplayıcı düşünme ve sükûnetle düşünen düşünme.

Çağdaş insanın düşünmeden firarda olduğunu söylerken aklımızdaki bu sükûnetle düşünen düşünmedir. (s. 38)

Toprağına insanın kök salabileceği, yani köklü olabileceği hayat verici bir yurt toprağı hâlâ var mıdır?

…yurtlarında kalmış olanlar,
…her gün her saat radyo ve televizyona daha fazla bağlanmaktalar. (s. 40)

Modern iletişim tekniklerinin insanı harekete geçirdiği, üzerine çullandığı ve önüne katıp sürüklediği her şey, her şey bugün insana çiftliğinin etrafındaki tarlalardan daha yakın, arz üzerindeki semadan çok daha yakın, gecenin güne dönmesinde çok daha yakın…

Yurtlarından sürülmüş olanlarla yurtlarında kalmış olanların durumu farksız ise – yeni olan nedir? Cevap: İnsanın köklülüğü bugün can evinden tehdit edilmektedir. Hatta daha da fazlası: köklülüğün kaybına yol açan ne sadece daha ahval ve mukadderattır, ne de bu sadece insanın hayat tarzının gaflet ve sathiliğinden kaynaklanır. Köklülüğün kaybı hepimizin içine doğduğu çağın ruhundan kaynaklanır. (s. 41)

Dünya şimdi hesaplayıcı düşüncenin saldırılarına, artık karşı koyabilecek bir şeyin çıkabileceğine en küçük ihtimal verilmeyen saldırılarına açık bir nesne olarak görünür. Doğa modern teknoloji ve sanayi için devasa bir akaryakıt deposuna, bir enerji kaynağına dönüşür. (s. 42)

Modern teknolojide saklı olan güç insanın varolanla ilişkisini belirler. O bütün yeryüzüne hükmeder.

Kimse gelecekteki esaslı değişimleri öngöremez. Fakat teknolojik ilerleme gittikçe hızlanacak ve asla durdurulamayacak. Varoluşunun bütün alanlarında insan gittikçe daha da sıkı biçimde teknolojinin güçleriyle kuşatılacaktır. (s. 43)

İnsan, teknolojinin karşı konulmaz üstün gücünün insafına kalmış şaşkın ve savunmasız bir kurbandır.

…yakın olana götüren yol biz insanlar için her zaman en uzun ve dolayısıyla en zor yoldur. Bu yol sükûnet içinde düşünen düşünmenin yoludur. Sükûnet içinde düşünen düşünme, bizden tek bir fikre tek taraflı olarak saplanıp kalmamayı, tasavvurların tek yönlü yolunun ardında koşmamayı talep eder. Sükûnet içinde düşünen düşünme, bizden ilk bakışta uyuşmaz / bağdaşmaz görünen şeyle meşgul olmamızı talep eder. (s. 45/46)

Teknik aygıtlara bağımlıyız; hatta onlar hep daha büyük ilerlemeler için bize meydan okurlar. (s. 46)

Kendisini gösteren ve aynı zamanda geri çeken şey sır dediğimiz şeyin temel özelliğidir. Teknolojide saklı olan anlama açık durmamızı sağlayan tutuma; sırra açıklık diyorum.
Şeylere karşı sermestilik ve sırra açıklık bir arada bulunur.

Şeylere karşı sermestilik ve sırra açıklık bize bir gün, eski ve şimdi süratle kaybolan köklülüğü değişik bir form içinde yeniden ele geçirmek için bile uygun olabilecek yeni bir köklülüğün panoramasını sunarlar.  (s. 48)

Hesaplayıcı düşünme bir gün yegâne düşünme tarzı olarak benimsenip icra edilir Hale gelebilir.
Peki sonra? Sonra insan kendi özel doğasını –sükûnet içinde düşünen bir varlık olduğunu inkâr etmiş ve işe yaramaz diye fırlatıp atmış olurdu.

Bizler kabul etsek de etmesek de esirde çiçeklenip meyveye durmak için kökleriyle topraktan yükselmesi gereken bitkileriz.
Peter Hebel (s. 49)



Düşünceye Çağıran – Yurt Müdafaası
Martin Heidegger – William McNeill – Kai Hammermeister
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder