29 Eylül 2017 Cuma

Rize - Kültür Bakanlığı Tanıtma Eserleri Dizisi

Ed. Seyfi Başkan - Rize


Rize, tanık olduğu sosyo-kültürel olaylarla öne çıkan önemli kentlerden biridir.
Jeopolitik konumu (…) siyasal ve sosyal olaylar içinde yer alması sonucunu doğurmuş…

…yayla turizminin sürdürülebilmesi için doğal çevrenin korunmasına da özen gösterilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, Anadolu’nun varolan doğa, tarihi ve kültür birikiminin bir envanteri…

Rize’nin Tarihine Bir Bakış (Mehmet Bilgin)
Strabon (MÖ. 64 - MS. 21) Trabzon ve Giresun’un güneyine düşen dağlara Tibarenler ile eski zamanlarda Makronlar denilen Sanni/Tzan/Canlar’ın bulunduğunu kaydederek Trabzon’dan sonra Kolkhis bölgesinin geldiğini ve yukarı Kolkhis’de, tepeleri Heptakometler kavmi tarafından işgal edilmiş (…) çok kayalık olan Skydises dağı bulunduğunu yazar.

Heptakometler’in Ksenophon’un Mosynekler diye bahsettiği halk olduğunu, Paryados dağlarında yaşayan diğer halkların tamamının vahşi olmasına rağmen, Heptakometler’in bunlardan daha kötü olduğunu (…) üç Roma bölüğünü imha ettiklerini yazar.

Mosynekler (ağaçtan yapılmış kule gibi evlere Mosyn denildiği için adları Mosynek) Strabon bunların Heptakometler (Yediköylüler) olduğunu bildirir (Delibal’ı kaselerle yol üzerine bırakırlar, Romalı askerler bunları yiyerek uykuya dalar, onlarda saldırıp hepsinin hakkından gelirler).

Pontos Kralı Mithridates Roma ordusundan kaçıp Kırım’a, oğlunun yanına gider (MÖ. 66). Roma Ordusu Kelkit yakınlarında kışlar. Dönüş yolunda Heptakometlerin saldırısına uğrarlar.
Heptakometler (Yediköylüler) Rize için yabancı bir isim değil: Osmanlı Döneminde İkizdere vadisindeki bölge Kurayiseba yani Yediköyler adı ile anılırdı. Delibal da bu bölgede Tutanbal olarak bilinir.
Yazılı kaynaklarda Rize adına ilk defa Arrianus’un “Periplo” (Gemi Yolculuğu) adlı eserinde rastlıyoruz (MS. 131-132).

W.E.D. Allen, A History of the Georgian People adlı eserinde Karadeniz’de Rumca sanılan birçok yer isminin lazca olduğunu ileri sürer. Athenai (Pazar ilçesinin eski adı) isminin Lazca’da “Gölgelerin olduğu yer,” Yunanca pirinçten ileri geldiği iddia edilen Rhizaion / Rize’nin lazca “İnsanların ve askerlerin toplandığı yer” Mapavri (bugünkü Çayeli) isminin ise “Yapraklı” anlamına geldiğini belirtmektedir.

Trabzon’un güneyinde Gümüşhane / Canca ve Trabzon’un doğusundaki bölgelerde Canlar yaşamaktaydılar.
Bunlar Trabzonlulardan nefret ederlerdi (s. 20)
Araklı yakınlarındaki Zanike (Canike), Ortaçağda Sürmene (Sousoumania sitesinin bulunduğu Canayer (bugün Buzluca Köyü) Canlardan kalan izlerdir.
Arrianus (ayrıca), Canların haydutluk ettiklerinden söz etmektedir.
Arrianus Ofi/Solaklı nehrinin doğusunda kalan toprakları Kolkhların ülkesi olarak tanıtır.
Ksenophon Giresun ve Trabzon’u Kolkhların ülkesi olarak tanıtmıştı. Aradan geçen 5 asır içinde Kolkhlar doğuya çekilmek zorunda kalmışlar.
Arrianus Lazların Taupse civarında yaşadıklarını belirtir. Pazar’dan sonraki topraklardan ise insansız ve isimsiz olarak söz eder.

Romalılar, Rize’nin de içinde yer aldığı bölgeyi Kapadokya eyaleti dahilinde yönetmişlerdir. Bölge daha sonra teşkil edilen Pontos eyaleti içine katılmıştır.
Rize, Roma garnizonları tarafından korunmaktaydı.

Rize kalesi bölgenin savunması açısından çok önemliydi.
6. yüzyılda İran ülkesiyle yapılan savaşlarda kalelerin önemi daha da artmıştır.
Canlar da bu dönemde Roma’ya karşı ayaklanmaktaydılar.
Kolkhis diye adlandırılan Karadeniz’in Güneydoğu ahalisi Roma yönetiminden memnun değildi. Faş ve Rion nehirleri arasında kalan bölgede yaşayan Lazika ahalisi de Romaya karşı Sasanilerden yardım istemiş, merkezi Petra’da bulunan Bizans garnizonunun Trabzon’a kadar geri çekilmesine neden olmuş. Bu dönemde (6. Yüzyıl) yapılan savaşlarda Bizans sınırı Çoruh’un batısına, Asparos’a kadar çekildi.

7. yüzyılda da Bizans-İran savaşları devam etti.
11. yüzyıldan itibaren bölgede Türk akıncıları görülmeye başlandı. 1073-1074 yıllarında Türk akıncıları Trabzon bölgesini ele geçirdiler.
Aynı dönemde Rize’nin doğusu Gürcü akınlarına maruz kalkıştır.
Theodor Gavras 1075’te bölgede Bizans kontrolünü yeniden tesis etti. Artan Türkmen akınları a rağmen Gavras hanedanı bölgede uzun süre otoritesini korumayı başardı.
Bizans tahtından ihtilalle devrilen Komnenos ailesinin varisi olan Aleksius ve David adlı iki kardeş, Gürcistan Kraliçesi Thamara’nın adamları tarafından saraydan kaçırılıp Kolkhid bölgesine götürüldü. Olaydan 18 yıl sonra 1204 yılında Latinler Bizans’ı yağmalamaya başladı. Batıda bunlar yaşanırken Aleksius ve David, çoğunluğunu Kumanların teşkil ettiği bir ordu ile Trabzon’u ele geçirdiler.

Bugün İkizdere’nin dağ köylerinde yaşayan Kumbasarlar, bir dönem Gürcü ordusunda başkomutanlık yapan ve Kraliçe Thamara tarafından görevinden alınan Kumbasar ailesine mensupturlar. (s. 26)

Tekstil ve ticaret merkezi olan Rize Trabzon merkezli Rum krallığına bağlı bir kaza (Bandon) idi.

İspanya Kralı adına Timur’a giden Clavijo, dönüş yolunda Hemşin bölgesinden geçer (1405). Bölge halkının hırsız ve eşkıya olduğundan söz eder.
Hemşinliler, Akkoyunlular ile aynı atadan gelirler ve onlardan daha ileri dönemde İslam’a dönmüştürler. (s. 28)

Koyun besleyen Akkoyunlulara bağlı Pornak/Purnak boyundan yadigâr Purnak ismi Hemşin’in yaylarında yaşamaktadır.
Bölge halkının “kulaklı” dediği usta demirci işi bir ucu kurtbaşı diğeri stilize edilmiş koçbaşı şeklindeki kapı menteşeleri Hemşin kültüründen kalan izlerdir.

Hemşin bölgesi 1458’de Akkoyunlulara tabi oldu. Tabi olmayanlar kılıçtan geçiriliyordu.
Fatih 1461’de Trabzon Krallığını ortadan kaldırdı.

Fethi müteakip bölgeye çeşitli boylardan Türkler gelmeye başladı (en başta Çepniler).
Karamanoğulları ortadan kaldırıldıktan sonra Karaman ahalisinden gelenler oldu.
Rumelinden sürgün edilenler bölgeye getirildi (en çok Arnavutlar). Kosova, Siroz, Yenişehir, Kalkandelen gibi Balkan şehirlerinden insanlar bölgeye sürgün edildi. Bunların torunlarının bazısı geldikleri şehirlerin ismini soyadı olarak kullanmaktadır.

Akkoyunlular ile Safeviler savaşırken, Safevilerden kaçan Akkoyunlular Trabzon sancağına sığındılar.

Osmanlı döneminde Lazlar, hudut bekçiliği yapmıştır.
Gürcü ve Abhaz yağmacılarına karşı mücadele etmişlerdir.
1461-1483 yılları arasında Rize ve Pazar bölgesine yağma için üç büyük baskın yapılmıştır. Birincisini Gürcüler, ikincisini Gürcülerin yanında Ermeniler, üçüncüsünü ise Megreller (defterlerde “Mamiyan Kâfiri” şeklinde kayıtlıdır) yapmıştır.
Yağmacı Abhazların yerini ileriki yıllarda Rusların bölgeye sürgün ettiği Kazaklar alır.

Tuzcuoğlu Memiş, 1715’te doğmuştur.
Hopa eşrafından Hamdi Bey’in oğludur.
Mültezimlik yapan Memiş Ağa, devlete vergiyi peşin ödeyip köylere tahsildar sokmaz, askerlik çağına gelen gençleri de kapısında toplardı.
1772’de vali yapılan Canikli Hacı Ali Paşa’dan sonra Trabzon’da valilik, bir dönem babadan oğula / kardeşe geçerek sürdürüldü.
Memiş Ağa, yaşı 100’e dayandığı bir dönemde hakkında ölüm fermanı çıktı. 1815 yılında bölgede bir isyan hareketi başlattı.
23 Temmuz 1816’da Trabzon limanını basarak limandaki malları yağmaladı.
18 Ağustos’ta Trabzon, Memiş Ağa’nın eline geçti.
1817’de Of’ta kıstırılan Memiş Ağa ve kuvvetleri ile Osmanlı arasındaki muharebe 2 ay sürdü 26 Ekim 1817’de Memiş Ağa ele geçirildi.

Bu olaylardan sonra Tuzcuoğulları Rumeline sürgün edildi.

Rize İl Merkezi ve İlçelerindeki Tarihi Eserler (Haşim Karpuz)
Eşsiz tabiat güzellikleri, zengin halk mimarisi ve halk bilim değerlerine sahip şehrimiz…
Tabiat ve insan coğrafya ile de mimari bütünleşerek eşsiz bir uyum sergiler.
Dört mevsim renkli ormanlarda eser rüzgâr (!) derelerin çağıltısı…
Çiçeklerle çevrili yayla yolları, çay bahçeleri, tulum ve kemençe sesleri…

Yayla yerleşmelerinin ünlüleri: Varda, Gölyayla, Ovit, Karos, Ambarlı, Varap, Varoş, Elevit, Trovit, Palovit, Çiçekli Ayder, Başhemşin, Karvan, Taşlı…

Yöre insanı tarım, hayvancılık, denizcilik ve gurbetçilikle geçindi.
Çay tarımından plansız yapılaşma (betonlaşma) ortaya çıktı.
Rize’nin öncelikle çözümlenmesi gereken sorunlarının başında doğal ve kültürel çevrenin korunması gelmektedir.

1-    Rize Kalesi
Aşağı kale tamamen yok oldu.
İç Kale: Doğal bir yükselti üzerine kuruludur.
Kapının sağında (…) Ekrem Orhon’un mezarı bulunur.

2-    Bozuk Kale
Gündoğdu Köyü’nde yer alan küçük bir gözetleme kulesidir.

3-    İskender Cafer Paşa Cami
Klasik dönem Osmanlı mimarisi izlerini taşıyan tek camidir. 1570 yılında yaptırılmıştır.
Son cemaat mahalli ahşaptır.

4-    Gülbahar Sultan Cami

5-    Kale Cami
İç kalenin güneyindedir. 1658’de yapılmıştır.

6-    Küçük Gülbahar Hatun Cami
1959’da yenilenmiştir.

7-    Müftü Mahallesi Cami
1785’te yapıldı, 1965’te yenilendi.
Mihrabı taş, minberi ahşaptır.

8-    Orta Cami
1737’de yapıldı. 1941’de yeniden inşa edildi.

9-    Reşadiye Cami
İlkin 1671’de yapıldı. Bugünkü cami 1962’de yapıldı.

10- Camiönü Cami
Fener Cami olarak da bilinir. 1698’de yapıldı. 1949’da yeniden yapıldı.

11- Değirmendere Cami

12- Taşçıoğlu Cami

13- Şeyh Cami

14- Şehirler Çeşmesi

15- Kütüphaneler

16- Rize Atatürk Müzesi (Mataracaı Mehmet Efendi Evi)

17- Merkez Uzun Kaya Köyü Cami

18- Eski Rize Evleri
Şehir merkezinde az sayıdaki eski ev koruma altına alındı.
Yığma taş ve dolma tekniğiyle yapılmış evler, dört yana eğimli çatılar sahiptir.
Tuzcuoğulları evi Rize’nin en eski evlerinden biridir.

Ardeşen
1-    Ekşioğlu Cami
1869 tarihlidir.

2-    Seslikaya Köyü Cami
Ahşap süslemeli camilerin güzel bir örneğidir.

3-    Seslikaya Süleyman Dede Türbesi

4-    Tunca Köyü Cami
Minberi ahşaptır.

5-    Yukarı Durak Cami
Kapı kanatları ve minberi orijinaldir.

6-    Işıklı Cami
Ahşap minberi ve mahfili süslemeleri bakımından önemlidir.

Çamlıhemşin
1-    Zil Kale

2-    Kale-i Balâ (Yukarı Kale)
Diğer bir adı da Varoş Kale’dir.

3-    Şenköy Cami

4-    Aşağı Çamlıca Köyü Cami
Caminin minberinde ahşap işçiliğinin ne güzel örneklerini görmek mümkündür.

5-    Şenyuva Köprüsü
Tek bir kemerle Fırtına Deresini geçen köprü, bölgenin en eski köprülerindendir.

6-    Köprüköy Köprüsü

Çayeli
1-    Cafer Paşa Cami

2-    Ormancık Cami
Cami, ahşap ile oya gibi süslenmiştir.

3-    Kaptanpaşa Buzlupınar Köyü Köprüsü

Fındıklı
1-    Fındıklı Merkez Cami

2-    Çağlayan Köprüsü

3-    Çağlayan Mustafa Hacaloğlu Evi

4-    Hurşit Bey Evi

5-    Meyveli Köyü Cami

Güneysu
1-    Kıbledağı Cami

2-    Kiremit Köyü Aşağı Mahalle Cami

Hemşin
1-    Baltacı Cami

2-    Bilen Köy Cami

İkizdere
1-    Çamlık Köyü Merkez Cami

2-    Şimşirli Köyü Cami

3-    Güneyce Hacı Şeyh Cami

4-    Güneyce Köprüsü

Kalkandere
1-    Zıvane Köprüsü Cami
Bölgenin ahşap camilerinin en güzel ve iyi örneklerinden birisidir.

Pazar
1-    Kız Kalesi

2-    Cihar Kale

3-    Yücehisar Cami

Bizans dönemi yapılar askeri yapılardır.

Türk devri yapılarda ahşap süslemeler dikkat çeker.

Rize El Sanatları - (H. Örcün Barışta)
…çağdaşlaşma ile orantılı olarak yavaş yavaş el sanatları yerini endüstri ürünlerine bırakmaktadır.

Zengin bitki örtüsüne sahip olan bölgede ağaç işlerinde kızılağaç, şimşir, ıhlamur, kestane, ceviz, fındık, gürgen, erik, elma gibi ağaçlar kullanılır.
Bu ağaçlarla yapılan eşyalar; çekme sofra, iskemle, kaşık, tekne, kovan, yayık, kadı, gerdel, kepçe, ezmelik, beşik, sandık vs.
…iskemleler Rizelilerin güzelle yararlıyı bütünleştirdikleri tasarımlar olarak dikkat çekmektedir.
Beşikler boya kullanımıyla dikkat çeker.
Beşikler ahşaptan boncuk kesilerek süslenir.

Bitkisel örücülüğün Rize el sanatlarında önemli bir yeri vardır.
Örücülük, sarmaşık, mısır kapçığı ve mısır fidesinden elde edilen iplerle yapılmaktadır.
Fındık dallarını çıtlatıp kırdıktan sonra çakıyla kesilen düz şeritlerle örülen sepetler ayaklı (topuklu) ve ayaksız olmak üzere iki türlüdür.
Topuksuz parçalar yayvan gövdeli ve genellikle saplı tasarımlara sahiptir.
Topuklu parçalar ise tek topuklu, ağız kısmına doğru genişleyen üzüm toplamaya yarayan, ince uzun gövdeli tiyeter, daha büyük boyutlu iki topuklu ve topuklarına ip bağlanarak sırtta taşınan çay sepeti / sırt sepeti ve üç topuklu yük sepetidir.

Dokumacılık
Dokumalar bir renkli (monokrom) ve birden fazla renkli (polikrom) dokumalar olmak üzere iki türlüdür.
Tek renkli dokumalar kendir ipi olarak isimlendirilen kenevir ipiyle dokunanlar, yalnız pamuklu iplikle dokunanlar ve kendir ipi, ipek iplik, pamuklu iplik bileşimleriyle dokunan yörede melez olarak isimlendirilen dokumalar şeklinde gruplandırılabilir.

Atkısı ve çözgüsü kendir ipinden yapılan dokumalar kalın kendir ipinden dokunmuş sert ve seyrek bir dokuma türü olan 40 cm eninde natürel bej renkli bir dokuma türü olan feretiko, feretikodan daha kalın dokunmuş olan şal kuşağı, son olarak da en kalın kendir ipinden dokunmuş olan çuval görünümündeki çay soldurma bezi (şut bezi)…

İşlemeler
Tenteneler ince örgü alanında büyük zenginlik arz eder.

El Örgüleri
Yün ve kıl işleri
Başlık, kazak, hırka, yelek, eldiven ve çorap türlerinden oluşan el örgülerinin arasında çoraplar fark edilir.
Ya kısa ya uzun konçlu olarak yapılan çorapların beş şişle örülenleri ünlüdür.

Yorgancılık
Genellikle yüzü ve astarı farklı ve kumaştan örneğin ipek atlas, mermeşahi, basma vs. kumaşlardan hazırlanan yorgan kılıflarının ya pamuk ya da yünle doldurulduğu, tek dikişle dikildiği ve ağırlıkla çift kişilik yorgan yapıldığı görülmektedir.

Bakırcılık
Rize bakırcılığında genellikle dövme tekniği uygulanır.

Teneke işleri - Demircilik
Teneke fenerler,
Çayeli’nin tenekeciler çarşısında yakın zamana kadar bulunabilen fenerler teneke olarak isimlendirilen ince galvanizli sacdan yapılmaktaydı.

Taş işçiliği
Rize’nin taş işçiliği örnekleri arasında pleki (peleki) adı verilen tandırların önemli bir yeri vardır.

Ahşabın Kimlik Bulduğu Rize Geleneksel Mimarisi / (Cengiz Eruzun)
Bir yörenin mimarisini, o yöre insanlarının yaşamla ilgili ihtiyaçları ile bu ihtiyaçların karşılanabilmesinde yararlanılan olanakların uyumu belirler.

Kıyı kesimler, iç kesimlerden göç almaktadır.
Eskiler, korsan saldırıları nedeniyle kıyı şeridini güvenli bulmazlardı.
1000 metreden yüksekte geçici yerleşmeler daha basit ve küçüktür. Bu evler Began ve Koliv olarak adlandırılır.
Yaylalar
Yayla evlerinde hayvan barındırılan mekânlara, insana ayrılan mekândan daha fazla ihtimam gösterilir.
Ev yerinin seçiminde suya yakınlık, sabah güneşini görme, ekili alanları kontrol edebilme, çığ tehlikesinden uzak olma ve manzara önemli ilkelerdir.
Çay üretiminin yaygınlaşmasıyla geleneksel üretimin pek çoğundan vazgeçildi.
Serender ve ambar gibi yerleşim üniteleri önemlerini yitirdi.

Ahşap kolay bulunduğu ve kolay işlendiği için bölgenin temel yapı malzemesidir.
Daha çok çam, ladin, kayın, kestane gibi dayanıklı ağaçlar tercih edilir.
Kıyı kesimlerinde kestane, iç kesimlerde çam daha çok tercih edilir.
İkinci derecede kullanılan yapı malzemesi taştır.

Ahşap yığma
Ahşap yığma, yatay konumda üst üste bindirilerek dizilen taşıyıcı ahşap elemanlarla kurulan yapı sistemidir.
Dikey elemanlar yalnızca kapı ve pencere kenarlarına zorunlu olarak yerleştirilmektedir.

Kütük yığma
Yerleşim birimlerinin tek katlı yardımcı yapılarında ve yayla evlerinde uygulanmıştır.
Yayla evleri balta ile işlenmiş silindirik kütüklerin yatay olarak üst üste dizilmesiyle kurulur. Köşelere yörede kara boğaz denilen geçmeli birleşme detayı uygulanır.
Ahşap taşıyıcılar birleştirilirken uçları dışarıya taşırılır.
Pencereler yatay kütüklerin kertilmesiyle elde edilen deliklerden ibarettir.
Çatıda yine balta ile işlenmiş daha ince kesitli ahşap malzeme kullanılmıştır. Üzerine kütüklerin balta ile yarılmasıyla elde edilen hartamalar bindirmeli olarak yan yana ve arka arkaya dizilir.

Yontma ahşap yığma
Köy ve kasaba evlerinin eski örneklerinde üst katlar yontma ahşap yığma sistemi yapı sistemi ile inşa edilmiştir. İlk örneklerinde balta ile yontularak elde edilen 7-10 cm kalınlığındaki tahtaların yatay konumda taşıyıcı olarak kullanıldığı görülmektedir.
Köşeler daha hassas işlenmiş boğaz geçme detayları geliştirilerek birleştirilmiştir.
Kilit, halka ve çengel gibi pencere ve kapı kullanımı için gerekli olan elemanlar döğme demirden yapılmıştır.
Çatı örgüsü iç kesimlerde hartama kıyı kesiminde ise alaturka kiremittir.

Ahşap karkas
Kalın ve taban ağaçları köşeleri boğaz ya da kurt boğazı geçmelerle birleştirilerek yatay konumda yerleştirilir.
Taban ağaçlarının önceden belirlenmiş noktalarına köşe ve ara dikmeler dikmedir. Direk başlarına da yatay kirişleme atıldıktan sonra üç ya da dört eğimli çatı strüktürü kurulur.
Ahşap karkas yapı strüktürü yörede çatma sistem olarak bilinir.
Karkas sisteminin yüzey boşlukları ahşap ya da taş malzeme ile doldurularak yüzey oluşturulmaktadır. Eğer bu dolgu yatay olarak ahşap tahtlarla sağlanıyorsa blok ahşap dolma kare ya da dikdörtgen şeklindeki boşluklara teker teker aynı formda taşlar diziliyorsa göz dolma, üçgen şeklindeki boşluklara birden fazla taş parçaları harç ile yerleştiriliyorsa muskalı dolma adını alır.
Yatay taşıyıcıların taşıdığı direklerin arası dikey elemanların yakın aralıklarla ızgara oluşturduğu yine araları harçla taş parçaları doldurularak kapatıldığı yörede çakatura olarak tanımlanan cephe dolgu sistemi vardır.

Blok ahşap dolma
Yatay ve düşey ahşap yapı elemanlarının aralarındaki boşluk yatay olarak blok ahşaplarla doldurulan cephe sistemidir.

Göz dolma
Kıyı yerleşmeleri yapılarında göz dolma tekniği yaygın olarak uygulanmış daha sonra yerini muska dolma ve çakaturaya bırakmıştır.

3x10 veya 5x10 kesitli küçük ahşap parçacıkların 17x22 veya 20x25 boyutlarında oluşturdukları kutu boşluklarla göz dolma yüzeyinin strüktürü kurulur. Bu kutulara yassı dere taşları yerleştirilir.
Ahşap yüzey kurgusuyla taş malzeme arasındaki küçük boşluklar kireç harçlarla sıvanarak doldurulur.

Muskalı dolma
Muskalı dolma cephe sistemi detaylarındaki ahşap geçme yerine metal bağlayıcıların devreye girmesiyle oluşmuştur.
Cephe yüzeylerinin düşey taşıyıcıları 22-25 cm ara ile yerleştirilir. Aralarındaki ahşap parçalar ile üçgenler oluşturulur. Bu üçgen boşluklar içine kireç harç ile küçük taş parçaları yerleştirilir.

Çakatura
Muskalı dolma cephe tekniğinin daha da basite indirgenmiş türüdür.

Karma yapı sistemi
Yığma ve karkas sistemlerinin bir arada uygulandığı yapılar için kullanılır.
Yığma karkas sistemlere en tipik örnek, alt katı payandalı direkler üzerine oturtulan ahşap yığma serender yapılarıdır.

Çatı kuruluşu
Duvarların yağmurdan korunabilmesi için saçaklar alabildiğine geniş tutulur.
Çatı yüzeyleri iki, üç ya da dört eğimli olabilir. Bu çatı türlerine yörede sırasıyla semer, üç omuz, dört omuz denir.

Üslup ve estetik
Rize mimarisinin başarısı, asırlardır usta-çırak ilişkisi içinde zanaatın nesilden nesle aktarılmasına dayanır.
Yöre üslubunun en karakteristik özelliği göz dolma dolgulu çatma yapılarda görülür.

Rize Halk Kültürü / (Süleyman Kazmaz)
Halk kültürü toplumların dış etkenlerden uzak kalarak kendi ihtiyaçları için meydana getirdikleri maddi ve manevi eserlerin toplamı olarak tanımlanabilir.
Halk kültürü eserleri iki kategoride incelenir: maddi eserler ve manevi eserler.
Manevi eserler: şiir, hikâye, masal, meseli tekerleme, gelenek, görenek, halk hukuku ve halk hekimliğinden oluşur.
Şiirde duygu ve heyecan birinci derecede ele alınmakla birlikte Rize halk şiirinde bilgi ve düşünce ön plana çıkmaktadır. Şiir, duygu ve heyecandan ziyade düşüncenin ifade vasıtasıdır.
Doğu Karadeniz’de mavi ve yeşil sürekli yan yanadır.
Bölgede yaşayabilmek için insanın sürekli olarak çetin bir mücadeleyi göze alması gerekir.
Mücadelenin başlıca vasıtası bilgi ve düşüncedir.

Destanlarda mısralar (6+5) 11 hecelidir.
Birinci dörtlüğün 1-3, 2-4 mısraları öteki dörtlüklerin 1, 2, 3 mısraları kendi aralarında; her dörtlüğün 4. mısraı birinci dörtlüğün 2-4 mısraı ile kafiyelidir.
Konu itibariyle destanlar savaşlar, kahramanlıklar gibi toplum üzerinde iz bırakan önemli ve acılı olayları ve sevda ilişkilerini anlatır.

Türkü sözü biri şiir öteki de atma türkü olmak üzere iki anlamda kullanılır.
Türküler şekil itibariyle yedişer heceli beyitlerden oluşur.
Birinci mısraları serbest, ikinci mısraları birbirleriyle kafiyelidir.
Türkü dalında eser verenler arasında Ömer Çom önemli bir isimdir.
Atma türkü beyitler halinde icra edilir.
Şairin birisi bir beyit söyler, karşısındaki de yine beyitle cevap verir.
Mısraların hece sayısı yedidir.
Başta düğünler olmak üzere şenliklerde ve toplantılarda söylenir.
İki topluluk iki ayrı kol oluşturur. Her kolun başında bir şair bulunur. Buna kolbaşı denir. Öteki kişiler de ses vermek suretiyle kolbaşına yardım ettikleri için kürekçi adını alır.
Kol halinde türkü söylenirken çalgı kullanılmaz.
Türkü söylenirken horon edilmez. Halka şeklini alan iki kol türkünün havasına göre ağır ağır döner.
Atma türkü şairler için bir tür imtihan alanıdır. Hangi şair karşısındakini susturur ise (tutturursa) o usta şair sayılır.
Kadıbağı, düğünlerde, atma türkü söylemek için, meydana getirilen bir topluluktur. Kol kola girerek bir halka oluştururlar, kitle ses verir, biri söyler, ses ince ya da kalın olursa cevap gelmez, orta söylerler.
Türkücüler birbirini iğneler, birbirinin zayıf tarafına yüklenir.
Düğünlerde söylenen bir şiir türü de Selim Sayma’dır.
Kızın ardından gelen düğüncü kızın evinde önce Selim Sayma söyler.
Ocakta, tömelye denen taş kaldırılarak ortaya getirilir. Sonra Selim Sayma’ya başlanır. Selim Sayma, bu başlığı taşıyan şiirin koro halinde, kendine özgü bestesiyle söylenmesidir.
Selim Sayma kümelerden oluşur. Kümeler iki kısımdır; birinci kısım 3 ya da 4 mısradır.
İkinci kısım nakarattır.
Mısralarda hece sayısı 8’dir.
3 mısralık kümelerde her üç mısra birbiriyle kafiyelidir.
4 mısralık kümelerde ise 1, 2 ve 4. mısralar birbiriyle kafiyelidir. 3. mısra serbesttir. Her 3 ya da 4 mısradan sonra nakarat tekrarlanır.
Selim Sayma için gerekli halka kurulduktan sonra 2 ya da 3 kişi topluluğun başına geçer. Bunlar kümelerin birinci kısımlarını oluşturan özel besteleriyle, öteki kişiler de nakaratı söyler:
“Helessa yalessa
Heyamola hessa ho…”

Erkekler arasında söylenen Selim Sayma’da dönmek yoktur. Halkayı oluşturanlar oldukları yerde dururlar.
Selim Sayma’yı atma türkü izler. Bu nedenle Selim Sayma fazla uzun tutulmaz.

Rize halk şiirinde dörtlü türkülerle maniler geniş yer tutar.
Dörtlü türküler 7 heceli, 4 mısralı, birbirine bağlı olmayan, her biri ayrı bir düşünceyi kapsayan kümelerdir.
1 ve 2. mısralar serbest 2 ve 4. mısralar birbirleriyle kafiyelidir. Manilerden farkı da budur:
“Aldı bir ince yağmur
Paklar evun kirini
İki katar eltiler
Buldiler birbirini”

Maniler:
“Atma beni vurursun
Kız kolların kurusun
Funduk bahçelerinde
Ara beni bulursun”

Muamma, bu yöntemle şairler birbirlerini imtihan ederler:
“Kuşlardan hangi kuştur
Süt verir yavrusuna”
Cevap:
“Akşamdan dolaniyi
Avunun kapisina”

Tekerleme:
“Tarı suyadur
Fadimem ondadur
Kabaklar baş altındadur
Eşyası ambardadur
Belet kaptandadur
Fadimeyi alasun”

Rize halk kültüründe biri insanlarla biri de hayvanlarla ilgili olmak üzere iki türlü hikâye vardır.
Uzun kış gecelerinin başlıca eğlencesi hikâye, masal, efsane, obur hikâyeleridir.
İnanışa göre onurlar, kapılarda ağlar, iğne ucu kadar olan deliklerden bile geçer, evlerde dolaşır. Bu yüzden obur masallarını dinleyen çocuklar çok korkarlar.

Özlü sözler:
Ev adamı ne kadar kötü olsa yine evini bilir
El adamı ne kadar iyi olsa yine eldir, kendi evini bilir.

Ölüyü borçlu yatırmak günahtır.

Kadın gebe olduğu zaman hohori kuşu ağaca konar.
Çivi çivi…
Diye öterse doğacak çocuk erkek olur. Yok eğer,
Ho, ho, ho…
Diye öterse doğacak çocuk kız olur.
Kukudi kuşu her zaman ötmez; Nisan ayı içinde gelir, Mayıs ve Haziranda,
Kuku, kuku…
Diye bağırır, sıcak geldiği zaman gider
Kukudi için şöyle derler;
Kukudi sabahleyin sen kalkmadan bağırırsa seni yendi demektir. Onun için sabahleyin kukudi ötmeden kalkmak lazım.
Pardi kimin evine bakarak bağırırsa o evden ölü çıkar.

Beddua:
Yedi yorgan yıpratasun.

Düğün
Gönderilen eşya pazartesi günü gelir.
Salı günü yemek pişirilir.
Çarşamba günü oğlan ve kızın evinde düğün başlar.
Perşembe günü oğlanın evinde şenlik yapılır. Düğüncü gelini almak üzere kız evine gider. Perşembe akşamı gerdek gecesidir.
Cuma günü oğlanın evinde toplanılır. Buna sabayin ya da paça günü denir. Bugün için hazırlana elbiseye paça günü elbisesi denir.

Düğünden 2-3 gün sonra kız evinden damadın evine gidilir. Buna kıza bakmaya gitmek denir.
Bunun için mısır unundan helva yapılır. Siniye konur, baklava şeklinde kesilir. Orada helvanın yarısı alınır,  yarısı gelinin babasına geri gönderilir.
Bu olaya “sini” denir.
Bu ziyaretten sonra enişte davetleri başlar.

Gelin, evliliğin 7 ve 15. günlerinde kocasıyla birlikte baba evine gider. İkinci ziyarette iki akşam kalır.
Yeni gelin kırk gün, baba evine yaptığı ziyaretler dışında akşamları evden dışarıya çıkmaz. Doğumu izleyen kırk gün içinde de bebek ve loğusa evden ayrılmaz.

Eğratlık / meci
Bu gelenek, komşuların birbirlerinin işlerini ücretsiz olarak görmeleridir.
Mısır, iki defa çapalanır. Buna 1 ve 2. kat denir. Bu eğratlıkla yapılır.
Mısır toplandıktan sonra komşular çoğunlukla geceleri toplanarak birbirlerinin mısırlarını soyarlar. Buna mısır mecisi denir.
Benzer şekilde gübre mecisi, fındık mecisi ve odun mecisi vardır.

Hayvancılıkta ölür itmez adlı bir sözleşme vardır.
Hayvan sahibi belli sayıdaki hayvanını bakıcıya teslim eder. Sözleşme sonunda bakıcı kişi aldığı miktarda hayvanı teslim eder (ölür, itmez). Sözleşme süresince elde edilen ürünler yarı yarıya pay edilir.

Yörede kamu işleri hukuki esaslara bağlıdır.
Değirmeni işletmek için bir kişi görevlendirilir. Bu kişi öğütülecek mısır varsa gece dahi çalışır. Öğütülen mısırdan belli bir miktar pay alır (bu onun ücretidir).

Anlaşmazlıklar yörenin saygın kişileri tarafından oluşturulan meclislerde çözülür (cemaatluk). Bu kişilere genellikle “dayı” denir. Bir çeşit hakem kuruludur.

Halk hekimliği iki bölümde ele alınmalıdır. Birincisi uzvi hastalıklarla ilgilidir. Bunlar kocakarı ilacı da denen tedavi yöntemlerini içerir.
Baş ağrısı için marol dövülür, üzerine sirke dökülür. Ayrıca küflü peynir suyu içirilir.
Geceleri altını kirleten çocuğa kabuklu yumurta yedirilir.
Çıban tedavisi için yulaf unu, bal ve arpadan yapılan lapa kullanılır.
İkinci bir uygulama manevi yöntemleri içerir. Nefes, muska, büyüler ve kurşun dökmek manevi tedavi yöntemleridir.
Muska, ayet yazılan kâğıdın üçgen şeklinde katlanmasıyla oluşturulur.
Genç adam kavuşmak istediği sevgilisine muska suyu içirir.
Büyüler türlü şekillerde yapılır. Delikanlı sevdiği kızın saç telini değirmen çarkına bağlar, çark dönünce kız, delikanlıya kaçar.
Gerdek gecesi damasın geçeceği yolun bir tarafına bıçak, diğer tarafına da kını konur. Damat geçtikten sonra bıçak kınına yerleştirilir. Böylece bağlanan damat kocalık işini göremez.

Halk kültüründe bilgi edinmenin yolu gözlem ve deneydir.

Ocakta üç taş vardır. İkisi yanlarda biri üstte. Üsttekine tömelye taşı denir. Bunun arkasındaki taşa da femele taşı denir.

Hamsikoli yörede yol azığıdır.

Mısır
İhtiyaç sebebiyle harmandan önce yaş olarak koparılan mısır kurutularak öğütülür. Bu mısırdan elde edilen una furmesi denir.

Kokulu üzümün suyundan pepeçura yapılır.

Nayla, eski kayıtlarda serender olarak adlandırılan özel bir ambar türüdür.
Naylanın zeminine çaçel konur. Bu çaçel havalandırma işlevini yerini getirir.
Naylaya gezici merdivenle çıkılır. Nayla, çoğunlukla mısırları sağlamak ve kurutmak için kullanılır.

Dokumacılık
Dokumacılığın ilk maddesi kendirdir.
Kendirin kabuğu soyulur. Dövülmek, taranmak suretiyle kendirler iplik haline getirilir. Bu ipliklerden feretiko ve ketan olmak üzere iki türlü bez dokunur.
Kendir ve pamuk ipliğinden yapılan bez, feretiko, yalnız kendir ipliğinden üretilen bez ketandır.
Genelikle açık boz sarı renkte olan feretiko, sıcak yaz günlerinde deniz kıyısında çakıl ya da kumların üzerine serilir. Deniz suyuyla ıslatılır.
Güneş altında kuruyan bez aynı şekilde ıslatılır. Bu işlemler tekrarlanmak suretiyle feretiko beyazlatılır.
Ağartma işleminin yapıldığı yerlere kasar, feretikoyu ağartmak işlemine de kasara vermek denir.

Uzunluk ölçüsü olarak ketan bezinde pitime kullanılır. Bir pitime 50 ya da 60 cm’dir. 30-35 ya da 60 pitimlik beze bir top denir.
Feretikodan iç gömleği, peşkir ve yatak çarşafı üretilir.
Ketan bezinden ise gömlek üretilir.

Rize İlinde Çay Tarımının Yaptığı Sosyo-Ekonomik Etkiler (Hasan Özyurt)
Rize’de ilk çay ekimi 1917 yılında denendi.
Daha önce 1883’te başka illerde deneme yapılmış ancak verim alınamamıştır.
1917 yılında Ali Rıza Erten çay tarımının Artvin ve Rize bölgesinde yapılabileceği yönünde raporlar hazırlamıştır.
1938 yılında 138 kg ürün elde edilmiştir.
İlk büyük kapasiteli fabrika 1947 yılında Fener semtinde kurulmuştur.
Çay tarımı diğer ürünlere göre daha uzun süreli istihdam sağlamış ve bu nedenle mısır, mandalina gibi Rize’de yetiştirilen diğer tarım ürünlerinin ekim alanları azalmıştır.
Bugün Rize genelinde (kivi denemeleri hariç olmak üzere) ciddi anlamda ekonomik değeri olan zirai ürün yetiştirilmemektedir.
Çay tarımının yaygınlaşmasıyla birlikte Rize’de keten kullanımı %51’den %9’a düşmüş, bunun yerine pamuklu ve yünlü ürünler kullanılmaya başlanmıştır. Kara lastik kullanımı %37’den %19’a düşmüştür. Kösele ayakkabı kullanımı ise %7’den %54’e yükselmiştir.

Rize’de Yaylacılık (Solmaz Karabaşa)
Yaylacılık hayvanların otlatılması için yüksek rakımlı düz arazilere çıkılmasıdır.
Rize’deki yaylalar daha çok Kaçkar Dağlarının eteklerindedir.
Yaylada kalış süresi yaklaşık 3 aydır.
Yayla insanlarının işi sütü değerlendirmek, yakacak odun toplamak, yiyecek yemek hazırlamaktır.
Boş zamanlarda sohbet edilir, oyunlar oynanır.
Kadınlar el işi yapar.
Vartevor zamanı, genellikle Temmuz sonu, Ağustos başıdır. Vartevor zamanı ot biçilir, eğlenceler yapılır.

Yayladan ki yurudum
Yayla güneşli idi
Geriye bakamadum
Gözlerim yaşli idi
Rize
Kültür Bakanlığı
Tanıtma Eserleri Dizisi
1997, Ankara


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder