7 Nisan 2018 Cumartesi

Akçaabat Köy Orta Oyunları


Akçaabat Köy Orta Oyunları

Kocaman oyunu:
Oyun, mısır ayıklama sırasında, geceleri, işçiler taralından oynanır.
Şahıslar: Kocaman, kocaman’ın kızları köy ihtiyar heyeti, bekçi ve iki delikanlıdan ibarettir.
Kocaman, konuşkan, şakacı, bir adamdır. Mısır püsküllerinden bıyık yapmış ve sırtına mısır fırçaları (koçan) yüklemiştir.
Kızlar, kadın elbisesi giymiş iki yakışıklı delikanlıdır. Kocaman kızlarla kendi kılık kıyafetini hiçbir kimsenin bilmediği ve görmediği bir yerde hazırlamıştır. Köy ihtiyar heyeti ile bekçi ve iki delikanlı tabii kıyafetleri içindedirler. Olay koy odasında geçer.
Kocaman, dışarıdan kapıyı çalar. Köy bekçisi kapıya koşar :
— Kim o?
— Köyünüze misafir kabul eder misiniz?
— Dur, biraz bekle de muhtara sorayım.
“Bekçi bağırır.”
— Hey muhtar! Köye bir misafir geldi, kabul edelim mi?
“Muhtar yanındaki üyelere döner”
— Ne dersiniz ağalar, kabul edelim mi?
“Üyeler hep birden.”
— Sen bilirsin muhtar, istersen gelsin bir defa görelim.
“Muhtar bekçiye”
— Ulan bekçi, de ona gelsin bakalım, kimdir.
“Bekçi kapıyı açar. Kocaman bastonuna dayanarak, tuhaf bir ihtiyar yürüyüşü ile ve kızları yanında olduğu halde içeriye girer. Kızlar, çeşitli cilve, işve ve edalarla sallana sahana muhtarın önünde dururlar.
“Kocaman, ortaya şöyle hitap eder.”
— Esselâmünaleyküm ve rahmetullah, ağalar.
Muhtar:
— Ve aleyküm selâm, hoş geldiniz, salalar getirdiniz, şurada oturun bakalım.
"Kocaman, ortaya yığılmış mısır fırçalarının üzerine oturur.
“Muhtar sorar”
— Ee, söyle bakalım ihtiyar, nerden gelip nereye gidiyorsun?
“Kocaman, derin derin içini çeker. Kızları kıkır kıkır güler. Kocaman bastonu ile onları tehdit ettikten sonra anlatmağa başlar.”
— Benim dertli başıma geleni ne sen sor, ne ben söyleyeyim ağam. Köyüm yandı, evim - barkım yandı, bizim garip köroğlu’yu sel aldı. Oğullarım Zonguldak'ta kömür ocağının altında ezildi. Ben de bu iki kızcağızımla ortada kaldım. Bana köyünüzü salık verdiler. Orda sana iki kabak ocaklığı ver verirler, ekip biçersin, geçinip gidersin, dediler. Biz de gelip himmetinize sığındık.
"Muhtar, ihtiyar heyeti ile kendi aralarında fısıltı halinde görüşür.”
— Peki Kocaman, senin dediğin gibi olsun. “Bastonu ile mısır fırçaları serilmiş avluda bir yeri uzaktan işaretler “işte sana iki kabak ocaklığı yer. Güle güle otur, güle güle yaşa.”
Kocaman ve kızları ellerine birer değnek alırlar. Kendilerine verilen bir metre kare kadar yeri açmağa ve güldürücü hareketlerle işlemeğe başlarlar.
Akşam olmuştur. Kocaman ve kızları yorgundur. Biri sağında, diğeri solunda uzanırlar. Derin bir uykuya dalarlar. Horlamağa başlarlar.
Bu sırada Kocaman’ın kızlarını gözlerine kestiren iki delikanlı, sağdan, soldan sine sine, yaklaşıp kızları uyandırırlar.
Güldürücü âşıkane sözler ve hareketlerle kandırıp kaçırırlar.
Kocaman uyanır. Kızlarını bulamaz. Güldürücü feryatlarla dövünmeğe başlar. Sonra muhtarı arar, şikâyet eder. Muhtar onu teselli eder. Kızları ve delikanlıları bekçi vasıtası ile buldurur. Onları muhakeme eder. Kızlar, kendi istekleri ile kaçtıklarını söylerler. Kocaman hiddetlenir. Çileden çıkar. Muhtar işi tatlıya bağlar. Kızlar ve delikanlılar Kocaman’ın elini Öperler. Çeşitli oyun, türkü ve eğlenceler yaparak gençleri evlendirirler.
Muhtar, Kocamana iki kabak ocaklığı daha vererek köy kütüğüne kaydeder.

Kavuklu İmam oyunu:
Konuşkan, şakacı bir delikanlı kimsenin görmediği bir yerde dibi tablalı büyükçe bir tası su ile doldurarak başına oturtur.
Üstüne büyük bir şal ile büyük bir sarık sararak tası gizler. Tasın üstü açıktır, sarık sebebiyle kimse fark etmez. Mısır fırçaları (koçan) serilmiş avluda oturanlar medrese usulü ders nizamında yerde sıralanırlar. Kapıyı gözetleyen biri:
— Kavuklu imam geliyor, diye haber verip yerine oturur. İmam salına salına girer.
İmamın kılığını tuhaf gören talebeler kıkır kıkır gülmek teşebbüsünde bulundukları sırada, imam, uzun sopası ile onları tehdit eder. Talebelerin önünde bir sağa, bir sola gidip geldikten sonra postuna oturur. Ders başlar.
— Beni iyi dinleyin, bugünkü dersiniz “Kabakuve” üstünedir. İyi dinlemeyen ve öğrenmeyenin beynini patlatırım. Biraz durur.
— Önce, bir kere ben okuyayım, siz içinizden heceleyin.
Okumağa başlar:
— Festil, yevmil, zatil, Kabakuve. Anladınız değil mi? Şimdi ben okuyayım, siz tekrarlayın.
İmam kelime kelime okur. Dinleyenler hep birden tekrarlarlar.
— Haydi bakalım okuma sırası şimdi sizde.
Sıradan okutmağa başlar. Yalnız oyunu Önceden bilenler bile bile yanlış okurlar.
İmam “festil” deyince “pestil”, “yevmil” deyince “zenbil,” “zatil” deyince “katil,”
“kabakuve” deyince “kabakkuyusu” yahut bunlara benzer bir şeyler uydurup söylerler. Oyunu önceden bilmeyenler imamın bütün sözlerini tekrarlarlar. İmam bütün talebeleri birer kere okuttuktan sonra tekrar baştan alıp okutmağa başlar. Bile bile yanlış okuyanlar kendilerini kurtarırlar.
Bilmeyip imamın sözlerini aynen tekrarlayanlardan birine imam şöyle der:
— Aferin evlâdım, berhudar olasın. Çok murat alasın. Sen benden daha büyük bir imamsın. Bu sarık bana değil sana lâyıktır. Başından sarığı alıp onun başına ters koyar, delikanlı iyice ıslanır.

---
Elçin, Şükrü. (1969), “Akçaabat Köy Orta Oyunları,” Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Yıl: 21, Cilt: 12, Sayı: 242, (5405-5406)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder